Diğerleri > Sis Çanı
24-02-2013
NELER OLDU 7-12 ŞUBAT 2013 (Tarih-kültür, devletçilik, altın, yabancıya toprak, enerji, işsizlik, Silivri, tarım, özelleştirme, bölücülük, İslam, BOP, yabancı sermaye)

Cihan Dura

24.2.2013


 7.2.2013

TARİHE-KÜLTÜRE SAYGISIZLIK: İSKİLİPLİ ATIF'TAN BBP'YE

 Büyük Birlik Partisi'ni (BBP) MHP'den ayrılan bir grup kurdu. Bunların MHP'den niçin ayrıldıkları her geçen gün daha iyi anlaşılıyor. Şaşıracaksınız ama; CHP'li Hüseyin Aygün, AKP'li Ordu Milletvekili İhsan Şener ve BBP sanki aynı iklimdeler. Bir ortakları daha var. 1926'da yargılanıp asılan İskilipli Atıf... Hani şu İngiliz Dostları Derneği'nin üyesi... Hani şu Yunan ordusu İzmir'e çıktığında "Bu ordu padişah efendimizin ordusu sayılır; onun dostudur." diye bildiri hazırlayan... Bunu Yunan uçakları ile Anadolu'ya attıran İskilipli haini... Bunu, nereden mi çıkardım? Başka gazetelerde göremediğim ama dünkü Güneş'te yer alan haberden çıkardım.

Şehitlere Hakaret

Bursa'da bir şehitler anıtı dikilmiş. Bu anıt; Bursa'nın Yunan işgalinden kurtarılması için savaşırken şehit olan 14 askerin aziz ruhunu temsil ediyormuş. Gel gör ki Bursa'daki BBP'liler bu şehit anıtından rahatsız olmuşlar; kaldırılmasını istemişler. Bursa'nın AKP'li yöneticileri de "Hay Allah sizden razı olsun; iyi ki istediniz; biz de bundan çok rahatsızdık." havalarında anıtı yıkmışlar. Her halde; anıtın kaidesinde yazan "Bu savaştan sonra Osmanlı gitti, Cumhuriyet kuruldu." cümlesi onları rahatsız etmiş. Ama gerçek tam da bu değil mi? Kurtuluş Savaşı sadece Batılı sömürgeci devletlere karşı yapılmadı. Osmanlı Devleti'nin İstanbul'da bir saraya sığınmış son padişahı hain Vahdettin; Milli Mücadele'yi boğmak için Hilafet ordusu denilen bir ordu kurmadı. Emrindeki Şeyhülislam Dürrizade'den, "Kuva-yı Milliyecileri (Milli Ordu) katletmek Müslüman'ın görevidir" anlamında fetva almadı mı? Kurtuluş için mücadele eden komutanları da aydınları da Kürt Mustafa Divanı denilen mahkemede idama mahkum ettirmedi mi? İşte BBP bu çizgiye arka çıkıp şu anki devletine tavır alıyor. İskilipli Atıf gibi... "Rumlara soykırım yaptık!" diyen Hüseyin Aygün gibi... "Yunan kaynaklarında bizimle savaş ettikleri yazmıyor; bizim şehitlikler uydurma!" diyen AKP'li İhsan Şener gibi... Zihinleri mikrop kapmış, kimliksiz liberaller gibi. Türkiye Cumhuriyeti ile mücadeleyi hayat şartı kabul eden BDP'liler gibi... İşte bu farklı elbiseli kimlikler Osmanlı'nın gitmesini, Cumhuriyet devletinin gelmiş olmasını bir türlü hazmedemiyorlar. Bu süreçte Yunanlıların mağlup edilmesi de canlarını sıkıyor olmalı ki "Bu anıtı kaldırın!" diye kampanya yapmışlar. Ve BBP ile AKP işbirliğinin sonucunda anıt kaldırılmış. İskilipli Atıf haini her halde çok sevinmiştir.

Bursalılar Neredesiniz?

Anlıyorum ki; Mustafa Kemal ve arkadaşlarının Yunan ordusu ile savaşarak onları bozguna uğratması; Bursa da dahil olmak üzere Türkiye'yi kurtarması; bu sözde demokrat; sözde dindar kesimi çok üzmüş, çoook! Bu ekip; şimdi televizyonlarında, gazetelerinde, hatta uyduruk tarih dergilerinde Atatürk'e, cumhuriyete saldırıyorlar; küfürler yağdırıyorlar. Bu ittifak; Yunanlıları dost kuvvet olarak görüyor olmalı. O anıt o yüzden yıkılmış. Şimdi sözüm Bursa'nın vatansever insanlarına! Daha ne zamana kadar siyaset uğruna; Mehmet Akif üstadın dediği gibi "bu hayasız akın" karşısında sessiz kalacaksınız? Bursalı şehitlerin kemikleri sızlıyor; o acıyı vicdanınızda duymuyor musunuz? O anıtı oraya yeniden diktirmezseniz; vebali boynunuzdadır; bilmiş olasınız. ■ Rıza Zelyut, Güneş, 7.2.2013

DEVLETÇİLİK, ULUS DEVLET: ULUSAL EKONOMİ ULUSAL DEVLET

Küreselleşmenin yıldızı, spekülatif sermaye, hedge fonlar devlet düzeninden ve müdahaleden hoşlanmaz. Çünkü devlet düzeni varken spekülatif piyasa oluşmaz.
1997 yılında Doğu Asya’da yaşanan ekonomik krizlerin nedeni, devlet müdahalelerinin çok yetersiz olmasıydı. 2001 krizinde Arjantin krizinde yabancı bankaların bir gecede 31 milyar dolar transferi, devlet kontrolünün yetersiz olması ve konvertibiliteyi kuralları dışına çıkarmış olmasıydı.
Küreselleşme sürecinde, devletin zayıflaması ve spekülasyonun hakim olduğu başıboş piyasaya, dünyada ekonomik kriz aralığının sıklaşmasına, kriz maliyetlerini fakir halkın ve çalışanların yüklenmesine neden olmuştur. Bu bağlamda parasal genişleme sorunları, zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olmasına yol açan spekülatif faaliyetlerin artması, dünyanın ve uluslar arası kurumların, küreselleşmeye bakış açısını değiştiriyor. Yeni konjonktür, dışa açık ulusal politikalardır. Başbakan ne yaparsa yapsın, bu yeni konjonktürü önleyemez.
Bu yeni konjonktürde en fazla görev devlete düşüyor. Aslında küreselleşme devleti dışlıyor ve fakat devletin var oluş nedenleri hiçbir zaman ortadan kalkmadı.
Klasik iktisatçılar, piyasa açısından devleti zorunlu kötülük olarak görmüş ve devlet harcamalarını iç ve dış güvenlik, adalet, genel idare hizmetleriyle sınırlı tutulmasını savunmuşlardır.
Gerçekte ise evdeki hesap çarşıya uymamıştır. Her zaman ve her yerde devlet, tüketiciyi korumak ve piyasa düzeninin daha iyi çalışmasını sağlamak için piyasaya doğrudan girmiş veya dolaylı olarak müdahale etmiştir. Aksi halde özel işletmelerin tek hedefi kar maksimizasyonu olduğu için, piyasada kısa sürede, tüketici aleyhine oligopol yapılar, monopolleşme oluşacaktır.
Öte yandan, özel sektörün üretip sattığı mallarla kamu hizmetleri birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Söz gelimi, daha çok sayıda otomobil üretimi daha fazla yol ve daha fazla park yerine ihtiyaç gösterir. Aksi halde trafik sorunları ve çevre sorunları ortaya çıkar.
Bu gün anladığımız anlamda devlet düzeni, eski Yunanda başlamıştır.
“Platon devleti doğal bir düzen olarak; yani bir canlı organizma gibi düşünmektedir. Ona göre, devlet canlı bir organizmadır çünkü devletin her organı ancak bütün yapı içinde yaşamını sürdürebilir. Bütünden ayrı bir devlet veya sivil kurum yaşamım sürdüremez. Çünkü bir organ bedene bağlı olduğu sürece canlılığını korur. Bu nedenle Platon’a göre, birey toplum dışında var olamaz; toplum da bireylerle var olur.” \v Bu site yardımcı olmadı mı? Aramada oturum açtığınızda
www.erkanhirik.com.tr sonuçlarını engelleyebilirsiniz.www.erkanhirik.com.tr
Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, kalkınmanın hızlanması için devletin doğrudan piyasada olması lazımdır.
Söz gelimi, 1933’den sonraki, birinci ve ikinci sanayi planları kapsamında sanayileşme yatırımlarını bizzat devlet yapmıştır. 1963 ile 1975 arasında, karma ekonomi modeli ile Türkiye kendi imkanlarına dayanarak, dışa bağımlı olmadan büyüme yaşamıştır.
Bugün dünya ekonomisi, patlamaya hazır bir spekülatif balona dönüşmüştür. Bundan sonra ülkeler ister, istemez ulusal ekonomilerine dönmek zorunda kalacaklar. Bu açıdan bizim de yeni bir ulusal program ve yeni bir ekonomik anlayış geliştirmemiz gerekiyor.
Bu anlayış reformist bir anlayıştır. Bugünkü parti programları bu anlayıştan uzaktır. Söz gelimi hiçbirinin programında dış rekabet gücümüzü artıracak gerçekçi kur arayışı yoktur. Türkiye’de ekonomik ve sosyal istikrar sorunları ancak ve ancak “Ulusal devlet ’’ve ” milli iktisat politikası” anlayışı ile çözülebilir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, 7.2.2013

ÇİN ALTIN İTHALATINDA REKOR KIRDI

Dünya altın üretiminde birinci, tüketiminde ise ikinci konumdaki Çin'in ithal ettiği altın rekor kırdı.

Hong Kong hükümetinin verilerine göre, Çin'in Hong Kong'tan ithal ettiği altın oranı geçen yıl yüzde 94 artışla 834 bin 502 kilograma çıktı ve bu tüm zamanların en yüksek seviyesi oldu. Altındaki ithalat artışının ülkedeki gelir büyümesi sonucu oluştuğu kaydedildi. Çin'in altın ithalatı sadece Aralık'ta 114 bin 405 kilograma çıkarak aylık rekor kırdı.

Çin'in 2011'deki altın ithalatı 431 bin 215 kilogram olmuştu. Çin, altın rezervini 2015 yılına kadar 9 bin tona çıkaracağını açıklamıştı.

Önümüzdeki üç yıllık süreçte altına yönelik arama ve sondaj çalışmalarının güçlendireceği bildiren Çin'in geçen yıl Hindistan'ı geçerek dünyanın en büyük altın ithalatçısı konumuna geldiği tahmin ediliyor.

Hindistan'ın altın ithalatı 2011 yılında bin ton oldu. Hindistan'ın 2012'de 40 milyar dolar değerinde 800 ton altın ithal ettiği tahmin ediliyor.

Çin, dünyanın en büyük baz metal kullanıcısı konumunda bulunuyor. Son beş yıldır altın üretiminde dünya birinciliğini koruyan Çin'in, 2015 yılının sonunda altın üretimini 420 tona ulaşmasının planlandığı kaydedildi.

Çin,2011'de altın üretimini 361 tona çıkarmıştı.

Elindeki mevcut altın rezervi ile altın depolama sıralamasında ABD, Almanya, İtalya ve Fransa gibi devletlerin gerisinde kalan Çin, yaptığı üç yıllık planlama ile altın sektörünün de dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri olmayı hedefliyor.

Öte yandan, dünyanın ikinci büyük ekonomisi Çin'de halkın gelirlerinin artması, altın mücevheratı ve diğer lüks mallara olan talebi artırmış durumda. Çin'de yatırım seçeneklerinin eksikliği yüzünden altın çubuk ve diğer altın ürünlerine yoğun talep bulunuyor. ■ Zaman, 7.2.2013

 

 8.2.2013 

BANKALAR, KREDİ: TÜKETİCİNİN FENDİ BANKAYI YENDİ

Kocaeli'nde bir vatandaş, aldığı konut kredisinden işlem ve yapılandırma masrafı alan bankayı dava etti. Tüketiciyi haklı bulan mahkeme, bankanın aldığı 2 bin 329 lira işlem ve bin lira yeniden yapılandırma masrafının geri ödenmesine karar verdi.

Derince'de ikamet eden Taner Duran, bir bankadan 2008 yılında 19 bin 900 lira konut kredisi aldı. Banka, kullanılan konut kredisi için 2 bin 329 lira işlem masrafı aldı. Duran, bir yıl sonra kredinin yapılandırılmasını talep etti. Banka, bin lira da yapılandırma masrafı talep etti. Bunun üzerine Taner Duran, kendisinden alınan toplam 3 bin 329 liranın, 4077 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca haksız şart kapsamında bulunduğunu belirterek Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurdu. Hakem heyeti, başvuruyu haklı buldu ve alınan paranın iadesine karar verdi. … ■ Akşam, 8.2.2013

 

SEÇİMLER, KAMUOYU: AKP'DE KARADENİZ ALARM VERİYOR

Bölgede oy kaybının yaşandığı ortaya çıktı. Başbakan'ın toplantıya katılan belediye başkanlarına "olumsuz gidişatı acilen durdurun" talimatı verdiği öğrenildi.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Güneydoğu ile başlayıp Doğu Anadolu’yla sürdürdüğü ve dün Karadeniz bölgesi vekilleriyle yaptığı 3. toplantıda, AKP’nin belediyelerde oy kaybı içinde olduğunu gösteren anketler ortaya çıktı ve 2014 yerel seçimleri için alarm verildi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Karadenizli partililere, “çözüm sürecini anlatmaları” talimatını verdi.

Karadeniz bölgesinin PKK konusundaki hassasiyetini de gözeten Erdoğan, çözüm sürecine ilişkin bir yol haritası vermek yerine, “silahların susması, kanın durması ve kardeşliğin sağlanması” ifadeleri üzerinde durdu.

Toplantıya, parti tarafından yaptırılan anketlerde Karadeniz’deki illerin oy oranları çerçevesinde özellikle belediyelerdeki oy düşüşleri damga vurdu. Karadeniz’deki illerde AKP’nin elindeki belediyelerde oy aranının düşüşte olduğu, genel olarak AKP’nin elinde olmayan belediyelerde de oy oranlarının beklenen düzeye ulaşmadığı bilgisi verildi. Erdoğan’ın bu sonuçlar nedeniyle toplantıdaki belediye başkanlarına çok kızdığı öğrenildi. Erdoğan, belediye başkanlarının başarısızlığını yansıtan bu oy düşüşünün gözden geçirileceğini söyledi, olumsuz gidişatın acil olarak durdurulmasını istedi.

Toplantıda iller için anketlerin yerel seçimlerin yanı sıra genel seçimler için de yapıldığı bilgisi verildi. Genel seçim için yapılan anketlerde AKP’nin genel olarak 12 Haziran’daki oy oranını koruduğu, bazı illerde ise bu oy oranlarının da üzerine çıktığı anlatıldı. ■ Cumhuriyet, 8.2.2013

YABANCIYA TOPRAK: YUNANLILAR 16 TÜRK ADASINI İŞGAL ETTİ!

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Yunanistan’ın Türkiye’ye ait 16 adasını işgal ettiğini iddia etti.

TBMM’de basın toplantısı düzenleyen Kamer Genç, Ege ve Akdeniz’de bulunan adaların statüsünün, 1913 Londra Barış Antlaşması, 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması’na göre hangilerinin Türkiye’ye, hangilerinin de Yunanistan’a ait olduğunun belirlendiğini söyledi.

Genç, Ege Denizi’nde Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık Adası ile Akdeniz’de bulunan Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi Adası’nın, Yunanlılar tarafından hiçbir koşul öne sürülmeden gelip işgal edildiğini söyledi.

Erdoğan'a Kadife Devrimi Benzetmesi

Kamer Genç sözlerini Kasım-Aralık 1989'da Çekoslovakya'nın dağılmasına neden olan Kadife Devrimine değinerek şöyle konuştu:
Uluslararası anlaşmalarda bu adaların Türkiye’ye ait olduğu açık ortadayken, maalesef Tayyip Erdoğan zaman zaman Yunanlılar’la gizli görüşmeler, yani oraya gittiği zaman görüşme yapmaktadır. Görüşmede yanına askeri personelden kimseyi almamaktadır. Perde arkasında Yunanistan ile yapılan gizli pazarlıklar var. Kendisine bir ödül verilmesi gerektiğine inanıyorum. Çekoslovakya’yı parçalayan, ’Çek ve Slovakya’ diye iki devlet yapan onların cumhurbaşkanına bir ödül verildi, herhalde Tayyip Erdoğan da böyle bir ödülün peşinde. Türkiye’yi hem bölmek hem de Türkiye’nin mülkiyetinde bulunan birtakım adaları, toprak parçalarını Yunanlılara vermek suretiyle Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterilmeli.

Genç “Bu memleketi satmak için mi buraya geldiniz?” diye sordu. ■ Ulusal Kanal, 8.2.2013

 

 9.2.2013

 

ENERJİ: BU KAYNAK TÜRKİYE'Yİ İHYA EDECEK!

Güneydoğu Anadolu başta olmak üzere Trakya ve İç Anadolu’da arama çalışmalarına başlamak isteyen yabancı şirketler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın art arda kapısını çalmaya başladı.

Bazı enerji uzmanlarının ”devrim” olarak nitelendirdiği kaya gazı (Shale Gas) üretimi, doğalgaz piyasasını etkilemeye devam ediyor. Dünyanın önemli doğalgaz ithalatçılarından biriyken kaya gazı sayesinde son 5 yılda 200 milyar metreküpe yakın gaz üreten ABD, bu sayede Polonya’dan Çin’e kadar bu kaynağa ulaşmak isteyen birçok ülkeyi harekete geçirdi.

Petrolde yüzde 92, doğalgazda ise yüzde 98 dışa bağımlı olan Türkiye’nin yerli ve yenilenebilir kaynakların ekonomiye kazandırılması çalışmalarına kaya gazı da eklendi.

Konya ve Niğde’de tespit edildi

Dadaş Formasyonu’nda yer alan Diyarbakır’daki Sarıbuğday-1 sahasında TPAO ile Shell ortaklığında yürütülen çalışmalar bu alanda ilk oldu. 3 yılda 15 kuyunun açılmasının planlandığı sahada gaz arama çalışmaları aralıksız devam ediyor. 4 bin 500 metre derinlikte sondajın hedeflendiği kuyuda, 4 bin metrelere ulaşıldı. ”Parametre kuyu” olarak nitelendirilen bu kuyudan olumlu sonuçlar alınmasıyla sahada yatay sondaja başlanacak.

Türkiye’de tahmini olarak 0,4 trilyon metreküp olduğu tahmin edilen kaya gazının varlığı, Güneydoğu Anadolu’nun dışında Trakya ve İç Anadolu’daki bazı sahalarda da söz konusu. MTA’nın çalışmalarının ardından Konya ve Niğde’de tespit edilen rezervlerin çıkartılması için kaya gazı üretimi alanında faaliyet gösteren yabancı şirketler, art arda Bakanlığın kapısını çalmaya başladı.

Yeni sondajlar için anlaşmalar yakın

AA’ya açıklamalarda bulunan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yetkilileri, kaya gazı ve kaya petrolü (oil shale) konusuna yoğunlaşan ABD’li, Kanadalı ve İngiliz şirketlerin Türkiye’deki kaynaklarla ilgilendiğini belirterek, söz konusu şirketlerin mevcut sismikleri etüt etmeye başladığını söyledi.

Gelecek aylarda Dadaş Formasyonu’nu ya da Trakya’daki sahalarla ilgili anlaşmaların gerçekleşebileceğini bildiren Bakanlık yetkilileri, ”Bu anlaşmalarda bizim önceliğimiz çalışmalara TPAO’nun da ortak olması. Kaya gazı gibi yerli bir kaynağı en etkin biçimde ülkemize kazandırmak istiyoruz”değerlendirmesinde bulundu.

Kaya gazı nedir? Nasıl çıkartılır?

Özetle kayaçların gözeneklerinde yer alan küçük miktardaki doğalgaz olarak tanımlanan kaya gazı, dikine veya yatay olarak açılacak olan kuyulara basınç uygulanmasıyla çıkartılıyor.

Araştırmalara göre, Çin ve Hindistan sahip başta olmak üzere, ABD, Arjantin, Avustralya, Güney Afrika ve Kanada kaya gazı rezervi açısından şanslı ülkeler.Ekofinans, 9.2.2013

İŞSİZLİK: DİPLOMA VAR AMA İŞ YOK!

Türkiye tarihinde ilk kez üniversite mezunu işsiz sayısı 600 bin kişi seviyesine ulaştı. Buna göre, her 5 işsizden birini üniversite mezunları oluştururken, diplomalı işsizler ordusunun 241 binini erkekler, 346 binini ise kadınlar meydana getiriyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan Hanehalkı İşgücü İstatistikleri’ne göre, üniversite mezunu işsiz sayısının ülke tarihinin en yüksek seviyelerine ulaştığı anlaşıldı. İşsiz sayısının 2 milyon 541 kişi ile yüzde 9.1 olarak gerçekleştiği 2012 yılı Ekim ayında diplomalı işsiz sayısı da yüzde 11.1 ile 587 bin kişi oldu. Tarihinde ilk kez 2012 yılı Eylül ayında 612 bin kişiye ulaşan üniversite mezunu işsiz sayısı, ülkede işsizlik sorunun ne kadar ciddi boyutlarda olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu kapsamda, üniversite mezunlarının oluşturduğu işgücü rakamının 5 milyon 284 bin kişiye ulaştığı belirlenirken, bu kişilerden yalnızca 4 milyon 698 bini istihdam edilebildi. Üniversite mezunları arasında işsizlik oranı ise yüzde 11.1 seviyesinde gerçekleşti. Öte yandan, işgücüne katılan okur-yazar olmayan nüfusta işsiz sayısının yalnızca 40 bin kişi olduğu belirlenirken, bu rakamın lise altı eğitimlilerde 1 milyon 278 bin, lise mezunlarında 360 bin, mesleki veya teknik lise mezunlarında 277 bin kişi olduğu tespit edildi.

Diplomalı erkek işsiz sayısı 241 bin
İşgücüne katılan yüksek öğretim mezunu erkek sayısı 2012 yılı Ekim ayında 3 milyon 271 bin kişi olurken bunun 3 milyon 30 bini iş buldu. Söz konusu ayda erkek nüfusta 241 bin kişi işsiz kalırken, bu gruptaki işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre aynı seviyede seyretti. İstihdam edilen üniversite mezunu erkek sayısı bir önceki aya göre ise 8 bin kişi azaldı.

Kadınlarda işsizlik fazla
Söz konusu dönemde, işgücüne katılan yüksek öğretim mezunu kadın sayısı 2 milyon 14 bin kişi olurken bunun 1 milyon 668 bini iş buldu. Bu dönemde kadın nüfusta 346 bin kişi işsiz kalırken, bu rakamın erkek işsizlerden 100 bin kişi daha fazla olması dikkat çekti. Kadın üniversite mezunları arasında işsizlik sayısı bir önceki yılın aynı dönemine göre ise 95 bin kişi arttı. Üniversite mezunu kadınlar arasında işsizlik oranı bu dönemde yüzde 17.2 olarak gerçekleşti. ■ Yeni Mesaj, 9.2.2013

 

10.2.2013 

HERYEREKON, SİLİVRİ:  ERGENEKON PROJEYDİ, SONA ERDİ

Emniyet'te sorgulandığı 2001 yılında verdiği ifadelerle Ergenekon davası iddianamesinde referans olarak gösterilen Tuncay Güney, "Ergenekon davası bir projeydi, bitti artık" dedi.

Emniyette sorgulandığı 2001 yılında verdiği ifadelerle Ergenekon davası iddianamesinde referans olarak gösterilen Tuncay Güney, “Ergenekon davası bir projeydi, bitti artık” dedi. SkyTürk 360 televizyonunda canlı olarak yayımlanan “Şimdi Söz Sende” programına yaşadığı Kanada’nın Toronto kentinden telefonla katılan Güney, “Ergenekon davası bir projeydi, bitti artık. İçeridekilerin çıkması gerekir. Benim yüzümden tabii ki insanlar cezaevine girmesinler. Ben vicdanen rahatsızım. İşkence görmeseydim o konuşmaları yapmazdım. Ergenekon’un temeli sayılan Emniyette verdiğim ifadeler geçersizdir. Devlet beni kullandı. Türkiye’de adalet aramak genelevde bakire aramaktan farksızdır.” Güney, Paris’te öldürülen üç PKK’li kadının katil zanlısı Ömer Güney’i tanımadığını belirterek “Paris suikastı faili meçhul kalacaktır” dedi. ■ Cumhuriyet, 10.2.2013

 

TARIM, FİYATLAR: TARLADAN SOFRAYA YÜZDE 400 FİYAT ARTIŞI

Türkiye'de tarım ürünleri tarlalardan sofralara ulaşana kadar 4 kat pahalanıyor.

Nakliye, hal, pazar ve market aşamalarının ardından tüketicilerin sofralarına ulaşan tarım ürünlerinin fiyatı, bu süreçte yüzde 400'e yakın oranda artıyor.

AA muhabirinin Türkiye Ziraat Odaları Birliği'nden (TZOB) aldığı bilgiye göre, tarladan 1,25 liraya satın alınan domates, marketlere geldiğinde 3,50 liraya, 25 kuruştan satılan patates 1 liraya, 87 kuruştan satılan mandalina 3,41 liraya, 1,85 liraya satılan pirinç 2,90 liraya, 50 kuruştan satılan kuru soğan 1,30 liraya, demeti 15 kuruştan satılan maydonoz ise 84 kuruşa satılıyor.

''Ucuza üretiyoruz ama ucuz yediremiyoruz''

TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ürünlerin sofralara gelene kadar fiyatının arttığını söyledi.

Bayraktar, fiyat artışının Türk tarımının en büyük sorunu olduğuna işaret ederek, ''Türk çiftçisi olarak ucuza üretiyoruz ama halkımıza ucuz yediremiyoruz. Tarladan sofraya arada büyük bir fiyat farkı var. Fiyat farkı bazı ürünlerde yüzde 400'e ulaşmış durumda'' diye konuştu.

Fiyat artışının hem üreticilere hem de tüketicilere zarar verdiğini vurgulayan Bayraktar, şöyle devam etti:

''Çiftçinin 1 liraya ürettiği malı, 1,5 liraya alırsa vatandaşımız onun da refahına katkı sağlar. Daha fazla besin maddesi tüketir vatandaşımız. Ancak şu anki sistemde bunu yapamıyor. Tarım ürünleri üreticiden, tüketiciye ne kadar çok pahalanırsa evlere giren sağlıklı gıda miktarı o kadar azalır. Tarladan sofraya ne kadar çok ucuzlatırsak bu ürünleri halkımız çok daha iyi beslenir.
1 liradan üretilen ürünü halkımız 4 liradan alıyor. Asıl mesele de bu zaten. Bu bir zincir ve zincir içinde üretici ile tüketiciyi birleştirmemiz lazım. Yani aradaki mesafeyi kısaltmamız gerek. Yani direkt üreticiden halka bir sistem yapılmalı. Hem üretici hem de tüketici kazanmalı.''


''Üretici ve tüketici buluşturulmalı''

Bayraktar, Türkiye'de üreticilerin ve tüketicilerin bulaşacağı bir sistem oluşturulması gerektiğini söyledi.

Türkiye'de yapısal bir sorun yaşandığına dikkati çeken Bayraktar, ''Türkiye'de ilk olarak ekonomik örgütleri kurmamız gerekiyor. Üretici birliklerini ekonomik örgütler haline getirmemiz lazım. Bu kurumlar olursa hasat zamanında üreticinin bol miktarda ürettiği ürünü alıp stoklayarak talebe göre piyasaya sunmalıdır. Bu şekilde fiyat istikrarı gelir'' şeklinde konuştu.

''Birçok Avrupa ülkesinde tarım ürünlerinin satışını kooperatifler yapıyor'' diyen Bayraktar, şunları söyledi:

''Ülkemizde de bunu gerçekleştirmemiz gerek. Üretici ve tüketiciyi en rahat şekilde buluşturacak sistemlere ihtiyacımız var. Çiftçimizin mağduriyeti bu şekilde giderilir. Çitçi para kazanacak ki üretim yapsın. Bu bir ekonomik faaliyet ve kazanamadığı zaman üretimden vazgeçer.''Cumhuriyet, 10.2.2013

ÖZELLEŞTİRME: SALIPAZARI LİMANI ÖZELLEŞİYOR

Salıpazarı Liman Sahası, 30 yıl süreyle "İşletme Hakkının Devri" yöntemiyle özelleştirilecek.

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlanan ilana göre, İstanbul'daki Salıpazarı Liman Sahası'nın ihalesi pazarlık usulü ile gerçekleştirilecek.

İhale, ihale komisyonu tarafından gerekli görülmesi halinde pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık artırma suretiyle sonuçlandırılacak.

Geçici teminat bedelinin 20 milyon dolar olduğu Türkiye Denizcilik İşletmeleri Anonim Şirketi'ne ait Salıpazarı Limanı'nın ihalesinde, ihale dokümanı 20 bin liraya temin edilecek.

Yalnızca tüzel kişiler ile ortak girişim gruplarının katılabileceği ihalede, son teklif verme tarihi 30 Nisan 2013 olacak. ■ Dünya, 10.2.2013

 

11.2.2013

DEVLET VE HÜKÜMET KAVRAMLARI

İstanbul 1943… Felsefe öğretmenimiz derse girdi, sıralar arasında dolaşırken yaz dedi: Soru 1- Devlet Nedir? ve ekledi, yaz: Cevap 1- Devlet, milletin “hukuki şahsiyet” kazanmasıdır. Kendimi tutamadım “gık”ladım. Hoca geldi, saçımdan tuttu, sordu: Nesini beğenmedin? Kendime güldüm Hocam, diyebildim, “hukuki şahsiyeti” duymamıştım da... O, dedi, 17. sorunun cevabıdır.
Hayatı sorgulayan felsefe böyle öğrenilemezdi. İlgimi kaybettim. Hoca unutmamış, sözlü sınavda, söyle bakalım dedi, “hukuki şahsiyeti” öğrenmiş misin? Yıllar sonra yanıtın doğru ama yöntemin yanlış olduğumu söyleyebilirim.
Washington 1976
Amerikan Özgürlük Bildirisi’nin 200. yıldönümünde “hükümet adına” konuklara, hoş geldiniz toplantısı. Söz alan Fransız hanım: “Devlet konuğu olarak geldim, hükümetin davetini kabul etmiyorum” deyince sessizlik oldu.. Yanlışı açıklamaya çalıştım: Türkiye’de biz de devlet-hükümet ayrımı yaparız. Devlet sürekli, kalıcı; hükümetler geçicidir. Birleşik Devletler’in kurduğu merkezi yönetime devlet değil “federal hükümet” deniyor. Fransız meslektaşımız rahat olsun, burada hepimiz ABD’nin konuğuyuz.
Ortalığı yatıştıran Türk’ün hakemliğine nezaketen teşekkür ettiler. Başkan, Birleşik Devletler’in başkanıdır: Bir Devlet Bakanı vardır, bir de yıllık State of the Union (Birliğin Durumu) konuşması yapar. ABD’de devletlerin temsilcileri vardır devlet yoktur. Devletler hukukunda ise devlet hükümet ayrılığı geçerliliğini korumaktadır.
Totaliter parti devletlerinde görülen devlet-hükümet birliği demokrasilerde yaygın değildir. Gazi M. Kemal, TBMM Hükümeti’nin reisiydi. Cumhuriyet kurulunca devlet başkanı seçildi; hükümeti başbakana bıraktı. Devlet protokolünde, Meclis Başkanı birinci, Yargı Başkanı ikinci, Yürütme (hükümet) Başkanı üçüncü sıradadır. Kırmızı plakasında numara bulunmayan devlet başkanı, ayrılmış erklerin uyumlu çalışmasını gözetmek ve sürdürmekle görevlidir. Büyükelçiler hem devleti hem hükümeti temsil eder. Ancak ikili temsil, anayasal bir ilişkiyi simgeler; kavramsal eşitliği ya da kurumsal özdeşliği (ayniyeti) değil.
Devlet adamı kim?
Halkın sağduyusu, millete başarıyla hizmet edene “devlet adamı” unvanını verir; başarılı hükümet başkanına milletin gönlünde yatan, “politikacı” der; ama devlete hizmet yolunu, kapısını kimseye kapalı tuttmaz.
Politikacılar hizmetleriyle devlet adamı olabilir. Okuryazarlık düzeyinin yüksek olmadığından yakınılan halkın sağduyusu bu ince ayrımları yapar da seçilmiş ve seçkin yöneticilerin devlet ile hükümet kavramlarını birbirine karıştırması -eğer maksatlı değilse- kolay bağışlanır bir yanılgı değildir.
İktisadi kamu kuruluşlarını haraç-mezat, “babalar gibi satmakla” övünen kamu yöneticilerinin, millete “hukuki şahsiyet” (tüzelkişilik) kazandıran devlet varlığına saygılı davranmasını beklemek yurttaşlık hakkımızdır. Yöneten yurttaşlar, devlet ile hükümetin anayasal ayrılığına saygıyı yitirir, “devlet benim” demeye başlarsa milletin birlik ve bütünlüğü; barış ve huzuru nasıl korunabilir? ■ Bozkurt GÜVENÇ, Cumhuriyet, 11.2.2013

BÖLÜCÜLÜK: HEDEF ÖZERK KÜRDİSTAN

ANTALYA (Cumhuriyet) - BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak, İmralı’ya gidecek 2. heyet konusunun hükümet tarafından ‘hikâyeye çevrildiğini’ öne sürerek, “Bütün arkadaşlarımız halkın, mücadelenin sorumluluğunu taşıyabilecek kadar deneyim ve birikime sahiptir” dedi. Partisinin Kepez ilçe örgütünü ziyaret eden Kışanak “Bizim anlaşılması zor bir yolumuz yok. Düm düz bir yolumuz var. O da demokratik cumhuriyet, özerk Kürdistan’dır” ifadelerini kullandı. ■, Cumhuriyet, 11.2.2013

SİYASAL İSLAM: TRT’DEN ‘KOL-YAKA’ UYARISI

Oyuncu Ayça Varlıer, TRT Okul kanalında katıldığı program öncesinde giyeceği kıyafet konusunda uyarıldı. Yaşadıklarını “Twitter”da paylaşan Varlıer, “Çok korkutucu bir yola girmişiz” dedi.
Varlıer’in “Twitter”dan paylaştığı mesaj şöyle: “Geçen gün TRT Okul programına konuktum, kıyafet konusunda bazı uygulamalar getirilmiş. Sıfır kol ve anladığım kadarıyla köprücük kemiğe kadar olan yakalar uygun değilmiş, mini etek zaten olamaz. Programa çıkmadan bana söylediler.” Varlıer programda çalışanların da üzüntülerini ilettiklerini hatta daha önce çekimi yapılan bir programın şarkıcının giydiği dekolte nedeniyle iptal edildiğini anlattıklarını yazdı. Varlıer, “Her şey çok ortada ve korkutucu” dedi. ■ Cumhuriyet, 11.2.2013

İŞSİZLİK: DAYIN YOKSA İŞ DE YOK

İŞKUR’a göre iş arayanların yüzde 55.7’si akraba ve eş dost aracılığıyla iş bulmaya çalışıyori

Türkiye’de çalışma çağındaki her iki kişiden biri çalışmıyor. Yaklaşık 4.5 milyon kişi de işsiz. Her yıl yaklaşık 800 bin kişiye de iş yaratılması gerekiyor. Böyle bir tabloda işsizlerin yeni iş bulması ancak bir tanıdık vasıtasıyla mümkün olabiliyor.

İŞKUR’un araştırmasına göre iş arayanların yüzde 55.7’si akraba ve eş dost, yüzde 42’si İŞKUR, yüzde 30.5’i internet, yüzde 28.4’ü gazete ve yüzde 11.4’ü özel istihdam büroları aracılığıyla iş arıyor. İş ararken akraba ve eş dosta başvuranların oranı 2012’de bir önceki yıla göre 5.5 puan artış gösterdi.
İş arayan beden işçisi ve güvenlik görevlisi gazeteye, dikiş makinecileri akraba ve eş dostlarına, garson ve makine mühendisi internete, temizlik görevlisi, makine teknisyeni ve tornacı ise İŞKUR’a başvuruyor.
İŞKUR, istihdamın artırılması ve işsizliğin azaltılması hedefi doğrultusunda Türkiye genelinde işgücü piyasasının talep boyutunu tespit edebilmek amacı ile ‘Türkiye İşgücü Piyasası Talep Araştırması’ yaptı. Türkiye genelinde, 127 bin 687 işyerinde işverenler ile yüz yüze gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda derlenen verilere dayanılarak yapılan araştırma, Türkiye genelinde tüm il, ilçe ve köyleri de kapsayacak şekilde hazırlandı.2012’de bir önceki yıla göre akraba, eş dost, İŞKUR ve özel istihdam büroları aracılığıyla iş arayanların oranı artarken, gazete ve internet aracılığıyla iş arayanların oranı azaldı.
Buna göre 2011’de yüzde 28.6 olan İŞKUR aracılığıyla iş arayanların oranı geçen yıl sonu itibarıyla yüzde 42’ye yükseldi. Özel istihdam büroları vasıtasıyla iş arayanların oranı 2011’de yüzde 6.2 iken geçen yıl yüzde 11.2’ye yükseldi.
2012’de gazete ilanlarından iş arayanların oranı yüzde 34.2’den yüzde 28.4’e ve internet sitelerinden iş ilanlarına bakanların oranı da yüzde 40.3’ten yüzde 30.5’e düştü. ■ Cumhuriyet, 11.2.2013

KAYNAK KULLANIMI, İSRAF: YILDA 2.1 MİLYAR EKMEK ÇÖPE GİDİYOR

* Her gün 3 milyon ekmek, daha tüketiciye ulaşmadan çöpe giderken eve alınan ekmeğin yaklaşık yüzde 3’ü atılıyor. Ekmek israfının parasal değeri yıllık 1.5 milyar TL’yi buluyor.

Türkiye’de bir yılda 1.5 milyar TL değerinde 2.1 milyar adet ekmek çöpe atılıyor; bu parayla 80 hastane, 500 okul inşa edilebiliyor. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile Toprak Mahsulleri Ofisi’nin tarafından yaptırılan “Ekmek İsrafı ve Tüketici Alışkanlıkları” araştırmasına göre, 2012 itibarıyla günde 25 bin 295 ton, yılda 9.2 milyon ton ekmek üretiliyor. Hanelere alınan ekmeğin yaklaşık yüzde 3’ü israf edilirken, israf oranı 2008’den bu yana sınırlı oranda düştü. Fırınlarda ise 2008 ile karşılaştırıldığında, israf oranında ciddi bir artış var. 2008’de fırınlarda üretilen ekmeğin yüzde 2’si israf edilirken, 2012’de bu oran yüzde 3.1 olarak tespit edildi. Her gün 3 milyon adet ekmek, daha tüketiciye ulaşmadan fırınlarca atılarak veya hayvan yemi olarak kullanılmak suretiyle israf ediliyor. 250 gramlık ekmek baz alınarak günlük yaklaşık 6 milyon ekmek israf ediliyor. İsrafın ekonomik yükü ise ekmeğin kilogram fiyatından (2.80 TL) hesapla, yıllık 1.546 milyar TL’ye denk geliyor. ■ Cumhuriyet, 11.2.2013

 

12.2.2013

BOP, PETROL: KÜRT PETROLÜNDE KARA OYUN

Irak Kürdistanı'nda hükümetin kurduğu petrol oyunu ve oyunun aktörleri açığa çıktı. CHP İzmir Milletvekili Aytun Çıray, hükümetin Kürt Bölgesel Yönetimi ile 'gizli bir petrol anlaşması' yaptığını, Irak Merkezi Hükümeti ile ipleri geren bu anlaşmanın Cumhuriyet tarihindeki en büyük kumar olduğunu öne sürerek, Meclis'e bir soru önergesi verdi. Önergede, Irak Kürdistanı'ndan Temmuz'dan bu yana kamyonlarla ham petrol taşımacılığı gerçekleştiren ve bu konuda tek yetkili olan Powertrans şirketine de yer verildi. Çeşitli kaynakların Çalık Grubu'na ait olduğunu belirttiği Powertrans için Çıray, "Bu şirkete bu imtiyaz nasıl verilmiştir?" sorusunu yöneltti.

Meclis'te bir basın toplantısı düzenleyen Aytun Çıray, Türkiye'nin geleceğinin Irak'ta Başbakan Erdoğan tarafından 'oyun masasına' sürüldüğünü belirtti. Çıray, Mayıs 2012'de hükümet ile Kürt Bölgesel Yönetimi arasında Bağdat'ı devre dışı bırakan bir enerji anlaşması imzalanmak üzere olduğunu, bir madde hariç anlaşmanın diğer maddelerinde mutabakat sağlandığını ifade etti. Çıray, bu anlaşmaya zemin teşkil eden çerçeve düzenleme anlaşmasının ise daha önce imzalandığını kaydetti.

Anlaşma 'Devletten Devlete'
Çıray şöyle devam etti: "Türkiye, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile henüz imzalanmamış, Meclis'ten geçirilmemiş bir anlaşmayı fiilen hayata geçirmiş durumda. Neye dayanarak? Çerçeve anlaşmaya dayanarak. Bu petrolü üreterek Türkiye'ye getirten Genel Energy şirketinin genel müdürü Tony Hayward 17 Ocak 2013'te uluslararası haber ajanslarına bir açıklama yaptı. Hayward, petrol sevkiyatına cevaz veren anlaşmanın niteliğinin 'devletten devlete' olduğunu söyledi. Bu gizli anlaşmalar dış politikada cumhuriyet tarihinin en büyük kumarıdır."
Aytun Çıray, hükümetin ham petrol oyununun Irak'ın bölünmesine yol açacak nitelikte olduğunu belirterek, "Bu noktada soruyorum: Türkiye, Irak'ın bütünlüğünü savunan dış politikasını değiştirdi mi?" dedi.

Bu Şirketler Kimlerin?
Aytun Çıray'ın soru önergesindeki bazı sorular şöyle:
"Türkiye ile Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi (KIBY) bir enerji anlaşması imzalandı mı? Eğer yapıldıysa Meclis'in onayı olmadan nasıl yapıldı? Eğer yapıldıysa 'hangi devletler' arasında imzalandı? KIBY uluslararası tanınırlığı olan bir devlet midir? Bu anlaşma gizli midir? Gizliyse nedeni nedir?"
"Petrol sevkıyatının imtiyaz hakkının Powertrans adlı bir firmaya verildiği anlaşılmaktadır. Bu şirkete nasıl imtiyaz verilmiştir? Bu şirketin tecrübesi nedir, kaç yıllık şirkettir? Şirketin görünen sahibi kimdir? Arkasında kim vardır?"
"Gelecekte doğalgazın Türkiye'ye getirilme imtiyazının ise Siyah Kalem adlı bir şirkete verildiği belirtilmektedir. Bu şirketin tecrübesi nedir, kaç yıllıktır? Bu şirkete bu imtiyaz hangi ihaleyle verilmiştir? Şirketin sahipleri kimdir?"

***
Exxon ve Chevron ile aynı sahnede

Aytun Çıray'ın soru önergesinde yer alan Powertrans şirketi, Irak Kürdistanı'ndan temmuzdan bu yana yapılan petrol sevkıyatının tek yetkili firması olarak görünüyor. Reuters haber ajansına göre, Powertrans'ın günlük 1000 tona ulaşan petrol sevkıyatının ana alıcısı Trafigura ve Vitol şirketleri. Dünyanın en büyük iki petrol tüccarı olan Trafigura ve Vitol'ün dahli, Irak Merkezi Hükümeti'nin kendisinden izinsiz petrol ihraç eden Irak Kürdistanı'na karşı harekete geçmesini engelledi.
Ancak merkezi hükümet çeşitli girişimlerde bulundu. 4 Aralık'ta Irak'a gitmekte olan Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın uçağı geri çevrildi. Ocak ayı içinde Merkezi Hükümet, Irak Kürdistanı'ndan petrol ihracına kesinlikle izin verilmeyeceğini belirtti.

Karşilikli Restleştiler
Öte yandan Türkiye'nin ham petrol taşıma konusundaki ısrarı, Merkezi Hükümet'e rest çekerek Kürt Yönetimi ile iş yapan ABD'li Exxon Mobil'i rahatsız etti. Exxon Mobil CEO'su Rex Tillerson geçen haftalarda Irak Devlet Başkanı Nuri el-Maliki ile görüşerek Kürt Yönetimi'ne 'değişim' mesajı gönderdi.
Ardından Kürt Yönetimi Başkanı Mesud Barzani Davos'ta Chevron Başkan Yardımcısı Jay Pryor ile kameralara poz vererek Exxon Mobil'in restini gördü. Chevron, Barzani'den Kara Dağ petrol sahasını aldı.
Aynı gün, Kürt Bölgesel Yönetimi Türkiye'ye ham petrol satışını durdurdu. ■ Birgün, 12.2.2013

YABANCI SERMAYE: APPLE'IN KILIFÇISI SENA, TARGUS'A SATILDI

Targus, Türk şirketi Sena'yı 75 milyon dolara satın aldı.

Mobil aksesuar alanında üretim ve satış yapan Targus firması, yaklaşık 75 milyon dolar ödeyerek Kaliforniya'da kurulan ve deri kılıf üreticisi Türk şirketi Sena'yı satın aldı. Sena Cases, bizzat Apple'ın 2011'de vefat eden kurucusu Steve Jobs tarafından yapılan anlaşma ile Apple'ın dünyadaki resmi deri kılıf üreticisi olarak hizmet veriyor.

Satın alma hakkında bilgilendirme ve Targus'un gelecek planları hakkında değerlendirme toplantısında konuşan Targus Ülke Müdürü Oktay Giray, Targus'un bu satın almayla birlikte bugüne kadar yer almadığı akıllı telefon kılıfı pazarına da güçlü bir giriş yaptığını söyledi.

Giray, Targus'un satılan her cihazla birlikte bir Targus ürünün satılması misyonuna sahip olduğunu ve dünya genelinde yaklaşık 1 milyar dolarlık satış hacmine sahip olduğunu anlattı. Giray, Targus'un, bu satın almayla premium ürün pazarında önemli bir mesafe kat edeceğini dile getirdi.

Gelişen akıllı telefon pazarına paralel olarak kaliteli ürünlerin artık Türkiye'de de bulunacağını belirten Giray, "Sena Cases, özellikle Apple kullanıcıları arasında tercih sebebidir. Türkler'in kurduğu bu önemli şirketin başarısı bir Türk olarak bizi gururlandırıyor. Sena'nın yüzde 100 bir Türk şirketi olması sebebiyle bu tanıtım ilk Türkiye'de yapılıyor. Targus akıllı telefon aksesuarları ve Sena markalı ürünlerinin uluslararası tanıtımı 25-28 Şubat tarihleri arasında Dünya Mobil Kongresi'nde yapılacak" dedi.

Giray, son olarak elektronik aksesuar pazarının Türkiye'de 1 milyar doları bulduğunu, Uzak Doğu'da bulunan deri kılıf üretimlerinin orta vadede Türkiye'ye kaydırılabileceğini sözlerine ekledi.

Targus EMEA Bölgesi sorumlusu Kasper Kristiansen, Sena Cases markası ile yollarına devam edeceklerini belirterek, "Bu satın almayla bugüne kadar olmadığımız bir kategoride olacağız ve bu alanı dolduracağız. İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerde satılan her iki çanta ve aksesuardan biri Targus markalıdır. Avrupa pazarındaki liderliğimizi dünya pazarına taşımanın vakti geldi" dedi.

Kasper Kristiansen, Sena Cases'in özellikle ABD pazarında ve akıllı telefon aksesuarı grubunda bir dünya markası olduğunu ifade ederek, "Bu markayı satın alarak, global liderliğimizi perçinlemenin yanı sıra akıllı telefonlara yönelik çözümler üretecek olmanın gururunu da yaşıyoruz" diye konuştu.

Türkiye'nin dünyada en fazla tanınan teknoloji markalarından biri olan Sena Cases, 1999 yılında Remzi ve Fevzi Öten tarafından kurulmuştu. Öten Kardeşler, yapılan anlaşma gereği şirket yönetiminde kalmaya devam edecek. ■ Dünya, 12.2.2013

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura