Yazı Kategorileri > Akademik Yazılar
22-07-2013
ULUS-ÖTESİ ŞİRKETLER, AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE

Cihan Dura

22.7.2013


1. Giriş

Bu çalışma[i], dünya ekonomisinin yeni aktörleri olarak ulus-ötesi şirket (UÖŞ) şebekelerini (network) ele almakta ve Avrupa Birliği’nin (AB) bu konudaki yerini belirlemektedir. Çalışmanın amacı, Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerinin uyaracağı UÖŞ yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Günümüzde Tilly, Evans, Rueschemeyer ve Skocpol gibi araştırmacılar dünya ekonomisinin etüdü için ulus-devletlerin analiz birimi olarak kullanılmasını uygun bulmakla beraber, bazı araştırmacılar (örneğin Kindleberger, Sklair, Robinson, Haris, McMichael) ulus-devletlerin UÖŞ’ler karşısında gittikçe etkisizleşme eğilimi gösterdiği tezini ileri sürmüşlerdir. Bu son yazarlara göre, UÖŞ’ler dünyada gittikçe artan miktarda sermayeyi kontrol altına aldıklarından dolayı, içinde bulundukları ulus-devlet sisteminden ayrı olarak küresel ekonominin önemli aktörleri konumuna yükselmişlerdir. Söz konusu şirketlerin faaliyetleri, yine gittikçe artan bir hızla ulus-devletlerin kontrolünün ve hukuki düzenlemelerinin dışına çıkmaktadır. Özetle UÖŞ’ler, faaliyetleriyle ulusal sınırları zorlayarak küresel ekonomide nispeten yeni ve etkili bir boyut kazanmış ve kazanmaya da devam etmektedir.

Gerçekten dünya ekonomisinde UÖŞ’lerin faaliyet alanı hızla genişlemektedir. Bu büyük değişim araştırmacıların da dikkatini çekmiş ve söz konusu olguyla ilgili önemli çalışmalar yapmışlardır. Bu çalışmalardan bazı genel nitelikte olanlardan -konumuzla ilgisi ölçüsünde- söz etmemizde yarar bulunmaktadır.

Örneğin Saskia Sassen bir yapıtında üretimin küresel dağılımını incelemiştir. Bu çalışmaya göre, büyüyen şirketler üretim kararlarında daha düşük ücret uygulama, hammaddeye ve piyasaya daha yakın olma ve işgücünü yayma eğilimi göstermektedir.  Ayrıca, üretimin küresel dağılımının bir sonucu olarak yeni bir olgu ortaya çıkmıştır: Merkez- şube bağlantıları. Bu olgu da ekonomik gücün yeni boyutunun temelini oluşturmuştur. Bergesen ve Sonnett ise bir makalelerinde Fortune Global 500 kapsamındaki şirketlerin coğrafi dağılımını incelemişlerdir. Çalışmada ayrıca UÖŞ’lerin yarattığı küresel şebekeler (network) etüt edilmiş ve bu tür şirketlerin esas itibariyle ABD, Avrupa ve Japonya arasında dağıldığı sonucuna varılmıştır.  Christopher Ross ise 1994 tarihli çalışmasında şehir sistemlerini ABD örneğinde incelemiştir. Ross ABD’deki şehir sistemi hiyerarşisini açıklamak için, büyük metropol bölgelerde şirket merkezleri ve onların şubelerinin yerleşimlerini tanımlayarak örgütsel bir matriks oluşturmuştur. Ulaştığı başlıca sonuç şudur: şehir sistemleri piramidimsi yapıdadır.  Piramidin zirvesinde, New York ve Chicago gibi birkaç egemen şehir yer almaktadır. Buna karşın, piramidin aşağı taraflarına doğru şehir sayısı artmaktadır. Ross bu yapıtıyla söz konusu örgütsel şebekeler hakkında yeni bir bakış açısı geliştirmiş, güç ilişkilerini “şirketin merkez ve şube yerleşim alanları” anlamında incelenebilir hale getirmiştir. 

Bu makale dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde UÖŞ’ler bir kavram olarak ve önemleri açısından ele alınacaktır. Sonraki bölümde, UÖŞ şebekelerinin kaydettiği gelişmelere yönelik istatistiksel bir analiz sunulacaktır. İzleyen iki bölümde ise, teorik açıdan bölgesel bütünleşmenin Avrupa Birliği’nde UÖŞ yatırımları üzerindeki etkileri irdelenecek ve bu şirketler ile yatırımlarının geleceğin Türkiyesi üzerindeki etkileri değerlendirilecektir. Sonuç kısmında ise ulaşılan başlıca yargı ve önerilere yer verilecektir.

2. Ulus-Ötesi Şirketler

UÖŞ’lerin geleceğin Türkiye’si üzerindeki etkilerini tahmin edebilmek için, bu şirketleri kavram olarak ve başlıca özellikleri itibariyle bilmemiz, bunların “dünya toplumu” ideolojisini vurgulamamız , ayrıca küresel ekonomideki yeri hakkında fikir sahibi olmamız gerekir.

2a. Ulus Ötesi Şirket Kavramı

Dolaysız yabancı sermaye yatırımı yapan şirketlere kısaca “çokuluslu şirketler” adı verilir. Ancak çokuluslu şirket terimi, işletmenin mülkiyetinin birden fazla ülkeye ait olduğu anlamını verdiği için bazı yazarlarca kullanılmamakta ve fakat şirketlerce kaynakların uluslararası alanda kullanımını yansıttığı için “uluslararası şirket” terimi tercih edilmektedirler. Öte yandan, Dunning, Caves ve Vernon gibi araştırmacılar “şirket” (company) terimi yerine “business, corporation, enterprises” gibi terimleri kullanmaktadır. Bunun sebebi Ferit Kula’nın belirttiği gibi “şirket teriminin, uluslararası alanda faaliyet gösteren, en az iki ülkede yerleşmiş ve en üst düzeyde koordinasyon içeren bu faaliyeti tanımlamadaki yetersizliği”dir (Kula, 2006: 29-30). Bu düşünce tarzı da,  bazı iktisatçıları “çokuluslu girişim” terimini kullanmaya sevk etmiştir.

Bu makalede tercih edilen terim ise “ulus-ötesi şirket”tir  (UÖŞ). Bu terimin basit bir tanımı şöyle yapılabilir: ulus-ötesi şirket, bir ana merkezle, bu merkeze bağlı olarak değişik ülkelerde faaliyet gösteren şubelerden oluşan bir ekonomik bütündür. Dunning ise şu tanımı veriyor: Bir “ulus-ötesi girişim” ya da çok uluslu girişim, doğrudan yabancı sermaye yatırımı yapan, birden fazla ülkede katma değer faaliyetlerinde bulunan ve bu faaliyetleri kontrol eden girişimdir.

UÖŞ’ler, Batı’da Sanayi Devrimi’nin ardından, 19. yüzyılın sonlarında, uluslararası faaliyet gösteren güçlü sanayi şirketleri olarak ortaya çıktı. Singer, Standart Oil, General Electric, Kodak AEG, Siemens, Bergmann, Shell, Unilever, Philips, Bayer gibi şirketler Batı’nın ilk UÖŞ’leri oldu. Bu şirketler neden ulusal sınırların ötesine taştı? Çünkü kendi ulusal pazarları, yapabilecekleri satışlar karşısında yetersiz hale gelmişti.

Uluslararası şirketler yalnız mal ihracatı yapmıyorlardı, aynı zamanda sermaye de ihraç ediyorlardı. Sermaye yatırımları zamanla büyük yoğunluk kazandı. Daha sonra mali sermaye yatırımları da artmaya başladı. 1920’lerden itibaren, tekelleşme hızlandı. Küresel şirketler, kendi ülkelerine aktardıkları karların itici gücüyle, rakipleri üzerinde üstünlük kurdular. Birleşme ve satın almalarla, dev boyutlu dünya şirketleri haline geldiler. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleştirilen uluslararası serbest ticaret antlaşmaları, dünya pazarlarını gümrük birlikleri temelinde büyüttü ve uluslararası şirketlerin büyümesine elverişli bir küresel ticaret ortamı yarattı. Uluslararası şirketler, denetimsiz dünya ortamının sağladığı olanaklar sayesinde hızla büyüdüler ve güçlendiler. Yüzyılın başından beri görülen tekelleşme girişimleri, olağanüstü bir boyut kazandı ve gittikçe yoğunlaştı. Önde gelen şirketler arasında günümüzde neredeyse her hafta  yeni bir birleşme gerçekleşiyor. UÖŞ’ler 1997’de birleşme ve satın almalar için 1,6 trilyondan fazla harcama yaptılar. Dev şirketlerin birleşmesi kaçınılmaz olarak binlerce çalışanın işsiz kalmasına ve çok sayıda fabrikanın kapanmasına yol açıyor. Ayrıca şirketlerin sayıca azalmasının sonucu olarak rekabet ortadan kalktığından, ekonomilerde tekelleşme eğilimi güçleniyor (Ellwood, 2003:52-56). Neticede, dünya ekonomisi belirli sayıdaki güçlü UÖŞ’lerin kontrolü altına geçmiş bulunuyor. Yalnız sınaî üretim ve ileri teknoloji alanları değil, mal ve hizmet ticareti de birkaç şirketin tekeline geçmiştir.

1999 yılı itibariyle dünyada en büyük 200 şirketin satışlarının yarıdan fazlası dört sektörde yoğunlaşmış bulunmaktadır:

-Finansal hizmetler (%14.5)

-Motorlu araçlar ve aksamı (%12.7)

-Sigorta (%12.4)

-Perakende ve toptan ticaret (%11.3)

Küresel tekeller ulusal pazarların kontrolünü ele geçirerek, küçük işletmeleri yok

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura