Diğerleri > Sis Çanı
10-11-2014
NELER OLDU 7-12 EYLÜL 2014 (Altın, eğitim, CHP, yabancı sermaye, borçlanma, Dolar, yolsuzluk, BOP, tasarruf, bankalar, faiz, Yargı, dış açık, IŞİD)

 7.9.2014 

ALTIN’DA DÜŞÜŞ SÜRECEK Mİ?

Altın yatırımcısının yüzü bir türlü gülmüyor

Türkiye’de yatırımcıların vazgeçilmez tercihlerinden olan altın son günlerde büyük hayalkırıklığı yarattı. Ukrayna-Rusya arasında yaşanan gerginlik ve Irak’ta yaşananlar da altın fiyatlarında yukarı yönlü hareketi ateşlemeye yetmedi.

Jeopolitik risklerin risklere rağmen bir türlü 1300 doların üzerinde tutunamayan
altının ons fiyatı Cuma günü 1267 dolar seviyelerinden kapandı.

Uzmanlar, kapanışın 1270 doların
altında olmasının yatırımcılar için pek de iyi bir işaret olmadığı görüşünde birleşiyor.

GMC Menkul’ün değerlendirmesine göre, 1270 doların altındaki kapanış rakamı düşüş trendinin süreceği ihtimalini artırıyor.

İÇERİDE DOLARIN SEYRİ ÖNEMLİ

Raporda, 1270 dolar seviyesinin altındaki haftalık kapanışın kısa vadede düşüşün 1256 ve 1240 dolara kadar sürebileceğine işaret ettiği ifade edildi.

İntegral Menkul de Cuma günü ABD’de açıklanan verilerin ardından gelen tepki alımlarının zayıf kalmasının altına olan talebin azaldığı yönünde sinyal veriyor.

Kapalıçarşı'da ise fiyatlar altının onsu kadar dolar kurunun hareketine de bağlı. Dolarda yukarı yönlü bir hareketin onstaki kayıpların fiyatlara tam olarak yansımasını engelleyebileceğini belirten uzmanlara göre, hem onsta hem de dolardaki düşüşün Kapalıçarşı'da kayıpların artmasına neden olabilir. ■ Haberturk, (7.9.2014)

 

EĞİTİM: HER 10 KİŞİDEN BİRİ OKUMA YAZMA BİLMİYOR

8 Eylül, yani yarın, Dünya Okuma Yazma Günü. UNESCO tarafından ilan edildi ve yıllardır kutlanıyor.
Bu çerçevede, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de sürekli okuma yazma kursları düzenleniyor.
Peki, işe yarıyor mu?
Gelinen nokta ortada.
Ülkemizde bile 5 milyondan fazla okuma yazma bilmeyen var.
Demek ki hâlâ kat edilecek çok yol var ve bu utançtan, okuma yazma kurslarıyla kurtulmak mümkün değil!
O kurslar olmasaydı,
bugün çok daha vahim noktalarda olunabilirdi diyenler mutlaka çıkacaktır ama onun da bir çözüm olmadığı artık anlaşılmalıdır...
Eğer okuma yazma kurslarıyla bu sorun çözülebilmiş olsaydı, ülkemizde çözülürdü…. ■ Milliyet, (7.9.2014)

 

 8.9.2014

CHP YOL AYRIMINDA

Türkiye, açık veya üstü örtük siyasetin vesayet altında yol almaya çalıştığı bir ülke. İlk müdahale olan 27 Mayıs’ta CHP önemli rol oynadı. Aydınlar genellikle CHP’nin yanında yer alır. Türkiye’de aydının seçkinci karakteri dolayısıyla merkez sağ veya Milli Görüş partilerine değil de CHP’ye yakınlık göstermesi CHP’yi oy deposu olan kitlelerden ayırır. Kılıçdaroğlu elitlere saygı gösterip elitizme karşı çıkarken önemli bir sorunun altını çizmiş oluyor.

Bu açıdan CHP’nin en kıdemli siyasetçilerinden Deniz Baykal’ın gözlemleri önemlidir. “Siyasal Katılıma Bir Davranış İncelemesi” adlı kitabında (1970-Ankara, s. 117-118) Deniz Baykal iki siyaset arasındaki farkı şöyle anlatır:

“Belli ilkeler grubuna göre toplumu düzenleme amacına yönelmiş bir siyaset anlayışı vardır... (Bu ilkelerin) belli bir soyut değer açısından taşıdıkları önem özellikle ağır basmaktadır. Böyle bir değerlendirmenin yapılması ise, entelektüel bir faaliyeti gerekli kılmaktadır. CHP’nin toplumdaki elit gruplara bağlılığı buradan gelmektedir. CHP hareketinin altında yatan siyaset anlayışı, belli soyut değerlere göre taşıdıkları önem dolayısıyla seçilmiş bazı ilkelere dayanarak toplumu düzenlemek amacına yönelmiştir. Bu durum da onu bu değerlerle uğraşan toplumsal gruplara karşı hassas hale getirmektedir. Buna karşılık, DP çizgisinde yer alan hareketin altında yatan siyaset anlayışı, belli ilkelere göre toplumu düzenlemek amacına yönelmiş değildir. Bu, daha çok toplumda karşı tepki şeklinde kendini gösteren bir siyaset anlayışıdır. Bunun içinde, ortada görülen ilkeler, siyasal faaliyete yön vermek üzere önceden konulmuş ilkeler değil, faaliyetin sonucunda kendiliğinden ortaya çıkan ilkelerdir. Bu anlayışa göre siyaset, toplumsal dengenin bir muhassalasıdır, yoksa o dengeyi değiştirecek bir araç değil. Bununla ilgili olarak, AP (Adalet Partisi), soyut değerlerle uğraşanlardan değil, toplumun tabanından gelecek taleplere, baskılara karşı hassastır. Seçim planındaki başarısı da bunun sonucudur.”

Baykal CHP ile sağ kitle partileri arasındaki farkları beş noktada toplar:

“1 - CHP geleneğinde önemli olan, belli bir çözümün “soyut değeri ve rasyonel geçerliliği”dir. DP (Demokrat Parti)-AP çizgisinde ise çözümlerin sosyal işleyebilirliliği, talep-imkân dengesi yani “fonksiyonel” değeri önemlidir.

2 - CHP’nin siyaset anlayışı “sistematik ve ütopik” olduğu halde, DP-AP’ninki “ampirik ve pragmatik”tir.

3 - CHP’nin siyaset anlayışı “elitist (seçkinci)”, sağ kitle partilerinki ise “popülist (halkçı)” niteliktedir.

4 - Kadroların temel yaklaşımı farklıdır. CHP anlayışında siyasî kadro “misyoner tipler”den, DP-AP çizgisinde ise kadrolar “siyasî komisyoncu (political brokers)” denilen tiplerden oluşmaktadır.

5 - İki parti tipinin ihtiyaçlar karşısındaki tavırları da farklıdır. CHP çizgisi, sürekli olarak ihtiyaçların tatminini geriye bırakmak, uzun vadeli ihtiyaçları ön plana almak eğilimi göstereceği halde, DP-AP çizgisi ani ve kısa vadeli tatminler arayacaktır.”

1980’lerden sonra Bülent Ecevit de, Türkiye’de sol hareket içinde etkin olan seçkincilerden yakınmıştı. Ancak Ecevit ve diğer sol, sosyal demokrat ve sosyalist hareket içinde yer alanlar, kendilerini değiştirme, toplumun değişen ihtiyacı ve yükselen taleplerine göre politikalarını yeniden düzenleme yolunda adım atmadılar. Aydınlar kendileri için özgürlük, halk için despotizmi öngörmüşlerdir. Beş müdahaleye ve aydının genelde itirazına rağmen 1950’den bu yana sağ partilerin siyasal iktidarı ellerinde tutmaları (DP-AP-ANAP- RP-AK Parti), Tek Parti geleneğine ve onun temel varsayımlarına bağlı olan seçkinlere, aydınlara ve bunların somut ifadesi olan siyasal partilere karşı halkın gerçek tutumunun ne olduğunu yeterince göstermektedir. Zamana karşı dayanıklı tek parti vardır, o da CHP’dir, çünkü CHP sadece devletin partisi değil, devletin kendisi olmak istemektedir.

Ancak tarihinde ilk defa CHP kenara itildi, AK Parti iktidarı onu “çevre partisi” olmaya zorladı. Şimdi CHP yol ayrımında bulunuyor; ya paradigmatik bir değişim geçirecek veya Türkiye her defasında meşru seçimleri kazanan tek parti yönetimine doğru giderken sadece seyredecek. Kılıçdaroğlu bunun farkında, bir hamle yapmak istiyor. ■ Ali Bulaç, Zaman, (8.9.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura