Yazı Kategorileri > Ekonomi Yazıları
10-06-2013
TÜRKİYE’NİN İŞSİZLİK RAKAMLARI NEDEN GERÇEĞİ YANSITMIYOR?

Cihan Dura

10.6.2013


İşsizlik, dış açıkla birlikte günümüz Türkiye’sinin en önemli iki sorunundan biri olarak niteleniyor. Basit bir tanımla “çalışabilecek ve çalışmak isteyen insanların, iş bulamaması olgusu” demek olan işsizlik çeşitli göstergelerle ölçülüyor. En çok kullanılanı, ekonominin genel “işsizlik oranı”dır. Bundan başka –her biri farklı bilgi sağlayan- sektörel işsizlik oranları, cinsiyet, yaş veya eğitim düzeyi gibi işsizlik göstergeleri de vardır. Ancak, ne yazık ki ülkemizde yayınlanan istatistikler çeşitli sebeplerle realiteyi tam olarak yansıtmıyor, bu sebeple bilimsel açıdan güvenilirlik dereceleri düşük sayılıyor.

a) Sorun

Türkiye’de, 2011yılında resmî işsizlik oranı yüzde 9,8, işsiz sayısı 2.6 milyondu. 2012 yılında ise işsizlik oranı yüzde 9,2, işsiz sayısı 2.5 milyondur. İşsizlik oranı AKP’nin iktidara geldiği 2002’de yüzde 10’du. 2009’da yüzde 14’e kadar çıkmıştır. 2012’de her ne kadar işsizlikte 0.6 puanlık bir azalma sağlanmış görünüyorsa da, bu gözlem sağlam değildir. Hatta yüzde 9.2 oranına, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK’in) verdiği işsiz sayısına bile ne yazık ki güvenle bakamıyoruz.

1) Şimdiden belirteyim ki, söz konusu veriler esas alınarak yapılacak uluslararası karşılaştırmalar da bizi yanlış değerlendirmelere sevk edecektir. Örneğin, bugün krizle boğuşan Avrupa’da ortalama işsizlik yüzde 10’dur. İspanya’da yüzde 23, Yunanistan’da yüzde 20, İrlanda ve Portekiz’de yüzde 14’tür. Bu “erişki”ler (performanslar) özellikle hükümet ve onun destekçileri için adeta can simididir: Çünkü Türkiye ile karşılaştırınca, ülkemizin durumu hayli başarılı görünür. Oysa gerçek durum tamamen farklıdır. AKP’nin “militan ekonomist”lerinden, Süleyman Yaşar… bakın, Eylül 2012 tarihli bir yazısında[i] gerçekleri nasıl görmezden geliyor:

Dün işsizlik rakamları açıklandı. Son verilere göre işsizlik oranı yüzde 8'e geriledi ve böylece Türkiye son bir yılda tam 1 milyon 141 bin yeni istihdam yarattı. Bu yeni yaratılan istihdam rakamı aynı zamanda bir bölgesel rekor oluyor. Türkiye'nin niye dünyada beş kutuptan biri olarak tanımlandığını açıklıyor.  

Türkiye'nin işsizlik oranını anlamak için rakamı diğer ülkelerle mukayese etmek gerekiyor. Türkiye'de işsizlik, İtalya'daki yüzde 10.7'lik, Fransa'daki yüzde 10.3'lük işsizlik düzeylerinin altına geriledi. Hatta ABD'de yüzde 8.1 olan işsizlik oranının da altında seyrediyor Türkiye'deki işsizlik. Diğer ülkelerle kıyasladığımızda da tablo şöyle: İşsizlik Yunanistan'da yüzde 24.4, İspanya'da yüzde 25.1, Polonya'da yüzde 12.3 ile Türkiye'nin çok üstünde seyrediyor. Tabii bu arada Euro Bölgesi'nde işsizlik ortalamasının yüzde 11.3 olduğunu da unutmamak lazım. Anlayacağınız, kur seviyesi aracılığıyla istihdamın arttığını ve işsizliğin azaldığını uygulama bize gösterebildi. Bir ekonomide başarının, işsizliği azaltmakla ölçüldüğü düşünülürse, Türkiye'nin ekonomide başarılı olduğu reddedilemeyecek biçimde gene ortaya çıktı.

Süleyman Yaşar’ın bu yazdıkları keşke doğru olsa… Ne yazık ki değil.

2) Türkiye’de işsizlik oranı son yıllarda hep yüzde 9-10 civarında gösteriliyor, oysa realitede yüzde 20, hatta yüzde 25 civarındadır. Peki, neden böyledir? Çünkü Türkiye’de işsizliğin hesaplanma şeklinde tutarsızlıklar vardır, kısacası bir yöntem sorunu vardır.

Bugün Avrupa’da ortalama işsizlik yüzde 10’dur. İspanya’da yüzde 25’dir. Yunanistan’ınki yüzde 20, İrlanda ve Portekiz’inki yüzde 14’tür. O zaman, bunlara bakınca Türkiye’nin durumu hayli başarılı görünüyor (Sabah yazarı Süleyman Yaşar’ın gösterdiği gibi!). Oysa gerçek tamamen farklıdır. Örneğin İspanya’dan çok farklı değildir işsizlik “erişki”miz (performansımız). Öyleyse sormak gerekiyor: Türkiye’de işsizlik oranı İspanya’ya kıyasla neden bu kadar düşük çıkıyor? AKP hükümetinin yurttaşlarımıza iş bulmakta daha başarılı olmasından mı? Keşke öyle olsa idi… AKP’nin aslında böyle bir sorunu da yok. Fark, hesaplama ile ilgili uygulama veya işlem farklılıklarından ileri geliyor. Peki, nasıl oluyor bu? Aşağıda açıklıyorum.

b) “Umudu kesikler”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istihdam ve işsizlik verilerini her ayın ortasında yayınlıyor[ii]. TÜİK’e göre birinin işsiz sayılması için, son 3 ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış olması gerekiyor. Daha açık bir ifade ile,  kişi iş sahibi olmak için resmî bir girişimde bulunmuş olmalı. Aksi halde, yani böyle bir girişimde bulunmamışsa TÜİK’e göre işsiz sayılmıyor. Eğer biri daha önce uzun süre iş arayıp da bir türlü bulamamışsa, bütün umudunu yitirip artık iş aramaktan da vazgeçmişse, bu kişiler işsizlik istatistiklerinin “umudu kesikleri”ni oluşturuyor ve işsiz sayılmıyorlar.

Yakından bakalım bu önemli soruna:  Türkiye’de çalışma çağında olan her iki kişiden biri çalışmıyor. İşgücüne katılım oranı %50 düzeyinde (Erkeklerde %70, kadınlarda sadece % 30)... Bu geri kalan, çalışmayan insanlar kimler? Ev kadınları, iş bulmaktan umudunu kesip iş aramayanlar, emekli ve sakatlar, mevsimlik çalışanlar, öğrenciler ve askerlik görevini yapanlar! Sonuç: İşsizlik, gerçekte olduğundan düşük hesaplanıyor!

Daha açık olarak ifade edelim: Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK’in) açıkladığı işsizlik oranları reel olarak işsiz olanları göstermiyor. Şu sebeple ki TÜİK, örneğin, işsiz olduğu halde, fiilen iş aramayanları dikkate almıyor. İş arama kanallarından birini, son 3 ay içinde kullanmış olmalarını şart koşuyor.  Oysa bu kişiler; işsiz kalmaktan bıkmış usanmış, adeta tükenmiş olan insanlardır. Çok uzun bir süre iş aradıktan sonra artık umutsuzluğa düşmüş, “iş bulmaktan ümidini tamamen kesmiş” kimselerdir. TÜİK bunları “İş umudu olmayanlar” olarak sınıflandırıyor. Oysa onlar iş olsa, çalışmaya dünden hazırdırlar. Kaldı ki bir kısmı eş dost vasıtasıyla iş aramaktadır, ancak bunu açıklamıyorlar.

TÜİK’in “İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar” dediği işsizlerin sayısı, neredeyse işsiz kabul ettiklerinin sayısı kadar!... Örnek vereyim: TÜİK’in 2012 Ağustos ayı için açıkladığı işsiz sayısı yaklaşık 2.4 milyon kişidir. Buna karşılık aynı ay iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 1.9 milyonu buluyor. İkisini toplarsak, fiilen işsiz olanların sayısı 4.3 milyona yükseliyor. Şimdi 2.4 milyon nerede, 4.3 milyon nerede!... Öte yandan, AKP hükümetinin iş başına geldiği 2002 yılında iş bulmaktan ümidini kestiği için iş aramayan nüfus, yaklaşık 950 bin kişi iken, hızla katlanarak günümüzde 2 milyon kişiye dayanmış durumda. Görüyor musunuz “açılımcı” AKP iktidarının büyük başarısını?

TÜİK’in açıkladığı işsizlik oranına gelince, yüzde 8.8 ’dir. “Umudu kesikler” de katılırsa, oran yüzde 15’i buluyor. Şimdi biz, bu durumda TÜİK’in çektiği bu işsizlik fotoğrafına nasıl güveneceğiz? Sonra gizli işsizlik de var. Gizli işsiz olarak anılan eksik istihdam da eklenirse, işsizlik oranı yüzde 16,5’e yükseliyor! Bitmedi, dahası var: TÜİK, işsizlik hesabına mevsimlik çalıştığı için, yılın büyük bölümünde işsiz kalanları da dahil etmiyor!

c) Verilerin Anketle Toplanması

Bir diğer önemli husus, Türkiye'de işsizlik olgusunun tam anlamıyla kayıt altına alınamamış olmasıdır. TÜİK işsizlik verilerini başvuru üzerinden değil, tahmin üzerinden oluşturuyor. İstatistikleri güvenilir olmaktan çıkaran bir neden de bu.

TÜİK’ten başka, işsizlik istatistikleri yayınlayan bir devlet kuruluşu daha var ülkemizde: Türkiye İş Kurumu (İŞKUR)... Bu kurumun yayınladığı veriler, kayıtlı işsiz verilerine dayandığından, TÜİK’in işsizlik rakamları hakkında şüphe oluşmasına yol açıyor. Çünkü aralarında önemli bir fark var. “İşsiz” tanımları aynı... Fark, işsiz verilerinin toplanma usulünden kaynaklanıyor: İŞKUR’un işsiz sayıları tamamen gerçek sayılar… Buna karşılık TÜİK’inkiler anket yoluyla elde ediliyor. İşsiz sayıları arasındaki “muazzam” farkın bir sebebi de bu. Mustafa Sönmez [Cumhuriyet, 3.12. 2012] söz konusu işsiz rakamlarının nasıl farklı çıktığını rakamlar vererek şöyle açıklıyor: “2.2 milyon kayıtlı işsiz, sadece İŞKUR üzerinden iş arayanlar... Buradan gerçek işsiz sayısına ulaşmak istiyorsanız, en iyimser senaryo ile bu sayıya bir o kadarını eklemelisiniz. O zaman da 4.5 milyona yakın bir işsiz kitlesine ulaşırız. TÜİK’in 2.5 milyonu aşmayan işsiz iddiasının bir kat fazlası demek bu... TÜİK’in yüzde 9 diye ölçtüğü işsizlik oranı ise bu veriler ışığında “hikâye”… En az yüzde 20’ye ulaşmış bir işsizlik gerçeği var Türkiye’nin.”

d) Katılım Oranı Etkisi

İşgücüne katılım oranı, bir işte çalışanların sayısı toplam aktif nüfusa bölünerek hesaplanır ve çalışabilir nüfusun ne kadarının iş başı yapabildiğini gösterir. Oran ne kadar yüksek olursa, o kadar iyidir. Eurostat’ın 2011 verilerine göre AB ülkelerinde işgücüne katılım oranı yüzde 68,6 düzeyindedir. Eğer Türkiye’de de işgücüne katılım oranı AB ortalaması kadar olsaydı işsiz sayımız yaklaşık 11,9 milyona, işsizlik oranımız ise yüzde 31,8 düzeyine yükselirdi!... Eğer Türkiye’de işgücüne katılım oranı, İspanya düzeyinde olsaydı işsizlik oranı yüzde 24,2 düzeyinde olacaktı. İspanya’nın işsizlik oranı yüzde 25’dir. Demek ki işsizlik oranı, işgücüne katılım oranından da etkileniyor. Katılım oranı ne kadar düşükse, işsizlik de o kadar düşük görünüyor. Bu konuyu bir yazımda[iii] irdelemiştim, oradan kısa bir özet yapmam yerinde olacak:

Gerçekte Türkiye’nin işsizlik düzeyi İspanya’da olduğundan çok farklı değil. Farklılık Türkiye’nin başarılı olmasından değil, hesaplama ile ilgili bir kavramın oluşum şeklinden ileri geliyor. Ne demektir bu? Aşağıda açıklıyorum:

İşsizlik oranı ekonomideki işsiz sayısı işgücü sayısına bölünerek hesaplanır:

i = İ / L 

(i: işsizlik oranı, İ: işsiz sayısı, L: işgücü sayısı)

İ’yi oluşturan önemli bir özellik, “İş gücü piyasasına çıkmış, iş arar durumda olmak” tır. Bu durumda olanların miktarı ne kadar fazla ise, işsizlik oranı o kadar yüksek çıkacaktır, bunun tersi de doğrudur. Türkiye’nin işsiz sayısı, bu yüzden İspanya’nınkinden düşük çıkıyor. İspanya’nın yüzde 25’i bulan işsizliğinin bir sebebi, işgücü piyasasına çıkan nüfusun nispeten fazla olmasıdır. İspanya’da 15 yaş üstü nüfusun yüzde 60’ı işgücü piyasasına çıkıyor, yani bizimkinden 10 puan fazlası... Türkiye’de de, 15 yaş üstü nüfusun yüzde 60’ı piyasaya çıksaydı, ne olurdu? Bu durumda  “iş aradıkları” için işsiz sayılacaklar ve sayıları da bugün olduğu gibi 2.6 milyon değil 8 milyonu bulacak, işsizlik oranı da bugünkü gibi yüzde 10 değil, yüzde 25 hesaplanacaktı.

Belirtmem gerekir ki iki ülkenin işgücüne katılım oranları arasındaki 10 puan farkı, daha ziyade kadınlar yaratıyor. İspanya’da kadınlar, evlerinden iş aramaya daha çok çıkıp işgücüne katılıyorlar. Kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 53’ü buluyor, Türkiye’de ise sadece yüzde 30... Eğer, Türkiye’de de kadınların yüzde 30’u yerine, İspanya’daki gibi yüzde 53’ü işgücü piyasasına çıkıp “iş arıyor” görünselerdi, bugün 1 milyonu bulmayan resmî işsiz kadın sayımız 7.5 milyonu, bugün yüzde 11.3 görünen kadın işsiz oranımız da yüzde 51’i geçecekti. Kadını eve kapatmakla işsizliğin nasıl gizlendiğini bu rakamlardan anlayabiliriz. Burada, mevcut hükümetin zihniyeti ile bağlantı da kurulabilir: AKP iktidarının kadınları evde tutan muhafazakâr politikaları, eğitim sistemindeki değişikliklerin kız çocuklarını erkenden eve çekmesi, işsizlik oranını da aşağılara çekmektedir (Mustafa Sönmez).

e) Hükümet Müdahalesi

Türkiye’de ne yazık ki işsizliği kâğıt üzerinde düşürme yoluna da gidildiği görülüyor. Tabiî bu da AKP iktidarı gibi başarısız hükümetlerin işine geliyor. Nitekim, “müjde”yi ta Davos’dan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan vermiş bulunuyor: “TÜİK ‘hesabı güncelleştirecek’, işsizlik oranı 1 puan düşecek! İşsizlik anketinde ‘son 3 ayda iş aradınız mı?’ sorusu, ‘son 1 ayda iş aradınız mı?’ olarak değiştirilecek”. Bu değişikliğin ilk sonucu TÜİK’in resmi işsizlik rakamının olduğundan düşük hesaplanması olacaktır tabiatıyla. Oysa işsizlik böyle şeklî yollardan değil, reel önlem ve başarılarla düşürülmeli.  Süre azalınca, baz alınan dönem daha kısa olacağı için, işsizlik verilerinde “ümidi kesikler” olarak bilinen, “çalışmak isteyen ama iş bulma ümidini kaybedenler”in oranı artacaktır. İşsizlik hesabında yapılmak istenen bu değişiklik, “Eurostat ile olan uyumsuzluğun giderilmesi” gerekçesi ile açıklanıyor.

Hatırlanırsa, TÜİK’in millî gelir hesabı da AB’ye uyum gerekçesi ile değiştirilmiş ve herkes bir gecede 2 000 dolar zenginleşivermişti. Demek ki AKP iktidarı ekonomik başarılarını sürdürerek, yurttaşlarımıza kısa sürede iş alanları da açmış (!) olacak.

f) Genel Bir sebep

 Son olarak, genel nitelikte olan bir faktörü de işsizlik hesaplarını çarpıtan sebepler arasında sayabiliriz. Anlaşılacağı gibi bu faktör bütün istatistikler için geçerlidir, dolayısıyla işsizlik göstergelerinin de gerçek durumdan uzaklaşması sonucunu doğurmaktadır. Şöyle ki kamu kuruluşlarının örgütsel bozukluğu, idari kayıtların zayıflığı, kayıt dışının fazlalığı istatistik verilerin kalitesini düşürüyor. Kamu kurumlarının, özel şirketlerin, kayıtlarını ve bilgi taleplerini TÜİK’le yeterince paylaşmaması da ayrı bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Sonuç

Bir ülkede istatistik verilerin realiteyi yansıtmamasının son derecede olumsuz sonuçları vardır. Böyle çarpık verilere dayanılarak yapılacak uygulamalı araştırmalar, oluşturulan ekonomi politikaları gerçekçi olmayacaktır. Bu sakıncalar elbette işsizlik verileri için de geçerlidir. Gerçekleri çarpıtan istatistik seriler kullanılarak yapılan işsizlik analizleri, onlara dayanılarak oluşturulan gelişme ve istihdam politikaları, sosyal politikalar isabetli olmayacak, hedeflerine ulaşamayacaktır. Uluslararası karşılaştırmalar da önemli ölçüde geçersiz olacaktır. Ancak benzer durumların diğer ülkelerde de, hatta gelişmiş sayılan Batı’nın kapitalist ülkelerinde de söz konusu olabileceğini gözden uzak tutmamak gerekir.

Bundan başka siyaset bakımından, ekonomide başarısız olan bir hükümet, halktan gerçekleri gizleme imkânına kavuşacaktır. Birçok muhakeme, karar, politika yanlış olacak, toplum bunlardan büyük zararlar görecektir.

 


[i] Süleyman Yaşar, “Vatandaşı Nasıl Kandırdılar”, Sabah, 18.9.2012.

[ii] Hanehalkı İşgücü İstatistikleri.

[iii] Cihan Dura, “Ekonomi Gündemi: Özelleştirme, İşsizlik ve Tasarruflar”, http://cihandura.com/ekonomi-gundemi/76-ekonom-guendem-oezelletrme-szlk-ve-tasarruflar-.html

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura