Diğerleri > Sis Çanı
20-01-2016
NELER OLDU 7-12 EYLÜL 2015 (Kriz, yabancı sermaye, RTE, bölücülük, Dolar, Çin, Borçlanma, ABD, birey/Kamu çatışması)

Cihan Dura

20.1.2016

 


7.9.2015

KRİZ:  KÜRESEL EKONOMİ 7 YIL ÖNCESİNE DÖNDÜ

Ali Koç, "Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" dedi

Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve B20 İstihdam Görev Gücü Koordinatör Başkanı Ali Koç, merkez bankalarının ve hükümetlerin gösterdiği yoğun gayretlere rağmen, finans piyasalarının hala hassas, ekonomik büyümenin cansız ve milyonlarca insanın işsiz olduğunu belirterek, "Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" dedi.

Koç, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ev sahipliğinde ATO Congresium'da düzenlenen B20 Türkiye Konferansı'nın ikinci gününde gerçekleştirilen "İstihdam Trendleri ve Ekonomik Büyüme" oturumunda, G20'nin 21. yüzyılın sorunlarını ele alan tek platform olduğunu ifade etti.

Gazetelerde kalpleri derinden etkileyen kötü haberler gördüklerini dile getiren Koç, "Belki umudumuzu yitiriyoruz ama daha az umutlu olma lüksümüz yok. Daha fazla çalışkan ve azimli olmamız gerekiyor. Lehman Brothers'ın iflasının üzerinden 7 yıl geçmiş olmasına rağmen neredeyse yeniden aynı noktaya döndüğümüzü görmek üzücü" diye konuştu.

Koç, merkez bankalarının ve hükümetlerin gösterdiği yoğun gayretlere rağmen, finans piyasalarının hala hassas, ekonomik büyümenin cansız ve milyonlarca insanın işsiz olduğunu vurgulayarak, "Ekonomik büyüme yine bundan çok etkilenir durumda. Çok daha önemlisi milyonlarca insan istihdam piyasasının dışında. Aslında bizim yakıtımız umut. Aksi halde hayatta kalamayız. İstihdam çok önemli. Bu umudu canlı tutmak mecburiyetindeyiz" ifadelerini kullandı.

"Küresel ekonomik gelişmeler, hedefe ulaşmanın çok daha zor olacağını gösteriyor"

Ali Koç, dünya ekonomisindeki söz konusu problemleri çözmek üzere G20 liderlerinin geçen yıl Brisbane'de G20 ülkelerinin milli gelirini 2018'e kadar yüzde 2 daha artırmayı taahhüt ettiklerini anımsatarak, şöyle konuştu:

"Ancak 2015 yılı başından beri gerçekleşen küresel ekonomik gelişmeler bu hedefe ulaşmanın düşünüldüğünden çok daha zor olacağını gösteriyor. Bu yüzden, B20 olarak, yatırımı ve büyümeyi daha fazla istihdamın yaratılabileceği seviyelere taşımak için başka nelere ihtiyaç duyulduğunun tespiti üzerine çalıştık. 'Büyümeyi ve istihdamı nasıl artırabiliriz, daha fazla nasıl istihdam geliştirebiliriz?' konusuna odaklandık. Biz bunu yalnızca iş dünyası olarak ele almak istemedik. Çalışan dünyası da bu konuya katılsın istedik. Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Birlikte düşünmek zorundayız."

Koç, çalışmalarının sonucunda G20 hükümet liderlerine hitaben bir ortak deklarasyon imzalanmasına karar verdiklerini anlatarak, şu bilgileri verdi:

"B20 ve L20 temsilcileri olarak bu deklarasyonda G20 hükümetlerini istihdamın güçlendirilmesi, büyümenin canlandırılması ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için G20'nin değişimi tetikleme ve küresel politika koordinatörü olma yolunda sahip olduğu tüm potansiyelini ortaya koymaya davet ettik. Bu yönde 5 konu üzerine vurgu yaptık. Bu konuların 4 tanesi hükümetlere sunduğumuz uygulanabilir öneriler oldu. Bu öneri başlıklarımız ise genç işsizliğinin kararlılıkla ele alınması, istihdamı teşvik eden makro-ekonomik politikaların izlenmesi, 2014 Brisbane Zirvesinde alınan, istihdamda cinsiyet farkını yüzde 25 azaltma hedefinin gerçekleştirilmesi, kayıtlı ekonominin özendirilmesi ve ILO 2015 Uluslararası Çalışma Konferansında kayıt dışı ekonomiyle mücadelede benimsenen yeni önerinin benimsenmesi."

Değindikleri beşinci konunun ise sosyal diyaloğa verdikleri önemi de yansıtacak şekilde, işveren ve işçi kuruluşlarına ekonomik ve sosyal politikaların şekillenmesinde etkin rol verilmesinin önemi olduğunu belirten Koç, "Sözlerimi G20-B20 çıktılarının devamlılığının sağlanması ve bu çıktıların izlenmesi yönündeki bir gözlemimi paylaşarak sonlandırmak istiyorum. Geçmiş yılların çalışma ve kazanımlarını bir sonraki dönem başkanlıklarına aktaran sistematik bir mekanizma halihazırda mevcut olmadığı için G20 Türkiye başkanlığı uygulama ve izlemeyi öncelikleri arasına aldı" değerlendirmesinde bulundu. ■ Dünya, (7.9.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK:  YABANCI YARIM MİLYAR DOLARLIK HİSSE SATTI

Yabancı yatırımcılar ağustos ayında hisse senedi piyasasında 462.1 milyon dolar net satış yaptılar.

Yabancı yatırımcılar ağustos ayında hisse senedi piyasasında 462.1 milyon dolar net satış  yaptılar.

Borsa İstanbul tarafından açıklanan verilere göre, yabancılar Ağustos ayında 5.61 milyar dolarlık satış işlemi gerçekleştirirken, 5.15 milyar dolarlık alım yaptı.

Oyak Yatırım'ın günlük raporunda Ağustos ayında en çok alınan hisselerin 14'er milyon dolar ile Ülker  ve TAV Havalimanları Holding , 13 milyon dolarla da Tüpraş olduğu belirtildi.

En çok satılan hisseler arasında ise 118 milyon dolar ile Garanti Bankası , 68 milyon dolar ile Türk Hava Yolları  ve 54 milyon dolar ile İş Bankası oldu. ■ Dünya, (7.9.2015)

RTE: ERDOĞAN İÇİN ‘VATANA İHANET’TEN SUÇ DUYURUSU

Ankara Barosu avukatlarından Veysel Kırıcı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, suç duyurusunda bulundu.

Ankara Barosu avukatlarından Veysel Kırıcı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan hakkında, dün bir televizyon programında yaptığı açıklamalar nedeniyle ‘vatana ihanet’ iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Dilekçede, Erdoğan’ın, “400 vekili elde edebilecek sayıyı bir siyasi parti yakalasaydı, durum bugün çok farklı olurdu” şeklindeki sözleriyle, TCK’nın 302. maddesindeki “… devletin birliğini bozmak ve devletin bağımsızlığını zayıflatmak” suçunu işlediği öne sürülerek, yargılanması istendi.

ŞEHİT AİLELERİNE HAKARET

Avukat Veysel Kırıcı tarafından Ankara Başsavcılığına verilen suç duyurusu dilekçesinde, Anayasa’nın 103. maddesine göre TBMM’de Anayasa’ya bağlı kalacağına, üzerine aldığı görevini tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücüyle çalışacağına namusu ve şerefi üzerine yemin etmesine karşın Erdoğan’ın, çeşitli zamanlarda yaptığı konuşmalarda da AKP için 400 milletvekili istediği belirtildi. Dilekçede, Erdoğan’ın ayrıca, dün yaptığı konuşmasında, “Bir baba ‘Benim beş evladım daha var. Bu vatan için beş evladımı da kendimle beraber feda etmeye hazırım” diyor. Bu babalar da var ama böyle karakteri bozuk olanlar da var” diyerek, şehit yakınlarına da hakaret ettiği kaydedildi.

TEHDİTVARİ İFADELER KULLANDI

TCK’nın 302. maddesinde “…devletin birliğini bozmak ve devletin bağımsızlığını zayıflatmak amacına yönelik elverişli bir fiil işleyen kimseye müebbet hapis cezası verileceğinin” ifade edildiği anlatılan dilekçede, Erdoğan’ın yargılanması talep edilerek, şöyle denildi:

“Onlarca şehit verdiğimiz bir saldırının hemen akabinde, bir siyasi parti için 400 milletvekili istemek, devletin birliğini bozmaya yönelik bir eylemdir. Şüpheli, Adalet ve Kalkınma Partisi 400 milletvekili çıkaramadığı takdirde terörün devam edeceği yönünde tehditvari ifadeler kullanmıştır. Cumhurbaşkanı olması sebebiyle tarafsız olması gereken şüpheli, bir siyasi parti için 400 milletvekili isteyerek Anayasayı da bir kez daha açıkça ihlal etmiştir. Şüphelinin yukarıda belirttiğimiz eylemleri ‘vatana ihanet’ kapsamındadır. Tüm bu nedenlerle; şüpheli Recep Tayyip Erdoğan’ın devletin birliğini bozması ve Anayasa’yı ihlal etmesi nedeniyle cezalandırılmasını talep etme zarureti hasıl olmuştur.” Asuman ARANCA, Sözcü, (7.9.2015)

8.9.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: TERÖRLE MÜCADELENİN YOLU

Yaşananlara en başından beri ne saray savaşı dedik, ne de vatan savaşı…

Zira ikisi de durumu tam açıklamıyordu. Tersine, meseleyi böyle koymak aynı cephede yer alması gereken kuvvetleri bile bölüyordu.

Bize göre mesele ikisi de değildi, “Beyaz Saray savaşı”ydı; çünkü gelişmeler ABD’nin “Basra’dan Doğru Akdeniz’e Kürt Koridoru” hedefi ve IŞİD stratejisiyle doğrudan ilgiliydi.

AKP’nin ya da PKK’nin bu yaşananlardan siyasi rant elde etme hevesleri, kuşkusuz önemliydi ama bu esasın yanında taliydi…

Tamam, Erdoğan‘ın Dağlıca’da terör saldırısı olduğu gece “400 milletvekili olsaydı, bunlar olmazdı” demesi ya da adamlarıyla Hürriyet’i basan AKP Milletvekili Abdurrahim Boynukalın‘ın “1 Kasım seçiminden ne sonuç çıkarsa çıksın Erdoğan’ı başkan yapacağız” demesi, siyasi hedefe işaret etmesi nedeniyle oldukça anlamlıydı ama asıl mesele bunun çok daha ötesindeydi.

Hatta diyebiliriz ki AKP ve PKK’nin siyasi hevesleri, “Beyaz Saray savaşı”nı daha da kolaylaştırıyordu.

Örneğin Erdoğan‘ın “başkan olma ihtirası” Türkiye’yi İncirlik Mutabakatı’na daha kolay mecbur etti. ÖrneğinErdoğan‘ın sultan olma hayali Türkiye’yi Suriye başta olmak üzere komşulara düşmanlıkta öne çıkardı ve ABD için yararlanılabilir hale getirdi.

IRAK’TAKİ YÖNTEM SURİYE’DE DE İZLENİYOR

Asıl mesele ABD Büyükelçisi John Bass‘ın ifadesiyle “Türkiye’yi geri dönülmez noktaya kadar ilerletmek” diye özetlediği ve “ne kadar gerekirse, İncirlikte o kadar kalacağız” diyerek işaret ettiği meseledir. Nasılsa ObamaIŞİD’le mücadele stratejisini 3 yıl diye açıklamış, Washington sonra bunu 5 yıla revize etmiş, en sonunda da Pentagon “gerçekçi olmak lazım, 10 yıl gerekir” demiştir.

Asıl mesele ABD’nin Suriye’yi parçalmak ve kuzeyinde bir koridor oluşturmak istemesidir.

Koridoru Türkiye’ye adım adım kabul ettirebilmenin deneyimine Irak’ta sahip olan ABD, benzer şablonu şimdi Suriye’de uygulamak istemektedir:

1) Koridor inşa edilecek alana saldırılmasının zeminini yarat.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyinde Kürtleri kışkırtıp ayaklandırdı. Saddam Hüseyin kalkışmayı bastırmak için harekete geçtiğinde Kürtlere sırtını döndü.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde IŞİD’in stratejik noktalara saldırmasına zemin yarattı.

2) Koridor inşa edilecek alana havadan koruma sağla.

ABD 25 yıl önce Irak’ın kuzeyi için 36. paraleli çekti ve üstünü Bağdat’a yasakladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyinde havadan IŞİD’i vurdu ve boşalan yerleri PYD’ye emanet etti.

3) Koridor inşa edilecek alana İncirlik’ten kalkan ol.

ABD 25 yıl önce 36. paralelin üstüne İncirlik’ten kalkan uçaklarla kalkan oldu, Çekiç Güç’le o bölgenin adım adım Bağdat’tan kopmasını sağladı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyine yine İncirlik’ten kalkan olmak ve Çekiç Güç ile o bölgeyi Şam’dan kopartmak istiyor.

4) Koridor inşa edilecek alanı Türkiye’yi kabul ettir.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridoru yönetecek Barzani‘yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirdi. Karşılığında zaman zaman PKK’yi vurmasına göz yumdu.

ABD 25 yıl sonra Suriye’deki koridoru yönetecek PYD’yi adım adım Türkiye’ye kabul ettirmeye çalışıyor. PKK’ye operasyonlara “Türkiye’nin hakkı” diyor ama PKK’nin Suriye kolu olan PYD’ye operasyona izin vermiyor.

5) Koridor inşa edilecek alanda PKK’yi büyüt.

ABD 25 yıl önce Irak’taki koridor ile aslında PKK’ye güvenli bölge sağlamış oldu ve büyümesinin koşullarını yarattı.

ABD 25 yıl sonra Suriye’nin kuzeyini de PKK’nin sıçrayarak büyüyeceği bir koridora dönüştürmeye çalışıyor.

Çünkü PKK ABD için stratejik bir araçtır ve Washington PKK’ye “asıl Irak ve Suriye koridorlarını birleştirme ve Türkiye’ye doğru genişletme aşamasında” ihtiyaç duyacaktır!

DOĞRU HATTI SAVUNMAK

Dolayısıla PKK’yi büyüten de, İncirlik’ten önünü açan da ABD’dir.

ABD’yle işbirliği yaparak PKK’yi tasfiye etmenin mümkün olmadığı geride kalan 30 yılda görülmüştür.

PKK bin yıl uğraşsa da TSK’yi yenemeyecektir ama ABD işbirliği altında Türkiye de bu terör sorununa kökten çözüm getiremeyecektir.

O nedenle meseleye “ya saray savaşı ya vatan savaşı” ikilemine sıkışmadan bakmalı ve doğrudan ABD emperyalizmini hedef alan bir mücadele hattı savunulmalıdır.

PKK’yle başarılı mücadele ancak içeride İncirlik Mutabakatı’nı yırtarak, dışarıda da Suriye’ye düşmanlığı bırakarak yapılır.

Esad‘ı devirme ve Suriye’de güvenli bölge kurma hedefleri PKK’ye yarar. ■ Mehmet Ali Güller, http://mehmetaliguller.com, (8.9.2015)

BÖLÜCÜLÜK, GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: GÜNAH KEÇİSİ BULUNDU; DEVLET!..

Kahpeler bildik kahpeliklerini yaptılar!..

Dağlıca'dan, acı eşiğimizin en yüksek olduğu noktadan vurdular...

Kahpece kurdukları tuzağın yönteminde ise en ufak bir değişiklik yok. Yıllardır yaptıklarının aynısı...

"Onca tecrübeye rağmen hâlâ bu bildik tuzaklara nasıl düşüyoruz"demeyeceğim. Cevabı ayan beyan ortada; terörle mücadelede deneyimli, birikimli askerlerimizin polislerimizin uğradıkları kıyım hâlâ hafızalarda çok taze. Bölgeden nasıl sürüldüklerini sorun Google'a, bakın kaç yüz tane haber bulacaksınız. Terör örgütü ile mücadele ettikleri için hâlâ bu ülkede paşalar yargılanıyor paşalar!.. Kahpelerin, adını duyduklarında it sürüsü gibi kaçtığı paşalar, hesap veriyor"neden PKK ile mücadele ettin. Teröriste kurşun sıktın" diye!..

AKP iktidarının özellikle son 3 yılında ekilen "PKK baldıran zehri tohum verdi, zakkum açtı"... Bölgeyi kan gölüne çevirdi. AKP ekti, PKK biçiyor. Hem de ne biçiyor!..  Bizim aslanlarımız Dağlıca'da toprağa düşerken ülkenin geçici-seçilmemiş vekil "Başbakan"ı AKP'nin atanmış genel başkanı Ahmet Davutoğlu, Konya'da Hollanda maçında 1 Kasım seçim çalışması yapıyor. Babası yeni şehit olmuş minicik yavrunun eline oyuncak tutuşturmuşlar tribünleri selamlıyorlar. Tezahürat yaptırıyorlar. Neyin tezahüratı bu Allah aşkına?.. Maç boyunca topu, golleri değil şehit yetiminden gözlerimi ayıramadım. Yavrucuk, Başbakan kılıklı adam gollerde yerinden hoplayıp zıplarken, tribünlere şov yaparken o hiç gülmüyordu. Belki yaşı biraz büyük olsa "Başbakan" olduğunu söyleyen adamın gömleğinden çeker sorardı; "Senin görevin beni buraya maça getirmek mi yoksa benim babamla birlikte maça gelmemi sağlamak mı" diye... İnanın bana!.. Henüz üstünden bu acı travmayı atlatamayan bir çocuğu maça götürme olayı Avrupa'da gerçekleşse adamı "insanlık suçu işlemekten" direkt yargı önüne çıkarırlar. Üstelik o çocuğa en az 1 yıl psikolojik tedavi uygularlar. Amaa!.. AKP zihniyeti bu; söz konusu saltanat ise gerisi teferruattır!..

Tüm bunlar olurken, Dağlıca'da hava muhalefeti nedeniyle yardımın gidemediği Mehmetçik hain tuzaklarda bir bir şehit oluyor. R. Erdoğan ise hâlâ 7 Haziran öncesinde yaptığı gibi "400 verin huzur gelsin"propagandası ile meşguldü. Havuzun beyaz camına 400 vekil hesabıyla çıkıyordu. Dağlıca'dan şehit haberleri gelmeye başladığı saatlerde aynanın karşısına geçip makyajını tazeliyordu güya.

Bakın tam bu noktada gözlerden kaçmaması hatta gözlerimizin içine sokulması gereken bir ayrıntıyı önünüze koyacağım. R.Erdoğan ne dedi havuz ekranında?.. Yalanlama, dün söylediklerini bugün inkâr etme temel karakterleri olduğu için havuzun yazılı basınından aynen alıyorum;

1- "Genelkurmay Başkanımızın izahatları hakikaten üzücü".

2- "Çözüm sürecini bunlar adeta Güneydoğu'da, kısmen Doğu'da kendileri için silah stoklama süreci olarak değerlendirdiler ve çok ciddi silah stoklaması yaptılar. Burada bu süreç içerisinde, güvenlik güçlerimiz tabii 'herhangi bir çatışmaya, şuna buna giremeyelim' dediler."

Gördüğünüz gibi; tüm sorumluluğu askere atma, işin içinden sıyrılma niyetinde. Tüm günahların sorumlusu Devlet ve TSK. Öyle mi?..

AKP, PKK ile silahlı mücadele istemiş TSK engel olmuş. Öyle mi?..

Herhalde, biz uzaydaydık, "çözüm süreci"ni TSK uygulamaya soktu. İmralı  canisi ve Kandil ile de görüşen onlardı. Hatta Dolmabahçe mutabakatında da onların imzası vardı. Hatta ve hatta "çözüm sürecinde ne oluyor bitiyor hükümet bize bilgi vermiyor" diye avaz avaz bağıran eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel de yalan söylüyordu!..

Şimdi, Genelkurmay Başkanlığı'ndan; süreçte R. Erdoğan ve iktidara "aman ha çatışmaya girmeyelim"dediler mi demediler mi?.. Bir açıklama beklemek herhalde en doğal hakkımız.

Bir de, Dağlıca'daki son tuzakta  PKK'lı kahpelerin yanında kimler vardı?.. Koalisyon güçlerinin gayri nizami bazı yapılanmalarının askerleri orada mıydı?.. Net ve teyitli bilgi varsa bu sorunun da acil cevap bulması lazım.

Şimdi, asla ve asla unutulmaması için yineleyerek devam edelim;

2011'den itibaren KCK operasyonlarını, 2013'ten itibaren de PKK operasyonlarını bu ülkede bitiren bizzat R. Erdoğan ve AKP iktidarıdır... Bunu unuttururcasına yine işin yönünü başka tarafa çevirmekle meşguller. Evet, PKK, 2004'lü yıllarda kurduğu KCK ile 2007'den itibaren büyük illerde ve ilçelerinde paralel devletyapılanmasına geçti. Sözde PKK devletini kurmak için yoğun bir hain çalışma içine girdi. O dönemde devletin duyarlı birimlerinin çabası sonucunda 2011 yılına kadar PKK/KCK'nın canına okundu. Ancak hep saltanat hesabı yapan AKP, bunu tam da bitirilecekken engelledi. KCK operasyonlarının engellenmesinde, BDP'li belediye başkanlarının eline kelepçe takılarak tutuklanma görüntülerinin basına yansıması neden oluşturdu. O dönemde kelepçe emri Ankara'dan İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan Beşir Atalay'ın makamından verilse de bu durum polisin üzerine bırakıldı. Ve bu olayın ardından KCK operasyonlarında yetki, savcılık ve polisin elinden alındı. MİT'in eline geçti. MİT'in de KCK'ya operasyon yapmak yerine çözüm sürecinin başlatılmasının önünü açtığını biliyoruz. Mücadele yerine müzakere başlatıldı. Ve 2011'de savcılık/Emniyetten alınan KCK olayı MİT gölgesinde büyüdü... Serpildi... Bugünlere gelindi.

Artık, KCK her yerde var, istihbaratı var, halkın içinde, silahı var, propagandası var... Var oğlu var. O nedenle askere, polise pusu kolay oluyor!.. Onları tespit edecek Emniyet birimleri de darmadağın edildi. Terörle mücadele eden mahkemeyi boyladı, askerler kodeslere tıkıldı... KCK'nın açtığı alanda PKK, hain eylemlerini bir bir gerçekleştiriyor.

Bu satırları kaleme adlığım saatlerde (dün) Ankara'da hâlâ resmi bir açıklama yoktu.

"Tüm bu acı olaylar olurken SARAY-AKP ne yapıyordu dün" derseniz. Kısacık, "ikbal çalışması"yürütüyorlardı diyeceğim.

Detaya girip, aziz şehitlerimizin ruhlarına saygısızlık etmemek için bugünlük nokta koyacağım. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, (8.9.2015)

9.9.2015

YABANCI SERMAYE: TÜRK TÜTÜNÜNÜ İŞGAL EDEN 23 YABANCI ŞİRKET

Osmanlı Devleti, 27 Mayıs 1883’te Düyun-u Umumiye’ye teslim oldu. Reji İdaresine, yani Memalik-i Şahane Duhanları Müşterekül Menfaa Reji Şirketi’ne, devlet gelirinin en önemlisi olan tütün, tuz ve alkolün vergilerine 30 yıl boyunca el koyabilme yetkisi verildi.

Reji, alım fiyatını kendisi belirliyor, köylünün tütününe yok pahasına el koyuyordu. Köylü, Rejiden izinsiz kendi içeceği tütünü bile saklayamazdı. 3 kuruşa Rejiye sattığı tütüne, içmek için bile 10 kuruş ödemek zorundaydı. İzinsiz tütün ve tuz taşımanın cezası ölümdü. Reji, denetim için kolculuğu örgütlemişti.

1912’de Reji’ye son verilmek istenir. Ama Trablusgarp ve Balkan Savaşları sırasında 1 milyon 500 bin lira borç karşılığı, Reji idaresi 1914’ten başlayarak 14 yıl daha uzatılır.

Reji’ye 26 Şubat 1925’te Atatürk son verir. Ama Reji, 20 bin tütün üreticisini kolcular vasıtasıyla katletmiştir bile.

YENİDEN REJİ DÖNEMİ

Eli kanlı emperyalistlerin TEKEL’e yeniden sahip olmaları, DSP-MHP-ANAP ve AKP Hükümetlerinin adım adım planlarıyla sağlandı.

TEKEL’in 1995’te yüzde 82 olan pazar payı, 2005’te yüzde 33’e geriletilmiş, yüzde 42’si Philips Morris’in eline geçmişti. 2007’de de, pazara giren JTI yüzde 10, BAT’da yüzde 8 paya ulaştı.

TEKEL’den geri kalan, Adana, Ballıca, Bitlis, Malatya ve Tokat sigara fabrikalarının 2008 yılında BAT’a satılmasıyla ulusal pazar tümüyle yabancıların eline geçti. Satış için AKP’ye danışmanlık yapan, Amerikan firması Citigroup idi.

Diğer yandan, Türk tütününden destekleme alımı kaldırılmış, doğrudan gelir desteği ve kota başlatılmıştı. Böylece, 2002’de 405.882 olan üretici sayısı, 2014’te 65.000`e, tütün üretimi 159.521 tondan 68.000 tona gerilemişti. Yerli tütün kullanımı 2003’te yüzde 42.07 iken, 2014 yılında yüzde 15`e düştü, ithal tütün yüzde 85 ile pazara egemen oldu.

Kaçakçılık da patladı. 2002 yılında yakalanan 1.9 milyon paket iken, 2013 yılında 108 milyon pakete ulaştı.

Sadece milli sektörümüz pazardan çekilmemiş, yerli üretim çökertilmemişti, iç pazar emperyalist şirketlerin azgın rekabet alanı haline de getirildi. 2015 yılında tütün piyasamızda cirit atan yabancı şirket sayısı 23’e ulaştı. Bunlar şu şirketler:

- ABD’li Anadolu Tütün ve Kaituni Tobacco Industry

- Güney Koreli Kt&G Tütün

- Hollandalı Best-Bitlis Entegre, British American Tobacco, Dimon Jti, Philip Morris Sabancı ve Reytek

- İngiliz, European Tobacco ve Imperıal Tobacco

- İranlı Turkishtobacco

- İsveçli, Baykuş Tütün ve Min Tütün

- İsviçreli Birtab Tarım Ürünleri ve Socotab

- KKTC firması görünen Orient Tütün

- Suudi Arabistan’ın Alafdal Nargile Tütün

- Ürdün’ün Kardeşlik Nargile Tütün

- Vietnam’ın Mekong Gıda

- Yunanistan’ın Boromik Tütün, Karelia Tütün ve Rodop Tütün şirketleri

- Lübnan’ın Hatem Tütün şirketleri

76 YILLIK EMPERYALİST PLAN

Emperyalistlerin Reji’den beri kanlı iştahları kapanmamıştı. Sigara fabrikalarımızı alan BAT’ın Yönetim Kurulu Başkanı Jan de Plessis, 30 Nisan 2008’de Londra’da yaptığı bir konuşmada şöyle diyor: “Sabır ve uzun vadeli hedeflerden bahsederken, arşivlerimizden çıkan 1932 yılında yapılan bir Yönetim Kurulu tartışmasını bilmek isteyeceğinizi düşündüm. ‘Yıllık gideri 10 bin pound olan Türk Tütün Monopolisinin idaresini üstlenmeliyiz.’ Bence yaptığımız modern anlaşma daha iyi ve her ne kadar bazı şeyler daha pahalı olsa bile, kesinlikle 76 yıl beklemeye değer...” (Hürriyet- 02.05.2008)

Emperyalistler 76 yıl önce de emperyalist idi.

Hükümetlerimiz ise, 1925’i izlemek yerine, Düyun-u Umumiye yoluna sürdüler ülkeyi. ■ Mehmet Akkaya, Aydınlık, (9.9.2015)

BÖLÜCÜLÜK, PKK, GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: IĞDIR'DA 13 POLİS ŞEHİT OLDU, PKK SİLAH DEPOLARKEN AKP NE YAPIYORDU?

Dün Dağlıca'da 16 askerimiz PKK terör örgütü tarafından şehit edildi. Bugün de acı haber Iğdır'dan geldi. Tam 13 Polis yine PKK'nın bombalı saldırısı sonrası şehit oldu.

2 ayda terör örgütü PKK tarafından şehit edilen asker-polis sayısı 100'ü geçti...

Türkiye 30 yıldan bu yana terörle mücadele ediyor. Ama 30 yıllık sürecin hiçbir döneminde kısa sürede bu kadar şehit verilen başka bir dönem yok.

Peki PKK bu kadar nasıl güçlendi?

İstediği yerde, istediği anda bombaları nasıl patlatıyor?

Yüzlerce kiloluk patlayıcıları ne zaman ve nasıl yerleştirdi?

İstihbaratın hiç mi haberi olmuyor?

Oslo görüşmelerinin basına yansıyan ses kaydında bir MİT yönetici, PKK'lı yöneticilere "şehirleri nasıl bombalarla doldurduğunuzu biliyoruz" demişti.

Terör örgütü PKK dün Dağlıca'da, bugün Iğdır'da yüzlerce kiloluk bombalarla polisi, askeri şehit ediyor.

ÇÖZÜM SÜRECİNDE PKK GÜÇLENDİ

Dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyoruz. Çözüm Süreci boyunca, "Aman süreç bozulmasın" diyerek askere, polise operasyon izninin verilmemesinin sonuçları bugün çok ağır oluyor.

Terör örgütü PKK, Çözüm Süreci boyunca güçlendi. Dağa, taşa her yere bomba koydu. AKP Hükümeti ise PKK'ya operasyon yapılmasına izin vermemesi, PKK'nın elini daha da güçlendirdi.

Ve bugün gelinen nokta....

Aslında 2 ayda 100'den fazla şehit verdiğimiz bu süreci en iyi anlatan sözler Devletin bir ve iki numaralı isimlerinden geldi.

Başbakan Davutoğlu geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada PKK'nın Çözüm Süreci boyunca yığınak yaptığını söylerken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ise PKK'nın Çözüm Süreci boyunca silah depoladığını söyledi...

Eee o zaman devleti yönetenler olarak siz ne yaptınız?

Neden onlar yığınak yaparken, silah depolarken operasyon yapmadınız?

Neden sizin bu yanlış kararlarınızın ceremesini bu milletin çocukları canını vererek ödüyor? ■ http://www.aktifhaber.com, (9.9.2015)

DOLAR: 3 TL’YE ÇIKAN DOLARDA YÜKSELİŞ SÜRECEK

Cuma günü 3 TL bandını aşan dolar kuru dün de güvenlik endişeleriyle yeni bir rekor kırdı. Yaşanan gelişmeler yüzünden TL üzerinde baskılar artarken uzmanlar dolarda yukarı gidişin süreceğini öngörüyor

Dolar/TL, küresel piyasalarda dolara olan talebin artmasıyla cuma günü 3 TL’yi aşarak tarihi zirveyi görmüştü. Yurt içindeki güvenlik endişeleri ve siyasi belirsizliğin 
durumu da TL üzerindeki baskıları artırdı. Dolar kuru, pazartesi gece yarısı 3.0475 TL ile yeni tarihi zirveyi gördü. Avro/TL de 3.4032 ile 26 Ağustos’tan bu yana en yüksek seviyeye çıktı. ABD Merkez Bankası FED’in önümüzdeki hafta gerçekleştireceği Açık Piyasa Komitesi toplantısı öncesi uluslararası piyasalarda açıklanan verilerle yön bulan dolar kuru, Türkiye’de ise seçimlere giden süreçte yaşanan terör olayları ve artan gerilim sürecinden etkileniyor. 

EYLÜL GÜÇLÜ OLASILIK
AA’ya değerlendirmelerde bulunan analistler, ABD’de istihdam verilerinin, FED’in Eylül’de ilk faiz artırımını gerçekleştirme planını gözden geçirmesi için yeterince zayıf olmadığını belirterek, bu durumun dolara olan talebin artmasını beraberinde getirdiğini kaydediyor.
Cuma günü 3’ün üzerinde kapanış gerçekleştiren dolar/TL’nin, bu seviyenin üzerinde kalıcı olması durumunda yükselişlerin ivme kazanabileceğine dikkati çeken analistler, bu hafta açıklanacak sanayi üretimi, cari açık ve 2. çeyrek büyüme verilerinin dolar/TL’nin yönü üzerinde etkili olabileceğini dile getiriyor. 
Analistler, dolar/TL için yukarı yönlü hareketlerde 3.05-3.06 seviyesinin direnç olarak takip edilebileceğini aktararak, olası geri çekilmelerde 2.99’un destek konumunda bulunduğunu öngörüyor.

ARTIRMAZSA DA KÖTÜ
Para ve borsa piyasaları uzmanı ekonomist Atilla Yeşilada’nın başında olduğu İstanbulAnalytics Ekibi ise dün sabah yayımladığı haftalık raporunda “FED’in Eylül’de faiz artırmaması iyi haber değil. ABD’den güçlü veriler geldikçe Ekim ve Aralık masada kalacak, daha da kötüsü bir kez parasal sıkılaştırma başladıktan sonra temposunun daha önce hesap edilenden daha sert seyredeceği korkusu ile dolar endeksi yükselişe geçecek, gelişmekte olan piyasalardan para kaçışı hızlanacak’’ değerlendirmesine yer verildi. 

MERKEZ FAİZ ARTIRIR
Daha hızlı sermaye kaçışıyla birlikte, TL’nin daha fazla baskı altında kalacağına işaret edilen raporda, şu görüşler dikkat çekti: “Bir noktada T.C. Merkez Bankası bu baskıya direnemeyip, basacak 300-500 baz puan faiz artışını, ama şu anda bunu yapacak yüreği yok. Dolayısı ile devalüasyon devam edecek. Devalüasyonun şirketlerin senede 170 milyar doları aşan F/X borç ödemelerini güçleştirmesi gibi çok kötü bir tarafı var, bence yakında özellikle enerji, tekstil, perakende ve inşaat şirketleri arasında işten çıkarmalar ve iflas/temerrütler başgösterip, burada çerçevesini çizdiğim ekonomik yıkıma katkıda bulunacak. Fakat daha da önemli bir yan etkisi var. Bu ülkede kimse MB’nin alın teriyle enflasyonla mücadele edeceğine inanmadığı için, devalüasyon anında enflasyona dönüşüyor. Cuma akşamı dolar/TL sihirli sınır olan 3.00’ü yukarı kırdı. Burdan geri gelir belki, ama küresel gelişmeler ve iç dinamiklerin olumsuzluğu yüzünden, yön hep yukarı doğru olacak.’’ 

BORSA DÜŞÜŞTE...
Diğer yandan özellikle politik belirsizlik ve Dağlıca saldırısıyla birlikte daha da artan güvenlik endişeleri hisse senetlerine satış getirdi. Dolardaki tırmanışın da etkilediği Borsa İstanbul Endeksi’ndeki düşüş yüzde 1.3’ü buldu. Borsa İstanbul Endeksi 72 bin puanın da altına geriledi. Piyasa faizleri ise yüzde 11.28 düzeyinde bulunuyor. 
Geçen hafta açıklanan verilerde görüldüğü üzere reel efektif döviz kuru 95.09 puana geriledi. Bu seviye Türk Lirası’nın diğer paralar karşısındaki değerinin 2003 yılının da altına düşerek 2001’deki kriz yılı düzeyine indiğini gösterdi. ■ Aydınlık, (9.9.2015)

GEÇMİŞ ARAŞTIRMASI: O SİLAHLARI KİM STOKLATTI!

Tayyip Erdoğan hazretleri Dağlıca faciası sonrasında şöyle buyurdu:

- “Teröristler çözüm sürecinde silah stokladı.”

Söyleyin ne demek lazım bu itirafa?

Türk milleti adına soruyorum; Tayyip Erdoğan, PKK o silahları stoklarken bu devlet ile onu yönetenler neredeydi ve ne yapıyordu?

Mayınlar döşenir, pusular kurulurken bunlar neden izlenmedi ve engel olunmadı?

TSK, YAZILI OLARAK UYARMADI MI?

Barış süreci denilen şey yoksa PKK’ya silah depolatıp isyana hazırlamak mıydı?

Öyle değilse cevap arıyorum nedir bu tablo?

Aman sakın “PKK da Fethullah misali bizi kandırdı” demeyin, bu konuda yüzlerce kere uyarıldınız.

Bırakın diğerlerini, Türk Silahlı Kuvvetleri sizi MGK toplantılarının dışında belgelensin diye yazılı olarak uyarmadı mı?

Uyardı ise söyleyin sorumluluk kime aittir?

Bakın PKK, Doğu ve Güneydoğu’da silah depolarken Türkiye’de aynı zaman diliminde bunlar oluyordu:

Valiliklerden TC’ler indiriliyordu!

Türk bayrağıyla sokağa çıkanlar gözaltına alınıyordu.

Türk milliyetçiliği ayaklar altına alınıyordu.

APO İLE ANAYASA HAZIRLIYORDUNUZ

Oslo’daki mutabakat gereği PKK’nın sevmediği vali ve komutanlar görevden alınıp, TSK’dan hesap soruluyordu.

Apo ile yeni anayasa hazırlanıyordu!

Güneydoğu illerinin bazı valileri Öcalan’a saygılarını iletiyordu.

PKK’lı belediyelerin yemek fabrikası kurup dağa, teröriste sıcak yemek servisi yaptığını yazdım diye benim gibi gazeteciler mahkemelerde sürünüyordu.

Söyleyin, yalan mı bütün bunlar!

Değilse bir hukuk veya kanun devletinde bunun bir sorumluluğu yok mudur?

Kanunu geçtik, ahlak ve vicdan isyan etmez mi bu olanlara?

Artık sözün bin kere bittiği bir yerdeyiz.

Güneydoğuda yangın ve isyan var hâlâ işin tuluatındalar.

Yangını söndürmek ve isyanı bastırmak yerine seçimi düşünüyorlar. ■ Sabahattin Önkibar, Aydınlık, (9.9.2015)

10.9.2015

YABANCI SERMAYE, BANKALAR: BİR ÇİNLİ DEV DAHA TÜRKİYE YOLUNDA

7.7 trilyon liralık aktife sahip Bank Of China, Türkiye'de sıfırdan banka kurma konusunu görüşmek için bugün BDDK Başkanı ile buluşacak. Şirketin dünya çapında 300 binin üzerinde çalışanı var...

TÜRKİYE bankacılık sektörüne bir dev daha geliyor... Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, bugün Bank of China ile görüşmeleri olduğunu belirterek, "Lisans alımı ile ilgileniyorlar. Görüşmenin Türkiye'ye ayırdıkları çok büyük kaynak olduğunu söylüyorlar" dedi.

YARDIMCISI GELİYOR

Bu görüşmenin Bank of China ile yapacakları ikinci görüşme olacağı bilgisini veren Akben, bankanın Başkan Yardımcısı ile görüşeceklerini kaydederek, "Görüşmenin Bank of China'nın Başkan Yardımcısı düzeyinde olması ve geniş bir ekip ile bu işe zaman ayırıp geliyor olmaları, işe çok ciddi baktıklarını zaten ortaya koyuyor" şeklinde konuştu. Bank of China'nın kendilerinden taleplerinin yeni bir banka kurma yönünde olduğunu bildiren Akben, başka Çinli grupların da kendilerinden Türkiye'de bankacılık yapmak için talepleri olduğunu vurgulayarak, bu grupların Türkiye pazarını iyi bulduklarını dile getirdi.

Tek başına bizim sektörü üçe katlıyor

FORBES dergisinin 'Dünyanın En Büyük Bankaları 2015' listesine göre, Bank Of China sahip olduğu aktiflere göre dünyada dördüncü sırada. Bankanın aktif toplamı 2.551 trilyon dolar yani diğer bir deyişle 7.653 trilyon lira civarında. Türkiye'deki bankacılık sektörünün toplam büyüklüğü ise 2.274 trilyon lira. Bankanın 2014 yılındaki net kârı da 27.7 milyar dolar (83.1 milyar lira) seviyesinde. (Türk bankalarının aynı dönemdeki net kârı 24.7 milyar lira) Çalışan sayısı da bankanın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyuyor. Son verilere göre bankanın çalışan sayısı 304.267. Haziran 2015 itibarıyla Türkiye'deki bankalarda çalışan toplam kişi sayısı ise 201.891.

ICBC TEKSTiL'i ALDI

Geçtiğimiz aylarda da dünyanın en büyük bankası Çinli Industrial and Commercial Bank of China (ICBC), Tekstilbank'ın çoğunluk hissesini alarak Türkiye pazarına adım atmıştı.

Taksit sınırı görüşülecek

Akben, kredi kartına taksit sınırlamasının gevşetilmesi konusunu da Finansal İstikrar Komitesi'nde (FİK) görüşeceklerini anımsattı. Akben, "Bu konu yeni Bakanımızla henüz gündemimize gelmedi. Konunun altyapısını hazırlıyoruz, çalışmalarımızı yapıyoruz" dedi.

Körfez ilgisi devam eder

Türk bankacılık sektörünün halen güvenli bir seviyede olduğuna işaret eden Akben, bunun da yabancı yatırımcıların ilgisini çektiğini, bilhassa belirsizlik ortamı ortadan kalktığında Körfez tarafından sermaye akışının devam edeceğini düşündüklerini sözlerine ekledi.

'Katılım'a İran ilgisi

Katılım bankacılığı konusunda İran'ın talepleri olduğunu vurgulayan Akben, "Buradan birkaç grup ile görüşmemiz sürüyor. Biliyorsunuz ki İran ile ilgili BM kararları, birtakım ambargolar vardı. Eğer bu kısıtlamalar kalkarsa İran'ın da birtakım talepleri var" dedi. ■ Akşam, (10.9.2015)

ÇİN, KRİZ: ÇİN’İN GİDİŞATI İYİ DEĞİL

Piyasaları sarsan devalüasyonun etkisiyle Çin’in ihracatı piyasa beklentilerinin altına düşerken, ithalattaki daralma da beklentileri aştı. Çin ithalatındaki çöküş en fazla Asya borsalarını vurdu

Çin Gümrükler Genel İdaresi, Ağustos ayında dolar bazında ihracatın yüzde 5.5, ithalatın ise yüzde 13.8 daraldığını açıkladı. Böylece, Ağustos ayında 48.0 milyar dolar dolayına gerilemesi beklenen dış ticaret fazlası, ithalattaki büyük daralmanın etkisiyle yüzde 40 genişleyerek 60.24 milyar dolara yükseldi.

Ağustos’ta gerçekleştirdiği devalüasyonla küresel piyasalarda sarsıntıya yol açan Çin’in ithalatındaki daralma, iç tüketimdeki zayıflığın göstergesi olarak görülüyor. İç tüketimdeki bu zayıflığın üçüncü çeyreğe ilişkin toparlanma umutlarını söndürdüğü yorumları yapılıyor.

Son dönemde ekonomiye ilişkin endişelerin abartıldığını öne süren Çinli hükümet yetkilileri, büyüme motoru olarak yatırım ve ihracat yerine, iç tüketimin öne çıktığını savunuyordu. Gelişmeler üzerine Asya borsaları düşüşe geçti. ■ Yeni Mesaj, (10.9.2015)

BORÇLANMA, DIŞ, İÇ: KÜRESEL BORÇ KRİZİ

Ekonomistler, bilim ve siyaset adamları, ekonomide küresel bir krizin yaklaştığı konusunda hemfikirler. Ancak küresel krizin ne getireceğini, ne götüreceğini öngöremiyorlar. Çünkü küresel ekonomi kontrolden çıkmış, doludizgin bir uçuruma doğru yuvarlanıyor.

Neo-liberal uygulamalar, ekonominin kontrolünün devletlerden çıkmasına, ulus-üstü şirketlerin eline geçmesine neden olmuştur. Ne var ki, ulus-üstü şirketler de kontrolü tam olarak sağlayamadı. Tabiri caizse, onlar da ipin ucunu tutamadılar. Şimdi tüm dünyayı küresel kriz ve onun meydana getireceği istikrarsızlık ve belirsizlik korkusu sardı.

Kesin olarak bilinen ve görünen tek şey, katlanarak artan ve ödenecek boyutu çoktan aşmış olan borçların doğuracağı krizdir. Tarih boyunca borç krizleri, hem ekonomik, hem de siyasi değişimlere ve hatta devletlerin yıkılmasına yol açmıştır. Osmanlı Devleti’nin yıkılması bunun en bariz örneğidir. Osmanlı Devleti, tarihinde ilk defa Kırım Savaşı münasebetiyle yabancılardan borç aldı ve o borçlanma yıkılmasının temel faktörü oldu.

Günümüzde başta ABD olmak üzere birçok devlet borçlu, alacaklı ise az sayıda Yahudi sermayedarlardır. Düşünsenize, süper güç olarak tanımlanan bir devlet, yani ABD, borcunu ödemeyecek durumdadır. Bunu, ABD’li yetkililer bile dile getiriyorlar. ABD’nin Sayıştay Başkanı David Walker şöyle diyor: “ABD, büyük gelir-gider dengesizliği içindedir. Dev boyutlara ulaşan borçlar patlama noktasına gelmiştir.”

Boston Üniversitesi Ekonomi Bölüm Başkanı Prof. Laurence J. Kotlikof, “ABD’nin kesinlikle borçlarını ödeyemeyeceğini” belirtiyor ve ekliyor: “Birçok ülke ABD gibi borç batağında ve iflâsın eşiğindedir.” IMF eski baş ekonomisti Kenneth Rogoff, ABD’nin adını zikretmeden şöyle diyor: “Önümüzdeki yıllarda bazı ülkeler borçlarını ödeyemez duruma düşeceklerdir.”

ABD, borçlarını ödemeyeceğini düşündüğü ve plânladığı için olsa gerek, uluslararası hukuka “kabul edilemez borç” diye bir kavram sokmuştur. ABD’li ekonomist Karen Lissaker’e göre, birçok ülkenin borcu, -tabii ki ABD’ninki de- bu niteliktedir.

“Böyle bir şey olur mu?” demeyiniz, bal gibi olur. Batılı meşhur ekonomistlerden J. M. Keynes’e göre, borcun reddedilmesi de ödeme yöntemlerinden biridir. Nitekim birçok ülke, bu yönteme dayanarak borcunu reddetmiştir. Bunlardan biri de ABD’dir. ABD, 1830 ve 1870’de iki kere borcunu reddetmiştir. Dolayısıyla ABD borcunu ödemezse, bu, onun için ilk olmayacaktır.

“Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları” adlı kitabın yazarı John Perkins, borç krizinin üstesinden nasıl gelineceğini şöyle anlatıyor: “Ülkeler, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlara ‘borçlarımızı ödemiyoruz’ demeyi başardığı takdirde krizin üstesinden gelinir. Bunu Ekvator Başkanı Rafael Correa yapıyorsa, herkes yapabilir.”  John Perkins’in, bu sözünden, ABD Başkanının bunu çok rahat yapabileceğini anlayabiliriz.

Yunanistan’da işbaşına gelen yeni hükümet, AB’nin patronu Almanya’ya böyle bir korku yaşattı. Yunanistan Başbakanı Çipras’ın “borcumuzu ödemiyoruz” diyerek, bir bombanın fitilini ateşleyeceği endişesi, AB ülkelerinde dalga dalga yayıldı. Ama ne yazık ki, Yunanistan Başbakanı Çipras, bu cesareti gösteremedi, direnemedi, hemen yelkenleri suya indirdi. Bunu yapabilseydi, borç batağında debelenen birçok AB ülkesi onu izleyecekti.

Bunun yapılmaması, ileride yapılmayacağı anlamına gelmez. Eninde sonunda küresel borç krizi patlak verecektir. O gün geldiğinde, küresel ekonominin, ülkelerin ve insanların hali ne olacaktır? İşte bunu ne bilen, ne de bir öneride bulunan var. Tek istisna Prof. Dr. Haydar Baş ve onun insanlığa armağan ettiği MEM’dir. ■ M. Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (10.9.2015)

11.9.2015

-

12.9.2015

ABD, EMPERYALİZM, BÖLÜCÜLÜK:  HDP MECLİS’E GİREMEZSE ORTALIK KARIŞIR

Sözde “açılım”ın fikir babası CIA ajanı Henri Barkey, Türkiye için tehdit dolu açıklama yaptı. Barkey, “Ya seçimlerden aynı sonuç çıkacak ya da HDP Meclise giremeyecek ve şehirler havaya uçacak” dedi.

Sözde “açılım”ın fikir babası CIA ajanı Henri Barkey, İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times’a 1 Kasım seçimlerine ilişkin verdiği demeçte, ya seçimlerden aynı sonucun çıkacağını ya da HDP’nin Meclis’e giremeyeceğini belirterek, “Eğer HDP Meclis’e giremezse şehirler havaya uçacak” dedi. İhanet sürecini adım adım izleyip, bu konuda raporlar hazırlayan Barkey, gazeteye yaptığı açıklamada, “PKK’nın komutanları Kürt hareketinin liderliğini HDP’ye bırakmak istemiyor. Recep Tayyip Erdoğan da HDP’nin başarısını engellemek istiyor. Ama Erdoğan her halükarda bir kaybet-kaybet durumuyla karşı karşıya. Ya seçimlerden aynı sonuç çıkacak. Ya da HDP Meclise giremeyecek ve şehirler havaya uçacak” ifadelerini kullandı. CIA ajanı Henri Barkey, ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’in isteği üzerine Haziran 1997’de AKP iktidarının “açılım” söylemi ile bire bir örtüşen (!) bir Kürt sorunu raporu hazırlamıştı. CIA Orta Doğu Şefi Graham Fuller’i de yanına alan Henri Barkey, raporda PKK’ya af getirilmesini ve siyasete girmesinin gerektiğini belirtiyor. Barkey imzalı raporda, bir de ABD’nin PKK sorunu için o dönemde cesur bir lider arayışında olunduğu belirtiliyor. İşte rapordaki o cümleler: “Asker açılımı destekliyor. Sivil politik liderler çok zayıflar ve Kürt sorununa girmeyi arzulamıyorlar. Türkiye’de bu sorunu askeri olmayan yöntemlerle çözme cesaretini gösterecek lider yoktur.” O raporun yazıldığı dönemde Recep Tayyip Erdoğan henüz iktidara gelmemişti. ■ Yeniçağ, (12.9.2015)

BİREY-KAMU ÇATIŞMASI: ARINÇ'IN ELEŞTİRİ SÖZLERİNE AKP'DEN İLK TEPKİ

Bülent Arınç’ın dünkü AK Partiye yönelik ağır eleştiriler içeren açıklamalarını AKP Sözcüsü Beşir Atalay yorumladı.

AKP kongresinin düzenlendiği Ankara Arena Spor Salonu’nda CNN Türk’e konuşan Atalay, Bülent Arınç’ın “AK Parti'nin kuruluşunda 'biz'dik, şimdi 'ben' olduk" şeklindeki sözleriyle ilgili konuştu.

Atalay, şunları söyledi:

- Her şeyi tolere ederiz kendi içimizde.

- Bülent Bey’in ifadelerini tartışmak istemem. Bülent Bey benim kardeş gibi bir arkadaşım.

- Üniversiteye başladığımda ilk tanıdığım kişilerden biri Bülent’tir. Sonra kader siyasette bir araya getirdi. Bülent Bey benim için bir değerdir.

- ‘Biz’den ‘bana’ kayış filan çok abartılı bir şey değildir. Siyasette müthiş bir rekabet vardır. Herkes ben yarış vardır.

- Siyaset kadar benleri körükleyen bir şey yoktur. Akademik alanda bürokraside bu kadar yoktur. Ama siyaset ‘ben’i öne çıkarır.

- Ortak akıl, benim tespitim, ilk zamanlar kadar devrede değil. ■http://www.internetajans.com, (12.9.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura