Atatürk Okulu > Diğer Konular
30-10-2014
VALİDEBAĞ OLAYI MİLLÎ İRADE AÇISINDAN NASIL YORUMLANABİLİR?

Cihan Dura

30.10.2014


Millî İrade…  hepimiz biliriz az çok ne olduğunu. Bir de “yerel irade” kavramı var. Millî İrade yerel iradeler toplamına eşit midir? Öyledir, denebilir. Öte yandan, her iki kavram da kendini “doğrudan” gösterdiği gibi, “dolaylı” olarak da, yani “vekil” tayini yoluyla da gösterebilir.

Vekil tayini yoluyla yerel irade; halkın, esas itibariyle belediye başkanlığı ve belediye meclisi seçimleri dolayısıyla gösterdiği iradedir. Halkın doğrudan gösterdiği yerel irade şekline ise bundan bir yıl kadar önce meydana gelen Gezi olaylarını, son olarak da Validebağ hareketini yaratan irade örnek olarak verilebilir.

Validebağ olayı şudur: Üsküdar Belediyesi Validebağ Korusu’nun hemen yanında bulunan otopark alanında cami inşa etmek istiyor.  Karar ve başlatılan çalışmalar, yeşil alanı tehlikede gören mahallelinin tepkisini çekiyor. Belediye'nin kepçe ve inşaat malzemeleri getirerek çalışma başlattığı alanda mahalle sakinleri toplanıyor, insan zinciri oluşturuyor. İmza kampanyaları düzenliyor, nöbet tutmaya başlıyor.

Semt sakinleri ve çevreciler İstanbul 7. İdare Mahkemesi’nden inşaatı durdurma kararı da almışlar, ancak belediye bu karara uymuyor.

Bilirkişi raporları ve uzmanların görüşü şöyle: Alana dinî tesis (cami ve müştemilatı) yapılması uygun değil. Proje, hemen yakınında olduğu için, korunun betonlaştırılmasına yönelik olarak atılmış bir adım aslında. Üstelik yakın mesafelerde 3 ayrı cami bulunuyor. Cami inşa girişimi yeni bir rant kapısı açmanın kamuflajından başka bir şey değil; çünkü yapılaşma ilerde koruya da taşırılacak. Bunu doğrulayan kuvvetli bir kanıt var: İmar hukukuna göre 1200 metrekarelik bir parsele cami yapılması mümkün değil. Bunun için en az 5 bin metrekare gerekli. Bir küçük mescit için bile 2 bin metrekare alan gerekiyor.

Dahası, plan tadilatı için mahalle sakinlerinin görüşü alınmıyor. Sonra, belediyenin bir görevi de yeşil alanları korumak değil midir?

‘***’

Şimdi şu gerçeklere bakalım: Demokrasi rejiminde İrade’nin asıl sahibi halktır, millettir. Halk seçtiği temsilcilerine egemenliğini emanet ederken, “bu gücü yalnızca benim ortak istek ve emellerimi gerçekleştirmek için kullanacaksın” der. Ancak, egemenliğinin kullanılmasının vekillere emanet edilmesi, halkın sonuna kadar onların icraatlarına seyirci kalacağı anlamına gelmez. Demokraside böyle bir kural yoktur, olmamalıdır. Halk gerektiği zaman ortaya çıkar, iradesini bizzat kendisi, somut olarak gösterebilir. Temsilcilerini uyarır. Bu onun doğal, son derecede mantıklı, yadsınamaz bir hakkıdır.

Halkın samimi ve doğrudan, kendi içinden gelen bir hareketi olduğu varsayımı altında, Validebağ’da olup biten, bence budur. Şöyle ki, halkın yerel seçimlerde görevlendirdiği kişiler; emanet aldıkları egemenliği yanlış yönde, yani halkın arzuları dışında olan bir yönde, başka iradelerin hizmetinde kullanmak istemiştir. Halk da, yani yerel iradenin ve yerel kaynakların sahibi olan halk da, bu saptırmaya izin vermemiş, temsilcisine “senin bu yaptığın benim irademe uygun değildir” diyerek, duruma doğrudan el koymuştur.

Bakın, bu konuda Atatürk ne diyor: Sevgili Milletim! Egemenliğini geçici de olsa tevdi edeceğin meclislere bile gereğinden fazla güvenme. Çünkü meclisler de doğru yoldan sapabilir, despotluk yapabilir. Üstelik bu, şahsî despotluktan daha tehlikeli olabilir. Vekiller ve temsil edilenler arasında temel sorunlar üzerinde anlaşmazlık çıkabilir. Öyle kararları olabilir ki meclislerin, milletin hayatına giderilmesi imkânsız zararlar verebilir.

Burada”despot” sözcüğünün anlamını hatırlarsak, yukardaki sözün konumuzla ilgisini daha kolay kavrarız. Despot diye “bir ülkeyi, halkın iradesini değil, yalnızca kendi iradesini, kendi çıkarlarını esas alarak, zor ve baskı ile yöneten kimse”ye diyoruz.

‘***’

Validebağ olayında görüldüğü gibi, halk egemenliğini emaneten kullananların halk iradesini saptırıcı girişimleri o kadar çok vukua geliyor ki Türkiye’de, bu yüzden hem çok değerli kamu kaynakları yok oluyor, hem halkımız –isteklerinin gerçekleşmesi bir yana- sürekli zarar görüyor, hem de gerçek demokrasinin gelişmesi engellenmiş oluyor.  

Ne yapmalı o zaman?

Bence etkili bir çare, halkın, yerel yönetimlerin icraatlarını bilinçli ve örgütlü bir şekilde yakından takip etmesi ve gerektiğinde, iradesine aykırı olan her icraata protesto, toplantı, gösteri, engelleme gibi yollarla karşı çıkmasıdır. Gerçek demokrasi, “ileri” demokrasi de ancak böyle oturabilir ülkemizde.

Yoksa, bu seçilmişlerin, emanetçilerin, mutlak zannettikleri yetki kullanımları ile değil!...

Beni halk seçti, asarım keserim, istediğimi yaparım”  ilkel zihniyeti ile değil!…

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura