Diğerleri > Sis Çanı
22-12-2013
NELER OLDU 7-12 KASIM 2013 (Dolar, konjonktür, karşı devrim, yabancı sermaye, özeleştirme, borçlanma, kriz, seçimler, tarım, bölücülük)

Cihan Dura

22.12.2013


 7.11.2013

DOLAR: DOLARA MERKEZ'DEN YİNE MÜDAHALE

2.04 TL'nin üstüne çıkan doları Merkez Bankası durdurdu.

ABD Merkez Bankası ’nın tahvil alımlarını öngörülenden erken azaltmaya başlayacağı endişeleri ve gelişmekte olan piyasalardan çıkışlarla 2.04 TL’nin üstüne çıkan doları Merkez Bankası durdurdu.

Merkez Bankası 11 ve 12 Kasım’da uygulayacağı ek parasal sıkılaştırma (EPS) döneminde düzenleyeceği iki döviz satım ihalesinde minimum tutarı 100 milyon dolardan 160’ar milyon dolara yükseltti.

Merkez Bankası’nın döviz satım ihaleleri ile gelecek hafta minimum 520 milyon dolar satacak olması ve gelişmekte olan ülke para birimlerinin sabaha göre bir miktar toparlanmasının ardından dolar 2.03 TL’nin altına indi. ■ Cumhuriyet, (7.11.2013)

EKONOMİK KONJONKTÜR: SICAK PARA VE KISA VADELİ DIŞ BORÇ KRİTİK SEVİYEDE

CHP hazırladığı 76. Ekonomik Görünüm Raporu’nda sıcak para ve kısa vadeli borçlara dikkat çekti. CHP’nin ekonomi kurmayları yıl sonunda enflasyonun yüzde 8’i aşacağı görüşünde.

ABD Merkez Bankası’nın tahvil alımlarını azaltmaya bu yılın sonunda başlayabileceği konuşulurken, CHP’nin ekonomi raporunda bu süreçte Türkiye ekonomisinde açığa çıkan önemli bir kırılganlığa dikkat çekildi.

Türkiye’nin toplam döviz yükümlülükleri içinde “sıcak paranın” ve “kısa vadeli dış borçların” ağırlığının yüzde 50’ye yaklaştığının belirtildiği raporda, bu oranın “2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinden hemen önce yüzde 50’lerin üzerine” çıktığı hatırlatıldı.

CHP’nin ekonomi raporuna göre, AK Parti’nin ekonomide yıl içinde gösterdiği performans ve geçen yılın verileri, yılsonundaki birçok hedefin tutmayacağını gösteriyor. Rapora göre hükümetin son OVP ile yüzde 6,8’e çıkardığı enflasyon hedefi büyük ihtimalle tutmayacak, yıllık enflasyon yüzde 8’i aşabilir. Son iki ayda ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 10 artmazsa AK Parti ihracat hedefini de ıskalayacak.

CHP Ekonomi Politikaları Genel Başkan Yardımcılığı’nın Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak’ın koordinasyonunda hazırladığı 76. Ekonomik Görünüm Raporunda; Ekim ayı enflasyon verileri, Ağustos ayı Uluslararası Yatırım Pozisyonu verileri ve Eylül ayı Dış Ticaret verileri değerlendirildi.

Yılsonu enflasyonu yüzde 8’i aşabilir

AK Parti’nin yıla yüzde 5 enflasyon hedefiyle başladığının, yıl içinde bunu önce yüzde 6,2’ye, ardından son Orta Vadeli Program’la yüzde 6,8’e yükselttiğinin hatırlatıldığı raporda, “Yılsonunda bunu da tutturamayacakları anlaşılıyor” denildi. Raporda, geçmiş yıllarda son iki ay enflasyonunun ortalamasının yüzde 1,4 olduğu hatırlatılarak bu yıl da son iki ayda enflasyonun bu ortalama civarında gerçekleşmesi durumunda yılsonu enflasyonunun yüzde 8,4 oranında gerçekleşebileceği ifade edildi.

Enflasyon, enerji zamları ertelenmesine rağmen yüksek

Geçen yıl yapılan enerji zamları bu yıl yapılmamasına rağmen Ekim ayında yüzde 1,8’lik yüksek bir enflasyon yaşandığının kaydedildiği raporda, “Bu zamlar ötelenmemiş olsaydı, çok daha yüksek bir enflasyon ile karşılaşacaktık” ifadelerine yer verildi. Raporda, çekirdek enflasyon göstergelerindeki artış eğiliminin de enflasyonun hızlandığını gösterdiğine dikkat çekildi.

Alışılmamış para politikaları belirsizliği artırıyor

Enflasyonda son dört ayda gözlenen kararlı artış ve küresel piyasalarda Mayıs sonundan bu yana yaşanan gelişmelerin Merkez Bankası’nın, “Ortodoks olmayan(alışılmamış)” para politikasını sürdürmesini giderek zorlaştırdığının belirtildiği raporda, “Piyasaların enflasyonla ilgili daha kararlı bir duruş görme ve daha net mesaj alma ihtiyacı artıyor” denildi.

Merkez’in 2014 enflasyon hedefi de gerçekçi görünmüyor

Raporda Merkez Bankası’nın enflasyon hedefini sürekli ıskalamasının ve para politikası araçları üzerine Başbakanın ideolojik vesayetinin konmasının açıklanan enflasyon hedeflerini vatandaş ve piyasalar nezdinde daha da güvenilmez hale getirdiği belirtilirken, “Bu da Türkiye’nin kendine benzeyen ekonomilerden negatif ayrışmasına yol açıyor” değerlendirmesinde bulunuldu.

Sıcak para ve kısa vadeli borçlara dikkat

“Sıcak para” olarak tanımlanan yabancıların elindeki portföy yatırımlarının, mevduatların ve kısa vadeli alacakların toplamının Ağustos ayında 296 milyar dolar olduğunun kaydedildiği raporda, “Türkiye’nin her 100 dolarlık finansal döviz yükümlülüğünün 49,3 dolarının kısa vadeli borç ve sıcak paradan oluştuğu görülüyor. Bu, 2002’den bu yana en yüksek orandır” ifadelerine yer verildi. Bu oranın 2000 Kasım ve 2001 Şubat krizlerinden hemen önce yüzde 50’lerin üzerinde olduğunun hatırlatıldığı raporda finansal yükümlülükler içinde sıcak paranın ve kısa vadeli borçların payındaki artışın “yakından izlenmesi gerektiği” vurgulandı.

İhracat hedefi de şaşar

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin Ekim ayı ihracat verilerine göre yılın ilk 10 ayındaki ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 0,2 azaldığına dikkat çekilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

“Ekim ayında yayımlanan OVP’de açıklanan 153,5 milyar dolarlık yılsonu ihracat hedefinin tutması için yılın kalan son iki ayında 29 milyar dolarlık bir ihracat performansına ihtiyaç var. Diğer bir ifadeyle yılın geriye kalan son iki ayında ihracatın, geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 9,8 artması gerekiyor. Mevcut eğilimler ışığında bu çok da kolay değil. Daha geçtiğimiz ay yapılan 2013 ihracat tahmini de şaşarsa sürpriz olmaz.” ■ Cumhuriyet, (7.11.2013)

KARŞI DEVRİM: ‘ATATÜRK’ÜN HATIRALARI SİLİNİYOR’

MHP'li Yalçın Türk adını her türlü resmi ve özel belgeden kaldırmaya yönelik operasyonların sürdüğünü söyledi.

MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Gaziantep Milletvekili Semih Yalçın, ‘Devlet Nişanları yönetmeliğinde yapılan değişikler’ ile ilgili yaptığı açıklamada, AKP iktidarının Türk Devleti’ni dönüştürmeye, Türk adını her türlü resmi ve özel belgeden kaldırmaya yönelik operasyonları büyük bir hızla sürdürdüğünü söyledi.

Semih Yalçın yaptığı yazılı açıklamada, son olarak, Türkiye’nin tanıtımına ve uluslararası ilişkilerine katkıları dolayısıyla yabancılara verdiği en büyük üç nişanın Devlet, Cumhuriyet ve Liyakat Nişanları’nın şekillerinin değiştirildiğini belirtti. Eski nişanlarda yer alan Atatürk silueti ve T.C. yazısı yeni nişanlardan kaldırıldığını belirten Yalçın, “Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ve sembolize eden, çağrıştıran her değer ve belgeden Türk adının, Atatürk izinin ve resminin silinmesi suretiyle sergilenen bu inanılmaz cüret, milletimiz tarafından esef ve kaygıyla karşılanmaktadır” dedi.

Devlet nişanlarından Türkiye Cumhuriyeti’ni vurgulayan iki baş harfin kaldırılmasının Türk düşmanlığı olduğunu iddia eden Yalçın açıklamasının devamında, “Diğer taraftan Atatürk kompleksi, AKP iktidarında ve bilhassa liderinde tedavi edilemez bir siyasi alerji oluşturmuştur. Aslında bu alerji ve husumetin ardında sadece Atatürk’ün mirası ve tekrarı imkânsız hizmetler değil, ona bu üstün vasıfları veren ve sahip olduğu dehayı ateşleyen Türk milleti vardır. Erdoğan, Türk milletinden aldığı yetkiyi kötüye kullanarak Atatürk’ün aziz hatıralarını birer birer silerken, aslında Türk milletine ait ne varsa yavaş yavaş ortadan kaldırmak istemektedir. Türkiye’yi kuran unsurun Türkler, toplumumuzu oluşturan kültürün de Türk kültürü olduğu vakıası uykularını kaçıran AKP Lideri, ömrünü bu ilahî hakikati silmeye adamıştır” dedi. ■ Sözcü, (7.11.2013)

YABANCI SERMAYE: TÜRK DEVİNİ YABANCILAR SATILDI

Türkiye'nin en eski firmalarından birisi olarak 1915 yılında kurulan Kemal Kükrer'in yüzde 50'sini Japonlar aldı

Japonya’nın köklü gıda şirketlerinden Ajinomoto Co., Inc. Türkiye’de Kemal Kükrer markası ile tanınan Kükre AŞ’de %50 pay alımı konusunda anlaştığını bildirdi.

Şirketin açıklamasına göre Kükre Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Nakliyat ve Özel Eğitim Hizmetleri Ticaret ve Sanayi AŞ’de satın alınan payın karşılığında 60 milyon Türk Lirası civarında (2.9 milyar yen civarı) ödeme yapılacak.

Ajinomoto açıklamasında satın alma Türkiye’deki mevcut işlerin genişletilmesinin yanı sıra yeni gıda alanlarına girişin de hedeflendiğinin altı çizildi. Satın alma ile 2018 itibarıyla 5.0 milyar yenlik (şimdiki seviyenin 2.5 katı) pazar hedeflendiği aktarıldı.

Japon devi Panasonic ise, geçtiğimiz günlerde Türkiye’de elektrik anahtarları ve priz üretiminin en büyük şirketi olan Viko’nun çoğunluk hissesini satın almıştı.

SİRKENİN BABASI

1915 yılında evinin bodrum katında meşe ağacından özel olarak yapılmış iki adet fıçıyla başlayan üzüm sirkesi serüveni, o küçük mahalleden taşıp bugün onlarca farklı ürünle 30  ülkeye ihracat yapan bir marka haline geldi.

Kemal Kükrer doğal ve ağır mısır fermantasyonu yöntemi ile üzüm, elma ve diğer meyve sirkelerini üreten ilk ve tek marka olmasının yanı sıra, nar ekşisi, üzüm sirkesi ile turşu, ballı elma sirkesi ve vişne sirkesi, sarımsak sosu gibi ürünleri Türk halkının beğenisine sunan ilk marka özelliği taşıyor.

13 yıl önce 1500 m2’lik tek fabrika ile yılda 3.000 ton ürün üreten Kemal Kükrer, 2013 yılında 3 fabrika ve 28.000 m2 alanda 50.000 ton kapasiteye ulaştı. ■ Sözcü, (7.11.2013)

ÖZELLEŞTİRME: MİLLİ PİYANGO’YU DA SATIYORLAR

Şimşek, Milli Piyango İdaresinin özelleştirilmesiyle ilgili, "Ümit ediyorum ki kasım ayında ihale ilanına çıkacağız" dedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, NTV-CNBC-e ortak yayınına katılarak gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.

Milli Piyango İdaresinin özelleştirilmesine ilişkin açıklamalarda bulunan Şimşek, “Ümit ediyorum ki yılbaşından çok önce kasım ayında ihale ilanına çıkacağız” diye konuştu.

Şu anda son bir değerleme çalışmasının yapıldığını ve daha sonra Bakanlar Kuruluna sunulacağını belirten Şimşek, sürecin en geç ocak ayında tamamlanmasını ümit ettiklerini dile getirdi. ■ Sözcü, (7.11.2013)

 

 8.11.2013 

ATA.K, AHLAK: VATANINI SATANLAR NAMUSTAN, AHLÂKTAN BAHSEDEBİLİR Mİ?

: … Tabii ki toplumun ahlâkı birince derecede önemlidir. Fakat bir toplumda ahlâksızlığa, çürümeye sebep olan ekonomideki zinadır, partizanlıktır, kayırmadır, rüşvettir, torpildir, siyasetteki zinadır, dış politikadaki zinadır, ikiyüzlülüktür, kalleşliktir!

Siz “kardeşim” dediğiniz insanları arkadan hançerliyorsanız, namus bekçiliği yapamazsınız. Silah ve eğitim vererek teröristleri komşularınızın üzerine salıyorsanız, Türkiye’nin Müslüman ülkelerde artık “kalleş bir ülke” olarak anılmasına sebep oluyorsanız, yurt sorununu halletmeyip sokakta bıraktığınız üniversite öğrencilerinin ahlâkına sahip çıkma görüntüsü ile kendinizi temize çıkaramazsınız.

Ülkenin 80 yılda oluşturduğu ekonomik değerleri, yabancılara sattıktan sonra, sularını, dağlarını, yaylalarını da peşkeş çekme hazırlığı yapıyorsanız, ağaçlarını bile katlediyorsanız, namustan bahsedemezsiniz. Çünkü vatan namus demektir. Vatanını satanlar beyindeki namusunu satıyor demektir.

Namus, sadece belden aşağısı ile ilgili bir kavram değildir. Namus, ilk olarak Yunancada Tevrat’ın adı olarak kullanılmıştır ki, “toplum düzeni” demektir. Siz, bırakın bu uydurma tartışmaları da toplumun düzenini bozduktan, halkı referandumda aldatarak hukuk devletini tamamen ortadan kaldırdıktan, sahte delillerle masum insanları hapse atan ama katillere beraat kararı veren bir düzen kurduktan sonra, kızın erkeğin namusuna sahip çıkıyor görüntüsü vererek oy avcılığı yapmaya ne denilir onu tartışalım! ■ Arslan Bulut,Yeniçağ, (8.11.2013)

YABANCI SERMAYE: SHELL, BİR TÜRK ŞİRKETİNE TALİP!

Türk şirketi yüzde 50'sinin satışı için Shell&Turcas Petrol ile ön anlaşma metni imzalandığını açıkladı.

OMV Petrol Ofisi, iştiraki Marmara Depoculuk Hizmetleri'nde doğrudan ve dolaylı yüzde 90 hissesinin yüzde 50'sinin satışı için Shell&Turcas Petrol ile ön anlaşma metni imzalandığını açıkladı. Açıklamaya göre bu oran şirketin toplam sermayesinin de yüzde 45'ine karşılık geliyor. Açıklamada başka detay yer almadı. ■ Akşam, (8.11.2013)

BORÇLANMA: AVRUPA'NIN BORÇ BATAĞI SÜRÜYOR

Avrupa ülkelerinin kamu borç sorunu,son 5 yıldır defalarca uygulamaya konan kurtarma paketleri ve alınan tüm önlemlere rağmen hız kesmeden artışını sürdürüyor.

Küresel piyasalarda son dönemde ABD Merkez Bankası'nın (Fed) tahvil alım programı ve 1 Ocak 2014'te göreve başlaması beklenen yeni Başkanı Janet Yellen'in izleyeceği politikalara odaklanmasına rağmen, son 5 yılın sürekli değişen kararlara karşın değişmeyen sorunu Avrupa Birliği ve borç krizi güncelliğini korumayı sürdürüyor.

Avrupa Birliği'ne üye 28 ülkenin kamu borcunun Gayri Safi Yurtiçi Hasılaya (GSYH) oranı,  yılın ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 86,8, 17 üyeli Avro Bölgesi'nde ise yüzde 93,4 seviyelerinde bulunuyor.

Birlik ülkelerinin kamu borç sorunu, son 5 yıldır defalarca uygulamaya konan kurtarma paketleri ve alınan tüm önlemlere rağmen hız kesmeden artışını sürdürüyor.

Geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 89,9 olan Avro Bölgesi'nin kamu borcunun GSYH'ye oranı, bu yılın ikinci çeyreğinde yüzde 93,4'e yükseldi. Aynı dönemde 28 üyeli Birliğin kamu borcu da yüzde 84,7'den yüzde 86,8'e çıktı.

Birliğin Öncü Ekonomileri Maastrich'te Sınıfta Kaldı

AB'nin lokomotifi Almanya, Fransa, İngiltere ve İtalya, kamu borcunun GSYH'ye oranını yüzde 60'la sınırlayan Maastricht kriterleri açısından sınıfta kaldı. Zira Birliğin en büyük ekonomisi Almanya'nın kamu borcunun GSYH'ye oranı, yılın ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 79,6, 2. büyük ekonomisi İngiltere'nin yüzde 89,6, 3. büyük ekonomisi Fransa'nın yüzde 93,5, 4. büyük ekonomisi İtalya'nın ise yüzde 133,3 seviyelerinde bulunuyor. 

En Fazla Borç Yunanistan'da

Avrupa Birliği ülkeleri arasında en fazla kamu borcuna sahip ülke yüzde 169,1'le Yunanistan. Daha önce birlik tarafından defalarca kurtarılan ve yeni bir kurtarma paketinin gündemde olduğu ülkenin kamu borcunun GSYH'ye oranı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 149,2 seviyelerinde bulunuyordu.

Birliğin kamu borç sorunu yaşayan bir diğer ülkesi de Portekiz. Ülkenin geçen yılın ikinci çeyreğinde 118,1 olan kamu borcu, bu yılın aynı döneminde yüzde 131,3'e yükseldi. 

Türkiye Kriterleri Tutturuyor

Türkiye'nin, izlenen politikalar sonucunda 2012 yılında yüzde 36,2 olan AB tanımlı genel yönetim borç stokunun milli gelire oranı gerilemeye devam ederek, 2013 yılının ikinci çeyreğinde de yüzde 35,9'a indi.  

Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Türkiye'nin kamu borcunun GSYH'ye oranının bu yıl sonunda yüzde 36, 2014'te yüzde 34, 2015'te ise yüzde 33,5 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. ■ Akşam, (8.11.2013)

 

9.11.2013

DOLAR REKORA GİDİYOR

ABD'de merakla beklenen tarım dışı istihdam Ekim'de 204 bin kişi ile beklentilerin yaklaşık iki katı arttı. Bu verinin ardından dolar/TL 2,05'in üzerine çıktı, borsa ve altın düştü.

Hafta başından bu yana merakla beklenen ABD tarım dışı istihdam verisi geldi. Çalışma Bakanlığı'nın verilerine göre tarım dışı istihdam Ekim ayında 204 bin kişiyle beklentilerin neredeyse iki katı arttı. Beklentiler Ekim ayında tarım dışı istihdamın 125 bin kişi artacağı yönündeydi. ABD'de işsizlik Ekim ayında yüzde 7,3'e yükseldi. İşsizlik Eylül'de yüzde 7,2'ydi.

Rakamlar piyasaların istemediği yönde gerçekleşti. Verinin ardından BIST 100 yüzde 2,4 değer kaybederek 74 bin 025 puana geriledi. Bankalar arası piyasada karar öncesi 2,02 seviyesinde olan dolar 2,05'in üzerine kadar yükseldi. Sepet bazında TL veri sonrası 2,38'i aştı. Veri öncesi sepet TL 2,36 düzeyindeydi. ABD verisinin ardından 10 yıllık gösterge faiz yüzde 9,21'e kadar yükseldi. Altının onsu da 1300 doların altına geriledi. ■ Akşam, (9.11.2013)

 

10.11.2013 

KRİZ, KREDİ: DOKTOR KIYAMET KREDİ BALONUNA DİKKAT ÇEKTİ

‘Doktor Kıyamet’ lakaplı ekonomist Marc Faber, gelişmiş ekonomilerdeki kredi büyümesinin 2008 krizi öncesindeki seviyeyi aştığını söyledi.

Doktor Kıyamet’ lakaplı ekonomist Marc Faber, gelişmiş ekonomilerdeki kredi büyümesinin 2008 krizi öncesindeki seviyeyi aştığını söyledi.
Faber, dünyanın kredi büyümesi açısından 2008’den daha kötü bir durumda olduğunu söyledi. Faber, “2008 yılında ekonomide çok fazla kredi olduğu için bir kredi krizi yaşadık diyorsak, şu anda kredilerin ekonomi içindeki yüzdesinin o zamana göre daha yüksek olduğunu da görmeliyiz” şeklinde konuştu. Faber, Uluslararası Ödemeler Bankası’nca hazırlanan bir rapora dikkat çekerek, gelişmiş ülkelerdeki toplam kredinin, 2007’deki oranın yüzde 30 üzerine çıktığını söyledi. ■ Birgün, (10.11.2013)

 

11.11.2013

 

SEÇİMLER, HİLE: SEÇİMDE HİLE KUŞKUSU ARTIYOR

 

YSK’nin verdiği rakamlar, seçmen sayısıyla ilgili çelişkileri ortaya koydu.

CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın Bilgi Edinme Yasası kapsamında YSK’den aldığı bilgiler, 2007 yılından beri ülke nüfusunun yaklaşık 5 milyon, seçmen sayısının ise 12 milyon arttığını ortaya koydu. Bu şekilde bir artışın mümkün olmadığını belirten Acar, “Açık ve kesin olan şey, seçim hilesi olduğudur. Mezardakilere bile oy kullandırarak seçim kazanmaktadırlar” dedi.

CHP’li Gürkut Acar, YSK’nin “Seçmen sayısı, seçimlerde basılan oy pusulası ile kullanılan oy pusulası sayısı”yla ilgili soru önergesini “kurulun yargısal niteliği nedeniyle milletvekillerinin yazılı soru önergelerine yanıt verilemeyeceği” gerekçesiyle yanıtlamaması üzerine, Bilgi Edinme Yasası kapsamında YSK’den istedi. YSK’nin Acar’a verdiği bilgiler ise daha önceki seçimlerde seçmen sayısındaki artışla ilgili kuşkuları yeniden gündeme taşıdı. YSK’nin Acar’a verdiği bilgiye göre, 2002 yılı genel seçiminde toplam seçmen sayısı 41 milyon 407 bin, 2007 yılında 42 milyon 799 binken, 2011 yılında 52 milyon 806 bine yükseldi. YSK, 24 Ekim 2013 itibarıyla toplam seçmen sayısının öise 54 milyon 971 bin olduğunu açıkladı.

YSK, bastırılan ve kullanılan oy pusulalarıyla ilgili olarak da bilgi verdi. 2007 yılı genel seçiminde 61 milyon 18 bin, 2011 yılında ise 69 milyon 163 bin birleşik oy pusulası bastırıldığını bildiren YSK, 2011 seçimlerinde oy kullanan seçmen sayısının 43 milyon 914 bin olduğunu açıkladı.

YSK’nin verdiği bilgileri değerlendiren Acar, son yıllarda yapılan seçimlerle ilgili olarak seçmen sayısı ve seçim güvenliğine ilişkin ciddi tartışmalar yaşandığını belirterek, gerek seçmen sayısı gerekse oyların sayım süreçleriyle ilgili ciddi kaygılar olduğuna dikkat çekti. 2007-2012 döneminde nüfusun yaklaşık 5.2 milyon arttığını, seçmen sayısındaki artışın ise yaklaşık 12 milyon olduğuna dikkat çeken Acar, “Bu artış somut şekilde açıklanması gereken bir rakamdır. Nüfus 5 milyon artarken nüfusun içindeki seçmenlerin sayısının 12 milyon artması mümkün değildir. Açık ve kesin olan şey, seçim hilesi olduğudur. Mezardakilere bile oy kullandırarak seçim kazanmaktadırlar. AKP, hukuku ihlal eden uygulamaların ve hilelerinin hesabını mutlaka verecektir” dedi. ■ Emine Kaplan, Cumhuriyet, (11.11.2013)

 

12.11.2013

TARIM: TOHUMDA YERLİ ORANI YARIYA YAKLAŞTI

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürü (TAGEM) Doç. Dr. Masum Burak, birkaç yıl öncesine kadar çiftçisinin kullandığı tohumun yüzde 90’ını ithal eden Türkiye’nin bu alanda önemli bir gelişme elde ettiğini söyledi.

2010’da yüzde 10 olan yerli tohum oranının yüzde 50’ye yaklaştığını ifade eden Burak, Türkiye’de üretilen yerli tohumların aralarında Rusya, İspanya, Şili’nin de bulunduğu 30 ülkeye ihraç edildiğini kaydetti.

Türkiye’nin yaptığı yasal düzenlemelerle ve geliştirdiği önemli projelerle bitki ıslahı alanında devrim niteliğinde adımlar attığını vurgulayan Masum Burak, “Hibrit tohumlarda Türkiye 2010 yılında yüzde 10 yerli üretiyordu, yüzde 90 ithal ediyordu. 5 üniversite, 5 araştırma enstitüsü ve 38 tohumculuk firmamızla birlikte proje başlattık. Şu anda yerli tohum kullanım oranı yüzde 50’lere yaklaştı.” dedi. Türkiye’nin geliştirdiği ayçiçeği ve buğday çeşitlerinin Şili, İspanya, Azerbaycan, Türkmenistan ve İran’da; Osmancık adlı çeltik çeşidinin Bulgaristan, Ukrayna, Makedonya, Rusya ve Yunanistan’da üretilmeye başladığını belirten Burak, “Tohumu Türkiye’den gidiyor. Bu Ar-Ge’nin, ıslahın başarısı.” dedi.

Dünya nüfusu artarken, tarım alanlarının azaldığına dikkat çeken Masum Burak, verimliliği artıran bitki ıslahının önem kazandığını ifade etti. Bitki ıslahı için biyolojik çeşitlilik gerektiğini, dünya üzerindeki 500 bin bitkinin 350 bininin tanımlanmasına karşın 7 bininin kültürünün yapılabildiğini anlatan Burak, Türkiye’nin biyoçeşitlilik açısından önemli bir ülke olduğunu kaydetti. Anadolu’daki 12 bin bitkiden 4 bininin endemik olduğunu hatırlatan Burak, bunun ıslahçılar için iyi bir kaynak oluşturduğunu kaydetti. ■ KENAN BAŞ, Zaman, (12.11.2013)

BÖLÜCÜLÜK: TOPLUM NASIL AYRIŞTIRILIR?

Okul bilgiyi; cami manevi değerleri; kışla vatan duygusunu ortaklaştırır. Okul, kışla ve cami gibi değerler bir yandan manaları ortaklaştırırken diğer yandan insanları sosyalleştirir. Bu yüzden de sorumlu devlet yöneticileri haklı olarak kışlaya, okula, camiye ve adalet sarayına siyasetin sokulmaması gerektiğini söylerler.
Hiç kuşkusuz insanlar yalnızca ortak yanları olanlarla ilişki ya da dayanışma içinde olmazlar. Ancak bir arada yaşayan insanlar diğerleriyle olan ortak yanlarını fark ettikçe birbirleriyle daha sıcak ilişki içine girerler. Birbirlerinin ortak yanlarını fark eden insanlarda dayanışma, fedakârlık ve yardımlaşma duygusu da gelişir.
“Cinsin cinse meyilli” olduğunu Celalettin Harzem Şah söyler. Ancak insanların ortak yanları yalnızca cinsleriyle sınırlı değildir. Aynı coğrafyada yaşamak, aynı inancı paylaşmak ve nihayet aynı tarihe sahip olmak da insanlar arasındaki ortaklığı artırır.
Türk milletine düşmanlık besleyenler bu nedenle birleştirmeyi değil ayırmayı; bütünleştirmeyi değil ayrıştırmayı tarihi strateji olarak kullanmışlardır. “Böl ve yönet” ya da “ayır ve buyur” stratejisi bu gerçeğin ürünüdür.
Türk milleti, kendisine rehberlik etmiş olan bütün milli, manevi önder ve değerlerini ayrıştırarak değil birleştirerek millet olmuştur. Tarih boyunca ayrıştırmalar, farklılaştırmalar ve ötekileştirmeler hep parçalamış ve bölmüştür.
Başbakan Erdoğan, 10 Kasım özel sempozyumunda Atatürk’ün toplumu ayrıştırmak için kullanıldığından yakınarak şunları söylemiştir: “Herkese göre farklı bir Atatürk yoktur... Kurtuluş Savaşı’nın başkumandanı Gazi Mustafa Kemal bir ayrışmanın aracı olabilecek en son isimdir” demiştir.
Başbakan Erdoğan’ın bu sözleri doğrudur ama Atatürk’ü ’ayrışma aracı’ olarak kullananlar; onun “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözlerine ayrımcılık izafe ederek anıtlardan kazıyanlar değilse kimlerdir? AKP yalnız Atatürk’ü değil başta tarih olmak üzere ayrışma aracı olarak kullanmadığı hiçbir değer kalmamıştır. Aslında Tayyip Erdoğan bu sözleriyle kendi yaptığını başkalarının yapmasını istemiyor.
Türkiye’nin Başbakanı “Kürt-Türk”, “Alevi-Sünni” ayrıştırması yapmakla kalmamış, tarihten mezhep ve etnik husumet de çıkartmıştır. Kabuk tutmuş yaraları bizzat Başbakan Erdoğan’ın kendisi kanatmıştır. Dersim olaylarını, Başbakan Erdoğan’ın dile getirme biçimini hatırlayınız! Başbakan Erdoğan, hikâyelere dayanarak “Murat suyunun, kandan kıpkızıl aktığını görenler” olduğundan söz etmiştir. Şehir efsanelerinden yola çıkarak, bölgede çocuk katliamından bahsetmiştir. Güneydoğu’da PKK’lı teröristlerin yaptığı kitle katliamlarından ve işlediği cinayetlerden neredeyse hiç söz etmeyen AKP’nin kudret elitleri, varsa yoksa askeri hedefe koyan köy yakma ve faili meçhulleri dile getirmektedir.
AKP iktidarı yalnız halkı etnik, mezhep ve bölgesel olarak ayrıştırmakla kalmamış aynı zamanda toplumu birbirine kaynaştıran milli kahraman ve bilgeleri de mezhep ve etnisitelere göre ayrıştırmıştır. AKP iktidarı döneminde adeta Yavuz Sultan Selim’in patenti Sünnilere; Hacı Bektaşi Veli’nin Alevilere; Selahaddin Eyyubi’ninki de Kürtlere verilmiştir.
Türkiye topraklarındaki herkesin ve herkese ait olan değerleri, AKP ile birlikte şu veya bu etnik ve mezhebe indirgenmiştir.
Ayrımcılığın ve bölücülüğün daha tehlikelisi de AKP tarafından Türk milletinin geleneksel tarihi ve kültürel algısının değiştirilmesiyle yapılmıştır. Tayyip Erdoğan, Türk milleti kavramını ırki ve kavmi bir boyuta indirgemiştir. Türk’e kendinize “Türk’üm” demeyiniz, çünkü Kürtler bundan rahatsız olur, demiştir. Tarihin binlerce yıllık süreçte yarattığı hasılaya Tayyip Erdoğan adeta savaş açmıştır.
Dini, ahlaki ve milli değerlerin ayrıştırma aracı olarak nasıl kullanıldığını öğrenmek isteyenlerin AKP’nin on bir yıllık uyguladığı stratejilere bakmaları yeterlidir. AKP’nin on bir yıllık iktidar döneminde ayrıştırma aracı olarak kullanılmayan hiçbir değer kalmamıştır. Başbakan Erdoğan, kendi yaptığını başkalarının yapmasını istemiyor. Şikâyeti ve sitemi bundan ibarettir. ■ Özcan Yeniçeri, yeniçağ, (12.11.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura