Diğerleri > Sis Çanı
31-07-2014
NELER OLDU 7-12 HAZİRAN 2014 (Bölücülük, bilim, kriz, çevre, seçimler, tarım, gelişme)

Cihan Dura

31.7.2014


7.6.2014 

BÖLÜCÜLÜK: SİYASİ HEYETİN ÇÖZÜM SÜRECİYLE İLGİLİ 3D FORMÜLÜ

HDP’li Sırrı Süreyya Önder’in deşifre ettiği heyetler arası görüşmede yer alan 2 isim Diyarbakır’da çözüm çalıştayına katıldı. Atalay, belli yasal düzenlemelerin Meclis’e getirileceğini belirterek 3D formülünü açıkladı: “Eve dönüş, siyasete dönüş ve hayata dönüş”

Di­yar­ba­kı­r’­da AK Par­ti Ar-Ge Baş­kan­lı­ğı ta­ra­fın­dan dü­zen­le­nen ‘Ye­ni Tür­ki­ye'nin Açı­lan Ki­li­di: Çö­züm Sü­re­ci Ça­lış­ta­yı­’ baş­la­dı. AK Par­ti Ge­nel Baş­kan Yar­dım­cı­sı ve Ar-Ge Baş­ka­nı Ek­rem Er­dem, Baş­ba­kan Yar­dım­cı­sı Be­şir Ata­lay, İçiş­le­ri Ba­ka­nı Ef­kan Ala ve Gı­da Ta­rım ve Hay­van­cı­lık Ba­ka­nı Meh­di Eke­r’­in ka­tıl­dı­ğı top­lan­tı­da, ba­zı aka­de­mis­yen­ler ve STKtem­sil­ci­si­nin ya­nı sı­ra, De­mok­ra­tik Top­lum Kon­gre­si­’nin (DTK) Ge­nel Sek­re­te­ri Sey­di Fı­rat da bu­lun­du.

DEV­LET KAN­Dİ­L’­LE GÖ­RÜ­ŞÜR

Di­ya­log­la­rın sür­dü­ğü­nü kay­de­den Ata­lay şöy­le de­vam et­ti: “Di­ya­log­la­rın na­sıl yü­rü­dü­ğü­nü bi­li­yor­su­nuz. Ama son za­man­lar­da si­ya­set ku­ru­mu­nu, si­ya­set ke­si­mi­ni da­ha ön plan­da tut­ma yö­nün­de de ça­ba­la­rı­mız var. Biz si­ya­set ku­ru­mu­nu da­ha faz­la mer­ke­ze çe­ke­lim di­yo­ruz, si­ya­set ku­ru­mu yü­rüt­sün di­yo­ruz.

Ör­güt­ten da­ha faz­la ör­güt­çü olu­nur­sa dev­le­tin İm­ra­lı ile gö­rü­şen ele­man­la­rı gi­dip ör­gü­tün Kan­dil'de­ki li­der­le­riy­le gö­rü­şür­ler. Si­ya­se­tin tu­tu­mu fark­lı ol­ma­lı. 3 ço­cuk gel­di iş­te iki­si li­se öğ­ren­ci­si dün tes­lim edil­di. Umut­lu­yuz, ka­rar­lı­yız, bu sü­reç, bu ko­nu­lar ol­gun­laş­mış­tır ar­tık Tür­ki­ye'de.”

Ata­lay çö­züm sü­re­ci­nin de­va­mın­da ise ola­cak­la­rı şu söz­ler­le özet­le­di: “Bu so­mut­luk­ta si­ya­se­te gü­ven, eve dö­nüş­ler, ha­ya­ta dö­nüş­ler, si­ya­se­te tek­rar dö­nüş hep­si var. Fark­lı Tür­ki­ye var. Bü­tün bun­lar gö­rü­şü­lü­yor, de­ğer­len­di­ri­li­yor. İn­şal­lah ül­ke­mi­zin bü­tün­lü­ğü için mil­le­ti­mi­zin kar­deş­li­ği için bü­yük de­mok­rat güç­lü Tür­ki­ye için he­pi­miz bu­na kat­kı ve­re­lim." .

ONLARI ARADAN ÇIKARDIK

İçişleri Bakanı Efkan Ala demokratikleşme ve çözüm sürecinde atılan adımları anlatarak isim vermeden Abdullah Öcalan'la yapılan görüşmelere değindi. Ala, "Kürt sorunu eski Türkiye'nin besin kaynağıydı. Türkiye başka ülkelerin aracılığıyla yapıyordu. Bu devreden çıkınca taarruz başladı. Bir şey gözden kaçıyor. Türkiye görüşmeleri eskiden de yapıyordu. Ancak başka ülkeler aracılığıyla yapılıyordu. Biz onları da aradan çıkardık. AK Parti kendisi görüşüyor" dedi.■ Bugün, (7.6.2014)

BİLİM’E YÖN VEREN 100 TÜRK

Platin dergisi, kanser, nanoteknoloji, genetik, kimya gibi alanlarda devrim yapan buluşlara imza atan 100 Türk bilim insanını bir listede bir araya getirdi. 

 Listede DNA alanındaki araştırmaları bütün dünyada yankı yaratan ve “Nobel’e en yakın Türk” olarak gösterilen Prof. Aziz Sancar, ABD’deki doktora çalışmaları sırasında bulduğu “sıvı metal” teknolojisi ile cep telefonunda devrim yapan Dr. Atakan Peker, kalp hastalıkları ve diyabete kalıcı çözüm peşinde koşan Harvard Üniversitesi’nden Prof. Gökhan Hotamışlıgil, ölümcül Alexander hastalığına gen tedavisi geliştiren Doç. Bahri Karaçay, ABD’deki laboratuvarında ekibiyle yaptığı araştırmalarla mobil teknolojilerin geleceğine yön veren Prof. İlhan Akyıldız gibi isimler bulunuyor

 

 

Platin, “Bilime Yön Veren 100 Türk” araştırmasında yer alan isimleri belirlerken birkaç kriteri birden kullandı. Bunların en önemlisi, tüm dünyada bilim insanlarının araştırmalarının yetkinliğini incelemekte kullanılan “H İndeksi” verileriydi. Bilim adamlarının üretkenliğini ve o üretkenliğin niteliğini ölçen H İndeksi, bir araştırmacının kaç yayınının atıf aldığını gösterir. Google Scholar sitesinde Türk bilim insanlarının birçoğunun H İndeksi verisini bulmak mümkün. Yakın bir döneme kadar H İndeks sayısı 20’den fazla olan Türk bilim insanı sayısı çok azdı. Son yıllarda önemli bir gelişme yaşandı.

 

Platin dergisi Microsoft’un Google Scholar’a alternatif olarak geliştirdiği ve bilim insanlarının makalelerinin atıf sayılarını gösteren “Academic Search”den de araştırmasında yararlandı. .■Manşet Haber, (7.6.2014)

 

8.6.2014 

FAIZ, KRIZ, AB: DRAGHI’NIN SILAHI ETKI YAPACAK MI?

08.06.2014 02:00:00

Dünyanın önümüzdeki birkaç yılını ekonomi açısından belirleyecek olan ülkeler ABD ve Avrupa Birliği ülkeleri. Geçtiğimiz günlerde ABD’den bir kötü, bir de iyi haber gelmişti. ABD 2014 ilk çeyreğinde negatif büyüme yaşamıştı. Ama bu kötü haber önemli ölçüde kar ve kış ile ilgili idi. Ama bundan daha önemli olan ikinci ve iyi habere göre ABD’de istihdam 6 yıl evvelki zirve olan 138.4 milyon kişilik istihdama yeniden ulaşmıştı.
Ancak Avrupa’dan gelen haberler çok iyi değil. Euro bölgesinde çalışabilecek insan sayısı 243 milyon kişi ve bunların 25.4 milyonu şu anda işsiz. Almanya’da işsizlik oranı yüzde 5.2 ve Avusturya’da ise yüzde 4.9 ama İspanya ve Yunanistan’da da işsizlik oranı yüzde 25 düzeyinin üstünde! Nisan ayında Euro Bölgesi işsizlik oranı ise yüzde 11.7 oldu.
Avrupa Merkez Bankası’nın enflasyon hedefi yüzde 2 idi ve şu anda da Mayıs 2014 enflasyonu yüzde 0.9 düzeyine gerilemiş bulunuyor. Avrupa Merkez Bankası’nın Euro Bölgesi yıllık reel büyüme tahmini de yüzde 1 düzeyine indirildi.

Mecbur kalırsa bono alacak

Euro Bölgesi ve Avrupa verilerinin gösterdiği gibi, ciddi boyutta deflasyon riski taşımakta idi. Bu durumda neler yapılabilirdi? Ortalıkta konuşulan faizlerin eksi değerlere indirilmesi idi. Bu Danimarka’da denenmiş ve pek önemli sonuç vermemişti ve tek faydası ülke parasının biraz değer kaybı olmuştu. Ama Draghi sonunda kararlı üç adım attı. Birincisi, bankaların temel borçlanma faizini 0.25 düzeyinden 0.15 düzeyine indirdi. Daha da önemlisi, bankaların Merkez Bankası’na yatırdıkları mevduatın faizini sıfır düzeyinden eksi 0.1 düzeyine yani negatife indirdi. Bu Merkez Bankası’na fon yatıran bankaların faiz almak yerine faiz ödemek zorunda kalmaları demekti. Bu durumda belki fonlarını çekip kredi olarak kullandırabilirlerdi. Kredi artışını özellikle kobi denen küçük firmalar için arttırabilmek üzere bankaları teşvik edecek şekilde 400 milyar euroluk ve dört yıllık ucuz krediyi de gündeme getirdi. Ayrıca daha işimiz bitmedi ek hazırlıklarımız da var diyerek, bu önlemler yetmezse gelecek için ABD türü likidite artırımı adımlarını da ima etti.
Ancak piyasadaki yorumlar henüz neler olabileceği konusunda pek fikir vermiyor. Örneğin bankalar negatif faizi kendileri kabullenecek mi yoksa negatif faizi müşterilerine yükleme girişimi içinde olacaklar mı?
Veya eğer bankalar negatif faizi müşterilere yüklerse (mesela hizmet komisyonu benzeri isimlerle) müşteriler bankalardaki mevduatlarını bankalardan çekmeye başlar mı?
Daha evvelce Danimarka’daki uygulamalarda negatif faizi, ne bankaların ne de müşterilerin çok fazla göz önüne almadıkları ve önemli bir sonuç da üretilemediği görülmüştü.
Draghi, ABD türü bono satın alarak likidite yaratmaya pek yanaşmıyor, bekliyor ve ancak çok mecbur kalırsa bu yaklaşıma girecek. Çünkü bono alması bankanın kanununa pek uygun değil ve daha da önemlisi, Avrupa’da özel şirket bonosu az ve Almanlar da kamu bonosu alınmamasını, çünkü bu durumda hükümetlerin borçlarını ödememe davranışına girişeceklerini düşünüyor ve karşı çıkıyorlar. Bakalım neler olacak! .■ Deniz Gökçe, Akşam, (8.6.2014)

ÇEVRE, DOĞAL KAYNAKLAR: BİR ÜLKENİN ÖLÜMÜ

Bittiğinde 2.5 milyon ağaç kesilmiş olacak.
70’den fazla hayvan türü ortadan kalkacak.
Kentin hayat damarları olan su havzaları kuruyacak. 70’den fazla sulak alan beton dolgularla kapatılacak.
Leylekler, geyikler, kartallar...
Onlarca hayvan türü, endemik bitki yok olacak.
Hiçbir şey onları durduramıyor.
Önce “acele karar” alıp köyleri kamulaştırdılar.
Binlerce ağacı kestiler. 70 gölün suyu da kanallarla Karadeniz’e boşaltıldıktan sonra artık İstanbul’un 3. Havalimanı temel atmaya hazır.
Hiçbir şey onları durduramıyor.
Ne hukuk, ne mahkeme kararı, ne doğa sevgisi, ne kuraklık...
İşaretleri gelmeye başlayan, katlettikleri doğanın, günün birinde kimseden izin almadan kendi yasasını uygulayacak olması bile korkutmuyor...
Doğa bu... Günü geldiğinde ne mahkeme kararı, ne ruhsat, ne lisans, ne ihale, ne rant, ne de pazarlık dinler.
İstanbul ölüyor.

***

Yeryüzünün en eşsiz yaylalarından birinde doğup büyümüş.
Şimşirdereli Havva Bir’in taşıyamadığı bacağı mosmor.
HES müteahhidini koruyan jandarmanın copuyla davul gibi şişmiş.
Tek suçu üçbeş megavatlık bir santral uğruna destursuz girilen hayat alanını savunmak...
O onurlu kadın İkizdere’de “Bizi susuz bırakmaya ne hakkınız var?” diyedursun, çantacı-rantçı-devlet işbirliğiyle Ankara’daki salonlarda hâlâ “Yatırımcıyı teşvik”, “Enerji ihtiyacı” ezberleriyle anlaşmalar imzalanmaya devam ediyor.
Bir değil, üç değil, 100 değil.
Gümüşhane, Trabzon, Rize, Artvin, Ordu, Bayburt ve Giresun’da 2 bin HES planlanıyor.
Karadeniz ölüyor.

***

Çantacı-rantçı-devlet el ele.
Enerji ihtiyacı, ÇED raporu, acele kamulaştırma, su kullanım anlaşması, yürütmenin durdurma kararının kaldırılması, jandarma coplarıyla ölüyor bu ülke.
Meydanlar, salonlar hâlâ utanmadan “Bir karış vatan toprağı” hamasetiyle inlerken, bir santiminin 10 bin yılda oluştuğu topraklar yağmacılara teslim ediliyor.
Ne içme suyu, ne yok olan balıklar, ne karacalar, ne çiçek kokusu...
Hiçbir şey korkutmuyor onları.
Günü geldiğinde ne mahkeme kararı, ne ruhsat, ne lisans, ne ihale, ne rant, ne de pazarlık dinleyecek olan doğanın intikamı bile. .■ Çiğdem Toker, Cumhuriyet, (8.6.2014)

 

 9.6.2014

BÖLÜCÜLÜK: BAŞKOMUTAN'DAN BAYRAK AÇIKLAMASI

İkinci Hava Kuvveti Komutanlığı'ndaki Türk bayrağının indirilmesini kınayan Cumhurbaşkanı Gül, "Bu ve benzeri çirkin saldırı ve tahrikler hiçbir zaman amacına ulaşamayacaktır" dedi

Diyarbakır'ın Lice İlçesi'nde yolu trafiğe kapatan grupla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada ölen Ramazan Baran'ın cenaze töreninden sonra olaylar çıkmıştı. Yüzleri kapalı bir grup, Diyarbakır'da 2. Hava Kuvveti Komutanlığı'nın arka kapısının olduğu bölgedeki duvardan atlayarak kışla içinde direkteki Türk Bayrağı'nı indirmişti.  

Dün yaşanan bu olay kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Olayla ilgili Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de bir açıklama yaptı.

Türk Bayrağı’nın bir gösterici tarafından indirilmesini şiddetle kınadığını vurgulayan Gül, açıklamasında, "Bayrak hepimizin bayrağı, ortak sembolü ve en önemli değeridir. Millet olarak ezelden ebede uzanan tarihi yolculuğumuzda bağımsızlığımızı ve bunun için  verdiğimiz ortak mücadeleyi simgelemektedir. Şunu açıkça vurgulamak isterim ki: Bu ve benzeri çirkin saldırı ve tahrikler hiçbir zaman amacına ulaşamayacaktır. Sorunların çözümü sürecinde, herkesi sorumlu davranmaya, provokatif eylem ve söylemlerden kaçınmaya çağırıyorum” ifadelerine yer verdi.

TSK: Serin kanlı yaklaşmaya çalışıyoruz

Öte yandan Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, ''Bayrağa saldırıyı nefretle kınıyoruz. Saldırganın bulunup cezalandırılması için takipçi olacağız. Tahammül sınırlarını zorulayan bu tür eylemlere serin kanlı yaklaşılmaya çalışılmaktadır''  denildi. .■ Dünya, (9.6.2014)

(13 Ağu 2009 ‘da Bitlis'in Güroymak ilçesine “Norşin” diyen, kendisi değil miydi? Sonra da eklememiş miydi: “Güzel şeyler olacak çocuklar” diye? İşte oluyor, otursun, yaksın kınasını. cd)

 

ÇEVRE, DOĞAL KAYNAKLAR: ALTINCILAR KAZ DAĞLARINA YENİ MADENLER KURMA PEŞİNDE
Kaz Dağları’ndaki altın madencilerinin faaliyetlerine mahkeme tarafından ardı ardına iptal kararları gelince, şirketler yeni yöntemler bulmaya girişti. Evrensel’in ulaştığı bilgilere göre, altın madeni şirketleri bölgeye şimdi de feldspat ve kuars madeni kurmak peşinde.

Çanakkale Valiliği tarafından İl Çevre Müdürlüğüne çağrılan Kaz Dağları Bayramiç yöresindeki Karaibrahimler, Cazgiler ve Söğütgediği köylerinin muhtarlarına, köylerinin yakınlarında feldspat ve kuars madeni işletileceği söylendi. Bu madenlerin doğaya, canlı yaşamına olumsuz etkilerinin olmadığını ileri süren İl Çevre Müdürlüğü yetkilileri “Yine de siz ‘Olur’ derseniz çalışacak madenler” demeyi de ihmal etmedi. Toplantıya, altın madencilerine karşı tavrıyla tanınan Muratlar köyü muhtarı ise çağrılmadı.

ALTINCILAR ÇIKTI 

Kuars ve Feldspat madenciliği için girişimlerde bulunduğu iddia edilen bu şirketler ise, altın madenciliği için yıllardır her türlü yolu deneyen Teck Madencilik ve Truva Madencilikten başkası değil. Bu şirketlerin altın madenciliği için aldığı “ÇED olumlu” kararlarının tümü idari mahkemeler tarafından iptal edilmişti. Bölgedeki yaşam savunucuları ise şirketlerin kuars ve feldspat madenciliği adı altında hukukun ardından dolaşmaya çalıştığını bu sayede de ÇED’den muaf olmayı planladığını düşünüyor.
Çanakkale Çevre Platformu Önceki Dönem Sözcüsü ve  Çanakkale İl Genel Meclisi CHP Grup Başkan vekili Hicri Nalbant, bu şirketlerin ‘sabıkalı şirketler’ olduğunu belirterek, “Bunlar yöremizi terk etmek istemiyor, biz de onlara izin vermeyeceğiz” dedi.

‘KÖYLERİ GEZECEĞİZ’

Çanakkale Çevre Platformu Yürütme kurulu üyesi İbrahim Gül de, “Bölgedeki 9 köyü gezip durumu anlatacağız” dedi. Bayramiç Çevre Platformu da yaptığı açıklamada “Bölge idare mahkemesinin iptal gerekçeleri net ve kesinken böylesi bir aldatmaca ile altın madenlerinin önünü açmaya çalışanlara yardım etmek ve bu talan girişimini görmezden gelmek vatan hainliğidir” dedi.

MADENCİLERDEN GELECEK HAYIR!

Kaz Dağları bölgesinde faaliyet göstermek isteyen altın madeni şirketleri yöre köylüleri ile ilişkileri geliştirmek için her fırsatı deniyor. Şirketlerin köylerde başlayan “köy hayırları” için sponsor olmaya çalıştıkları dile getiriliyor. Altın madenlerine karşı çıkması ile tanınan Muratlar köylüleri, “köy hayrı”na sponsor olmak isteyen altın madencilerinin bu tekliflerini geri çevirirken, madencileri hayra davet etmediklerini söylediler. .■ Özer AKDEMİR, Evrensel, (9.6.2014)

 

10.6.2014 

SEÇİMLER: TÜRKİYE SEÇİM HİLELERİ MERKEZİ!

ABD’deki Partilerüstü Politika Merkezi. ‘Seçim hileleri merkezi’.

ABD’nin ünlü düşünce kuruluşlarından Partilerüstü Politika Merkezi, 30 Mart seçimlerindeki hileler için“bireysel sahtekârlıklar değil, merkezi planlama söz konusu” saptamasını yaptı ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Türkiye’nin uluslararası gözlemci davet etmesini istedi. Merkezin raporunda, sandıklarla ilgili şüphelerin doğuracağı sonuçlar için de “Eğer Erdoğan karşıtları seçim sonuçlarına daha fazla güvenemeyeceklerini hissederlerse bunun sonucu olarak politik ve siyasi istikrar berbat duruma gelebilir. Muhalefet sandıktan ve sokaklardan da uzaklaşacak” uyarısında bulundu.

ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abromowitz ve Eric Edelman’ın başında olduğu düşünce kuruluşu, 30 Mart seçimlerinin ve yolsuzluk iddialarının Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ve Türkiye’nin geleceğine yönelik etkilerini analiz eden “Gölgeler ve Şüpheler” adlı bir rapor hazırladı. Raporda öne çıkan bazı değerlendirmeler şöyle:

Oy kullanırken değil, sayımda hile var: Seçim merkezlerindeki birçok düzensizlik dikkatsizlik ve cahilliğin sonucu. Sayım sırasında ne olduğu konusunda ciddi endişeler var. AKP’nin büyük zaferiyle sonuçlanan başarısını sorgulamaya gerek yok. Sorun, AKP’nin büyük bir üstünlüğünün olmadığı anahtar konumundaki bölgelerde. Belgelerdeki yasadışılıklar, örneğin Ankara’daki mühürsüz seçim sandıkları gibi istatistiksel anormallikler ciddi endişe yaratıyor. Çünkü bunlar birkaç bireysel sahtekârlıktan ziyade merkezi planlamanın olduğunu gösterir nitelikte. Sandıktaki tüm şüpheleri gidermek ve güveni yeniden sağlamak için bu sorular gündeme getirilmeli ve cevaplanmalıdır. Bu henüz yapılmış bir şey değil.

Koordinasyon var: AKP’nin başarısıyla ilgili analizler garipliklerin ülke çapında olduğunu gösteriyor. Korelasyon, bunun tesadüfi olduğuna değil, merkezi bir koordinasyon ile yapıldığını gösteriyor. Böyle bir sonuç muhalefet partilerinin zaferlerinde görülmüyor.

‘En nefret edilen politikacı’: Seçimler sonucunda çıkan şüpheler her toplumda çok ciddi tehlike oluşturur. Başbakan’a büyük bir güvensizlik duyulan ve toplumun büyük ölçüde bölündüğü Türkiye’de bu tehlikeler şiddetli boyutta. Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olursa daha da otoriter olacağına dair ciddi endişeler var. Eğer seçimin kendisine yönelik de şüpheler olursa, muhalefet sandıktan ve sokaklardan da uzaklaşacak. AKP şu anda Türk seçmeninin çoğunluğunu kazanmış durumda. Erdoğan’ın karşılaştığı zorluk, muhalefetin keskinliği. Türk siyasi tarihinde hiçbir politik lider, destekleyicileri tarafından bu kadar sadakatle bağlanılmamış ama hiçbir Türk politikacıdan da bu kadar da nefret edilmemişti. Eğer Erdoğan karşıtları seçim sonuçlarına daha fazla güvenemeyeceklerini hissederlerse bunun sonucu olarak politik ve siyasi istikrar berbat duruma gelebilir.

Toplumdaki bölünme tehlikeli: Gezi Parkı protestolarının yayılmasından bu yana Erdoğan yalnızca muhalefet partilerine ve politikacılara saldırmakla kalmıyor, gücünü kullanarak toplumun bir bölümünü diğerine karşı kışkırtıyor. Sonuç itibarıyla, toplumdaki tehlikeli bölünme giderek derinleşiyor.

'Demokrasi Erdoğan için araç’

Raporun girişinde Erdoğan’ın 1993 yılında demokrasiyi “istediğinde vazgeçebileceği bir araç olarak gördüğünü” belirten sözlerine yer verilirken, 2002-2008 yılları arasındaki icraatlarıyla şüpheleri yok ettiği belirtiliyor. 2008 sonrası için ise şu ifadeler yer alıyor: “Erdoğan, askerden ve yargıdan daha fazla korkmasına gerek olmadığı güveniyle, siyasi çoğulculuğu beslemek yerine baltalayarak giderek daha da otoriterleşti ve ifade özgürlüğüne sınırlamalar getirdi.”

‘Gölgeler ve şüpheler’

Raporda Türkiye’de geçersiz oy oranının diğer seçimlere göre arttığı da belirtiliyor ve 2011 seçimlerinde bu oran yüzde 2.22 iken 2014 seçimlerinde oranın 4.19’a çıktığı vurgulanıyor. Ankara’daki 254 sandıkla ilgili iddiaların örnek olarak gösterildiği raporda “Geçersiz oylar anormal yüksek” ■ Cumhuriyet, (10.6.2014)

 

11.6.2014

TARIM: SIKIŞINCA İTHALAT TARIMSAL ÜRETİMİ YOK EDİYOR

Gıda maddeleri fiyatlarında artış ortaya çıkınca, tüketiciyi korumak arayışında yapılan ithalat kısa süre için fiyat artışını önlüyor ama, uzun sürede tarımsal üretimi de hayvancılığı da öldürüyor.

Türkiye’de et ve süt hayvancılığı ile tarımsal üretimde maliyetlerimiz yüksek. Eğer dövizimiz var ise, bırakalım hayvancılığı, bırakalım tarımsal üretimi, eti, sütü, maydanozu, soğanı, patatesi ithal edelim.

Kaldı ki, sanayileşmiş ülkelerde bile hayvancılık ve tarımsal üretim önemini yitirmemiş bir sektördür. Avrupa ülkelerinde, İngiltere’de ve Amerika kıtasındaki ülkelerde hayvancılık ve tarım işletmeleri ülke ekonomisine büyük katkı yapar. Toprağımız var. Hava şartlarımız olumlu. Sulama konusunda son yıllarda büyük gelişme kaydedildi. Tarım yörelerinde çok sayıda insan yaşıyor.Topraklar boş, insanlar işsiz. Tarım üretimimiz yetersiz. İthalat yapıyoruz. Döviz ödüyoruz.2013 yılında 346 milyon dolarlık canlı hayvan, 186 milyon dolarlık balık, 159 milyon dolarlık süt ve sütlü ürün, 2 milyon dolarlık hububat, 1.6 milyon dolarlık yağlı tohum, 1.8 milyon dolarlık yağ, 500 milyon dolarlık kakao, 550 milyon dolarlık gıda malzemesi, 1.5 milyon dolarlık gıda ile ilgili girdi, 500 milyon dolarlık tütün ithal ettik.

Türkiye’de tarımsal işletmelerin boyu küçük. Üretim girdileri pahalı. Üretim teknolojisi geri. Bu nedenle maliyetler yüksek. İthalat kapısı açılınca, yerli üretici malını, üretim maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor. Veya ürün elinde kalıyor. O zaman da üretimden vazgeçiyor. Tarla boş, üretici işsiz iken, talep ithalat ile karşılanıyor.
Çare: Doğru tarımsal politikalarla üretim-talep dengesini koruyacağız. Bunu yıllardır yapamamak tarım politikalarını belirleyerek uygulayanların ayıbıdır. ■ Tevfik Güngör, Dünya, (11.6.2014)

GELİŞME: BU BÜYÜME İLE BİR YERE GİDEMEYİZ

Gayri Safi Yurt içi Hasıla (GSYH) 2014 yılı ilk çeyrekte yüzde 4.3 oranında büyüdü. 2013 ikinci çeyreğinden itibaren, büyüme yüzde 4’ün üstünde gerçekleşiyor.
Büyüme oranları için ilk söylenecek olan, gelirdeki artışın GSYH büyüklüğüne göre değişmesidir. Gelişmekte olan ülkelerde toplam GSYH daha küçük, gelişmiş ülkelerde daha büyük olduğu için, gelir artışı yaratmak için, gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranları da daha yüksek olur.
Söz gelimi Almanya’nın GSYH’sı 3 trilyon 400 milyar dolardır. Türkiye’nin ise 800 trilyon dolardır. Almanya yüzde 2 büyürse GSYH’sı 68 milyar dolar artar. Almanya’nın yüzde 2 büyümesi ile sağladığı 68 milyar dolarlık GSYH artışını sağlaması için Türkiye’nin yüzde 8.5 oranında büyümesi gerekir. Bunun içindir ki gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde büyüme oranları farklı tablolarda karşılaştırılır.
Kaldı ki yüksek dış borcu olan ve yüksek işsizlik oranlarına sahip ülkelerin bu dış borçlarını ödemeleri için, yeni istihdam yaratmaları için hem yatırım oranlarının yüksek olması, hem de daha yüksek büyüme sağlamaları gerekir.
Hükümet üyeleri ve bazı medya şimdiden yüzde 4.3 büyümeyi başarı gibi göstermeye başladı.
Söz gelimi, Maliye Bakanı Şimşek, “2014 yılı ilk çeyreğinde siyasi risk primindeki artışa, parasal sıkılaşmaya ve yürürlüğe konulan makro ihtiyati tedbirlere rağmen Türkiye ekonomisi yıllık bazda yüzde 4,3 ile beklentilerin üzerinde büyümüştür” diyor.
1) Gerçekte ise yüzde 4.3 büyüme ile Türkiye bir yere gidemez. Dünya Bankası’na göre gelişmekte ülkelerde 2014 ortalama büyüme oranı yüzde 5.3 olacaktır. Türkiye’deki büyüme gelişmekte olan ülkeler ortalamasının altındadır.
Kaldı ki bir toplumda refahı gösteren fert başına gelirin büyüklüğü ve fert başına gelirde büyümedir. 2014 ilk çeyreğinde fert başına gelirde büyüme yüzde 2.86 oldu. Yüzde 4.3 global büyüme ve yüzde 2.86 fert başına büyüme oranı ile Türkiye 400 milyar dolara ulaşan dış borcunu çevirmez... TÜİK’e göre yüzde onun üstünde olan, fiilen yüzde 16 olan işsizliği çözemeyiz.
2) İlk çeyrekte, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 8.6 ve hane halkının nihai tüketim harcamaları ise yüzde 2.9 oranında arttı. Büyümeyi dış talep artışı etkiledi. Geçen yıllara göre hane halkı talebi azaldı.
İlk çeyrekte ihracat yüzde 11.4 oranında arttı. İthalat daha düşük yüzde 0.8 oranında arttı. Yüzde 4.3 oranındaki büyümeye ihracatın katkısı 2.7 puan oldu. Hükümet ve Merkez Bankası’na rağmen, kurlar arttı ve ihracatta rekabet gücümüzü artırdı.
3) Aşağıdaki tabloda sektörlerde büyüme yer alıyor. En yüksek büyüme, yüzde 13.9 oranı ile finans ve sigortacılık sektöründe oldu. İmalat sanayiindeki büyüme de ortalama büyümenin üstünde, yüzde 4.9 oldu.

 

5) Düşük büyüme yanında ilk çeyrekte ortaya çıkan en önemli sorun, sabit sermaye oluşumunda yüzde 0.5 azalmadır. Yatırımların azalması önemli ölçüde, siyasetteki gerilimden etkilenmiştir. Siyasetteki gerilim yatırım ortamını riske sokmuştur. Yatırımlar olmazsa, istihdam ve büyüme de olmaz. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (11.6.2014)

12.6.2014

-

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura