Atatürk Okulu > Diğer Konular
15-02-2015
TÜRKÇE’DE SÖZCÜK TÜRETMEYE KATKII: ALET ADLARI

Cihan Dura

15.2.2015


Atatürk Türkiye Cumhuriyeti’nin temelinin kültür olduğunu söyler. Kültür deyince de öncelikle Türk tarihini, sanatlarını ve Türk dilini sayar. Türk dilinin geliştirilmesine apayrı bir önem verir, örneğin şöyle der:

-Millî duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî olması, zengin olması; millî duygunun gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki, bu dil bilinçle işlensin. Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.

-Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek, geniş bir dildir. Her kavramı ifade yeteneği vardır.

-Hedef bugünkü ve yarınki Türkün uygarlığını kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe’dir, zamanın en ileri bilgi dilidir.

Bir yerde okumuştum: Arapça ve Farsça’nın etkisiyle öz Türkçe binlerce sözcük zamanla unutulmuş, kullanılmaz olmuştur” diyordu. Türkçe’de yabancı sözcük oranı 8.yüzyılda Orhun Yazıtları’nda sadece %1, Uygurlarda %2-5’di; Osmanlı döneminde, örneğin Nabi’de %54, çok daha sonra Namık Kemal’de %62…  Osmanlıca’nın en yüksek örneklerinde, resmî belgelerde yabancı sözcük oranı neredeyse %100’e yaklaşır; Türkçe ögeler; hemen yalnızca olmak, etmek gibi birkaç sözcük ile kimi ekler ve bağlaçlardan, cümle yapısından ibarettir. Gerçekten, Osmanlı aydınlarının nesir veya şiir olarak yazdıklarını, elinizin altında Osmanlıca-Türkçe sözlük olmadan, dakikalarca uğraşmadan anlayamazsınız. Peki, bugün durum farklı mıdır? Ne yazık ki, hayır; bugün de İngilizce aynı rolü oynuyor. Alınması aslında gereksiz olan, pek çok yabancı sözcük giriyor dilimize. “Gereksiz olan” diyorum, çünkü biraz uğraşılsa Türkçe karşılıkları bulunacak veya türetilecektir. Osmanlı’da olan, aynı derecede olmasa da günümüzde de oluyor.

‘***’

Peki, neden böyle…, bu yanlışlığın sebebi nedir? Elbette bir dil başka dillerden sözcük alabilir; ancak bu ödünç gereksiz yere olmamalı, ölçüsüzce olmamalı. Bizde aşırı oluyor, bilinçsizce oluyor. Bu başıbozukluk kuşkusuz çeşitli sebeplerden kaynaklanıyor. Önce aklıma geliveren sebepleri sayayım. Asıl üzerinde durmak istediğim, bu yazıya da vesile olan sebebi en sonra belirteceğim.

-Birinci sebep ölçüsüzlük, biz her işimizde ölçüsüz davranan bir toplumuz.

-İkincisi, halktan kopukluk… Aydın sınıfımız halktan hep uzak durmuş, onu dışlamış, adeta “hakir” görmüştür. Bu, günümüzde böyle, geçmişte de böyleydi. Osmanlılar halka “avam” demiştir, Türk’ü “Etrakı biidrak” (anlayışı kıt Türk) diyerek aşağılamıştır. Halktan farklı görünmek istemişler;  bu etki altında öyle sanıyorum ki, dillerini bile farklılaştırma yoluna gitmişlerdir.

-Üçüncüsü “gösteriş”tir, züppeliktir (snopluk). Züppe; kendini bilgili, kültürlü, uygar göstermek için, bu niteliklere sahip olduğunu düşündüğü çevrelerin tutum ve davranışlarını, konuşmalarını taklit eder; örneğin, onların kimi sözcüklerini kullanmaya gayret eder.   

-Son olarak asıl önemli gördüğüm sebebe geliyorum. Türkçe’nin, her dil gibi bir sözcük türetme avadanlığı vardır. Bir dil bu avadanlık kullanıldığı ölçüde yeni sözcük kazanır, zenginleşir. Bizim sorunumuz işte buradadır: Türk aydını, gençler ne yazık ki, bu avadanlığı gereğince kullanamıyor.  Türkçe’de ihtiyaç duyulduğunda yeni bir sözcük nasıl türetilir? Bilmiyor veya pek az biliyorlar, çok tanınan birkaç eki kullanmakla yetiniyorlar. Okullarda sözcük türetme bilgisi verilmemiş, kendileri de edinmek için gayret göstermemişler.  Aydınlarımız, bilim ve teknik adamlarımız terim üretme bilgisi ve bilincine sahip değil, pek çok durumda bilimsel veya teknik terimleri yabancı dillerden olduğu gibi alıyorlar.

‘***’

Bu yazıya olan gereksinim işte bu ihmal ve eksiklikten kaynaklandı. Öte yandan, bir Atatürkçü’nün başta gelen bir görevi de Türkçe’nin gelişmesine, sözcük dağarcığının zenginleşmesine katkıda bulunmaktır. Bu noktadan hareketle, ben de Türkçe’nin varlıklarına, zenginleşmesine karınca kadarınca katkıda bulunmak istedim. Yazımın amacı da budur: Yurttaşlarımın, özellikle gençlerin Türkçe sözcük türetme bilincini kuvvetlendirmek, bu iş için gerekli bilgileri örnekler sunarak vermektir. Tabii alan aslında çok geniş, ben bu yazımla alana ilk adımımı atmış olacağım.

Bir teknoloji çağında yaşıyoruz. Yeni yeni aletler, araçlar keşfediliyor. Bunlarla ilgili çoğu terimi Batı dillerinden olduğu gibi alıyoruz. Oysa Türkçe –kanı’mca- alet, araç adı türeten eklere bolca sahip olan bir dildir. Yabancı sözcük almadan önce, dilimizin bu imkânlarını denemeliyiz. İşte okuduğunuz yazıda böyle yeni araç ve alet adları önereceğim. Şimdilik kendimi “–acak” ve “–aç” ekleri ile sınırladım.

Adı geçen eklerden türettiğim sözcükleri aşağıda bir liste halinde sunuyorum. Örnekleri türettiğim birçok sözcük arasından, şu iki ölçüte göre seçtim: Anlam isabeti (kullanım şansı), söyleyiş rahatlığı (kolaylığı).

Sayıları 340’ı bulan örnekleri “Anlam alanı” alfabetik sırasına göre sundum. Anlam alanı sözcüklerini yatık harfli olarak yazdım. Onlara karşı gelenler yeni türettiğim sözcüklerdir. İşte bir örnek: / öğretmek: bellet.eç, öğret.eç / (Burada anlam alanı sözcüğü: öğretmektir; türetilmiş sözcükler ise şunlar: bellet.eç, öğret.eç.)

Türettiğim 340 sözcükten –ki, bunlara “türeti” adını verebiliriz-  300’ünün dilimizde kullanılmaya başladığını varsayalım, bu takdirde dilimiz 300 yeni sözcük kazanarak zenginleşmiş olacaktır. Böylece Atatürk’ün şu buyruğunu da yerine getirmiş oluyorum: Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki, bu dil bilinçle işlensin.

Listenin bazı yerlerinde bulunan kısaltmaların anlamları şöyledir: biyo.: biyoloji terimi, kim.: kimya terimi, mat.: matematik terimi. mek.: mekanik terimi, san.: sanayi terimi,  tar.; tarım terimi, tek.: teknoloji terimi.

‘***’

TÜRETİ LİSTESİ

aldatmak: yanılt.aç / arıtmak: arıt.aç, / artmak, artırmak: artır.aç (mat.) biriktir.eç (= kumbara), çoğalta.ç  / atlamak: atla.ç (tramplen), hopla.ç, hoplat.aç /atmak: at.acak, savur.aç, fırlat.aç /avutmak: avut.aç / azaltmak: eksilt.eç, kıs.acak, azalt.aç (mat.), kısalt.aç, küçült.eç  

bekletmek: beklet.eç  / benzetmek: benzet.eç  / beyazlatmak: ağart.aç / bildirmek: bildir.eç, duyur.aç / binmek: bin.ecek, bin.eç, bindir.eç / bitirmek: bitir.eç  / bölmek: böl.eç, böldür.eç / bulmak: buldur.aç / bükmek: bük.ecek, dür.ecek, eğ.ecek, eğ.eç, eğdir.eç, eğrilt.eç, bük.eç (san.), büktür.eç (san., tek.), dür.eç, katla.ç, kıvır.aç, kanırt.aç / bütünlemek: bütünle.ç   

canlanmak: dirilt.eç, / çağırmak: çağır.aç,  seslen.eç , ünle.ç / çalışmak: çalıştır.aç / çekmek: çek.eç  / çökmek: çökert.eç   / çözmek: çöz.ecek, çözdür.eç  / çürümek: çürüt.eç (biyol., kim.) 

dağıtmak: dağıt.aç (mek.), / damıtmak: damıt.aç ( = imbik) / dayamak: daya.ç / değiştirmek: değiştir.eç, dönüştür.eç ,/ değmek: değ.ecek, değ.eç , değdir.eç , dürt.eç / delmek: del.ecek, del.eç / denemek: yokla.ç  / denetlemek: sağla.ç , yokla.ç  / derlemek: der.ecek, derle.ç, kümele.ç  / devirmek: devir.eç , yık.aç / dikmek: dik.ecek, dik.eç ( tar.) / dinlenmek: dinlendir.eç , dinlen.eç  / dizmek: diz.ecek, diz.eç / doğurmak: doğur.aç , doğurt.aç / dokumak: ör.ecek, ör.eç / doldurmak: doldur.aç  / dökmek: dök.ecek, ek.eç , dök.eç , serp.ecek, serp.eç (= spray?), akıt.aç / döndürmek: bur.gu, bur.acak, bur.aç, burk.aç, çevir.eç, döndür.eç,   eğir.eç / düz: düzle.ç  / düzeltmek: doğrult.aç, düzelt.eç  / düzenlemek: ayarla.ç / duymak: duy.aç.  

eklemek:  ula.ç / ekmek: ek.ecek / emmek: em.ecek, emdir.eç / erimek: erit.eç / erişmek: uzan.aç / eskimek: eskit.eç / esmek: estir.eç / ezmek: ezdir.eç, ez.eç, ez.ecek, çiğne.ç, sık.aç

fışkırtmak: fışkırt.aç

gerilemek: körelt.eç  / getirmek: getir.eç / gezmek: gezdir.eç / giymek: ört.ecek, tak.acak, bürün.eç,  giydir.eç , ört.eç , örtün.eç sarın.aç / gizlemek:  ört.ecek, gizle.ç , ört.eç, sakla.ç / gizlenmek: sin.eç (= siper) / gömmek:  göm.ecek, göm.eç / göndermek: sal.acak, sav.acak, ilet.eç ,  gönder.eç / görmek: gör.ecek, gör.eç / göstermek: göster.eç / götürmek:  güd.ecek, it.ecek, geçir.eç , götür.eç, kaydır.aç, yed.eç / gövermek: yeşert.eç 

hamur açmak: yoğur.aç

ısınmak: ısın.aç / ısıtmak: ılıt.aç , ısıt.aç / ıslatmak: ıslat.aç,  sula.ç / inceltmek: incelt.eç / indirmek: indir.eç / iplik: eğir.eç / işitmek: dinle.ç , dinlet.eç , duy.aç , işit.eç / itmek:  it.ecek, sür.ecek, bas.acak, it.eç / ivmek: hızlandır.aç / izlemek: izle.ç

kabartmak: kabart.aç  / kap: koy.aç / kapamak:  ört.ecek, ört.eç / karıştırmak: çırp.acak, kar.acak, çırp.aç, çalkala.ç / karşılaşmak: buluştur.aç / kasmak: kas.acak, daralt.aç , kısalt.aç / kazmak: deş.ecek,  eş.ecek, kaz.acak, oy.acak, oy.aç / kazımak: soy.acak, kavlat.aç, sıyır.aç , soy.aç , yont.aç , yüzdür.eç / kaymak: kay.acak / kesmek: biç.ecek, dil.ecek, kes.ecek, kırk.acak, kırp.acak, kıy.acak, çent.eç (tek.), dil.eç , dilimle.ç , doğra.ç,  kırk.aç , kırp.aç , kes.eç , kıy.aç /  kırmak:  kır.acak / koklamak: kokla.ç / koparmak: sök.ecek, kopar.aç , sök.eç ( =kerpeten), yol.aç  korkmak, korkutmak: ürküt.eç , yıldır.aç / korumak: savun.aç / koymak: koy.aç / köpürtmek: köpürt.eç / kullanmak: kullan.aç / kurmak: kur.acak, kur.aç / kurtarmak: kurtar.aç / kurtulmak: kov.acak, sav.acak / küçülmek, küçültmek: büz.ecek, büz.eç, büzdür.eç, ufalt.aç  / kutlamak: kutla.ç 

muayene etmek: dinle.ç

okumak: okut.aç / onarmak: düzelt.eç, onar.aç /ovmak:  ov.acak, ov.aç  

öğrenmek: öğren.eç / öğretmek: bellet.eç, öğret.eç / öğütmek: öğüt.eç / ölçmek: ölç.ecek, tart.acak, tart.aç (= terazi) / önlemek: önle.ç = mâni)    

parlatmak: parlat.aç / pekiştirmek: berkit.eç / pişirmek: kızart.aç , kavur.aç, pişir.eç   

saçmak: ek.eç, saç.acak, serp.ecek, serp.eç /sağmak: sağ.acak, sağ.aç / sallamak: çırp.aç, salla.ç / saplamak: sapla.ç / sapmak: saptır.aç / saptamak: belirle.ç, sapta.ç  / sarartmak: sarart.aç, soldur.aç / sarkmak: asıl.aç /  sarkıtmak:  asa.cak, sarkıt.aç / sarmak: dür.ecek, dür.eç  dola.ç , kapla.ç / seçmek: seç.ecek, ayıkla.ç / sergilemek: sun.acak / sermek: ser.ecek, ser.eç / sıkıştırmak: bastır.aç, kıstır.aç,  sık.aç / sıkmak: boğ.aç /  sıvamak: sür.ecek / silmek: sil.eç / sivriltmek: sivrilt.eç (= kalemtraş) / sömürmek: sömür.eç /söndürmek: söndür.eç / soğumak: serinle.ç /soğutmak: soğut.aç / sokmak: sok.acak, tık.acak, sok.aç /susturmak: sustur.aç /sündürmek: ger.ecek, gerin.eç, esnet.eç , sündür.eç / sürdürmek: sürdür.eç / süslemek: beze.ç, süsle.ç  

takmak: as.acak, tak.acak, bitiştir.eç, tak.aç / tanıtmak: tanıt.aç / tellemek:   telle.ç /temizlemek: arıt.aç, sil.eç , süpür.eç , yıka.ç / temizlenmek: arın.aç, ov.aç / tuzlamak: tuzla.ç / türetmek: türet.eç   

uyandırmak: ayılt.aç (tıp),  uyandır.aç / uyarmak: uyar.aç / uydurmak, uymak: sığdır.aç , uy.aç , uydur.aç / uyuşturmak: bayılt.aç (tıp) / uzatmak: uzat.aç  

vermek: sun.acak, sun.aç , ver.eç  

yağlamak: yağla.ç / yakmak: dağla.ç, yak.aç / yalıtmak: yalıt.aç / yansıtmak: yansıt.aç / yapıştırmak: yapıştır.aç / yatırmak: yatır.aç / yatıştırmak: dindir.eç / yayımlamak: bas.acak / yaymak: yay.aç / yazdırmak, yazmak: yazdır.aç / yedirmek: besle.ç (tar., tıp), beslet.eç,  yedir.eç, yemle.ç / yemek:  tad.acak / yırtmak: yırt.aç / yollamak: sav.acak / yönetmek: güd.ecek, doğrult.aç, güd.eç , yönet.eç (=dümen, direksiyon) / yönlendirmek: yönlendir.eç /yüklemek: yükle.ç / yükselmek: çık.acak, çık.aç, çıkar.aç, çıkart.aç, tırman.aç / yürümek: adımla.ç (tıp, =yürüme bandı)  / yürütmek: sür.ecek / yüzlemek: yüzle.ç / yüzmek, yüzdürmek: yüzdür.eç   

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura