Diğerleri > Sıcağı Sıcağına
25-09-2012
CUMHURİYETİMİZİ KEMİRENLERİN GERÇEK YÜZÜ: TARAF, ÇEKİRGE, MA BİRAND, TALİMAT, YUH OLSUN, SAVAŞ MEDYASI, TASMALILAR, BİR MEVKUTE

(P.Doğan v D. Rodrik, S. Önkibar, B. Hazar, Ş. Çarık, E. Pazarcı,H. Mahalli, K. Özbek, A.Karaca)

25.9.2012


“Cumhuriyetimizi Kemirenlerin Gerçek Yüzü” başlığı altında, Emre Aköz, Taha Akyol, Şahin Alpay, Ahmet Altan, Mehmet Altan, Çetin Altan, Engin Ardıç, Ali Bayramoğlu, Murat Belge, İsmet Berkan, Mehmet Ali Birand, Hasan Cemal, Oral Çalışlar, Cengiz Çandar, Yasemin Çonkar, Neşe Düzel, Doğu Ergil, Cemil Koçak, Fehmi Koru, Nazlı Ilıcak, Eser Karakaş, Mehmet Metiner, Mümtazer Türköne ve benzerleri gibi önde gelen Türkiye Cumhuriyeti, Türklük ve Atatürk karşıtlarının, bunlara kucak açan medyanın, gazetelerin, TV kanallarının gerçek yüzlerini ortaya koyan, gerçek kimliklerine ışık tutan yurtsever yazarların yazılarına yer veriyorum.

*

PINAR DOĞAN: "TARAF BALYOZ SÜRECİNDE GAZETECİLİK YAPMADI"

Emekli General Çetin Doğan'ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrik, Balyoz davasındaki karara ilişkin kendilerinden görüş almak isteyen Taraf gazetesine resmi internet sitelerinden cevap verdiler.

Balyoz davasına gelinen süreçte ve devamında Taraf gazetesinin yaptığı gerçekdışı haberlere dikkat çekilen açıklamada, "Balyoz davası ile ilgili haberleri çarpıtmakta ve dezenformasyon üretmekte cemaatin yayın organı Zaman ile başa baş yarıştı." denildi.

Taraf'ın görüş alma talebinin kabul edilmeme gerekçesinin belirtildiği açıklama, şu cümlelerde son buldu: "Kendimize duyduğumuz saygı, kendi imzamızla bu gazeteye herhangi bir katkı sunmaya elvermiyor."

İşte Pınar Doğan ve Dani Rodrik'in Taraf'a verdiği cevap:

"Pınar, geçtiğimiz Cuma günü Taraf gazetesinden (Gökhan Erkuş) şöyle bir mesaj aldı:

“Balyoz davasına ilişkin hazırladığımız haberlere sizin görüşlerinizi de eklemek istiyoruz. Eğer görüşlerinizi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz. Hiçbir sözcüğe müdahale etmeme adına 3500 vuruşluk yerimiz olduğunu ve her görüşün sayfalarımızda gönderildiği gibi yayınlanacağını belirtmek isterim.”

Burada yanıtlıyoruz.

***

Sahte dijital belgeler üzerinden “Fatih Camii bombalanacaktı” başlıklarıyla haberler yapan, insanları canice planlar yapmakla suçlayıp hedef gösteren Taraf gazetesi, ellerine geçen belgelerin gerçekliğini araştırmadan günlerce çarşaf çarşaf – üstelik suçladıkları kişilerin görüşlerini aktarmadan – yayımladı.

Ahmet Altan’a göre, CD’lerin üzerinden belgeleri kimin, ne zaman, nerede yazdığı açıkça görülüyordu ve CD’lerin üstündeki kayıtlar bütün belgelerin Birinci Ordu’da hazırlandığını kanıtlıyordu. Yasemin Çongar ise işi bir mertebe daha ileri götürüp, belgelerdeki dijital parmak izlerini gördüğünü, belgelerin kimler tarafından kaydedildiğini elektronik olarak tespit ettiğini yazdı.

Üstelik Taraf, sahte planları olduğu gibi yayımlamakla kalmadı, belgelere gerçeklik katmak için içeriğini de yanlış aktardı. Bir defa değil, iki defa değil, defalarca bu dijital belgelerin altında Çetin Doğan’ın, İbrahim Fırtına’nın imzaları olduğunu yazdı. CD’den çıkan imzasız dijital belgeleri okuyucularına hep “altında Çetin Doğan’ın imzası olan Balyoz Planı” şeklinde sundu. Bu linç yayını yaptıkları dönemde bu belgeler sadece Taraf gazetesinde olduğu için Doğan ve diğer suçlananlar haricinde kimsenin “bu doğru değil, bunlar imzasız, dijital belgeler” diyecek hali yoktu.

Gazetedeki köşe yazarları (örneğin Alper Görmüş) önce ‘belgelerde zaman çelişkisi yoktur’ diye yazdılar. Belgeler savunmaya verildikten sonra saptanan zaman çelişkileri ayyuka çıkınca, bu defa belgeler güncellenmiştir diye direndiler. (Oysa tek bir kerede oluşturulan CD’de her şeyin son kayıt tarihi 2003 gibi görünüyordu; yani güncelleme filan yoktu. Ayrıca belgelerde hep 2003’de görevde olan kişilerin isimleri—o dönemki görev ve rütbeleriyle—vardı.) Alper Görmüş bu çelişkilerin, ‘belgelere sonradan sahte diyebilmek için’ kasten yaratıldığını söylemeye kadar vardırdı işi. Ahmet Altan’ın kendisi sahtecilik kanıtlarıyla yüzleşeceğine Pınar’ın “darbeci” babası ile ilişkisi üzerine roman senaryoları hayal etmeyi tercih etti.

Taraf, sistematik olarak dezenformasyon üretti. Örneğin, Sivil sekreterlerin ifadelerini tamamen çarpıtarak “Balyoz CD’lerini Çetin Paşa için hazırladık” manşetiyle haber yaptı (başka örnekleri “Medya Yalanları” bölümünden okunabilir). Gazetenin yazarı Emre Uslu CD’lerin üzerindeki el yazılarının sanıklardan birine ait olduğunu, bunun (ismini vermediği) bir uzmanı tarafından tespit edildiğini yazdı. Oysa fotoğraflar savunmaya verildikten sonra yapılan incelemelerde o el yazlarının CD’lerin yüzeyine makina ile aktarıldığı ortaya çıktı (harfler Baransu’nun bavulundan çıkan el yazısı not defterinden tek tek kopyalanmış). Son kaydı 2003’de yapılmış gibi görünen belgelerde Microsoft Office 2007 yazı karakterleri, cami bombalama krokilerinde Office 2007’ye ait XML şemaları tespit edildi. Baransu ‘Microsoft’u aradım, CD’yi bilgisayara takınca fontlar güncelleniyormuş’ gibi akıllara ziyan bir açıklama yaptı.

Taraf, Balyoz sürecinde gazetecilik yapmadı; savunmanın ortaya koyduğu sahtecilik kanıtlarına hiç yer vermediği gibi, el birliği ile bu sahteciliklere kılıf uydurmaya çalıştı. Balyoz davası ile ilgili haberleri çarpıtmakta ve dezenformasyon üretmekte cemaatin yayın organı Zaman ile başa baş yarıştı.

Kısacası Taraf, sahte belge üreten çetenin emellerine, çetenin hayal edebileceğinden de öte bir şekilde hizmet etmiş oldu. Üstelik bütün bunları liberal değerlere ve medya etiğine sadık olduğunu iddia eden bir gazete kisvesi altında yaptı. Balyoz yayınlarında Gazeteciliğin temel prensiplerinden, etik kurallarından çiğnemediği kalmadı.

Eğer Taraf gazetesi şimdi gerçekten gazetecilik yapmaya karar verdiyse, dava ile ilgili olgular belgeleriyle birlikte bu blogda yer alıyor. İstedikleri gibi değerlendirebilirler. Kendimize duyduğumuz saygı, kendi imzamızla bu gazeteye herhangi bir katkı sunmaya elvermiyor."(http://balyozdavasivegercekler.com)

Odatv.com, 25.9.2012

 

*

CEM UZAN’IN TRİLYONLUK BAKICISI ÇEKİRGE

Sabahattin Önkibar

Fatih Çekirge’nin önceki günkü yazısında, “AKP’yi alkışlıyorum” satırlarını okuyunca anılarım depreşti.

2000’li yılların başları…

Fatih Çekirge Star Gazetesinin Genel Yayın Müdürü ben de Ankara Temsilcisi.

Haftanın 4 gününü Ankara’da geçiren Fatih o dönem günde en az 5 kere Cem Uzan’la telefonda konuşuyor.

Bir keresinde aynen şu sözü ediyor:

“Az önce Komutanın yanında idim, 2 saat baş başa görüştük. O iş tamam!”

Şaşırıyorum zira Çekirge ile gün boyu beraberim yani o saate kadar hiç kimse ile görüşmüş değil.

Şaşkınlığımı gören Fatih gülümseyerek şunu söylüyor:

“Sabahattin patronlara bazen olanları değil, duymak istediklerini söylersen kıymetin artar!”

Susuyorum...

Fatih lavaboya kalktığında masamızda olan Star’ın İdari İşler Müdürü Yavuz Onursal aynen şu sözü ediyor:

“Fatih dünyanın en pahalı hasta bakıcısıdır. Cem Uzan uçuk ve adeta hasta. Ona bakıcılık yapmak kolay mı? Bazen öyle, bazen böyle konuşacaksın. Zor iş hasta bakmak ama Fatih gibi trilyon alırsan yapılır.”

Tam bu noktada soralım:

Sahi Fatih Çekirge, AKP’yi başarılı buluyorum ifadesini Cem Uzan misali, Tayyip’in duymak istediği şey diye mi kaleme aldın?

Aydınlık, 13.9.2012

*

BİRAND BULMACASI

Bekir Hazar 

Kanal D Ana Haber'i sunan Mehmet Ali Birand, Aynı zamanda Posta Gazetesi'nde de köşe yazarlığı yapıyor. Yazısı hem gazetede hem de gazeteye ait İnternet sitesinde yer buluyor.

Son yazısına şöyle bir başlık atmış; "TSK, PKK'yı neden durduramıyor." Upuzun bir yazı... Tamamını okudum. PKK'ya hep "ÖRGÜT" diyor. Bir kez bile "Terör örgütü" demiyor.  "Teröristler" diye bir yaklaşımı da yok. Eh olabilir, vardır bir bildiği...

Ancak bundan çok daha garip olan... İlginç bir durum var ortada... Çünkü gazeteye konan yazısı ile İnternet sitesine konan yazısı aynen bir bulmacaya dönüşmüş.
Birand'ın yazısını Gazetenin birinci sayfasında;  "PKK yaklaşık 2 aydır bölgede hepimizi hayretler içinde bırakan bir savaş sürdürüyor..." diye anons etmişler. İnternet sitesindeki yazısına baktığımızda ise... Aynı cümle şöyle geçiyor;  "PKK yaklaşık 2 aydır bölgede... Hepimizi hayretler içinde bırakan bir GERİLLA savaşı sürdürüyor."
Yani gazetede "Gerilla" kelimesi yok. İnternet sitesinde var.

Biz PKK'ya terörist diyoruz... PKK Gerilla TV kurmuş... Yayın yapıyor... "Gerilla" diyor...Ve Birand'ın internet sitesine konan yazısında tam 7 ayrı yerde PKK'lı teröristler için "GERİLLA" tanımlaması yapılıyor. Gazetedeki aynı yazısında ise tek bir "Gerilla" tanımlaması yok. Yani ya gazetede birileri Birand'ın PKK'lı teröristlere GERİLLA demesini tehlikeli buldu ve makası alıp sansürledi... Ya da PKK internet sitesine sızıp Birand'ın yazısına 7 ayrı yerde "GERİLLA" eklemesi yaptı.

Durum aynen...

(Neler oluyor şu bizim –olmaz olasıca- mütareke medyasında... Mehmet Ali Birant marifetlerine bir marifet daha eklemiş cd)

Takvim, 19. 9. 2012

 

*

İŞTE YANDAŞ GAZETELERİN "TALİMAT" OKUMA PERFORMANSI

Şenol Çarık

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Kanaltürk’deki ‘Başbakan Özel’ programında söylediği, “PKK’nın propaganda amaçlı eylemleri var. Tek sutün dahi görmemek lazım. Şehitlerimiz üzerinden reyting yükselteceksek yandık” sözleri yani daha doğru bir ifadeyle “Şehit haberlerini yapmayın” talimatı birkaç istisna dışında matbuatımızda anında karşılığını buldu.

Görsel medya şehit haberlerini kısa sürelerle verdikten sonra, yazılı medya da Beytüşşebap’taki 10 şehidimizin haberini adeta geçiştirdi.

Manşetine Suriye’den kaçan sözde sığınmacıları layık gören ve şehit haberlerini en küçük veren Zaman, en iyi 'talimat okuma' liderliğini kimseciklere bırakmadı.

 İşte matbuatımızın ‘talimat’ı en iyi okuyan beş atlısı:

Zaman Manşet:“Beş bin Suriyeli Hatay’dan taşınıyor”

Yeni Şafak Manşet: “PYD’den Kürtlere Baas Kurşunu”

Sabah Manşet: “Cellat (Esad) Saatte İki Can Alıyor

Bugün Manşet: “Öğretmenlik Zorlaşıyor”

Star Manşet: “TÜSİAD iştahı”

Yandaşlık sıralamasında en önde giden bu beş gazete dışında daha çok iktidar gücüne göre konumlanan merkez medyada ise ‘10 şehidimiz var, ama 20 PKK’lı da öldürüldü, misliyle ödediler’ tarzından haberler dikkat çekti.

Kısacası 4 Eylül 2012 tarinde budur tektipleşen matbuatımızın manzara-i umumiyesi.

Öyle uzun uzun, büyük büyük sözler etmeye gerek var mı bilmiyorum, yorum sizlerin.

Odatv.com, 5.9.2012

*

 

YUH OLSUN BU MEDYAYA

 

Emin Pazarcı

 

Çirkin olaya ilişkin, aynı kalemden çıktığı belli olan "haberler" bayram öncesi pek çok vatandaşın ağzını bozmasına yol açtı. Neymiş, PKK'lılar "BDP konvoyunun yolunu kesmiş", sonra "yarım saat boyunca propaganda" yapmış. Ardından da "serbest bırakılmış" bu BDP'liler. Mış da mış mış...
Haberin veriliş biçimi, adeta hepimizle alay eder gibi...
Üstte, "PKK, BDP'nin yolunu kesti" başlığı atmışlar. Altta, BDP'li vekillerle PKK'lıların sarmaş dolaş fotoğraflarını yayınlamışlar. Bir tarafta "PKK'lılar yarım saat sonra konvoyun geçişine izin verdi" bilgisi var; diğer yanda el sallanarak uğurlanan PKK'lıların fotoğrafları.
Yazıda, "BDP'lilerin PKK'lılar tarafından araçlardan indirildiği" ifadeleri kullanılıyor.
Fotoğrafta, PKK'lılara sarılmak için koşturan BDP'liler yer alıyor...
Fotoğraflar haberi tekzip ediyor. Üstteki satır, bir alttaki ile çelişiyor.
Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde "haber yazma" dersleri verdiğim günlerde karşıma çıksalardı hiç şansları yoktu. Önce bu haberi çöpe atar, sonra da tamamına sıfır verir gönderirdim.

* * *
Oysa, gerçekler hiç de öyle değil. Bu haberler yapılmadan önce olayın görüntüleri internette dolaşmaya başlamıştı. Belli ki, BDP'liler ya da PKK'lılar tarafından propaganda amacıyla çekilip dağıtılmıştı. Öylesine sırıtıyordu ki...
1) Ortada bir "yol kesme" yok, "buluşma" vardı.
2) PKK'lılar "propaganda" yapmıyor, BDP'li güruha "brifing" veriyorlardı.
Şimdi bırakalım yazılan çizilenleri, görüntülere bakalım...
Türkiye Cumhuriyeti'nin Parlamentosu'nda "milletvekili" sıfatı taşıyan ve maaş alan Gülten Kışanak, tokalaştığı PKK'lıya sesleniyor:
- Umarım özgürlüğü sağlayacağız sizlerle.
Peki nasıl olacak bu? Özgürlük, PKK-BDP birlikteliği ile ne şekilde sağlanacak? Kışanak'ın "gerilla" dediği eşkıya askeri kurşunlayacak.
Polise mayınlı tuzaklar düzenleyecek. Köprüleri havaya uçuracak. İş makinelerini yakacak. Bölge insanını tehdit edip sindirecek. BDP de siyasi ayak olarak ona destek verecek. Vesaire, vesaire...
Garip, bizim medya Kışanak'ın bu önemli sözlerini atlamış!
Ardından, kucaklaşma faslı başlıyor. BDP'li milletvekilleri, önlerine çıkan 4 PKK'lıya da sırayla sarılıyor. Yetmiyor, kadın milletvekilleri hepsini öpüyor. Bu da yetmiyor, başlarını okşuyor. Kardeş ya da akraba gibiler!
Tam bu sırada, sloganlar atılmaya başlanıyor:
- Biji PKK.
Ardından alkışlar geliyor.
Ve herkesin ağızları kulaklarında! Ne gariptir ki bizim medya bu ayrıntıyı da atlıyor. Olayı en çok eleştiren gazetenin attığı başlık "danışıklı dövüşle" sınırlı kalıyor.

* * *
PKK'lının biri, bölgedeki "çatışmaları" anlatıyor. "Düşmana" büyük kayıplar verdirdiklerini iddia ediyor. "Düşman" dediği de Mehmetçik, Türk askeri.
BDP'liler ise alkışlıyorlar. "Biji" diye bağırıyorlar. Mutluluktan uçacak gibiler. Yine sırıtıyorlar. Askerimizin öldürülmesinden duydukları memnuniyeti açıkça dışa vuruyorlar.
Yine hepsinin ağzı kulaklarında, çirkinlik ve iğrençlik diz boyu.
Bizim medya, bu görüntüleri de fazlaca önemsemeyip üzerinde durmuyor!
Bir ara "hatıra fotoğrafları" çekiliyor.
Sonunda, BDP konvoyu ile kucaklaşıp hasret gideren PKK'lılar, daha fazla riske girmemek için ayrılıyorlar. Alkışlar ve destek sloganları arasında uzaklaşıp gözden kayboluyorlar.
Bu final de medyada şu satırlarla yer alıyor:
"PKK'lılar, yarım saat örgüt propagandası yaptıktan sonra, BDP konvoyunun geçişine izin verdi."
Nihayet, bizim medyanın görmediğini Cumhuriyet Savcılığı görüyor. Görüntüleri inceledikten sonra "Bu bir yol kesme değil, buluşma" diyerek soruşturma açıyor.

* * *
Görüntüler son derece net, her şey apaçık ortada. Buna rağmen, bizim medyanın hali evlere şenlik, ortaya çıkan tablo düpedüz kepazelik!
Kimi bütün bunları bilerek planlı bir şekilde yapıyor. Kimisi de şaşkın mı şaşkın, sürü psikolojisi içinde hareket ediyor.
Başbakan ise bu haberleri "PKK'ya psikolojik destek veriyorsunuz" diye eleştirdiğinde, "Basın Özgürlüğü" adına hep birlikte ayağa kalkılıyor!
Yuh, gerçekten yuh! Daha fazlasını da dilimin ucuna geliyor, ama bu bayram günü söyleyip ağzımı bozmak istemiyorum.

Takvim, 20.8.2012

 

*

 

SAVAŞIN MEDYASI

Hüsnü Mahalli

Afganistan ve Irak işgallerinde yaşadık... Uluslararası medya talimatla görevini çok iyi yaptı. İşgal gerçekleştikten sonra Bush ve Blair hiç utanmadan 'Herkese yalan söyledik' deyip kendilerini savundular. Oysa Kaide ve Taliban'ı Suudilerin parasıyla CIA ve Pakistan istihbaratı kurmuştu. Saddam ise 30 yıl süreyle ABD ve Batı'nın hizmetinde oldu ama ABD ipiyle sallandırıldı. Tıpkı Amerikan kafesine yerleştirilen ve yavaş yavaş ölüme bırakılan Mübarek gibi. Şimdi aynı oyunlar Suriye'de oynanıyor.

İnanılmaz yalanlar var. Örneğin bir süre önce ajanslar Rusya'nın Paris Büyükelçisi'nin ağzından 'Esad bırakabilir' dediğini yaydı. Büyükelçi 'Ben kimseye demeç vermedim' dedi. Bunun üzerine Hür Suriye Ordusu denilen örgüt, Suriye'de görev yapan bir Rus generali kaçırıp öldürdüğünü açıkladı. Aynı gün Rus emekli general Moskova'da ortaya çıktı ve 'Ben Rusya'dayım' dedi. Birkaç gün sonra uluslararası medya bu kez Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı'nın ağzından 'Esad'ın kardeşi Mahir'in bacakları koptu' haberini yaydı. Kaynak ise bir Suudi Arabistan gazetesi. Bunun üzerine Rus yetkili bir açıklama yaparak 'Ben hayatımda Suudi bir gazeteciyle görüşmedim ve üstelik şu an tatildeyim' dedi. Bu rezilliklerle yetinmeyen bildik medya bu kez 'Esad'ın yardımcısı Şara kaçtı' haberini yaydı. Bu da yalan olunca hemen düzeltip 'Kaçan yeğeni imiş' demek zorunda kaldı.

Tüm bu süreçte ise başka birçok olay yaşandı. Örneğin bir aydır Halep ile ilgili haberler. Ortak manşet ise 'Halep'te katliam'... Oysa kentte bazı semtlere saldıran silahlı gruplar, terör estirerek Halep ve çevresini ele geçirmek istiyorlar. Dünyanın neresinde olursa olsun devlet buna asla izin vermez. Neyse ki gerçekleri görenlerin sayısı artıyor. Örneğin son günlerde Halep ve çevresindeki çatışmaları izleyen Batılı ve bazı Türk meslektaşlarımız gerçeği anlatmaya başladı. Bu gerçeğin özü ise Hür Suriye Ordusu denilen örgüt aslında garip tiplerden oluşuyor. Bu garip tipler içinde yine meslektaşlarımıza göre 'Serseriler, esrarkeşler, hapishane kaçkınları, sapıklar ve çok tehlikeli Kaideciler' var. 'Demokrasi için' mücadele ettiklerini söyleyen ve bu amaçla katliamlar yapan bu kişilere güvenerek Suriye sorununda taraf olan Ankara artık zor durumda. …

Akşam, 18.8.2012

*

BEKİR COŞKUN USTAMA...

Kaan Özbek

Pek kıymetli saygı değer ağabeyim. Dün her zamanki gibi tereddütsüz altına imza atabileceğim bir yazı daha kaleme aldın. Lakin, sen de bu ülkede yüreğini kalemtıraş yapıp hakkı, hukuku kollayan, her daim ezilenin yanında olan ve maalesef senin çeşitlediğin kalemlerden başka kullanacak kalemi olmayan kardeşlerini atladın.
Jölelisi, jölesizi, alçılısı, alçısızı, sakallısı, sakalsızı, Nişantaşı beyefendisinden (!), Kasımpaşa dayısına, Karagümrük çocuğundan iyi aile çocuğuna, Beyaz Türk’ünden kara kafalısına kadar herkes o kalemleri kullanıyor!
Diyorsun ki ustam; “Boş kalsın köşeler… Pislik dedi, alınmadınız… Tasmalı dedi, umursamadınız… Alçak dedi, utanmaz dedi, satılmış dedi… Bir onursuz mesleğin mensupları olmaktansa bir kez olsun hadi…”
Haydi de ustam, meydanları boş bıraktık gördük! Mehmetçiğe “Birkaç Mehmet”, vatansevere “hain”, canım İzmir’e “gavur” dediler. Çiftçiye, “Ananı da al git!”, işsize, “Herkes iş bulacak değil!” dediler. Dedenin, dedemin kanıyla aldığı vatan toprağını üç kuruşa emperyaliste peşkeş çektiler. AB’si, ABD’si yurdumda dansöz oynatıyor! Şimdi ustam, boş bırakın köşeleri diyorsun da, nasıl bırakalım!!
Kaç kişi kaldık? Bırakalım da oralara da mı çöreklensinler.
Bırakma, bırakmasın, bırakmayalım. Biz yine bildiğimiz gibi yüreğimizi kalemtıraş yapıp yazalım.
Görmezden gelenler, iteleyenler, burnu büyükler, yandaşlar, candaşlar utansın!
Biz kalemimizi Hasan Tahsin’lerden emanet aldık ustam, evel Allah “birkaç” çapulcuya kırdırtmayız.
Sevgi ve selamlarımla her daim çırağınız Kaan…

Şok, 15.8.2012

*

BİR MEVKUTE YALAKALIKTA ZİRVEYE KOŞUYOR

Aziz Karaca

Çıktığı günden beri İslam’ın sırtından geçinen bir gazete…
Çıkarlarını çoğaltmak, çıkarlarını sağlamlaştırmak ve devamlı kılmak için çark etmekte hiç bir beis görmeyen bir mevkute…
Çıkarı için, yalakalık için, tıraj artırmak için kullandığı İslam’ın ana ilkeleri çiğnenirken, kırmızı çizgileri bir bir pembeleşirken bir kalem dahi oynatmayan bir gazete…
İşine geldiğinde, iktidar nimetlerinden parsayı kapmak için tepe tepe kullandığı İslam, aynı iktidar tarafından örselendiğinde, ilkeleri açık açık ihlal edildiğinde “görmedim duymadım bilmiyorum” numaralarına yatan bir mevkute…
Cari açığın zirve yaptığı, iç ve dış borç toplamının rekor seviyeye çıktığı, çiftçinin traktörünün haczedildiği, işsizlik yüzünden boşanmaların tavan yaptığı, bu mübarek ayda iftarlık temin etmek için semt pazarlarında günün sonunu, milletin çekilmesini bekleyenlerin her geçen gün arttığı bir ortamda, hiç utanmadan, sıkılmadan; “artık fakirlik tarihe karıştı, herkes iftarını boğazda açıyor” diyebilecek kadar yalakalığın suyunu çıkaran bir gazete…
Günlerdir tüm ülkede tartışılan, görenlerin gözlerine inanamadığı, duyanların “olmaz böyle şey” dediği bir vekilin oğlu tarafından polislerin ellerinde numaralar olduğu halde duvara dizdirilmesi haberine “polis asker dizilmeyecek de kim dizilecek” diyecek kadar olayı saptıran, mugalata yapan, yalakalık yapayım derken millet ile dalga geçen bir gazete…
İnsanların, hele hele okuyan yazan, aydın geçinen, hele hele Müslümanlık iddiasındaki insanların iz’andan, insaftan, idrakten ve insaftan bu kadar yoksun, bu kadar uzak, bu kadar bihaber olmaları ne ile ve nasıl izah edilebilir.
Yağdanlık kelimesi hafif kalıyor, yalakalık kelimesi vaziyeti izahtan çok çok uzak düşüyor.
Yalakalığın da bir sınırı olmalı her halde.

Yeni Mesaj, 2.8.2012

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura