Atatürk Okulu > İkinci Din
29-11-2015
İSLAM DÜNYASINDA ŞİRK

Cihan Dura

29.11.2015


 

Gerçek bulunana kadar bir çile lazımsa, bulunan gerçeği

asliyeti ile korumak için bin çileye ihtiyaç vardır.

Yaşar Nuri Öztürk

 

Dinin şemsiyesine sığınarak bir “rabler hegemonyası” kurup kutsala hürmet adı altında örtülü şirke gidilmesi, Kur’an’ın dikkat çektiği en büyük tehlikedir. Kur’an bize gösteriyor ki, bu günahın failleri daima din temsilcileri olmuştur.

İmam Cafer Sadık (-765) şöyle diyor. Emevîlerin İslam’a yaptıkları kötülük, tevhidin tanıtılmasına engel olmak değildi, onların İslam’a yaptıkları kötülük, şirkin tanınmasını engellemeleri idi. Bu engelleme Emevîci din ulemâsı tarafından kitaplara geçirilip dokunulmaz kılınmış; böylece de, Müslümanlar yüzyıllardır şirki, Kur’an’ın tanıttığı şekliyle tanımaktan yoksun bırakılmıştır.

Bir araştırmaya göre müslümanlar, İslam ülkelerinin tümünde perişan veya mutsuz… Müslüman olmayan ülkelerin tümünde ise mutlu ve keyifli…

Türkiye Müslüman dünyada bir istisna idi, neden? Çünkü Türkiye Atatürk ışığı ve Cumhuriyet devrimlerinin getirdiği akılcılık ve aydınlık sayesinde farklı idi. Batı bunu gördü ve Atatürk’e düşmanlığı din sanan alçak ve aptalları yanına alıp Cumhuriyet’in ve Atatürk mirasının altını oyarak Türkiye’yi bir istisna olmaktan çıkardı.

Bu akıl almaz hüsran ve perişanlığın sebebi ne? Sebep kısaca şu: “Din” perdesi altında maskeli bir şirkin hayata ve ruhlara egemen olması!...

Şirk konusunda, bugünün siyaset dincilerinin yolu Emevîlerin yoluyla aynıdır. Onlar da bir yandan yüzbinlerle ifade edilen camilerle, Kur’an kurslarıyla, tevhidi anlatırken, öte yandan en azılı Kelimei Şehadet düşmanı emperyalistlerle işbirliği yaparak şirkin tanınmasına giden tüm yolları tıkamaktadırlar. Böylece hem Müslümanları memnun ediyorlar hem de İslam’ın düşmanlarını.

Şirk tevhit dininin yozlaştırıldığı anda ortaya çıkan dinin adıdır. Bir tevhit dininde –örneğin Hıristiyanlıkta, Müslümanlıkta,…- vücut bulan bir yozlaşma o dini tartışmasız biçimde şirke bulaştırır. Yozlaşan dinin de yeni kimliği tek olacaktır: Şirk!...

Müslüman dünya şirki tanımıyor, tanıma yönündeki tüm gayretleri sonuçsuz bırakılıyor. Çünkü şirkin ne olduğu anlaşıldığında, Müslüman dünyaya “İslam” adı altında yaşatılan dinin, gerçek İslam olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu da, dünyadaki bütün çıkar dengelerini sarsar. İşte bunun içindir ki, saltanatları “güdümlü bir İslam”ın varlığına uyarlanmış olanlar, şirkin tanınmaması için her türlü oyunu oynuyorlar. Örneğin “Siyasal İslam”, “Ilımlı İslam” bu oyunlardandır.

Şirk en kolay yayılan bir musibettir. Neden böylesine kolay yayılıyor? Kur’an’a göre yayılmayı kolaylaştıran; şirk çevrelerinin dünyalık nimetlere bol bol sahip bulunmaları ve dinleri olan açık veya örtülü şirki yaymada bu nimetlerden yararlanmalarıdır. Nimetlendirilenler ister şirke öncülük eden “şeytan evliyası” olsun, ister onların ardı sıra giden sürüleşmiş halk,… fark etmez. Her iki halde de, bu çevrelerde esas belirleyici rolü, nimet ve çıkar oynar. (ss. 11-16)

Şirk Kur’an Düşmanıdır, Sahte Dindir

Kur’an’ın tek düşmanı zulüm, en büyük düşmanı ise zulmün en kötü görünümü olan şirktir. Kur’an mümininin en büyük düşmanı olan şirk; her yerde, hayatın her alanında, hatta bir mabedin içinde bile karşısına çıkabilir. Ne var ki, İslam dünyası şirki tanımamakta, tanımak gibi bir kaygı da tanımamaktadır.

Nedir Kur’an’ın temel düşmanı olan şirk?

Şirk “ortaklık”, “Allah’a ortak koşma” demektir. Şirke bulaşana müşrik denir. Müşrik tanrısal nitelikler bakımından, yaratılmış olanı Yaratan’a benzeten kişidir. Şirk bütün zulümlerin anasıdır. Allah’a karşı en büyük ihanettir. Allah her şeyi affedebilir, kendisine ortak koşulmasını affetmez. Gerçekte ne “ateist” vardır, ne de “dinsiz”, ancak “müşrikler” vardır. Onlar ki, sahte ilahlara kul olanlardır, sahte dine teslim olanlardır.

İslam dünyası bugün şirki tanımıyor; böyle olunca da, tevhidi yani Kur’an dinini tanıması mümkün olmuyor. İslam dünyasının bugün içinde bulunduğu perişanlık ve hüsran, sadece şirkin sonucudur. Şirk insanın emek ve üretimini işe yaramaz hale getiren tek beladır. İslam’ın en büyük felaketinin şirk olacağını, bu şirkin gizli ve maskeli bir yapıda olacağını Hz. Muhammed yüzyıllar öncesinden haber vermiştir.

Kur’an gerektiği gibi okunursa görülür ki, peygamberlerin mücadelesi dinsizlik veya ateizme karşı değil, sahte dine karşıdır. Şirk dinsizlik değildir, tarihin en yaman ve inatçı dinidir. Hz. Muhammed’in baş düşmanı olan Mekke oligarşisi, Peygamber’le ateizm veya dinsizlik adına değil, atalarının dini olan şirk adına savaştılar. Yani Hz. Muhammed gerçek dini egemen kılmak için, sahte dine karşı savaşmıştır! Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın savaşları da dinsizliğe karşı değil, sahte dine karşıydı. Hz. İsa’yı dinsizler, ateistler değil, Yahudi din adamları olan hahamlar çarmıha gerdirdi. Tarihin her döneminde böyle olmuştur: Gerçek dindarlar ateizm veya dinsizliğe karşı değil, sahte dine karşı savaşmıştır. Bundan sonra da böyle olacaktır.

İslam’ı Kur’an mihverinden çıkarıp bir kapitalist sömürü ideolojisine çeviren Emevî despotizmi, uydurttuğu hadisler ve yapılandırdığı şeytanî manifesto ile, İslam’ı bir “namaz ve cami dini” olarak dondurmuştur. Kur’an’ın tanıttığı din, bir “ibadetler ve tesbihler dini” değil, bir “zulme karşı savaş dini”dir.

Kısacası Kur’an’ın dini başkadır, mollanın dini başka!... (ss. 19-25)

Şirk Nedir?

Şirk nedir? Şirk yedek ilahlı dindir, Allah’ın yetkilerini O’nun dışındaki güçlere veya kişilere vermek veya paylaştırmaktır; dine hüküm eklemek, riyakârlığı din hayatına sokmaktır.

Şirk Allah’a ortak tanımaktır. Başka bir deyişle, Tanrılığın özelliklerinden birini veya birkaçını bir başkasına tanımaktır. Şirk, Yaratıcı’nın teklik ve eşsizliğini kabul etmemek veya birilerini daha, Yaratıcı’nın dengi, benzeri saymaktır. Eğer bu, açıkça ve bilinçli olursa açık şirk, örtülü ve bilinçsiz olursa gizli şirk adını alır. Bir de büyük şirk, küçük şirk ayrımı vardır. Büyük şirk Allah’ın ortağı olduğunu iddia etmektir. Küçük şirk ise, bazı iş ve fiilleri yaparken, Allah dışında, bazı kişilerin de rızasını hesaba katmaktır.

Şirkin en dehşetli tahribi gizli şirkten, yani riyakârlıktan gelir. İnsanoğlu açık şirki bir süre sonra yenebilmiştir ama gizli şirk hep yaşamıştır ve yaşayacaktır. Açık şirk Allah’a ortak tanımak olduğundan hem belirlenmesi kolaydır, hem de alt edilmesi. Ama gizli şirk öyle değildir: Gizli şirk Allah’ın tasarruflarına kafa tutmak ve Allah’dan beklenmesi gerekeni başkasından beklemek demek olduğundan, insanın iç dünyasında rahatlıkla saklanabilir, hatta insanın kendisi bile bunun farkında olmayabilir.

“Allah birdir” diyen nice insan, rızkını elde etmek için şunun bunun hakkına tecavüzde bir beis görmez. Böylece Allah’ın Rezzak (rızık veren) sıfatının içerdiği tasarrufa kafa tutarak, farkında olmadan şirke düşer. Bu şirkin belirlenmesi de, giderilmesi de çok zordur.

Şirk, devreye yedek ilahlar sokmasını şu gerekçelere dayandırmıştır:

-Yedek ilahlar insanı Allah’a yaklaştırır.

-Yedek ilahlar Allah katında şefaatçı olur. (ss. 26-30)

Şirk Kur’an Dışında Hüküm Kaynağı Aramaktır

Şirkin temel niteliklerinden biri de dini Allah’a özgülememek, onu bir panteonun, bir şirketin ortak işlev alanına dönüştürmektir. Oysa gerçek din yalnızca Allah’ın tekelindedir. İbadet yalnızca O’na yapılır, O’nunla insan arasına aracılar ve şefaatçılar sokulamaz. Dini Allah’a özgülemek, din konusunda Allah dışında hüküm kaynağı tanımamak, tevhidin ruhudur.

Din adına hüküm ve söz yetkisi yalnız Allah’ındır. Allah bu yetkisinden kaynaklanan verileri Kur’an’da toplamıştır. Dolayısıyla Din’in içeriğini ve çerçevesini Kur’an belirler. Bunun dışında hüküm kaynağı aramak aldanış, kabullenmek ise şirktir.

Örtülü imansızlık illetine tutulanlar, Allah’ın dinini, Allah’ın kitabına teslim edilmesi gerektiğine karşı çıkarlar. Bunlar “Kur’an da ne oluyor, Kur’an öyle diyor ama ulemamız, efendilerimiz, hazretlerimiz şöyle buyuruyor” diyerek âdeta Kur’an’ın şürekâ (ortaklar) ve zübür (uydurma kutsal kitaplar) tarafından kontrol edilmesi gerektiğini ileri sürerler. Şürekâ olmadan Kur’an’ın anlaşılamayacağını, bunun imkânsız denecek kadar zor olduğunu söylerler. Oysa Kur’an bunun tam aksini söylemektedir.

Din Allah’a özgülenmeyince, ibadetler de Allah’a özgülenemez. Bu iki özgülemede savsaklama vücut bulunca da şirk tam bir saltanata dönüşerek dini de, dünyayı da istila eder. (ss. 31-34)

Şirk Birtakım İnsanları Allah’a Ortak Koşmaktır

Şirkin belirli niteliklerinden bir diğeri Allah’ın yetkilerini evliya, aracı, yaklaştırıcı diye yaftalanan birtakım şirk elemanları arasında bölüştürmektir.

Zümer suresinin 3. Ayetinde deşifre edilen “aracı”lar, geleneksel dinciliğin iddia ettiği gibi cansız, akılsız putlar değil, Allah’a ortak yapılan canlı, akıllı varlıklar yani insanlardır. Cansız putlar o esas aracıları simgelemek için kullanılan nesnelerdir.

Müşrikler şöyle düşünür ve kendilerini savunurlar: İnsanoğlunun en büyük ilah olan Allah’a doğrudan ibadet etmesi mümkün değildir. O önce Allah’ın kullarından bazı seçkin ekâbire ibadet edip onların aracılığını sağlamalıdır.

Demek ki Zümer 3. ayetin bahsettiği aracılar, insanlardan seçilmiş şürekâdır (ortaklardır). Kur’an bunları şeytan evliyası kavramı altında toplamıştır. Şeytan evliyasına şu veya bu şekilde itaat, namazına niyazına, camiye devam etmesine rağmen insanı müşrik yapar.

Evliyacılık bir şirk illetidir. Veli (çoğulu evliya) ve Mevla sözcükleri aynı kökten gelir, dost, yardımcı, destek veren anlamındadır. Kur’an iki tür veliden söz eder: Allah dostu veliler, şeytan dostu veliler. Allah’ın velileri Kur’an dininin değerleri ile donanmış müminlerdir. Şeytan evliyasına (velilerine) gelince, Kur’an Allah’ın berisinden veli edinilmesinin kötü sonuçlarına dikkat çeker. Buraya dikkat: Kur’an “Allah’ı bırakıp da başka veliler edinmek”ten söz etmez; bunun yerine, “Allah’ın berisinden, yanından, yöresinden veliler edinmek”ten söz eder. Yani şirkte Allah’ın inkârı yoktur; Allah kabul edilir, ancak onun yanına, yöresine yedek ilahlar oturtulur. İşte bunlardır, şeytan evliyaları, şeytan dostu veliler…

Şirk konusunda en büyük tehlike evliya kültüdür. Yani Allah’a vardırıcı vasıtalar halinde birilerini bir tür yedek ilah gibi Allah ile kul arasına sokmak… Ve bu şirk evliyası Allah’ın kulları arasından edinilmektedir. Tevhidi şirke bulaştıran aldatıcılar kendi şeytan evliyalarını maskelemek için genellikle şöyle derler: “Kur’an’da kötülenen evliya müşriklerin taptıkları putlardan olur. O evliyanın bizim efendilerimizle bir ilgisi yoktur.” Oysa gerçek bunun tam tersidir: Yıkıcı evliya daima insanlardan olur.

Evliya maskeli şirk savunucuları yedek ilahlarını “Allah ile aramızda yakınlaştırıcı ve şefaatçı” diyerek pazarlamaktadır. Oysa Kur’an’a göre “Allah, insana şahdamarından daha yakındır ve şefaat tümden ve sadece Allah’ın elindedir. Allah ile kul arasına girmeye kalkmanın hiçbir dayanağı yoktur.

Evliya şirkinin sosyal ve hukuksal dayanağı yapılabilecek oluşumlara da imkân verilmemiştir. Şöyle ki, din sınıfı, din kıyafeti yoktur. Din adamı yoktur. Hatta resmî mabet yoktur. Allah’a kul olmak için birilerinin tesciline, okuyup üflemesine ihtiyaç bırakılmamıştır. Toprak post, Allah dost olacaktır. Tüm yeryüzü mabet, tüm meşru fiiller ibadettir. Komisyonun, haraç ve huruç çetelerinin var olduğu bir din, Kur’an’ın değil, şirkin dinidir. Evliya (Veliler) karanlık ve sapıklıktan kurtarıcı bir kuvvet olarak da algılanamaz. A’raf suresi 3. ayet şöyle der: “Rabbinizden size indirilene uyun. Onun yanından yöresinden edinilmiş velilere uymayın.” Ayet, görülüyor ki, hidayet önderliğini kişilere değil, ilkelere (Rab’den indirilenlere) bağlamıştır. Çünkü kişilerin hidayet önderliği devri Hz. Muhammed’in bu âlemden ayrılışı ile kapatılmıştır.

Şirk, Allah ile aldatmaya dayalı saltanatını çok sağlam tutmuştur. Ölenleri de etkili kılmak için türbeleri kutsallaştırmıştır. Kalanların babadan oğula egemenlik sürdürmeleri için de kendilerinin ve şebekelerinin egemenliğini garantileyecek “kutsallaştırılmış şecereler” yaratmışlardır. Oysa Allah velilerinin şeceresi olmaz. Çünkü Kur’an, belirleyici değer olarak kişinin bizzat ürettiği ameli (işi, eylemi) esas almaktadır; şecere ve intisap yoluyla kendine mal edilen aşırma değerleri değil. Ünlü Allah velilerinden Cüneyt el-Bağdadi’ye sormuşlar: “Sizin nisbetiniz, şecereniz nereye çıkar?” Yanıtı şu olmuş: “Nisbet ve şecere ile hiç kimse bir yere çıkamaz!” (ss. 35-41)

Şirk Bir Şeyhe Mutlak İtaattir

“Şeyhine, Rabbinden daha fazla itaatkâr olmayan kişi mürit asla olamaz.”

Yozlaşma dönemi olan tarikatlar döneminden yaklaşık üç asır önce yaşamış bir sûfinin ağzından çıkmış olan bu sarsıcı söz, tasavvufun, açık şirk unsuru ile nasıl doldurulduğunu gözler önüne seriyor. Bu anlayışa göre, kendisine kayıtsız şartsız itaat edilen imam-mehdî düşüncesi, imanın âdeta birinci koşuludur. Yani, eğer sizin mutlak itaatla bağlı olduğunuz bir imamınız yoksa, sizin dininiz de yoktur. Bugün Türkiye’yi bir kasırga gibi kasıp kavuran tarikatçılığın sokaklara kadar inmiş temel sloganlarından biri budur.

Dinci-tarikatçı çevrelerin akla neden düşman oldukları bu tabloda daha iyi anlaşılır. Akıl varsa ve bir de bu akıl Kur’an’la kucaklaşmışsa bir adama itaat, din değil, Allahsızlığın ta kendisi olacaktır. Çünkü Kur’an “teslimiyet yalnızca Allah’adır” diyor ve bu arada akla gönderme yapıyor. Akıl ise kişilere değil, ilkelere itaati öneriyor. Ne yazık ki, bugün İslam dünyasının bazı yerlerinde, özellikle Türkiye’de kişiye itaat anlayışı din ve İslam maskesiyle pazarlanmaktadır. Oysa Tevhit dini (Halis İslam) diyor ki, “yaklaştırıcıya, aracıya ihtiyaç yok; çünkü insanla Allah arasında ‘ara’ yok, mesafe yok.”

Şirk savunucuları Allah ile insan arasına soktukları yedek ilahlarını “Allah ile aramızda yakınlaştırıcı” diye pazarlamaktadır. Kur’an ise bunun bir şirk oyunu olduğunu söyler. Kaf suresi 16. Ayet’e göre “Allah insana şahdamarından daha yakındır.” Böyle olunca, Allah ile kul arasında herhangi bir mesafeden söz edilemez ki, yaklaştırıcıya ihtiyaç duyulsun.

Şirkin “yaklaştırma” iddiası, temelden tutarsızdır; bizzat kendisi bir şirk itirafıdır. Allah’ın kulundan ayrı ve uzak olduğunu iddia etmek de şirktir. Yaklaştırıcı kabul edilmemesinin din hayatındaki sonuçları şunlardır: Din sınıfı, din kıyafeti, ibadette lider zorunluluğu, ibadet mekânı zorunluluğu yoktur. Yeryüzü mabettir.

Müşriklerin yedek ilahları devrede tutmaları, onlardan da bir şeyler istemek gibi bir çıkarcılık değildir. Onlar bu aracıları devrede tutmakla esas Yaratıcı Kudret olan Allah’ı memnun edeceklerini düşünürler. Şirk zihniyetine göre, bu aracılar devreye sokulmadığında esas memnuniyetsizlik Allah’dan gelecektir. O halde Allah’ı memnun etmenin yolu, “aracı-yaklaştırıcı” güçleri devreye sokmaktan geçer. Bu zihniyet, bugünkü tarikatlar tarafından aynen ve büyük bir ısrarla korunmaktadır. Bunun aksini savunanlar ise, Allah’a ve dine karşı çıkmakla suçlanmaktadır.

Sonuç olarak, dinde yaklaştırıcıya değil, aydınlatıcıya ihtiyaç vardır ve o da bilimdir. (ss. 42-46)

Tarikatlar Neden Şirke Bulaşmıştır?

Kur’an, şirkin görünümlerinden biri olan “kurtarıcı” anlayışını reddeder. “Kurtarıcı- Mesih” fikri Allah’ın yetkilerini insana veren örtülü bir şirk pazarlamasıdır.  Kurtarıcı-Mesih tipin en büyük temsilcisi olarak Hz. İsa öne çıkarılmıştır.

Bu anlayış biraz hafifletilmiş şekliyle tarikat zihniyetinde de egemen olagelmiştir. Pîrlere, efendilere, mürşitlere, kendilerine bağlı insanların günahlarını sildirici roller verilmiştir. Bu yüzden, bir tarikat mensubu için ibadetten çok daha önemli bir şey vardır: Mürşidi olan zâtın gönlüne girip onun koruyuculuğundan faydalanmak... İşte bu, açık bir şirktir!

Gerçek şu ki, Kur’an günahda veraset ve intikal kabul etmez. Günahların kişiselliği esastır. Af mekanizması Allah’ın elindedir. Hz. Muhammed2e bile böyle bir yetki verilmemiştir. Peygambere bile verilmeyen bu yetki –ne yazık ki- tarih boyunca binlerce şeytan evliyası tarafından fütursuzca kullanılmıştır.

Kur’an, müşriklere yedek ilahlara neden ihtiyaç duyduklarını sorduğunda, onların yanıtı şudur:

-Bunlar bizim Allah katındaki şefaatçılarımızdır.

Bir aracılık kurumu olarak işletilen şefaat şirkte son derecede önemlidir. Şefaat inancının çok esaslı bir yer tutması; şirk dinini, Kur’an dininden ayıran önemli bir özelliğidir.

Şefaat yüksek sayılan bir kişinin, yardım amacıyla diğer bir kişiye nispet edilmesidir.

İslam dünyasında yürürlükte olan şefaat, Cahiliye dönemi şirkinin şefaat anlayışıyla aynıdır. Hatta ondan daha yıkıcıdır.

Şirk şefaatçılığı ümmet bünyesine son derecede sinsi girmiştir. Önce Peygamber’i devreye sokmuş, peygamber’le yumuşatılan zihinlere daha sonra çeşitli unvanlar altında bir yığın şefaatçı doldurmuştur. Kur’an bunlara ekâbir, efendiler, seyyidler, üstadlar, hazretler,…  diyor.

Sonuç olarak, şeyh, pîr, efendi, hocaefendi, seyyid, hazret,…  diye anılan birtakım kişileri şefaat edici bilmek tartışmasız bir şirktir.( ss. 47-52)

Şirkin Temel Dayanağı: Ecdat Kabulleri

Şirk bir ecdatperestlik dini olarak tanımlanabilir. Çünkü şirkin olmazsa olmazlarının başında ecdadı, ataları dokunulmaz, eleştirilmez kılmak gelmektedir.

Müşrik yaklaşım; şirkin temel özelliklerinden biri olarak, geçmiş ecdat kabullerinin “değişmez-dokunulmaz-kutsal” bir yapı oluşturduğunu, bu kabullere dokunmanın zındıklık veya dinsizlik olacağını iddia etmektedir. Ona göre: atalara izafe edilerek yapılan her şey doğrudur, iyi ve güzeldir; bunun için de, ecdadın yolundan gitmekle Allah’ın yolundan gitmek aynı anlama gelir. Kur’an’ın en büyük kavgası, işte bu iddialara ve sahiplerine karşı veriliyor.

Kur’an peygamberlerle onların karşısına dikilen şirk zümreleri arasında tarih boyunca sürüp giden kavganın esasını, “ecdatperestlik”le “akıl ve bilim”in mücadelesi olarak belirlemektedir.

Temelde iki tez söz konusudur:

a) Şirkin tezi: Güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan, atalardan bize devredilen gelenek ve kabullerdir. Doğrunun, iyinin ve güzelin ölçütü bu geleneksel değerlerdir. Bunların muhafaza edilmesi ise dinin ta kendisidir.

b) Tevhidin tezi: güvenilir, dokunulmaz ve kutsal olan, aklın ve bilimin verileridir. Doğrunun, iyinin ve güzelin ölçütü bu verilerdir. Din ise bu verilerle peygambere vahy edilenin kucaklaşmasıyla vücut bulur.

Bu iki tezin kavgası çok zorludur.

Ecdatperestliğin özü dikkate alındığında onu gelenekçilik veya muhafazakârlık olarak görmek mümkündür.

Atalar ve “en eski atalar” ne bırakmışsa şirk ürünüdür. Çünkü Kur’an ecdatperestliğin Allah ile sürekli yarıştığını ve çoğunlukla da onu ikinci sıraya geçirdiğini bilmektedir. Gelenekçilik veya muhafazakârlığın, şirk başlığı altına girmemesi için tüm değerlerinin akıl ve bilimin denetimine açılmasını kabul etmesi gerekir. Kur’an gelenekçiliğin yani ecdatperestliğin karşısına akılcılığı ve bilimciliği koymuştur. (ss. 55-59)

Şirkin İki Korkusu

Şirkin veya ecdatperestliğin tevhit dininden ve peygamberlerden iki büyük rahatsızlığı vardır:

-Ataların dokunulmazlığına karşı çıkılması,

-Mal ve servetle ilgili statükoya karşı çıkılması.

Şirkle tevhit (Kur’an İslamı) arasındaki bütün kavga, işte budur.

Demek ki Kur’an İslamı şirkin “dokunulmaz” saydığı iki şeye dokunuyor: Ecdat kabulleri, mal ve servet. Şirk ise buna şiddetle karşı çıkıyor, şöyle diyor: Bir, Allah’a ibadet edilecek, ancak gelenekler de terk edilmeyecek. İki, yerleşik mal ve servet düzenine dokunulmayacak.

Ataların kutsallığı ve servetler korunmak şartıyla Allah’a, ibadete, mabede yer verilmesi şirki rahatsız etmez. Bu, tevhidin asla kabul etmeyeceği bir uzlaşıdır. Çünkü en sinsi, en yıkıcı şirk budur. Bu tür şirkin bütün sıkıntısı, atalarından görüp öğrenmediklerini, yani “yeni olan”ı tepelemektir. Çünkü yeni, onlara “atalarının ve kendilerinin bilmedikleri bazı şeyleri öğretiyor.” Atalarından miras almadığı şeylerin, hayatına girmesi şirk zihniyetini kudurtuyor.

Şirkin yeniye ve yeniyi temsil edenlere öfkesi, gerçekten çok zorludur.  Oysa Kur’an, tevhidin ana eylemini “eskiyi iptal” olarak tescil eder. (ss.59-62)

Şirk’in Beş Kaynağı

Kur’an’daki İslam yanında, ona rakip olarak vücut bulan Atalar veya örfler İslamı’nın, yani Şirk’in oluşmasında en büyük etkiyi beş büyük politeist (çok-tanrılı) kültür yapmıştır. Bu kültürler şunlardır:

-Arap Cahiliye kültürü,

-İran Sâsâni kültürü,

-Hint mistisizmi,

-Şamanizm.

-Eski Yunan kültürü,

1) İslam önce doğduğu coğrafya olan Arabistan’ın Cahiliye denilen kültürü ile yüz yüze gelmiş ve boğuşmuştur. Cahiliye’nin yerine oturan İslam, önce, Emeviler tarafından saltanat hırsı ve Cahiliye’nin bilinç altı kaygılarıyla yozlaştırılmıştır.

2) İslam’ın karşılaştığı ve etkisi altında kaldığı ikinci politeist kültür, İran Sâsânî kültürü olmuştur. Kur’an tevhidi üzerindeki en önemli yozlaşma, bu kültürden kaynaklanmıştır.

3) Üçüncü etki Hint mistik kültüründen geldi. Özellikle tasavvuf yoluyla giren tevhit dışı unsurlar ve kavramlar büyük çoğunluğuyla bu kültürün eseridir. Hint kültürünün tahribi daha sonra Türk Şaman kültürünün etkisi ile birleşerek, İslam’ın en nâzik kurumlarından biri olan tasavvufu, zamanla bir tür yedek ilahlı kurum haline getirmiştir.

4) Türkler İslam’a girmeye kılıçla zorlandıklarında girmediler, tasavvufla girdiler. İslamlaşmalarında büyük rolü olan derviş sufilerin kişiliğinde, eski din büyükleri olan Şaman babalarını gördüler. Eski Türk dini Şamanizm’in, Türklerin elinde en ileri teşkilatlarına ulaşan tarikatlar üzerinde çok açık etkileri olmuştur.

5) Abbasiler devrinde Arapça’ya çevrilen Eski Yunan metinlerinin etkisi ise, kalıcılık ve derinlik bakımında, denebilir ki birinci sıradadır. Bu etki “Müslüman düşünürlerin Kur’ansal ufuklarını karartacak kadar büyük” olmuştur.

Bu beş etki dışında, İslam’ın yozlaşmasında rol alan kuşkusuz başka etkiler de vardır. Bunları da şöyle sıralayabiliriz:

-Siyasal çıkarların baskısıyla ayetlerde yapılan anlam kaydırmaları, teviller

-Hadis adıyla uydurulan sözlerin, hükümlere esas alınması

-Zamanla değişebilecek hükümlerin, zaman-üstü hükümlerle aynı kefeye konması

-Eskilerin putlaştırılmasını sürdürebilmek için, “içtihat kapısı kapanmıştır” sloganının dinin gereği gibi kabul ettirilmesi

-Bilim ve düşüncede yaratıcılığın duraksaması.

Özetle, günümüze gelinceye kadar İslam politeist kültürlerin ve diğer faktörlerin etkisiyle, esas kaynağı olan Kur’an’dan uzaklaşmış, kendi özgün yapısına büyük ölçüde yabancılaşmıştır.

‘***’

Atatürk de İslam’daki bu yozlaşmayı görmüş, mücadelesini diyebilirim ki, ona karşı, “ikinci din” dediği Şirk’e karşı yürütmüştür. Bakın, ne diyor:

Bizim dinimiz bilince karşı, ilerlemeye engel hiçbir şey içermiyor. Temeli çok sağlam, malzemesi iyi... Fakat bina yüzyıllardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı güçlendirme gereği duyulmamış. Aksine birçok yabancı unsur, yorum ve hurafe binayı daha da yıpratmış.

Geçmişin ürünü olan yanlış âdetler İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde dine nüfuz edemedi.. Sonra durum değişti: İslamî gerçekleri benimsemek, İslamî esaslara göre hareket etmek geri plana itildi. Geçmişin mirası olan âdet ve inançları dine karıştırmaya başladılar.

İslam kavimleri arasında biz Türklerin gelenek ve görenekleri, yanlış şeyler değildi. Pek çoğu İslamî gerçeklere uygundu, yakındı. Şüphe yok ki uluslararası temaslar milletler üzerinde etkili olur. Türkler de bulundukları alan, yaşadıkları bölgeler itibariyle İran, Arap ve Bizans milletleriyle temas halindeydiler. Oysa bu milletlerin o zamanki uygarlıkları yozlaşmaya başlamıştı. Sonuç şu oldu: Türkler onların yanlış âdetlerinden, kötü yönlerinden etkilenmekten kendilerini koruyamadılar. Bugün içimizde daha karışık, yapay, hurafelerden yani boş inançlardan ibaret bir din daha olmasının sebebi işte budur. (ss.62-65; Atatürk’le ilgili paragrafları ben ekledim.)

Şirk’in Korkusu Ve İki Din Üzerine

Şirkin temel düşmanı ve korkusu akıl ve bilimdir. Çükü bu iki değer, şirkin temel dayanağı olan ecdat kabullerini tartışmaya açmakta, daha sonra da büyük bir ihtimalle yıkıp yerle bir etmektedir.

Kur’an, şirkin, kendisine karşı çıkışının bir bilimsizlik illeti olduğunu ısrarla belirtmekte; bilim ve akla yollamalar yaparak ataların kabullerinin bu iki değerin rehberliğinde sorgulanmasını istemektedir. Şu âyete bakın:

“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ dendiğinde, ‘hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler. Peki, ataları bir şeyi akıl yoluyla kavramıyor, doğruya ve güzele ulaşamıyor idiyseler?” (Bakara, 170)

Dikkat!... Atatürk de hayatta en hakiki mürşit “akıl ve bilimdir” diyor.

*

Şirk bir dindir. Şirkin dinsizlik olduğunu sanmak, bir yanılgıdır.

Kur’an ve tarih bize gösteriyor ki, şirk dini, tevhit dininin yozlaştırılmış şeklidir. Tevhit dini sahteleştirilirse ortaya şirk dini çıkar. Tevhit dini tahrife uğrayınca dinsizlik olmaz, şirk dini olur. İnsanlık tarihinde dinsizlik yoktur, iki din vardır:

-Allah’ın iradesini yansıtan tevhit dini,

-Allah’ın iradesini parçalayıp bölüştüren şirk dini.

Müşrikler dinsiz insanlar değildir. Hak dinin veya nübüvvetin (peygamberliğin) tanıttığı dinin dışında bir din benimseyen insanlardır. Onlar kendi dinleri içinde “dindar” insanlardır.

*

Atatürk’ün “ikinci din” diyerek savaş açtığı, işte bu şirk dinidir. (s.70 ve 99; Atatürk’le ilgili cümleler bana aittir.)

İslam Dünyasında Hadis Uydurmacılığı

Hadis uydurmacılığı hem Hz. Muhammed’e iftiranın temel göstergesidir hem de dini tahrif ve tağyirin. Kur’an’ı tahrife gücü yetmeyenler, İslam’ı bu yolla tanınmaz hale getirdiler. Bu iftiranın başını çekense Emevî zihniyetidir.

Akıl, din, Kur’an ve sünnetin ancak öfkeyle anacağı şu uydurmaya bakın:

Ümmetim için bir hadis ezberleyene 71 sıddîk peygambere verilen sevap verilir.”

Hadis üstadı Zehebî bu söz için “Allah bunu uyduranı kahretsin” demiştir.

Hz. Muhammed’e isnat edilen her söz, fiil ve kabul, gerçekte onun değildir. Çünkü Hz. Muhammed hayatı boyunca hiçbir sözünün kayda geçirilmesine izin vermemiştir. Ebu Bekir ve Ömer de aynı tavrı korumuşlardır. Ne var ki daha sonraki zamanlarda aynı titizlik gösterilememiş, siyasal çıkarların dine dayandırılması süreci hızlandığı için de, Peygamber’e isnat edilerek binlerce yalan uydurulmuştur.

Sonuçta, Hz. Muhammed’e isnat edilen sözlere dayanılarak, onun tebliğ ettiği kitabın onaylamayacağı bir tür ‘ikinci islam’ sahneye çıkmıştır. İbn Teymiye’nin ‘uydurulan İslam” dediği bu ‘ikinci islam’, birkaç yabancı kültürün örf ve kabulleri ile de birleşince, Kur’an’ın halis diye nitelendirdiği saf, berrak ve sade din, insanla çelişen bir kaosa dönüşmüştür. Kısacası bir ‘beşer islamı’ ortaya çıkmıştır. Muhammed İkbal’in dediği gibi, bugünkü müslümanın maksadıyla, Kur’an’ın maksadı farklılaşmış bulunuyor. Biz bunu Kur’an’da kristalleşen vahyin islamı yerine geçirilmiş bir ‘atalar islamı’ olarak anıyoruz. (ss. 250-253)

 

___________________________

KAYNAK: Şu kitabın muhtelif sayfalarından özetledim: Yaşar Nuri Öztürk, Din Maskeli Allah Düşmanlığı Şirk, Yeni Boyut yayını, İst., 2013. Her konuyu özetlediğim sayfaları, o metnin sonunda parantez içinde gösterdim.

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura