Diğerleri > Sis Çanı
28-07-2015
NELER OLDU 7-12 MAYIS 2015 (Dolar, yabancı sermaye, devlet müdahalesi, yabancıya toprak, özelleştirme, kaynak kullanımı, işsizlik, yoksulluk, tarım, bölücülük)

Cihan Dura

28.7.2015


 7.5.2015

 DOLAR ABD İSTİHDAM VERİSİ VE S&P'Yİ BEKLİYOR

Dolar kuru hafta başından bu yana bulunduğu 2.70 civarındaki hareketini sürdürüyor.

 Dünyada deflasyonun endişelerinin artık sona ermiş olabileceği beklentileriyle küresel tahvil getirilerinde yaşanan yükselişi izleyen piyasa yarın açıklanacak olan ABD istihdam verisi ve Standart&Poor's Türkiye not gözden geçirme kararını bekliyor.

Küresel piyasalarda dolar, dün yayımlanan ABD özel istihdam verisinin yarınki ABD tarım dışı istihdam verisi öncesinde endişeleri artırmasının ardından önemli para birimleri sepeti karşısında iki ayın en düşük seviyelerine yaklaşırken, Alman tahvil getirilerindeki yükseliş de euroyu destekledi.

Dolar endeksi en son Şubat ayı ortasında görülen 93.882 seviyelerine kadar gerilemesine rağmen bu sabah itibariyle 94.207 seviyelerinde seyrediyor. Dolar endeksi 12 yılın zirvesi olan 100.39 seviyesini gördüğü Mart ayından bu yana yüzde 6'nın üzerinde düşüş kaydetti.

Dolar endeksindeki düşüş dolar/TL'yi de aşağı yönlü destekliyor. Dolar/TL Nisan ayı sonunda test ettiği 2.7435'li seviyelerden genel olarak aşağı yönlü bir seyir izliyor. Ancak TL yıl başından bugüne seçimin yaklaşmasıyla en çok değer kaybeden gelişmekte olan para birimi olmaya devam ediyor.

Dün akşam saatlerinde 2.70'in hemen altında işlem gören dolar/TL bu sabah TSİ 08:44'te 2.6978/2.7000 seviyesinde, sepet bazında TL ise 2.8717/2.8731 seviyesinde işlem görüyor.

Euro ise dolar karşısında iki ayın zirvesi olan 1.1371 seviyesine yükseldi ve Mart ayında gerilediği 12 yılın en düşük seviyesi olan 1.0457'den uzaklaşmaya devam etti. Euro, dolar karşısında en son 1.1344 seviyesinde görüldü.

Piyasada kur bu hafta genel olarak 2.70 civarında yatay bir seyir izlenirken bankacılar ABD faiz artışları hakkında önemli bir ipucu olarak gördükleri yarinki tarım dışı istihdam verisi öncesi bugün ABD haftalık işsizlik maaş başvurularını takip edecek. ■Dünya, (7.5.2015)

 

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA: YABANCI, NİSANDA 532 MİLYON DOLARLIK ALIM YAPTI

Yabancı yatırımcılar, Borsa İstanbul'da şubat ve mart aylarındaki satışın ardından nisan ayında tekrar alışa geçti

Yabancı yatırımcılar, Borsa İstanbul'da nisan ayında 532 milyon dolarlık net alış gerçekleştirerek, mart ayındaki satışları fazlasıyla telafi etmiş oldu.

Borsa İstanbul tarafından açıklanan verilere göre yabancı yatırımcılar nisan ayında 532 milyon dolarlık net alış gerçekleştirdi. Yabancıların yılbaşından bu yana gerçekleştirdiği işlemlerde ise, mart ayında 837 milyon dolara yükselen net satış tutarı nisan ayındaki işlemlerle 305 milyon dolara geriledi. Yabancı yatırımcılar yılın ilk ayını net alışla tamamladıktan sonra şubat ve mart aylarında net satış gerçekleştirmişti.

BIST 100 endeksi yabancı yatırımcıların net alış tarafında oldukları nisan ayında yüzde 3,84 değer kazanırken, dolar kuru ise TL karşısında yaklaşık yüzde 2,94 yükseliş kaydederek 2,60 seviyelerinden 2,6740'a çıkmıştı.

Yabancılar en çok Vakıfbank aldı

Yabancıların nisan ayındaki işlemlerine bakıldığında 83,4 milyon dolar ile en çok Vakıfbank payları aldıkları görülürken, en fazla satış yaptıkları pay ise 14,7 milyon dolar ile Vestel oldu.

En fazla alış yapılan pay piyasaları Vakıfbank'ın ardından Turkcell, Enka İnşaat, THY ve Erdemir olarak sıralandı. Yabancıların net satış yaptıkları pay piyasaları ise Vestel'in ardından Arçelik, Migros, Akbank ve Doğuş Otomotiv oldu. ■Dünya, (7.5.2015)

 

YABANCI SERMAYE: KUR, BÜYÜT VE YABANCIYA SAT

Türk girişimcilerin bin bir emekle kurduğu şirketler yabancılara satılmaya devam ediyor

Bu halkanın son elemanı yemeksepeti.com oldu. Türkiye’nin en büyük internet sitelerinden Yemeksepeti, dünyanın en büyük online yemek sipariş platformu Alman Delivery Hero tarafından satın alındı. Delivery Hero, 589 milyon dolar toplam değerleme üzerinden Yemeksepeti hisselerinin tamamını bünyesine kattı. Bu satın alma aynı zamanda global online yemek siparişi sektöründeki en büyük işlem olma özelliğini de taşıyor. CEO Nevzat Aydın, Yemeksepeti’ndeki mevcut görevine devam etmekle birlikte, Delivery Hero’nun yönetiminde de aktif rol üstlenerek, global anlamda şirketin büyümesine katkıda bulunacak. Delivery Hero, operasyonlarının bulunduğu 28 ülkenin birçoğunda pazar lideri konumunda.

Yemeksepeti satın alımı ile, aktif olduğu ülke sayısını 32’ye çıkaran Berlin merkezli Delivery Hero, 100 binden fazla partner restoran üzerinden, aylık yaklaşık 10 milyon siparişe aracılık edecek. 2001’de henüz üniversiteden yeni mezun olan Nevzat Aydın, Melih Ödemiş, Gökhan Akan ve Cem Nufusi tarafından kurulan Yemeksepeti, bugün Türkiye dahil 8 ülkede hizmet veriyor. ■Yeni Mesaj, (7.5.2015)

 

 8.5.2015

DOLAR: ÇIN PARASI DOLARA KARŞI?

Çin aleni şekilde uluslararası parasal sistemdeki gücünü artırma çabası içinde. Bu nedenle de parasını (Yuan veya Renminbi deniyor ) uluslararası finansal alanda kullanılır yapmaya çalışıyor. “Asya Altyapı Yatırım Bankası” kurulması gibi girişimler de bunun bir parçası. Çin ekonominin büyüklüğünü de ABD ile eşdeğer duruma getirdiğinden, şimdi ek finansal hamleler yapması gerekiyor. Çin parasını serbestçe kullanılan yani “freely usable” kategorisine getirmek istiyor. Dolar, euro, yen , pound ve sterlin bu kategoride paralar. Bu paralar resmen SDR denen (special drawing rights) içinde bulunuyorlar. Dolar SDR içinde yüzde 41.9, euro yüzde 37.4, pound 11.3 ve yen de 9.4 pay ile yer alıyor. Çin de SDR içine alınmak istiyor. IMF en son 2010 yılında SDR yapısını yenilemişti. Yuanı dahil etmeyi de o zaman reddetmişti. IMF beş yılda bir de yenileme yapıyor.

4 trilyon dolarlık piyasa

Tabii SDR’a girmek için önemli gösterge ithalat ve ihracatın Çin parası cinsinden yapılması. Çin 2009 yılından beri dış ticaret işlemlerinin kendi parası cinsinden yapılmasını serbest bıraktı. Bugün Çin dış ticaretinin yüzde 20 kadarı yuan cinsinden. Ama yabancılar tarafından Çin parası cinsinden tutulan nakit ve mevduat da patlamış, 500 milyar dolara gelmiş durumda ( 2004 yılında sadece 40 milyar dolar imiş) ! Bir diğer önemli özellik de ülke parasının global ortamda tutulan döviz rezervleri içinde yer alması. Döviz rezervleri içinde dolar yüzde 60 kadar ve euro da yüzde 25 kadar tutuluyor. Diğer paraların payı 2013 yılında yüzde 6 civarında, bu nedenle Çin parasının döviz rezervleri içinde payı hızla artmakla beraber, henüz çok küçük.
Fakat en önemli gösterge de ülkenin hisse senetleri ve bonolarının da yabancılar tarafından tutulması. Yabancılar 2014 sonunda 6.6 trilyon dolarlık ABD hisse senedi ve 10 trilyon dolarlık da ABD tahvil ve bonosu tutmakta idiler. Çin hisse senetleri ve tahvil ve bonoları ise çok az bir miktarda yabancılar tarafından tutulmakta. Çin hisse senedi piyasası 2013 yılında 4 trilyon dolarlık bir piyasa idi. Ancak 2012 yılından bu yana yabancılarca tutulan Çin hisse senetlerinde büyük bir artış oldu. Çin menkul kıymetleri Hong Kong piyasası tarafından başarıyla satılmaya başlandı. Ama gene de Çin hisse senetleri de ABD hisse senetlerinin onda biri kadar bir miktarda.
Özetle açıkça belli ki Çin finans piyasası banka temelli bir sistem. 20 trilyon kadar tutan Çin bankalarının toplam mevduatı var, bunun da sadece 500 milyar doları yabancılara ait. Ancak Çin yavaş yavaş yabancıların Çin’de yatırım yapmasını serbestleştiriyor yani sermaye hareketi kontrollerini kaldırıyor.Yani finans piyasa hızla büyüyecek.

Faizleri artıracağı düşünülmeli

Ama ekim ayında toplanacak IMF tarafından SDR içine dahil edilmek için Çin dört adet engeli aşmak zorunda. Döviz piyasası büyüklüğü kriteri, döviz derivatif ürünleri piyasası işlem büyüklüğü kriteri ve ülke parasının diğer ülke merkez bankaları tarafından döviz rezervi olarak tutulması kriteri aslında oldukça sübjektif kriterler. Ama dördüncü şart olan ülke faiz hadlerinin piyasada belirlenmesi şartı Çin açısından zor bir şart. Ama diğer taraftan da Çin de mevduat faizlerinin belirlenmesini bu yıl sonunda piyasaya bırakacağını açıklamış bulunuyor. Tabii mevduat faizinin yukarı doğru gitmemesi için sınırlanmasını kaldırmanın, ülkedeki faizleri artıracağı da düşünülmek zorunda.
IMF beş yılda bir toplanıp hangi paraları serbestçe kullanılır kategorisine aldığını belirliyor ama bu aradaki bir yılda toplanma da yapmaz demek değil. Bu da bir sonraki tarih olan 2020 yılı öncesinde Çin parası da SDR içine girebilir anlamına da gelebilir.
Çinliler aslında hep ciddi takılırlar ama SDR kısaltması ne anlama gelir diye sorulduğu zaman “some day renminbi “ anlamına gelir sözünün kullanılması Çin’de moda olmuş! ■Deniz Gökçe, Akşam, (8.5.2015)

DEVLET MÜDAHALESI: GIDA FIYATLARINDA TAVAN FIYAT BELIRLENECEK

İGTOD Başkanı Karlı, "Ramazan öncesi fiyatları artırmak için bazı spekülatif söylentiler çıkmaya başladı. Uzman arkadaşlarla görüşüyoruz. Fırsatçıların fiyat artışını önlemek için tüm ürünlerde tavan fiyatı oluşturacağız" dedi.

İstanbul Gıda Toptancı Tüccarları Derneği (İGTOD) Başkanı Mustafa Karlı, ramazan öncesi patateste olduğu gibi gıda fiyatlarında artışı hedefleyen spekülatif söylentilerin çıkmaya başladığını belirterek, "Uzman arkadaşlarla görüşüyoruz. Fırsatçıların fiyat artışını önlemek için tüm ürünlerde tavan fiyatı oluşturacağız ve bunu da kamuoyu ile paylaşacağız" ifadelerini kullandı.

Karlı yaptığı açıklamada, bazı art niyetli kişilerin, her zaman olduğu gibi bu ramazan öncesi de gıda fiyatlarını artıracak söylentileri yaymaya başladığını aktardı.

Son dönemde patatesin fiyatının 5 liraya kadar yükselmesini bu söylentilere örnek gösteren Karlı, aynı artışın diğer gıda ürünlerinde de oluşturulmaya çalışıldığını dile getirdi.

Bu söylentilerin ardından oluşabilecek gıda fiyatlarındaki artışın vatandaşa olumsuz yansıyacağını anlatan Karlı, bunu boşa çıkarmaya çalışacaklarını vurguladı.

"Fiyatların çoğu gerçeği yansıtmıyor"

Bazı televizyon kanallarında spekülatif haberler yer aldığını aktaran Karlı, "Çok üzüntü verici. Fiyatların çoğu gerçeği yansıtmıyor. Fiyatlar abartılıyor. Toplumun kafasını karıştırıyorlar. Neredeyse gerçeğinin iki katı verilen rakamlar bile var. Bunlar çok can sıkıcı. Görülüyor ki, bu art niyetli kişiler, fiyatları yükseltmek için kolları sıvamış" diye konuştu.

"Kesinlikle zam düşünülmüyor"

İGTOD Başkanı Mustafa Karlı, üretimin bu sezon çok iyi olduğunu ve fiyatların makul seviyelerde seyrettiğini dile getirdi.

Ramazanda gıda fiyatlarında mümkün mertebe zam düşünülmediğini ifade eden Karlı, muhtemel ufak tefek sıkıntıları da fiyatlara yansıtmamaya çalışacaklarını söyledi. Bu yönde çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Karlı, "Fiyatları yükseltmeye yönelik çalışmalara karşı önlemlerimiz var. Esnafımızla bu konuda hazırlıklıyız. Ramazan yaklaşınca fırsatçılar maalesef devreye giriyor. Kendi mallarını abartarak, kumanyaları bahane ederek, artışa neden olmaya çalışıyorlar. Bunlara karşı temkinliyiz, hazırlıklıyız. Kimse şüphe etmesin. Her şey yolunda" ifadelerini kullandı.

Karlı, fiyatların yükselmesi için hiçbir nedenin bulunmadığını anlatarak, somut adımlar atmaya hazırlandıklarını kaydetti.

"Tüm ürünlerde tavan fiyatı oluşturacağız"

Her branşta ayrı ayrı görevlendirilen uzmanların çalışmaya başladığını aktaran Karlı, "Fırsatçıların fiyat artışını önlemek için tüm ürünlerde tavan fiyatı oluşturacağız ve bunu kamuoyu ile paylaşacağız. En düşüğünden en lüksüne fiyatlar belli olacak. Bu fiyatın üzerinde satışa izin vermeyeceğiz. Böylece fiyatların artmasını engelleyeceğiz. Abartmaların önüne geçeceğiz" bilgisini verdi. ■ Akşam, (8.5.2015)

 

 

 

 9.5.2015

YABANCI SERMAYE: YILDIZ HOLDİNG BÜNYESİNDE BULUNDURDUĞU DEV ŞİRKET AK GIDA'YI SATTI

Yıldız Holding bünyesindeki en büyük gıda şirketlerinden Ak Gıda, Fransız gıda devi Groupe Lactalis şirketine satıldı. Avrupa'nın en büyük süt toplayıcısı olan Lactalis dünyanın 15. büyük gıda şirketi olarak gösteriliyor.

Satışla ilgili resmi açıklama bir saat içinde yapılacak. İstanbul Sanayi Odası’nın geçtiğimiz yıl açıkladığı en büyük 500 sanayi kuruluşu listesine 33 sırada giren Ak Gıda San. Ve Tic. A.Ş. 1 milyar 837 milyon TL ciroya sahip.

AK Gıda içinde Ülker İçim gibi dev markaları barındırıyor. Ak Gıda'nın Türkiye'nin beş farklı bölgesinde beş üretim tesisine sahip.

LACTALİS KİMDİR?

1933 yılında kuruldu. 1967 yıllık süt üretimi 110 milyon litreye ulaştı. 1976 Çalışan sayısı 2000 oldu. Şu an dünyanın en büyük 15. gıda şirketi. Avrupa’nın en büyük süt toplayıcısı

1996 yılı Ağustos ayında Akyazı Köy-Tür fabrikasının satın alınması ile kurulan Ak Gıda San. ve Tic. A.Ş. Türkiye ve komşu coğrafyaların en büyük süt işleme tesisi Pamukova tesislerine 1998 yılında 450 dönüm arazinin satın alınması ile taşındı. Akyazı fabrikasında süt, yoğurt, beyaz peynir üretimiyle başlayan şirket şu anda Türkiye’nin 5 farklı bölgesinde 5 üretim tesisinde üreten, 23 farklı markada 339 nihai ürün çeşidine sahip.

BOYNER'DE DE HİSSE SATIŞI GERÇEKLEŞTİ

Geçtiğimiz hafta Boyner Grubu da yüzde 30,7'lik hissesini Katarlı Mayhoola Fonu'na satmıştı. Fon'un bünyesindeki en büyük marka lüks devi Valentino.

YEMEKSEPETİ DE ALMANLARA SATILDI

Türkiye'nin en büyük internet şirketi Yemeksepeti.com da bugün 589 milyon dolara Berlin merkezli Delivery Hero'ya satıldı. ■ Bugün, (9.5.2015)

PETROL’DE GERİ ÇEKİLME SÜRÜYOR

Hafta başından bu yana 70 dolar seviyelerini zorlayan petrol fiyatları geri çekilmeye başladı.

Petrol fiyatları, Çin'de açıklanan güçlü ithalat rakamlarına rağmen arz fazlasının devam ettiği endişeleriyle erken saatlerdeki kazançlarını geri vererek bugün düşüş kaydetti.

Brent ham petrolünün varil fiyatı bu sabah 65.40 dolar seviyelerinde bulunuyor.

Petrol fiyatları güçlenen doların etkisi ve bazı ABD'li üreticilerin aylardır düşen fiyatların yeniden artması durumunda petrol çıkarma faaliyetlerini hızlandıracaklarını belirtmesiyle dün yüzde 3 değer kaybetmişti. ■ Dünya, (9.5.2015)

 

YABANCIYA TOPRAK: YABANCIYA KONUT SATIŞINDA KRİZ UYARISI

Konut Girişimcileri ve Yatırımcıları Derneği (KONUTDER) Başkanı Ömer Faruk Çelik, yabancılara İstanbul Kayabaşı, Beylükdüzü bölgesinin şehrin merkezi gibi pazarlandığını ve alıcıların yanıltıldığını belirterek, “Yabancıya 100 bin dolara sattığımız konutu yerliye 90 bin dolara satıyoruz.

Yabancı alıcı hemen ertesinde konutunu satmak istediğinde aynı fiyata satamayınca yanıltıldığını anlar” dedi.
İstanbul’da fazlalık var
Geçen yıl 37 bin adet konutun aralarında İngiltere, Almanya, Suudi Arabistan ve Kuveytli yatırımcıların bulunduğu yabancılara satıldığına dikkat çeken Çelik, “Yabancılar bu konutları yatırım amaçlı aldılar. İki yıl içerisinde bu konutları satmak istediklerinde, esas sorun o an yaşanacak. Ülkemizde doların seyri her an değişebiliyor ve haliyle Türk Lirası değer kaybına uğruyor. İkinci el olarak satışa sunulacak olan bu konutlar TL bazında satılacağı için, yabancılar zarar etmeye başlayacaklar. Bu da ülkemizde konut sektöründe yeni krizin başlamasına neden olacak” diye konuştu. 2000’li yıllarda Türkiye’de lokomotif sektörün turizm olduğunu ancak turzimcinin modelini yabancıyı kazıklamak üzerine kurduğunu bunu anlayan turistlerin bir daha Türkiye’ye gelmediğini vurgulayan Çelik şimdi aynı riskin gayrimenkul için söz konusu olduğunu anlattı. Türkiye’de 21 milyon konuta ihtiyaç olduğunu belirten Çelik, “Geçen yıl 630 bin nüfus artışı yaşandı. Buna karşılık 600 bin adet konut yapıldı. Rakamlardan da anlaşılacağı üzere her yıl 30 bin adet konut açığımız var. Buna karşın İstanbul’da 100 bin konut ihtiyacı olmasına rağmen, 123 bin adet konut üretildi. 23 bin adet konut fazlalığımız var” dedi. Türkiye Müteahhitler Birliği 2015 Nisan ayı İnşaat Sektörü Analizine göre ise seçim öncesinde inşaat sektörünün bekleme sürecinde olduğuna işaret edildi. ■ Yeniçağ, (9.5.2015)

 

ÖZELLEŞTİRME: ÖZELLEŞEN YANDAŞ ELEKTRİK ŞİRKETLERİ, 420 MİLYON TL BORÇ TAKTI

Özelleştirilen 3 dağıtım şirketinin aldığı elektrik karşılığında devlete borcu Ağustos 2014’te 420,4 milyon liraya ulaştı. Sayıştay’ın Elektrik Ticaret ve Taahhüt AŞ (TETAŞ) Denetim Raporu’na göre, borçlu şirketler arasında Erdoğan’a yakınlığıyla bilinen Abdullah Tivnikli’nin de pay sahibi olduğu Dicle Elektrik, Kiler-Çalık Grubu’na ihale edilen Aras Elektrik ve Türkerler’e devredilen Van Gölü Elektrik yer alıyor. Bu şirketler ayrıca 270 milyonluk teminatı da ödemedi. TETAŞ ise hukuki yollara başvurmak yerine yazılı uyarıyla yetindi.

Elektrikte devletin hakimiyetini azaltmayı hedefleyen özelleştirmeler, 2006’dan sonra ivme kazandı. Türkiye’yi 21 bölgeye ayırarak yapılan ihalelerin ardından; elektriğin dağıtımı ve perakende satışı 2013’te tamamen özelleştirildi. Dağıtımın özelleştirilmesiyle maliyetlerin düşürülmesi, elektriğin arz güvenliği ve kalitesinin artırılması, kayıp-kaçağın önlenmesi ve rekabetin artırılması amaçlandı. Ancak, gelinen süreçte kayıp-kaçağın fazla olduğu bölgelerde faaliyet gösteren elektrik dağıtım şirketlerinden Dicle EDAŞ ve EPSAŞ, Aras EPSAŞ ve EDAŞ, Van Gölü EDAŞ ve EPSAŞ, aldıkları elektriğin karşılığını ödemedi. Şirketlerin borçları Ağustos 2014’te 420,4 milyona ulaştı. Defalarca uyarı yapılmasına rağmen, şirketler borçlarını ödemedi.

Şirketlerin ödemedikleri borçlara ilişkin risk ise giderek artıyor. Her ay borçları katlanan şirketler, ödeme yapmadıkları takdirde lisans iptali ile karşı karşıya kalabilecek. Sayıştay denetçileri hazırladıkları son TETAŞ raporunda, ‘lisans iptali’ ve şirketlerin iflasları durumunda alacakların tahsil edilemeyeceğine vurgu yaptı. Böyle bir durumda TETAŞ’ın ödeme yükümlülüklerini yerine getirmesinde ciddi problemler yaşayacağına dikkat çeken denetçiler, EPDK, Enerji Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığı’nın riskleri gidermesi için çözüm yollarının en kısa zamanda oluşturulmasını ve gerekli yasal yollara başvurulmasını önerdi.

Özelleştirmelerden sonra, dağıtım ve perakende şirketleriyle 2012’de imzalanan ‘Elektrik Enerjisi Satış Anlaşması’ gereğince, şirketlerin yükümlülüklerini yerine getirmesi için aylık faturalamaya esas tutarın 1,5 katı kadar teminat vermesi gerekiyor. Kayıp-kaçağın fazla olduğu bölgelerde faaliyet gösteren dağıtım şirketlerinin ise, kayıp-kaçak için öngörülen destekler çıktıktan sonra, TETAŞ’ın alacaklarına karşılık teminatı ödemeleri şart. Ancak; borçlar gibi teminatlar da ödenmedi. Dağıtım şirketlerinin ödenmemiş 270 milyon 120 bin lira eksik teminatı bulunuyor. Ağustos 2014 itibarıyla Dicle EDAŞ’ın 185,6 milyon lira, Osmangazi EDAŞ’ın 119,5 bin lira ve Van Gölü EDAŞ’ın 38,8 milyon lira, Dicle EPSAŞ’ın 31,6 milyon lira, Van Gölü EPSAŞ’ın 14,2 milyon lira eksik teminatının olduğu tespit edildi.

Soruna ilişkin TETAŞ’ın faaliyetleri hakkında 2011 ve 2012’de hazırlanan Sayıştay denetim raporlarında da tahsil edilemeyen alacakların artmasının önlenmesi ve eksik teminatların tamamlanması istenmişti. Aksi halde, 4 yıl öncede anlaşmaların askıya alınması, feshinin gerçekleştirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması önerilmişti. Ancak, aradan geçen zaman diliminde TETAŞ, şirketlerden ne borçları ne de teminatları tahsil etti. Hukukî yola da başvurulmadı; şirketler sadece göstermelik yazı ile uyarıldı. Sayıştay’ın tespitlerine göre, TETAŞ hukukî yollara başvurmayarak dağıtım şirketlerini korudu. ■SELÇUK KAPUCİ , Zaman, (9.5.2015)

 

10.5.2015

KAYNAK KULLANIMI: KÜRESEL GIDA İSRAFI 1 TRİLYON DOLAR

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, dünyada gıda israfının ekonomik değerinin yıllık 1 trilyon dolar olduğunu belirtti

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, dünyada gıda israfının ekonomik değerinin yıllık 1 trilyon dolar olduğunu belirterek, “Her yıl, 1,3 milyar tonu bulan üretilmiş gıda, kayıp veya israf edilmektedir. Bunun yarısı bile 805 milyon aç insanı doyurmaya yetecek düzeyde” dedi. G20 Tarım Bakanları Toplantısı’nda Eker, G20’nin, dünya nüfusunun üçte ikisini, dünya ticaretinin yüzde 75’ini, dünya ekonomisinin yüzde 85’ini ve dünya tarımsal ekonomisinin yüzde 70’ini oluşturan uluslararası ekonomik işbirliğinin temel platformu olduğunu kaydetti. Eker, Türkiye’nin dönem başkanlığı önceliklerinin “Uygulama, Kapsayıcılık ve Yatırım” başlıkları altında toplanabileceğini belirterek, “Bütün dünya için taahhütlerimizin uygulamaya geçirilmesi G20’nin güvenilirliğinin ve devamlılığının sağlanması bakımından büyük öneme sahiptir” dedi. ■Yeniçağ, (10.5.2015)

 

İŞSİZLİK, YOKSULLUK: DÜNYADA İŞSİZ VE FAKİR SAYISI ARTTI

Küreselleşme sürecinde, gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sorunu unutuldu. Türkiye dâhil, gelişmekte olan ülkeler neo-klasik iktisadi yaklaşıma uygun olarak yalnızca “büyüme ve enflasyon” hedefleri tespit ettiler. Kalkınma sorunu geri planda kaldı. Küreselleşmenin getirdiği sorunlar ise tersine gelişmekte olan ülkelerde kalkınma hedefini gerekli kıldı.

Küreselleşme sürecinde, ülkeler arasında zengin-fakir farkı açıldı. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerde genel olarak ve bölgelerarası gelir dağılımı bozuldu. Dahası aynı ülke içinde de zengin-fakir farkı arttı.

Türkiye’de Almanya’dan ve Japonya’dan daha fazla dolar milyarderinin olması bu nedenledir. Maalesef bu süreçte birçok Afrika ülkesinde açlık sorunu tırmanmıştır.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bir raporunda, 2011-2013 yılları arasında dünyada 842 milyon kişinin kronik açlık çektiğini açıklandı.

Aynı raporda, Afrika’nın yetersiz beslenmenin en yaygın olduğu bölge olduğu ve her beş kişiden birinin, aktif ve sağlıklı bir yaşam sürebilmek için yeterli gıdaya erişim imkânı bulunmadığı vurgulanıyor.

Küreselleşme dünyada işsiz sayısının da artmasına yol açtı... İki önemli sebebi var.

Bir; Küreselleşme ile yalnızca sermaye hareketine izin verildi. Emek hareketi ise tersine kısıtlandı.

İki; Dünyada finansal sektör balon yaptı ve reel sektör aleyhine büyüdü. Bu sonuçlar dünyada işsizliğin de artmasına neden oldu.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Dünyada İstihdam ve Sosyal Bakış-Eğilimler 2015” (WESO) raporunda; “Küresel ekonominin daha yavaş büyümesi, artan eşitsizlikler ve çalkantılar gibi öğeleri de barındıran yeni bir döneme girilmesi nedeniyle önümüzdeki beş yıl içinde işsizlik artmaya devam edecektir” deniliyor ve 2019 yılına kadar 212 milyonu aşkın sayıda kişinin daha işsiz kalacağı tahmin ediliyor. Öte yandan, “2008-2009 dünya krizinden bugüne kadar, Gürcistan, Rusya Federasyonu ve Türkiye gibi halihazırda ileri derecedeki gelir eşsizlikleri olan ülkelerde bu gelir dağılımı daha çok bozulmuştur” deniliyor. Suriyeli sığınmacıların da Ürdün, Lübnan, Irak ve Türkiye’de sosyal bir sorun olarak ortaya çıktığını, bunların sayısının 2014 yılı ortalarında 3 milyona yaklaştığı belirtiliyor ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük sığınmacı hareketi olduğu da vurgulanıyor.

İşsizlik ve yoksulluk sorunu, dünya refahını olumsuz etkiliyor. Anarşik eylemlerin tırmanmasına neden oluyor. 2011’de Arap Baharı diye bilinen eylemlerde, Bahreyn, Ürdün, Tunus, Cezayir, Mısır, Libya ve Yemen’de gelir dağılımı daha bozuk ve fakirlik daha yüksek olduğu için, söz konusu eylemler daha büyük çapta oldu. Bugün de sosyal çatışmalar devam ediyor.

Aslında, küreselleşme sürecinde gelişmiş ülkelerde de sosyal sorunlar artmıştır. ABD Hazinesi 2008-2009 finansal krizinde bankaları kurtarmak için mali destek sağlamıştır. Vergi verenlerden, spekülasyon yapan bankalara hazine vasıtası ile kaynak transfer etmiştir. Bu destekler de ABD’de gelir dağılımını bozmuş ve halkın tepkisine neden olmuştur.

Sürdürülebilir büyüme için de yeterli ve yaygın talebin olması gerekir. Bu nedenle de gelir dağılımındaki bozulma, aynı zamanda talep yapısını ve sonuçta üretim yapısını da bozmuştur.

Söz gelimi bir toplumda zengin fakir farkı artarsa, lüks tüketim malı üretimi ve ithalatı artar... Türkiye’de lüks araba sayısının yüksek olması, lüks piyasalar ile düşük kaliteli mal piyasası şeklinde ikili piyasa yapısına yol açmıştır. ■ Esfender, Korkmaz, Yeniçağ, (10.5.2015)

 

 

11.5.2015

YABANCI SERMAYE: HÜKÜMET İÇ PAZARI YABANCILARA SATIYOR

Türk parası aşırı değer kaybedince şirketler yabancılar için ucuzladı. Hattâ hemen belirtmekte fayda var. İstanbul Borsası’nda işlem gören şirketlerin değeri yıl başından bugüne dolar bazında yüzde 16,6 oranında değer kaybetti. Bu kayıp dünyada en hızlı ve en fazla değeri düşen şirketlerin Türkiye’de olduğunu bize gösteriyor. Bu arada yıl başından bugüne dolar bazında Atina Borsası’nın yüzde 7,2, Kahire Borsası’nın yüzde 8,1 oranında değer kaybettiğini belirtelim. Yani iktidarın sürekli askerî darbe yapıldığını söylediği Kahire ve batık olduğunu sürekli ileri sürdüğü Atina’da bile şirketler bizden daha az değer kaybetmişler. Hatırlayacaksınız Ali Babacan CHP emekliye iki maaş ikramiye verirse Yunanistan gibi oluruz demişti. Oysa biz Ali Babacan yönetiminde Yunanistan’dan daha kötü olmuşuz. Ali Bey rakamlara pek bakmıyor herhalde.

Peki, ucuzlayan Türkiye şirketlerini kimler alıyor?

Tabii ki yabancılar alıyor. Ama yabancı sermayenin aldığı şirketlerin bir özelliği var; bu şirketlerin hemen tümü iç pazara üretim yapıyor. İhracat yapan, döviz kazanan şirket yok aralarında. Geçen hafta basında çıkan şirket satışlarından gördüğümüz gibi yabancı sermayeye satılan şirketler Türkiye iç pazarında yemek ve gıda satışı yapan şirketler.

Cari Açığın Üçte Biri Yabancılara Ödenen Kâr Paylarından Oluşuyor

Peki, bu uygulama nasıl bir sonuç veriyor?

Döviz kazandırıcı faaliyeti olmayan şirketler yabancılara satılınca bu bir başarı olarak gösteriliyor.

Oysa bu türden şirketler iç pazardan kazandıkları paraları döviz olarak yurtdışına transfer ediyorlar. Böylece döviz kazanmadıkları hâlde Türkiye’nin kazandığı dövizleri yurtdışına kâr, faiz ve ücret olarak transfer ederek orta ve uzun vadede ödemeler dengesini bozuyorlar. Hemen bir örnek verelim bu duruma; 2014 yılında bu türden yurtdışına transfer edilen paraların tutarı tam 12,9 milyar dolar oldu. Bu tutar para 2014 yılı cari açığı tutarı olan 45,9 milyar doların yüzde 28’ini oluşturuyor. Yani cari açığın yaklaşık üçte biri temettü ve faiz ödemesi olarak yurtdışına transfer edilen paralardan oluşuyor.

Hâlbuki yabancılara iç pazara değil dış pazara satış yapan, döviz kazanan firmaların satılmasında fayda var. Özelleştirmelerde de özellikle telefon, elektrik dağıtımı, gaz dağıtımı, su dağıtımı gibi doğal tekel özelliği gösteren tesislerin yabancı sermayeye satılması orta ve uzun vadede ödemeler dengesini bozuyor.

O hâlde yabancı sermaye bu ülkeye döviz kazandırıcı sektörlere yatırım için özendirilmeli. Bizde tam aksi yapılıyor. İç pazara hitap eden döviz kazanamayan, döviz götüren şirketler yabancılara satılıyor. İşte bu nedenle son beş yılda yurtdışına ödenen temettü ve faiz toplamı tam 62,1 milyar dolara ulaştı. Anlayacağınız hükümet iç pazarımızı ucuza yabancılara satmayı marifet zannediyor. Süleyman Yaşar, Taraf, (11.5.2015)

 

TARIM, KAYNAK KULLANIMI: ÇİFTÇİ, BELÇİKA BÜYÜKLÜĞÜNE DENK TARIM ARAZİNİ ARTIK EKMİYOR

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası Türkiye'de uygulanmakta olan tarım politikaları nedeniyle, çiftçilerin tarım arazilerini ekmekten vazgeçtiğe dikkat çekti. DHA'dan yer alan habere göre, İstanbul Şubesi'nden yapılan açıklamada, "AKP hükümetinin küresel güçlerin talepleri doğrultusunda ısrarla sürdürdüğü tarım politikaları sonucunda, sadece son 10 yılda tarım arazilerimiz 27 milyon dekar küçüldü. Çiftçimizin kazanamadığı için artık ekmekten vazgeçtiği tarım arazimiz Avrupa'nın merkezindeki Belçika'nın toplam yüzölçümüne yakın bir büyüklüktedir" ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada, büyükbaş hayvancılık ve kanatlı sektörünün yem ihtiyacının karşılanmasında soya ve mısır önemli bir yer tuttuğu belirtildi ve "Her iki üründe de ülkemiz kendine yeterliliği sağlayamamaktadır" denildi.

Ziraat Mühendisleri Odası'nın verdiği bilgiye göre, Türkiye yalnızca 2014 yılında yurtdışından aldığı 2 milyon ton soya için 1.1 milyar dolar ve 1.4 milyon ton mısır için de 360 milyon dolar ödeme yaptı.

Türkiye'de yetiştirilen soyanın 2014 yılı itibarıyla dekar başına veriminin 496 kilogram olduğuna işaret edilen açıklamada, "Buna göre ithal ettiğimiz 2 milyon ton soyayı üretebilmek için 4 milyon dekar tarım arazisine ihtiyaç vardır. Aynı yıl için mısır bitkisinin dekara verimi 949 kg oldu. Buna göre de ithal ettiğimiz 1.4 milyon ton mısırı üretebilmek için 1,5 milyon dekar tarım arazisine ihtiyaç bulunmaktadır" denildi.

26 milyon dekar tarım arazisinin suya ihtiyacı var

Türkiye'de teknik ve ekonomik ölçütlerde sulanabilir arazi büyüklüğünün 85 milyon dekar olduğuna işaret edilen açıklamada, 2013 yılı itibarıyla 59 milyon dekar arazinin sulamaya açıldığı anımsatıldı ve "Daha en az 26 milyon dekar tarım arazimiz su ile buluşmayı beklemektedir" bilgisi verildi.

Açıklamada, modern sulama yöntemleri ile sulanabilir arazinin 125 milyon dekara çıkarılabileceğine ve yine modern yöntemler kullanıldığında, 26 milyon dekar olan su ile bekleyen arazinin 66 milyon dekara çıkarılabileceği de vurgulandı ve şunlar kaydedildi:

'Tarım politikaları gözden geçirilmeli'

"Bu veriler çerçevesinde ülkemizin soya ve mısır ihtiyacının kat kat üzerinde üretim potansiyeline sahip olduğu net bir şekilde görülmektedir. Türkiye'nin ihtiyacı olan GDO'lu (genetiği değiştirilmiş organizma) ürünlerin ithalatına kafa yormak değil, kendine yeterlilik derecesinde tarım politikalarını gözden geçirmektir. GDO'ya Hayır Platformu olarak GDO savunucusu akademisyenlerin enerjilerini, ülkemizi GDO`lu ürün pazarına çevirme yönünde değil, üretim ve pazarlama kanallarındaki olumsuzlukların giderilmesi için kullanmamalarını talep ve tavsiye ediyoruz." ■ http://www.superhaber.com, (11.5.2015)

 

12.5.2015

TARIM: ÇİFTÇİ ÜVEY EVLAT MI?

Türkiye Ziraat Odaları Birliği 26. Olağan Genel Kurulu’nda Başbakan Davutoğlu, kendi iktidarlarında tarım üretiminin arttığını, oysa ki önceki dönemde, Kılıçdaroğlu’nun bakanlık teklif ettiği Kemal Derviş’in çiftçilere desteği kaldırmayı planladığını söyledi.

Kılıçdaroğlu ise “Tarım Kanunu’nun 21. Maddesine göre, 2014’te tarıma 17 milyar destek ayrılması gerekirken, 9 milyar verildi. Çiftçinin son 7 yılda verilmeyen bu destek alacağı 44 milyardır” dedi.

1- 2001 krizinde IMF desteği ve Kemal Derviş bakan yapılarak “Türkiye güçlü ekonomiye geçiş programı” isimli bir istikrar programı hazırlandı.

Bu programda “Tarımsal destekleme fiyatları öngörülen enflasyonu aşmayacak şekilde artırılacak ve kuruluşların finansman imkânları dikkate alınarak miktar kısıtlamasına gidilecektir” deniliyordu.

Burada 2001 yılında programı hazırlayanlar, gerçekleşecek enflasyonun öngörülen enflasyon hedefinden daha yüksek olacağını biliyordu. Bu nedenle tarımsal desteklerin öngörülen enflasyon kadar artırılacağını planlayarak, tarımsal destekleri fiilen düşürmeyi tasarladılar. Mamafih 2002 için öngörülen enflasyon yüzde 20 iken gerçekleşen enflasyon oranı yüzde 29.75 oldu.

IMF ve Derviş’in tahmin edemediği ise, koalisyon ortaklarının o tarihte 15 milyon olan çiftçi nüfusu es geçmeyeceği ve bu programa uymayacakları idi. Mamafih, 2001 yılında bütçesinde tarımsal destekler için 1 milyar 33 milyon lira ayrılmışken, 2002 bütçesinde bu rakam yüzde 81 oranında artırılarak 1 milyar 868 milyon liraya çıkarıldı.

Bu nedenle de Başbakan, Derviş, tarım desteklerini kesti demiyor, planladı diyor.

2- Kılıçdaroğlu’nun çiftçiye eksik destek sözü ise, 18 Nisan 2006 tarihinde Meclis’ten geçen, 5488 sayılı Tarım Kanunu’nun 21. maddesinde “tarımsal destekler Gayri Safi Milli Hasıla’nın yüzde birinden az olamaz” deniliyor.

AKP iktidarı 2007 yılından itibaren yürürlükte olan bu kanuna uymadı. Bugüne kadar tarımsal desteklerin GSYH’ya oranı yüzde 0.5 ile 0.6 arasında değişti.

Dahası, 2014 yılında Meclis’in bütçede kabul edilen tarımsal destek ödeneğine de uymadı. Kısıntı yaptı. Söz 2014 yılı tarımsal destekler şöyle oldu.

 

3- Tarım kesimi, öteden beri tarımsal girdi maliyetlerinin yüksek olduğundan yakınıyor.

Çiftçi mazot desteği alıyor ve fakat, yaklaşık 4 liradan aldığı mazot maliyetlerini telafi etmiyor. Çiftçinin sloganı, yat sahibine 1 lira bize 4 lira şeklindedir. Çiftçi de ÖTV’siz mazot istiyor.

Gübre fiyatları ise, 2002 yılından beri yüzde 300 ile yüzde 500 arasında arttı. Buna karşılık tarım ürünleri üretici fiyat endeksi, 2002 yüz olarak alırsak 2015 Şubat ayında 291 oldu. Yani gübre fiyatlarının altında arttı .(Aşağıdaki Tablo)

Bu sonuçlar çiftçinin üvey evlat olarak görüldüğünü çok net olarak gösteriyor. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (12.5.2015)

 

 

BÖLÜCÜLÜK: BAĞIMSIZ KÜRDİSTAN SEÇİMLERE ENDEKSLİ

Bu köşeyi sürekli okuyanlar hatırlar, geçen yazımın son paragrafında, Iraklı aşiret reisi Barzani’nin, Washington ziyaretini yazmıştım. Hatırlatayım, gene o yazının sonunda, Türkiye’deki seçimler öncesi, bu ziyarette, her ne kadar konular çarpıtılsa da, Türkiye’deki seçimleri ilgilendirecek önemli konuların ele alındığını yazmıştım. Washington, beni gene yanıltmadı ve sırrını, birkaç gün içinde kustu.

Barzani, ABD başkentinde Atlantik Konseyi’ndeki (Bu kuruluş bizim NATO’yla ilişkili bir kuruluştur) bağımsız Kürdistan’ın, ne zaman kurulacağı sorusuna, “gelecek yıl veya birkaç yıl içinde” yanıtını vermiştir. Neden ve nasıl gelecek yıl veya birkaç yılın cevabı, sizlerin bu seçimlerde vereceğiniz oylara bağlı. Bu yüzden, Barzani de kesin bir yanıt veremiyor. Şu anda, AKP ile seçim öncesi PKK’nın gölgesi Kürt partisi arasında yaşanan, sanki dövüşüyorlar tiyatrosuna, sakın ola ki inanmayın. Her zaman yazdığım gibi, kötü yazılmış bir senaryoyu oynuyorlar. Hatırlayın vali bile, ağzından kaçırdı, Diyarbakır, Kürdistan’ın başkenti diye.

Stratejik planın parçaları

Belli ki, Beyaz Saray görüşmeleri sırasında, ortada bir IŞİD belası varken ve Erdoğan’ın gönlündeki parti seçimi kazanmadan, böyle bir sürece girişilemeyeceği uyarısında bulunulmuş. Bu sürece, bilerek veya bilmeyerek alet olan bazı solcular, bana, PKK ile Barzani’nin geçinemedikleri masalını anlatmasın. Kimse, hiçbir zaman, PKK’lı teröristlerin, yıllarca Barzani bölgesinde üstlenip, Barzani bölgesinden geçerek, Türkiye’ye girip evlatlarımızı şehit etmesini unutturamaz.

Saddam’ın devamı olan IŞİD, Kürtlere olan düşmanlığı ve bu grubun projelerini iyi bildiği için, Kobani olayını yaratmıştı. Barzani ve Kürtlerin Akdeniz’e açılmak istediğini, petrolü kendi boru hatlarından Akdeniz’de yüklemek istediğini biliyorlardı. İşte bu nedenle, Kobani savaşları oldu ve bizde yaşayan PKK’lılar da, IŞİD ile bu mücadeleye taraf oldular. Bir Amerikan stratejik planının parçası olan bu çatışmalar, sonuçta, IŞİD’in bölgeden kovulmasıyla sonuçlandı. Barzani petrol dolarlarıyla, Washington’da güçlü bir lobi yürütüyor. Ne yazık ki ABD’nin çizdiği yoldan, bu ülkeyi yıllardır yürüten AKP iktidarı, icraatları ile Washington’u bile çıldırtacak, son anda dereyi geçerken at değiştirtecek kadar Amerikalı yetkilileri kızdırmıştır.

Son anlarda, ABD Savunma Bakanlığı Pentagonda, ABD Ortak Kurmay Heyeti Başkanı tarafından silahtan arındırılmış bölge konusunda yapılan açıklamalar, yanlış değerlendirmeler yapılıyor. Bu açıklamalara göre, eğer yapılırsa böyle bir bölge, Suriye toprakları içerisinde olacak. Böyle bir girişim için, öncelikle en azından Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gerekmektedir. Güvenlik Konseyi’nde de iki üye, Rusya ve Çin, bu kararın çıkmasını önleyecektir. Velev ki şantaj ve tehditle böyle bir karar alındı. O zaman da, ABD Genelkurmay Başkanı’nın sözlerine dikkat edin. Maliyet diyor!.. Kim üstlenecek bu maliyeti? Emekli ve memuruna para vermek istemeyen AKP, böyle bir girişimde bulunduğu anda, kendi ayağına ateş edecektir. Sonuç, Türkiye’de büyük olaylar kaçınılmaz olacak. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, AKP yönetimi altında aldığı yeni durum, askerlerin böyle bir durumda, en az PKK’ya olduğu kadar kayıp vereceğini gösterir. ■ Savaş Süzal, Yeniçağ, (12.5.2015)

 

TÜRKİYE'DEKİ TARIM ARAZİLERİ RANTA KURBAN EDİLİNCE ÜRÜN FİYATLARI ARTTIHABERLER EKONOMİ

Tarım ülkesi Türkiye’de son 10 yılda 3 milyon hektar tarla, inşaat alanı oldu. Üretim düşünce milyarlarca dolarlık ithalat yapıldı. Üreticiler ve uzmanlar, meyve sebze fiyatlarındaki artışları bu gelişmelere bağlıyor.

Sebze meyve ürünleri üzerinden yürüyen yüksek enflasyon tartışması, tarım sektörünü yakından bilenler tarafından çok farklı değerlendiriliyor.

Çiftçi ekmekten vazgeçti

BUGÜN’ün haberine göre, Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Özden Güngör, uygulanan tarım politikaları nedeniyle çiftçilerin son 10 yılda 3 milyon dekar tarım arazisini ekmekten vazgeçtiğine dikkat çekti. Güngör, “Çiftçi, tarlasını ekse daha çok masraf yapıyor. Bunun için de boş bırakıyor” dedi. Tarım alanlarındaki daralmayı tarlaların imara açılmasına bağlayan Güngör, şöyle devam etti:

Tüketicilere yansıyor

“Bunun yanında özellikle verimli tarım arazilerine fabrika yapılması da üretimi düşürüyor. Üretimin düşmesinin ardından da meyve ve sebze ithalatı başlatıldı. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde fiyatlar tavan yapıyor. Bu da tüketiciye yansıyor."

İhracattan ithalata geçiş

Son 10 yılda bakliyat ekim alanlarının da 373 bin hektar azaldığını aktaran Güngör, "1990 yılında 300 milyon doların üzerine çıkan ihracat değeriyle dünyanın en büyük bakliyat ihracatçısı olan Türkiye, artık en fazla ithalat yapan ülkelerden biri haline düştü” yorumunu yaptı.

Bakliyat üretimi geriledi

2005 ile 2014 arasında bakliyat üretiminin 397 bin ton düştüğünü kaydeden Güngör, “İthal edilen 1 milyon 500 bin ton kırmızı mercimeğe 1 milyar 100 milyon dolar ödedik” ifadelerini kullandı.

Buğday ithalatına 9,3 milyar dolar verdik

Son 10 yılda 1 milyon 300 bin hektar alanda buğday ekiminden vazgeçildiğini açıklayan Özden Güngör, şunları söyledi: "Buğday üretimi 21 milyon 500 bin tondan, 19 milyon tona düştü. Son 9 yılda 9,3 milyar dolar ödenerek, 30 milyon ton buğday ithal edildi.”

Özkan: Tarım bitiyor

Bursa Osmangazi İncir Üreticileri Birliği Başkanı Osman Özkan, “Zamanında tüm Türkiye’yi besleyen Bursa Ovası sanayiye ve inşaata açıldı. Eskiden buralarda tarlalar vardı. Ama artık her yer villa, fabrika, site oldu” ifadelerini kullandı. Tarım alanlarının azalmasına maliyet yükünün de eklenmesinin fiyatlara yansıdığını aktaran Özkan, “Bunu engellemek için de meyve sebze ithal ediyorlar. Sonra da tarım bitiyor” dedi. ■Zaman, (12.5.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura