Atatürk Okulu > Kitaplık
05-01-2016
YENİ BİR BAŞUCU KİTABIMIZ: PANZEHİR

Cihan Dura

5.1.2016

 


 

 

"Bir zaman gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir.

Fikirlerimi inkâr edenler ve beni çekiştirenler çıkabilir.

Hatta bunlar benim yakın bildiğim ve inandıklarım arasından bile olabilir.

Fakat ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidir ki,

bu fikirler Hint'ten, Mısır'dan döner dolaşır gene gelir,

feyizli neticeleri kalpleri doldurur."


Mustafa Kemal Atatürk

 

Atatürk bir İzmit konuşmasında (19 Ocak 1923) şöyle diyor: “Efendiler, hayatın felsefesi, tarihin garip tecellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her faydalı şey karşısında onu yok edecek bir kuvvet belirir. Bizim dilimizde buna irtica derler. İyi bir şey yaptınız mı biliniz ki, bunu yok etmek için karşınıza muhalif, mürteci, gerici bir kuvvet çıkacaktır.

Doğrudur, bütün tarih boyunca hep böyle olmuştur. İnsanlığa büyük hizmetleri geçmiş pek çok düşünür, ahlakçı, sanatkâr, devlet adamı, komutan, hatta peygamber bu tür gerici saldırılardan kurtulamamıştır. Halkımızın dehası bu yasayı “meyve veren ağacı taşlarlar” sözüyle ifade eder. “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” sözümüz de öyle… Tarihin en büyük şahsiyetlerinden biri olarak Atatürk ve eseri de elbette söz konusu yasanın bir istisnası olmayacaktı. Öyle ki saldırılar, yalanlar ve iftiralar daha Millî Mücadele yıllarında başlamış, bugüne kadar devam etmiş, günümüzde (AKP iktidarında), diyebilirim ki, doruk noktasına ulaşmıştır; ne yazıktır ki, devam da edecektir.

Ancak, yine halkımızın güzel deyişiyle güneş balçıkla sıvanır mı? Sonra, gerçeklerin, üzerleri ne kadar örtülürse örtülsün, eninde sonunda ortaya çıkmak gibi bir huyu yok mudur? Peki, nasıl oluyor bu? Elbette erdemli insanların sağduyusu sayesinde, yurtsever, namuslu ve gerçeksever aydınların, yazarların çalışmalarıyla oluyor.

Ülkemizde Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 95 yıldır süren “yalan, çarpıtma ve iftira” kampanyalarının, toplum ve devlet bünyesinde büyük tahribatı da oldu. Zaten üretilip ortaya atılmalarının asıl gayesi de budur. O zehirli tohumların birçok yerde, toplumun her kesiminde ürün verdiğini görüyoruz. Ancak zararın neresinden dönülse kârdır. Günü gelir İsmet Görgülü’ler, Turgut Özakman’lar, ardından Sinan Meydan’lar çıkar, gerçeklerin üzerine çekilen kirli ve kalın perdeleri bir bir indirirler; Mehmet Akif’in deyişiyle “hakkı tutar kaldırırlar.”  Hak gelir, batıl zail olur.

***

Tarihçi-yazar Sinan Meydan’ın, İnkılap yayınları arasında çıkan son kitabı “Yalanlara, Çarpıtmalara, İftiralara Panzehir: Gerçeğe Çağrı”yı okumaya başlayınca, ilk aklıma gelen düşünce Atatürk’ün “Biz daima gerçeği arayan, onu buldukça da söylemekten çekinmeyen insanlar olmalıyız” sözü oldu. Sonra, yazarı düşündüm, şöyle dedim kendi kendime: İşte insan olmak budur, aydın olmak, Atatürkçü olmak budur.

Panzehir; “Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının yalan ve iftiralarına karşı Türkiye’de yıllardır devam eden direnişin son bir savunmasıdır.” Yazarın “Bir Atatürk Düşmanının İbretlik Sorularına Atatürk’ten Kısa Yanıtlar” başlığı altında verdiği yanıtların dipnotlu, kaynaklı daha geliştirilmiş şekli”dir. Atatürk düşmanlarının diğer ‘kült’ yalanlarına, çarpıtmalarına, iftiralarına verilen bilimsel yanıtları da içermektedir. Bir “panzehir”dir, çünkü ortaya koyduğu kanıtlar bu yalanların hepsini etkisiz hale getirmektedir. Bence Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının ürettiği karalamalara karşı yazılmış en kapsamlı, en derinlikli yapıtlardan biridir. Turgut Özakman’ın, akademik yönü ağır basan “Vahidettin, M. Kemal ve Millî Mücadele” adlı kitabı da öyledir. Ancak Sinan Meydan’ın yapıtı akademik olduğu kadar da yalın ve sürükleyici; çok daha rahat ve kolaylıkla okunuyor, çok rahat anlaşılıyor.

Değerli yazarımız, “Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etme sürecinde tarihimizi silip yerine yalan bir tarih yazma peşindeler, Buna izin veremeyiz” diyerek yola çıkmış. Bu soylu tavır hepimize, her samimî Atatürkçüye örnek olacak, yol gösterecek niteliktedir.

***

Sinan Meydan 1975 Artvin doğumlu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih bölümü mezunu; şimdiye kadar 20 kitap yayımlamış, ayrıca birçok makale kaleme almış. Bütün Dünya dergisinde yazıyor. Internet sayfası var: www.sinanmeydan.com.tr

Sinan Meydan, “hafızalarımızın silinmesini engelleyen, geçmişi unutmayan, unutturmayan, araştıran, anlatan” genç bir Atatürkçü yazardır. Bugünkü ve gelecek kuşakların başta gelen umutlarından, öğreticilerinden biridir. Tarihî belge ve bilgilerin, gerçeklerin sinsice ve sürekli gizlenmeye, hatta yok edilmeye çalışıldığı bir ortamda ona, bu genç bilge tarihçiye çok iş düşmektedir. Kendisine de bir vesileyle bildirdim, Sinan Meydan bugünün büyük handikaplarla boğuşan, iç ve dış bedhahlarca karanlıklara, uçurumlara sürüklenmek istenen Türkiye’sine, biz Atatürkçülere “Tanrı’nın bir lütfu”dur.

Kitaplarından şu örnekleri vermek isterim: Son Truvalılar: Truvalılar, Türkler ve Atatürk, Truva Yayınları, İstanbul, 2006; Atatürk’ü Anlamak İçin: Nutuk’un Deşifresi, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2009; Atatürk ile Allah Arasında: Bir Ömrün Öteki Hikâyesi, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2009; Atatürk’ün Gizli Kurtuluş Planları: Parola Nuh, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2009; Sarı Paşam: Mustafa Kemal, İttihatçılar ve II. Abdülhamit, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2015; Cumhuriyet Tarihi Yalanları, (1. kitap), İstanbul, 2010; Cumhuriyet Tarihi Yalanları, (2. kitap), İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2011; Akl-ı Kemal: Atatürk’ün Akıllı Projeleri, (5 cilt bir arada-özel baskı), İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2014; Öteki Mehmed Âkif: Vaiz, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 2015.

***

Sinan Meydan Panzehir’de; “Şalcı Bacı’dan Rize’yi bombaladığı söylenen Hamidiye’ye, gökten indiği sanılan kitapların dogmaları sözünden Atatürk’ün sansürlenen mektubuna, Karabekir’in iddialarından Türkçe Kur’an ve ezandaki Felah tartışmasına, Kamal’dan hafta tatilinin pazara alınmasına, Atatürk’ün evliliğinden soyuna sopuna, Atatürk masondu tartışmasından 23 Nisan yalanına, güzellik yarışmalarından Atatürk’ün malvarlığına, İstiklâl Mahkemelerinden Lozan yalanlarına” ve daha pek çok karalama, yalan ve iftiraya mantıklı, bilimsel, ikna edici yanıtlar veriyor.

Kitap 27 bölümden oluşuyor. İlk (8. Bölüm hariç) onüç bölümle 19., 23. ve 24. bölümler dinle ilgili yalan ve iftiralara ayrılmış; bunlar Atatürk’ün bir sözü ve bir mektubuyla, Mehmet Akif, şapka, İskilipli Atıf, Şalcı Bacı, halifelik, ezan, Arap harfleriyle, Ayasofya, hafta tatili, devrimler ve güzellik yarışması ile ilgili. Geri kalan on iki bölümde Atatürk’ün malvarlığı, Suriye-Filistin, Azerbaycan, Ali Şükrü Bey, Atatürk’ün soyağacı, Latife Hanım, Osmanlı arşivi, Masonluk,… gibi konularla ilgili iddialar çürütülüyor.

Ayrıntılı bir “içindekiler” kısmı sayesinde kitabın içeriği kuşbakışı izlenebiliyor; geniş bir “kaynakça” kitabın değerini ve faydasını artırıyor. Yapıt ayrıca özgün ve  anlamlı, işlenen konuyu aydınlatıcı resimlerle donatılmış. Eğer bundan sonraki baskılarında bir de dizin eklenirse, Panzehir’in değeri ve yararlılığı daha da artmış olacaktır.

***

Kitabın hedef kitlesine gelince, diyebilirim ki, herkes için yazılmış; herkesin okuması lazım. Çünkü en yüce değer olan gerçekleri ortaya koyuyor, daha doğrusu gerçeklerin üzerine atılmış kalın örtüleri kaldırıyor. Gerçeklere, su gibi, ekmek gibi, herkesin ihtiyacı vardır. Bununla birlikte Panzehir özellikle yurtseverlere, Atatürkçülere, yaygın bir beyin yıkama bombardımanına tutulmuş olan genç kuşaklara yönelik bence… Yalanlarla karartılan gerçekleri öğrensinler, onlar da diğer bilmeyenlere, aldatılan yurttaşlarımıza ulaştırsınlar, karanlıkları yok etsinler diye…

Panzehir’in ilk dikkatimi çeken özellikleri; bilimsel olduğu kadar kolay okunur olması, derin bir tutkunun ve içtenliğin eseri olması… Hakikaten son derecede bilimsel, sağlam kaynaklara dayalı, dip notlarla yüklü… Konulara tam bir hâkimiyet hemen kendisini belli ediyor; titizlik, ince muhakemeler ve çok yönlülük kitabın diğer özellikleri. Olaylar yalnız tarihî yönden değil, mantık ve bilim yönlerinden de inceleniyor, kurgusal yönleri ortaya konuyor. Tutarsızlıklar, çelişkiler, aykırılıklar ince analizlerle, neredeyse matematik bir yaklaşımla belirlenip gün ışığına çıkarılmış. İddiaların temelsizlikleri, “belgesizlik”leri gösterilmiş. İleri sürülen her yalan, çarpıtma veya iftira öyle yüzeysel ve tek boyutlu olarak değil, birçok farklı yönden ele alınarak, belgelerle, güçlü kanıtlarla çürütülmüş. Buna karşılık bu 568 sayfalık kitap bir roman gibi rahat ve adeta soluk almadan okunuyor. Düzgün, kusursuz, yalın ve akıcı Türkçe’si insanı hayran bırakıyor.

***

Panzehir’in başka faydaları da var: Cumhuriyet tarihimizle ilgili bilmediğimiz birçok yeni, farklı, şaşırtıcı gerçekleri öğreniyoruz. Atatürk’ün kullandığı kimi teknikleri, stratejileri öğreniyor, örneklerini buluyoruz.

Bundan başka, yalan ve iftiraları kimler üretti, onları da tanımış oluyoruz: Tabii, baş uydurmacı veya yazarın deyişiyle “öncü” Necip Fazıl Kısakürek… Bu şahsın “takipçileri” diyebileceklerimse şunlar: M. Şevket Eygi, Kadir Mısıroğlu, Mustafa Armağan, Yavuz Bahadıroğlu, Nevzat Çiçek,… Diğer “Cumhuriyet tarihi yalancıları” ise Said Alpsoy, Nimet Arzık, Çetin Altan ve mahdumları… Yazar bunlardan bazılarını “tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları” olarak anıyor. Kitapta adı geçmemekle birlikte, Rıza Nur, Saidi Nursi, H. Hüseyin Ceylan, Vehbi Vakkasoğlu, Abdurrahman Dilipak, Mustafa Müftüoğlu, İdris Küçükömer, Sevan Nişanyan, Fikret Başkaya, Attila Yayla, Cemil Koçak, Engin Ardıç gibilerini de aralarına katabiliriz. Elbette başkaları da var. Bütün bunlar “eli kalem tutan, ağzı laf yapan Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı tarihçi, yazar, araştırmacı ve gazeteci” takımıdır. Bir zamanlar Yalçın Küçük de aynı kişilerin çizgisinde yazılar kaleme alıyordu.

***

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanlarının hemen tamamına yakınının amacı gerçekleri ortaya koymak değil, tam aksine gerçekleri karartmak, şüpheli kılmak, öğrenilmelerini engellemektir. Neden böyle yapıyorlar? Çünkü Atatürk’e ve Cumhuriyet’e karşı nefret uyandırmak, halkımızı devletimize düşman etmek istiyorlar. Bu amaçla sahte belge üretiyor, şayialar, dedikodular uyduruyor, beyin yıkama, algı operasyonu yöntemlerine başvuruyorlar. Peki, bu yalan ve iftiralar neden bu kadar etkili oluyor? Çünkü insanlarımız Cumhuriyet tarihimizi bilmiyorlar. Uydurmalara sorgulamadan inanıyorlar, ayrıntıları fark edemiyor, çelişki ve tutarsızlıkları göremiyorlar. İşte bu yetersizliklere karşı panzehir, Sinan Meydan’ın kitabı Panzehir

Atatürk’e, dolayısıyla Cumhuriyetimize yöneltilen karalamalar, yalanlar ve iftiralar hakkında her Atatürkçü bilgili, donanımlı, bilinçli olmak zorundadır. Bu iddiaların asılsızlığını, temelsizliğini gösteren, her birini çürüten kanıtları iyi öğrenip, en yakınlarından başlayarak yurttaşlarımızı aydınlatmaları, sürekli böyle bir mücadelenin içinde olmaları gerekiyor. Çok muhtemeldir ki, bu “iç düşmanlar”ı saptıkları yoldan döndüremeyiz. Çünkü onların niyeti başkadır, onların niyeti “çamur at izi kalsın” ahlaksızlığıdır. Marifetlerini sürdüreceklerdir. Ancak halkımız var, gençlerimiz, gelecek kuşaklar var;  asıl önemli olan onlar… İşte onları, kötü niyetlilerin, bu “gericiler”in tasallutundan koruyabiliriz. Yoksa, nasıl kendimize Atatürkçü deriz?

İşte Sinan Meydan’ın kitabı bizlere bu kutsal hizmet için gerekli malzemeyi ve araçları sağlıyor. Bundan dolayıdır ki, Panzehir bir başucu kitabımız olma nitelik ve onurunu hakkıyla kazanıyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura