Diğerleri > Cumhuriyet Tarihimiz
22-02-2012
Tarihini Bilmeyen Uluslar Yok Olmaya Mahkûmdur: 1 - 7 Haziran

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 1 HAZİRAN

1919 --Ödemiş’in Yunanlılarca işgali.

-Atatürk’ün, Saltanat Şurası’nın büyük devletlerden birinin yardımını isteyeceği düşüncesinde olduğu haberi üzerine Damat Ferit’e telgrafı: “Milletin, bağımsızlığını korumaya kararlı olduğu ve bütün meşum sonuçlara karşı, en son fedakârlığı göze aldığı…”   -Osmanlı Devleti’nin Paris Barış Konferansı’na davet edilmesi. 

1920 -Milli aşiretinin isyanı. 

1929 -İstanbul’da Kimsesiz Çocuklar Yurdu’nun açılması. 

1938 -Atatürk’ün Savarona yatına geçmesi.

 DÜŞÜNCELER

1919 - Düşman 15 Mayıs’tan beri Ege’nin her gün yeni bir bölgesini işgal ediyor. Bu işgalin bir listesini yapabilir misiniz? Acaba, yarın, öbür gün nerelerde olacaklar?

-Atatürk’ün anladığı şekilde bağımsızlık nedir, nasıl bir şeydir? Şu kaynakta yeterince bilgi sahibi bulabilirsiniz:

http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=336&Itemid=61

1920Çerkez Ethem İsyanı, Demirci Mehmet Efe İsyanı, Koçgiri İsyanı, Yozgat İsyanı, Anzavur İsyanı, Milli Aşireti İsyanı ve daha niceleri… Atatürk yalnız zalim Avrupa ile değil, aynı zamanda iç hainlerle uğraşmak zorunda kaldı.  

Milli Aşireti Ayaklanması (1 Haziran - 8 Eylül 1920): Urfa’da yaşayan bu aşiret Fransızlarla işbirliği yaparak ayaklanmıştır. Güneydoğu Anadolu’da Fransa, İngiltere ve Ermeni faaliyetlerinin artması, bölgede yaşayan Kürt aşiretlerini de kışkırtmaları sonucunda Milli Aşireti de ayaklanmıştır. Aşiret liderlerinden Mahmut, İsmail, Halil ve diğer şahıslar Fransız ve İngilizlerle temasa geçerek Siirt’ten Tunceli’ye kadar olan bölgeyi idareleri altına almak için harekete geçtiler.

Milli Aşireti’nin ayaklanmasının bastırılması için 13. Kolordu görevlendirildi. 18 Haziran 1920’de asilerle çarpışma başladı. Viranşehir bölgesine kadar saldıran asilere nasihat heyetleri gönderilmiş ise de olumlu bir netice alınamadı. Fransız işgali altındaki bölgeden aldıkları üç bin atlı ve develi ile bin kadar piyadeden ibaret bir kuvvetle 25 Ağustos 1920’de Viranşehir asiler tarafından işgal edildi.

Viranşehir’i işgal eden asiler devlete bağlı olan Karakeçili Aşireti mensuplarını öldürdükleri gibi, askerlerin, subayların mallarını da yağma ettiler.

Asilerin temizlenmesi için 13. Kolordudan Beşinci Tümen görevlendirildi. Devlete bağlı vatansever aşiretlerin de desteği ile isyancılar yenilerek güneye çöl tarafına (Suriye) kaçtılar.

Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Milli_A%C5%9Firet_Ayaklanmas%C4%B1  (1.6.2011)

*

Şu hususlara dikkat edin:

-Asiler yabancılarla işbirliği yapmışlar.

-Fransızlar, İngilizler, Ermeniler bölgedeki Kürt aşiretlerini kışkırtmışlar.

-İsyancılar Fransızlar ve İngilizlerle bağlantı kurmuşlar.

Bugün de güneydoğumuzda uğursuz bir plan uygulanma sürecinde. Acaba bu girişim, sadece içimizdeki bedhahların mı eseridir?

1938 - Atatürk’ün Savarona’sının hazin bir öyküsü vardır. Bilmiyorsanız, araştırın, öğrenin, etkileneceksiniz, çok duygulanacaksınız.

---

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 2 HAZİRAN

1919 -Albay Kâzım Özalp’ın 61.Tümen (Balıkesir) komutanlığı görevine başlaması. 

1920 -Fransızların Kadirli ve Kozan’ı boşaltmaları. 

1921 -Halide Edip Adıvar’ın Eskişehir Hastanesi’nde gönüllü hastabakıcı olarak çalışmaya başlaması. 

1922 -Ali Kemal’in yazısı: “Ankara’nın tuttuğu yol çıkmaz, çıkmaz, çıkmaz.” 

1929 -Doğu Anadolu’da muhtaç çiftçilere toprak dağıtımı hakkında Kanun’un kabulü.

DÜŞÜNCELER

1919 - Kâzım Özalp… Atatürk’ün yakın arkadaşlarından, tanımamız gereken bir şahsiyet daha…

Batı Anadolu'da, İzmir'in işgalinden sonra üç vatansever subay, emirlerindeki birliklerle İngiltere’nin taşeronu Yunan ordusuna karşı direnmeye başladı. Bu üç albaydan biri Kazım Özalp’tı (daha sonra Orgeneral). Diğer ikisinin adlarını artık ezberlemiş bulunuyorsunuz: Bekir Sami (Günday) ve Şerif (Aker) Beyler… Ne var ki bu direnişler güçsüzdü, gerilla eylemleri ile düşmana bazı zararlar vermekten öteye geçmiyordu. Ancak kutsal bir gelişmenin temeli oldular. Direnişler Kuvay-ı Milliye (Milli Kuvvetler) ruhunu doğurdu. Balıkesir ve Alaşehir Kongreleriyle Egeli yurtseverler bu hareketi daha bilinçli hale getirdiler. Yunan işgalinin büyük zulümlerle yayılması, pek çok yurttaşın direnişlere katılmasına yol açtı.

Atatürk zamanında Milli Savunma Bakanlığı ve Meclis Başkanlığı yapan Kâzım Özalp’ın kısa özgeçmişi için bakınız: http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=169

1920 -Fransızlar işgal ettikleri bölgeleri birer birer boşaltıyor. Neden acaba? Daha dün kararlı bir şekilde girmişlerdi Çukurova’ya… Bu âni değişikliğin ardında ne gibi bir sebep vardı? Öğrenmeye değer bir konu değil mi? Benim hatırlayabildiğim şudur: Emperyalist devletler aralarında bir konuda anlaşmazlığa düştü, Fransa’nın aleyhine bir gelişme oldu. Fransa buna bir tepki olarak ve İngiltere’yi zor durumda bırakmak için Ankara ile anlaşıp Anadolu’dan çekilmeye karar verdi. Ayrıntıları hatırlayamadım. Keşke aramızdan biri merak edip araştırsa da bizi de aydınlatsa!...

1921 -Halide Edip Adıvar Atatürk’le anlaşmazlığa düşmüş, hatta ona cephe almış olmasına rağmen milletimize, İstiklal Harbimize büyük hizmetleri geçmiş yurtsever aydınlarımızdandır. Bazı kusurlarını görüp onun bu yönlerini görmezden gelmek Atatürkçülere yakışmaz. Onu ve diğerlerini de öğreneceğiz, seveceğiz, bağrımıza basacağız; daha çok, daha güçlü olacağız.

1929 -Doğu Anadolumuzun aslında gerçek sorunu budur, ora halkımızın şeyhlik ve toprak ağalığı rejimi altında ezilmesidir. Günümüzde de öyledir. Atatürk bu gerçeği de gördüğü için, bir zulüm düzeni olan şeyhlik ve ağalığa karşı en etkili mücadelenin toprak reformu olduğunu görmüş, birçok konuşmasında Meclis’den ve hükümet’ten bunun gereğini yapılmasını istemiştir. Ancak sonuç alamamıştır. Eğer dediği etkili bir şekilde yerine getirilmiş olsaydı, büyük olasılıkla günümüzde bölülücüler bu derecede ileri bir noktaya gelemezlerdi.

---.

 

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 3 HAZİRAN

1919 -Albay Bekir Sami Günsav’ın, “Yunan ordusu Padişahımızın emriyle geliyor, sakın saygıda kusur etmeyin” diye propaganda yapan dört hocayı kurşuna dizdirmesi. 

1922 -General Harrington’un raporu: “Yunan ordusu daha bir yıl dayanabilir.” 

1925 -İrticayı yüreklendirdiği gerekçesiyle Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın hükümet tarafından kapatılması. 

1933 -Sümerbank’ın kurulması hakkında kanunun kabulü.

DÜŞÜNCELER

1919 -Albay Bekir Sami Günsav’ın adını asla unutmamak üzere öğrendik. Adını ilk nasıl duyurmuştu? Bandırma’da Yunan bayraklarını toplatmış, halkı silahlanmaya çağırmıştı. Hakkında bir kitap da yazılmıştır (Bakınız: 21 Mayıs). Halkı işgalcilere saygılı olmaya davet eden, vatansız, milliyetsiz dört hocayı kurşuna dizdiriyor. Bu hocalar “dinci” idi, “dindar” değildi. Savaş koşullarında, layık oldukları cezayı bulmuşlar. Atatürk dine değil, dincilere, dini çıkarlarına, siyasete alet edenlere karşıydı. Bu sebeple Atatürkçü öğretide “dinci” ve “dindar” farkı çok önemlidir. Bir Atatürkçü bu farkı çok iyi bilmelidir. Bilgi için bakınız: http://www.cihandura.com/index.php?option=com_content&task=view&id=589&Itemid=61

1925 - Atatürk Cumhuriyet’in ilanı üzerinden henüz 1 yıl geçmişti ki demokrasi rejimine geçmeyi deniyor. Ancak geri adım atmak zorunda kalıyor. Çünkü o gerçekçiydi, bugünküler gibi hayalperest değildi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (İlerici Cumhuriyet Partisi) Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk muhalefet partisidir. Mustafa Kemal Paşa'nın eski silah ve dava arkadaşları olan Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adıvar’ın öncülüğünde 17 Kasım 1924’te kurulmuştur. Parti tüzüğünde cumhuriyet ilkesinin, liberalizmin ve demokrasinin benimsendiği belirtilirken aynı zamanda dini inançlara da saygılı olunduğu açıklanmıştır.( Nutuk'ta bu ifadeyi "dini siyasi çıkarlara alet etmek" olarak yorumlamıştır.) Rauf Orbay'ın parti kurulmadan önce cumhuriyet ile ilgili eleştirileri ve parti kurulduktan kısa bir süre sonra bazı rejim muhaliflerinin parti etrafında toplanması ile beraber dini duyguların propaganda olarak kullanıldığı Şeyh Said İsyanı'nın patlak vermesi sonucunda parti Haziran 1925’de kapatılmıştır.

1933 - Atatürk ekonomide devletçiliği benimsemişti. Sümerbank bu görüşün uygulamadaki en önemli adımlarından biridir. Şimdi yerinde yeller esiyor. Özelleştirerek kurda kuşa yem ettiler. Atatürk’ün her eseri gibi onu da yok ettiler. Oysa dünyada bugün devletçiliğe yeniden dönüş var. AKP’nin ülke ekonomisine verdiği zararları düşünebiliyor musunuz? Eğitim düzeyi düşük toplumlarda demokrasinin meyvesi acıdır. Devlet, toplum, ekonomi cahil okumuşların oyuncağı olur. Halk da sadece seyreder.

---.

 

 CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 4 HAZİRAN

1918 -Ermenilerle Batum’da barış antlaşması imzalanması. 

1919 -Nazilli’nin Yunanlılarca ilk işgali. 

1922 -Yeni Başkomutan Hacianesti’nin İzmir’e gelmesi. 

1930 -Türk Tarihini Tetkik Heyeti’nin ilk toplantısını yapması. 

1933 -Atatürk’ün misafirlerine söyledikleri: “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymaktır. Kadın haklarını tanımakta bunun bir gereği olacaktır.”

DÜŞÜNCELER

1919 -Yunanlar 15 Mayıs’da İzmir’i işgal etti. O tarihten beri adım adım ileriliyor,  her gün yeni bir bölgemizi işgal ediyorlar. Şimdi Nazilli’ye ulaştılar. Hedef bütün Ege bölgesini ele geçirmek. Bugünkü Yunanistan’ın büyük bir ekonomik kriz içinde olduğunu, yarı yarıya iflas durumunda olduğunu biliyoruz. Batı’nın parababaları o yıllarda Yunanları piyon, taşeron olarak kullandılar, üzerimize sürdüler; bugünler de ise soyup soğana çeviriyorlar. Batı bankalarının elinde 270 milyar Avro’luk Yunan tahvili var. Altından kalkmaları bence imkânsız; topraklarını, adalarını satışa çıkarmaktan başka yol yok artık.  Acaba ders alır mıyız?

1930 - “Atatürk’ün, modern bir devlet oluştururken gerçekleştirdiği inkılâplardan önemli bir bölümü eğitim alanında olmuştur. Cumhuriyet rejiminin ideolojisini yeni nesillere aktarmak, toplumda millî birlik ve beraberliği sağlamak ve millet bilincini oluşturmak ancak eğitimle, özellikle de tarih eğitimi ile mümkün olabilirdi.”

“Avrupalıların, Türkleri barbar, hiçbir medeniyet kuramayacak kadar ilkel ve göçebe olarak tanıtmaları, Mustafa Kemal’i harekete geçirmiş, 1928 yılından itibaren yürütülen çalışmalar sonucunda Türk Tarihini Tetkik Heyeti kurulmuştur. Heyet, Avrupalıların iddialarına tarihten kanıtlarla karşılık vermek istemiştir. Bu amaçla Türk Tarih Tezi’ni ortaya koymuşlar ve bu tezi genç nesle benimsetmek için araç olarak tarihi seçmişlerdir. Heyetin 1931 yılı itibariyle yayınlamış olduğu tarih ders kitaplarında Türklerin ilk ana yurtları olan Orta Asya’dan dünyaya medeniyeti yaydıkları ileri sürülmüştür. Ancak İnönü döneminden itibaren bu iddiadan uzaklaşmaya başlandı. Bu dönemde batılıların medeniyet seviyesinin temeli hümanizm görüldüğünden Yunan ve Latin kaynakları önem kazanmıştır.” 

1933 -Atatürk diyor ki “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Demokrasinin bütün gereklerini sırası geldikçe uygulamaya koymaktır.”  Onu bugün diktatörlükle suçlayanların, ne büyük bir vebal altına girdiklerini görebiliyor musunuz? Bu beyinsizler istiyorlardı ki her şey yapılsın, her şey bir defada yapılsın. Oysa Atatürk gerçekçi ve uzak görüşlü idi. Bugün demokrasi diye diye, birtakım kuş beyinlilerin Türkiye Cumhuriyeti’ni 10 yılda ne hale getirdikleri meydanda değil mi?

---.

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 5 HAZİRAN

1919 -Akhisar ve Nif’in Yunanlılarca, Çine ve Yatağan’ın İtalyanlarca işgali. 

1926 -Türkiye, İngiltere ve Irak arasında Milletler Cemiyeti kararına uygun olarak Türkiye-Irak sınırını belirleyen anlaşmanın Ankara’da imzalanması.

DÜŞÜNCELER

1919 - Nif, İzmir’in bir ilçesi olan Kemalpaşa’nın eski adıdır. İzmir'in düşmandan kurtarıldığı günün arifesi 8 Eylül 1922 akşamı muzaffer orduların komutanı Mustafa Kemal Paşa'nın burada konaklamış olmasının şerefine adı değiştirilmiştir. Atatürk’ün misafir edildiği bina günümüzde Askerlik Şubesi olarak hizmet vermekte olup, Atatürk'ün kaldığı oda müze olarak korunmaktadır.

İzmirli dostlar! Bu müzeyi mutlaka görün, dostlarınızı götürün, herkese tanıtın, tavsiye edin.

Arkadaşlar! Bir Türkiye haritası açın önünüze. Akhisar’ı, Kemalpaşa’yı, Çine’yi, Yatağan’ı tek tek bulun. O işgal günlerini hayal edin, halkımızın çektiklerini düşünün, yaşar gibi olun.

1926 - Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra Türkiye'nin uğraştığı sorunlardan biri de Irak sınırı ve Musul sorunudur. Musul Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı sırada Osmanlı Devleti'ne bağlıydı. Yüzyıllarca Türk egemenliğinde kalan ve yüzde doksanı Türk olan Musul daha sonra Misak- Milli sınırları içinde de yer aldı. İngiltere, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7.maddesine dayanarak, antlaşmanın imzalanmasından birkaç gün sonra Musul'u işgal etti. Türkiye, Lozan Konferansı'nda Musul'un Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer aldığını söyleyerek İngiltere'den Musul'un kendisine bırakılmasını istedi.

Sorun Milletler Cemiyeti'ne götürüldü. Ancak bir sonuç alınamadı. Nihayet, İngilizlerle Ankara'da görüşmeler Ankara Antlaşması ile sonuçlandı. Musul İngiliz mandası altında olan ırak’a bırakıldı. Türkiye-Irak sınırı belirlendi.

O sıralarda patlak veren Şeyh Sait isyanı Musul’un kaybedilmesinde büyük rol oynadı.

Bugün neler oluyor aynı bölgede? Yurdumuzun güneydoğusunda? Yine başkaldırı, yine İngilizler, Amerikalılar... Bu haydutlardan, tuzaklarından neden bir türlü kurtulamıyoruz?

---.

 

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 6 HAZİRAN

1919 -General Milne’in Atatürk’ün geri çağrılması için Harbiye Nezareti’ne yazı yazması. -Yüksek Komiser Calthorpe (Kaltorp)’un raporu: “Damat Ferit İngiliz mandası istiyor. … Padişah yalnız kendi kişisel güvenliğini düşünüyor.” -Damat Ferit’in, eşliğinde bir heyetle Paris’e hareket etmesi.

1920 -İstanbul Divan-ı Harbi’nin yeni idam kararları (İnönü, Börekçi, Tengirşenk, Tanrıöver,…)

DÜŞÜNCELER

1919 -General Milne kimdi, neden Atatürk’ün geri çağrılmasını istedi? -O yıllarda Damat Ferit’ten başka kimler İngiliz mandası istemiştir? Nutuk’ta Atatürk manda konusunda neler yazmıştır?

Atatürk Amerikan mandası isteyenlere Nutuk’ta şöyle değiniyor: “İstanbul'da erkekli kadınlı ileri gelen bir kısım kimseler de gerçek kurtuluşun Amerikan mandasını sağlamakta olduğu görüşünde idiler. Bu görüşte olanlar, düşüncelerinde çok

direndiler. En doğru yolun kendi görüşlerinin benimsenmesinde olduğunu ispata çok çalıştılar. Sırası gelince bu konuda da bazı açıklamalar yapacağım.”

Atatürk açıklamalarını Nutuk'ta (Yayına Hazırlayan: Zeynep Korkmaz, Atatürk Araştırma Merkezi yayını, 1991) s.62’den itibaren yapıyor. Nutuk’a Internet ortamında ulaşmak için tıklayınız:

http://www.add.org.tr/index.php option=com_wrapper&Itemid=169

-“Padişah’ın yalnız kendi kişisel güvenliğini düşünmesi” Atatürk düşmanlarının hangi iddiası aleyhine bir kanıt oluşturmaktadır? Kaynak: Turgut Özakman,Vahidettin, M. Kemal ve Millî Mücadele: Yalanlar, Yanlışlar, Yutturmacalar, 2.B., Bilgi Yayınevi, Ank. 1998, (s.201 vd.: Vahidettin ve M. Kemal).

-Damat Ferit’in Paris’e hangi amaçla gitmişti?

1920 -"İstanbul Divan-ı Harbi" yurtseverler hakkında idam kararları veriyor. Ne dersiniz, günümüzde olup bitenlere bakınca "tarih tekerrürden ibarettir" diyeceğimiz geliyor, değil mi?

---.

CUMHURİYET TARİHİMİZİ UNUTMAYALIM: 7 HAZİRAN

1919 -Alaşehir’de kurulan ilk gönüllü birliğinin Salihli cephesine hareket etmesi. -Atatürk’ün, Samsun yoluyla İstanbul’a gönderilmekte olan 10 000 sürgü kolu ile 12 top kamasına da el koyması; Havza deposundaki silahları evlere taşıtması.

-Ahmet Emin Yalman’ın yazısı: “Amerikalılar bizim muallim ve mürşidimiz (öğretmen ve yol göstericimiz) olmalı.” 

1920 -TBMM’nde, İstanbul Hükümeti’nce yapılmış ve yapılacak olan bütün dış antlaşmaların hükümsüz sayılacağı hakkında kanunun kabulü.

-Ankara’da Matbuat (Basın) ve İstihbarat Genel Müdürlüğü’nün kurulması. 

1922 -Yunan savaş gemilerinin Samsun’u bombalaması.

DÜŞÜNCELER

1919 -Ahmet Emin YalmanAmerikalılar bizim muallim ve mürşidimiz (öğretmen ve yol göstericimiz) olmalı.”  derken, Amerikan mandasını savunmuş oluyor. Bazıları da, örneğin Damat Ferit, Sait Molla İngiliz mandası (himayesi) altına girilmesini savunuyordu.

1888’de Selanik’te doğan Yalman 1910’da İstanbul Hukuk Mektebi’ni bitirdikten sonra ABD’de Columbia Üniversitesi’nde felsefe okudu ve gazetecilik eğitimi aldı.
1907’de Sabah’da gazeteciliğe başladı. 1920’de İstanbul’un işgali sırasında İngilizler tarafından Malta’ya sürüldü. Bir yıl sürgünde kalan Yalman dönüşünde Vatan gazetesini çıkardı (1923). Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nı savunduğu için Şark İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Gazetesi 1925’te hükümet tarafından kapatıldı.

Yalman 1925-1935 yılları arasında basından uzaklaşarak bazı yabancı firmaların temsilciliğini yaptı. 1936’da Kaynak dergisini çıkaran Yalman aynı yıl Halil Lütfü Dördüncü, Rıfat Yalman ve Zekeriya Sertel ile birlikte Tan gazetesini satın aldı. Bir süre sonra, görüş farklılıkları nedeniyle Tan’dan da ayrılan Yalman 1940’ta tekrar Vatan’ı çıkarmaya başladı. Yalman savaş yıllarında liberal demokrasinin ve müttefiklerin savunuculuğunu yaptı; savaş sonrasında da Batı’nın siyasal düzenini öven yazılar yazdı.

DP’nin ilk yıllarında bu partiyi destekledi, son yıllarında ise eleştirmeye başladı. 1959’da bu yüzden 15 ay mahkumiyet aldı. Bu arada gazetesine olan ilginin azalması üzerine 1961’de Vatan yerine Hür Vatan’ı çıkardı. Bir yıl kadar yayın hayatını sürdüren Hür Vatan’dan sonra Yalman’ın gazetecilik yaşamı diğer gazetelerde ara sıra yazdığı yazılarla sınırlı kaldı. Gazeteci ve yazar Ahmet Emin Yalman 19 Aralık 1972’de İstanbul’da öldü. Hatıralarını “Yakın Tarihimizde Gördüklerim ve Geçirdiklerim” adlı yapıtında toplamıştır.

Acı olan, bugünkü Türkiye’ye bakınca, Atatürk’ün değil, A. E. Yalman ve onun gibi düşünenlerin istediğinin gerçekleşmiş olmasıdır.

1922 - Yunan savaş gemilerinin Samsun’u bombalaması hakkında kısa bilgi için bakınız:

http://www.frmtr.com/tarih-ve-inkilap-tarihi/3856446-milli-mucadelede-samsun-nasil-bombalandi.html

Bu kaynağı gözden geçirirken iki nokta dikkatimi çekti:

a) Bombardıman sırasında Samsun 15. Tümen komutanı Albay Cemil Cahit Bey tarafından savunuldu.

b) Samsun’u bombalayan Yunan filosu Averoff ve Kılkış zırhlıları, iki muhrip, iki yardımcı kruvazör ve dört küçük mayın tarayıcı gemiden oluşuyordu.

Yunanlar, daha sonra kendileri için büyük değer ifade eden Averoff Zırhlısı´nı hurdaya çıkarmak yerine müze yapmışlardır. Okul öğrencileri, halk gelip geziyor. Türk ulusunun gururu Yavuz Zırhlısı ise 18 Aralık 1969´da MKE´ye satılarak jilet yapılmak üzere parçalandı.
Yavuz zırhlısı dünya tarihinin en uzun ömürlü kruvazörü idi. Onun yüzünden Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı´na girdi ve yıllar sonra aynı gemi Atatürk´ün naaşını İzmit´e taşıdı. Bu denli önemli bir gemi ve bugün yok! Dünya tarihinde ülkeleri için Yavuz kadar tarihi önemi olan diğer gemiler İngiltere, Yunanistan ve Rusya´da koruma altında; yani müze halinde. Ama bugün Yavuz Zırhlısı´nın esamisi okunmuyor.

Ne acıdır ki yalnız halkımızda değil, okumuşlarımızda da tarih bilinci, tarihe olan saygı son derecede zayıftır. Bu bizim başta gelen milli kusurlarımızdan biridir.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura