Diğerleri > Sis Çanı
19-02-2014
NELER OLDU 7-12 ŞUBAT 2013 (Borç tavanı, Dolar, siyasal İslam, seçimler, yabancıya toprak, Cemaat, BOP, kaynak kullanımı, altın, yabancı sermaye, borçlanma, yolsuzluk)

Cihan Dura

19.2.2014


7.2.2013 

ABD: BORÇ TAVANI SORUNU YİNE GÜNDEMDE

ABD Hazinesi tarafından yapılan açıklamada, Kongre'nin kamunun borçlanmasını sınırlayan tavanın değiştirilmesi için 7 Şubat'tan önce harekete geçmesini istedi

ABD Hazinesi tarafından yapılan açıklamada, Kongre'nin kamunun borçlanmasını sınırlayan tavanın değiştirilmesi için 7 Şubat'tan önce harekete geçmesini isteyerek, "Borçlanma tavanı yükseltilmez ise devlete kaynak yaratacak olağanüstü tedbirlerin kullanım imkanının şubat sonunda tükeneceği tahmin ediliyor" denildi. Hazine Bakanı Jack Lew, pazartesi günü yaptığı açıklamada ay sonunda borçlanma sınırına ulaşılmasının ardından devletin borçlarını ödeyemez hale gelebileceği uyarısında bulunmuştu.

 Fitch Beklemede

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, ABD'nin borç limitindeki yeni tarihe odaklandıklarını ve bu konunun ABD'nin "AAA" olan kredi notu üzerindeki negatif izlemeye yönelik karar için temel gösterge olacağını açıkladı. Amerikan Kongresi'nin geçen yıl ekim ayında borç limitinin 7 Şubat 2014'e kadar askıya alınması konusunda anlaştığı hatırlatılarak, "Borç miktarındaki son rakam 17,3 trilyon dolar. Biz ABD Hazinesi'nin borçlanma kapasitesini aşmadan, borç tavanının yükseltilmesini ya da ertelenmesini bekliyoruz. ABD Hazinesi'nin yükümlülüklerini yerine getirmesine dair belirsizlikleri önlemek için borç tavanının artırılması önemli" ifadeleri kullanıldı. ■ Akşam, (7.2.2014)

DOLAR HIZLA DÜŞÜŞE GEÇTİ

Dolar, ABD'de tarım dışı istihdam verisinin beklentinin altında kalmasıyla zayıflayarak 2,20 liranın altını gördü.

Borsa İstanbul'da, ABD'de açıklanan tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin altında kalmasının ardından kayıpların telafi edildiği ve alışların etkili olduğu görülüyor. BIST 100 endeksi ikinci seansa ilk seans kapanışına yakın 64.354,62 puandan başladıktan sonra ABD verileri öncesinde 64.000 puan sınırına kadar geriledi.

ABD'de açıklanan tarım dışı istihdam verisinin 185 bin olan beklentilerin altında 113 bin artış kaydetmesinin ardından dolar/TL'nin hızlı bir şekilde düşüşe geçmesinden destek bulan BIST 100 endeksi, kayıplarını telafi ederek yükselişe geçti. BIST 100 endeksi 65.000 puan sınırına kadar yükseldikten sonra şu dakikalarda 64.600 puanın üzerinde dengelendi.

Analistler, endeksin 65.500 puan seviyesindeki direncinin güçlü olduğunu ifade ederek, 65.000 puan ve üzerinden kısa vadede satış baskılarının artabileceğini tahmin ediyor. Döviz piyasasında dolar/TL, ABD verilerinin ardından hızlı bir şekilde düşüşe geçerek 2,2240'tan 2,1894 seviyesine kadar geriledi. ABD verilerine kadar sınırlı da olsa yükseliş eğiliminde hareket eden dolar/TL, gün içinde en yüksek 2,2253 seviyesini görmüştü.

Euro/TL ise gün içinde gördüğü en yüksek 3,0306 seviyesinden hızlı bir şekilde düşüşe geçerek 3 seviyesinin altına geriledi ve en düşük 2,9797'yi gördü. Şu dakikalarda bankalararası piyasada 2,9843 seviyesinden alıcı bulan euro/TL için analistler, 3 seviyesinin psikolojik eşik olduğunu, bu seviyenin altında kalması durumunda düşüş eğiliminin devam edebileceğini belirtiyor. ■ Cumhuriyet, (7.2.2014)

 

SİYASAL İSLAM, DİNCİLİK: İLKOKUL ÖĞRENCİLERİNE HURAFELERLE DOLU KİTAP!

İzmir Çiğli'de okullarda öğrencilere inanılmaz ifadeler içeren kitaplar dağıtıldı. İZMİR Çiğli Kaymakamlığı tarafından gerçekleştirilen ilköğretim öğrencilerine yönelik 81 İl 81 Kitap Projesi kapsamında, hurafelerle dolu kitaplar dağıtıldı.

Kitaplarda, “Laiklik! Türk İslam medeniyetinin karşı karşıya kaldığı tehlikelerin en önemlisi bu bence! Atatürk’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra başbakan olarak yönetimi ele alan İsmet İnönü, çok kurnaz bir siyasetçiydi. Kısa zamanda bütün ipleri ele almasını bildi” gibi çok tartışılacak ifadelere yer verilirken,  ”Beyaz atlara binen melekler, İslam düşmanlarını birer birer öldürdüler”  “Kediler mırıl mırıl Allah’a zikrediyor” şeklinde hurafeler de bulunuyor.

CHP İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli, İzmir Çiğli’de öğrencilere dağıtılan kitapları ve içeriklerini Meclis gündemine taşıdı.

CHP Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından yanıtlanması istemiyle TBMM Başkanlığına sunduğu yazılı soru önergesi şöyle:

“Çiğli Kaymakamlığı tarafından gerçekleştirilen ilköğretim öğrencilerine yönelik 81 İl 81 Kitap Projesi kapsamında, hurafelerle dolu kitapların dağıtımı devam etmektedir.

Kitaplarda yazan bazı ibarelere göre;

EN BÜYÜK MASKE LAİKLİK

‘En büyük maske nedir sence? Laiklik! Türk İslam medeniyetinin karşı karşıya kaldığı tehlikelerin en önemlisi bu bence! Gizli yabancı güçler tarihte, ahlakta, dinde en büyük tahribi laiklik maskesi altında yapıyor.’

‘Devlet ilahi irade üzerine kuruludur. Allah yolunda savaşmak demek, ancak Allah’ın koyduğu kurallar çerçevesinde savaş kararı alınabilir. Yeni bu ölçüler içerisinde bir suçluyu öldürmek mümkün olabilir.’

İNÖNÜ ÇOK KURNAZ BİR SİYASETÇİYDİ

‘Atatürk’ün cumhurbaşkanı olmasından sonra başbakan olarak yönetimi ele alan İnönü, çok kurnaz bir siyasetçiydi. Kısa zamanda bütün ipleri ele almasını bildi. İsmet İnönü, Türk İslam medeniyetinin bütün kurumlarını ve kavramlarını toptan inkâr eden bir fikir sahibiydi. 1950’ye kadar sürekli hale getirdiği iktidarı döneminde, milli ve manevi değerleri yok etmek için çalıştı.’

‘CHP seçimi valilerin ve polisin yardımı sayesinde kazanabilmişti. Atatürk, cumhuriyeti bir diktatörün eline bırakmak istemiyordu. Atatürk’ün ölümünden sonra Milli Şef, şimdi de Atatürk’ün bütün hatıralarını silecekti. Kendi heykellerini yaptırmış, pullardan ve paradan Atatürk’ün resimlerini kaldırmıştı.’

‘Ehlisünnet geleneğinde takiye yoktur. Biz cumhuriyet ve demokrasiyi gerçek manasıyla seviyoruz. Ancak laiklik adına milleti kuşatma altına alan gizli güçlerin takiye yaptıkları ve dine karşı temelden düşman oldukları şüphesini taşıyoruz.’

CARİYELERİN SAHİBİ PADİŞAHTIR

‘Sonuçta cariyeler köle statüsündedir. Sahipleri padişahtır. Padişah isterse onlarla karıkoca hayatı yaşayabilir. Çünkü köle, İslam hukukuna göre maldan sayılır. Mal sahibi malını dilediği gibi kullanma hakkına sahiptir. Padişahlar, hür ya da köle İslam hukukuna göre aynı anda sadece dört kadına nikâh kıyabilir üzerine cariye de alabilirdi.’

‘Zaman cemaat zamanıdır… Bu ses hayatını milletin hayatı için feda eden İmam Bediüzzaman’dan başkası değildi…’

‘Nur talebeleri adıyla anılan fikir akımı, binlerce mahkemede Türk İslam medeniyetini savundular.’

‘Binlerce avukat, kâtip, mübaşir, milyonlarca insan, Nur Risalileri denilen eserleri okudu. İslam medeniyetinin yüceliğine inandı. İmanını kurtardı. İnkâr fırtınası dindi.’

KEDİLER MIRIL MIRIL ALLAHA ZİKREDİYOR

‘Furkan bir gün yeni arkadaşına kedileri neden sevdiğini sordu. Çünkü oğlum, onlar mırıl mırıl Allah’a zikrediyorlar.’

‘Şerbetçi dede, Hasan’ı fark edince afiyetle böreğini yiyen zayıf bir kediyi gösterip sordu: Duyuyor musun? Neyi? dedi Hasan. Zikrini. Ne zikri? Şerbetçi dede, Hasan’ın yüzüne baktı. Ya rahim, ya rahim diyorlar kulağını yaklaştır da dinle dedi.’

‘İbrahim öğretmen Abdullah’a döndü, ‘Peki ya dünyamız Abdullah? Sence uzay boşluğunda kendi kendine mi duruyor? Böyle bir güç ki, yıldızları, gezegenleri, galaksileri bir arada tutuyor, güneşe ışık, aya parlaklık veriyor. Dünyamızın havada durmasını o sağlıyor. Bu kitapları seneler önce Bediüzzaman Said Nursi isimli bir alim yazmış.’ Çocukların aklına süper bir fikir geldi. Bu yaz tatilde hep beraber Nur Dede Kampı yapalım mı?’

‘Beyaz atlara binen melekler, İslam düşmanlarını birer birer öldürdüler. İnkârcıların kalplerine korku salacağım. Vurun boyunlarına. Doğrayın parmaklarını!’ gibi akla hayale gelmeyecek iddialar ve ithamlar bulunmaktadır.

- Yukarıda bahsedilen iddialar doğru mudur?

- Eğer doğru ise, ilkokul ve ortaokul öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan bu projenin amacı nedir?

- Projenin kaynağı nedir?

- Laiklik ilkesinin bir maske olarak lanse edilmesi ne anlama gelmektedir?

- İsmet İnönü hakkında yazılan ‘çok kurnaz bir siyasetçiydi. Kısa zamanda bütün ipleri ele almasını bildi. İsmet İnönü, Türk İslam medeniyetinin bütün kurumlarını ve kavramlarını toptan inkâr eden bir fikir sahibiydi. 1950’ye kadar sürekli hale getirdiği iktidarı döneminde, milli ve manevi değerleri yok etmek için çalıştı’ cümleleri ile verilmek istenen mesaj nedir?

- ‘Beyaz atlara binen melekler, İslam düşmanlarını birer birer öldürdüler. İnkârcıların kalplerine korku salacağım. Vurun boyunlarına. Doğrayın parmaklarını’ ifadeleri ile yapılmak istenen gencecik çocuklarımıza şiddet duygusunu öğrenmek midir?” ■ Sözcü, (7.2.2014)

 

8.2.2013 

SEÇİMLER: ANKET

4 sene önce...

Değerli büyüklerim Uğur Dündar, Müjdat Gezen ve Levent Kırca’yla beraber, Arena programına katıldım. Laf döndü dolaştı, AKP’yi yüksek gösteren anket’lere geldi. Müjdat ağabey, bu anketlere inanmadığını, halkı kandırarak yönlendirmeye çalıştıklarını söyledi. Ben de “anketler palavradır, bunun kanıtı da, bizatihi Tayyip Erdoğan’dır” dedim. Aç biraz dediler. Anlattım. 1994 seçiminden önce, manşet manşet anketler yayınlanıyor, İstanbul belediye başkan adayı Zülfü Livaneli açık farkla önde gösteriliyor, sanki seçim bitmiş gibi hava estiriliyordu. Neticede, sandıklar bi açıldı, Tayyip Erdoğan çıktı.

(Vay sen misin “anketler palavradır” diyen... “Bunlar partimize ve seçmen iradesine hakaret etti” diyerek, beni ve Müjdat ağabeyi mahkemeye verdiler. Hâlâ yargılanıyoruz.)

4 sene sonra...

Tayyip Erdoğan’a AKP’yi düşük gösteren anketleri sordular. İnanmayın dedi, paralel anket dedi, “palavradan anketleri millet yutmaz” dedi. Efendim? “Palavra” dedi. Anlamadım? “Palavra” dedi.

4 gün sonra...

Telefon konuşmaları internete düştü. Gazete yöneticisi, beyefendi’nin adamını arıyor, anket yaptırdıklarını, BDP oylarının düşük çıktığını, kararsızlardan BDP’ye kaydırma yapacaklarını söylüyor. Beyefendi’ye danışılıyor. Beyefendi’nin adamı, gazete yöneticisini geri arıyor, MHP’den BDP’ye kaydır diyor, MHP düşürülüyor, BDP şişiriliyor.

E hal böyleyken, soru şudur:

Rezalet ayyuka çıkmışken...

Başbakan bile “palavra” derken...

Seçimden önce manipüle edilen anket sonuçları, nasıl oluyor da, seçim sonuçlarıyla birebir örtüşüyor?

Anketlerde o partiden alıp, bu partiye kaydırıyorlar... Peki, sandıktaki sonucu nasıl denk getiriyorlar?

Dolayısıyla şimdi...

Paralel arkadaşların memlekete bir büyük “hizmet” daha yapmasını bekliyoruz. “Kimlerin, nasıl oy çaldığını, sandıkta hangi yöntemlerle dümen yapıldığını” gösteren telefon kayıtlarının da internete düşürülmesini rica ediyoruz! ■ Yılmaz Özdil, Hürriyet, (8.2.2014)

Yabancı sermaye: Sigorta şirketlerine yabancıların ilgisi sürüyor

Dünyanın önde gelen danışmanlık şirketlerinden Towers Watson’ın Türkiye Genel Müdürü Süha Alıcı, sigorta sektörünün büyüme potansiyeli doğrultusunda, yabancı yatırımcının sektöre olan ilgisinin devam ettiğini ifade etti.

Türkiye’deki sigorta ve emeklilik şirketlerinin neredeyse tamamına danışmanlık hizmeti veren Towers Watson Türkiye Genel Müdürü Süha Alıcı düzenlediği basın toplantısında sektördeki gelişmeleri değerlendirdi.

Sigorta sektörünün büyüme potansiyeli doğrultusunda, yabancı yatırımcının sektöre olan ilgisinin devam ettiğini ifade eden Süha Alıcı, “Özellikle geçtiğimiz yıl pazarda birçok şirket satışa çıktı ve yabancı yatırımcılardan yoğun ilgi gördü. Yabancıların ilgisi hâlâ sürüyor ancak 2008 - 2009 küresel kriz öncesi fiyat çarpanlarına ulaşmak artık daha zor görünüyor,” dedi. ■ Hürriyet, (8.2.2014)

 9.2.2013

YABANCIYA TOPRAK: ARAPLARIN TÜRKİYE’DEKİ YATIRIM HARİTASI!

Kur artışıyla beraber yabancılar için Türkiye’de konut yatırımı daha cazip hale geldi. İşte özellikle mütekabiliyet yasası sonrası Türkiye piyasasını radara alan Arapların Karadeniz'den güneye kadar uzanan yatırım haritası.

SON dönemde Arap dünyasının gözdesi olan Türkiye konut pazarı, kurun yükselmesiyle birlikte daha da cazip hale gelmeye başladı. Özellikle mütekabiliyet yasası sonrasında Türkiye’ye ilgisi artan Körfez Bölgesi, bu aralar pazara daha dikkatli bakıyor. Çünkü kurdaki artışla ev fiyatları birkaç ay öncesine göre neredeyse yüzde 25 daha ucuz. Peki Arap yatırımcı Türkiye’de hangi bölgelere bakıyor, İstanbul’da hangi semtleri tercih ediyor? Arapların Türkiye’deki yatırım haritasını çıkardık.

İLK TERCİH HER ZAMAN İSTANBUL

Arap yatırımcının Türkiye’de ilk aklına gelen şehir kuşkusuz İstanbul. Sadece yatırım açısından değil, tatil ve alışveriş destinasyonu olarak da İstanbul Arapların ilk tercihi. Realty World Türkiye CEO’su Coşkun Erginer, Irak, Suriye, Ürdün, Mısır, Tunus ve Fas'ı da kapsayan bölgedeki Arapların, siyasi belirsizlikten dolayı kendilerini rahat hissedebilecekleri ülkelerde ev satın almak istediğini söyledi. Erginer, "Araplar, zaten sıcak coğrafyadan geldikleri için İstanbul tercihlerde ön plana çıkıyor" dedi.

AVM’LERE YAKIN OLSUN...

ERA Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Can Ekşioğlu ise, zengin Ortadoğulular için Boğaz hattındaki yalı ve villaların önemini koruduğunu ifade etti. Ekşioğlu, yabancıların İstanbul’da ayrıca, yeni değerlenmeye başlayan bölgelere de yoğunlaştığını belirterek, “Haliç, Bomonti, Zeytinburnu, Eyüp, Üsküdar ve Sarıyer bölgelerinin yanı sıra Atatürk ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nın çevresine olan ilgi de artıyor” dedi. Space Gayrimenkul Kurucu Ortağı Filiz Çakmur ise Arap yatırımcıların öncelikli tercihinin marka projeler olduğunu belirterek, "İstanbul içindeki tercihlerinde, yeni, güvenlikli ve AVM’lere yakın projeler tercih ediliyor. Maslak, Kartal, Ataşehir öne çıkan bölgeler" diye konuştu.

BÜYÜKADA YOLCUSU KALMASIN!

Emlak danışmanlarının hemfikir olduğu bir konu da Arapların ‘ada’ merakı. Son dönemde yıldızı parlayan Sapanca Gölü çevresi de Arapların villa ve arsa almak için tercih ettiği bir bölge. Coşkun Erginer, Sakarya’da Sapanca ve Kocaeli’ye bağlı Kartepe'de Arap turistleri sıklıkla görmenin mümkün olduğunu dile getirdi.

'YEŞİL BURSA' İLGİLİSİ ARTTI

ARAP Turizm Teşkilatı tarafından 2013 yılında Bursa’nın ‘Turizm destinasyon merkezi’ ilan edilmesiyle birlikte, Arap yatırımcıların Bursa’ya ilgisi arttı. Yeşil ve tarihi bir kent olmasının da etkisiyle Arapların artık sadece tatil için değil yatırım için de geldikleri bir bölge oldu.

KARADENİZ'İN YAYLALARINA...

EKŞİOĞLU, Arapların Doğu Karadeniz özellikle de Trabzon ilgilerine de dikkat çekti. Ekşioğlu, “En önemli gelişmenin, Suudi Arabistan'dan bu bölgelere başlatılan direkt tarifesiz uçak seferleri olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

ALAÇATI'YI DA KEŞFETTİLER

SON dönemde Ege ve güney kıyıları da Arap yatırımcının gözdesi. Alaçatı’da proje geliştiren Veryeriler İnşaat’ın sahibi Alphan Veryeri, Arapların Alaçatı’yı da keşfettiğini belirterek, “Arap yatırımcı grupları, Alaçatı’da 40-50 konutluk projeler yapacak yer aramaya başladılar” dedi.

BÜYÜKADA YOLCUSU KALMASIN

Emlak danışmanlarının hemfikir olduğu bir konu da Arapların ‘ada’ merakı. Son dönemde yıldızı parlayan Sapanca Gölü çevresi de Arapların villa ve arsa almak için tercih ettiği bir bölge. Coşkun Erginer, Sakarya’da Sapanca ve Kocaeli’ye bağlı Kartepe'de Arap turistleri sıklıkla görmenin mümkün olduğunu dile getirdi. ■ ŞENAY BÜYÜKKÖŞDERE/Akşam,  http://emlakkulisi.com(9.2.2014)

 

 10.2.2013 

CEMAAT, AKP, BOP: BUGÜNE NASIL GELDİK?

- Hükümet, 2002’de ABD’den ve AB’den destek alarak iktidara geldi.
- AKP, BOP’un uygulanmasına ortak oldu.
- Ancak bu işbirliğinde, “Ankara’nın içerde ve bölgede İslamcı yapılanmalara yol açan politikası” ABD, AB ve İsrail’e zarar vermeye başladı.
- İçerde “İslami yaşam tarzını esas alan uygulama ve baskılar” ABD ve Avrupa’da büyük kuşkular yarattı. Çünkü Türkiye “Batı’ya yaklaşıyor sanılırken Batı’dan ve çağdaş değerlerden uzaklaşıyordu”.
- Cumhuriyet’in 90 yıllık “sentezci geleneği” tersyüz edilmeye başladı. Oysa Türkiye Cumhuriyet döneminde, esas itibarıyla, “Avrupa’nın çağdaş değerlerini benimseme amacına yönelmişti”. Kadınerkek eşitliğinden kılık kıyafete, eğitim sisteminden sanata, hukuk düzeninden sivil toplum örgütlerine kadar çabalar bu yöndeydi.
- Son 5-6 yıldaki uygulamalar bu felsefe ve uygulamalarla bağdaşmıyordu.

Ankara’nın ‘kendi sistemini kurması!’
Hükümet ABD’nin Ortadoğu politikasına destek verirken bir yandan da “içerde kendi sistemini inşa ediyordu”.
Oysa AKP hükümeti 2002’de, “Türkiye’yi ve bölgeyi küresel sisteme entegre etmek misyonu ile ABD ve AB’den büyük destek alarak iktidara gelmişti”.
Örneğin, TÜSİAD da 2002 seçimlerinde AKP’yi bu nedenle desteklemişti. Oysa AKP iktidarı içerde “kendine özel bir sistem (ve düzen) kurmaya başladı.”
İslam ülkeleri ile ilişkilerini de “kurmak istediği bu düzene yardım edecek doğrultuda yürütmeye koyuldu”.
ABD ve AB’nin AKP’ye olan desteğindeki amaç ile bu gelişmeler örtüşmüyordu.
AKP’nin iktisadi, sosyal, kültürel ve İslami boyutları ile kurmaya çalıştığı “kendine özgü düzen”, üstelik sadece bir tek kişiye bağlanacak bir biçimde gelişiyordu.

Sorun çıkıyor
İşte burada sorun çıkıyordu; ABD ve AB’nin AKP’yi desteklerken öngördüğü misyon çok farklıydı. Türkiye küresel sistemle bütünleşme yerine hükümet tarafından “kendi özel düzenini inşa ederek Batı’dan uzaklaşıyordu”.
2002’de Batı’nın talepleri ile AKP üst yönetiminin taleplerinin örtüştüğünü düşünen (ve öngören) iç ve dış çevreler artık farklı değerlendirmeler yapıyorlar.
Üstelik “Batı yaşam tarzından uzaklaştıran uygulamalarla birlikte antidemokratik gelişmelerin yaygınlaşması” ve Türkiye’deki belirsizliklerin yoğunlaşması, “hem Batı’yı hem de içerdeki Cumhuriyetçi ve demokratik çevreleri rahatsız etti”.
Artık 2002’de “örtüşen hedefler” örtüşmemeye, aktörler de yer değiştirmeye başladılar.
- 2002’de işbirliği yapan AKP ve Cemaat bugün büyük bir çatışmanın içine girdi.
- Yine dün AKP’ye destek vererek AKP’nin iktidara gelmesine yol açan ABD ve AB ise AKP ile (ve Tayyip Erdoğan’la) karşı karşıya geldiler.
- 2002’de aynı tarafta yer alarak AKP’ye destek veren TÜSİAD bugün karşısına geçti.

Ve demokrasi
Türkiye’de ilginç gelişmeler yaşanmaya başladı. Solun bir bölümü dışında Atatürkçüler ve çağdaş demokrasiyi savunanlar ABD ve Avrupa’dan destek alacak bir duruma geldiler. ABD ve Avrupa ise AKP ve Erdoğan’a karşı cephe aldı.
- Gezi’ye “Avrupa ve ABD büyük destek veriyor” haberleri medyamızda “övgüyle” yer buldu.
- Obama’nın Erdoğan’a mesafe koyması bile sevinilecek bir durum olarak medyaya yansıdı.
2002’den 2014’e Türkiye’de, bölgede ve dünyada çok şey değişti ve değişim hızla sürüyor. 30 Mart seçimleri sadece Türkiye bakımından değil, Ortadoğu ve Batı açısından da yaşamsal bir önem taşıyor.
AKP-Cemaat çatışması küresel düzen ile AKP’nin kurmaya çalıştığı “kişiye özel” düzen arasındaki kavgadır.
Yanıtı aranan soru; bu çatışmalardan demokratik bir Türkiye’nin çıkıp çıkmayacağıdır. Eğer çıkmaz ise bundan bütün taraflar zarar görecektir. ■ Erol Manisalı, Cumhuriyet, (10.2.2014)

KAYNAK KULLANIMI, ÇEVRE: KOZAK ORMANLARI KATLEDİLİYOR

İzmir’in Dikili ve Bergama İlçeleri arasındaki Kozak Ormanları’nda yaşanan çevre katliamı dehşet verici boyutlara ulaştı. Madenciler yüzbinlerce ağacı kesti, koskoca dağları yok etti,yerin altında yüzlerce metre uzanan tüneller açtı. Tepkilere rağmen maden faaliyeti sürüyor. Ekosistemin ağır darbe aldığını belirten çevreciler, maden şirketi ve Hükümet yetkililerinin yargı kararlarını çiğnediğini öne sürüyor. Çam fıstığı üretiminin kalbi olan Kozak’ta üretim sekteye uğramış. Yöre köylüsü perişan. Manzara korkunç !  Sözcü TV muhabiri Gökmen Ulu ve kameraman Serdar Temel, Ege’nin kuzey ormanlarına gitti, yürek burkan olayı haberleştirdiler. ■ Sözcü, (10.2.2014)

 

EKONOMİ, KONJONKTÜR: TÜRKİYE’YE NOT ŞOKU!

Standard and Poor's Türkiye'nin görünümünü değiştirdi

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), Türkiye’nin kredi notu görünümünü “durağan”dan “negatif”e çevirdi, kredi notunu ise “BB+” olarak korudu.

S&P’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, Türkiye’nin not görünümünün durağandan negatife çevrildiği belirtilerek, uzun dönem yabancı para cinsinden kredi notunun ise “BB+” olarak teyit edildiğini kaydetti.

Açıklamada, not görünümünün indirilmesinde iki yükselen riskin etkili olduğu belirtilerek, şunlar kaydedildi:

“İlk olarak, Türkiye’nini mali ve parasal politikaları, dış koşulların sıkılaşmasıyla ülkenin sert iniş potansiyelini gözler önüne serdiğine inanıyoruz. Zayıf büyüme hemen hemen kesinlikle daha kötü mali performansa yol açabilir ve aynı zamanda Türkiye’nin mali sektördeki aktif kalitesi üzerinde baskı yaratabilir. İkinci olarak, Türkiye’de kurumsal denetim ve denge ile yönetim standartları beklenmeyen bir erozyona uğramış görünüyor. Örneğin, TCMB’nin bağımsızlığı ve şeffaflığı konusundaki herhangi bir kısıtlamanın ekonomi için bir risk teşkil ettiğine inanıyoruz” denildi.

Açıklamada, 2013 yılı boyunca özel sektör yatırımlarının durakladığına işaret edilirken, “2014 ve 2015 yılında küresel ve iç parasal politika sıkılaştırılması beklentileri, dış finansmanın azalan net döviz rezervleriyle daha ğahalı olmaya başlayacağı düşündürmektedir” değerlendirmesi yapıldı. ■ Sözcü, (10.2.2014)

(Bir okur yorumu: Türkiye de şu anda üreten, tüketen veya ihracat yapan yok... Hep ithalat, hep dışarıdan sıcak para girişi, hep özelleştirmeden giriyor, arsa yer satılıyor. İşte bu sıcak girişlerinden dolayı ve de ülkede ihracat yapılmayıp ekonomi canlandırılmazsa (-) negatife dönmesi kaçınılmaz bir son. Buna sonun başlangıcı diyebilirsiniz. Ekonomiyi iyi durumda değil, çökme noktasinda, her an.hazirlikli olun.)

 

11.2.2013

ALTIN’IN ATEŞI ÇIKTI! BUGÜNE DIKKAT!

Altın 3 ayın en yüksek seviyesi olan 1287 dolara ulaştı. Analistlere göre bugün 1295 seviyesi test edilebilir.

Yükseliş trendini sürdüren spot altın, kasım ayından bu yana en yüksek seviyesini gördü.

ABD tarım dışı istihdam verisinin beklentilerden kötü gelmesi ile küresel ölçekte değer kaybeden doların ve gelişmekte olan ülkelere karşı artan riskin etkisiyle yükselişini hızlandıran altın, yeni yıl tatilinden dönen Çin'in fiziki talebinin de etkisiyle 1280 doları aştı.

Spot altın yüzde 1 yükselişle ons başına 1,287.81 dolar ile 18 Kasım'dan bu yana en yüksek seviyesini gördü.

Analistlere göre 1280 desteğinin üstünde tutunması ile hedef 1300 direnç seviyesi olarak belirlenebilir.

Gram altın 91.50 direncinde

Öte yandan bu sabah gram altının 91.50 direncinde yer alıyor.

Bu seviyenin yukarı yönde geçilmesi durumunda takip edilmesi gereken seviyeler 91.90 ve 92.40 olarak gösteriliyor.

Direnç seviyesi olan 91.50’nin geçilememesi durumunda ise destek olarak 90.70 seviyeleri test edilebilir. ■ Akşam, (11.2.2014)

 

YABANCI SERMAYE: BELÇİKALI DEV TÜRK ŞİRKETİNİ ALDI

Belçika merkezli dünya petrokimya devi Ravago, bölgedeki üretim üssü olarak seçtiği Türkiye’de yatırımlarına devam ediyor.

Ravago'nun Türkiye'de faaliyet gösteren firmaları; Eastchem, Enplast ve Ravago Kimya'nın 2014 başında birleşmesi ile oluşan Ravago Petrokimya Üretim A.Ş, poliüretan sistem evi ürünleri alanında faaliyet gösteren, Türkiye'nin köklü kuruluşlardan Tekpol AŞ'yi satın aldı.

Poliüretan ürün gruplarında Türkiye'de geliştirdiği kendi teknolojisiyle termoplastik poliüretan (TPU) üretimini 2 yıl önce faaliyete geçirerek bir ilke imza atan Ravago Petrokimya Üretim A.Ş., söz konusu satın almayı 36 milyon euroya gerçekleştirdi.

Hem termoplastik (TPU) hem de termoset poliüretan gruplarından olmak üzere 300'den fazla poliüretan sistemin üretimini gerçekleştiren Tekpol'ü satın alarak, büyümeyi sürdürdüklerini aktaran Ravago Türkiye Grubu'nun Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Onur, şöyle konuştu:

"Hedeflediğimiz poliüretan portföyü açısından, ideal bir yatırım olarak gördüğümüz Tekpol'ü satın almamızın sonucunda, pazar payımızı katlayarak artırmayı hedefliyoruz. Diğer taraftan tüm segmentlerde yaygınlaşmasını planladığımız bir markalaşma sürecine de girmiş bulunuyoruz. Satın alma ile birlikte Ortadoğu, Rusya ve Körfez ülkelerinde poliüretanı pazarlamanın yanında, üretime yönelik yatırım çalışmaları için görüşmelere de başladık." ■ Sabah, (11.2.2014)

 

BORÇLANMA, HALK: AKP KALKINDIKÇA MİLLET BATTI

Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı son beş yılda 2 milyon 919 bin 852 kişiye yükseldi

SÖZCÜ aylardır “kredi ve kredi kartı borcunu ödemeyen” kişi sayısındaki çığ gibi artışı yazdı ve uyardı. Sonunda SÖZCÜ yine haklı çıktı.
Kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişi sayısı inanılmaz boyutlara ulaştı ve hükümet sadece izledi.

Bir Yılda Bir Milyon Kişi

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) verilerine göre 2013 Kasım sonu itibariyle kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı 1 milyon 20 bin 185 kişiye ulaştı.
2013’ün sadece 11 aylık döneminde kredi borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı 433 bin 374 kişi olurken, kredi kartı borcu nedeniyle yasal takibe düşen kişi sayısı 586 bin 811 kişiye ulaştı.

Hükümet Sadece İzliyor

TBB verilerine göre kredi ve kredi kartı borcunu ödeyemediği için yasal takibe düşen kişi sayısı son beş yılda 2 milyon 919 bin 852 kişiye ulaştı.
Son beş yılda farklı borçları nedeniyle birden fazla yasal takibe düşenleri bir kez dikkate aldığımızda rakam 2 milyon 745 bin 197 kişi oluyor.
Kısacası kredi ve kredi kartı borcu nedeniyle son beş yılda yaklaşık 3 milyon kişi icralık oldu.
Halk borca batarken, hükümet sadece izlemekle yetindi. ■ Sabah, (11.2.2014)

 

 

12.2.2013

 

YOLSUZLUK: YOK, O İŞ SİZİN SÖYLEDİĞİNİZ GİBİ DEĞİL

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, “yolsuzluk” denilince şunu anladığını söyledi:

“Devletin kasası soyuluyor mu soyulmuyor mu?”

Bu sözleriyle birilerini kandırabilir tabii ama kusura bakmasın, “yemezler”!

Bunun tarifi böyle değil ve yolsuzluktan söz ederken kimse maskeli tiplerin, devletin kasasının (artık her neredeyse) kilidinin kırılıp, içindekilerin “kalk gidelim” yapıldığını düşünmüyor.

Yolsuzluk, devlet gücünün, kamu kaynaklarını dağıtma olanağının kullanılarak kişisel ya da kurumsal menfaatler sağlanmasıdır.

Mesela, diyelim ki bir müteahhide ballı bir ihale verdiniz, hep yaptığınız gibi.

Yolsuzluk buradan başlar: O ihale gerçekten şeffaf ve herkes için eşit bir ihale olsaydı, o şekilde mi sonuçlanırdı? Önce buna bakılır.

İhaleye giren “istenmeyen” kişiler şu ya da bu yolla ihaleye girmekten vazgeçirildi mi? Bu da önemlidir.

İhale yapıldıktan sonra şartlar değişti mi? Yani bir kamu arazisini, “içine bu kadar metrekare inşaat yapılabilir” diye sattınız. Herkes buna göre fiyat verdi, ama içlerinden biri daha sonra bu inşaat alanını büyütebileceğini biliyor ve daha yüksek fiyat vererek ihaleyi alıyor. Nitekim örneği çok, işte bu da yolsuzluktur.

Hep yaptığınız gibi “Şu ihaleye bunlar girsin, şu alsın, ihaleye girenlere de farkın şu kadarını dağıtsın” derseniz, bu da yolsuzluktur.

Türkiye’nin AB’ye uyum için çıkarttığı Kamu İhale Kanunu’nu neden yüz küsur kere değiştirdiğiniz de bir soru işaretidir.

Madem niyet yolsuzluk değil, ihale kanunu neden bu kadar çok değişti?

Bir bakanınızı görevlendirip, devletten ihale alanlara salma salarsanız ve o parayla onların asla yönetemeyecekleri, hatta sizin bizzat yöneteceğiniz bir malı satın aldırtırsanız, bu da yolsuzluktur.

O işin içindekilerden birinin “Paraları verdik ama milleti bilmem ne yapacağız” demesinin gerekçesini düşünün. İşadamları, şirketler hayır kurumu değildir, onların bildiği tek şey kaz gelecek yerden tavuk esirgenmemesi gerektiğidir.

O tavuğu mideye nasıl indirdiğinizin önemi yoktur. İster kızartın, ister haşlayın. İster çocuklarınızın yönettiği bir vakfa bağış yapsınlar, ister havuz kurup size gazete–TV alsınlar.

Gazetelerden okuduğum kadarıyla bu söylediğiniz söz için Hayrettin Karaman hocadan fetva da çıkmış.

Çıksın. Bu fetva ile yaptığınız, yapacağınız şeyler, kafasına göre bir imam bulup ramazan ayını rahat geçiren Temel fıkrasındaki adamın yaptığından farklı değildir.

Bu dünyada iş görür, milleti de kandırabilir ama unutmayın, yukarıda Allah var!

 

Unutmayalım, unutturmayalım!

 

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık’ta öğrendiklerimizi unutmamız için elinden geleni ardına koymuyor.

Laf kalabalığına getirmeye çalışıyor, savcıları görevden alarak ortaya çıkan gerçeklerin soruşturulmasını, işin ucunun gelip kendisine dayanmasını engellemek istiyor.

Bu durumda tekrar hatırlayalım, 17 Aralık’ta neler öğrendiğimizi:

Halkbank Genel Müdürü’nün evinde, kaynağı belli olmayan, ayakkabı kutuları içine saklanmış, 4.5 milyon dolar çıktı.

İçişleri Bakanı’nın oğlunun evinde yedi büyük boy çelik kasa, para sayma makinesi ve 1 milyon 200 bin lira bulundu.

Eski İçişleri Bakanı’nın bir işadamına koruma tahsis etmek, onu sıkıştıran emniyet müdürünü sürgüne göndermek, adamın bazı yakınlarını Türk vatandaşlığına almak için 10 milyon dolar rüşvet aldığı ortaya çıktı.

Eski bakanlardan birine bavullar içinde ya da elbise torbalarındaki elbiselerin ceplerine doldurulmuş paralar ile rüşvet verdiği ortaya çıktı.

Eski sanayi bakanının bir işadamından defalarca rüşvet aldığı, adının rüşvet listesinde kayıtlı olduğu, 700 bin liralık saat aldığı, adamın özel uçağı ile ailecek umre gezilerine çıktığı öğrenildi.

Başbakan’ın talimatlarını yerine getiren Şehircilik Bakanı’nın icraatlarıyla bazı müteahhitlere yüz milyonlarca dolarlık rant sağlandığı ortaya çıktı.

Başbakan’ın emriyle müteahhitlere salma salındığı, adamlardan 100’er milyon doları bir havuza koymaları istendiği, bu parayla Sabah ve ATV’nin alındığı, müteahhitlere büyük ihaleler veren bakanın bu işte koordinasyonu sağladığı ortaya çıktı.

Urla’da sit alanına villalar yapıldığı, iki tanesinin Başbakan’a hediye edildiği, bu kaçak villaları yıkmak isteyen valinin görevden alındığı anlaşıldı.

Özgürlükler cenneti Türkiye!

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan, olağan “salı azarlaması” konuşmasında şöyle bir söz söyledi: “Bugün Türkiye, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin hemen hemen tamamına yakınından çok daha özgürdür.”

Demek ki onun durduğu yerden bakılınca öyle görünüyor diye düşündüm ve oturdum, bugün Türkiye’nin AB ülkelerinin hepsinden daha özgür olduğu alanları çalakalem sıraladım. Buyurun ilk aklıma gelenlerden oluşan liste burada:

Başbakanların kamu ihalelerini istediği kişilere verebilmesi açısından daha özgür!

Hükümetlerin hâkimlerin ve savcıların görev yerlerini kolayca değiştirebilmeleri açısından daha özgür!

Başbakanların televizyon yayınlarını istedikleri gibi yönetebilmeleri açısından daha özgür!

Banka genel müdürlerinin evlerindeki ayakkabı kutularına dolarları rahatça doldurabilmeleri açısından daha özgür.

Bakanların 700 bin liralık hediye saatleri kabul edebilmeleri açısından daha özgür.

Başbakanların çocuklarının vakıflarına sınırsız yardım bulabilmeleri açısından daha özgür.

Başbakanların, başkalarının paralarıyla gazete ve televizyon satın alabilmeleri olanağı açısından çok uzak ara özgür. ■ Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet, (12.2.2014)

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA: YABANCILAR 1.5 AYDA YALNIZCA 1.6 MİLYARLIK SATIŞ YAPTI

Yabancılar her çalkantılı dönemde olduğu gibi son dönemde de gözü kapalı bir şekilde Türkiye’yi terk mi ediyorlar?

Satıp savıyorlar mı ellerindeki hisse senetlerini ve kamu kağıtlarını?

Kur hangi düzeyde olursa olsun, zararı da göze alıp çıkıyorlar mı Türkiye’den?

Bu sorulara verilecek yanıt genellikle “Evet” olacaktır. Hele hele çok küçük bir zaman dilimi dikkate alınarak yanıtlanmak istenirse soru, yanıt kesin “evet”tir.

Kur artışının temelinde yabancıların hızlı çıkışlarının yattığı varsayılır. Bir ezberdir adeta bu. Bizim işimiz de ezber bozmaktır!

Eğer yabancının elindeki hisse senetleri ve devlet iç borçlanma senetlerinin yalnızca döviz cinsinden tutarına bakarsanız, detay değerlendirmeye girişmezseniz, son dönemde görünürde müthiş bir çıkış var. Ama, görüntü yanıltıcı!

Yanıltıcı çünkü; birincisi, hisse senedi ve DİBS fiyatları düşüyor. Dolayısıyla eldeki senet miktarı aynı kalsa bile bunun değeri geriliyor.

İkincisi; senet miktarı aynı, ama değer, fiyat gerilediği için aşağıda, buna bir de kur artışı binince döviz cinsinden değer daha da gerilemiş görünüyor.

İşte bu iki temel ayrıntıya dikkat etmeyince, ortaya yabancıların Türkiye’yi hızla terkettikleri gibi bir tablo çıkıveriyor. Ama gerçek durum hiç de öyle değil.

1.6 milyar dolarlık çıkış

Merkez Bankası verileri, yabancı yatırımcının, “Türkiye’de kalmayı sürdürürsem ileride daha çok zarar ederim, bu yüzden bir an önce gideyim” gibi bir yaklaşım içinde olmadığını gösteriyor. Biraz önce aktardığımız fiyat değişimi ve kur hareketinden arındırılmış veriler, yabancıların öyle çok hızlı bir çıkış içinde olmadıklarını ortaya koyuyor.

17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonu, Türkiye ekonomisine büyük darbe vuran ve özellikle başlatılan bir süreçmiş gibi gösterildi. Bu süreçte, borsanın çok düştüğü, faizin ve kurun çok yükseldiği söylendi, bunlar doğruydu da… Ama yabancı yatırımcı bu süreçte Türkiye’yi apar topar terk mi etti? Hayır!

İşte rakamlar… 17 Aralık’la ilgili rakam olmadığı için başlangıç tarihini 13 Aralık olarak alıyoruz ve karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor. 13 Aralık’tan 31 Ocak’a kadar olan 1.5 ayı aşkın sürede yabancıların borsadaki net çıkışları yalnızca 489.3 milyon dolar.

Bu sürede, yabancılar DİBS piyasasında ise net 1 milyar 142.9 milyon dolarlık çıkış gerçekleştirdiler.

Yani yabancıların hisse senedi ve DİBS’teki toplam çıkışları 1.5 ayda 1 milyar 632.2 milyon dolar oldu.

Eğer Türkiye ekonomisi yabancıların 1.5 aydaki 1.6 milyar dolarlık çıkışıyla batacaksa, zaten batmış!

Görünürdeki çıkış 22.9 milyar

Yabancıların 13 Aralık-31 Ocak arasındaki net çıkışının 1.6 milyar dolar olduğunu belirttik. Oysa görünürdeki çıkış tam 22.9 milyar dolar. Yabancı yatırımcıların 13 Aralık’ta 59.7 milyar dolar olan hisse senedi portföyleri 31 Ocak’ta 44.8 milyar dolara geriledi.

Yabancıların DİBS portföyleri ise bu tarihler itibariyle 55.2 milyar dolardan 47.1 milyar dolara indi.

Toplamda 22.9 milyar doları bulan bu gerilemenin 21.3 milyarı fiyat düşüşü ve kur artışından kaynaklandı, net çıkış ise 1.6 milyar dolarda kaldı. ■  Alaattin AKTAŞ, Dünya, (12.2.2014)

 

DOLAR, FED: YELLEN İYİMSERLİĞİ İLE DOLAR 2,20’NİN ALTINA GERİLEDİ

Standard&Poor’s’un geçtiğimiz cuma günü Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan negatife düşürmesi sonrası kurda başlayan yükseliş dün gelişmekte olan ülkelere girişlerle birlikte kesilirken, dolar/TL de buna paralel yeniden 2,20 seviyesinin altına indi.

Bankacılar, gelişmekte olan ülkelere ilişkin iyimserliğin ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yeni başkanı Janet Yellen’ın konuşması öncesi artan risk iştahıyla tetiklediğini belirtiyor. Dün Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi’nin Finansal Hizmetler Komitesi’nde konuşan Yellen’ın perşembe günü ise Demokratların çoğunlukta olduğu Senato’daki Bankacılık Komitesi’nde söz alması bekleniyor. Fed’in başına geçmesinden bu yana ilk defa resmi değerlendirme yapan Yellen, Temsilciler Meclisi komitesine yaptığı konuşmada işsizlikteki düşüşe rağmen istihdam piyasasındaki toparlanmanın “tamamlanmaktan çok uzak” olduğunu ve ekonomideki genel iyileşme nedeniyle Fed’in tahvil alımlarını kademeli olarak azaltmaya devam etmeyi öngördüğünü söyledi. Ekonomideki hareketlenmenin istihdam piyasasında ilerlemeyi desteklediğini belirten Yellen, “Ancak istihdamdaki toparlanma tamamlanmaktan uzak.” dedi. Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan volatilitenin de şu an için ABD ekonomisi için belirgin bir risk oluşturmadığını söyleyen Yellen, bu ekonomik görünümde varlık alım programının hızında ilerleyen dönemdeki para politikası toplantılarında ölçülü bir şekilde azaltılmaya gidilebileceğini belirtti.

Önceki gün 2,2217/2,2230 seviyesinde olan dolar/TL, dün güne 2,2130/2,2150 seviyesinden başladıktan sonra aşağı yönlü bir seyir izleyerek 2,1950’e kadar geriledi. Dolar/TL cuma günü ABD tarım dışı istihdam verisiyle 2,1890 seviyesine kadar gerilemiş ardından S&P kararıyla yeniden 2,22’li seviyelere yükselmişti. Yüzde 0,36 yükselen Borsa İstanbul günü 64280,69 puandan kapattı.

Asya borsaları yatırımcıların Fed Başkanı Janet Yellen’ın Kongre’de yaptığı konuşma öncesinde, piyasalarda mevcut duruma ters bir açıklamada bulunmayacağını beklentisiyle yükselirken, altın fiyatları üç ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Dolar ise açıklama öncesi para birimleri sepeti karşısında iki haftanın en düşük seviyesine geriledi. Buna göre Yellen’in Bernanke döneminde başlatılan para politikası çerçevesi devam edeceğini netleşmiş oldu. ■  Zaman, (12.2.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura