Diğerleri > Sis Çanı
30-10-2013
NELER OLDU 7-12 EYLÜL 2013 (Bankalar, konjonktür, özelleştirme, ABD ekonomi, planı olmamak, kaynak kullanımı, bölücülük, Dolar, altın, İslam, bölücülük)

Cihan Dura

30.10.2013


 7.9.2013 

BANKALAR TEFECİYE MAHKUM EDİYOR

OSTİM Sanayici ve İşadamları Derneği (OSİAD) Başkanı Adnan Keskin, bankaların finansmana ihtiyaç duyan firmalara yıllık yüzde 16'ya varan yüksek maliyetli ticari kredi seçenekleri sunduğunu öne sürerek, "Eğer işletmeleri, finansman konusunda bu kadar sıkarsanız, ben de gider tefeciden para alırım. Bizi lütfen tefeciye, kanunsuz para bulma yöntemlerine itmesinler" dedi.

Keskin, bankaların reel sektör temsilcileri ve çalışanları üzerinden önemli karlar elde ettiğini belirterek, Türkiye'nin yüzde 2,2 büyüdüğü bir ortamda bankaların yıllık ortalama yüzde 20 kar artışı gerçekleştirdiğini söyledi.

Bankaların kar etmesine karşı olmadığını ifade eden Keskin, "Sermaye ne kadar güçlenirse üreticinin sermayeye ulaşımı o kadar kolay olur. Ancak bu sermaye hak etmediği oranda büyüyorsa ve bu büyümeyi de üretici kesim üzerinden sağlıyorsa burada bir sıkıntı var demektir" diye konuştu.

Bankaların ticari kredi kullandırırken müşterilere çok farklı faiz oranları uyguladığını öne süren Keskin, bazı bankaların kimi müşterilere yüzde 9-9,5, bazı müşterilerine ise yüzde 16 yıllık faizle kredi kullandırdıklarını savundu.

"Ticaret Odaları Sesini Yükseltmeli"

Bu konuda ticaret odalarının sesini yükseltmesi gerektiğine işaret eden Keskin, şöyle devam etti:

"Üyenizin bir tanesi yüzde 9-9,5 ile kredi kullanıyor, diğeri ise yüzde 16 ile kredi kullanıyor. Eğer bir firma kredi kullanamaz durumdaysa zaten banka o firmaya kredi vermez. Ancak kredi kullanabilecek durumda iki müşteriye çok değişik faiz oranları ile kredi kullandırılıyor. BDDK'nın mutlaka bankaların ticari kredilerini inceleyip kredi maliyetleri arasında farkın yüzde 20'yi geçmemesi yönünde limit koyması gerekir. Aksi takdirde KOBİ'ler kredi borçlarını kapatamaz ve işletmelerini ayakta tutamazlar."

Banka müşterilerini korumaya yönelik son dönemde atılan adımları yeterli bulmadığını belirten Keskin, üretici kesimin bankalarla yaşadıkları sorunların tespit edilip ona göre düzenleme yapılması gerektiğini söyledi.

Basında yüksek faiz uygulamaları nedeniyle üretici ve tüketici kesimin para bulmak adına tefecilere başvurduklarına dair haberlerin yer aldığını hatırlatan Keskin, "Son dönemlerde POS cihazı kullanan tefeciler ortaya çıkmaya başladı. Eğer siz işletmeleri, finansman konusunda bu kadar sıkarsanız, ben de gider tefeciden para alırım. Bizi lütfen tefeciye, kanunsuz para bulma yöntemlerine itmesinler" dedi. ■ Sabah, (7.9.2013)

KONJONKTÜR: YABANCILAR FENA KORKTU

Wall Street Journal’a göre ‘Bir zamanların altın ekonomisi Türkiye her cepheden darbe alıyor’

Yıllardır Türkiye ekonomisini yere göğe sığdıramayan yorumlara yer veren dış basından bu kez ciddi uyarılar gelmeye başladı. Wall Street Journal gazetesi Başbakan’ın Gezi Parkı protestoları sırasında yabancı sermayeye yönelik yorumlarının dış yatırımcıyı korkuttuğunu yazdı. The Economist’e göre de Türkiye’ye sermaye girişi aniden durma riski taşıyor.

Türkiye’yi yakından izleyen yabancı yayınlardaki karamsarlık dozu giderek artmaya başladı. Başta Hazine ve Merkez Bankası olmak üzere Türkiye ekonomisine yön veren kuruluşların yıllardır adım adım geliştirdiği güven ortamının hızla aşınmaya başladığı gözleniyor. Yakın zamana kadar Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri takdirle anan Wall Street Journal gazetesi dün Türkiye ekonomisindeki olumsuzlukları ele alan bir makale yayımladı.
Makalede doların kırdığı rekora dikkat çekilirken reel sektörde sıkıntılar da yaşandığını yazdı. The Economist’te yer alan bir endekse göre ise Türkiye’ye sermaye girişinin duraklama riski neredeyse tavan yapmış durumda.

Reel sektör sıkıntılı

Wall Street Journal’da Joe Parkinson ve Emre Peker’in kaleme aldığı “Bir zamanların altın ekonomisi Türkiye her cepheden darbe alıyor” başlıklı makalede Türkiye ekonomisinde son aylarda yaşanan olumsuz gelişmeler ele alındı. Habere göre mayıs ortasında rekor seviyesine ulaşan Borsa İstanbul bugün yüzde 30’dan fazla gerilemiş durumda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gezi Parkı protestoları sırasında yabancı sermayeye yönelik yorumları yatırımcıları korkuttu.
Bu süreçte Türk Lirası, Brezilya, Endonezya ve Hindistan ile en çok değer kaybeden para birimi. Geçen yıl “Yılın Merkez Bankası Başkanı” seçilen Erdem Başçı, kısa vadeli borçlar için döviz rezervlerini işaret ediyor. Ancak rezervleri Güney Afrika, Endonezya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerden daha düşük.

Faiz inadının sonu

Suriye’ye müdahale yakınken ve yıllık enflasyon ağustosta yüzde 8.2’ye çıkmışken Merkez Bankası faiz koridoru yüzde 7.75 olan üst bandında oynama yapmayacağını ve faiz silahını kullanmayacağını açıkladı. Reel ekonomide de işler iyi gitmiyor. Abu Dhabi National Energy 12 milyar dolarlık kömür santralını erteledi.
The Economist dergisine göre ise yabancı sermaye girişi açısından en çok “ani duruş riski” taşıyan ülke Türkiye. The Economist, Türkiye’nin yüzde 6’yı bulan cari açığına, kısa dönem dış borç ve borç ödemelerinin rezervlerin yüzde 150’si seviyesinde olduğuna dikkat çekti. Dergi aynı zamanda 2009’dan beri kredilerin diğer tüm gelişen ülkelerden hızlı büyüdüğünü belirtti. Bu yılın başında TL’nin dolara karşı yüzde 13 değer kaybettiğini hatırlatan dergi TL’nin daha da fazla değer kaybedebileceğini yazdı.

Borçlanmada lider

Genel risk endeksinde lider olan Türkiye cari açığın milli gelire oranı sıralamasında üçüncü, kısa dönem dış borç ve dış borç ödemelerinde üçüncü, 2009-2012 yıllık özel sektör kredi büyümesinde birinci, yılbaşından bu yana dolar karşısında değer kaybında ise altıncı ülke oldu. Türkiye finansal olarak dışa açıklık ölçütünde ise lider ülke olarak dikkat çekti. ■ Cumhuriyet, (7.9.2013)

 8.9.2013

EKONOMİK KONJONKTÜR: YABANCILAR DA KRİZ DİYOR

Hepimiz aynı gemideyiz. Kimse kriz istemez. Ne var ki eğer ekonomik kriz bağırarak geliyorsa, hükümete ve ekonomi yönetimine düşen bunu saklamak değil, önlem alarak krizi en az maliyetle atlatmaktır. Aslında krizi önlemek veya kısa süreli bir geçişle çözmek te mümkündür. Böyle bir önlem için önce teşhisi iyi koymak gerekir. Siyahı beyaz göstererek teşhis yapılmaz.
Başbakan yardımcısı Babacan, kısa süreli dalgalanma beklendiğini ve fakat uzun süreli ekonomik alt yapının iyi olduğunu söylüyor. Dalgalanma şimdi de döviz kurlarında oluyor. Önemli olan ekonomik krizdir. Ekonomik krizler de kısa sürelidir. 2001 krizi bir yılda toparlandı. Ne var ki bu defa Türkiye’de hem ekonomi aşırı kırılgan ve kırılacak, hem de uzun süreli bir durgunluk yaşanacak gibi duruyor.
İngiliz Economist dergisince hazırlanan ve sermaye girişlerinin aniden durması durumunda hangi yükselen piyasaların daha riskte olacağını ölçen bir endekse göre 26 yükselen piyasa arasında ’en kırılgan’ olarak Türkiye ilan edildi. 18 puan verilen Türkiye’yi 13 puan ile Kolombiya ve Güney Afrika izliyor. En az kırılgan ülkeler ise Rusya ve Çin oldu.
Türkiye için yapılan değerlendirme şöyledir: “GSYH’nın yüzde 6’sını aşan bir cari işlemler açığı var, kısa vadeli dış borcu ve borç ödemeleri ise, kullanılabilir rezerv varlıklarının yüzde 150’sinin üzerinde ve dış borç 2009 yılından beri endekste yer alan diğer yükselen piyasalardan daha hızlı büyüyor. Türk lirası, bu yılın başlarından bu yana dolara karşı yüzde 13’den fazla düştü ve daha fazla düşebilir.”
Aslında bugünkü politikalar siyasi iktidarın tercihi oldu. Siyasi iktidar Dalgalı Kur sistemini seçti. Buna rağmen sıcak parayı da kontrol etmedi. Sıcak para kur üstünde baskı yarattı. Merkez Bankası da düşük kuru enflasyonla mücadele için kullandı. Düşük kur üretimi ithal ara malı ve hammaddeye bağımlı yaptı. Buna bağlı olarak, hem işsizlik arttı, hem de ülkemiz 2003’ten bugüne kadar 350 milyar dolar cari açık verdi. İthalatın ve cari açığın finansmanı dış borçla yapıldı. 2003 yılında 140 milyar dolar olan dış borç bu gün 350 milyar dolara çıktı. Türkiye’nin dış borcu 10 yılda 210 milyar arttı. Türkiye 220 milyar borçlandı. Bunun 22 milyarını IMF’ye ödedi. Gündem, dış borçların 220 milyar artması değil, IMF ’ye bunun onda birinin ödenmesi oldu.
Muhalefet partileri de, dalgalı kur sistemini tabu olarak gördüler. Zaten bu sistemi getiren IMF’ye bağlı bürokratlar bugün muhalefet partilerinde görev yapıyor. Yani, iktidara doğru yolu gösteremediler.
Bir dolar bir lira diye slogan atan spekülatif sermaye ve onun sadık kalemleri ile vefalı iktisatçıları, reel kuru bildikleri halde görmezden geldiler. Dolar kuru halen bile yüzde on dolayında daha düşüktür.
Bir iktisatçı kriz tahmin ediyor ve bunu söylemiyorsa topluma karşı yanlış yapmış olacaktır. Çünkü şirketler, bankalar kriz öncesi kendi önlemlerini almış oluyor, ne yazık ki halk zor durumda kalıyor. Dikkat edin, bugün bankalar ipotek karşılığı kredi vermiyor. Ödeme gücü ve kefil istiyorlar.
Türkiye’yi bekleyen krizden daha ağır yük, uzun dönemli durgunluktur. Zira bugünlere kadar Türkiye tasarruf yaratarak, kaynakları etkin kullanarak ve üretimde en az ithal malı kullanarak büyümedi. Tersine, toplam tasarruf oranı yüzde 23’ten yüzde 13’e geriledi. Üretimin yüzde 70’i kadar ithal ara malı girdi kullandı. Sıcak para ve dış borçla büyüdü.
Şimdi bu borçların ödenmesi gündeme gelince, ithal armalı oranı ister istemez düşecektir. Yerli aramalı üretmek zaman alacaktır. Ayrıca elde satılacak altyapı ve işletme de kalmadı. Bugüne kadar başkasının parasıyla yaşadık. Bundan sonra bunları geri ödeyeceğiz. Dış borç olarak ödeyeceğiz. Faiz olarak ödeyeceğiz. Kâr çıkışı olacak. Büyümeyi unutacağız. Yeniden büyümeyi yakalamak 3-5 yıldan sonra ancak ve yeni bir ulusal anlayış içinde olabilecektir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (8.9.2013)

ÖZELLEŞTİRME: REYTEK HİSSELERİ ÖZELLEŞTİRİLECEK

REYTEK Tütün Sanayi ve Ticaret AŞ'de bulunan yüzde 48 oranında kamu hissesi blok olarak özelleştirilecek.

ANKARA - Gayrimenkul AŞ'nin iştiraki REYTEK Tütün Sanayi ve Ticaret AŞ'de bulunan yüzde 48 oranında kamu hissesi blok olarak satış yöntemi ile özelleştirilecek.

Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın (ÖİB) Resmi Gazete'de yayımlanan ihale duyurusuna göre, ihale, kapalı zarf içerisinde teklif almak ve görüşmeler yapmak suretiyle ''pazarlık usulü'' ile gerçekleştirilecek. İhale Komisyonunca gerekli görüldüğü takdirde ihale, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık artırma şeklinde sonuçlandırılabilecek.

İhaleye gerçek veya tüzel kişiler ile ortak girişim grupları katılabilecek. Teklif sahiplerinden ihaleye katılabilmeleri için gereken 500 bin lira geçici teminat, nakit olarak veya banka teminat mektubu şeklinde alınacak. ■ Dünya, (8.9.2013)

ABD, EKONOMI: CHOMAGE EN RECUL AUX ETATS-UNIS, MALGRE DE FAIBLES CREATIONS D'EMPLOI

Le chômage continue de lentement décroître aux Etats-Unis, et ce malgré le faible dynamisme du marché de l'emploi. Le nombre de personnes sans emploi a baissé de 0,1 point en août, à 7,3 % de la population active, atteignant son plus bas niveau depuis décembre 2008. L'économie a créé 169 000 emplois, selon les chiffres publiés vendredi 6 septembre à Washington par le département du travail.

Les créations d'emploi se révèlent décevantes. Les analystes s'attendaient, selon leur prévision médiane, à 177 000 nouvelles embauches tandis que les créations d'emploi des deux mois précédents ont été drastiquement revues à la baisse. Ainsi en juin, 172 000 emplois ont été créés et non plus 188 000 comme annoncé précédemment, tandis qu'en juillet la révision à la baisse est encore plus forte, passant de 162 000 à 104 000.

La population active a donc encore baissé, à 63,2 % des personnes en âge de travailler en août contre 63,4 % le mois précédent, une perte de plus de 300 000 personnes. Cette baisse a logiquement contribué à réduire le taux de chômage.

Il y a un an, le taux de chômage aux Etats-Unis s'établissait à 8,1 % des actifs, soit 12,5 millions de chômeurs. La durée moyenne hebdomadaire travaillée s'est établie à 34,5 heures en août, soit 0,1 heure de plus qu'au mois de juillet, et le salaire horaire moyen est en progrès de 5 cents, à 24,05 dollars. ■ Le Monde, (8.9.2013)

 

9.9.2013

PLANI OLMAMAK: DAHA KAÇ ÖMER VAR

Suriye’den yaralı kaçtı, İstanbul’a sevk edildi bitap halde iki ay sokakta yaşadı, şimdi kayıp

Suriye’deki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınan yarım milyon insanın her biri ayrı bir hikâye. Kamplarda şiddet ve tacize uğrayanlar, şehirlerde aç yaşayanlar, dilencilik yapanlar... Ama bunlardan biri kimsesiz bir çocuğun bilinmeyene sürüklenme hikâyesini tüm karanlığıyla anlatıyor.
Suriyeli Ömer Bekke, iki ay önce evine isabet eden bombayla annesi, babası ve iki ağabeyini kaybetti. Yıkılmış bir evden, ailesinin ölü bedenlerini geride bırakıp kaçarak sağ kolunda derin bir yarayla sınırı geçip Türkiye’ye sığındı. Karşısına çıkan Türk yetkililere derdini anlatmaya çalışırken fazla söze de gerek kalmadı; o konuşurken oluk oluk kanayan kolu, yaşadıklarının tarifi olmaya yetiyordu.
Hatay Viranşehir’de hastaneye kaldırılan ve ilk müdahalesi yapılan Ömer, buradan Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilerek ameliyata alındı. Sonra da fizik tedavisine başlandı. Tabii hastanelerin durumu belli, kısa bir süre sonra da çıkışı yapıldı. Türkiye’de tek bir tanıdığı bile olmayan Ömer, tam iki ay boyunca gündüzleri sokaklarda geçirdi, geceleri hastanenin bahçesindeki banklarda yatıp kalktı. Onu önce güvenlikçiler fark etti. Yalnızca çay ve sigara içen Ömer çok zayıftı ve her geçen gün daha da zayıfladı.
Bundan iki hafta önce de hastane personeli tarafından fark edilen Ömer, hemen acil servise kaldırıldı. Bir yandan da psikolojik destek sağlanmaya başlandı çünkü konuşmuyor, yemek yiyemiyor, yalnızca ağlıyor ve sayıklıyordu. Geceleri kâbuslar görüyor, bağırarak uyanıyor, annesini, babasını, kardeşlerini görmek istiyordu. Üstüne başına birkaç parça kıyafet, cebine biraz para koydukları Ömer’in hayata bu şekilde devam edemeyeceğini anlayan hastane personeli, valilik, Emniyet, kaymakamlık başta olmak üzere yetkili mercilere durumu bildirse de, gelen yanıtlar hep “çok fazla sığınmacı olduğu için yapılabilecek bir şey olmadığı”yla sınırlı kaldı. Ailesi olmadığı için kamplara alınmayan, geçici kimliğinde ise 18 yaşında göründüğü için yurtlara yerleştirilemeyen Ömer, gündüzleri sokaklarda, geceleri hastane bahçesinde yaşamaya devam etti.
Biz de hastanede tanıştık kendisiyle. Kayıt cihazımı açmamı, fotoğraf çekmemi istemedi, yarım Türkçesiyle “Ben istemiyorum ünlü olmak” diyebildi yalnızca. Hastanedekilere, geçici kimliğin aksine, 18 yaşından küçük olduğunu, 16’sını yeni doldurduğunu söylemiş. Suriye’de savaştan önce varlıklı bir aileden geldiğinin, annesinin öğretmen, babasının ise gazeteci olduğu bilgisini de vermiş. Hepsi bu.
Tanışmamızdan bir sonraki gün ise hastanedekilerin söylediğine göre İstanbul’dan ayrılmıştı, önce Hatay’a oradan da Suriye’ye gitmeye karar vermişti, belki de savaşın burada yaşadığı bilinmeyenden daha katlanılabilir olduğu düşüncesiyle. Ömer’in akıbetinin ne olduğunu öğrenmeye çalıştık ancak hiçbir yetkili birimin konuyla ilgili bilgisi yoktu. Şimdi merak ettiğimiz, Ömer gibi kaç Suriyeli çocuğun daha Türkiye’de bu şekilde kayıplara karıştığı. Bir de, eğer bu sorunun cevabını yalnızca savaş mağdurlarının kendileri biliyorsa, Türkiye’nin bu insanları neden çağırdığı. ■ MELTEM YILMAZ, Cumhuriyet, (9.9.2013)

KAYNAK KULLANIMI, ORMANLAR: ‘KUZEY ORMANLARI İÇİN HÂLÂ ZAMAN VAR’

Kuzey Ormanları Savunması’nın 3. köprü, 3. havalimanı projeleriyle yok edilen binlerce ağaç için Riva’da düzenlediği iki günlük kamp dün sona erdi. Katılımcılar, kesilen ağaçlar için ve Gezi Direnişi sırasında yaşamını yitiren 5 gencin anısına, köprü inşaatı için ağaçların kesildiği yere fidan diktiler.
İstanbul’un birçok parkında düzenlenen forumların katılımcılarının yer aldığı kampın son günü dün sabah erken saatlerde başladı. Kuzey Ormanları’nın yok olması durumunda yaşanacak çevre felaketlerinin anlatıldığı forumun ardından alandaki çöpleri toplayan katılımcılar, otobüslerle 3. köprü için ağaçların kesilmeye başlandığı alana geldiler. Burada basın açıklamasını okuyan Çiğdem Çidamlı, “İstanbul’un kuzeyinde yapımı düşünülen 3. köprü, 3. havaalanı, yeni şehirler, olimpiyat köyleri, Kanal İstanbul ve diğer projelerin yarattığı tahribata, ‘dur demek’ için hâlâ zamanımız var. Kıyım ve tahribatların önüne geçebileceğimize olan inancımız arttı. Mücadelemiz çeşitlenerek devam edecek” dedi. ■ Cumhuriyet, (9.9.2013)

BÖLÜCÜLÜK: TURQUİE: RETRAİT DU PKK İNTERROMPU

Les combattants du Parti des travailleurs du Kurdistan (PKK) ont suspendu leur retrait de Turquie, rapporte aujourd'hui le site Firat News, proche des séparatistes kurdes, en mettant en cause le refus du gouvernement turc de mettre en oeuvre les mesures prévues dans le cadre du processus de paix.

Les combattants kurdes ont commencé à quitter le territoire turc pour le Kurdistan irakien après l'appel au cessez-le-feu lancé en mars par leur chef historique emprisonné, Abdullah Öcalan.
La semaine dernière, le co-dirigeant de la branche politique du PKK, Cemil Bayik, a cependant déclaré à Firat News qu'Ankara n'avait pas rempli sa part du contrat en se contentant de mettre fin à ses opérations militaires, sans renforcer les droits de la minorité kurde comme il s'y était engagé.

Le premier ministre turc
Recep Tayyip Erdogan a de son côté accusé le mois dernier les séparatistes kurdes de ne pas avoir tenu sa promesse de retrait. "Seuls 20% ont quitté la Turquie, et il s'agit surtout de femmes et d'enfants", a-t-il affirmé.

Les Kurdes représentent environ un cinquième de la population turque. ■ Le Figaro, (9.9.2013)

 

10.9.2013 

DOLAR: DÖVİZDEKİ TIRMANIŞ KİMİ NASIL ETKİLEYECEK?

Uzun süredir gündemin orta yerinde duran "Dolar 2 lira olur mu" sorusunun yanıtı artık biliniyor. Yeni soru doların nereye kadar gidebileceği, nerede duracağı, eski yerine gelip gelmeyeceği üzerinde sıralanıyor.

Döviz kurlarındaki yükselmenin temelinde döviz talebinin döviz arzından yüksek olması yatıyor. Arz talep dengesizliğinin varlığı ise cari açıkta kendini gösteriyor. Ancak cari açık tek başına kurları yukarı zıplatmıyor, dengeleri tümden değiştirmek için, iç veya dış konjonktür bozulmasından gelebilecek küçük bir kıvılcımı bekliyor. ABD Merkez Bankası, Mısır derken şimdi Suriye'ye "müdahale" işaretleri cari açık cephesinde "kıvılcım" olarak algılanmış olmalı.

Cari açıktan yüz bulmuş dalgalanma

Kurdaki olası bir kalıcı değişim ister istemez ekonomideki dengeleri değiştirecek, dengenin başka bir yerde kurulmasına yol açacaktır. Kalıcı olmayan oynaklık ise geniş kitlelere yaşattığı heyecana sınırlı kalacaktır. Bu arada ekonomide karşılaşılan yeni durumu sadece "dış kaynaklı dalgalanma" olarak nitelersek eksik kalır. Tarif, "Cari açıktan yüz bulmuş dış kaynaklı dalgalanma" şeklinde yapmak doğru sonucu ulaşma açısından daha yerinde olabilir. Kalıcı kur artışı ülke ekonomileri ve doğrudan vatandaşın cebini bakın nasıl etkiliyor:

Benzin, elektrik: Başta akaryakıt, doğalgaz ve elektrik fiyatlarında ciddi zam baskısı oluşur. Devlet akaryakıt fiyatlarında yaşanabilecek olası bir hızlı tırmanışı bir tek vergi indirimiyle frenleyebilir. Böyle bir müdahale bütçeye ek yük getireceği, mali istikrarın görünümünü bozacağı ve cari açığı tetikleyeceği için pek tercih edilmez. Akaryakıt fiyatlarının yükselmesi zincirleme enflasyon etkisi yapar. Doğalgaz ve elektrik fiyatları kısmen devlet desteğiyle makul düzeylerde tutulabilir.

Altın, konut: Dolar bolluğuyla zirveleri gören altının, dolar kıtlığında bile çıkışa geçmesi şaşırtmamalı. Cari açık, Suriye'den gelen müdahale haberleri, petrol fiyatlarındaki artışlar altına yarıyor. Konut ise bu tür ortamlarda yatırımcılar için değilse bile kendi evinde oturmanın hayalini kuranlara fırsat sunacak görünüyor.

İhracat, ithalat, istihdam: Türkiye'de ihracatın büyük bölümü ithalattan besleniyor. Kur artışıyla ihracatçıya gelen avantaj ithal girdilerin artmasıyla yok olacaktır. Olumlu yanı, ihracatçı ve üreticiler pahalı ithal girdi yerine nispeten ucuz yerli malını tercih edecektir ki bu da üretim ve istihdam artışını destekleyebilir.

Enerji ithalatı: Türkiye yılda 55 milyar dolarlık enerji ithalatı yapmak zorunda. Zaten cari açığı körükleyen de bu zorunluluk. Yılın başında dolar 1,85 TL düzeyindeydi. Bugün 2,03 TL'deyiz. Böyle bir artışın kalıcı olacağı düşünülürse Türkiye'ye çıkaracağı yıllık fatura 10 milyar liraya ulaşıyor. Bu rakam kamunun bir yılda yaptığı yatırımın 4'te 1'ine eşit.

Turizm: Dövizin artması turizm açısından ciddi bir rekabet üstünlüğü getirebilir. Ülkenin bu kanaldan gelecek dövize şiddetle ihtiyacı da var. Ancak, sezonun sonuna yaklaşılmış olması bu avantajdan çok da yararlanamayabileceğimizi işaret ediyor. 28.8.2013 ■ Erdoğan Süzer, Bugün, (10.9.2013)

ALTIN FIYATLARI DÜŞÜŞE GEÇTI

Altın fiyatları dün haftaya iyi bir açılış yaptıktan sonra dalgalanmaya başladı. Çin verileri ve Fed endişelerinin azalmasıyla yükselişe geçen ABD hisselerinden etkilenen altının ons fiyatı bugün düşüşe devam ederek, 1.380 doların altına geriledi.

Altın fiyatları dün, yeni haftaya hızlı bir giriş yaptıktan sonra dalgalanmaya başladı. Akşama doğru düşüşü artıran altının ons fiyatı bugün de aynı eğilimde işlem görüyor. Altının onsu 1.380 doların altına geriledi.

Çin, Abd Hisselerine Yaradı

Dün 1.387 dolar seviyesine kadar yükselen altın fiyatları değer kazanan ABD hisselerinin gazabına uğradı. Uluslararası piyasalar, Çin'de ihracatın iyileşmesiyle birlikte yükselirken, ABD Merkez Bankası (Fed) endişelerinin azalmasıyla yükselen ABD hisseleri, altın fiyatlarını aşağı çekti.

Altın Fiyatlarında Son Durum

Gram altın 90.3 TL
Çeyrek altın 155.6 TL
Yarım altın 308.4 TL (11.00 itibariyle) Akşam, (10.9.2013)

ISLAM: KÜÇÜK GELIN GERDEK GECESI ÖLDÜ!

Kendisinden 32 yaş büyük biriyle evlendirilen 8 yaşındaki kız çocugu gerdek gecesi cinsel organında meydana gelen kanama sonucu hayatını kaybetti!

Kuveyt gazetesi El Vatan'ın haberine göre, 'Rawan' adındaki 8 yaşınaki bir kız çocuğu, gerdek gecesi sonrasında cinsel organına meydna gelen kanama sonucu hayatını kaybetti.

Rawan isimli Yemenli kız, 40 yaşındaki adamla evlilik gecesinde yaşadığı cinsel ilişkinin ardından cinsel organının yırtılması sonucunda oluşan kanamadan öldü.

Olay Yemen'in Suudi Arabistan'a sınır olan Hardh bölgesinde meydana geldi. Bildirilene göre Yemen'deki kızların yüzde 25'i, 15 yaşın altında evlilik yapıyor. ■ Akşam, (10.9.2013)

BORÇLANMA, HALK: VATANDAŞ BANKALARA 314 MİLYAR TL BORÇLU

Ağustos sonu itibarıyla vatandaşların bankalara bireysel kredi ve kredi kartı kapsamında toplam borcu 314 milyar TL’ye ulaştı

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) Haftalık Bülteni’nde açıkladığı geçici verilere göre Türkiye’de vatandaşların bireysel kredi kartı harcamaları 29 Ağustos itibarıyla 23 Ağustos’a göre yüzde 1.8 oranında artışla 79 milyar 130 milyon TL’den 80 milyar 550 milyon TL’ye yükseldi. Bireysel kredi kartı harcamalarının 46 milyar 439 milyon TL’sini taksitli harcamalar, 34 milyar 117 milyon TL’sini taksitsiz harcamalar oluşturdu. 29 Ağustos itibarıyla tüketicinin krediler ve kredi kartları aracılığıyla yaptığı harcamaların toplamı ise bir önceki haftaya göre; 2 milyar 552 milyon TL artışla 311 milyar 324 milyon TL’den 313 milyar 876 milyon TL’ye yükseldi.

Mali kesim hariç, katılım bankalarının dâhil edildiği tüketici kredileri bir hafta önceye göre; yüzde 0.5 oranında artışla 232 milyar 194 milyon TL’den 233 milyar 320 milyon TL’ye çıktı. Tüketici kredilerinin dağılımı incelendiğinde konut kredileri 29 Ağustos itibarıyla 104 milyar 538 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. Taşıt kredileri ise 29 Ağustos itibarıyla 23 Ağustos’a göre; 0.4 puan artarak 8 milyar 363 milyon TL düzeyinde gerçekleşti. ■ Yeni Mesaj, (10.9.2013)

 

11.9.2013

İSLAM: İNSAN DENMEZ

* Sekiz yaşındaki kız çocuğu 48 yaşındaki adama satıldığı gece iç organlarındaki yaralar yüzünden hayatını kaybetti

Yemen’in güneyindeki Hard şehrinde 8 yaşında bir kız çocuğu, kendisinden 40 yaş büyük bir adamla “evlendirildiği” gece vajinasındaki ve iç organlarındaki yaralanmalar nedeniyle hayatını kaybetti.
Tüm dünyada ve sosyal medyada büyük yankı uyandıran olay sonrası insan hakları örgütleri ve Yemenli aktivistler adının Revan olduğu açıklanan küçük kıza tecavüz eden adamın ve Revan’ın anne babasının tutuklanması için çağrı yaptı.
Yemenli yetkililer, böyle bir olayın gerçekleşmediğini söyleyerek haberi yalanlasa bile vahşeti doğrulayan gazeteci Muhammed Radman, “Yetkililer bu konuda tanıklık etmeye çok istekli. Bence olayı örtbas edecekler” şeklinde konuştu.
Yemen’de bundan 3 yıl önce, yine aileler arası anlaşmayla kendinden en az 20 yaş büyük bir adamla “evlendirilen” 13 yaşındaki bir kız çocuğu, iç organlarındaki hasar yüzünden hayatını kaybetmişti.
Ülkede küçük kız çocuklarının “evlendirilmesini” önlemek için yapılan girişimler, İslamcı liderlere takılıyor. Geçen ay ülkenin önde gelen İslami liderleri, çocuk evlilikleri yasaklamaya kalkmanın kâfirlik olacağını bildirmişti. ■ Cumhuriyet, (11.9.2013)

 

12.9.2013

 

BÖLÜCÜLÜK: PKK'DAN MİLİSLERE ODTÜ TALİMATI

ODTÜ arazisinden geçecek yol sebebiyle yapılan eylemler bitmiş değil. Yine ODTÜ'de başörtülülere yönelik taciz ülke çapında büyük bir infial doğurdu.

Görünen o ki
Gezi ruhuyla ODTÜ'deki sol eylemciliğin birleştirilmesi an meselesi.

Sonbaharın sıcak geçeceği ve bu sıcaklığın kimyası hakkında çok önemli bir gelişme ise PKK'dan kaynaklanıyor.

PKK içinden alınan istihbarata göre, PKK'nın milislerine verdiği son talimatlar önümüzdeki günler hakkında önemli bilgiler içeriyor.

Örgüt, bu hassas talimatı halka değil, sınırlı sayıdaki milislerine veriyor.

Hatırlarsanız PKK'nın, çözüm süreci bittiğinde aktive edilmek üzere devrimci halk ayaklanması ve iç savaş dalgası için örgütlediği milisleri yine bu köşede okumuştunuz.

Şırnak ve Cizre'de 1400-1500 civarında olan PKK'lı milis sayısı, Beytüşşebap'ta 600-700 civarında, Hakkâri'de 1500, Yüksekova'da 3000 dolaylarında ve aktif durumdalar.


Hatırlarsanız PKK milislerinin şu an nelerle iştigal edip hangi eylemleri yaptığını "PKK'da iç savaş hazırlığı-3" başlıklı yazımda belirtmiştim.

İşte PKK yetkililerinin bu milislere verdiği talimat ve yaptığı bilgilendirmelerde;

ODTÜ yol olaylarının ve bu minvalde gelişecek eylemlerin büyüyeceği-büyütüleceği, Türkiye'nin her tarafını saracağı belirtiliyor.


Bu eylemlerin büyümesinden bahsederken "büyütülecek" ifadesini kullanmaları oldukça önemli ve şayanı dikkat.

Dahası bunları söyledikten sonra milislere verdikleri nihai talimat şöyle:

"Bu olaylar Türkiye'nin her tarafına yayılacak, siz de dahil olun! Bu bölgede olayları büyütün!"

Bu da Güneydoğu'da sokakların ateş topuna dönmesi demek.

İlçeyi yangın yerine çevirenler


PKK yetkilileri milislere diyor ki:

"Eylemlere siz de katılın ki, Türkiye'nin her tarafında eylem var desinler!"

ODTÜ eylemlerinin Hatay'a sıçraması ve gösterilerde bir kişinin hayatını kaybetmesi PKK'yı doğruluyor.

ODTÜ'den hareketle PKK milislerinin ateşleyeceği Gezi'ye çok dikkat edilmelidir.

Kato'da geçen yıl güvenlik güçlerimizce çatışmada öldürülen Mehmet Goyi adlı HPG yetkilisinin geçen haftaki anma gününde, Şırnak Beytüşşebap ilçesinde PKK milisleri sahaya indi.

Polislere taşlı sopalı, molotoflu saldırı yapıp ilçeyi yangın yerine çevirenler arasında bu milisler de vardı.

Ayrıca şu an örgütün çatışma istemediği görülüyor.

Emellerine bir an önce ulaşabilmek için hükümete gözdağı vermek istiyorlar.

Çözüm sürecinde olmak umurlarında değil.

Çünkü kendileri için statü tayininde devlete zerre kadar takdir hakkı tanımıyorlar.

Statüyü devlete sormadan kendileri belirleyecekler.

Askeri yapıya dayanan tek taraflı bir ilandır bu.

Türkiye ya susup kabul edecek veya Öcalan'ın ilk görüşmede söylediği gibi 50.000 kişiyle devrimci halk savaşı yaşanacak.


Tekrar hatırlatmakta fayda görüyorum.

Öcalan, İmralı'da BDP milletvekilleriyle yaptığı ilk görüşmede şöyle demişti:

"...Başarılı olursam ne KCK tutuklusu kalır ne başkası. Bu olmazsa 50 bin kişiyle halk savaşı olacak. Ölen ölecek, ben karışmıyorum. Yalnız, herkes bilmeli ki ne eskisi gibi yaşayacağız ne de eskisi gibi savaşacağız."


İşte bazı yerleşim yerlerinde sayılarını verdiğim, PKK'dan silahlı eğitim alan, örgütçe kendi bina ve sokaklarında nasıl savaşacaklarının öğretildiği şu an aktif PKK milis sisteminin ilham kaynağı.

Bekliyorlar sadece 2 şey için:

1-Kuzey Suriye'de PYD'nin nihai zaferi kazanmasını bekliyorlar. Bu itibarla hem Türkiye'de hem de Suriye'de savaşamayacaklarını söylüyorlar. Zira şu an Suriye'de savaşacak eleman arıyorlar. PYD için vatandaşlardan zorla para topluyorlar.

2-Öcalan devletin elinde. Öcalan'a çözüm bulunmadan doğrudan "PKK adıyla" saldırılara başlamak istemiyorlar. Şu anki hamleleri devleti Öcalan konusunda çözüme zorlama gayesini taşıyor.

Bu iki engeli aştıklarında Türkiye tüm şartlarını kabul etse bile doğrudan Türkiye'ye yönelip saldırıları başlatacaklar. ■ Gültekin Avcı, Bugün, (12.9.2013)

 

ALTIN SERT DÜŞTÜ

Uluslararası piyasada altının onsu, Suriye'ye ilişkin tedirginliklerin azalmasıyla başladığı düşüşünü devam ettirerek son dört haftanın en düşük seviyesine geriledi.

Dün genel olarak yatay bir seyir izleyen altının onsu, bugün güne 1.365,18 dolardan başladıktan sonra ABD ve Rusya Dışişleri Bakanlarının Suriye ile ilgili yapacakları görüşmeye yönelik pozitif beklentilerle düşüşe geçti ve 15 Ağustostan beri gördüğü en düşük seviye olan 1.330 dolara geriledi.

Analistler, bugün ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Rus mevkidaşı Sergey Lavrov'un Suriye ile ilgili yapacakları görüşmenin küresel piyasalarla birlikte altın fiyatının seyri üzerinde de belirleyici olacağını belirtiyor.

Yapılacak görüşmeden çıkacak haber ve açıklamaların pozitif havayı desteklemesi durumunda piyasaların tamamen 17-18 Eylül tarihlerinde yapılacak ABD Merkez Bankası (Fed) toplantısına odaklanacağını ifade eden analistler, Fed'in çıkış stratejisine yönelik alınacak karar ve açıklamaların altın fiyatında kısa ve orta vadeli trend değişimlerine neden olabileceğini kaydediyor.

Yılbaşından Bu Yana Yüzde 20 Değer Kaybetti
Altının onsu 28 Ağustos'ta gördüğü 1.433
dolar seviyesinden bugüne kadar alçalan bant içinde hareket ederek 11 işlem gününde yaklaşık yüzde 7 oranında düşüş kaydetti. Analistler, altının onsunda 50 günlük hareketli ortalamanın 1.336 dolar seviyelerinden geçtiğine dikkati çekerek, bu seviyenin destek olarak çalışabileceğini, ancak aşağı yönlü kırılması durumunda sırasıyla 1.316 ve 1.300 dolar seviyelerinin gündeme gelebileceğini tahmin ediyor.

Altının onsu son bir ayda yüzde 1,40 oranında değer kazansa da yılbaşından bu yana yatırımcısına yaklaşık yüzde 20 kaybettirdi.

2012 yılını 1.675,30 dolar seviyesinden tamamlayan altının onsu, bu yılın en düşüğünü 1.180,60 dolar ile 28 Haziran'da görmüştü.
Hürriyet, (12.9.2013)

 

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura