Diğerleri > Sis Çanı
24-07-2016
NELER OLDU 7-12 OCAK 2016 (Enerji, dış bağımlılık, bölücülük, BOP, IŞİD, Çin, yabancıya toprak, Dolar, UÖŞ, gelir dağılımı) 7.1.2016

Cihan Dura

24.7.2016

 


ENERJİ, DIŞ BAĞIMLILIK, YABANCI SERMAYE: ENERJİDE YABANCILAR İÇ PAZARI DA ELE GEÇİRİYOR

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Koç, enerji sektörünün talan edildiğini ve yabancılara peşkeş çekildiğini bildirdi.
Yıldırım Koç emperyalistlerin dünyaya egemen olma savaşının, darbelerin, işgallerin, ülkeleri parçalamanın ve katliamların esas nedenlerinden birinin de enerji piyasasını ele geçirme niyeti olduğunu belirtti. 
Sanayinin, iletişimin, aydınlanmanın ve ısınmanın temel girdisi olan enerji sektörünün stratejik bir sektör olduğunu kaydeden Koç, “Bu sektör mutlaka devlet eliyle işletilmek zorundadır” dedi. 
Cumhuriyet Türkiye’sinin, stratejik olması nedeniyle enerjinin bütün dallarında tam devlet kontrolüne sahip olduğunu hatırlatan Koç, açıklamasında şu satırlara yer verdi: “Emperyalist merkezlerin isteklerini emir sayan hükümetler ise devletin enerji kurumlarını parçalamayı ve satmayı esas aldılar, yerli üretimi teşvik etmek yerine ithalat kapılarını açtılar, yabancılara sınırlamaları kaldırarak, sektörün yabancıların eline geçmesini sağladılar.”

İKTİDAR ELİYLE TALAN
Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Koç, sektörle ilgili şu bilgileri verdi: 2015 yılında doğalgazda dışa bağımlılık 98’e, petrolde yüzde 92’ye ulaştı.
2013 yılında, akaryakıtta iç pazarımızın yüzde 60’ı yabancıların eline geçti. Elektrik dağıtımı 21 bölgeye parçalandı; tamamı satıldı, geçmişte kamu payı yüzde 100’dü, şimdi sıfırlandı. Yabancılar, 2014 yılında elektrik dağıtımının yüzde 17’sini ele geçirdi. 2015 yılına gelindiğinde, elektrik üretimini sağlayan ünitelerin satılmasıyla, üretimin yüzde 75’i özel sektörün eline geçti. Toplam enerji kaynaklarında dışa bağımlılık 2014 yılında yüzde 73,5’e ulaştı, ithalat için harcanan para 54.9 milyar dolara çıktı. 
Koç, “Türkiye, ABD ve onun ‘kara gücüm’ dediği PKK tarafından parçalanmaya çalışılırken, içeride de Cumhuriyet’in bütün birikimleri talan edildi” dedi. 

“MUHALEFET” SESSİZ
Satışa çıkarılan yeni santrallar hakkında bilgi veren Yıldırım Koç, Meclis’teki, “muhalefetim” diyen partileri, bugüne kadar AKP yüzlerce kurumu satarken yaptıkları gibi yine sessiz kalmakla, Cumhuriyet’in yıkımına destek vermekle eleştirdi. Koç şunları söyledi:
“Vatan Partisi, sadece stratejik olan enerji sektörümüzün değil, ulusal bağımsızlık anlamına gelen kamu kurumlarımızın satılmasını vatana ihanet ile eşdeğer görmektedir. Vatan Partisi’nin içinde bulunacağı bir milli hükümet, satılan bütün kurumları kamuya kazandıracak, Cumhuriyet’e ve milli ekonomiye karşı işlenen suçların hesabını soracaktır. Sendikalarımızı, meslek odalarımızı, demokratik kitle örgütlerini ve halkımızı, santrallerimize, madenlerimize, fabrikalarımıza ve ülkemize sahip çıkmaya çağırıyoruz.”

10’DAN FAZLA SANTRAL SATIŞA ÇIKARILDI
2015 verilerine göre elektrik üretiminin yüzde 75’i özel sektörün eline geçti. AKP Hükümetinin, kamu kurumlarını talan etmeyi, Cumhuriyet değerlerini ortadan kaldırmayı, seçimlere rağmen sürdürdüğünü belirten Yıldırım Koç, onun üzerinde sentralin daha taşınmaz varlıklarıyla birlikte satışa çıkarıldığına dikkat çekti: 
Aliağa Kombine Çevrim ve Gaz Türbinleri Santrali, Bursa Doğalgaz Santrali, Kadıncık-1 ve Kadıncık-2 Hidroelektrik Santralleri, Kepez-2 ve Manavgat Hidroelektrik Santralleri, Fethiye Hidroelektrik Santrali, Karacaören-1 ve Karacaören-2 Hidroelektrik Santralleri, Doğankent, Kürtün ve Torul Hidroelektrik Santralleri, Hopa Termik Santrali.  22.9.2015 ■ Yıldırım Koç, Aydınlık, (7.1.2016)

BOP, SURİYE, BÖLÜCÜLÜK: ABD’DEN PYD’YE BARAJ HEDİYESİ!

Teşrin Barajı’nı PYD’nin değil ABD özel kuvvetlerinden bir müfrezenin ele geçirdiği ve bölgenin IŞİD’den temizlenmesinin ardından YPG’lilere teslim edildiği ortaya çıktı.

Teşrin Barajı’nı YPG’lilerin başını çektiği Demokratik Suriye Birlikleri’nin değil, ABD özel kuvvetlerinden ve paralı ABD askerlerinden oluşan bir müfrezenin ele geçirdiği, bölgenin IŞİD’ten temizlenmesinin hemen sonrasında da YPG’lilere teslim edildiği öğrenildi.
Aydınlık, geçen yılın son günlerinde Cerablus-Azez hattında yaşanan ve kamuoyundan özenle saklanan gelişmelerin ayrıntılarına ulaştı. Geçen yılın son haftası içinde uluslar arası ajansların, Kürt kaynaklara ve Kürtlerin internet sitelerine dayanarak verdiği, “YPG’nin Fırat’ın batısına geçtiği ve Teşrin Barajını ele geçirdiği” yönündeki haberler Ankara’da alarm zillerinin çalmasına neden olmuştu. 
Ankara, YPG’nin Fırat’ın batısına geçmesinin kırmızı çizgi olacağını açıklamış, böyle bir durumda Türkiye’nin müdahale edeceği yönündeki yaklaşımını kamuoyu ile paylaşmıştı. 

HATTIN KESİLMESİ HEDEFLENDİ
Hatta, gerek Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, gerek Başbakan Ahmet Davutoğlu, bölgeden haberlerin doğru olmadığını açıklayıp, Türkiye’nin kırmızı çizgilerinin ihlal edilmediğini savundular. Ancak gelişmelere ilişkin ortaya çıkan ayrıntılar, durumun resmi açıklamalardan oldukça farklı olduğunu gösterdi. Operasyon ile birlikte, IŞİD’in Rakka ile Mınbiç, Cerablus ve Bab arasında kurduğu hattın kesilmesi amaçlandı. Buna göre, Teşrin operasyonunda YPG’lilerin başını çektiği Demokratik Suriye Birlikleri ön planda olmadı. Operasyonu, bölgede bulunan ABD özel kuvvetlerinden ve paralı ABD askerlerinden oluşan bir müfreze ele gerçekleştirdi. YPG militanları ve diğer silahlı unsurlar, operasyon öncesinde keşif yapmakla ve operasyon sırasında “gerektiğinde destek vermek üzere” geri bölgede hazır beklemekle görevlendirildi.

SAHAYI YPG’LİLERE BIRAKTILAR
Operasyonu ABD özel kuvvetlerinden ve paralı ABD askerlerinden oluşan müfreze yürüttü. Teşrin Barajı ele geçirildikten sonra güvenlik sağlandı ve bölge YPG’lilere teslim edildi. Daha sonra Fırat’ın batısına geçen silahlı unsurlar ile IŞİD arasında şiddetli çatışmalar başladı. Bu aşamadan sonra ABD özel kuvvetlerinin ve paralı askerlerinin geri plana çekildiği sahayı YPG’lilere bıraktığı öğrenildi. 
ABD’nin destek verdiği Demokratik Suriye Güçleri’ni ağırlıklı olarak PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin silanlı kanadı YPG oluşturuyor. 

TEŞRİN BARAJI NİÇİN STRATEJİK ÖNEMDE?
Teşrin Barajı, bölgedeki stratejik öneminin yanı sıra Suriye’nin önemli enerji kaynakları arasında yer alıyor. 2014’ten bu yana örgütün elindeki baraj, Halep Eyaleti’nin kuzeyinin önemli bir kısmının elektriğini sağlıyor. 
IŞİD’in bölgedeki önemli üslerinden biri olan baraj, Halep kırsalında IŞİD kontrolündeki bölgeden Rakka’ya geçiş yollarının da üzerinde yer alıyor. Rakka ise IŞİD’in Suriye’deki merkezi konumunda bulunuyor.
Bu noktanın aşılması, YPG için IŞİD’in bölgedeki güçlü merkezlerinden Mumbiç ve kuzeyde Türkiye sınırında yer alan Cerablus kentlerine yaklaşmak anlamına geliyor. Fırat’ın doğusunda Kobani’ye kadar olan bölgeyi elinde bulunduran YPG, güneydeki Sırrin kasabasını da Temmuz ayında yine ABD hava operasyonlarının desteğiyle IŞİD’in elinden almıştı. Sırrin, PYD’nin ilan ettiği Kobani kantonunun güney sınırında yer alıyor. ■ Aydınlık, (7.1.2016)

8.1.2016

BOP, IŞİD: LES BRİGADES FÉMİNİNES DE L'ORGANİSATİON ETAT İSLAMİQUE

220 femmes françaises sont actuellement dans les rangs de DAECH en Irak et en Syrie. Le chiffre est tiré d’un rapport confidentiel des services de renseignement, auquel France Inter a eu accès. Une hausse spectaculaire. Le nombre de Françaises qui partent faire le djihad en Irak et en Syrie est en progression constante. Elles représentent 1/3 des Français sur place, soit trois fois plus qu'il y a deux ans...

Ces femmes une fois sur zone ne prennent pas les armes car dans l’organisation de l'Etat islamique ce rôle est dévolu aux hommes. Leur  mission : être d’abord des épouses de combattants et surtout faire des bébés et fabriquer la future génération de djihadistes pour peupler le Califat autoproclamé de DAECH

La plupart, Françaises ou étrangères, sont donc des femmes au foyer, mais quelques-unes – les plus diplômées - sont employées soit dans l’administration soit  à la propagande de DAECH. Des emplois d'ailleurs très bien payées. Il y a aussi celles qui ont rejoint les brigades de femmes de la police islamique chargées de faire appliquer la charia...

Créées il y a environ deux ans par DAECH juste après des attentats commis par des opposants cachés sous des burqas, il s’agissait de procéder alors à des contrôles d’identité sur les femmes par des femmes. Et ces brigades sont particulièrement brutales, comme le raconte une jeune syrienne de Raqqa, Haya Al Hali. Opposante au régime de Bachar El Assad et à DAECH, elle a fui la Syrie il y a un an et demi et elle a obtenu le statut de réfugiée politique en France :

Les femmes de Daech se comportent exactement comme les hommes, elles fouettent les autres femmes, leur mettent des contraventions pour n’importe quelles infractions. Si une femme commet un délit, la brigade des femmes la traîne de force dans une voiture et l’emmène en prison où elle sera fouettée. Quand l’Etat islamique est arrivé il torturait les gens dans les rues, ils avaient des pinces en fer pour arracher les seins des femmes jusqu’à que mort s’ensuive. On m’a parlé de différentes formes de tortures.

Ces brigades multiplient aussi les contraventions : des amendes totalement disproportionnées qui permettent d'ailleurs de récolter de  grosses sommes d'argent.

Toujours selon Haya Al Hali, il y a même des amendes pour les femmes trop belles sous leur burqa :

Il y a des contraventions pour des femmes qui ne portent pas de gants, ou celles qui ont du vernis aux ongles ou des chaussettes pas assez épaisses ou pas assez noires, pour un niqab trop transparent ou pour une habaya extra large mais jugée trop près du corps. Il y a même des amendes pour des filles qui ont de beaux yeux, elles sont humiliées traitées de provocatrices de séductrices. Il y a aussi des amendes pour celles qui font trop de bruits avec leurs talons. Il y a aussi les vengeances des hommes à qui une fille a refusé sa main. Après ils savent où la trouver, la faire punir pour n’importe quel délit. C’est la milice des femmes qui est chargée de ces représailles

La reconversion des prostituées

Le très rigoriste Etat islamique n'aurait pas hésité en 2013 à recruter des prostituées pour créer cette milice de Raqqa. Des prostituées que la jeune Haya connaissait toutes pour la plupart :

A Raqqa, il y avait beaucoup de maisons closes, de dancing, de cabarets avec des chanteuses – syriennes en majorité – Quand l’organisation Jabbat Al Nosra est arrivée, ils les ont toutes arrêtés. Mais quand DAECH s’est implanté à Raqqa, ces prostituées ont été recrutées pour former le tout premier noyau de la milice des femmes. Des femmes qui étaient méprisées par la société.  Je les connaissais par leurs prénoms, leurs visages, et elles pouvaient à tout moment m’envoyer en prison et me fouetter.

Des djihadistes arrogantes

Plus généralement, plusieurs témoins syriens dénoncent le comportement de "dictateur" des femmes étrangères venues faire le djihad. Des femmes à la fois redoutées et détestées par la population locale. ■ http://www.franceinter.fr/, (8.1.2016)

BÖLÜCÜLÜK: TÜRKİYE’Yİ TEHDİT YENİDEN GÜNDEMDE

HDP İkiz Sözleşmeleri gerekçe göstererek ‘özyönetim’ kararını BM’ye taşıyor. Aydınlık, yasanın PKK’yı kuvvetlendireceğini ve uluslararası müdahalenin yolunu açacağını 15 yıl önce manşetlerden duyurmuştu .

Arşiv Araştırma
HDP 2001 yılında imzalanan İkiz Sözleşmeleri gerekçe göstererek “özyönetim” kararını Birleşmiş Milletler’e taşıyor. Türkiye de kendisini anayasanın ilk 3 maddesiyle savunmaya hazırlanıyor. Taraf’ın haberine göre, HDP’nin başvurusuna gerekçe oluşturduğu ‘BM İkiz İhanet Yasaları’ gündeme geldiğindeAydınlık, “PKK yasallaştırılıyor” diyerek uyarmıştı. Süreç, şöyle işledi: Bülent Ecevit ve Devlet Bahçeli, 1966 yılında Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde hazırlanan ve Türkiye’nin 37 yıldır imzalamadığı yasaları, 19 Mart 2001’de imzalayarak tarihe geçti. Karar, 24 Mart 2001’de Resmi Gazete’de yayımlandı.
Sözleşmenin kabul edildiği ve altına imza atılacağı aslında ‘AB Müktesebatı’ çerçevesinde 8 ay önce 15 Ağustos 2000 tarihinde atılan imzayla ortaya konulmuş oldu. İsmi de “Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” ile “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme” şeklindeydi. 

O GÜNLERDE UYARMIŞTIK
Bu kararlar 3 yıl kamuoyundan gizlendi. Alınan bu karar, 4 Haziran 2003 günü de Tayyip Erdoğan hükümeti tarafından TBMM’de kabul edildi. Onaylandığı gün Devlet Bahçeli’nin hiç sesi çıkmadı ve itirazda da bulunmadı. Bütün olan biteni AKP ve MHP ‘AB şartı’ olarak kamuoyuna sundu.
Aydınlık her fırsatta kamuoyunu uyardı ve bu yasanın, kritik anlarda bölücü örgütün elini kuvvetlendireceğini ve uluslararası müdahalenin yolunu açacağını savundu. Türkiye’nin Yugoslavya’nın akıbetine uğratılmaya çalışıldığı uyarısında bulunan Aydınlık, 2002 ve 2006 yıllarında konuyu kapak haberleriyle duyurdu. 

SÖZLEŞMELERİN İÇERİĞİ
“Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ilk maddesi ile İkiz Sözleşmeler’in ikincisi olan “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme”nin ilk maddesi tıpatıp aynıdır. “Halkların kendi kaderlerini tayin hakkı” başlığı taşıyan madde hükümleri şöyledir:
1. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar, kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler. 2. Bütün halklar uluslararası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginilikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiç bir koşulda yoksun bırakılamaz. ■ Aydınlık, (8.1.2016)

9.1.2016

2016’DA PİYASALARI ÇİN BELİRLEYECEK

Dünya para ve borsa piyasalarını Çin Merkez Bankası’nın attığı adımlar belirliyor. Çin’in ekonomik büyümesinin normal hızına dönmesi piyasalar tarafından speküle edilerek 2016 hikayesi yazılıyor

Çin 10 trilyon doları aşan milli geliri ve 2014’teki yüzde 7.3’lük büyümesiyle dünyanın en büyük üretim ekonomisi. Dünya ticaretinde lideriği elinde bulunduran Çin 2015 ile birlikte dünya finans piyasalarında da belirleyici olmaya başladı.
Yuan, IMF’nin para sepeti SDR’daki 5 para birimi arasına geçen ay dolar ve avrodan sonra üçüncü büyük para birimi olarak girdi. Yıllardır çift haneli büyüyen Çin’in, büyüme modelini değiştirip daha sürdürülebilir bir oran olan yüzde 6-7’lere çekmesi piyasa oyuncuları tarafından speküle ediliyor. Çin’in bir yıl içerisinde bir kaç kez yuanı devalüe etmesi ABD Merkez Bankası FED’in Eylül ayındaki faiz kararını Aralık’a ertelemesine neden olmuştu.
Aralık’ta FED’in faiz artırımına gitmesi piyasa kararı daha önceden fiyatladığından aşırı bir dalgalanma yaratmadı. 2016’ya girdiğimiz günden beri ise para ve borsa piyasalarının kaderini Çin’de açıklanan veriler ve Çin Merkez Bankası’nın attığı adımlar belirledi.

DENGE SAĞLANDI
Özellikle son bir haftadır Asya ve Avrupa borsaları Çin’den gelen haberler doğrultusunda şekillenirken, gelişen ülke paraları dolara karşı zayıfladı. Yeni yılın ilk günlerinden açıklanan Çin, PMI verisinin 50’nin altında gelmesi sonucu Çin’in ekonomik büyümesine yönelik endişeler piyasaları sarstı.
Hafta içerisinde Pazartesi ve Perşembe günleri Çin borsasının yüzde 7’ler civarında kayıp yaşamasının ardından işlemler iki kez otomatik olarak duruldu. Çin Merkez Bankası yuanın günlük referans kurunu bir önceki güne kıyasla yüzde 0.5 devalüe etti. Aynı gün Çin’e dair yavaşlama endişeleri nedeniyle petrol fiyatları 30 dolara doğru çekildi.
Perşembe günü ise Çin’de pay piyasalarında düşüşlerin yüzde 7’ye ulaşması durumunda devreye giren otomatik durdurma sisteminin askıya alınması, pay piyasalarının sert bir şekilde dalgalandıktan sonra dengelenmesini sağladı. Dün Çin borsası yüzde 2 yükselişle kapandı. CSI300 ve Shanghai bileşik endeksindeki haftalık kayıp, toparlanmanın ardından yüzde 10’un altına geriledi.

BELİRLEYİCİ OLDU

Çin Merkez Bankası’nın yuanın piyasalarda işlem gördüğü bandın orta noktasını belirleyerek, yuanın düne kıyasla değer kazandığını gösteren bir orta nokta belirlemesi piyasaları destekleyen adım oldu. İşlemcilerin verdiği bilgiye göre Çin Merkez Bankası, Perşembe günü Çin dışındaki yuana müdahale ederek, para biriminin daha fazla değer kaybetmesini önledi. Kaynaklar kamunun borsada yükselişi desteklemek için dün alım yaptığını açıkladı.

ABARTILI YORUMLAR
Reuters’ın haberine göre Çin, sermaye çıkışlarını azaltmak için, bankalardan bazı işlem alanlarında dolar alımlarını sınırlamalarını istedi. Sermaye çıkışları nedeniyle ülkenin rezervleri 2015’te 23 yıl aradan sonra ilk kez azalmıştı. Analistler, Çin’in bu yıl boyunca piyasalardaki risk algısını belirleyen en önemli faktör olabileceğini belirtiyor. Çin ekonomisine ilişkin gelişmelerin bu yıl da gündemin odak noktasında olacağını vurgulayan analistler, yuandaki değer kaybının ise sürebileceği uyarısında bulundu. TEPAV Direktörü Prof. Dr. Güven Sak ise Çin’e ilişkin olumsuz yorumları abartılı buluyor. Sak, ‘’Bana bu Çin yorumları neden abartılı geliyor?’’ başlıklı yazısında ‘’Çin milli geliri bir bütün olarak baktığınızda büyümeye devam ediyor. Büyüme oranındaki azalma milli gelir grafiğinde ciddi bir kırılma yaratmış gibi durmuyor doğrusu’’ ifadelerini kullandı. Çin’in yavaşladığını fakat aslında Çin büyümesinin her yıl yarattığı ek talebin yine aynı düzeyde kalmaya devam ettiğine dikkat çeken Sak, ‘’Çin 1960’ta sabit fiyatlarla 80 milyar dolarlık bir ekonomiden 2014 yılında 5 trilyon dolarlık bir ekonomi haline geliyor’’ dedi. Recep Erçin, Aydınlık, (9.1.2016)

10.1.2016

YABANCIYA TOPRAK: YABANCI YATIRIMCININ İŞTAHI ARTIYOR

2016 yılında yabancılara 10 milyar dolarlık konut satışı bekleniyor.

Konut sektörü temsilcileri, 2016 yılında yabancılara konut satış tutarının 10 milyar doları bulabileceğini belirtiyor.

Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan İstanbul Emlak Komisyoncuları ve Danışmanları Esnaf Odası (İSTESOB) Başkanı Nizameddin Aşa, 2015 yılının başında yabancıya konut satışından en az 5 milyar dolar beklendiğini, ancak bazı sektör temsilcilerinin, bu rakamın 7 milyar dolara kadar çıkabileceğini öngördüğünü anımsattı.

Aşa, 2015 yılında yabancıya konut satış rakamının asgari hedef düzeyinde kaldığını ve 5 milyar dolar civarında olduğunu, sıkıntılı bir yıla rağmen yine de güzel bir tutar yakalandığını ifade etti.

Bazı ülkelerde Türkiye'nin Güneydoğusunda sanki iç savaş varmış gibi yansıtıldığına dikkati çeken Aşa, yabancı yatırımcıyı tedirgin eden bu durumun önüne geçilmesi gerektiğini vurguladı.

"Yabancı acenteler yüzünden fiyatlar yüzde 5 - 10 yükselebiliyor"

Aşa, yaşanan bazı sıkıntılara da değinerek, şunları kaydetti:

"Yabancılara konut satışında söz konusu arazinin askeriyeye ait olup olmadığı soruluyor. Bu uygulama satış işlemlerini geciktiriyor. Askeri alanlar Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünün sistemine biran önce yüklenirse satışlar çok çok hızlanır. Süreçler kısalırsa yabancı yatırımcının da işine gelir. Ayrıca maketten satışta denetimler artırılmalı, suistimalin önüne geçilmeli. Son dönemde epey azalsa bile bu konuda yabancı yatırımcı mağduriyetleri oluşabiliyor.

Öte yandan yatırımcıları Türkiye'ye ev alması için getiren yabancı acenteler de iyi denetlenmeli. Bunlar yüksek komisyon ücreti alıyorlar satıcıdan. Böylece ev fiyatları da artıyor. Yani ev fiyatları bu kişiler yüzünden ortalama yüzde 5, bazen yüzde 10 yükselebiliyor. Halbuki sadece aracı oluyorlar. Bu konuda denetim artırılmalı. Bu şartlar sağlanırsa 2016'da yabancıya konut satışı 10 milyar doları bulur. Rahat bir şekilde bulur. Türkiye bir cazibe merkezi. Konut kalitesinden çok iyi yerlerdeyiz."

"Yabancı yatırımcının iştahı artıyor"

Demir İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Demir de "Kamunun yaptığı yatırımların belirginleşmeye başlaması ve siyasi istikrar, yabancı yatırımcıyı tekrar iştahlandıracak ve yabancıların Türkiye'deki konut yatırımı 2016'da en az 8 milyar doları bulacak" dedi.

Türkiye genelinde yapılan İstanbul Yeni Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Körfez Geçiş Köprüsü ve Ovit Tüneli gibi büyük yatırımların birçoğunun 2016'da tamamlanacağını veya tamamlanma aşamasına geleceğinini aktaran Demir, bu durumun yabancı yatırımcının iştahını artıracağını belirtti.

Demir, 2016'da konut satışında zirvenin görüleceğini ve ne kadar olumsuzluk yaşanırsa yaşansın halkın Türk siyasetine güvendiğini anlattı.

"Türkiye sığınılabilecek bir liman, yabancıya satışta hedef 2'ye katlanmalı"

Fikirtepe Müteahhitler Platformu Başkanı Ali Nuhoğlu, inşaat sektörünün son dönemde her yılı artı ile kapattığını, 2016'nın ise daha başarılı geçeceğini söyledi.

Konut satışlarında düşük faizin önemine dikkati çeken Nuhoğlu, aylık konut kredisi faiz oranının en azından 1'in altına düşmesi gerektiğini vurguladı.

Nuhoğlu, Türkiye'de yeni yapılan konut projelerinin özellikle orta ve üst gelir grubu yabancı yatırımcıyı cezbettiğini dile getirerek, "2016'da yabancı yatırımcı için bu yıl yakalanan 5 milyar dolar rakamının 2 katını hedeflemeli, 10 milyar doları hedeflememiz gerekiyor. Ayrıca Türkiye çevre ülkelere kıyasla sığınılabilecek bir liman olarak gözüküyor" ifadelerini kullandı.

"Bazı tatlandırıcılarla 10 milyar dolara ulaşılmasını temenni ediyoruz"

Konut Geliştiricileri ve Yatırımcıları Derneği (KONUTDER) Başkanı Ömer Faruk Çelik ise geçen yılın 10 ayında yabancılara 18 bin 567 konut satışı yapıldığını, yıl sonu itibarıyla bu rakamın 22-23 bin düzeylerine ulaşmasının beklendiğini hatırlattı.

Irak, Suudi Arabistan, Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve Azerbaycan'ın, Türkiye'ye konut açısından ilgi gösteren ülkelerin başında geldiğini anımsatan Çelik, ancak toplam konut satışı içerisinde yabancıların payının çok düşük kaldığını aktardı.

Çelik, konut satış adedinin 50-100 binleri bulması halinde yabancılara konut satışından bahsedilebileceğini savundu.

Geçen yıl yabancılara 5 milyar dolarlık satış rakamına ulaşıldığının beklendiğini kaydeden Çelik, "Yabancıya konut satışının 2016 yılında 10 milyar dolara çıkmasını temenni ediyoruz. Bu konuda daha çok potansiyelimiz var ama bunun için de tatlandırıcılara ihtiyacımız var" görüşünü paylaştı.

Çelik, yabancıya satışın döviz kazandırıcı hizmetler alanına alınması, tapu harcında ve damga vergisinde kolaylık gibi tatlandırıcıların sektöre ivme kazandıracağını da sözlerine ekledi. ■ Dünya, (10.1.2016)

11.1.2016

BÖLÜCÜLÜK: DOĞU’DAKİ BELEDİYELER KAYNAKLARI TERÖRE AKTARIYOR

AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerindeki belediyeleri kaynaklarını teröre aktarmakla suçladı. Davutoğlu, “Belediye bu gelirleri halk için kullansaydı, bölge 16-17 kat daha fazla kalkınırdı, bunlar vatandaşa hizmet etmiyor. Hiçbir hizmet üretmeyen, sadece teröre çalışan bu belediyeler, çalışan adı altında terör örgütlerine aktarım yapıyorlar. Biz bu belediyelerin oyununa gelmeyeceğiz.” dedi.

Davutoğlu, AK Parti’nin Afyonkarahisar’da düzenlediği ‘24’üncü İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın kapanış konuşmasını yaptı. Davutoğlu, bu sabah 5,5 saat süren toplantıdan satır başlarını aktardığı konuşmasının büyük bir bölümünü çatışmaların sürdüğü illere ayırarak, buradaki beledilerin barış istemediğini söyledi. Davutoğlu, “Yeni zaaf alanları açarak Türkiye’nin tökezlemesini istiyorlar, milletimiz müsterih olsun. Dağlarımız, ovalarımız bu canilerden temizlenene kadar terörle mücadelemizi büyük bir kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Bizim gözümüzde her vatandaşlarımızın hakkı hukuku birdir. Türk, Kürt, Alevi ayrımı bize yasaktır, haramdır. Bu arazi günler geçicidir, devletimiz sadece ve sadece suç işleyenlerini yakasına yapışacak.” şeklinde konuştu.

“DOĞUDAKİLER BELEDİYECİLİK YAPMIYOR”

Doğu ve Güneydoğu’dakilerin belediyecilik yapmadığını eleştirisinde bulunan Davutoğlu, şunları söyledi: “AK Parti olarak ülkemizi baştan ayağa imar ettik, imar ediyoruz. Bu durumdan asla taviz vermeyeceğiz. Doğu ve Güneydoğu’da halkın ihtiyaçlarını gidermeye çalışan milletin sorununu çözmeye çalışan belediyeler göremiyoruz. Bunlar orada huzursuz sokaklar istiyorlar, barış rafa kalksın istiyorlar, şiddet sarmalından çıkamıyorlar. Örneğin; Mardin’de belediye gelirlerinin yüzde 50’si bekletiliyor, vatandaş için harcanmıyor. Van Büyükşehir Belediyesi’nin yüzde 96’sı merkezden sağlanıyor. Bunun yüzde 37’si çalışanlara harcanıyor. Bunları bilinçli şekilde yatırımları başka yerlere harcıyorlar. Hizmet etmiyorlar, geciktiriyorlar, engelliyorlar. Belediye bu gelirleri halk için kullansaydı, bölge 16-17 kat daha fazla kalkınırdı, bunlar vatandaşa hizmet etmiyor.”

“Hiçbir hizmet üretmeyen sadece teröre çalışan bu belediyeler çalışan adı altında terör örgütlerine aktarım yapıyorlar.” diyen Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Biz bu belediyelerin oyununa gelmeyeceğiz. Onlar terörü desteklerken biz Hakkâri’ye havalimanı açtık. Bugün Diyarbakır’ı bu hale getirenler bilsinler ki biz Diyarbakırlılarla orayı yeniden inşa edeceğiz. Devletin kaynak ve imkânlarını millete ulaştırmak için hiçbir şey yapmadılar, sizin göreviniz halka hizmet mi devlete düşmanlık mı? Bunların hesabı tek tek araştırılacak ve hesabı sorulacaktır. Çukur siyasetinin peşinde olanlar belediyecilik yapıyorsa o bölge yerle bir oluyor. Bu devletin, milletin alın terinin 789 milyonunun hakkını kimse sömüremez buna izin vermeyiz.”

Davutoğlu, terörle mücadele önceliğin vatandaşın canının ve malını korumak olduğunu, eski Türkiye’ye asla geri dönülmeyeceğini anlattı. Taraf, (11.1.2016)

DOLAR TARİHİ ZİRVEYE YAKLAŞTI!

İran ile Suudi Arabistan arasındaki gerginlik ve Çin piyasalarında yaşanan çöküşlerin etkisiyle dolar yeni haftaya tarihi zirveye yakın düzeylerden başladı.

Para piyasalarında geçen haftanın son gününü 3.0 lira düzeyinin hemen üzerinde kapatan dola , bugün 3.0447 liraya kadar yükseldi. Dolar daha sonra 3.0360 – 3.0400 aralığına çekilirken, euro da 3.30 liranın üzerine yükseldi. Dolar, seçim gerginliği ve küresel gelişmelerin etkisiyle 24 Eylül’de 3.0750 lira ile tarihi zirveye çıkmıştı.

Çin borsaları haftanın ilk gününü sert düşüşle kapattı. Şanghay Bileşik Endeksi, günü yüzde 5.33 düşüşle 3016.70 puandan kapadı. Teknoloji hisselerinin ağırlıkta olduğu Shenzhen Bileşik Endeksi de günü yüzde 6.21 değer kaybıyla 10212.46 puandan tamamladı.

Yeni yıla girişle birlikte art arda büyük düşüşlerin görüldüğü Şanghay ve Shenzhen bileşik endekslerinde, geçen hafta sırasıyla yüzde 9.97 ve yüzde 14.02 değer kayıpları kaydedilmişti. ■ Taraf, (11.1.2016)

UÖŞ: SHİRE PHARMACEUTİCALS, BAXALTA'YLA BİRLEŞİYOR

İngiltere merkezli dev ilaç üreticisi Shire Pharmaceuticals, ABD'li Baxalta International ile birleşiyor.

Londra merkezli ilaç üreticisi Shire Pharmaceuticals, ABD'li benzeri Baxalta International ile birleşme konusunda anlaştıklarını resmi olarak duyurdu.

Yapılan açıklamada, birleşmede Baxalta'nın değerinin 32 milyar dolar kabul edildiği belirtilirken, Shire her Baxalta hissesi için 18 dolar nakit ve 0,1482 Shire hissesi verecek.

Shire, Baxalta ile birleşme sonrasında Baxalta hissedarları yeni şirketin yüzde 34'üne sahip olacak. Birleşme 2016 yılının ortalarında tamamlanacak. ■ Dünya, (11.1.2016)

UÖŞ: ALCOA İLE GENERAL ELECTRİC'TEN DEV ANLAŞMA

Dünya alüminyum devi Alcoa, General Electric'in havacılık bölümüyle 1,5 milyar dolar büyüklüğünde sözleşme imzaladı.

Dünyanın önde gelen alüminyum üreticilerinden Alcoa, General Electric'in havacılık bölümüne önemli parçaların tedariki için 1,5 milyar dolar büyüklüğünde sözleşme imzaladı.

Wall Street Journal'ın haberine göre Alcoa, GE'nin havacılık birimi için alüminyum ve titanyum motor parçalarının yarı sıra nikel tabanlı süper alışım sağlayacak.

Alcoa, General Electric'e vereceği parçaları ABD'deki 6 fabrikasının yanı sıra Fransa ve Kanada'da üretecek.

Alcoa'nın General Electric'e motor için gerekli nikel tabanlı süperalaşım,titanyum ve alüminyum parçalar tedarik edeceğini belirten Alcoa tepe yöneticisi Klaus Kleinfeld, " GE'nin Alcoa'nın havacılık alanında neler yapabileceğine duyduğu güvene müteşekkiriz" dedi. ■ Dünya, (11.1.2016)

12.1.2016

GELİR DAĞILIMI, KAPİTALİZM: ‘EŞİTSİZLİĞİ DÜZELTMEZSEK BİRİLERİ ZORLA DÜZELTMEYE ÇALIŞIR’

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, kapitalist sistemin geleceğine yönelik uyarılarda bulundu.

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç, kapitalist sistemin geleceğine yönelik uyarılarda bulundu. Gazete Habertürk’ten Meltem Ersoy’a konuşan Koç’un şu sözleri dikkat çekti: ‘’Ekonomik açıdan sürdürülebilirlik artık yetmiyor, sosyal açıdan da sürdürülebilirliği sağlamak gerekiyor. Nitekim mülteci krizi ve göç dalgaları, terör bunun örnekleri. Gelir eşitsizliği başta olmak üzere bu sorunları liderler ya da iş dünyası gönüllü olarak düzeltemezse birilerinin bunu zorla düzeltmeye çalışacağından emin olabiliriz.’’ Koç’un, G20 toplantısında yaptığı kapitalizm eleştirisi kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Koç, bu sözlerine de şöyle açıklık getirdi: ‘’Benim açımdan konunun temeli, kapitalizmin ortadan kaldırılması ya da yok edilmesi değil, kapitalizmin daha sürdürülebilir, eşitlikçi ve adaletli bir sisteme dönüşmesi. Benim dile getirdiğim sistem eleştirisinin temelinde, yüzyıllardır emek ve sermaye arasındaki dengede gidip gelen sarkacın bu kez fazlaca sermaye tarafına kaçmış olması yatıyor.’’ ■ Aydınlık, (12.1.2016)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura