Yazı Kategorileri > Diğer Yazılar
19-11-2013
SURATLARDAKİ MASKELERİ GÖRMEK İÇİN…

Cihan Dura

19.11.2013


AKP yöneticileri benzer bir girişimi 2009’da da denediler. Demokrasi, özgürlük, kardeşlik, dostluk, barış,… lafları gırla gidiyordu. Ancak ağızlarına yüzlerine bulaştırdılar, arkasını getiremediler. Tekrar deniyorlar, Büyük Abi öyle istiyor çünkü.

Peki halka nasıl sunuyorlar marifetlerini..., olduğu gibi mi? Elbette hayır, allayarak, süsleyerek, parfümleyerek sunuyorlar. Bilimsel adı kamuflaj bunun. Sesleri çıkmasın, yoldan da çıkmasın diye saf halkımızın, işin aslını bilmeyen birçok okumuşumuzun yalnız gözlerini boyamakla kalmıyorlar, aynı zamanda uyuşturup mışıl mışıl uyumaya devam etmelerini de sağlıyorlar. Tabii bu arada da ortaklarıyla birlikte  malı alıp götürüyorlar.

Sorunu ilk Habur açılımı ve fiyaskosu vesilesiyle, 25.11.2009 tarihli bir yazımda gündeme getirmiştim. O yazıyı yeniden okursak değerli okur, bizi yönetenlerin suratındaki maskeyi görmemiz kolaylaşacaktır.

Ama önce RTE’nın Diyarbakır dönüşü, Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmayı[i] görmemizde fayda var.

 

‘***’

ÇOK İŞ YAPTIK AMA YETMEZ

AK Parti Grup Toplantısı'nda konuşan Başbakan Erdoğan, 2009'da Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi'ni başlatırken "analar ağlamasın" dediklerini hatırlatarak, "Cumartesi günü bir istisnasını gördük. Hem Diyarbakır'da hem Türkiye'de annelerin, çocukların, gençlerin gözyaşı döktüğünü gördük. Bu gözyaşları Allaha hamd olsun, sevinç gözyaşlarıydı" diye konuştu.

Diyarbakır ziyaretini de değerlendiren Erdoğan "Kürdistan" ifadesini kullandığı için yöneltilen eleştirilere de "Kayıtlara baksalar Kürdistan kelimesini Meclis'in ilk zabıtlarında görecekler" karşılığını verdi.

Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında öne çıkan bazı başlıklar şöyle:

"-Cumartesi günü bir istisnasını gördük. Hem Diyarbakır'da hem Türkiye'de annelerin, çocukların, gençlerin gözyaşı döktüğünü gördük. Bu gözyaşları Allaha hamd olsun, sevinç gözyaşlarıydı.

-Dört gündür başta MHP olmak üzere siyasetçilerin Türkiye'ye egemen olan huzur ve kardeşlik iklimini yine hissedemediklerini gördük. Bizim tarihimiz, MHP yöneticilerinin zannettikleri gibi 12 Eylül 1980'de başlamış bir tarih değildir. Bizim tarihimiz bundan 200 yıl önce başlamış tarih değildir. Bizim için tarih, Hz. Adem'in yeryüzüne indirilmesiyle başlamıştır.

-Bu milletin tarihini 27 Mayıs'ın, 12 Eylül'ün darbeciler değil, Alparslan'dan Fatih'e, Kanuni'den Yavuz Selim'e, Abdulhamit'ten Mustafa Kemal'e kadar yüzlerce, binlerce, milyonlarca kahraman yazmıştır.

-Bize bölücü eleştirileri yapılıyor. Peki Mustafa Kemal de mi bölücüydü, Kürdistan kelimesini kullanan zamanın mebusları da mı bölücüydü?

-Korkuyla büyük devlet olunmaz. Kelimelerden, kavramlardan korkanlar, kendi icat ettiği tabulardan, kendi imal ettiği kabuslardan korkanlar, büyük devlet inşaa edemezler. Küçük düşünerek büyük işler yapılmaz. Büyük düşünecek, büyük adımlar atacak, büyük hedeflere böyle ulaşacağız.

-Artık şundan kurtulalım; biri türkü söyledi diye, biri farklı kıyafet giydi diye, biri farklı bir şey söyledi diye bu ülke bölünmez. Bu ülke toprağa, birliğe, kardeşliğe pamuk ipliğiyle bağlı değildir.

-Rabbim hiçbir anne ve babayı acıyla gözyaşı dökenlerden değil sevinç gözyaşı dökenlerden eylesin. Şunu da hep söyledik; hiç kimse bizden şehitlerimizin ruhunu incitecek bir adım beklemesin."

Yukardaki haberde altını çizdiğim şu terim ve ifadelere dikkat:

 

Kardeşlik, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi', analar ağlamasın, Allah’a hamd olsun, huzur ve kardeşlik iklimi, Alparslan'dan Fatih'e, Kanuni'den Yavuz Selim'e, Abdulhamit'ten Mustafa Kemal'e kadar, büyük devlet, büyük adımlar, büyük hedefler, şehitlerimizin ruhu,…

 

‘***’

 

Şimdi sıra 2009’da Habur rezaleti sıralarında AKP’nin İçişleri Bakanı’nın yaptığı konuşmada… Yine bazı terim ve ifadelerin altı tarafımdan özellikle çizilmiştir.

 

DEMOKRATİK AÇILIM MI, CENAP ŞAHABETTİN'İN ALTIN KUPASI MI?                 

 

I) Bir siyasetçiyi, bir bakanı dinliyoruz:

-Değerli milletvekilleri, demokratik açılım konusunda neden genel görüşme istediğimizi açıklamak için söz almış bulunuyorum. Yüce Meclis’te tarihî oturumlardan birini daha gerçekleştiriyoruz. Bu vesile ile Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü vefat gününde bir kez daha rahmet ve minnetle anıyorum.

-Biz yıllardır devam eden terörün sonlandırılması, temel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi ve birlik ve dirliğimizin pekiştirilmesi amacıyla demokratik açılım çalışmalarını başlattık. Yüce Meclisin huzurunda bir kez daha ifade edelim ki bu bir millî birlik ve kardeşlik projesidir.

-Demokratik açılımın hedeflerinden biri, her türlü görüşün barışçıl şekilde ifade edilebildiği, çözüm önerilerinin karşılıklı hoşgörü içinde tartışılabildiği, çoğulcu ve özgürlükçü bir ortamın sağlanmasıdır.

-Değerli milletvekilleri, biz istiyoruz ki Meclisimiz toplumda oluşan bu karşılıklı anlayış ve şefkat dilinin gelişmesine öncülük yapsın. Buradaki konuşmalar topluma kin, nefret, gözyaşı, kan ve düşmanlık değil, birlik, kardeşlik ve şefkat duyguları yaysın. Milletimize yıkıcı, olumsuz ve karamsar mesajlar yerine, olumlu ve kucaklayıcı mesajlar verelim. Milletin temsilcilerinden istediği, kavgayı ve düşmanlığı körüklemeleri değil, sevgi ve kardeşliği teşvik etmeleridir. Artık acıların da bitmesini istiyoruz, şehit ve gazilerimize yenileri eklenmesin istiyoruz, daha fazla ana ve babanın yürekleri dağlanmasın istiyoruz. Paylaşılacak yeni acılar, yası tutulacak yeni kayıplar istemiyoruz.

-Kronikleşen terör, bir süre sonra, belli kesimlerin varlığından ekonomik, kurumsal veya siyasi rant devşirdikleri devasa bir sektör hâline gelmektedir. Bu kötülük sektörünü besleyen, terörün sonlandırılmasına yönelik her adımı boşa çıkarmak için canla başla çalışan bir çatışma lobisinin varlığını da milletimiz bilmektedir. İşte demokratik açılım, sadece teröristle mücadeleyi değil, teröristi üreten ve onu sürekli hâle getiren bu çatışma lobisiyle de mücadeleyi esas alan bir süreçtir.

-Biz özellikle etnik milliyetçiliğe dayanan terörün çözümünde demokratikleşmenin önemli olduğunu düşünüyoruz. Demokrasi, özgürlük ve güvenliğin birbirini gerektiren değerler olarak kabul edildiği bir yönetim modelidir. Güvenliğin tam olarak sağlanması da herkesin kendisini devletin eşit vatandaşı olarak hissettiği, öteki olarak görmediği bir özgürlükçü düzenin varlığına bağlıdır. -Her şeyden önce demokratik açılım, büyük Türkiye'nin ayağındaki prangalardan kurtulmasını sağlayacaktır. İktidara geldiğimiz tarihten itibaren hedeflediğimiz büyük Türkiye, büyük Türk milletinin her ferdinin daha müreffeh, daha eşit ve daha özgür olarak yaşadığı bir ülkedir.

-Demokratik açılım sürecinde birbirine bağlı iki somut sonucun gerçekleşmesi hedeflenmektedir: Birincisi terörün sonlandırılması ya da minimum seviyeye indirilmesi, ikincisi de demokrasimizin geliştirilerek standardının yükseltilmesidir.

- Dağdan inenlerin görüntüsünden mutlaka bir başarı hikâyesi çıkarılacaksa bu demokratik açılımın, Millî Birlik Projesi'nin ve bin yıldır birlikte yaşayan milletimizin bundan sonra da birlikte yaşama iradesinin başarısıdır. Demokratik açılımın diğer temel hedefi de demokratikleşmedir. Hedef, herkesin daha özgür, daha müreffeh bir Türkiye'de yaşamasını sağlamaktır. Bu nedenle demokratik açılımın sloganı "Herkes için daha fazla özgürlüktür."

II) Yukarıda sunduğum satırlar AKP iktidarının İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın TBMM’nde 10 Kasım 2009’da yaptığı ”demokratik açılım”la ilgili konuşmasında[ii] yer alan bazı pasajlardır; altı çizili ifadeler önemli, bazılarını aşağıda topluca veriyorum:

Demokrasi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk, temel hak ve özgürlükler, birlik ve dirliğimizin pekiştirilmesi, millî birlik ve kardeşlik projesi, barış, karşılıklı hoşgörü, çoğulcu ve özgürlükçü bir ortam, karşılıklı anlayış ve şefkat dili, birlik, kardeşlik ve şefkat duyguları, sevgi ve kardeşlik, şehit ve gazilerimiz, ana ve babanın yürekleri dağlanmasın, demokratikleşme, özgürlük ve güvenlik, güvenliğin tam olarak sağlanması, büyük Türkiye, daha özgür, daha müreffeh bir Türkiye,…

Eğer biz AKP’li Bakan’ın bu söylediklerini kuzu kuzu dinler, kuzu kuzu okur, duygulanır, gevşer, kuzu kuzu kabullenirsek çok muhtemeldir ki hem kendimizin, hem ulusumuzun çıkarları bakımından aldatılmış, dolayısıyla büyük bir yanılgıya sürüklenmiş olabiliriz. Neden mi? Yanıt için bir parça siyaset bilimi bilgisine[iii] ihtiyacımız var:

Bütün ülkelerde siyasetçiler stratejik bir araç kullanır: Kamuflaj! Bu, politik bir hareket ve faaliyetin gerçek hedeflerini halkın daha çok hoşuna giden ve böylece kamuoyunun daha geniş desteğine mazhar olan sözde hedefler ve sözde sebepler ardına gizlemek demektir.

- Kamuflajın en sık rastlanan şekli bir toplumun değer sistemine göre açıklanması güç olan bir hedefi, açıklanması daha kolay olan başka bir hedefin ardına gizlemekten ibarettir. Özel teşebbüs yerine “hür teşebbüs”, “kârını artırma” yerine “ekmek kapısı açma” demek gibi.

-Değerlere hitap da başka bir kamuflaj aracıdır. Örneğin bir siyasal parti kendine özgü değerleri gizleyip millî değerler sistemine uygun görünmeye çalışabilir. Kendi hedeflerini toplumun bütün üyelerinin kabullendiği değerler ardında saklar.

-Bir kamuflaj türü de idealleştirmedir. Bir parti, dışarıya gösterdiği tarafına, tıpkı reklamlarla şişirilen bir mal gibi, idealleştirilmiş bir görünüş kazandırabilir. İdealleştirme yurttaşları partiye çekmek, rakiple mücadele etmek için bir araçtır. Kendi içinde, değer sistemine uyum derecesi farklıdır. Halk yığınlarını çekmek için, büyük fikirleri kullanan liderlerin dış görünüşü ancak kısmen gerçektir.

-Bir diğer kamuflaj tekniği de halk yığınlarını, çıkarlarının tehlikede olduğuna inandırmaktır. Oysa gerçekte tehlikede olan, küçük bir azınlığın özel çıkarlarıdır. Bu teknikte bir düşman (umacı) icat edilir ya da gerçekten var olan bir düşmanın önemi şişirilir. Gerçekte iktidardaki sınıfların çıkarlarını korumaya yönelik önlemler, “umacı”ya karşı alınmış gibi sunularak haklı gösterilir. Geçmişin “komünizm umacısı”, bugünün “Ergenekon”u buna iyi bir örnektir.

III) “Hayatta en hakikî mürşit” olan bilimin, “siyasetçinin davranışı” hakkındaki bu gerçeklerini iyice içselleştiren, sağduyulu, yurtsever bir okurun aklına şu sorunun gelmesi kaçınılmaz olacaktır:

-Sakın, bir siyasetçi olan, AKP’li Bakan Bay Beşir Atalay da “demokratik açılım” konuşmasında kamuflaj stratejisi (gizleme, değerler, umacı) tekniklerini kullanmış olmasın?

Soruyu yanıtlamayı sana bırakıyorum, saygıdeğer okur! Ancak yine de bir kolaylık göstermek isterim sana: Altını çizdiğim ifadeler üzerinde daha fazla durabilir, daha fazla düşünebilirsin.

‘***’

Yazımı Cenap Şahabettin’in (1870-1934), kamuflaj stratejisini herkesin kolayca anlayabileceği şekilde ifade ettiği bir özdeyişi ile bitirmem uygun olacak:

Altın kupadan sakının: Zehiri hiçbir zaman teneke kupa içinde sunmazlar.

Ve son söz: Gök kubbesi altında değişen bir şey yok.


[i] http://www.akparti.org.tr/site/haberler/cok-is-yaptik-ama-yetmez/55630 (19 Kasım, 2013 )

[ii]  “Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Tutanağı , 23. Dönem 4. Yasama Yılı , 15. Birleşim 10/Kasım /2009 Salı” , http://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/Tutanak (11.11.2009

[iii] M. Duverger, Politikaya Giriş, (Çeviren: Samih Tiryakioğlu), Varlık Yayınları, İst.,1964, ss.147-151

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura