Atatürk Okulu > Milli Egemenlik Dersleri
01-07-2014
YEDİNCİ KONU: MİLLÎ EGEMENLİK NEDİR?

Cihan Dura

2.7.2014


Bu yazının konusu Atatürkçülük öğretisinin temel kavramlarından “Milli Egemenlik’tir.  Önce Millî Egemenliğin kaynaklarını açıklayacak, tanımını yapacak, ardından Millî Egemenlik bakımından çok önemli olan iki koşulu açıklayacağım. Ardından, Ulusal Egemenliğin niteliklerini belirteceğim. Son olarak, Türkiye’de Egemenliğin milletin elinde olup olmadığı konusunu irdeleyeceğim.

1) Millî Egemenliğin Kaynakları

Burada yanıtını arayacağım soru şu: Millî Egemenlik dediğimiz güç nereden kaynaklanır, Milli Egemenlik nasıl tanımlanabilir?

Millî Egemenlik öncelikle bir ülkenin insan çokluğundan, nüfusundan kaynaklanır. Tek bir insanın fizik gücüyle, 10 kişinin, 100 kişinin gücü bir midir? Ya bir milletin, örneğin 75 milyonluk Türk Milleti’nin gücü?...

Sayıca insan çokluğu; coğrafya, geniş ve çeşitli doğal kaynaklarla, kültür birikimleri, ekonomi, düşünce ve duygu hazineleri ile bir araya gelerek muazzam boyutlarda maddî ve manevî bir güce hayat verir ki, bu güce “Milli Egemenlik” adı verilir.

Buna göre, kanımca Millî Egemenliğin kaynakları beştir. Millî Egemenlik bu beş gücün bileşkesi olarak da tanımlanabilir, aşağıda sayıyorum:

-Ülkenin nüfusu,

-Ekonomik gücü (doğal kaynaklar, sermaye, üretim),

-Beyin gücü,

-Bilim gücü (eğitim düzeyi, kültürel, bilimsel ve teknolojik birikim),

-Sosyal ahlak düzeyi.

Millî Egemenliği “oluşturucu güçler” adını verebileceğimiz bu beş gücün bileşimi Millî Egemenliği meydana getirmektedir. Doğaldır ki, bir millet; iradesini, istek ve emellerini ancak bu güçlerin derecesi, büyüklüğü, etkinliği ölçüsünde yerine getirebilir.

Demek ki “Millî egemenlik” sadece ülkenin nüfusuna, ülkedeki insan sayısına bağlı değildir. Neden? Şundan dolayı: Nüfusları aynı, eğitim düzeyleri farklı olan iki ülke düşünelim: Eğitim düzeyi yüksek olan ülkede Millî Egemenlik; eğitim düzeyi düşük olan ülkeye oranla daha etkili olacaktır. Çünkü eğitim düzeyi yüksek ülkenin insanları; daha uyanık, daha takipçi, daha seçici, yaratıcı olacaklardır. Çünkü eğitim, insana bilimsel bilgi, kültür ve yetenek kazandırır. Bilimse en güvenilir yol göstericidir; insanların gerçekleri görmesini, tercihlerini gerçeklere göre yapmasını sağlar.

Peki, bu güçlerin siyasal güç karşısındaki konumu nedir? Onunla yan yana mıdır, onun içinde veya dışında mıdır? Siyasal gücün kaynağı ya da sonucu mudurlar? Üzerinde düşünmek gerekir bu problemin. Benim varsayımım şu: Siyasal güç yani egemenlik bir milletin bütün diğer güçlerinin bir ürünü, bir bileşkesidir. Bu sebepledir ki, Millî Egemenlik deyince, genellikle siyasal güç anlaşılmaktadır.

Bir millet fizikî, ekonomik, mâlî, kültürel, bilimsel, askerî bakımlardan ne kadar güçlü ise, Millî Egemenlik de o kadar yüksek düzeyde olur. Ya da bütün bunların bileşkesi Millî Egemenliği oluşturur. Örneğin bir halk ne kadar bilimselleşmişse, egemenliği o kadar etkili olur. Ekonomik bakımdan ne kadar güçlü ise, egemenliğini, kendi iradesi yönünde o kadar rahat kullanır.

2) “Bir Arada Olma" Koşulu

Egemenlik bakımından önemli olan iki koşul vardır, birincisi “bir arada olma koşulu’dur.

 Milli İrade daima Millî Egemenlik ile birlikte, bir arada olmalıdır, tıpkı yapışık kardeşler gibi... Yoksa gerçekleşemez, somutlaşamaz. İşte bu duruma “bir arada olma koşulu” adını veriyoruz. Dediğim gibi, aksi halde Millî İrade tecelli edemez; çünkü ona can veren, hayat veren yalnızca Millî Egemenlik’tir.

Milletin bugününün ve geleceğinin tek güvencesi bu beraberliktir. Neden? Çünkü Millî Egemenlik kendi elinde değilse, millet; iradesini uygulayamaz, gerçekleştiremez, kendi istek ve ihtiyaçlarını fiilen karşılayamaz, tatmin edemez. Eğer güç kendi elinde değilse, bunun anlamı Millî Egemenliğin kısmen veya tamamen başka odakların eline geçmiş olmasıdır; egemenlik, onların iradesi, istek ve emelleri, onların refahı ve zenginliği hizmetinde kullanılıyor demektir.

Bu tehlikeli durumu, daha önce Millî İrade kavramını tanıtırken bir örnekle açıklamıştım. Kısaca hatırlatayım: Diyelim ki, bir elma ağacının altındasınız, uzanıp bir elma koparmak, yemek istediniz.

a- Eğer gücünüz, yetkiniz varsa uzanır, elmayı koparır, yersiniz. İradenizi bir istek olmaktan çıkarır, somut bir olaya çevirirsiniz. Çünkü iradeniz kuvvetinizle destekleniyor; irade ve güç, ikisi bir aradadır.

b- Buna karşılık gücünüz, yetkiniz yoksa, güç başkalarının eline geçmişse, elmaya bakmakla yetinirsiniz, iradenizi hayata geçiremezsiniz; elma ağacı size ait olsa bile, arzunuz içinizde kalır, somut bir realiteye dönüşemez. Çünkü iradeniz bir güçle, egemenlikle desteklenmiyor; İrade ve egemenlik bir arada değil.

İşte bir millet için de böyledir: Örneğin madenleri var milletin, onları kendi çıkarı, kendi refahı yönünde kullanmak, işletmek istiyor, bu istek Millî İrade’dir. Ancak işletemiyor, neden? Çünkü bunu yapmak için güç gerekli, kendisi lehine iş yapacak yasama erki (Meclis), icra erki (hükümet) gerekli… Bu koşullar yok…, madenleri yabancılar işletiyor. Çünkü egemenliğini geçici olarak emanet ettiği Meclis, yasaları yabancıların lehine çıkarmış; hükümet, devlet teşkilatı da onların lehine iş yapıyor. Milletle ilgisi olmayan bir takım menfaat odakları; büyük gücü, Milli Egemenliği, belirli yöntemlerle kendi lehlerine iş yapar hale getirmişler.

3) Millî İrade’nin Gerçekleşmesi Koşulu

Daha önce bir ülkede Milli İrade’nin tüm içeriği ile tecelli etmesi, yani gerçekleşmesi şartını şöyle ifade etmiştik: Egemenliğin, bütünüyle millet hizmetinde kullanıldığı bir devlet teşkilatının varlığı... Eğer bu teşkilatta egemenlik; millet değil de, başka odaklar, yurt içinde bir şahıs veya grup, dışarıda yabancı bir devlet veya kuruluş lehinde kullanılıyorsa, egemenlik milletin elinden alınmış demektir.

Atatürk “Egemenliğin kayıtsız şartsız milletin sorumluluğunda kalabilmesi için, halkın kendi yazgısını bizzat idare etmesi esastır. Aksi halde millet şunun bunun oyuncağı olur” diyor. Burada “bizzat idare etmesi esastır” ifadesinden genel olarak bu koşulu, “Millî İrade’nin gerçekleşmesi koşulu”nu kast ediyor. “şunun bunun oyuncağı olur” ifadesiyle de egemenliğin iç ve dış düşman odakların emrine geçmiş olması durumunu kast ediyor.

4) Ulusal Egemenliğin Nitelikleri

Ulusal egemenliğin olmazsa olmaz nitelikleri vardır. Atatürk bunları şöyle sıralamıştır:

-Millî egemenlik birdir.

-Millî egemenlik bölünemez, parçalara ayrılamaz.

-Ortak kabul etmez.

-Millî egemenlik terk ve iade edilemez,  devredilemez, kimseye bırakılamaz. Bir bütündür, tek bir zerresi dahi feda edilemez.

Egemenlik neden bölünemez, neden terk edilemez? Çünkü egemenlik bireysel iradelerin üzerindedir; bireylerin oluşturduğu milletin ortak kişiliğine ait genel, ortak irade ile bir arada bulunur. Bu sebeple egemenlik birdir, parçalara ayrılamaz. Egemenliğin ifade ettiği ortak irade, onun sahibi olan ortak kişilik tarafından, millet tarafından hiçbir zaman başkasına devir ve terk edilemez. Aksi halde Millî İrade felç olur.

İç ve dış düşmanlar Millî Egemenliği zayıflatmak için, gasp etmek için bu saydığım niteliklere saldırır, onları ortadan kaldırmaya çalışırlar.

5) Türkiye’de Durum

 “Türkiye’de millî Egemenliğin “bölünmezlik ve devredilmezlik” niteliklerine gereken özen ve saygı gösteriliyor mu” diye sorarsanız, yanıtım kesin bir “hayır” olacaktır. Bu saygısızlığa şu örnekleri verebilirim:

a- Türkiye’de gerçek demokrasi rejimi yoktur, “lider demokrasisi” vardır. TBMM’nde iktidar çoğunluğu esas itibariyle milletin değil, liderin emrindedir; lider ne derse, dediği buyruk mahiyetindedir, olduğu gibi yasalaştırılır. Hükümet de liderin emrindedir. Tartışma, itiraz, eleştiri yoktur. Yargı da bağımsız olmaktan çıkmıştır.

Hep milletin dışında bir şahsın iradesi yerine getirildiğinden, egemenlik aslında tek bir şahsa devredilmiştir. Muhalefet milletvekilleri de farklı bir konumda değildir, onların partilerinde de lider sultası geçerlidir.

b- İkincisi, Türkiye’de “sadaka demokrasisi” vardır. Büyük halk kitleleri sefalet ve cehalet koşulları içinde yaşamaktadır. Bu durum, halkın siyasal iradesinin, aslında istemediği yöne saptırılmasını, ipotek altına alınmasını kolaylaştırmaktadır.

c- Üçüncüsü, TBMM bazı yasama yetkilerini -üyesi bile olmadığı- Avrupa Birliği adlı uluslararası kuruluşun organlarına devretmiştir. Bu olgu, Millî Egemenliğin, millet dışında yabancı bir kuruluşla paylaşılması anlamına gelmektedir.

Hal böyle olunca, karşımıza şöyle bir soru çıkacaktır: Türkiye’de Millî Egemenlik gerçekten Türk milletine mi aittir? Bugün mevcut olan duruma bakarsak, bu sorunun da yanıtı kesin olarak “hayır” olacaktır: Türkiye’de egemenlik millete ait değildir!

Türkiye’de egemenlik gerçekten milletimize ait olsaydı, vekili olarak seçtiği kişiler, milletvekilleri yalnızca milletin eğilimleri, arzuları yönünde hareket eder, oy kullanırlardı. Hükümet her işinde Türk milletinin isteklerini göz önüne alır, yalnızca onun gerçek sorunlarını çözmek için çalışır, çaba gösterirdi. Türkiye’de önde gelen tartışma konusu da, başlıca ölçü de bu olurdu. Örneğin bir hükümet, halkın arzu ve eğilimlerini ne derecede göz önünde tutmuş, ne derecede yerine getirmiştir, öncelikle bu performansın tartışması yapılırdı. Halk öncelikle hangi sorunlarının çözülmesini istiyor, daha çok o husus konuşulurdu.

Bugün Türkiye’de hemen bütün kamuoyu yoklamalarında halkın başta gelen sorunları arasında yoksulluk, işsizlik, eğitim, sağlık hizmeti, sosyal güvence, yolsuzluk, ülke bütünlüğü gibi sorunlar yer alıyor. Siz hiç hükümetin Meclis’ten aldığı yetkiyi bu istikametlerde adamakıllı kullandığını, hep bu sorunları gündeme taşıdığını gördünüz mü? Ama bir dış gücün, Amerika’nın sorunları yıllardır ve bugün de hükümetin gündeminde… Meclis de, hükümet de hep ABD’nin sorunlarının çözülmesi derdinde!...

Demek ki Türkiye’de Millî Egemenlik kullanılırken, Millî İrade hesaba katılmıyor. Türkiye’de Milli Egemenlik kâğıt üzerinde millete aittir, uygulamada ise iç ve dış Millî İrade düşmanlarının…

Egemenliğin millete ait olduğu bir devlette Meclis yalnızca milletin lehine yasalar çıkartır, hükümet yalnızca milletin lehine işler yapar, mahkemeler yalnızca milletin lehine olan kararlar alır; bir şahsın, bir zümrenin veya yabancı güç odaklarının değil!...

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura