Diğerleri > Sis Çanı
01-04-2015
NELER OLDU 7-12 OCAK 2015 (AKP, borçlanma, bölücülük, Dolar, AB, altın, petrol, siyaset, kamuoyu, seçimler)

Cihan Dura

1.4.2015


 7.1.2015 

AKP’NİN KURULUŞ SIRLARI!

AKP’nin bir Amerikan projesi olarak kurulduğunu, kuruluş tarihinden itibaren belgeleriyle sergiledik ve bu konuda kimse bize cevap veremedi. Bugünlerde, gerek Saadet Partisi gerekse Büyük Birlik Partisi’nden, aynı projenin Necmettin Erbakan ve Muhsin Yazıcıoğlu’na da teklif edildiği ancak onların kabul etmediği yönünde açıklamalar geliyor. Bu açıklamalar, olaylarla örtüşüyor ama iki lider hayatta olmadığı için doğrulatma imkanı yok.
***
Fakat 2003 yılında Esat Coşan’ın ölümü ile ilgili haberlerimiz, konuya biraz ışık tutuyor.
Esat Coşan, öldürülmeden kısa bir süre önce, 1998 yılında Sağduyu adlı bir gazete kurduruyor ve bu gazetede İslamcı, Milliyetçi ve solcu görüşlerin bir arada seslendirilmesini istiyordu. Bu gazete, yeni bir partinin zeminini oluşturacaktı. Bugün AKP olarak ortaya çıkan yapılanmayı, Türk-İslamcı bir çizgide Esat Coşan kuracaktı. Uygulamada, bu politika hayata geçirilemiyor ve bunun yerine başka gazetelerde İslamcı-eski Marksist ittifakı kuruluyordu. Esat Coşan, Sağduyu gazetesi ile başlattığı hamlesini bir siyasi parti kurarak veya mevcut siyasi partilerden birinin yönetimini ele geçirerek büyütmeyi düşünüyordu. Kendilerine en yakın gördükleri parti Büyük Birlik Partisi idi. Dolayısıyla ilk kongrede Büyük Birlik Partisi’nin yönetimine cemaatten iki kişi yerleştiriliyordu. Bunun Muhsin Yazıcıoğlu’nun bilgisi dışında gerçekleşmesi söz konusu değildi.
Fakat 28 Şubat süreci, böyle bir yapılanmaya izin vermedi.
***
Türkiye’deki tarikat ve cemaatler içinde, en önemli grubu oluşturan İskenderpaşa cemaati, Coşan’ın ölümünden sonra tam bir dağınıklık içine girdi. Zaten daha önce de cemaatin başka liderlerine yönelik saldırılar yapılmıştı. Coşan’ın ölümünün ardından gücü zayıflayan cemaat, AKP ile iyi ilişkiler içine girdi.
Cemaat tamamen AKP’ye yönlendirildi.
Fethullah Gülen’in talimatıyla başlatılan Abant toplantıları, AKP iktidarının temelini atıyordu
. Abant toplantıları, AKP iktidarına birkaç bakan da veriyordu. Süleymancılar ise ikiye bölünüyor, bir grup ANAP’ı destekleme kararı alırken, diğerleri AKP’ye geçiyordu.
Strateji, merkez sağın parçalanması ve MHP’nin zayıflatılmasına dayanıyordu.
Nakşibendiler AKP’ye katılmaya başlayınca küçük gruplar da dışarıda kalmamak için kitleler halinde AKP’ye aktı
. Tarikat ve cemaatleri, AKP etrafında toplamak kendiliğinden olmuyordu. Lider durumundaki bütün kişilere para dağıtılıyor ve AKP’ye destekleri alınıyordu. Para, Soros Vakfı vasıtasıyla Türkiye’ye aktarılıyordu.
CIA’nın ilk operasyonu, Kemal Derviş’in katılacağı partiyi iktidar yapmaktı. Bu amaçla DSP’yi böldüler. Ecevit’i öldürtmeye çalıştılar. Bu mümkün olmayınca, İsmail Cem hareketi kısır kaldı. CIA, “Türk halkı İsmail Cem-Kemal Derviş’i kabul etmiyor. Radikal İslam’ı tamamen ele geçirerek bir taşla iki kuş vuralım” görüşünde karar kıldı.
ABD’deki görüşmelerde, Kıbrıs’ta ortaya çıkarılacak Annan Planı’na ve ABD’nin Irak müdahalesine destek verilmesi kaydıyla, AKP’nin destekleneceği vaadi verildi, Görüşmeler, doğrudan Tayyip Erdoğan ile yürütülüyordu.
Daha il başkanıyken görüşmeye başladıkları Tayyip Erdoğan’ı ABD’ye davet ederek, tek başına iktidar formüllerini sunmaya başladılar.
***
AKP iktidarının önündeki en büyük engel olan Nakşibendi cemaatinin lideri Esat Coşan zaten ortadan kaldırılmış, cemaati darmadağın edilmişti. Esat Coşan, Türk-İslamcı’ydı ve Erbakan ile fikir ayrılıkları bu yüzden oluşmuştu. Esat Coşan’ın Erbakan’dan çok daha radikal bir şekilde Türk kimliğini dışlayan Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu bir hareketi desteklemesi söz konusu olamazdı. Esat Coşan’ın, Avustralya’da CIA’nın talebiyle İngiliz gizli servisi tarafından kaza süsü verilerek öldürülmesi, Tayyip Erdoğan’ın önünü açmıştı. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (7.1.2015)

 

8.1.2015

BORÇLANMA, HALK: TÜRKLER KREDİ KARTI BORCUNDA AVRUPA’DA LİDER

Yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye’de kişisel borçların yüzde 53’lük kısmını kredi kartı borçları oluşturuyor. Türkiye kredi kartı borçlanması alanında, diğer Avrupa ülkelerine kıyasla açık ara önde görünüyor

ING Uluslararası Araştırmalar tarafından her yıl 13 Avrupa ülkesinde 13 bin tüketiciyi kapsayarak gerçekleştirilen “Avrupa’da Tasarruf ve Borç Araştırması” sonuçlarına göre 2014 eğilimleri ve 2015 beklentileri açıklandı. Anketler İngiltere, Hollanda, Almanya, Fransa, Belçika, Lüksemburg, İtalya, İspanya, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Polonya, Romanya ve Türkiye’de yapıldı.

Araştırma Avrupa’da 5 kişiden 2’sinin tasarrufu bulunmadığını ortaya koyuyor. Son bir yıl içinde Avrupa’da tasarrufu bulunmayanların oranı yüzde 35’ten yüzde 38’e yükseldi. Türkiye’de ise tasarruf sahibi olmayanların oranında bir yıl öncekine göre yüzde 4’lük artış görülüyor. Tasarrufu olmayan tüketicilerin oranının 2014 yılında yüzde 44’e ulaştığı Türkiye, kişisel tasarruflar liginde sondan ikinci sırada yer alıyor. 2015’te ise bu oranın yüzde 48’e ulaşması bekleniyor. Listenin son sırasında 2014’te yüzde 52, 2015 beklentisinde ise yüzde 60’lık oranla Romanya yer alıyor. Listede Hollanda, Lüksemburg ve İngiltere tasarruf alanında zirvede bulunurken, Avrupa genelinde tasarruf sahiplerinin son bir yılda artış gösterdiği ülkeler İngiltere ve Belçika oldu.

Türkiye’de ekonomik gidişat kötü

Türkiye, yüzde 23 tasarruf kaybıyla listenin ilk sırasında yer alıyor. Türkiye’de araştırmaya katılan kişiler arasında genel ekonomik gidişatın kişisel finansal yönetimlerini olumsuz etkilediğini belirtenlerin oranı bir yıl öncesine oranla 8 puan artış göstererek yüzde 31’den yüzde 39’a yükseldi.

Türk halkının sırtı borçtan kamburlaştı

Kişisel borçlar haritasında Türkiye’deki tüketiciler yüzde 53’lük kredi kartı borç oranıyla Avrupa’nın açık ara zirvesinde bulunuyor. Bu alanda Türkiye, en yakın takipçileri olan İngiltere (yüzde 25) Polonya (yüzde 21) ve Romanya’ya (yüzde 18) kıyasla açık ara önde bulunuyor. Kredi kartı kullanımının en düşük olduğu ülkeler ise Hollanda (yüzde 5), Fransa (yüzde 5), Avusturya (yüzde 6) ve Almanya (yüzde 7) şeklinde sıralanıyor. Türkiye’de tüketicilerin borç yükünün yüzde 53’ünü kredi kartı borçları, yüzde 37’sini bireysel krediler, yüzde 11’ini ek hesap kullanımı ve yüzde 20’sini aile ve yakın çevreye olan borçlar oluşturuyor. Avrupa ortalamasında ise tüketicilerin borç dağılımında bireysel krediler yüzde 24; kredi kartı borçları yüzde 18, ek hesap kullanımı yüzde 15 ve aileye ve yakın çevreye olan borçlar yüzde 10 oranında pay alıyor. ■ Yeni Mesaj, (8.1.2015)

BÖLÜCÜLÜK, TARİH: GÜNEYDOĞU'YU KAYBEDİYORUZ

Çözüm süreci ile AKP hükümetinin başlattığı süreç, Osmanlı’nın son dönemi ile birebir örtüşüyor. 1900’lü yılların başında Osmanlı’da devlet adamları ve aydın denilen kesim, özgürlük sloganıyla kurdukları cemiyet ve derneklerle, Osmanlı’nın açılım sürecini başlattılar. Özgürlük getirmek için 1908’de Meşrutiyeti ilan ettirdikleri gün Osmanlı Bosna’yı, Girit’i, Bulgaristan’ı kaybetti.

Meşrutiyetin ilanında etkili olan İttihat ve Terakki yönetimi İstanbul’dan çıkması yasak olan Şerif Hüseyin’in yasaklılığını kaldırdı. Şerif Hüseyin, Arabistan’a giderek İngilizlerle bir olup Osmanlı’yı, Arap coğrafyasından kovdu. Kutsal toprakların İngiliz’in himayesine girmesine neden oldu.

3 Temmuz 1910 tarihinde İttihat ve Terakki Hükümeti tarafından çıkarılan Kiliseler Kanunu, Balkan topraklarındaki beldelerde, farklı kiliselere ait taşınmazlar konusunda anlaşmazlıklar çözüldü. Aralarındaki bütün anlaşmazlıkları çözen bu kiliseler, Balkan halkını Osmanlı’ya karşı örgütlemeye başladı. Osmanlı yöneticilerinin yaptığı bu hata Osmanlı’nın, Balkan coğrafyasını kaybetmesine neden oldu.

Balkan kiliselerini birleştiren Osmanlı yöneticilerinin hataları sadece bu değildi. Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ, Osmanlı’ya karşı aralarında bir ittifak kurmuşlardı. Osmanlı devletinin bundan haberi yok. Bulgaristan, Rusya’dan silah satın alıyor ve Osmanlı, kendisine karşı kullanılacak bu silahların kendi toprakları üzerinden Bulgaristan’a gitmesine yardım ediyordu. Bu silahlar I. Balkan Savaşı’nda Osmanlı’ya karşı kullanıldı.

Ama Dışişleri Bakanı Asım Bey 1 Ekim 1912’de Meclis’te yaptığı konuşmada, “Balkanlardan, Osmanlı’ya karşı bir hareketin olmadığına ve Osmanlı’ya karşı bir savaşın başlamayacağına vicdanım kadar eminim” diyor ve aradan bir hafta geçmeden 8 Ekim 1912’de Balkan devletleri Osmanlı’ya savaş açıyordu.

Hata denilir mi bilmiyorum ama hatalar bununla da kalmadı. Hükümet savaş başlamadan Balkanlardaki askerleri terhis etti. Ordu içerisinde, silah arkadaşları arasına fitne girdi. Subaylar birbirlerinin kuyusunu kazdı. Neticede Osmanlı, Balkan coğrafyasından atıldı. İdarecilerin yaptığı hatalar bir imparatorluğun yıkılmasına neden oldu.

Çözüm süreci ile başlayan süreçte PKK terör örgütü ve elebaşı ile Devlet aynı masaya oturdu. PKK terör örgütünü meşrulaştırdı. Terörist başı bir halk kahramanı, büyük bir lider olarak kabul ettirildi. Bu süreçte hapishanedeki terör örgütü mensupları serbest bırakıldı. Çözüm süreci kapsamında şartsız şurtsuz, sınavsız devlete alındı, memur yapıldı. O memurlardan biri geçtiğimiz günlerde Bingöl Emniyet Müdürü’nü şehit etti.

AKP hükümetinin yaptıklarından cesaret alan PKK terör örgütü, doğu ve Güneydoğu’da mobil karakollar kurdu. Asayiş ekipleri oluşurdu. Mahkemeler kurdu. Savcılar atadı. Güvenlik görevlileri bütün bunları uzaktan izlemekte, aman çözüm süreci zarar görmesin, diye müdahale etmemekte.

Cizre’de yaşananlar ortada. PKK sokaklarda siper kazıyor, çatışmalar günlerce devam ediyor. Güvenlik güçleri müdahale etmiyor. Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “bu olay çözüm sürecine yönelik bir provokasyondur. Olaylar olduğundan çok abartılı bir şekilde yansıtılmaktadır. Devletimiz, Cizre’de kontrolü ele almıştır” derken 1912’de Dışişleri Bakanı Asım Bey’in konuşması aklıma geldi.

29 Ekim’de ülkemizden Suriye’ye alkışlarla geçen Barzani teröristleri ve bu bölgelere ülkemiz üzerinden gönderilen silahları ve izlenen siyaseti düşününce tarihin tekerrür ettiğini anlamamak aptallık olur.

Balkan Savaşı’nda Kırklareli ve Edirne coğrafyasını da kaybettik. 1913’te Mustafa Kemal, Edirne ve Kırklareli coğrafyasını geri aldı.

Soru şu; Güneydoğu’yu kaybedersek geri kim alacak? ■ Tahsin Aydın, Yeni Mesaj, (8.1.2015)

 

 9.1.2015

DOLAR’DA ŞOK GELİŞME!

ABD tarım dışı istihdam verisinin ardından dolar/TL 2,29'un altına indi.

ABD'de Aralık ayında tarım dışı istihdam 252 binle beklentilerin üzerinde gerçekleşmişti. ABD istihdam verisi sonrası içeride dolar düştü. Bankalararası piyasada dolar/TL, veri sonrası 2,29'un altına indi.

Kur veri öncesi 2,30'un hemen altında işlem görüyordu. Verinin ardından kur 2,2849'a kadar gerileyerek son bir ayın en düşük düzeyini gördü. Akşam, (9.1.2015)

Dei, Dış ticaret: Merkez'in 'net hata ve noksan' adlı döviz kalemi sahte mi?

Merkez Bankası uluslararası karşılaştırma yapmış ve 20 ülkenin net hata ve noksan kalemlerini incelemiş. Yayımlanan araştırmada net hata ve noksan /GSYİH oranımız çok sayıda ülkeden daha düşük bulunmuş.

Bugünlerde ekonomi gündemi hem ülke içinde hem de ülke dışında, o kadar dolu ki sık sık birçok incelemem gereken konuyu kaçırıyorum. Geçtiğimiz günlerde Merkez Bankası 2014 yılının üçüncü çeyreği sonu itibarıyla Ödemeler Dengesi Raporunu yayımladı. Merkez Bankası'nın raporları eğitim malzemesi gibi. Bu seferki rapor da öyle idi. Sonunda yılbaşı tatilinden sonra okuyabildim. Merkez Bankası aylık cari denge verilerini yayınladıkça konunun dışındaki insanlar, cari denge tablosunun finansman bölümünün altında yüksek dozda "net hata ve noksan" adı altında ve ne olduğu belirsiz döviz girişi çıkışını gördükçe "Gene verileri masajlıyorlar !" feryadını bastırırlardı. Çünkü biz kendimizi dürüst başkalarını sahteci olarak düşünürüz. TCMB bu defaki raporun 27’inci sayfasında Kutu 3 adı altında net hata ve noksan konusuna ışık tutan ve uluslar arası karşılaştırmalar da yapan bir incelemeyi yayımladı. Kimseyi itham etmeden evvel okunması gereken ve dört beş sayfalık ve gayet kolay anlaşılabilir bir inceleme bu. Yani anlamak için iktisatçı olmaya gerek yok!

Parayı yurtdışında tutuyorlar

Biz buraya TCMB’nin verdiği bazı örnekleri taşıyalım. Örneğin ihracat bedellerinin yurda getirilmesi zorunluluğu 2008 yılından beri kaldırılmış. Böylece yurtiçinde yerleşik kişilik dışarıda mevduat tutar hale gelmiş. İhracat ödemesinin bir kısmı yurtdışı bankaya bir kısmı da yurtiçi bankaya yatırılınca banka sisteminden gelen verilerle gümrüklerden gelen rakamlar birbirini tutmuyor. Bu fark da net hata ve noksan kalemine aksediyor.

Dört ay gecikmeli yayımlanıyor

Veya, Uluslararası Ödemeler Bankası (Basel’deki BIS ) uluslararası yerel ülke bankacılık verilerini 3 ayda bir ve yaklaşık dört aylık gecikme ile yayımlamakta. Bu nedenle BIS verilerini açıklayana kadar, bankaların yurtdışı şubelerine ait verilerin ödemeler dengesi istatistiklerinde kullanılması nedeni ile iki veri arasındaki farklılıklar da cari denge hesaplarında net hata ve noksanda görülmekte. Veya turizm gelir ve giderleri anket çalışmaları kullanılarak izleniyor. Dolayısıyla seyahat gelir ve gideri bankaların döviz varlıklarına bire bir yansımamışsa da aradaki fark da net hata ve noksan kalemine aksetmekte.

Birçok ülkeden daha düşük

Merkez Bankası bir de uluslararası karşılaştırma yapmış ve çeşitli ülkelerin net hata ve noksan kalemlerini 20 ülkenin verilerine bakarak incelenmiş ve Net Hata ve Noksan /GSYİH oranımız çok sayıda ülkeden çok daha düşük bulunmuş. Ayrıca TCMB veriler ele geçtiği zaman da son beş yıla kadar güncelleme yapabilmekte ve geçmişe dönük verileri yenisi geldikçe de değiştirmekte.

Müthiş insan kaynağı var

37 sayfalık raporun 27-34 arasındaki sayfalarını okuyarak TCMB’nin sahte veri yayınlamadığını görebilirsiniz. TCMB araştırma bölümünü araştırmaları ve yayınları en üst düzey akademik kuruluşlarımızınki kadar, hatta daha da üst düzey bilimsel olabiliyor, çünkü veriye ulaşmaları kolay ve müthiş bir araştırmacı insan kaynağı var! ■ Deniz Gökçe, Akşam, (9.1.2015)

10.1.2015

BÖLÜCÜLÜK: “İKTİDAR GÜNEYDOĞU'YU GÖZDEN ÇIKARDI“

Merkez Parti Genel Başkanı Abdurrahim Karslı, Güneydoğu’da AKP’nin PKK ile birlikte çalıştığını iddia etti. Örgütün bölgede vergi toplayıp yargılama yaptığını kaydetti. Son dönemde ayrı bir din ve hukuk türediğini belirten Karslı, STK ve cemaatlerin susturulduğuna dikkat çekti.

Merkez Parti Genel Başkanı ve hukuk profesörü Abdurrahim Karslı çarpıcı açıklamalarda bulundu. Türkiye’de son süreçte taşların yerinden oynadığını savunan Karslı iktidarın medya gücünü arkasına alıp Güneydoğu’da olan bitenleri halktan gizleyerek kirli ilişkiler içinde olduğunu belirtti.

VER-KURTUL NOKTASI

Güneydoğu’da gerilimin bilerek yükseltildiğini savunan Karslı, olayların çığırından çıkarılarak halkın ver-kurtul noktasına getirilmek istendiğini savundu. Hükümetin Güneydoğu’yu vermekle Kürt sorununu çözeceğini düşündüğünü iddia eden Karslı şunları söyledi: “Aksi takdirde PKK orada mahkeme kurabilir mi, vergi toplayabilir mi, bu durumu hükümet istiyor. Hükümet oradaki insanları PKK’nın kucağına itti.

İMZA ATTILAR

Güneydoğu’da devlet yok. Bu devlet PKK ile beraber çalışıyor. Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Hakan Fidan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Yalçın Akdoğan bütün bunlar beraber oturup konuşup karar veriyor. Bunun delili ne? Ben hukukçuyum ağır bir ithamda bulunuyorum. Delili ne? Zaten istenileni yapmadığınız zaman insanlar ne diyorlar: ‘Konuştuğumuz şeyleri açıklarım ha.’ Bir şeyler konuşulmuş sözler verilmiş demek ki. Adım adım oraya gidiyor. İnşallah herkesin bir oyunu var. Cenab-ı Hakkın da bir takdiri var. İnşallah arzu ettiklerini yapamayacaklar. Gerçekten sıkıntıdadırlar. Güneydoğu’dan gelen hakim ve savcılarla konuşuyorum. Davalar az geliyor artık diyorlar. Çünkü kendi mahkemeleri var. Herkes halının altından kaydığının farkında. Bu millet inançlı millet. Devleti içinde oturduğu evi gibi zanneder. Evde sıkıntılar olabilir ama evi başına yıkmaz.”

KAMU OTORİTESİ KALMADI

“Hayatın devam edebilmesi için en önemli şey güvenliktir. Hükümet oradaki güvenliği kaldırdı. Bölgede kamu otoritesi falan yok. Davutoğlu ‘en önemli şey güvenliktir’ diyor. Kendi valileri kaymakamları zırhlı araçla işe gidip eve dönüyorsa güvenliği temin ettik zannediyorlar. Asıl söz konusu olan halkın güvenliğidir.”

SİYASAL İSLAM’DA AHLAK YOKTUR

Siyasal İslam’da ahlak diye bir durumun olmadığını da savunan Karslı, “İktidarda kalmak için her yol mubahtır. Bu dönem bunu bir kere daha bize gösterdi. Gelecek nesiller kirletildi, eşya kirletildi” ifadelerini kullandı. ■ http://www.onyediyirmibes.com/politika, (10.1.2015)

BABACAN’DAN İŞSİZLİK İTİRAFI

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, “Türkiye ne kadar istihdam üretirse üretsin, yeni çalışma oranları arttığı için işsizlik oranlarında düşüşü o kadar hızlı sağlamayacağız, maalesef öyle görünüyor.” dedi.

MÜSİAD’ın Ankara Rixos Otel’de düzenlediği ’Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı 2014 Değer Değerlenmesi, 2015 Yılı Beklentisi’konulu toplantıya katılan Ali Babacan, Türkiye’de istihdamın artmaya devam ettiğine dikkat çekerek, büyümedeki 3,3 lük rakama rağmen, son 12 ayda Türkiye’de çalışan sayısının 1 milyon 250 bin kişi arttığını bildirdi.

‘En katı piyasa bizde’
İş gücüne katılanların çok hızlı arttığını kaydeden Ali Babacan, üniversite mezunları kadınlarda iş gücüne katılma oranlarının yüzde 70’e ulaştığını söyledi. Ali Babacan, sözlerine şöyle devam etti, “Üniversite mezunları oranı arttıkça, daha çok insan çalışmak istiyor. İş gücüne katılma oranı son 3 yılda çok arttı. Son üç yılda hatta yeni işe başlayanların yüzde 46’sının kadın, yüzde 54’ünün erkek olduğunu görüyoruz. Bu, yeni bir dönem, devam edecek. Hazır olmamız gerekiyor. Türkiye ne kadar istihdam üretirse üretsin, yeni çalışma oranları arttığı için işsizlik oranlarında düşüşü o kadar hızlı sağlamayacağız, maalesef öyle görünüyor.” ■ Yeniçağ, (10.1.2015)

 

AB’NİN GELECEĞİ BELİRSİZLİĞE İLERLİYOR

Avrupa’da devam eden deflasyon ve resesyon endişeleri, Yunanistan’ın genel seçimlerden sonra atabileceği adımlar, İngiltere’nin birlikten çıkabileceği yönündeki söylemler, Avrupa Birliği’nin geleceğine ilişkin belirsizlikleri artırıyor.

Yunanistan’da erken seçime gitme kararı alınmasının piyasalardaki yankıları sürmeye devam ediyor. Küresel tahviller ralli yaparak faizleri rekor düşük seviyelere çekerken, euro dolar karşısında dokuz yıla yakın bir sürenin en zayıf seviyesine geriledi. Yunanistan’ın genel seçimlerde nasıl bir yol izleyebileceği konusunda soruları yanıtlayan merkezi Hamburg’da bulunan Berenberg Kıdemli Ekonomisti Dr. Christian Schulz da olası bir çıkış senaryosunda risklerin yönetilebileceğini savunuyor. DekaBank Başekonomisti Ulrich Kater “Eğer Yunan hükümeti, yeni para birimini daha dikkatli idare edebilirse, Yunanistan ilk aşamada zor bir sürecin ardından avrodan çıkışta başarılıolabilir. Ancak, bir para birimini dikkatlice idare edebilmek, bu para biriminden çok fazla basmamak ve kamu bütçesini dengelemek anlamına gelir” değerlendirmesini yaptı. Öte yandan en son Avrupa Birliği bütçesine ek katkı yapması yönündeki taleplerle AB ile ilişkileri gerilen İngiltere Başbakanı David Cameron ise bu yıl yapılacak genel seçimler öncesinde 2017’de birlikte kalmak ya da ayrılma noktasında referandumu yapma konusunda kararlı olduklarını belirtiyor. Dahası Cameron’ın yakın zamanda katıldığı bir programda referandumun daha erken bir tarihte de yapılabileceğine işaret etmesi dikkati çekti. G-7 ülkeleri içerisinde en hızlı büyüyen ekonomilerin başında yer alan İngiltere’nin birlikteki geleceğinin ise Almanya Başbakanı Angela Merkel’in bugün Londra’ya yapacağı ziyaret kapsamında görüşülmesi bekleniyor. ■ Yeniçağ, (10.1.2015)

 

11.1.2015

ALTIN, DOLAR: 2015 DÖVIZ YILI OLMAYACAK ALTINDAN-EURODAN UZAK DUR

2015 döviz alanın çok kazanacağı bir yıl olmayacak. Bu yıl sonunda dolar kurunun bile yılı 2.30-2.40 TL civarında bitireceğini düşünüyorum. Türk vatandaşının en çok sevdiği ama hesabını hiçbir zaman yapamadığı altını da yatırım aracı olarak düşünmeyin. İlla döviz alacaksanız, dolar alın, euro almayın.

AKŞAM Gazetesi yönetimi benden 2014 yılı sonu ve 2015 yılı beklentilerime dayanarak bazı yatırım sorularını cevaplamamı istedi. Tabii aslında sorular okurlarımızın soruları! Şimdi önce cevabı çabuk verilebilecek şeylere hemen cevap vereceğim. Ama bugün sonra da daha fazla analiz gerektiren konulara ışık tutup, yarın da tüm yatırım araçlarının durumunu analiz edeceğim.

Toplum tasarrufumuzu nasıl tutalım, döviz, TL, gayrımenkul, hisse senedi yatırımı, banka mevduatı, tahvil, bono, fon ve altın gibi çok sayıda alternatiften hangileri önümüzdeki bir yıllık dönemde en iyi yatırımdır gibi sorular soruyor. Hepsine cevap vereceğiz. Hemen söyleyeyim ki, birincisi 2015 yılı döviz alanın çok kazanacağı bir yıl olmayacak. Bu yıl sonunda dolar kurunun bile yılı 2.30-2.40 TL civarında bitireceğini düşünüyorum. Nedenlerini de anlatacağım. İkincisi Türk vatandaşının en çok sevdiği ama hesabını hiç yapamadığı altını da yatırım aracı olarak göz önüne almayın. İlla döviz alma aşkınız varsa, veya döviz borcunuz varsa da yani illa döviz alacak iseniz de, dolar alın, euro almayın. Çünkü dolar eurodan bu yıl da daha değerli olacak. Yukarıda listelediğim diğer yatırım araçlarını da analiz edebilmek için şimdi biraz piyasa gelişme tahmini yapmamız gerek. Önce riskleri ve olası olumlu gelişme beklentilerini analiz edelim. Yarın ise 'ben ne tür yatırımlar yapardım' diyerek yatırım alternatiflerini tek tek ve açık seçik aktaracağım.

TÜRK LİRASI EROZYONU YAKINDA DURACAKTIR

Peki bu ülkede dolar-TL kuru nasıl patlar? Son otuz yılı düşünürsek eskiden kamu borçlanması faizleri uzun dönemde en yüksek getiriyi sağlardı. Şimdi global kriz döneminde kur hareketi yüksek. Süreç incelenirse 1994 ve 2001 yıllarında ve 2009 global kriz döneminde ve 2013 Aralık döneminde olduğu gibi ülkemizde önce siyaset gerilir, sonra da yabancılar çıkışa geçerler, bu da TL’nin değerini hızla düşürür, bu düşüşü önlemek için Merkez Bankası faizleri yükseltmek zorunda kalır, yüksek faiz ortamı da reel büyümeyi frenler ama bir süre içinde de yabancıların fonları yeniden geri gelmeye başlar, zaman içinde kur durulur ve enflasyon yeniden düşerdi. 2013 sonu ve 2014 başında da bu tür bir durum yaşandı.Ama bu yıl değişik olacak. Bugün elinde TL tutan için de eğer kur zirveye çıkmadan evvel döviz alabilmişse bu kurtuluş ve kâr ortamı demektir, çünkü kısa bir süre sonra TL erozyonu duracaktır ve ülke enflasyonu da düşecektir. Merkez Bankası da müsait ortam yakaladığında TL faizini nominal ve reel olarak düşürecektir.

BEKLENTİMİZ NASIL?

Ama bu arada hatırlayalım. Şu anda ülkemizde reel faizin nerede ise sıfır olduğunu da söyleyelim. Yani piyasa faizi ile enflasyon kabaca eşdeğerdir. Bu durumda TL yatırımının reel yani enflasyon ayıklanmış getirisi sıfır olabilir. Şimdi kendimize sormamız gereken soru, önümüzdeki 2015 yılının bütününde iç siyasi gerilim beklentimiz var mı? Var ise TL riskli demektir.

Yabancı sorun görmüyor fon girişi hızlanıyor

Ben Türkiye’de 2015 içinde yabancıların iç siyasi sorun görmediklerini ve bu nedenle ve geçmişte ülkemizi en zorlanacak beş ülkeden biri olarak listeye almış olmalarına rağmen, 2015 yılında tersine ülkemize fon girişinin hızlandığını görmekteyim. Ama bir de vatandaşın kafasındaki dış âlem riskleri var. Bunların başında ABD Merkez Bankası FED’in ABD faizini erkenden ve yüksek dozda yükseltmesi sonrası ülkemizdeki yabancı fonların yeniden dışa çıkması olasılığı. Benim bugün gördüğüm kadarıyla ABD Merkez Bankası faizleri erkenden ve hızla artıramaz. Çünkü kasım ayında gerçekleşen tüm ABD verileri konut sektöründe zayıflığın önemli boyutta devam ettiğini ve ABD’de FED’i harekete geçirecek olan yeni kriterin, yani yüzde 2 düzeyinde enflasyonun tersine azaldığını, düştüğünü göstermekte.

3. çeyreğe kadar rahatız

Bu durumda FED faizleri 2015 yılının ikinci yarısında hatta 2015 son çeyreğinde ancak ellemeye başlar ve de ancak ufak ufak faiz artışı yapar. Dolayısıyla 2015 üçüncü çeyreğine kadar bu konuda rahatız. Zaten petrol fiyatları her yerde olduğu gibi ABD enflasyonunu da düşürüyor.

Petrol fiyatları yeniden artarsa?

TABİİ bir de düşünmemiz gerek petrol fiyatlarının geleceği! Bugün petrol 50 dolar varil başına değerini zorluyor ama ya 2015 ortasında yeniden yükselirse ne olur? Bu durumda ABD faizi daha erken ve daha fazla artırabilir. Bekleyip de görmemiz gereken bir şey bu! Şu anda petrol fiyatı artacak diye bir ön delil yok. Demek ki yarın döviz dışındaki TL cinsi alternatif yatırım araçlarını analiz etmemiz gerekiyor, bunu da yapacağız. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (11.1.2015)

 

PETROL FIYATLARI NEYE BAĞLI?

ABD Houston Üniversitesi Enerji Ekonomisti Hirs, petrol fiyatlarının 1990'ların başına kadar çatışma ve savaşlardan etkilendiğini belirterek, "Petrol fiyatları, artık finansal ve ekonomik etkenlere daha çok bağlı" dedi.

ABD Houston Üniversitesi Enerji Ekonomisti Prof. Dr. Ed Hirs, petrol fiyatlarına ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1990'ların başına kadar petrol fiyatlarının daha çok ülkeler arasındaki çatışma ve savaşlardan etkilendiğini söyledi. Hirs, "1990'lar ve sonrasında ülkeler ekonomik olarak birbirlerine daha fazla bağlı olmaya başladılar. Petrol fiyatları, artık finansal ve ekonomik etkenlere daha çok bağlı" dedi.

Petrol fiyatlarında meydana gelen dalgalanmalarda, çatışmalar, savaşlar, uluslararası siyasi krizler ve küresel ekonomideki gelişmeler etkili oldu. Küresel petrol fiyatlarındaki ilk büyük hareketlilik Birinci Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle gerçekleşti ve petrol fiyatları, 1914'teki 0,81 dolardan 1918'de savaş sonlandığında iki kattan fazla artışla 1,98 dolara ulaştı.

1929'daki Büyük Buhran'ın etkisiyle 1,27'den 1935'te 0,97 dolara gerileyen petrol fiyatları, İkinci Dünya Savaşı sırasında 1,02 seviyelerinden 1,21 dolar seviyelerine kadar yükseldi. 1948'de savaş sonlandığında petrol fiyatları, endüstriyel üretim ve yeniden inşa faaliyetlerindeki yoğun artışın etkisiyle 1,99 dolara kadar çıktı.

Soğuk savaşın yoğun yaşandığı 1956'nın sonlarındaki Süveyş krizinde, İngiltere, Fransa ve İsrail'in Mısır'ı işgal etmesiyle Avrupa'ya giden petrolün yaklaşık üçte ikisinin geçtiği Süveyş kanalının güvenliği tehlikeye girdi. Küresel petrol ticaretinde yüzde 10'luk bir azalmaya neden olan kriz, Ortadoğulu üreticilerin dışındaki ülkelerin üretimleri sayesinde beklenenden az bir artışla, nominal değerde varil başına fiyatları 2.82 dolardan 3.07 dolara yükseltti.

Arap ülkeleri, 1967'de ABD ve İngiltere'nin Altı Gün Savaşları sırasında İsrail'e yardım etmesinden dolayı bu ülkelere ambargo uyguladı, fakat petrol fiyatlarında değişim olmadı. Fiyatlardaki asıl değişim, 1973'deki Yom Kippur Savaşı'nda (Arap-İsrail Savaşı) İsrail'e destek olmasından ötürü ABD ve Batı Avrupa ülkelerine OPEC'in petrol ambargosu uygulamasıyla görüldü. Ambargo sonucunda Ekim 1973 ile Mart 1974 arasında petrolün varil başına fiyatı 3 dolardan 12 dolara yükseldi. Ambargo, küresel durgunluğa ve ABD'nin kendi hampetrol ihracatı üzerine yasak koymasına neden olurken, en önemli sonucu OPEC üyelerinin petrolü hem ekonomik hem de siyasi bir araç olarak kullanabileceklerini fark etmesiydi.

Bir sonraki kriz İran'ın 1979 devrimi sırasında petrol üretimini ve ihracatını kesmesi ve ABD'lipetrol şirketleriyle anlaşmalarını iptal etmesiyle meydana geldi. Ocak 1978'den Nisan 1980'e kadar ham petrolün varil fiyatı 14'ten 39 dolara kadar çıktı. Durumdan en avantajlı çıkan ülkeler büyük kar marjları yakalayan OPEC ülkeleri olurken, petrole bağımlı olan ABD ekonomisi yeniden durgunluğa girdi.

İran-Irak Savaşı'nın başlamasıyla Irak'ın petrol üretimi düşerken, 1980'nin ortalarına kadar fiyatlar 36 ila 39 dolar seviyeleri arasında seyir etti. Karlı çıkan ülkeler ise dünya petrol piyasasında pazar payını arttırmaya çalışan Venezuella, Nijerya, Meksika ve en büyük petrol üreticisi konumuna yükselen Sovyetler Birliği oldu. Bu dönemde Suudi Arabistan da petrol üretimini yükselterek dünya piyasalarındaki payını arttırmayı başardı.

Dünyada petrol üretiminin artmasıyla piyasalarda arz fazlası oluşurken, Kasım 1985 ile Mart 1986 arasında petrol fiyatları 31 dolardan 12 dolara geriledi. İran-Irak savaşının 1988'de sona ermesiyle her iki ülke petrol üretimine yeniden başlarken, 1990'ın ortalarına kadar petrol fiyatları 12 ila 18 dolar arasında değişti.

Irak, komşusu Kuveyt'i işgali ile petrol fiyatları Ağustos-Ekim 1990 arasında varil başına 16'dan 36 dolara yükseldi. Şubat 1991'de ABD liderliğindeki batı güçleri Kuveyt'i kurtardıktan sonraki altı yıl içinde petrol fiyatları 15-25 dolar seviyelerinde dalgalandı.

Asya krizi

Asya finansal krizi, 1997'de önce doğu Asya ülkelerini, ardından diğer ülke ekonomileri tehdit etmesinden sonra azalan küresel petrol talebi, fiyatları 1997 ile 1999 arasında 25 dolardan 11 dolar seviyesine kadar düşürdü.

Piyasada tutunabilme endişesiyle birleşme ve alımlarla zayıf petrol üreticilerini içine alan ABD'li Exxon ve Chevron, İngiliz BP, Fransız Total ve Hollandalı Shell, artık büyük petrol şirketleri olarak anılmaya başlandı. Öte yandan, Rusya gibi gelirleri petrol ihracatına dayanan ülkeler finansal krizden en çok etkilendi.

Asya ve dünya ekonomileri 1999 ile 2001 arasında toparlanırken, küresel petrol talebi artarak petrol fiyatlarını 11 dolardan 34 dolara yükseltti. 11 Eylül ve ABD'nin Irak'ı işgal etmesiyle, Ortadoğu'nun istikrarı ve bu bölgeden dünya piyasalarına güvenli şekilde petrol ihracının sağlanması konularında endişelerin artması petrol fiyatlarını 26 dolardan 2008'deki rekor seviyelerine taşıdı.

Asya ekonomilerinin gelişmesi, küresel ekonomik büyümenin artması ve OPEC'in azalan yedek kapasitesi piyasalarda yüksek talebe ve düşük arza neden olarak Haziran 2008'de Brent tipi ham petrolün varil başına fiyatını tarihteki en yüksek seviyesi olan 147 dolara kadar yükseltti.

Küresel ekonomik kriz

ABD'de 2008'de başlayan ekonomik kriz, küresel finansal piyasaları ve ülke ekonomilerini derinden etkiledi. 1929'daki Büyük Buhran'dan sonra yaşanan bu en büyük krizde toplam kayıp, finansal kuruluşların, sayısız şirketin ve bazı ulusal ekonomilerin çökmesi ile trilyonlarca doları buldu. Petrol fiyatları, Haziran 2008'de varil başına 147 dolar iken, aralık ayında 36 dolara kadar gerileyerek tarihteki en hızlı düşüşünü yaşadı. 2008'deki küresel ekonomik krizin ardından yükselme eğilimine giren ham petrolün fiyatı, 2012'de varil başına 128 dolara kadar yükseldi.

Petrol fiyatları, Haziran 2014'te varil başına 115 dolar iken 6 Ocak 2015'te 50 doların altına kadar geriledi. Dünya genelinde oluşan petrol arzı fazlasının etkisiyle gerileyen fiyatların bu seviyelere inmesinde, Asya ve Avrupa ekonomilerinin büyüme hızının azalarak küresel petrol talebinin düşmesi, OPEC'in 27 Kasım'da yaptığı olağan toplantısında üretimi kısmama yönündeki kararı da etkili oldu.

Rusya ve Venezuella gibi gelirleri petrole bağlı ülkeler, düşüşten büyük zarar görürken, Türkiye gibi petrol ithal eden ülkeler ise cari açıklarında meydana gelen düşüş nedeniyle bu süreçten kârlı çıktı. ■Akşam, (11.1.2015)

CAHİT KAYRA’DAN MARJİNAL SİYASET TEORİLERİ

Mülkiye’li büyüğümüz Cahit Kayra (1917 İstanbul) “Marjinal İktisat Teorileri” isimli kitabından sonra şimdi de “Marjinal Siyaset Teorileri”ni yazdı. Tarihçi Kitabevi tarafından bastırılan Marjinal Siyaset Teorileri’nde Cahit Kayra, “mizahi bir anlatım ile” politikaya yeni soyunacaklara yol gösterir gibi yaparak, Türkiye’de politika sahnesindeki oyunları sergiliyor.
Ustamızının politikaya yeni soyunacaklara önerilerinden bazılarını özetleyerek aktaracağım.
- Politikada yalan söylemek helaldir.
Yalan ne kadar gerçek dışı olsa da, bir tortu bırakır. Eski Yunan’lılar derler ki: “Sonsuz doğrular yoktur ama sonsuz yalanlar vardır.” İhtiyatlı yalan işe yaramaz. Uyduracaksanız okkalı yalan uydurmalısınız.
- Suçlayanı suçlayın.
Siyasetçi suçlama ile karşılaşabilir. Suçlamanın delilleri de olabilir. Ana gerçek bir siyasetçi suçlamadan yılmaz. Suçlayanı suçlar. Suçlayarak hücum eder: “Kanıtla. Kanıtlayamazsın... Çünkü yalancısın. Şerefsizin birisin. Komünistsin. Eşcinselsin...” Böylece deliller gürültüye gider. Suçlanan değil, suçlayan suçlu duruma düşer.
- Devamlı mağduru oynayın.
Türk insanı mağdurun yanındadır. Çünkü yıllar boyu kötü şartlarda yaşamıştır. Savaşlar, mezhep kavgaları, haksızlıklar, açlık, hastalıklar. Sonu gelmeyen mağdurluk. Sel gelmiş köyü götürmüş. Dede
Yemen’den geri dönmemiş, Babasını Yunanlı kesmiş. Jandarma zulmünden yaka silkmiş...

Savunmayın, daima saldırın
Halkın gönlünü çelmek istiyorsanız, her söyleme şöyle başlayın: “Bunların yapmadıkları kalmadı. Bunlar bizi inim inim inlettiler. Aç bıraktılar. Ekmeği karneye bağladılar. Camilere arpa doldurdular. Varlık vergisi aldılar...”
- Savunmaya gerek yok. Devamlı saldırın.
Düşmanla karşı karşıyasınız. Hangi tarafın güçlü olduğu önemli değil. Saldıran siz olun. Kavga ederken bağırın, nara atın, acayip sesler çıkarın. Karşı tarafa küfürler, tehditler savurun. (Eskiler kılıç ve kalkanla düşmana saldırırken arkada bando kahramanlık marşları çalardı.)
Savunmayı katiyen düşünmeyin. Gözünüz pek olacak. Size hırsız diyene baskın çıkın: “Bana hırsız diyenin alnını karışlarım. Esas hırsız sizsiniz. Hırsız olduğunuzu herkes biliyor” deyin.
-
Gündem yaratın. (Gündem yaratma Türk işi bir politik ‘innovation’dur.)
Herhangi bir nedenle kamuoyu aleyhinizde ise, herhangi bir nedenle eleştiriliyorsanız, kolayı var. Gündem yaratın. Bizim kamuoyu çabuk unutur. Kurtuluş Savaşı’nı bile unutmadı mı? Yeni gündem yaratın. Aleyhinizdeki gündemi unuturun... Gündem yaratırken kamuoyunu etkileyecek büyük yalanları kullanabilirsiniz.
- Panem et circenses.
Eski
Roma’da Juvenal adında bir şair varmış. O dermiş ki, “Panem et circenses.” Türkçesi, “Roma halkına ekmek ver, bir de sirk oyunları... Ondan sonra istediğini yap... Ses çıkarmazlar...”
Türk halkı kanaatkârdır. Türk halkının yatırım, üretim, cari açık, büyüme gibi konulara ilgisi yoktur. Halkımızın büyük kesiminin derdi geçinecek kadar havadan para, havadan sosyal yardım, bedava
sağlık hizmetidir. Halka ekonomik büyümeden, yatırımdan, dış borçtan söz edecek yerde, yapılacak gıda yardımlarını anlatın. Emekliliğin kolaylaştırılacağını söyleyin.
Bunlar Cahit Kayra’nın kitabında yer alan anlatımların belli bölümleri. Ustamız, “kendi yapmadıklarını, daha doğrusu yapamadıklarını başkalarına tavsiye ediyor. Tavsiyeler riskli. “Ben şahsen hepsini aktarmaktan çekindim... (!) İyisi mi siz kitapevinden Marjinal Siyaset Teorileri’ni satın alarak, evinizde gizli saklı (!) okuyunuz. Anlatım mizahi, okuması kolay... ■Güngör Uras, Milliyet (11.1.2015)

ASIRLIK BİR BİLGEMİZ, TÜRKİYE’Yİ BATIRAN SİYASETÇİLERİN MESLEK SIRLARINI AÇIKLIYOR http://www.milliyet.com.tr/cahit-kayra-dan-marjinal-siyaset/ekonomi/ydetay/1996907/default.htm

- Politikada yalan söylemek helaldir.
- Suçlayanı suçlayın.
- Devamlı mağduru oynayın.
- Savunmaya gerek yok, devamlı saldırın.
-
Gündem yaratın.

- Panem et circenses.

- Ve diğerleri…

12.1.2015

 

BÖLÜCÜLÜK: İHANETTE ALTYAPI HAZIR SIRA ANAYASA’YA GELDİ

İktidar, PKK’nın talepleri arasında yer alan “federalizm”inaltyapısını, “eyalet sistemi” oyunuyla hayata geçiriyor

AKP iktidarının eyaletleşme taahhüdünün ilk harcı 2006’da AB’nin katkılarıyla kurulan Bölge İstinaf Mahkemeleri ile Diyarbakır’da atıldı. Avrupa’nın, Osmanlı’ya dayattığı federalizm, AKP tarafından “Kalkınma Ajansları” adı altında uygulamaya konuldu, Türkiye bölgelere bölündü. Dönemin Adalet Bakanı Ergin 2010’da, müsteşarı, genel müdürler ve daire başkanları ile ABD’ye gidip, eyalet sistemini inceledi. 2012’de 15 bölgede ağır ceza mahkemesi kurularak yargı ayağını tamamladı, Büyükşehir Yasası yürürlüğe girerek eyaletin aşamaları devreye sokuldu.

Türkiye’nin üniter haritasını Kürdistanlı sınırlarla değiştirmeyi amaçlayan ihanet sürecinin önemli koşulu “eyalet sistemi” için proje tamam. Sırada Anayasa var. AKP projesiyle yürürlüğe geçirilen bölgesinde daha güçsüz Türkiye ve büyük bölümü topraklarımızda olmak üzere Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’de “Büyük Kürdistan” planı için “eyalet sisteminde” algı oluşturmaya geçildi. Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan’ın 19 Kasım 2013’teki partisinin grup toplantısında örnekler verdiği, Yeniçağ’ın sık sık gündeme taşıdığı “Osmanlı eyalet sistemi” ne giden yolda son adımlar atılıyor.  HDP Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş da Posta gazetesinde Hakan Çelik’e verdiği röportajda, “Bir Türk kardeşim, Kürtleri kendisine ait bir dille, renkle, flamayla, bayrakla gördüğünde neden ürksün?” diyerek itiraf gibi açıklamada bulundu.

Anayasa değişecek

Kürtçe’nin de resmi dil olmasını isteyen Demirtaş, şöyle dedi: “İktidara gelirsek, parti olarak Anayasa’yı değiştirip, yerel yönetimlere yetki vereceğiz. Dışişleri Bakanlığı yetkileri, ulusal savunma, genel maliye hizmetleri, sınır güvenliği, genel yargı hizmetleri dışındaki bütün yetkileri yerellere vereceğiz. Vergilerin bir kısmının yerellerde kalmasını istiyoruz. Yereldeki halk kendi kültürel, inançsal ve mezhepsel taleplerini yerel yönetimden talep edebilir. Yerel parlemanto talep ediyoruz. Özerklik dediğimiz şey ’öz yönetim’kavramıdır.”

Türkiye 32 parça

 İhanet sürecinde masaya yatırılan en önemli unsurdan biri olan  “eyalet sistemini” son dile getirenlerden biri de Güneydoğu Genç İşadamları Derneği (GÜNGİAD) Başkanı Hakan Akbal oldu.

Akbal, Kalkınma Ajansları olarak kurulan TRC 2 ve TRC 3 bölgelerinin birleştirilerek “Diyarbakır Vilayeti” ne dönüştürülebileceğini belirtti. Akbal, “Osmanlı’da 1500’lü yılların başında uygulanmaya başlayan eyalet sistemi ile imparatorluk ilk aşamada 6 eyalete, daha sonra 16 ve 32 eyalete ayrılarak bugün Batı’da uygulananlara ilham olan modern bir yerinden yönetim sistemi geliştirilmiştir. 1515 yılında Osmanlı’nın 5. Eyaleti olan Diyarbakır, kendisine bağlı 24 sancağı ile imparatorluğun en büyük eyaletlerden biriydi” dedi.

Önerilerinin 26 istatistiki bölgeden Şanlıurfa ve Diyarbakır’ın yer aldığı TRC 2 bölgesi ile Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt’in yer aldığı TRC3 bölgesinde özerklik gibi yerinden yönetim pilot uygulamasına geçilmesi olduğunu dile getiren Akbal, şöyle konuştu:  “Bizler TRC 2 ve TRC 3 bölgelerin yönetim merkezinin Diyarbakır olmasını, ulusal parlamento yanında yerel düzeyde de seçim esasına dayalı, temsile olanak veren meclislerin oluşmasının tartışılmasından yanayız. Bir düzenleme ile Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt illeri Osmanlı’da olduğu gibi Diyarbakır Vilayeti olarak tanımlanabilir, Diyarbakır Vilayetinin yönetim merkezi de Diyarbakır ili olabilir.”Salim Yavaşoğlu, Kemalist Çizgi, (12.1.2015)

 

ALTIN FİYATLARI UÇUŞA GEÇTİ!

Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı 1.231,23 dolara yükselerek son bir ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

ABD'den geçen hafta cuma günü gelen güçlü tarım dışı istihdam ve işsizlik oranındaki gerilemeye rağmen, ücretlerin aylık bazda gerilemesi ile dolardaki yükseliş dururken, Avro Bölgesi'ne dair hem ekonomik hem de politik endişelerin devam etmesi güvenli liman niteliğindeki varlıklara olan talebin artmasına neden oldu. ■http://www.msn.com/tr-tr/finans/ekonomi, (12.1.2015)

 

KAMUOYU, SEÇİMLER: AKP’Yİ ŞOKA SOKACAK ANKET!

SONAR, en güvenilir kurumları sordu ve partilerin oy dağılımını ortaya koydu. 26 il­de, 3 bin ki­şiy­le ya­pı­lan araş­tır­ma­ya gö­re; hal­kın % 83.6’sı, “En gü­ve­ni­lir ku­rum TSK” de­di. Sa­ray ise son­dan 2’n­ci…

Halka “Ki­me oy ve­re­cek­si­ni­z” di­ye so­rul­du. AK­P’­nin % 38.1’e ge­ri­le­di­ği gö­rül­dü. CHP % 27.8, MHP % 17.6 çık­tı.

BAŞKANLIK SİSTEMİ İSTENMİYOR

Sözcü Gazetesi’nde yer alan habere göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın istediği başkanlık sistemine vatandaş karşı çıkıyor. “Türkiye başkanlık sistemine geçmeli mi?” sorusuna yüzde 60.3 “Hayır” cevabını verirken, “Evet” diyenlerin oranı yüzde 23.5’te kaldı. Fikir beyan etmeyenlerin oranı da göz önüne alındığında toplumun büyük çoğunluğu mevcut parlamenter sistemi destekliyor.
Seçime 5 ay ka­la ya­pı­lan an­ket, ik­ti­da­rın düş­tü­ğü­nü, mu­ha­lefe­tin yük­sel­di­ği­ni gös­ter­di.
7 Ha­zi­ran 2015’te yapılacak ge­nel se­çi­me ay­lar ka­la araş­tır­ma şir­ket­le­ri va­tan­da­şın nab­zı­nı tut­ma­ya de­vam edi­yor. 2011 seçim so­nuç­la­rı­nı tam bi­len, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı Se­çi­mi­’n­de de ay­nı ba­şa­rı­yı ya­ka­la­yan SO­NA­R’­ın son an­ke­ti çar­pı­cı so­nuç­lar or­ta­ya koy­du. Tür­ki­ye ge­ne­lin­de 26 ilde, 3 bin ki­şi ile yüz yü­ze gö­rü­şü­le­rek ger­çek­leş­ti­ri­len an­ket­te AK­P’­nin oy­la­rın­da cid­di dü­şüş göz­lem­len­di. “Bu pa­zar bir se­çim ya­pıl­sa kime oy ve­rir­si­niz?” so­ru­su­na va­tan­daş­la­rın ya­nıt­ları de­ğer­len­di­ril­di­ğin­de or­ta­ya şöy­le bir tab­lo çık­tı: AKP 38.1, CHP 27.8, MHP 17.6, HDP-BDP 8.2, Ana­do­lu Par­ti­si 3.9…

“TEK BA­ŞI­NA İK­Tİ­DAR OLA­MA­Z”
SO­NAR Baş­ka­nı Ha­kan Bay­rak­çı, so­nuç­lar­la il­gi­li ola­rak “Par­ti­le­rin oy oran­la­rı ge­çen ay ol­du­ğu gi­bi yi­ne cid­di sin­yal­ler ve­ri­yor. Bu oran­lar çı­ka­cak olur­sa AKP 276 mil­let­ve­kil­li­ği ka­za­na­maz. 6 ay­dır üze­rin­de dur­du­ğum hu­su­su yi­ne vur­gu­la­mak is­te­rim. AK­P’­nin tek ba­şı­na ik­ti­da­ra ge­le­me­me­si­nin en ga­ran­ti yo­lu, üçün­cü bir mu­ha­lif par­ti ve­ya par­ti­ler it­ti­fa­kı­nın yüz­de 10 ba­ra­jı­nı ge­çe­rek mil­let­ve­ki­li çı­kar­ma­sı­dır. Ana­do­lu Par­ti­si ve İş­çi Par­ti ile di­ğer ba­zı par­ti­ler­de bu po­tan­si­yel va­r” yorumunu yaptı.

TSKYE­Nİ­DEN GÜ­VEN TA­ZE­LE­Dİ­”
Bay­rak­çı, şöyle devam etti: “Top­lu­mun yüz­de 83’ü or­du­ya gü­ven­di­ği­ni söy­lü­yor. Geç­ti­ği­miz yıl­lar­da bu oran yüz­de 65’le­re ka­dar in­miş­ti. Cum­hur­baş­ka­nı­’nın yüz­de 51 ile al­tın­cı sı­ra­da ol­ma­sı da hayli ilginç. Hal­kın baş­kan­lık sis­te­mi­ni is­te­me­yi­şi yi­ne çok net ve çar­pı­cı bir so­nuç… Özel­lik­le Cum­hur­baş­ka­nı ve AK­P’­nin, son 5 yıl­dır top­lu­mu bu yön­de yön­len­dir­me gay­ret­le­ri­ne rağ­men, ba­şın­dan be­ri halk yüz­de 60 ila 67 ara­sın­da de­ği­şen oran­lar­la baş­kan­lık sis­te­mi­ni ka­rar­lı­lık­la is­te­mi­yor. 5 yıl­dır bu ko­nu­da ya­pı­lan tüm an­ket­ler ay­nı so­nu­cu ve­ri­yor.” ■
Taraf, (12.1.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura