Diğerleri > Sis Çanı
25-08-2014
NELER OLDU 7-12 TEMMUZ 2014 (yabancı sermaye, dincilik, BOP, tarım, OMT, isthdam, kadınlar, FED, kriz, BOP, işsizlik)

Cihan Dura

25.8.2014


 

 7.7.2014 

YABANCI SERMAYE: TÜRKİYE'NİN DEV İSMİNİ İTALYANLAR KAPTI

Türkiye'nin en büyük fındık ihracatçısısı ve piyasanın en büyük firması Oltan Gıda, Nutella'nın üreticisi olan İtalyan Ferrero'ya satıldı.

2002 yılından bu yana fındıkta ihracat şampiyonu olan ve 500 büyük sanayi kuruluşu araştırmasında 55'inci sırada yer alan Oltan Gıda’nın satılmasının dünya fındık piyasasını ve çikolata sektörünü doğrudan etkilemesi bekleniyor.

Dünya gazetesinin haberine göre, Trabzon merkezli Oltan Gıda’nın 5 fındık kırma fabrikası, 2 iç fındık seçme tesisi ve Trabzon’da fındık entegre tesisi bulunuyor. Şirket, fındık satışının yüzde 70’ini Ferrero’ya yapıyor. Oltan Gıda’yı satın alan Ferrero ise dünyanın çikolata devi olarak biliniyor. Ferrerogeçen yıl dünya çapındaki 19. fabrikasını 300 milyon liralık yatırımla Manisa’da açmıştı.

Oltan Gıda 2012 -2013 sezonunda yaklaşık 68 bin ton iç fındık ihracatı karşılığında yaklaşık 500 milyon dolar gelir sağladı.

Türkiye fındık ihracatının üçte birini tek başına gerçekleştiren Oltan Gıda, bir ay önce en fazla fındık ihraç eden firma ödülünü Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın elinden almıştı.

Ferrero fındığın yüzde 80'ini Türkiye'den alıyor

Türkiye’den en fazla fındık alan Ferrero’nun Manisa’da kurduğu fabrikadan sonra Türkiye’de piyasada doğrudan yer alması bekleniyordu. Ferrero gibi daha birçok yabancı firmanın fındığa yatırım yapması bekleniyor. Böylece fındık ihracatında piyasa yabancı sermayenin eline geçmiş olacak. Ferrero’nun Oltan Gıda’yı alması ile zaten fındık ihracatının üçte birini tek başına kontrolüne alıyor.

Ferrero tüm fabrikalarında kullandığı fındığın yüzde 80’nini Türkiye’den alıyor. Ferrero’nun yıllık cirosu ise yaklaşık 10 milyar Avro. ■ Cumhuriyet, (7.7.2014)

 

DİNCİLİK: ELİAÇIK'TAN NİHAT HATİPOĞLU'NA: EĞER ERKEKSEN MÜSLÜMANSAN!

İlahiyatçı Yazar İhsan Eliaçık ATV'de Ramazan ayı için program yapan ve 600 bin TL aldığı iddia edilen Nihat Hatipoğlu'nu çok sert sözlerle eleştirdi.

Karadeniz TV'de Bana Dinden Bahset programında Hz Muhamed'in hayatı boyunca din anlattığı için para almadığını söyleyen İhsan Eliaçık, Nihat hatipoğlu için sert ifadeler kullandı.

Dinin alınıp satılan bir şey oladığını söyleyen Eliaçık, "Ben yüzlerce konferans verdim. Hiçbirinden para almadım. Nedir bu ya adam 600 bin TL alıyor. Neymiş? Din anlatıyormuş! Karnınıza ateş dolduruyorsunuz. Bir kişinin ihtiyacı çıplak kalmayacak kadar giyinmek aç kalmayacak kadar yiyecek ve ev kirası çıkar bunları 600 Bin TL'den, ne kaldı? 599 bin TL, Eğer müslümansan, erkeksen O vaaz verdiğin Sultanahmet meydanında 599 bin TL'yi açlara yoksullara dağıtırsın. Nedir bu ya babası oğlu milleti söğüşlüyor. Senin anlattığın Muhammed ile benim anlattığım Muhammed arasında çok fark var. Ben yetim öksüz Muhammed'i anlatıyorum. Yoksullara yardım eden Muhammed'i anlatıyorum." diyerek  tepki gösterdi. ■ Cumhuriyet, (7.7.2014)

 

BOP, TSK: MİT’TEN IŞİD’E PARALI ASKER

ÖKK’nın emekli askerleri IŞİD için savaşıyor

Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan emekli bir grup askerin hükümetin bilgisi dahilinde IŞİD için savaştığı ortaya çıktı. IŞİD’e Konya’daki bir şirketten de lojistik destek verildiği belirtildi

Daha önce Özel Kuvvetler Komutanlığı’nda görev yapan emekli bir grup askerin AKP’nin bilgisi dahilinde IŞİD için savaştığı bildirildi. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın hiçbir konuşmasında terörist demediği IŞİD’in lojistik desteğinin de Konya’da bir şirket tarafından karşılandığı belirlendi.

Musul’da Türk konsolosluk mensuplarını ve Türk şoförlerini kaçıran IŞİD’in içinde hükümetin bilgisi dahilinde Türklerin de savaştığı ortaya çıktı. Aydınlık’ın edindiği bilgilere göre, çoğunluğu emekli ÖKK mensuplarından ve emekli olmalarına rağmen sefer görevi devam eden askerlerden oluşan bu kişiler yüksek maaşlarla IŞİD içinde savaştırılıyor. IŞİD içinde savaştırılan bu kişilerden bazıları devre arkadaşları tarafından görüntülerden teşhis edildi. Yapılan araştırma sonrasında bu kişilerin MİT’in de bilgisi dahilinde bölgede para karşılığı savaştırıldığı belirlendi. Bu kişilerden tespit edilenleri telefonla arayan arkadaşları da onların Irak’ta IŞİD saflarında savaştıklarını öğrendi.

TSK’DA RAHATSIZLIK

Bir emekli asker Aydınlık’a, “Bu iş organize bir şekilde Libya operasyonu ile ortaya çıktı. Hatta bu iş o kadar aleni hale geldi ki Türk televizyonlarına demeç verenler bile oldu. Bu ekibi MİT organize ediyor. Suriye’de de görev verdiler. Geçtiğimiz günlerde Keseb’in muhaliflerin eline geçtiği saldırıda bunlar görev aldı. Hani şu maskeliler vardı ya onların büyük bölümü bunlardan. Yüzler tanınsın istenmediği için bu sıcakta maskeli dolaşıyorlar. Şimdi de Musul civarında IŞİD saflarındalar. Lejyoner gibi görev yapıyorlar. Bazıları sıcaktan maskelerini çıkarınca açık verdiler” dedi. Genelkurmay’ın da olaydan haberdar olduğu, birçok üst düzey komutanın bu işe sıcak bakmadığı ifade ediliyor. Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar, terör örgütleri içinde bazı ülkeler hesabına savaşan bu kişilerin önümüzdeki dönemde Türkiye’ye büyük zarar verebileceğini vurguluyorlar. “Suriye’de tutuklu Türk askeri” iddialarına da dikkat çeken kaynaklar, bu kişilerin Türk askeri gibi algılanmasının da doğru olmadığını belirttiler.

Bu arada Türk diplomatlarına yönelik saldırının da, Türk Bayrağının indirilmesinin de bölge operasyonundaki senaryonun bir parçası olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu kaydeden kaynaklar, önümüzdeki dönemde planların bozulabileceğine ve Irak Merkezi Hükümetinin birçok bölgede kontrolü yeniden alabileceğine dikkat çektiler. Kaynaklar, bu durumun gündeme gelmesi halinde Türkiye’nin büyük sıkıntıya girebileceğine vurgu yaptılar.

LOJİSTİK DESTEĞİ KONYA’DAN

IŞİD’in lojistik desteğinin önemli bir bölümünün Konya’da emekli bir binbaşının şirketinden karşılandığı da gelen haberler arasında. Aydınlık’a bilgi veren kaynaklar silah hariç, silah yedek parçası, hafif silah mühimmatı, askeri giysi vb. gibi ihtiyaçların bu şirket tarafından temin edilip IŞİD’e ulaştırıldığını söylediler. ■ Aydınlık, (7.7.2014)

 

 8.7.2014  

TARIM, KAYNAK KULLANIMI: ZEYTİNLİKLER İMARA AÇILIYOR!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nca hazırlanan “Elektrik Piyasası Kanunu ile Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerin Aşılattırılması Hakkında Kanunda Değişikliğe Dair Kanun Tasarısı”nın 4. maddesi ile zeytin alanlarında, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın izniyle, tesisler yapılabileceği hükmü getiriliyor.
Tasarıyla, 25 dönümden (25.000 metrekare) küçük zeytinlikler “sıradan” arazi kabul edilecek...
Türkiye’deki zeytinliklerin ortalama büyüklüğü 10 dönüm. Özellikle yeni oluşturulan zeytinlikler 10 dönümden küçük ölçekte. Tasarı kanunlaşır ise zeytin alanlarının çok büyük bölümü madenciliğe ve enerji yatırımlarına açılacak. Zeytinlik alanlarında
konut, AVM inşa edilebilecek. Alanlar TOKİ’ye tahsis edilebilecek.

Tam bir ölüm fermanı
Zeytincilik Yasası 2002’den bu yana tam 6 kez değiştirilmek istendi.
Kamuoyu,
Cumhurbaşkanlığı seçimi ile meşgul olurken Meclis’ten geçirilmek istenen tasarı kanunlaşırsa zeytinciliğin ölüm fermanı olacak.
Zeytincilikte olan biteni en iyi izleyenlerden biri olan Ali Ekber Yıldırım, tasarının sakıncalarını şöyle sıralıyor;
- Zeytincilik, Türkiye’de yaklaşık 500 bin ailenin geçim kaynağını, işlenen tarım alanlarının yüzde 3.5’ini oluşturuyor. Doğrudan ve dolaylı 10 milyon kişinin geçimini sağlayan, tarımsal ve sosyo ekonomik yönden büyük öneme sahip.
- Zeytin ağacı
Anadolu’da 6 bin yıldır insanoğlunun, geçim, beslenme, sağlık ve güzellik kaynağı olarak görevini yerine getiriyor. Dünya var oldukça da insanlığa ve çevreye hizmete devam edecek.
- Son 2 yıllık ortalamaya göre, zeytinyağı üretimi 165 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 600 milyon
dolar. 2023’te 3 milyar dolar değerinde 700 bin ton zeytinyağı üretimi hedeflenmiş durumda.
- Sofralık zeytin üretimi yaklaşık 450 bin ton ve üretim değeri yaklaşık 900 milyon dolar. 2023 yılı hedefi 3,5 milyar dolar.
- Zeytin, dünyada ve Türkiye’de stratejik bir ürün. Türkiye zeytin ağacının genetik anavatanı. Tasarısı kanunlaşırsa, bu potansiyel ve değeri kaybedeceğiz.
- Türkiye son yıllarda, zeytincilik alanında ulusal ve uluslararası pazarda önemli büyüklüklere ulaştı. Marka ülke olma hedefine hızla yürüyor. Yurt içinde milyarlarca liralık yatırımlar yapıldı. Böylesi bir değişiklikle bu yatırımların kaynağı ortadan kaldırılmış olacak.

Yağ ithalatı 3.6 milyar $
Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı
Şemsi Bayraktar da tasarının kanunlaşmasının tarım kesiminde ortaya çıkaracağı olumsuzlukları anlatıyor. Diyor ki;
- Ülkemiz zeytinciliği büyük bir gelişme içerisinde. 2000 yılında toplam 97 milyon 770 bin ağacımız varken, 2013 yılında ağaç sayımız yüzde 70.8 artışla 167 milyon 30 bin adede ulaştı.. Hükümet zeytincilikte dünya ikinciliği hedefini benimsedi. Bu hedef doğrultusunda zeytin için verilen destekler ve yapılan yatırımlarla büyük ilerlemeler kaydedildi. Tasarı, ülkemizin zeytincilikte dünya ikinciliği hedefiyle örtüşmüyor.
- Türkiye’de en büyük döviz harcamalarından birini bitkisel yağ ithalatı için yapıyoruz. 2013 yılı itibarıyla yağlı tohum, ham yağ ve yağlı tohumların işlenmesi sonucu arta kalan küspelerin ithalatı için ödenen döviz miktarı 3.6 milyar dolar oldu. Bitkisel yağ açığımızın kapatılması ve ödediğimiz döviz miktarının azaltılması için zeytincilik oldukça önem taşıyor. Bitkisel yağ açığımızın kapatılmasında zeytinyağı önemli bir ürün.
Milletvekillerimiz acaba milletin, zeytincilerin, üreticilerin uyarılarını dikkate mi alacaklar, yoksa “zararına bakmadan” tasarıya el mi kaldıracaklar?..
Göreceğiz... ■ Güngör Uras, Milliyet, (8.7.2014

 

BOP, OMT, RTE, AKP: NEREDEN NEREYE?

2002'de iktidara gelen AKP'nin bölgesel açılımları Arap ve Müslüman ülke ve halklarını mutlu etmişti. Ocak 2003'te dönemin Başbakanı Abdullah Gül'ün; Irak işgalini önlemek için Suriye, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün, Kuveyt ve İran'ı turlaması bu mutluluğu daha da pekiştirmişti.
1 Mart Tezkeresi'nin reddedilmesi herkesi şaşırtmıştı.
Hiç kimse Erdoğan'ın tezkereden yana olduğunu ve 20 Mart tezkeresi ile AKP Hükümeti'nin Türk hava sahasını ABD uçaklarına açtığını sorgulamadı bile.
Sonrası biliniyor.
Erdoğan 2004'teki ABD zirvesinden sonra BOP Eşbaşkanı olarak başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerine açılmaya başladı. Bu açılım sonucu Erdoğan 2007 ve 2010'da Arap liderler zirvesine çağrıldı. Dostluk, kardeşlik ve dayanışma söylemleri ve 'one minute' çıkışından dolayı başta İran olmak üzere tüm Müslüman ülkeler Erdoğan ve dolayısıyla Türkiye'ye büyük ilgi gösteriyordu.
Türkiye bu süre içinde samimi dostlukların yanı sıra büyük ekonomik avantaj ve kazanımlar elde ediyordu. Herkes Türkiye'nin çağdaş, laik, demokratik ve farklı İslam anlayış ve davranışlarını yakından ve ilgi ile izliyordu.
Dindarlık ile ilgili hiçbir mesaj içermeyen Türk diziler işte bu nedenle çok popüler olmuştu.
Batı ise böyle bir Türkiye'yi Arap ve Müslüman ülke halklarına pazarlamak için AKP'ye sürekli gaz veriyordu. Davutoğlu için 'Ortadoğu'nun Kissinger'i' denildi. Cengiz Çandar ise 'Osmanl ve cumhuriyet tarihinde Türkiye böyle bir Dışişleri Bakanı görmedi' diyordu. Bu ve benzeri söylemlerle havaya sokulan Erdoğan ve Davutoğlu, Arap ve İslam âleminin liderliğine heveslendiler.
En azından psikolojik olarak.
'Arap Baharı'na kadar bu hevese itiraz eden de yoktu.
'Arap Baharı' herkes için büyük bir sınav oldu.
Müslüman Kardeşler'in Tunus, Mısır, Libya ve Fas'ta güçlenip iktidara gelmesi Erdoğan ve Davutoğlu'nun heveslerini daha da kabarttı.
Ama bu kez sekter ve çok tehlikeli mezhepsel bir içerik ile.
Bu tehlike Suriye'de çok belirgin bir hal aldı.
AKP yönetiminde Türkiye Sünni âlemin lideri olabilmenin hayallerini kurmaya başladı.
Ama Ortadoğu denilen coğrafyanın hiçbir gerçeğini bilmezken.
İşte bu nedenle ilk kazığını Mursi'nin devrilmesinden sonra Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn'den yedi. Müslüman Kardeşleri terörist ilan eden bu ülkeler ve İslamcıların Suriye'deki katliamlarını gören herkes AKP yönetimindeki Türkiye'ye kızmaya başladı.
Çünkü Suriye'de savaşan ruh hastası cihatçı İslamcıların büyük bölümü Türkiye üzerinden Suriye'ye giriyor ve Suriye içinde olanlar da tüm yardımları Türkiye'den alıyorlardı.
Peki sonra ne oldu?
2003-2011 döneminde herkesin sevip takdir ettiği bir Türkiye, AKP'nin sayesinde bugün artık en hafifinden herkes tarafından sevilmiyor.
Müslüman Kardeşler ve türevleri hariç.
Büyük ve kutsal hayaller daralarak Kürdistan ve Sünnistan sınırlarına sıkıştırılmıştır.
Üstelik Türkmenler feda edilmiştir.
Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun neden, nasıl ve ne tür hesaplarla kapıldıkları bu dar hayallerin yakında serap olacağını herkes görecektir.
Mısır ve Suriye konusunda olduğu gibi, Suudi Arabistan ve yandaşı ülke ve güçler mutlaka Türkiye'ye kazık atacaktır.
Coğrafyamızın gerçeği olarak bu kaçınılmazdır.
Türkiye aptalca hayaller ve geçici hevesler uğruna bunları hak etmiyor.
Dost olacağı hesaplanan olası Sünnistan ve Kürdistan Türkiye'ye bırakılmayacak kadar karmaşık hesapların ürünü olarak ortaya çıktıklarında Ankara büyük bir şok yaşayacaktır.
'Sünnistan ve Kürdistan'ın malını ben götürürüm' diye hesap yapan Erdoğan-Davutoğlu İkilisi bulutlar dağıldığında kendilerini her türlü fırtına, kasırga ve hortumun ortasında bulacaklardır
Ben bu coğrafyayı, insanlarını ve tarihini biliyorsam bu kaçınılmazdır.
Bir kez söylüyorum :
Göreceli ve kısa vadede kârlı görünen Türkiye mutlaka IŞİD ve benzeri örgütlerin hedefinde olacaktır.
Adamlar ruh hastası.
Ruh hastalarının ideoloji ve çağ dışı inanç ve anlayışları tüm coğrafyamızı uzun süre kana bulayacaktır.
Birileri Sünni-Şii-Alevi kırımını mutlaka Türkiye'ye yaymaya çalışacaktır.
Böyle bir kırım başta İran ve Suudi Arabistan olmak üzere tüm bölge ülke ve halklarını karşı karşıya getirecektir.
ABD, Batılı ülkeler ve tabii ki İsrail pusuda.
Tıpkı Kürdistan konusunda olduğu gibi.
'Kürdistan devleti kurulsun petrolünü bana versin' hesabı ile hayal kuran AKP yönetiminde Ankara ne tür sıkıntılarla karşılaşacağını yakında görecektir.
En az İsrail ve Kıbrıs gazı ile ilgili olarak yaptığı hesaplarda karşılaşacağı sıkıntılar kadar.
Özetle AKP yönetiminde Türkiye, içte olduğunun onlarca katı tehlikeli politikalar üretip uyguluyor.
Osmanlı artığı hayaller son üç yılda görüldüğü gibi hiçbir işe yaramadı yaramayacaktır.
Zararın neresinden dönülürse kârdır.
Türkiye böyle giderse orta ve uzun vadede inanılmaz tehlike ve zararlar ile karşı karşıya kalacaktır.
Bir kez olsun Başbakan Erdoğan, Davutoğlu'nu dinlemezse ne olur sanki?
Bir kez olsun Bakan Davutoğlu haber kaynaklarına inanmazsa ne olur sanki?
Son kez olsun Erdoğan ve Davutoğlu Sünni Osmanlı hayallerinden vazgeçse ne olur sanki?
Olacağı çok net :
Başta Türkiye olmak üzere Suriye, Irak, Mısır ve tüm coğrafya rahatlar.
Yalnızca o zaman hepimiz ruh hastası IŞİD'çilerden kurtulur ve Şii'si, Sünni'si, Alevi'si, Dürzi'si ve Hıristiyanı ile Türkler, Araplar, Kürtler ve Acemler yeniden dost ve kardeş olur.
Yoksa herkesin başı belada olacak.
O zaman da tarih Erdoğan için çok şey yazacak.
Yazmaya başladı bile!! ■ Hüsnü Mahalli, Yurt, (8.7.2014)

 

İSTİHDAM, SOSYAL GÜVENLİK: İŞÇİLER SESSİZ SEDASIZ ÖLÜYOR

İzmir Tabip Odası’nın yayınladığı rapor, ülkemizde kanalizasyon ve artıma tesislerinde yaşanan işçi ölümlerinin boyutlarını ortaya çıkardı. Raporda, kazalarda 32 işçinin yaşamını yitirdiği belirtilirken, ölümlerden vatandaşın haberinin bile olmadığı vurgulandı

 

EN son geçtiğimiz hafta Manisa’da Dericiler Kooperatifi Arıtma Tesisi’nde biri mühendis 3 çalışanın bakım için indikleri arıtma tesisinde metan gazından zehirlenerek yaşamlarını yitirmeleriyle gündeme gelen arıtma tesislerindeki işçi ölümleriyle ilgili, İzmir Tabip Odası İş Sağlığı ve İşyeri Hekimliği Komisyonu bir rapor yayınladı. 'Arıtma Tesislerinin Arıtılamayan Gerçeği: İşçi Ölümleri' adı ile yayınlanan raporda, 2011 yılından bu yana İzmir Tabip Odası tarafından tespit edilen 32 işçinin hayatını kaybettiği bildirilirken, tespit edilemeyen işçi ölümlerinin de kuvvetli bir olasılık olduğu dile getirildi. Kazalarda ölen işçilerin büyük çoğunluğu ise taşeron işçi.


2013’TE 15 İŞÇİ ÖLDÜ
Raporda, arıtma tesisleri ve kanalizasyonlarda meydana gelen işçi ölümlerinin sayısının inşaat ve madenlerdeki gibi fazla olmasa da, son yıllardaki artışa dikkat çekilerek, “Kanalizasyon gibi kimsenin bilmek ve ilgilenmek istemediği yerlerde çalışan işçilerin ölümleri de kamuoyu tarafından fazla bilinmemektedir. Oysa ki kanalizasyon çukurlarında alınmayan basit önlemler nedeniyle işçiler ölmeye devam etmektedir” denildi. Yalnız geçen sene 15 işçinin hayatını kaybettiği aktarılan raporda, 2014 yılının ilk 6 ayında 6 işçinin öldüğü açıklandı.


'KAZALAR ÖNLENEBİLİR'
Raporda, Türkiye’de yaşanan yoğun kentleşme sonucunda kanalizasyon ve arıtma tesislerinde meydana gelen ölümlü iş kazalarının arttığı aktarılırken, büyük umutlarla çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yasasının da iş kazalarını azaltmadığı ifade edildi. Kazaların öngörülebilir ve önlenebilir kazalar olduğuna dikkat çekilen raporda, “Son 4 yılda arıtma tesisleri-kanalizasyonlarda yaşanan ölümlü iş kazaları tek tek incelendiğinde, alınacak basit önlemlerle bu kazaların önlenebileceği ve önceden öngörülebileceği acı bir gerçek olarak ortaya çıkıyor” ifadeleri kullanıldı.


TAŞERONLAŞMA ÖLÜMLERİ ARTTIRDI
Yaşanan kazaların en büyük nedeninin artıma tesislerinde metan gazı zehirlenmesi ve kanalizasyonlarda göçükler olduğunun altı çizilen raporda, toplam 16 şehirde ölümlü iş kazalarının yaşandığı bilgisi verildi. Kazaların ana nedeni olarak, taşeronlaşma, denetimsizlik, iş güvenliği şartlarının yerine getirilmemesi ve iş güvenliği eğitiminin eksiklikleri diye sıralanırken, belediyelerin kendi görevlerini taşerona devretmesi sonucunda ölümlerin hızlı bir artış gösterdiği belirtildi. İş kazalarının en yoğun yaşandığı iller arasında Ege illeri gelirken Muğla 11 işçinin hayatını kaybettiği kazalarla birinci sırada. Muğla’yı 3’er ölümlü kazayla Aydın ve Manisa illeri izliyor.

17 YIL DAHA AZ YAŞIYORLAR
Raporda dikkat çeken diğer bir ayrıntı ise, Fransız Ulusal Sağlık ve Tıp Araştırmaları Enstitüsü’nün (INSERM), 2010 senesinde Paris Belediyesi ile beraber yaptığı araştırmanın sonuçları oldu. Bu araştırmada kanalizasyon işçilerinin, ortalama bir Fransız işçisinin ömründen 17 sene daha az ömre sahip oldukları ortaya çıktı. ■ ADEM SARIKAYA, Yurt, (8.7.2014

 

 9.7.2014

KADINLAR: İŞTE ASIL GERÇEK !

 

Şiddet gören kadınlardan %79'unun neden şikayetçi olmadığı ortaya çıktı.

Kadınlar ancak öldürüleceğini anladığında, evden atıldığında ya da çocuklarının üzülmesine dayanamadığında polise başvuruyor.

Şiddet gören kadınlar;  'kocamı seviyorum' ya da 'affettim' diye yardım istemiyor, neden dayak yediklerini dahi anlamadan hayatları boyunca bu zillete katlanıyor. Türkiye'de her üç kadından biri fiziksel ve cinsel şiddete maruz kalırken, şiddeti alışkanlık haline getiren erkekleri affedip, düzelir umuduyla sineye çekenler ise bunu hayatıyla ödüyor. Celal Bayar Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi yaşanan şiddetin nedenlerini kadınlara sordu. Manisa'da 837 kadını kapsayan araştırmada şiddet; “erkeğin iş ve ailesi ile sorunları, maddi sıkıntılar ve erkeğin eve sarhoş olarak gelmesi” gibi nedenlere bağlandı. Kadınların büyük bir çoğunluğu ise eşinin hiçbir sebep yokken  şiddet uyguladığını belirtti.

Türkiye gazetesinden Damla Peker'in haberine göre kadınların yüzde 79'u şiddete uğradığı halde hiçbir yardım kurumuna başvurmazken, sadece yüzde 6.8'i savcı, avukat veya kolluk kuvvetlerine başvuruyor. Kadınlar başvuru nedeni olarak ise, daha fazla tahammül edemediğini, erkeğin kendisini öldürmesinden korktuğunu, çocuklarının üzülmesine dayanamadığını ve evden atıldığını belirtiyor.  

Şiddet gören kadınların bir kısmı yardım kuruluşlarına başvurmaktan utanıyor, çekiniyor bir kısmı ise suçlanmaktan korkuyor. Kimisi ciddi bir sorun olmadığı için başvurmadığını söylerken, kimisi çocuklarını düşündüğünü ve onların mutsuz olmasından korktuğu için yardım istemediğini söylüyor. Şiddet gören kadınların yüzde 17'si erkek arkadaşını ya da eşini sevdiğini ve onun değişeceğini düşündüğü için şikayet etmeyip affettiğini söylerken,   yüzde 13'ü ise ailesinin adının kötüye çıkmasından korktuğu için susuyor.  Kadınların yüzde 25.3'ü ilginç bir şekilde “Bazı durumlarda erkekler eşlerini dövebilir” sorusuna destek verdi.

Çalışmaya katılanların yüzde 30'u şiddet sonucu herhangi bir yaralanma olduğunu söylerken, yüzde 8,1'i kesik veya ısırık oluştuğunu belirtti. Şiddet sonucu kulak zarı patlaması, göz hasarı yüzde 9.3 olarak ortaya çıkarken, 0.8'i kemiklerde çatlak veya kırık oluştuğunu, yüzde 1.6'sı ise dişinin kırıldığını açıkladı. İç organlarda şiddet sonucu yaralanma yüzde 0.8 olarak beyan edildi. ■ http://www.haber3.com, (9.7.2014)

 

YABANCI SERMAYE: FINDIKÇININ KADERİ YABANCININ ELİNDE

Fındıkta fiyatın serbest piyasada oluşması gayet normal. Üreticinin çok sayıda ve güçsüz olmasına karşılık, alıcının az sayıda ve güçlü olması ise anormal. Bu şartlarda Türk devi İtalyanlara satılıyor

 

Fındık, Rize’den İzmit’e, Türkiye’de çok ailenin geçim kaynağıdır. Fındık Türkiye’nin dünya pazarında hâkimiyeti elinde bulundurduğu tek üründür.
Fındık bir zamanlar sadece
Giresun, Ordu ve Trabzon’da yetiştirilirdi. 1960-1965 döneminde 3 ilin üretimdeki payı yüzde 87 idi. 1975-1980 döneminde yüzde 70’e düştü. Şimdi toplam üretimde bu 3 ilin payı sadece yüzde 50 oranında.
Rize’den İzmit’e fındık yetiştiren il sayısı 3’ten 39’a, fındık ekim alanı 220 bin hektardan 700 bin hektara, yıllık fındık üretimi 80-90 bin tondan 700-750 bin tona yükseldi.
Şimdilerde düz ve sulak yerlerde bile fındık yetiştiriliyor.
Karadeniz yamaçlarında dönümde verim 80-100 kg iken, Batı’da düz ve sulak arazilerde verim 150-200 kg. Yaklaşık 400 bin aile geçimini fındık satarak sağlıyor.
Fındık dikim alanlarının genişlemesi, sulak alanlarda fındık yetiştirilmesi sonucu fındık üretimi hızla arttı.
700-750 bin ton kabuklu fındık üretim kapasitesi oluştu. İki kilo kabuklu fındıktan bir kilo iç fındık çıkıyor. Yılda 600-650 bin ton kabuklu, 300-325 bin ton iç fındık üretimi gerçekleşiyor. İç tüketim 50 bin ton dolayında. Her yıl en az 250 bin -300 bin ton iç fındık ihraç ediyoruz. Fındık ihracatından 1.7 milyar
dolar gelir elde ediyoruz.
Fındığın en büyük alıcısı, yurtdışındaki 8-10 yabancı firma. İçeride alivre alım yapanlar onların ortak olduğu şirketler veya onların büyüklü küçüklü 800 dolayındaki tüccarı.

Yabancı ile üretici karşı karşıya
Alıcı sayısı sınırlı olduğu için bu alıcılar, Türkiye’deki üretim miktarını gözleyerek yurtdışında alım fiyatını belirliyor. Bu fiyat (iş olsun-formalite yerine getirilsin denilerek)
Hamburg Borsası’na tescil ettiriliyor. Böylece fiyat (güya) Hamburg Borsası’nda oluşmuş oluyor(!)
Bir zamanlar fındıkta fiyat oluşumunda, ihracatta Fiskobirlik (Fındık Satış Kooperatifleri Birliği) hâkim durumda idi. Fiskobirlik, üreticinin ürününü yok pahasına satmasını önlerdi.
Fiskobirlik 1938 yılında kuruldu. 50 fındık satış kooperatifinin birliğidir. Doğru-yanlış fındık üretiminin, alım-satımının ihracatının içinde oldu. 200 bin ton kabuklu depolama kapasitesi vardı.
Karadeniz Bölgesi’nde 12 ilde 50 kooperatifi ve yaklaşık 250 bin fındık üreticisi aileyi şemsiyesi altında toplayan dev bir kuruluş haline gelmişti.

Fındık üreticisi neden sahipsiz?
Dünya Bankası bir rapora dayalı olarak tarım satış kooperatiflerinin ve birliklerinin kapatılmasını emretti. Bu emir üzerine, ana tarım ürünlerini pazarlayan birlikler çökertildi. Bu çerçevede Hükümet, 2006 yılında Fiskobirlik’i devre dışı bıraktı, TMO’yu fındık alımıyla görevlendirdi. Bir süre sonra TMO da fındık alımlarını sonlandırdı.
Fiskobirlik, üretim tahmini yaparak, piyasa açılmadan kabuklu fındık fiyatını belirliyordu. Bu fiyat genelde piyasa fiyatını oluşturuyordu. Tüccar bu fiyatı vermezse, üretici fındığı Fiskobirlik’e satıyordu.
Fiskobirlik’ten sonra piyasa düzenleyicisi bir kurum veya kuruluş olmadığı için piyasayı ihracatçı ve tüccar yönlendirir hale geldi. Fındık üreticisi, bu durumda ihracatçı veya tüccarın fiyatını kabul etmek zorunda kaldı.
İlke olarak fiyatın serbest piyasada oluşması normaldir. Normal olmayan, fındıkta üretici sayısının çok ve üreticinin güçsüz olmasına karşılık alıcı sayısının az ve alıcının güçlü olmasıdır. Bunun sonucu olarak da alıcı istediği fiyatı dikte etme imkânını elinde tutmaktadır.
Fındık konusunun gündeme gelmesinin nedeni, Türkiye’nin en büyük fındık ihracatçısı Oltan Gıda’nın bir yabancı firmaya (Ferrero/Nutella) satılmak üzere olması.
Fındıkta olan biteni iyi izleyen Ali Ekber Yıldırım, bu satış sonunda her yıl piyasaya çıkan fındığın en az yüzde 85’ini satın alan ihracatçı firmaların yarısının yabancıların kontrolüne geçeceğini, yeni satın alma ve ortaklıkların da sırada olduğunu belirtiyor
. ■ Güngör Uras, Milliyet, (9.7.2014)

 

 FED'DEN OLUMLU AÇIKLAMALAR!

Fed’in önde gelen yetkilileri ekonomiye dair olumlu mesajlar verdi

Fed’in önde gelen yetkilileri ekonomiye dair olumlu mesajlar verdi.

ABD Merkez Bankası
Fed’in başkanlarından işsizlik ve enflasyonla ilgili olumlu açıklamalar geldi. Fed'in en güvercin politika yapıcılarından Minneapolis Fed Başkanı Kocherlakota, ABD’deki işsizlik seviyesindeki düşüşü memnuniyetle karşıladığını açıkladı. Kocherlakota, merkez bankasının hedeflerine ulaşana kadar istihdam piyasasının önünde uzun bir yol olduğu konusunda ise uyarırken, Fed'in enflasyondaki geçici değişiklikleri iyi incelemesi gerektiğine dikkat çekti.

Minneapolis Fed Başkanı resesyon sırasında yüzde 10'luk zirve noktasına ulaşan
işsizlik oranının Haziran’da yüzde 6,1'e düşüşü ile uzun vadedeki birçok beklentinin yukarısında kaldığını söyledi ve yüzde 5'in biraz üstünde olması gerektiğini ifade etti. Bu nedenle kendisinin de bu sene üyesi olduğu Fed komitesinin sürdürülebilir maksimum istihdam hedefine şu ana kadar ulaşamadığını söyledi.

Enflasyonla ilgili değerlendirmeyse Richmond Fed Başkanı Jeffrey Lacker’dan geldi. Lacker ABD'de enflasyonun dibe vurduktan sonra şimdi Fed'in hedeflediği seviyeye doğru ilerlediğini söyledi. Lacker ekonomide büyümenin de makul bir hızla devam ettiğini belirtti. ■ Haberturk, (9.7.2014)

 

KRİZ: 'VARLIK BALONU PATLAMAK ÜZERE'

Doktor Kıyamet lakaplı yatırım danışmanı Marc Faber, küresel piyasalarda varlık balonun patlamaya başladığını söyledi.

Yatırımcılar uzun süredir küresel piyasalarda varlık balonun patlayıp patlamadığını merak ediyor. Bu soru Doktor Kıyamet lakaplı yatırım uzmanı Marc Faber’e de soruldu. Faber, “Şu anda varlık fiyatlarında dev bir balon olduğunu düşünüyorum ve bu eninde sonunda patlayacak belki de patlamaya başladı” dedi. Faber, Wall Street rekor seviyelere çıkmaya başladığı günden bu yana varlık balonu uyarısı yapıyor.

DÜZELTME BEKLEYEREK YANILDIM
Doktor Kıyamet CNBC yayında, “Evet net bir şekilde görülüyor ki iki yıldır dile getirdiğim Wall Street’te düzeltme beklentimde yanıldım. Ekim 2011’den bu yana düzeltme görülmedi. Yüzde 11’in üzerinde bir düzeltme görmeden piyasalarda yukarı doğru hareketin devam ettiğine şahit oluyoruz. Şimdi artık düzeltme yaşanacağını düşünmüyorum ama fiyatlarda düşme beklentisinin hakim olacağı bir ayı piyasasına gireceğiz” dedi.
EKONOMİ İYİLEŞMİYOR
Faber, iyi gelen Haziran ayı istihdam verisine rağmen,
ABD ekonomisi ve küresel ekonomide iyileşme yaşandığına inanmıyor. Doktor Kıyamet, “Küresel ekonominin güç kazandığına inanmıyorum. Hatta zayıfladığını düşünüyorum” dedi.
OBAMA’YA ELEŞTİRİ
Faber, piyasalarda fiyatları aşağı çekecek üç neden olduğunu söyledi.
Doktor Kıyamet nedenleri şöyle sıraladı: “Piyasalarda fiyatları aşağı çekecek üç neden var. Bunlardan ilki Beyaz Saray. Çok zayıf bir başkanımız var ve ABD’de iç sıkıntı yaratacak bazı siyasi sorunlar yaratabilir. İkincisi, düşünmemiz gereken gerçekten önemli siyasi sıkıntılar var. Son olaraksa petrol fiyatlarının yükselme potansiyelini ciddiye almalıyız.” Faber, S&P 500’de yüzde 30 düşüş beklediğini sözlerine ekledi.
YALNIZ DEĞİL
Faber, bu beklentisinde yalnız değil. Finansal danışmanlık şirketi Raymond James’i Başpiyasa stratejisti Jeffrey Saut da Temmuz ortası ya da Ağustos başında borsada derin bir düşüş beklendiğini müşterileriyle paylaştı. ■ Haberturk, (9.7.2014)

 

10.7.2014 

BOP: IŞİD ÜYELERİ CIA DAMGALI

Aydınlık'ın ulaştığı üst düzey yetkili bugünkü IŞİD kadrolarının dörtte üçünün 2003 işgali sonrasında ABD'nin bir şekilde kayırdığı isimlerden oluştuğunu söyledi

Irak ve Şam İslam Devleti'nin lideri Ebubekir el Bağdadi, Amerikan askerler tarafından tutuklanıp bir süre Camp Bucca hapishanesine atılmış, sonra da serbest bırakılmış olmasının ortaya çıkmasına ilişkin soru işaretleri giderek artarken, 2003 yılında ABD'lilerin Türkiye'de yaptığı görüşmelerde yer almış olan bir yetkili, "Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı arasında görüş ayrılığı vardı ama CIA'nın, Sünni radikalleri daha sonra Şiilere karşı kullanmak üzere kayırılmış olduğunu herkes biliyor" değerlendirmesini yaptı. Aynı yetkili, bugünkü IŞİD kadrolarının dörtte üçünün 2003 işgali sonrasında ABD'nin bir şekilde kayırdığı isimlerden oluştuğunu da söyledi. Bu isimlerden bazılarına Türkiye'nin de giriş ve çıkışlarda kolaylık göstermesi de istendi.

Sünniler arasında araştırma yapılmış

IŞİD, Irak'ta terör estirirken, Pentagon'un resmi verilerinin, Washington yönetiminin örgütün bugünkü yönetici kadrosu ile "yakın ilişki" içinde olduğunu ortaya koyması, IŞİD liderinin CIA ajanı olduğu yorumlarını da beraberinde getirmişti. 2003 yılı ABD'nin Irak'ı işgali döneminde, Kerkük'te bulunan ve Washington yönetimi ile yapılan görüşmelerde de bulunan eski bir yetkili, Aydınlık'a konuya ilişkin dikkat çeken bilgiler verdi. Buna göre o dönemde, Irak'taki etnik, mezhepsel ve dini gruplar arasında güç dengeleri oluşturulurken, CIA özellikle radikal Sünni gruplar üzerinde biyografi çalışması yaptı. Uzun bir liste hazırlanıp, bu listelerde yer alan isimler, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı ile de paylaşıldı. Daha sonra bu listede yer alan isimlerden bazıları Türkiye ile ABD arasında, Irak konusunda yapılan siyasi müzakerelerde de gündeme geldi. Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı'nın bazı noktalarda kuvvetli çekinceleri olmasına karşın, CIA bu projeyi yürüttü. Sünni radikal grupların içinden gelen ve ABD'nin "lider olabileceği" kanaatini taşıdığı isimler, cezaevlerinde uzun süre yatırılmadı. Bu isimlerin kısa sürede dışarı çıkması sağlandı. Daha sonra söz konusu isimler, ABD'nin Sünni aşiretleri kendi yanına çekmek için oluşturduğu "Sahva" yani Uyanış Konseylerinin kurulmasında etkili rol oynadı.

Aynı yetkili, "Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı arasında görüş ayrılığı vardı ama CIA'nin, Sünni radikalleri daha sonra Şiilere karşı kullanmak üzere kayırılmış olduğunu herkes biliyor. Tutuklanması istenen kişilerin listesini ABD'liler kendilerine göre yeniden hazırlarlardı. Tutuklanmasına ve ceza almasına kesin gözüyle baktığımız pek çok isim, listeden çıkarılırdı" değerlendirmesini yaptı.

Aynı yetkili, bugünkü IŞİD kadrolarının dörtte üçünün 2003 işgali sonrasında ABD'nin bir şekilde kayırdığı isimlerden oluştuğunu da söyledi. Aynı yetkili, bu isimlerden bazılarına Türkiye'nin de giriş ve çıkışlarda kolaylık göstermesi de istendiğini dile getirdi. ■ Deniz Kahraman, Aydınlık, (10.7.2014)

 

11.7.2014
KRİZ: AVRUPA'DA YİNE KARA BULUTLAR DOLAŞIYOR 

Avrupa ekonomisinde gerilim yeniden artıyor. Bulgaristan bankalarında yaşanan sıkıntı sonrasında, Lizbon merkezli Banco Espirito da tahvil ödemelerini yapamayacağını açıkladı.

THE LİRA-Avrupa'da ekonomi yeniden sorgulanmaya başladı. Özellikle çevre ve merkez ekonomiler arasındaki ayrışma son dönemde dikkatleri üzerine toplarken bölge bankalarının gücü yeniden sorgulanıyor. Bankaların yanı sıra tahvil piyasalarında da kaynaklanan baskının Avrupa için yeniden korkuların artmasına neden oluyor.  Gerilim ile Avrupa hisse senedi piyasalarında satışlar dördüncü günde.

Bir sürerdi hakkında haberler gelen Portekiz merkezli Banco Espirito Santo tahvil ödemelerini zamanın da gerçekleştiremeyeceğini açıkladı. Bankalar için yeniden zorlu bir süreci işaret eden haber sonrasında rekor düşük seviyelere gelen tahvillere paralele Portekiz'in10 yıllık devlet tahvilleri tarafında da Eylül ayından bu yana en sert hareket yaşanmış oldu. 11 baz punalık yükseliş ile yüzde 3.76 seviyesine gelindi.

Hisseler geriliyor
Avrupa'nın en borçlu ülkeleri arasında yer alan Portekiz'de haber ardından hisse senedi piyasalarında da son 7 ayın dip seviyeleri test ediliyor. 

Lizbon merkezli Banco Espirito'nun, 750 milyon euroluk (1 milyar dolar) Kasım 2023 vadeli yüzde 7.125'lik ikinci dereceden teminatsız tahvilleri 4.87 euro sent gerileyerek  88.49 euro sent oldu. Bankanın yüzde 4'lük Ocak 2019 vadeli birinci dereceden teminatsız tahvilleri ise 2.76 euro sent düşüşle 95.99 euro sent seviyesine geriledi. 
 Bankanın yüzde 25 ortağı olan Espirito Santo International'ın kısa vadeli borcunda temerrüde düşmesi, hem kendi hisselerinin hem banka hisselerinin düşmesine yol açtı.
 Espirito Santo International'ın hisseleri yüzde 14 düşerken, Banco Espirito Santo'nun hisseleri yüzde 7 geriledi. 

Avusturya da sallanıyor
Moody's, Espirito Santo'nun  notunu B2'den CAA2'ye düşürdü, negatif izleme sürüyor Lizbon borsası satışları altıncı güne taşırken bu haberin etkisinde yüzde 2.32'lik düşüş yaşıyor.Frankfurt'ta DZ Bank AG araştırma analisti Felix Herrmann, "Espirito Santo hakkındaki haberler, bazı sıkıntılara neden oluyor," dedi ve "Çevre Avrupa ülkelerinde faizler için yeni bir denge bulma sürecindeyiz. Sürec daha önce düşünüldüğünden daga volatil olacak gibi görünüyor. Portekiz tahvilleri için likidite düşük ve bu durum, bu tahvilleri daha kırılgan hale getiriyor" şeklinde görüş bildirdi. Portekiz'in dışında gün içinde Yunanistan'ın yeniden yardıma ihtiyaç duyacağı açıklaması yapıldı.Avrupa'da bir kötü haber de Avusturya bankalarından geldi. 2009 yılında kurtarılan Hypo Alpe-Adria-Bank International AG. geçtiğimiz ay yapılan teklifte öngörüldüğü şekilde ikiye bölünecek. Bir kısmı satılırken diğer kısmının içindeki 18 milyar euro değerindeki varlık birkaç yılda elden çıkarılacak.

Gelişen piyasalarda da gelen haberlerin etkisi ile düşüş gözleniyor. MSCI gelişen piyasalar endeksi 8 günlük aralıksız yükseliş ardından hafta ortasında düşüşe geçti. ■ Yeniçağ, (11.7.2014)

 

 

12.7.2014

İŞSİZLİK: ÜNİVERSİTEYİ BİTİREN ÜÇ GENÇTEN BİRİ İŞSİZ

Türkiye’de 15-24 yaş arası gençlerin yüzde 18.7’si işsiz iken yükseköğretim mezunu olan gençlerde bu oran yüzde 29.3’e çıkıyor. Yani üniversite okuyan gençlerin üçte biri işsizlikle boğuşuyor. Lise mezunu gençlerin ise 5’te 1’i işsiz.

Türkiye’de 15-24 yaş arası gençlerin yüzde 18.7’si işsiz iken, yükseköğretim mezunu olan gençlerde bu oran yüzde 29.3’e çıkıyor. Yani üniversite okuyan gençlerin üçte biri işsizlikle boğuşuyor. Lise mezunu gençlerin ise 5’te 1’i işsiz.

Genç işsizlik oranı 2013 verilerine göre erkeklerde yüzde 17, kadınlarda yüzde 21.9. Yükseköğretim mezunu gençler dikkate alındığında genç erkeklerde işsizlik oranı yüzde 23.4’e çıkarken genç kadınlarda işsizlik yüzde 34.4’e ulaşıyor.

Ekonomi Servisi - Türkiye genelinde işsizlik oranı 2013’te yüzde 9.7 olurken 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 2012’deki yüzde 17.5 seviyesinden 2013’te yüzde 18.7’ye çıktı. Yükseköğretim mezunu gençlerin işsizlik oranı 2013’te yüzde 29.3 olurken bu oran lise ve dengi meslek okul mezunu gençlerde yüzde 20.2 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı Dünya Nüfus Günü 2014 haber bültenine göre, Türkiye nüfusunun yüzde 41.1’ini çocuklar ve gençler oluşturuyor. Bültende yer alan bilgilere göre;

* Erkeklerde genç işsizlik oranı yüzde 17. Tarım dışı genç işsizlik oranı yüzde 19.

* Yükseköğretim mezunu genç erkeklerin işsizlik oranı yüzde 23.4.

* Yükseköğretim kurumlarından herhangi birine kayıt yaptıran öğrencilerin yüzde 51.1’i genç erkek nüfus.

* Türkiye genelinde genç erkeklerin yüzde 83.4’ü gelecekten umutlu.

* Genç nüfusun en çok olduğu ilk üç il İstanbul, Ankara ve İzmir.

* Mutlu olduğunu belirten genç erkeklerin oranı yüzde 60.9.

* Genç erkeklerde internet kullanımı yüzde 80.1, bilgisayar kullanımı yüzde 82.

* Hayatı boyunca hiç alkollü içecek kullanmamış olan genç erkeklerin oranı yüzde 81.6.

* Hayatı boyunca hiç tütün mamulü kullanmamış olan genç erkek oranı yüzde 65.1.

///

* Kadınlarda genç işsizlik yüzde 21.9’a çıkarken tarım dışı işsizlik yüzde 28.4 oldu.

* Yükseköğretim mezunu genç kadınlarda işsizlik oranı yüzde 34.4’e ulaştı.

* Genç kadınların yüzde 84.4’ü gelecekten umutlu.

* Umutlu olduğunu beyan eden 18-24 yaş grubu gençlerin en yüksek oranda olduğu il yüzde 93.9 ile Kırıkkale iken en düşük oranda olduğu il yüzde 65.5 ile Yalova oldu.

* Mutlu olduğunu belirten genç kadınların oranı yüzde 69.2. Gençlerin yüzde 50.3’ü sağlıklı olmanın mutlu ettiğini belirtti.

* Genç kadınların yüzde 48.9’u geçen yıl herhangi bir üniversiteye kayıt yaptırdı.

* Ortaöğretimde net okullaşma oranı 2012/2013 öğretim yılında yüzde 70.1 iken, 2013/2014 öğretim yılında 6.6 puan artarak yüzde 76.7’e ulaştı.

* İnternet kullanan genç kadınların oranı yüzde 57.5, bilgisayar kullananların oranı ise yüzde 59.5.

* Hiç alkollu içecek kullanmamış genç kadınların oranı yüzde 92.8.

* Hayatı boyunca hiç tütün mamulü kullanmamış olan genç kadınların oranı yüzde 88.9.

* AB ülkeleriyle kıyaslandığında, Türkiye yüzde 16.6 ile en fazla genç nüfusa sahip iken, İspanya ve İtalya yüzde 9.9 ile en az genç nüfusa sahip bulunuyor.

Gençlerin yarısı hizmet sektöründe

Geçen yıl hizmet sektöründe istihdam edilenlerin oranı yüzde 50, sanayi sektöründe istihdam edilenlerin oranı yüzde 26.4, tarım sektöründe istihdam edilenlerin oranı ise yüzde 23.6 oldu. Gençlerin yüzde 47.8’i hizmet sektöründe, yüzde 31.5’i sanayi sektöründe, yüzde 20.7’si ise tarım sektöründe iş buldu. ■ Cumhuriyet, (12.7.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura