Diğerleri > Sis Çanı
26-11-2012
NELER OLDU 7-12 KASIM 2012 (Yabancı sermaye, kriz, bankacılık, yabancıya toprak, UÖŞ, suçlar, gelir, iç bedhahlar, RTE, kaynak kullanımı, tarım)

Cihan Dura

26.11.2012


 7.11.2012   

YABANCI SERMAYE: DIŞ YATIRIM GELİYOR DA NE OLUYOR?

Bilimsel düşüncenin güdük kaldığı bizim gibi ülkelerde, toplumsal gelişmeleri, olguları değerlendirmede tek boyutluluk, ifrata vardırmak, abartmak sık karşılaşılan bir zaaf. Süreçleri bütün cepheleriyle görememek, etki eden değişkenlerin birbirleriyle ilişkilerini kuramamak, en önemlisi her madalyonun bir de öteki yüzü olduğunu anlayamamak, olan bitenin sağlıklı teşhisini zorlaştırıyor, zayıflatıyor. Doğru olmayan teşhis, doğru tedaviyi de getirmiyor elbette.

Bir süredir dillere pelesenk edilen kredi Fitch, S&P, Moody’s gibi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye verdikleri notlara atfedilen önemde de aynı şeyleri gözlemek mümkün. O hale getirildi ki, sanki bu kuruluşların kredi notunu sabit tutması ya da artırması ülkenin kaderine hükmeden tek değişken. Bunda Zafer Çağlayan türü, devlet adamlığı kapasitesi çok düşük figürlerin medyada yer bulan demeçlerinin de payı var. Kredi notunu artırmadı diye bir kuruluşa küfüre yakın sözler sarf ederek prim derdine düşen böyle figürlerin, notun artırılması karşısında da zil çalıp oynaması gerekiyor.

Oysa ne o, ne öteki. Sanıldığı kadar can alıcı, bir ülke kaderini etkileyen şeyler değildir derecelendirme kuruluşu notları. Türkiye düne kadar, BB+ notu ile Kosta Rika, Guatemala, Uruguay, Macaristan ve Filipinler ile aynı kategorideydi. Notu bir kademe artırılarak BBB-’ye çıkarıldı. Peki çıkarılınca ne oldu, ne olacak? Bu kez Fas, Hindistan, bazı Balkan ülkeleri ve kardeş Azerbaycan ile aynı kümeye çıkmış oldu. Ama hâlâ yukarıdaki kabaca

***

Deniliyor ki, Türkiye 1994’ten bu yana bu yeni kümeye sokulmamış. Peki, sokulmadı da yatırımcı mı, dış kaynak mı gelmedi? Hayır, özellikle 2001 krizinin ardından IMF-Kemal Derviş işbirliğinin ağır bankacılık ve bütçe operasyonlarının ardından, dış dünyadaki likidite bolluğunun da etkisiyle yatırımlar, dış kaynaklar Türkiye’den eksik olmadı. Not, BB+’da iken bile dış yatırımcı gelmekten uzak durmadı. Notu bir kademe artırılmış ülkeye, belki daha az nazlanarak, biraz daha iştahla, dolayısıyla faiz beklentisini biraz esneterek gelir, o kadar.

Asıl önemli olan dış yatırımcının, dış kaynağın gelip gelmemesi değil. Önemli olan, geliyor da ne oluyor, sorusu.

Dış yatırımcının, dış kaynağın fazlası da zarar, eksiği de... Önemli olan, doğru yabancı kaynağı, doğru miktarda çekip ondan azami faydayı sağlamak. Türkiye, AKP iktidarları döneminde toplam 330 milyar dolar döviz açığı vermiş ama bu açık ihtiyacın üstünde dış kaynak girişi ile finanse edilmiş, hatta ihtiyacın yüzde 22 üstüne çıkmış. Burada önemli olan gelen dış kaynağın kalitesi.

Bugüne kadarki deneyim gösteriyor ki, yabancı kaynak Türkiye’nin asıl ihtiyacı olan doğrudan yeni yatırımlara gelmiyor. Doğrudan yabancı sermaye, yılda ortalama 10 milyar doları geçmiyor. Daha çok da özelleştirilen kuruluşlara ya da özel sektör bankalarını almaya geldi bugüne kadar. Yüzlerce işçiye iş imkânı sağlamış, faaliyet gösterdiği sektörde kapasite kullanımında, ihracatta hissedilir artış sağlamış kaç yabancı sermayeli proje gösterebilirsiniz?

Sıcak para biçiminde borsaya ve devlet kâğıtlarına gelenler AKP döneminde 102 milyar doları geçmiş... Buradaki spekülatif kârlardan ve cazip faizlerden nasipleniyorlar ve canlarının istediği zaman da çekip gidiyorlar. Bunun yanı sıra daha çok, banka kredileri biçiminde geliyor yabancı kaynak… Özellikle de yerli banka ve şirketlere döviz kredisi veriyor dış yatırımcılar. Bugün dış borçların üçte ikisi özel sektör borcu. Bunlar da daha çok inşaat-emlak, iletişim, havacılık gibi ağırlıkla iç pazara dönük alanlara dönük yatırımlarda kullanılmış dış kaynaklar.

Kullanılan yabancı kaynak, Türkiye’nin cari açık sorununu hafifletmek yerine onu ağırlaştıracak tarzda kullanıyor. Dış kaynağın bolluğu, döviz kurunu aşağı itiyor, ithalatı ucuzlatıyor, ihracatı caydırıyor, sonuçta döviz açığı oluşturuyor. Büyüyen açık, yeniden ve yeniden borçlanmayı gerektiriyor. Böyle çarpık yönelimler, yeterince istihdam da yaratmıyor. Dolayısıyla, dış yatırım, dış kaynak geliyor gelmesine ama kullanımı, yönelimi öylesine çarpıklıklar yaratıyor ki, bu kaynağın yarattığı negatif etkiler, gürül gürül akmasından çok daha vahim…

Ama bunun muhasebesini yapan nerede? ■ Mustafa Sönmez, Cumhuriyet, 7.11.2012

AB, KRİZ: AVRO, 8 HAFTANIN DİBİNDE

Avro, Yunanistan’ın Avrupa Birliği ve IMF’den sağladığı mali yardımın bir sonraki dilimini alabilmesi için gerekli düzenlemeleri yapamayacağı endişeleriyle dün dolar karşısında sekiz haftanın en düşük seviyesine geriledi. Avro/dolar paritesi 1.28’in altına inerken 11 Eylül’den bu yana en düşük seviyeyi gördü. ■ Cumhuriyet, 7.11.2012

BANKACILIK: 12 BANKAYA 'ORTAK HAREKET ETTİKLERİ' GEREKÇESİYLE AĞIR CEZALAR GELİYOR

Rekabet Kurumu'nun elinde bankaların genel müdürleri dahil bazı yöneticilerin aralarında yaptıkları mail yazışmalarının olduğu ileri sürüldü

Rekabet Kurumu, 12 bankanın kredi kartları faizleri dahil, çok sayıda kredi türünde faiz oranlarını ortak hareket ederek belirledikleri kanaatine vardı. Sözkonusu bankalara geçen yılki cirolarının yüzde 10'una varan cezalar kesilmesi gündeme geldi.

Hürriyet gazetesi yazarı Erdal Sağlam'ın haberine göre; kurumun elinde bankaların genel müdürleri dahil bazı yöneticilerin aralarında yaptıkları mail yazışmalarının olduğu ileri sürüldü. Ancak bir genel müdür, "Bankacılar birbirleriyle öyle yapalım diye konuşur, sonunda dönüp birbirlerinin gözünü oyarlar" dedi.

Rekabet Kurumu yetkilileri cezaların ciro üzerinden hesaplandığını, kesilecek cezanın bir yıl önceki cezanın yüzde 10'unu aşmayacağını söylüyor. Bu arada "kartel" saptaması kesinleşirse verilecek cezanın cironun yüzde 2'sinden az olamayacağı da hatırlatılıyor.

Hangi Bankalar İnceleme Altında?

Akbank, Denizbank, Finansbank, HSBC Bank, ING Bank, TEB, Garanti Bankası, Halkbank, İş Bankası, Vakıflar Bankası, Yapı ve Kredi Bankası ile Ziraat Bankası. Ayrıca Garanti Bankası'nın bazı işlemleri yürüttüğü Garanti Ödeme ve Garanti Konut finansmanı şirketleri. ■ http://www.adilmedya.com, 7.11.2012

 

8.11.2012 

YABANCI SERMAYE: NOT ARTIŞI CİDDİ YABANCI YATIRIMLARI ARTIRACAK MI?

Fitch not artırırken, olumlu ve olumsuz ekonomik gelişmeleri de açıkladı. Olumlu olan ve not artırımı için altyapı oluşturan gelişmeleri, kamu mali disiplini, kamu borç stokunun milli gelir içindeki payının azalması, finansal sektörün sağlamlığı, işsizliğin azalması olarak açıkladı.
Ayrıca temsilci, iki yıl içinde Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada, siyasi ve askeri şoklara neden olmayacak şekilde bir istikrar sağlanması, cari açıkta ciddi oranda azalma ve enflasyonda ciddi şekilde düşme olursa, kara para aklamayı önleyen yasa çıkarsa, Türkiye’nin notunun yeniden artırılmasının gündeme gelebileceğini kaydetti. Bu yolla, cari açığın ve Suriye politikasının risk oluşturduğunu da ifade etmiş oldu.
Not artışından sonra Türkiye artık, Azerbaycan, Bulgaristan, Colombiya, Romanya, Hindistan, Endonezya, Letonya, Nabibya, İzlanda, Tunus ile aynı nota sahip oldu.
Rating kuruluşları not verirken genel olarak aşağıdaki temel göstergelere bakıyor.
* Ülke ekonomisinin gelir yaratma kapasitesi, milli gelirde büyüme trentleri, yatırımlara ayrılan paylar,
* Bütçe disiplini,
* Cari denge, ihracat potansiyeli ve ihracatta gelişme,
* Enflasyon,
* Dış borç stokunun milli gelire oranı,
* Siyasi Riskler.
Aslında iktisadi gelişmişlik açısından Türkiye, daha yeni aynı nota girdiği yukarıdaki ülkelerden daha fazla gelişmiş bir ülkedir. Risk açısından bu ülkelerden daha fazla riskli ülke olmasına, yukarıdaki kriterlerden bazıları ve özellikle sıcak para neden oldu.
Fitch’in “yatırım spekülatif yapılamaz notunu, yatırım yapılabilir” şekline değiştirmesi, sıcak para açısından önemlidir... Çünkü Türkiye’nin sıcak paraya değil, doğrudan, sıfırdan yatırım yapacak, uzun dönemli risk aşacak yabancı yatırım sermayesine ihtiyacı var. Ne var ki sıcak paranın gittiği ve kırılganlığı artırdığı ülkelere, ciddi yabancı yatırım sermayesi gidip sıfırdan yatırım yapmıyor... Ya da çok az gidiyor.

2012 Yılı ilk 6 ay cari

açığın finansmanı

Cari işlemler açığı -30.6
finansmanı
1) Borç yaratmayan işlemler

Doğrudan Yatırımlar 7.9
Portföy Yatırımları 1.2
Diğer Yatırımlar 0.2
2) Borç Yaratan İşlemler
Portföy Yatırımları / Borç senetleri 9.2
Dış Krediler 8.6
Mevduatlar 7.7
3) Net Hata ve Noksan 3.5
4) Rezerv Varlıklar -6.3

Yukarıdaki tablo 2012 ilk 6 ayında gelen yabancı sermaye ve dış borçları gösteriyor. Doğrudan yatırımlar, bu giren 44.6 milyar dolar içinde 7.9 milyar dolar tutuyor ve toplamın yüzde 17,7’sini oluşturuyor. Kaldı ki, doğrudan yatırımlar olarak görünen 7.9 milyar dolardan çıkan sermayeyi çıkarırsak geride 5.7 milyar dolar net yatırım sermayesi kalıyor. Bu sermaye içinde yabancıların gayrimenkul alımları 1.3 milyar dolar da var. Geriye kalıyor 4.4 milyar dolar... Bu sermaye de mevcut bir işletmeyi satın alan veya mevcut bir işletmeye ortak olan sermaye ile, Türkiye’de mevcut yabancı yatırımlar için getirilen ilave sermayedir.
Son teşviklere rağmen Türkiye’ye sıfırdan yatırım yapacak, teknoloji getirecek ve istihdam yaratacak, ciddi yatırım sermayesi gelmiyor.
Not artırımı, Türkiye’ye risk nedeniyle gelmeyen sıfırdan yabancı yatırım sermayesinin gelmesine imkan verirse, Türkiye için en önemli sorunu çözmüş olacaktır. Ümit ederiz ki diğer rating kuruluşları da aynı şekilde not artırsın. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, 8.11.2012

YABANCIYA TOPRAK: CHP YABANCILARA TOPRAK SATIŞINI SORDU

CHP Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’a yabancı gerçek kişilere ne kadar tarım arazisi satıldığını sordu.
Dibek, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, 6302 sayılı yasa ile yabancılara tarım arazisi satışının önü açıldığını belirterek, “Yasa ile yabancı gerçek kişilerin toprak alımı sınırı 25 dönümden 300 dönüme çıkarılmıştır. Ayrıca Bakanlar Kurulu ile bu alım miktarı 600 dönüme kadar çıkabilmektedir” dedi.
Yasanın yürürlüğe girdiğinden bu yana ülke çapında yabancı gerçek kişilere ne kadar tarım arazisi satıldığını merak eden Dibek, şu sorulara yanıt aradı:
nYasanın yürürlüğe girdiğinden bu yana ülke çapında ortaklarının tamamı veya büyük bir bölümü yabancı olan şirketlere ne kadar tarım arazisi satılmıştır?
*Yasanın yürürlüğe girdiğinden bu yana ülke çapında yabancı gerçek kişilere ne kadar tarım dışı arazi satılmıştır?
*Yasanın yürürlüğe girdiğinden bu yana ülke çapında ortaklarının tamamı veya büyük bir bölümü yabancı olan şirketlere ne kadar tarım dışı arazi satılmıştır?
*Bakanlar Kurulu kararı ile 300 dönümden çok toprak satışı yapılan kaç yabancı gerçek kişi vardır? Bunlar kimlerdir? Hangi arazileri, hangi bedeller ile almışlardır? Evrensel, 8.11.2012

UÖŞ: ING 2.350 KİŞİYİ İŞTEN ÇIKARIYOR

Hollanda merkezli ING bankasının 2 bin 350 kişiyi işten çıkaracağı bildirildi. Banka tarafından yapılan açıklamada, bin 350 kişinin sigorta, bin kişinin de bankacılık bölümünde işten çıkarılacağı belirtildi. Beklentilerin altında kâr elde eden ING'nin üst düzey yöneticisi Jan Hommen, şirketin ayakta kalması için bu kararı aldıklarını söyledi.
Takvim, 8.11.2012

9.11.2012

SUÇLAR: KORKUTAN ARTIŞ

Cinsel saldırı suçları 9 yılda yüzde 400 arttı, en çok da Batı Karadeniz’de

Zonguldak Cumhuriyet Savcısı Veli San, cinsel suçların son 10 yılda yüzde 400 arttığını, Batı Karadeniz’de cinsel saldırı suçlarının Türkiye ortalamasının iki katı olduğunu belirtti. Bülent Ecevit Üniversitesi Prof. Dr. Arif Amirov Konferans Salonu’nda süren 9. Anadolu Adli Tıp Bilimler Kongresi’nde, “Türkiye ve Batı Karadeniz ölçeğinde cinsel saldırı suçları ve istatistiki bilgileri” konulu sunum yapan San, cinsel dokunulmazlığa karşı suçların 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102, 103, 104 ve 105. maddelerinde düzenlendiğini belirtti.

San şunları söyledi: “Bu suçlarla ilgili 2002’de Türkiye’de dosya sayısı 8 bin 146 iken bu sayı 2011’de 32 bin 988 oldu. Yani yüzde 400 civarında bir artış var. Zonguldak’ta 2002’de toplam dosya sayısı 196 iken 2011’de 343 olmuştur. Yani neredeyse ülkemizle başa baş gitmiştir. Sinop’ta 2002’de 40 dosya sayısı, 2011’de 157 dosyaya ulaşmıştır. Karabük’te 2002’de 50 iken 2011’de 155 dosya olmuştur.

Bartın’da dosya sayısı 2002’de 22, 2011’de ise 94’tür. Kastamonu’da da 2002’de 74 olan dosya, 2011’de 208’e çıkmıştır. Türkiye ortalamasında cinsel saldırı suçları yüzde 5 iken Batı Karadeniz’i kapsayan illerde bu oran yüzde 10’ların üzerine çıkmaktadır.” ■ Cumhuriyet, 9.11.2012

GELİR, AÇLIK, MİLLİ İRADE: EMEKÇİ AÇ VE YOKSUL!

Kamu-Sen, AKP Genel Başkan Yardımcısı Şahin’e, memur ve işçinin durumunu anlatan rapor sundu. Kamu-Sen’in raporuna göre, memurların yüzde 7’si açlık sınırının altında, yüzde 80’i açlık sınırının üstünde ama yoksulluk sınırının altında ücret alıyor. 1 milyona yakın üniversite mezunu, 750 bin meslek yüksekokulu mezunu, yaklaşık 3 milyon lise mezunu da işsiz.

Türkiye Kamu-Sen, AKP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’e kamu çalışanlarının sorunlarını içeren rapor sundu. Raporda, memur ve işçilerin AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bugüne kadar “nereden nereye” geldiklerine dikkat çekilirken rakamlar, emekçilerin içinde bulundukları durumu da gözler önüne serdi.

Türkiye Kamu-Sen Başkanı İsmail Koncuk ile konfederasyon yöneticilerinin Şahin’i ziyareti sırasında sunulan raporda, şu değerlendirmelere yer verildi:

• Memurların yüzde 7’si açlık sınırının altında, yüzde 80’i açlık sınırının üstünde ama yoksulluk sınırının altında ücret alıyor.

• Gelir dağılımında 2002-2012 arasında memurlar aleyhine yüzde 14.8 oranında gerileme oldu. Aynı dönemde TÜFE artışı yüzde 146.1 olarak gerçekleşmesine karşın vatandaşların tüketmek zorunda oldukları mal ve hizmetlerin fiyatları ortalama yüzde 187.8 oranında arttı.

• 2002 yılında yüzde 6.6 olan personel harcamalarının milli gelirdeki payı, 2012 yılında yüzde 5.7’ye düştü. Bu azalma, personele ayrılan 7.4 milyar dolar tutarındaki kaynağın başka alanlara kaydığını gösteriyor.

• En düşük ücretli memur ile en yüksek ücret alan memur arasında 6.5 kat fark var. Ödenen tazminatlarla bu fark 20 katına kadar çıkıyor. Bu oran Finlandiya’da 2.5, Fransa’da 2.3, Hollanda’da 2.2 ve İsveç’te 1.9 katı kadar.

• 2012 yılında tespit edilen fazla çalışma ücreti brüt 1.35 TL, ele geçen net ücret ise yaklaşık saat başı 1.10 TL. Bu durum Türkiye’nin onaylamış olduğu ILO sözleşmelerine asla uymuyor.

• Geliri çok yüksek olanlardan alınan vergi oranı yüzde 40’tan yüzde 35’e indirildi. Daha önce yüzde 25 olan orta gelirli vatandaşlarımız üzerindeki vergi yükü ise yüzde 27’ye çıkarıldı.

• 2002 yılında 72 bin olan ataması yapılmayan öğretmen sayısı 350 bine ulaştı.

• 1 milyona yakın üniversite mezunu, 750 bin meslek yüksekokulu mezunu, yaklaşık 3 milyon lise mezunu işsiz var. ■ MUSTAFA ÇAKIR, Cumhuriyet, 9.11.2012

 

10.11.2012 

 

İÇ BEDHAH, RTE: ATATÜRK’ÜN ÖLÜM YILDÖNÜMÜNDE ERDOĞAN KÖPRÜLERİ ATIYOR!

Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün ölüm yıldönümü…

Ölümünden 74 yıl sonra, kurduğu rejimi değiştirme önerisi kamuoyuna sunuldu:

AKP’nin Anayasa Komisyonu’na verdiği ‘başkanlık rejimi’ önerisi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisi içinde, kendinden başka kimseyi pek önemsemediğinin işareti.

Dün Prof. Mümtaz Soysal’ın da yazdığı gibi, bu öneri her şeyden önce bir “rejim değişikliği” içermektedir…

Onur Öymen’in kulakları çınlasın:

Son kitaplarından biri “Demokrasiden Diktatörlüğe, İktidar Uğruna Demokrasiyi Feda Edenler” adını taşıyordu…

AKP’nin bu son önerisi, padişahlıktan, (teknik deyimiyle, halife-sultanlık’tan) demokratik Cumhuriyete geçen Türkiye’nin yeniden tek adam diktatörlüğüne dönüş özlemini simgeliyor.

Bu özlem gerçekleşebilir mi?

***

AKP’nin bu yeni önerisi ABD’deki başkanlık sistemini bile aşan bir tek adam diktatörlüğünü öngörüyor:

Çünkü orada Türkiye’deki gibi “parti disiplini” yok.

Türkiye’deki yapı, önerideki yetkilerle donatılan “başkan”ın yürütme, yasama ve yargı üzerindeki mutlak egemenliğini getiriyor!

***

Tek adam diktatörlüğüne dayanan bu yeni rejim önerisi, Meclis ya da halk tarafından kabul edilebilir mi?

***

Adı, kanlı cinayetlerle tanınan bir PKK liderinin, hapisteki bir mahkûm olarak verdiği “gizli tanık” ifadelerinin, askerleri, sivilleri, yazarları, gazetecileri suçlamak için yeniden gündemin başına oturtulduğu bugünlerde böyle bir önerinin gündeme getirilmesindeki zamanlama düşündürücüdür.

***

Gerek genel kamuoyunun, gerek önemli bazı muhafazakâr yazarların, gerekse AKP içinde bile bazı kimselerin, tek adam diktatörlüğüne yol açacak böyle bir rejim değişikliğine karşı oldukları biliniyor…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de çeşitli konuşmalarında bu öneriye mesafeli durduğunu birkaç kez açıkladı…

Şimdi, kamuoyunda “iki başlılık” diye anılan, AKP yandaşlarının “Nifak sokmayın!” diye karşı çıktıkları, Gül-Erdoğan arasındaki görünür olan ve herkesin dikkatini çeken farklılıklar, bu öneri ile yeni bir boyut kazanıyor:

Üniversite rektörlerini atama yetkisinin bile fazla olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, bu öneri karşısında nasıl bir tutum takınacak…

Sadece kendi siyasal kaderini değil, Türkiye’nin yazgısını da çok ciddi bir biçimde etkileyecek olan bu öneri hakkında yorum yapacak mı…

Yaparsa bu yorum, destek tınısı mı, eleştiri havası mı taşıyacak?

Ya genel kamuoyu…

Ya Meclis’teki muhalefet partileri, CHP ve MHP…

Ya muhafazakâr kamuoyu…

Hatta AKP içindeki kişilik sahibi, aklı başında olan politikacılar…

Ne diyecekler bu son öneriye?

***

Türkiye, Erdoğan’ın eliyle, yine büyük bir gerilimin içine sokuluyor…

Çok sık eylem ve söylem değiştiren, her değiştirdiği eylem ve söylemi çok sert bir biçimde empoze etmeye çalışan, karşı çıkanları ise aynı sertlikle suçlayan bir politikacı Erdoğan…

Dilerim “rejimi değiştirerek” Türkiye’yi tek adam diktatörlüğüne götürecek olan bu öneri, yeni kamplaşmalara, kutuplaşmalara, sertleşmelere ve seviyesizliklere yol açmaz.

Mustafa Kemal Atatürk’ü bir kez daha özlemle anıyoruz! ■ Emre Kongar, Cumhuriyet, 10.11.2012

(ATATÜRK)

… Gazi hakkında fısıltı gazetesi yığınla dedikodu yayardı.
Bir akşam sofrasında Gazi, Başbakan İsmet Paşa’ya:
- Hükümet programını anlatsana, demişti.
İsmet Paşa da:
- İçki sofrasında hükümet programı konuşulmaz, demiş ve çekip gitmişti.
* * *
Gazi, bunun üstüne İsmet Paşa’yı
Başbakanlık’tan azletmiş ve Celal Bayar’ı Başbakan yapmıştı.
* * *
Gazi, Ali
Çetinkaya’yı eliyle dövmeye kalkmıştı.
* * *
Gazi’nin annesi Zübeyde ve kız kardeşi Makbule Hanımlar’la birlikte çekilmiş bir fotoğrafı bile yoktu.
* * *
Gazi, İstiklal Mahkemesi’ne
idam edileceklerin listesini verirdi.
* * *
Fısıltı gazetesinin yayınladığı dedikodular, bitip tükenecek gibi değildi.
Nihayet “Atatürk”ü koruma yasası çıkarıldı. …■ Çetin Altan, Milliyet, 10.11.2012

(Çetin Altan… sevmem bu adamı, insan vaktiyle yazıp söylediklerinden, inandıklarından bu kadar döner. Yazısından alıntıladığım bu pasaj önemli… Atatürk hakkında çok şey uydurulmuş. Dokümanları değerlendirirken, çok dikkatli olmalıyız. cd)

 

RTE: OSMANLI SULTANLARI GİBİ HALİFE OLMAK İSTİYOR

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Rus televizyonu Russia Today’e yaptığı açıklamada, Türkiye ve Suriye arasında herhangi bir silahlı çatışma ihtimali görmediğini söyledi.

Savaşlarda halk desteği olması gerektiğini söyleyen Esad, Türk halkının önemli bir kısmının böyle bir savaşı istemeyeceğini, hiçbir aklı başında politikacının da halkının bu talebini görmemezlikten gelemeyeceğini ifade etti.
Türkiye’nin Suriye’deki “isyancıların” merkezi olduğunu söyleyen Esad, “Türkiye teröristleri destekliyor ve isyancılara diğer ülkelerden çok daha fazla silah tedarik ediyor” ifadesini kullandı.
Türkiye’nin bu yöndeki tutumunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel hırsları olduğunu savunan Esad, “Erdoğan Suriye’de ve çevre bölgede Müslüman Kardeşlerin iktidar olmasını, kendi siyasi geleceği açısından garanti görüyor. Erdoğan kendini yeni Osmanlı sultanı gibi pozisyona koyuyor. Erdoğan, Osmanlı sultanları gibi tüm bölgeyi yönetmek istiyor… Erdoğan halife olmak istiyor” dedi.
Suriye’den Türkiye yönelik bir kısım saldırıları “silahlı terör gruplarının” gerçekleştirdiğini söyleyen Esad, “Suriye ordusuna yönelik böyle bir emir yok. Biz bununla ilgili değiliz” dedi. Hükümet güçlerinden yönelen bir kısım saldırıların ise kazara olduğunu belirten Esad, bu tür olayların araştırılması için ortak komisyon kurulması yönündeki önerilerini Ankara’nın kabul etmediğini de kaydetti. Gazetecinin “Erdoğan’la en son ne zaman görüştünüz?” sorusuna cevaben Esad, seçimleri kazanmasının ardından Mayıs 2011de kendisini aradığını ve tebrik ettiğini söyledi. …■ Evrensel, 10.11.2012

 

DEİ: EURO /DOLAR PARİTESİ 9 HAFTANIN EN DÜŞÜK SEVİYESİNDE

Uluslararası piyasada avro/dolar paritesi son 9 haftanın en düşük seviyesi olan 1,2692’ye kadar geriledi.

Dün ECB Başkanı Mario Draghi’nin ”ECB olarak
Yunanistan’ın kurtarılması için yapacağımız her şeyi yaptık” açıklaması ve Avrupa’da açıklanan makroekonomik verilerin beklentilerin altında kalmasıyla gerilemeye başlayan paritedeki düşüş, bugün de hızlanarak devam ediyor.

Yunanistan’dan gelen olumsuz açıklamalarla 1,27’nin altına gerileyen
parite şu dakikalarda analistlerin kritik olarak dikkat çektikleri 1,2690 desteğini test ediyor. 1,2690 desteğinin altında 1,2640 ve 1,2600 desteklerinin öne çıktığını ifade eden analistler, 1,27’nin altında yapılacak kapanışların orta vadede yeni bir alçalan kanala işaret edebileceğini belirtiyor.■ Milliyet, 10.11.2012

 

11.11.2012

İSLAM, HURAFE: REKTÖR DE BUNU DERSE

Tarhan’agöreinternet‘dabbet-ülarz

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan internetin kıyamet alametleri arasında sayılan “Dabbet-ül Arz” olabileceğini savundu. İslam dünyasının üzerinde görüş birliğine varamadığı bu alameti, internet olarak yorumlayan Tarhan, Dabbet-ül Arz’ın yerde debelenen bir canlı olduğunu, internetin de fiberoptik altyapı ile sinizoidal dalga frekansı ile çalışması nedeniyle debelenen bir görünüm sergilediğini belirtti.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin oluşturduğu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Eğitim Kulübü, başkan ve yönetim kurulu üyeleriyle birlikte Prof. Tarhan’ı makamında ziyaret etti. Tarhan ziyarette ilginç açıklamalar yaptı. Tarhan, internetin Dabbet-ül Arz gibi iyiye veya kötüye hizmet etmesinin mümkün olması nedeniyle iyi insan yetiştirmeyi amaçlayanların interneti bu amaçla uygulamalarının dini bir gerekçesi olduğunu kaydetti. ■ Cumhuriyet, 11.11.2012

(ATATÜRK NASIL BİRİYDİ?)

… İster iyi niyetli görünsün, ister maksatları açık olsun, onun tarihsel kişiliğini zedelemeye niyetlenenlere en iyi yanıtlardan birini Turgut Özakman vermişti… İşte Ulu Önder’in özel ve resmi kişiliğinin özeti:

“Zarif, nazik, terbiyeli, dâhi, belleği çok güçlü, dikkatli, çalışkan, ateş altında korkusuzca duran, iyimser, düzenli, temiz giyinen, savaşta bile her gün tıraş olan/yıkanan, görev anında ciddi, genelde neşeli, bazen muzip, güzel ve etkili konuşan/yazan, sanatsever, kadınlara saygılı, insancıl, kitap okuyan, onurlu, vefalı, duygulu, şefkatli, utangaç, sohbetten hoşlanan, doğa âşığı, çocukları seven, halkın arasına karışmaktan hoşlanıp mutlu olan, halkına güvenen, ahlakça demokrat, çağdaşı liderlerin aksine demokrasiyi öven, bütün komşularıyla ve dünya milletleriyle barışık, güzel dans eden, zeybek oynayan, türkü, şarkı söyleyen, kendisiyle alay etmesini de bilen bir bilge, yurdu dolaşan bir önder, kendinden sonra da işleyecek bir rejim kurmuş, ileri görüşlü, sahici bir devlet adamı, öğretmen, öncü, devrimci, askerlik sanatına katkıda bulunmuş büyük asker; rahatı değil, milletinin yararı için suikast ve iftiralarla dolu çetin bir geleceği göze almış bir sosyal kahraman, insan, adam gibi adam… görgü tanıklarının ortak olarak anlattıkları Atatürk bu.” (Cumhuriyet, 13 Aralık 2008) ■ Oktay Ekinci, Cumhuriyet, 11.11.2012

KAYNAK KULLANIMI: TAKSİM MEYDANI! AH YÜREĞİM!

Bakmayın başlık kısa olsun diye böyle dediğime, söylemek istediğim, ah yüreğim, ah belleğim, ah ruhum, ah aklım, ah geçmişim, ah geleceğim!

Taksim Meydanı benim sevincim, coşkum. Çocukluğumun milli bayramları, törenleri, dalgalanan bayrakları, Atatürk heykeline çelenkleri, rengarenk ışıkları… Taksim Meydanı gençliğimin isyanı, direnişleri, dayanışmaları, hak arayışları: On binlerin omuz omuza söylediği türküler, “Kerem Gibi”ler, 1 Mayıs’lar… Taksim Meydanı, aşklar ve ölümler… Buluşmalar ve sonsuz ayrılıklar… Umutlar ve hasretler…

Başbakan istedi diye

Taksim Meydanı’nın kesinlikle ele alınması, otobüs garajı durumundan çıkarılması gerekiyordu. Buna kimsenin karşı çıktığı yok!

Ancak bir kentin en önemli alanı salt Başbakan istedi ya da buyurdu diye, yangından mal kaçırılır gibi değiştirilmez…

Bu değişim, İstanbul halkının düşüncesi, görüşü alınmadan, sivil toplum kuruluşlarına, ilgili meslek kuruluşlarına danışmadan gerçekleştirilemez. Bu değişim, uzmanlık alanı doğayı, kentsel yerleşimi, kültür birikimini korumak olan örgütlerle tartışmadan, kamuoyuyla paylaşmadan yapılamaz.

Günlerdir Taksim alanıyla ilgili haberleri okuyoruz. “Taksim Meydanı Yayalaştırma” tasarısının ayrıntılarını öğrendikçe; Sütlüce, Haliç gibi, Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu - Lütfü Kırdar arasındaki meydan gibi ölüme mahkûm edileceği korkusu içime yerleşti.

İşkence sürecek

Tamam, Taksim’in kapatılacağı önceden belirlenmiş, millet bilgilendirilmişti. Ancak bir haftadır yaşanan işkence, ön hazırlık yapılmamış olduğunu da ortaya koydu! Şimdi “bu işkence şunca gün sürecek sonra bitecek” demenin hiçbir âlemi yok! Kimse yemez, yemiyor! Çünkü artık söylenenlere i-nan-mı-yo-ruz! Bugün söylediğinin tam tersini yarın söyleyebilen yetkililer var karşımızda!

Bugüne dek binlerce dilekçeye karşın; otellerin, esnafın, ev sakinlerinin suç duyurularına ve yürütmeyi durdurma kararlarına karşın, Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun araya girmesine karşın, barikatların şimdiden kırılmasına karşın; hâlâ bir yılda biteceğine inanmak gerçekten gülünç!

Topcu Kışlası’nı yeniden yapmak… İçine yok buz pisti, yok panayır çadırları yerleştirmek… Kışla da olsun, cami de olsun, AVM de demek… Tanrım bu ne ilkellik! Nedir meydanı bunca küçültme telaşı!

Tamam, araç trafiği yer altına alınsa bile, bence Taksim Meydanı’nın ihtiyacı olan tek şey var: Ağaç, ağaç, ağaç! Bu kente ağaç gerek! Bize ağaç gerek! Yeşil alan gerek! Soluk alıp verebilmek için hava gerek!

Kenti beton çelik bloklarla, kulelerle sarıp sarmaladınız! Nefes alacak tek yer bırakmadınız! Kıymayın Taksim Gezisi’nin ağaçlarına! Bunu da inada ve ayırımcılık kavgasına dönüştürmeyin! Buradan da rant elde etmeyiverin! ■ Zeynep Oral, Cumhuriyet, 11.11.2012

 

12.11.2012

 

(BAŞKANLIK SİSTEMİ, YAPISAL FARKLILIK)

“… Alparslan Türkeş, o dönemde bile "Başkanlık Sistemi" diyordu. Ülkücüler de Başkanlık Sistemini öngören Dokuz Işık Doktrini'ni savunuyordu.
Şimdi bu imkân kapıda. MHP ise "Olmaz, kabul edilemez" diyor. Zaman zaman "Bizim istediğimiz sistem bu değil" eleştirileri ortaya konuluyor:
- Başbakan, Amerikan sistemi getirmek istiyor.
Oysa Başbakan, Endonezya gezisinden dönerken açıkladı:
- Ben illa ABD sistemi olsun demiyorum. Öyle çalışalım ki, Türk sistemi olsun. Çok farklı sistemlerin bize faydalı yanlarını alalım, kültürel ve toplumsal yapı farklılığı nedeniyle uygulayamayacağımız yanlarını ayıklayalım. MHP için işte fırsat! “■ Emin Pazarcı, Takvim, 12.11.2012

TARIM: 'TARIMDA EN BÜYÜK SORUN ARAZİLERİN PARÇALANMASI'

Ekonomi yazarı Rüştü Bozkurt, "Ülkemizde tarımdaki en büyük sorun arazilerin parçalara ayrılmasıdır." dedi.

Güney Ege Sanayici ve İş Adamları Derneği (GESİAD), Muğla'nın Ortaca ilçesine bağlı Dalyan beldesinde 'Değişen dünya düzeninde tarımın yeri' konulu konferans düzenlendi. Konferansa, GESİAD Başkanı Süleyman Can, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, dernek üyeleri, çok sayıda çiftçi ve iş adamı katıldı.

Dünya Gazetesi yazarı Rüştü Bozkurt, burada yaptığı konuşmada, el altındaki kaynakların düzenli kullanılması durumunda tarımda daha yüksek verim alınabileceğini söyledi. Bozkurt, "Bizim en büyük eksikliğimiz işbirliği içinde olamayışımız. Şimdinin işletmeleri hem hızlı hem de koordineli bir şekilde hareket etmeleri gerekmekte. Eğer gelecekte iyi bir iş yapmak istiyorsak ucuz emeğe dayanan iş yapmayacaksınız. Herkes net bildiği işi yaparak o işe odaklanmalı. Ülkemizin en büyük sorunu arazilerin çok parçalara ayrılmasıdır. Kısa vadeli düşünmeden bildiğimiz tarıma farklı pencerelerden bakarak, yaşadığımız bölgede zenginleşmenin yollarını araştırarak ezber bozmak gerekmektedir." dedi. “■ Akşam, 12.11.2012

TARIM, TEKSTİL, PAMUK: 'BEYAZ ALTIN'DAKİ TEHLİKE TÜRK TEKSTİLİNİ DE BİTİRİR

Çifçi pamuğa küstü. Dünyanın 8'inci büyüğü Türkiye'de, üretim 8 yılda yüzde 58 azaldı. İthalat ise sürekli artıyor. Üreticiler tekstili bekleyen büyük tehlikeye dikkat çekti: 'Zarar eden çifçi pamuk yerine mısır, soya ekiyor. Böyle giderse 10 yılda pamuk da tekstil de biter'

Yurtdışı borsalarda pamuk fiyatlarının düşmesi, Türkiye'deki pamuk üreticilerinin rekabet gücünü düşürüyor. 2011'de 780 bin ton olan pamuk üretimi 2012'de 550 bin tona kadar düştü. Bu düşüşü yorumlayan Şahin Pamuk Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Cahit Bingöl, pamuk sektörünün zor günler geçirdiğini anlattı. Fiyatların Türk çifçisine zarar verdiğini vurgulayan Bingöl 'Çifçi pamuktan soğudu. Zarar ettikçe, pamuk ekmekten vazgeçti. Türkiye'de pamuktan her vazgeçen çifçinin yerini de bir Amerikalılar aldı. Gelecek yıl üretiminin 300 bin tonlara düşeceğini tahmin ediyorum' dedi
POKERİN 'AS'I
PAMUKTAN çıktıktan sonra geri dönmenin çok zor olduğunu vurgulayan Bingöl, 'Türkiye'de pamuk biterse, tekstil de biter. Çünkü bizim hammaddemiz, pokerdeki asımız gibi' diyor.

Üç yıldır sigorta yok
SEKTÖRDEKİ bir diğer sorunun sigorta olduğunu ifade eden Cahit Bingöl, 'Güneydoğu Anadolu'daki fabrikaları 3 yıldır hiçbir şirket sigortalamıyor. Bir pamuk yangınında en az 1.000 kişi iflas eder. Sigortacıların bildikleri bir şey varsa açıklasınlar' diyor.

Pamuk üretimi % 30 düşer
PAMEKS Tarım'ın sahibi Yakup Özbay: 'Gidişat parlak değil. Acil müdahale gerek. Aksi takdirde önümüzdeki yıl üretimde yüzde 30 civarında azalma olacak. Düşüşü gördükten sonra 'keşke yapsaydık' demek yerine, şimdiden önlem almak gerek.'

İthalat artıyor
l TÜRKİYE 381 bin tonluk pamuk üretimiyle Türkiye, dünyanın sekizinci büyük pamuk üreticisi konumunda.
l TÜRKİYE üretilen pamuğun yüzde 25'i Ege Bölgesi'nde, yüzde 60'ı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, yüzde 15'i ise diğer bölgelerde yetiştiriliyor.
l ÜRETİMİMİZ son 8yılda yüzde 57.8 düşerken ithalatı da artıyor. 2003-2004 sezonunda 517 bin ton olan ithalat 2010-2011 sezonunda 800 bin ton olarak gerçekleşti.

Seneye yarı yarıya düşer
PAMUK çifçisi Enes İncioğlu: 'Bu yıl yine ektik ama zarar ediyoruz. Geçen yıla göre maliyet de yüzde 25-30 arttı. Böyle giderse seneye pamuk ekimi yarı yarıya düşer. En kötü senelerde pamuktan vazgeçmemiştim. Ama artık soya ve mısır düşünüyorum.'■ Şenay BÜYÜKKÖŞDERE, Akşam, 12.11.2012

 

KAYNAK KULLANIMI: BÜYÜK MENDERES OLDU KÜÇÜK

Batı Anadolu'nu en uzun nehri olarak bilinen Büyük Menderes'i görenler hayrete düşüyor. Büyük Menderes nehri üzerinde inşasına başlanan Akkent Çalkuyucak Hidroelektrik Santral (HES) projesi, Menderes'i adeta küçük bir dereye dönüştürmüş. Projenin, Denizli'nin Bekilli ve Çal ilçeleriyle, Çalkuyucak ve Çalçakırlar köylerini kapsayan yaklaşık 20km'lik havzayı etkileyeceği belirtiliyor.

AĞAÇLAR KESİLDİ, NEHİR ÇAYA DÖNDÜ

Doğa Sevenler Derneği (DOSEV) üyeleri, HES projesi hakkında bilgi almak için bölgeye gezi düzenledi. Gezinin ardından izlenimlerini kamuoyu ile paylaşan doğa severler, HES projesinin insan ve doğa üzerindeki zararlarına dikkat çekti.
Bölgede HES için açılan yollarda çok sayıda ağaç kesildi. Menderes'in doğal akış yönünün değiştirilmesi ve suyunun belirli havuzlarda toplanması, nehri adeta küçük bir çay görünümüne büründürmüş. Doğa severler gördükleri bu manzara karşısında şaşkınlık yaşadıklarını ifade ederek, "Büyük Menderes'in bir zamanlar yanına yaklaşmak bile mümkün değilken, bugün sessizce aktığını gördük. Selvi, çınar ve söğüt ağaçları ile dönüm dönüm tarlaların bulunduğu alan şimdi çıplak bir arazi ve çamur deryası içinde" dedi.

ÇALKUYUCAKLI KÖYLÜLERİN DURUMU

Köylülerden Huriye Altıntaş solunum hastası. HES şantiyesinden çıkan tozlar hem Huriye Altıntaş'ın nefesini, hem doğanın nefesini kesiyor. İbrahim Altıntaş ise, yıllar önce ormandan odun toplamış ve ormancıya yakalanmış. Bunun için para cezası ödemiş. Altıntaş, "Benim 40 kilo odunumu gören ormancılar, şimdi bu ağaçlar kesilirken nerede" diye soruyor.

MOLOZLAR NEHRE DÖKÜLÜYOR

HES'in enerji üretebilmesi için, su belirli havzada dinlendirilip, sonra hızını artırıcı basınç sistemi kurulacak. Büyük Menderes, HES kurulacak debiye sahip değil. Bu yüzden, suni yöntemlerle enerji üretilecek. HES ile şantiye arasındaki yolu kullanan iş makineleri köylülerin tarlalarını yıkıyor. Kesilen ağaçlar ve molozlar da Menderes Nehri'ne dökülüyor. (Denizli/EVRENSEL)


HES'İN ZARARLARI

* HES için ağaçlar kesiliyor, yeşilin yerini boz renkler alıyor.
* Nehirdeki sular azaltıldığı için, sudaki canlılar yok oluyor.
* Bölgenin iklim koşulları değişerek, olumsuz yönde et-kileniyor.

* Su durgun hale getirildiği için, mikro organizma ve bakteri üremesi hızlanıyor.
* HES şantiyesinde oluşan tozlar, hem köylülerin hem de doğanın sağlığını bozuyor.
* HES, köylülerin yaşam tarzını olumsuz yönde etkiliyor. ■ Yusuf Yavuz, Evrensel, 12.11.2012

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura