Diğerleri > Sis Çanı
23-03-2016
NELER OLDU 7-12 EKİM 2015 (Altın, bölücülük, enflasyon, BOP, tarım, AB, yabancıya toprak, yabancı sermaye, kriz, borçlanma, FED)

Cihan Dura

23.3.2016

 


7.10.2015

ALTIN FİYATLARI KUYUMCUYU VURDU

Altın fiyatlarındaki yükseliş elinde altın bulunduran vatandaşları sevindirirken kuyumcuları endişelendirdi.

Kuyumcu esnafı satışların düştüğünü söyledi. Altın fiyatlarının sürekli olarak yükselmesi nedeniyle vatandaşların altınlarını yastık altı yaparak elinde tuttuğunu kaydeden Manisa’daki kuyumcu Nihat Kaçire, satışların yok denecek kadar azaldığını vurguladı.

Altın fiyatlarındaki dalgalanmalara dikkat çeken Kaçire, "Şuan has altının gramı 109 lira 400 kuruş. Bu fiyat gün içerisinde 112 TL’ye kadar çıkıyor. Birçok faktör gibi, Ortadoğu ülkelerinde yaşanan savaş ve iç karışıklıklar da altın fiyatları üzerinde sürekli bir dalgalanma ve yükselmeye neden oldu. Hal böyle olunca altın fiyatlarında yaşanan sürekli artış, vatandaşların altınlarını elinde tutmasına neden oldu. Çünkü vatandaşlar altın fiyatlarındaki artan yükselişi fırsat olarak değerlendirerek, daha da yükselmesini bekliyor. Bundan dolayı da kuyumcular olarak çok etkilendik. Satışlarımız yok denecek kadar az" dedi. ■ Akşam, (7.10.2015)

BÖLÜCÜLÜK: KÜRDİSTAN'I KURMA SÜRECİNDEYİZ

Terör örgütü PKK liderlerinden Murat Karayılan "İçinden geçtiğimiz süreç özgür Kürdistan’ı kurma sürecidir" dedi.

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK)'nın Belçika'nın başkenti Brüksel'de devam eden 15'nci Genel Kuruluna bir mesaj gönderen terör örgütü PKK'nın Kandil'deki liderlerinden Murat Karayılan, özgür Kürdistan'ı kurma sürecinde olduklarını söyledi.

Haber7'nin haberine göre, Kürdistan Ulusal Kongresi'nin (KNK) 15’inci Genel Kuruluna yazılı bir mesaj gönderen KCK Yürütme Kurulu Üyesi Murat Karayılan:
"Beni KNK üyeliğine laik gördüğünüz için Hazırlık Komitesi ve KNK üyelerine teşekkür ediyorum. Kürdistan Özgürlük mücadelesi içerisinde, Apocu bir fedai olarak yer alıp Demokratik Ulusal Birliğin prensiplerini uygulayacağıma, Özgür, demokratik ve başarılı Kürdistan için tüm gücümle mücadele edeceğime dair tüm kutsal değerlerim üzerine söz veriyorum" dedi.

''BU SÜREÇ ÖZGÜR KÜRDİSTAN'I KURMA SÜREDİR''

Karayılan mesajında "Kuzey Kürdistan’daki demokratik özerklik ilanı, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi içinde yeni bir aşamanın da başlangıcı oldu. Bu süreç büyük başarıların süreci, özgür Kürdistanı kurma sürecidir" dedi. ■ Akşam, (7.10.2015)

ENFLASYON: YÜKSELİŞ SÜRÜYOR!

Enflasyon eylül ayında sürpriz yapmadı ve beklendiği gibi yükselmeye devam etti. Aylık bazda yüzde 0,89 oranında artan tüketici fiyatları sonunda yıllık enflasyon yüzde 7,1’den 7,9’a yükseldi. Hem Merkez Bankası Başkanı’nın geçen hafta yaptığı açıklamalar sonrası, hem de TL’deki değer kaybı ve gıda fiyatlarında gözlemlenen artışlar göz önüne alındığında, piyasa beklentileri de enflasyonun yüzde 8’e doğru yükselmesi yönündeydi. Bu nedenle bir sürpriz yok. Ancak, hem üretici fiyatlarında yaşanan gelişmeler, hem de çekirdek enflasyon göstergelerinde gözlenen artışlar enflasyondaki yükselişin yıl sonuna kadar devam edeceğine işaret ediyor gibi.

Verilerin detayına baktığımızda enflasyon endeksinde en fazla ağırlığa sahip olan gıda ve alkolsüz içecek fiyatlarında yıllık enflasyonun yeniden yüzde 10’un üzerine çıktığını görüyoruz. Bu da bu grubun toplam enflasyona katkısını 2,4 puandan 2,6 puana çıkardı. Enflasyon hedefinin yüzde 5 olduğu dikkate alınırsa, sadece gıda grubu fiyatlarından bu oranın yarısından fazlasına ulaşılması, enflasyonda hedefe yakınlaşmanın ne kadar zor olacağını haber veriyor.
Eylül ayında enflasyonu yükselten diğer bir faktör de ulaştırma fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 0,6’dan 2,4’e yükselmesi olmuş. Bu artış yıllık enflasyonu 0,3 puan yukarıya çekmiş. Döviz kurlarındaki dalgalı seyir ve TL’nin son aylardaki değer kaybı göz önüne alındığında, küresel petrol fiyatlarının düşük seviyesine rağmen yurt içindeki ulaştırma fiyatlarının artışı sürpriz sayılmamalı.
Aşağıdaki tabloda ana harcama gruplarının yıllık enflasyona katkıları (yüzde artış çarpı endeksteki yüzde pay) özetleniyor.

Eylül ayındaki yükselişin ardından enflasyon neredeyse geçen yılın sonunda bulunduğu seviyeye gelmiş durumda. Çekirdek enflasyon göstergelerindeki hızlı artışlar nedeniyle bu yükselişin devam etmesini bekliyoruz. Aşağıdaki grafikte de görüldüğü üzere, enflasyonda dönemsel dalgalanma gösteren enerji, gıda gibi fiyatlar ayıklandığında, H ve I endekslerindeki yıllık artış oranı yeniden yüzde 8’in üzerine yükselmiş durumda. Benzer şekilde üretici fiyatlarında da yükseliş trendi söz konusu. ■ Deniz Gökçe, Akşam, (7.10.2015)

BOP, SURİYE, HAYDUT DEVLET ABD: ABD TÜRKİYE’Yİ ATEŞE ATIYOR

Suriye’deki planları Rusya’nın müdahalesiyle bozulan ABD şimdi de Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirme çabası içine girdi. İki Rus uçağının Türk hava sahasını ihlalini değerlendiren ABD Dışişleri Bakanı, “Türkiye, bu uçağı düşürebilirdi" dedi

Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi Ortadoğu krizinin merkez ülkesi haline gelen Suriye’deki dengeleri değiştirdi. ABD-İsrail ve bölgesel müttefikleri müdahaleden rahatsız. Ankara da rahatsızlar cephesinde. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Rusya’nın Suriye’ye sınırı mı var” diyerek müdahaleden duyduğu rahatsızlığı dile getirirken ortaya yeni bir tehlike çıktı. Bu yeni tehlikenin adı Türkiye ile Rusya’yı karşı karşıya getirmek. Önceki gün iki Rus uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi bu durumu ortaya çıkardı. NATO ve ABD durumun kabul edilemez olduğunu açıklarken en dikkat çekici açıklama ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’den geldi. Konuyu ABD Savunma Bakanı Ashton Carter ve Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice ile de ele aldıklarını ifade eden Kerry, “Fazlasıyla endişeliyiz. Çünkü şurası kesin ki; Türkiye, hakları doğrultusunda karşılık vererek bu uçağı düşürebilirdi” dedi. ABD Genelkurmay Başkan Yardımcısı General Paul Selva da Amerikan Türk Konseyi’nin 34. yıllık toplantısının kapanış yemeğinde yaptığı konuşmada, Türkiye ve ABD’nin, askeri alanda her zaman birbirlerine destek olduğunu belirterek, Türkiye’ye övgüler yağdırdı. Selva, “Türkiye’nin ilerlemesi göz alıcı bir şekilde parlamaya devam ediyor. Bu harika bir şey. Şu anda her zamankinden daha da harika. Dünyanın, Türkiye gibi sorumluluk sahibi bir örnek ülkeye ihtiyacı var” dedi.

ABD bunu hep yapıyor

ABD’den ardı ardına gelen övgüler ve özellikle de John Kerry’nin “Türkiye, hakları doğrultusunda karşılık vererek Rus uçağını düşürebilirdi” açıklaması ABD’nin Türkiye’ye gaz vermesi olarak değerlendirildi. Yapılan değerlendirmelere göre ABD, Ukrayna’dan sonra Suriye konusunda da planlarını bozan Rusya’ya karşı Türkiye’yi kullanarak bir mücadelenin içine girmek istiyor. ABD aynı tutumu Suriye krizinin ilk yıllarında da göstermiş ve Esad’ı devirse devirse Türkiye ve Türk ordusu devirir” şeklinde açıklamalar yaparak Ankara’ya gaz vermişti. ABD’nin Türkiye’ye Suriye’ye müdahale gazından sonra şimdi de Rusya ile savaş gazı vermesi akıllara ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’in “Biz Ortadoğu’da Türkiye’ye ile el ve eldiven gibiyiz” sözlerini akıllara getirdi. Bu söz ABD elinin kirlenmesini istemediği durumlarda Türkiye’yi eldiven olarak kullandığı şeklinde yorumlanmıştı.

‘ABD ve NATO ortamı geriyor’

Rusya parlamentosu üst kanadı Federasyon Konseyi Savunma Komisyonu Başkan Birinci Yardımcısı Frants Klintseviç, Rus jetlerinin Türk hava sahasını ihlali ile ilgili olayın ABD ve NATO tarafından bilinçli olarak abartıldığını söyledi. Olayla ilgili Rus basınına konuşan senatör Klintseviç, olayın artık kapandığına işaret etti. Klintseviç, “ABD ve NATO müttefikleri Rusya’nın Suriye operasyonlarını bilinçli olarak gündemde tutuyor. Bunun için her türlü bahane de buluyorlar. Rus jetlerinin Türk hava sahasını ihlali ile ilgili olay kapandı artık. Moskova bu konuda Ankara’ya açıklama gönderdi. Moskova, bu açıklamasında Rus savaş uçaklarının yanlışlıkla Türk hava sahasını ihlal ettiğini söyledi ve bu gibi benzer olayların tekrarlanmayacağı güvencesini verdi. Ama ABD ve NATO ortamı germeye devam ediyor” diyerek tepkisini dile getirdi.

Rusya’dan ihlale izahat

Rusya Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tümgeneral İgor Konaşenkov, 3 Ekim Cumartesi günü planlı uçuşunu tamamlayan Rus savaş uçağı Su-30’un Hmeimim Hava Üssüne dönmek için dağlık ve ormanlık alan üzerinde manevra yaparken birkaç saniye için Türk hava sahasına girdiğini belirtti. Hmeimim Hava Üssü’nün Suriye-Türkiye sınırına 30 kilometre mesafede bulunduğunu kaydeden Rus yetkili, belirli iklim koşullarında piste girişin kuzeyden yapıldığını anlattı. Tümgeneral, “Bu yüzden söz konusu olay, bu bölgedeki olumsuz hava koşullarının bir sonucudur. Herhangi komplo nedenlerinin aranmaması gerekiyor” diye vurguladı. Konaşenkov, Rusya Havacılık ve Uzay Kuvvetleri’nin Rusya’daki komutanlığının objektif kontrol verilerini inceleyip analiz ettikten sonra bu tür olayları önlemek için gerekli tedbirleri aldığını da sözlerine ekledi.

Rusya’dan Türkiye ile ilişkilere vurgu

Rusya savaş uçağının Türkiye hava sahasını ihlal etmesi konusunda Kremlin’den yapılan açıklamada Türkiye ile ilişkilerin çok güçlü olduğu vurgusu yapıldı. Rusya Devlet Başkanı Putin’in Basın Sözcüsü Dmitri Peskov, konuyla ilgili verilerin incelendiğini söyledi. Rus basınında yer alan haberlere göre, Rusya’nın Suriye’deki operasyonlarının Moskova ve Ankara arasındaki ilişkilere zarar verip vermeyeceği yönündeki görüşünün sorulması üzerine ise Peskov, “Suriye operasyonu Türkiye ile ilişkilerimizi bozmaz. Türkiye ile sağlam temeller üzerine kurulu çok yönlü ilişkilerimiz var” dedi.  

Kara operasyonu başlayabilir
Öte yandan Amerikan medyasına açıklama yapan ABD Savunma Bakanlığı’ndan ismi açıklanmayan iki yetkili, Rusya’nın Suriye’ye kara operasyonunda kullanılabilecek yeni silahlar sevk ettiğini ileri sürdü. Yeni askeri takviyenin, Suriye ordusuna hükümet karşıtlarıyla mücadelede karadan destek verilmesi için kullanılacağı ileri sürüldü. İddialara göre Rusya’nın Suriye’ye sevk ettiği askeri araçlar arasında ağır silahlar ve 4 adet BM-30 tipi çok namlulu roketatar da var. Konuyla ilgili Rus resmi haber ajansı İnterfaks’tan da önemli bir iddia geldi. Buna göre, Rusya Suriye’ye gönüllü savaşçılar yollayacak. Bu savaşçılar Ukrayna’nın doğusunda çatışmalara dahil olan ayrılıkçılar. 

Çin ‘Suriye’de ben de varım’ diyecek
Suriye’de Rusya’dan sonra Çin’in de savaşa gireceği ileri sürüldü. Suriye’de IŞİD hedeflerine çok büyük zayiat verdiren Rusya’nın yanında şimdi de Çin boy gösterecek. İddialar doğrulanırsa Çin J-15 uçaklarıyla Rus hava bombardımanlarına katılacak. ■ Yeni Mesaj, (7.10.2015)

TARIM: ÇİFTÇİNİN PAZARLIK GÜCÜ YOK

TZOB Genel Başkanı Bayraktar, çiftçilerin ürettiği üründe söz sahibi olabilmesi için örgütlenmesi gerektiğine işaret ederek, üreticilerin ekonomik açıdan yeterince örgütlenememesi nedeniyle pazar güçlerinin olmadığını dile getirdi

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, üreticilerin ekonomik açıdan yeterince örgütlenememesi nedeniyle pazarlık güçleri olmadığını, bunun yapıda yaşanan sorunları daha da derinleştirdiğini vurguladı. Bayraktar, “Üreticilerimizin kendi ürettiği üründe söz sahibi olabilmesi, sahip oldukları hakları etkin bir şekilde kullanabilmesi ancak örgütlenmeyle mümkündür. Bu nedenledir ki Tarımsal Üretici Birlikleri’ne gerekli kaynak aktarılarak finansman bakımından güçlendirilmeli, birlikler fonksiyonel hale getirilerek bir müdahale kurumu gibi çalışmaları sağlanmalıdır” dedi.

Soğan üretiminde sorun var

Bazı illerde başlayan soğan hasadına ilişkin de bilgi veren Bayraktar, önemli bazı üretim bölgelerinde yüksek sıcaklığın kurumalara, aşırı yağışların ise çürümelere yol açması nedeniyle rekoltenin beklenenden düşük kalacağını bildirdi. Bayraktar, “Odalarımızdan aldığımız bilgilere göre, Amasya ilimizde yüksek sıcaklıkların kurumalara, Ankara ilimizde ise aşırı yağışlar ise çürümelere yol açtı” dedi. Soğanda, Türkiye’deki üretimin 1.74 milyon tonla 2.2 milyon ton arasında seyrettiği dile getiren Bayraktar, “Kuru soğan üretiminde yüzde 23.1’lik payla Ankara birinci sırada. Ankara’yı yüzde 13.7 ile Amasya, yüzde 10.4 ile Adana izlemektedir” bilgisini verdi.

Üretim planlaması olmaması önemli bir sorun

Üreticinin bir önceki yılın fiyatlarından etkilendiği ürünlerin başında soğanın geldiğini, soğan üretiminde üretim planlamasının olmamasının önemli bir sorun olarak ortada durduğunu belirten Bayraktar, şöyle devam etti: “Üretim planlamasının olmayışı üretimde dalgalanmalara neden olmaktadır. Bu durum fiyatlara yansımakta, bir önceki sezonda oluşan fiyat durumuna göre üretime karar verilmesi, piyasalardaki dengesizliği de beraberinde getirmektedir. Pazarlama sorunlarının yaşandığı dönemde, düşük fiyat nedeniyle üretici mağdur olurken, arzın daraldığı dönemde, yüksek fiyat nedeniyle tüketiciler mağdur olmaktadır.”

Çin soğanda da dünya lideri

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, dünyada 85 milyon 795 bin 191 ton soğan üretimi yapılıyor. Çin, dünya soğan üretiminden yüzde 26’lık pay alarak ilk sırada yer alıyor. Çin’in ardından yüzde 22.5 ile Hindistan, yüzde 3.7 ile ABD, yüzde 2.8 ile İran, yüzde 2.3 ile Rusya Federasyonu, yüzde 2.2 ile Türkiye geliyor. ■ ERSAN İLTER Yeni Mesaj, (7.10.2015)

 

8.10.2015

MERKEL: TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİĞİNE KARŞIYIM

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Türkiye'ye yardımın Avrupa'ya göçmen akınının önüne geçmek için gerekli olduğunu, fakat bu durumun Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesi yönündeki görüşünü değiştirmediğini söyledi

Alman devlet televizyonu ARD'ye konuşan Merkel, "Türkiye'nin AB üyeliğine her zaman karşıydım. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu biliyor. Hâlâ karşıyım" ifadelerini kullandı.

Reuters haberinde, Şansölye Merkel'in iktidara geldiği 2005 yılından önce de Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı durduğunu, onun yerine "imtiyazlı ortaklık"tan yana olduğunu hatırlattı.  Merkel, son yıllarda bu tutumunu pek yüksek sesle dile getirmiyordu. ■ Millet, (8.10.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCIYA KONUT SATIŞI REKOR KIRACAK

Yerli tüketiciyi zora sokan kurdaki dalgalanma, yabancı yatırımcıya yaradı. 2014’te yabancılara 4.3 milyar dolarlık konut satan inşaatçılar, bu yılın ilk yedi ayında 4.1 milyar dolara ulaştı...

Türkiye’deki siyasi belirsizlik, terör saldırıları ile dolar ve Euro kurundaki yükseliş, otomotiv, perakende ve turizm sektörü gibi inşaatı da etkiledi. Özellikle inşaat maliyetlerinin yükselmesi ve yerli tüketicinin konut satın almada birkaç ay önceye göre daha temkinli davranması sektörü tedirgin etti. Bu noktada inşaatçıların imdadına ise yabancı yatırımcılar koştu.


Merkez Bankası verilerine göre 2014 yılında yabancılara 4.3 milyar dolarlık konut satan inşaat şirketleri, bu yılın ilk yedi ayında 4.1 milyar doları yakaladı.


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), konut satış istatistiklerine göre de Ocak-Ağustos arasındaki satışlar geçen yılın aynı dönemine kıyasla 2 bin 779 adet artarak, 14 bin 533’e ulaştı. Uzmanlar ise kalan dört aydaki satışlarla rakamın 5 milyar doları bulabileceğini öngörüyor.


EN ÇOK IRAKLILAR ALDI


İlk sekiz ayda en fazla konutu 2 bin 432 adetle Iraklılar alırken, onu 1.691 konutla Suudi Arabistan, 1.426 konutla da Kuveyt izledi. TÜİK verilerine göre sadece Ağustos ayında ise yabancılara 2 bin 44 konut satışı yapıldı. İlk sırada 401 konutla yine Irak vatandaşları yer aldı. Ardından da sırasıyla 271 konut ile Suudi Arabistan, 226 konut ile Kuveyt, 155 konut ile Rusya geldi. 


140 DAİRE BİRDEN GİTTİ


Gayrimenkul sektörünün en önemli fuarları arasında yer alan Dubai Cityscape’deki 61 Türk firmasının projelerine gösterilen ilgi de konut satışlarının artacağını gösteriyor.


Ağaoğlu Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ağaoğlu, bu yıl fuarda 67 milyon dolarlık satış yaptıklarını açıklamıştı. Suudi Şeyh Süleyman Al Rajhı Vakfı, Maslak 1453 projesinden 140 dairelik kule için bu rakamı ödemişti.


66.5 MİLYON $’LIK TEKLİF!

Yabancılardan DKY İnşaat'ın DKY Kartal ve DKY On projesine 100'e yakın daire için 26 milyon dolar, Soyak'ın Soho ve satıştaki diğer projeleri için 6.5 milyon dolar, Garanti-Koza'nın Koza Park, Koza Square ve Grand Kanyon projelerine 24 milyon dolar, Siyah Kalem'in Zekeriyaköy'deki Köy projesine 10 milyon dolar teklif geldi.

‘DALGALI KUR YABANCIYA YARADI’

Toplam şirket cirosunun yüzde 35’inin yabancılara yapılan satışlardan geldiğini söyleyen Dumankaya Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Dumankaya da 2015’te yabancılara 249  konut sattıklarını ifade etti. Dumankaya, "Yükselişe geçen Euro ve Dolar, küresel piyasalarda yaşanan değişimlerle tırmanışını hızlandırdı. TL’nin döviz karşısında değer kaybetmesine paralel olarak gayrimenkul geliştiricilerin inşaat girdilerinde de önemli değişimler yaşanıyor. Bu noktada ülke içindeki satışlarda bir miktar durgunluk olsa da kurdaki dalgalanma şüphesiz yabancı yatırımcıya yaradı" diye konuştu.

ALIMLARDA GURBETÇİLER DE ETKİLİ

Şirketlerin projelerini yurt dışında tanıtmak için artık yabancılara özel etkinlikler düzenlediklerini belirten TSKB Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Makbule Yönel Maya, özellikle Körfez ülkelerinin inşaat sektörü için önemli bir pazar olduğunu söyledi. Maya, “Döviz kurundaki artış Türkiye’yi yabancılar nezdinde daha da cazip hale getirdi. En fazla konut alımı Almanlar, Ruslar ve Ortadoğulular tarafından yapıldı” dedi. Konut alanlar arasında gurbetçilerin de yer aldığına dikkat çeken Maya, yıl sonunda toplam satış rakamının 4.5- 5 milyar dolara ulaşabileceğini belirtti. ■ Elif Akın, Millet, (8.10.2015)

9.10.2015

YABANCI SERMAYE, MADENCİLİK: AKP?NİN MADEN TALANI

Yabancıların toprak ve mülk edinmeleri ile ilgili baskılar Cumhuriyet kurulalı beri devam etmektedir.

Köy Kanunu?nun 87. maddesi ile yabancıların köylerden toprak ve mülk edinmeleri yasaklanmıştı. Bu madde Lozan Antlaşması?nın hemen sonrasına 1924 yılına rastlıyordu.

Çünkü yabancı şirketler, zengin maden yataklarının olduğu bölgelerde arazi satın almak için yoğun girişimlerde bulunuyorlardı.

Ancak yukarıda belirtilen madde ile, bu hevesleri kursaklarında kaldı.

Ta ki, AKP hükümeti iktidara gelinceye kadar.

AKP hükümeti çıkardığı 3.7.2003 tarihli 4916 sayılı yasa ile Köy Kanunu?nun 87. maddesi ve Tapu Kanunu?nun 36. maddesini değiştirerek, yabancı şirketlerin istedikleri yerden toprak almasına, maden arama ruhsatı adı altında köyleri satın almasına izin verdi.

Böylece 80 yıllık bir uygulamaya son verdiler.

80 yıldan beri yabancı sömürgeci güçlerden korunan kırsaldaki maden yatakları talana açık hale getirildi.

Bu yasadan sonra yabancı şirketler, Alcoca Inc, Anglo American PLC, A~|~nglo?Gold, BHP Billiton, Nippon Mining Metals, Mutsubishi Materials, Newmont, Noranda, Pasminco, Placer Dome, Rio Tinto, Sumitomo Metal Mining vd. Türkiye?yi köy köy talana giriştiler.

İstiklal harbinde dünyanın en büyük ordularını yığarak ele geçirmek istedikleri ama başaramadıkları madenleri ?AKP?nin yasası ile? tek mermi atmadan ele geçirdiler.

Ülkemizde faaliyet gösteren 11 yabancı şirketin elinde 100 bin kilometrekare ruhsata bağlanmış maden sahası bulunuyor.

Bu maden sahaları Türk toprakları üzerinde olmasına rağmen Türkiye?nin egemenliğinden çıkmış, yabancı şirketlerin ve ülkelerin egemenliğine geçmiş durumda.

?AKP?nin maden yasası? ile, bu maden yatakları devlet tarafından kamulaştırılacağı gibi, bu ruhsatlar ve araziler üzerinde ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda çözüm mercii Türk mahkemeleri değil uluslararası Tahkim Kurulu olacaktır.

Düşünebiliyor musunuz olayın vahametini; kendi zengin maden yataklarımızı koruyan 80 yıllık yasayı değiştiriyorsunuz, yabancıların tahakkümüne veriyorsunuz ve bu sahalarda Türk mahkemelerinin bile söz sahibi olamayacağı bir gaflete imza atıyorsunuz!

Ülke içinde, ?yabancı egemen alanlar? oluşturuyorsunuz.

Bundan büyük bir ihanet olur mu?

AKP?nin izni ile maden ve toprak talanına girişen yabancı şirketler Anadolu?yu karış karış sömürü ağı içine alıyorlar:

Ordu?nun Fatsa ilçesi Zaviköy mevkiinde bulunan 500 km2?lik çinko, kurşun, gümüş ve altın sahası Odyssey Resources şirketinin egemenliğine terkedilmiş durumda.

Anatolia Minerals Devolopment şirketi Güneydoğu, Doğu ve Doğu Karadeniz bölgesini talana girişmiş. Ellerindeki yasal arama ruhsatlarının (AKP ruhsatlarının!) büyüklüğü 14 bin km2 (bir buçuk Kıbrıs adası) büyüklüğünde. Giresun, Artvin, Van, Tunceli, Adana, Kayseri, Malatya, Gümüşhane, Çanakkale ve Bursa?da bakır, altın, molibdenyum, gümüş gibi madenlerin talanına girişmiş bu şirket.

Ve bastırdığı bir broşürde Türkiye?den ?Federe Cumhuriyet? olarak bahsederken, Orta Karadeniz bölgesini de ?İncil?deki altın ülkesi? (Multibbillion?Dolar Deposits, The Bible?s Land of Gold) olarak gösteriyor.

İstiklal savaşında Susurluk, Sultançayı, Bandırma civarında köylülere soykırım uygulayan Ermeni ve Rum çetelerine yataklık yapan Borax Consolindated firması da, bugün Rio Tinto adıyla maden talanına girişmiş Türkiye?de.

Rio Tinto?nun elinde dünyanın en zengin trona yatakları olan Güdül, Sincan ve Eryaman?ın oluşturduğu bölge dahil 500 km2?lik ?sömürü alanı? var.

Ve sıkı durun:

Şirketin elinde bulunan ÖNİR 7120 ön işletme ruhsatı için 4. Ana Jet Üs Komutanlığı ve Türk Havacılık ve Uzay Sanayii de (TAİ) var.

Yabancı şirketler hava üs komutanlığının bulunduğu bir alanı bile ?talan bölgesi? kapsamına alma cesaretini gösterebiliyorlar.

Ve daha pek çok şirket Türkiye?yi karış karış parsellemişler. Sınırsız hak ve yetkilerle topraklarımızı keyifle talan ediyorlar.

Böylesine vahim ve akıl almaz bir icraata imza atan, yabancılara ?devlet içinde devlet kurma? izni veren AKP kendisiyle ne kadar övünse azdır. 27 Temmuz 2004 ■ Muharrem Bayraktar, Yeni Mesaj, (9.10.2015)

YABANCI SERMAYE: DOĞRUDAN YATIRIMLAR YÜZDE 40 DÜŞTÜ

OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, kriz öncesiyle kıyasladığında doğrudan yabancı sermaye akışının yüzde 40 daha az olduğunu söyledi.

OECD Genel Sekreteri Angel Gurria, kriz öncesiyle kıyasladığında doğrudan yabancı sermaye akışının yüzde 40 daha az olduğunu söyledi.
Uluslararası Yatırım Küresel Forumu’nda konuşan Gurria, Avrupa’daki durumun daha vahim olduğunu şöyle dile getirdi: “Doğrudan yabancı yatırım akışı özellikle AB kapsamında çok keskin düşüş gösterdi. 2007 krizinden önceki dönemde 857 milyarken, 208 milyara düştü. Bu inanılmaz bir düşüş. Çok düşük faiz oranları var, yüksek borsa kazançları söz konusu ama Avrupa alanında GSYH yatırım oranı 2008’e göre 5’te 1 düştü.”
G20 hazırlık çalışmaları çerçevesinde dün İstanbul’da yatırım ve ticaret forumları düzenlendi. OECD ile birlikte düzenlenen yatırım forumunda, yatırımlarda 2008 kriziyle başlayan düşüşün alarm verme noktasına geldiği konuşuldu.

‘MARJİNALLEŞTİRMEYİN’
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, açılış konuşmasında, Türkiye’nin Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması’nda (TTIP) yer almak istediğini belirterek şunları kaydetti: “Bölgesel mega anlaşmalara taraf ülkeler, anlaşmalara taraf olmayan az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin küresel ekonomide marjinalleşmesini önlemek için gerekli her türlü önlemi almalıdır.”
Bakan Zeybekci, KOBİ’lerin ve düşük gelirli gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerine entegrasyonunu artıracak politikaları hayata geçirmenin, Türkiye’nin G20 Dönem Başkanlığı’nın önceliği olduğunu belirtti. Zeybekci, “İnanıyorum ki bu konu sadece Türkiye için değil bütün G-20 üyesi ülkeler için önem arz ediyor” dedi.
Küresel değer zincirleri ve dünya ticaretinde çokuluslu şirketlerin hakim olduğunu belirten Zeybekci, teknoloji üretimi, verimlilik, finansal derinlik gibi alanlarda da büyük firmaların öne çıktığını kaydetti.

‘BÜYÜME 5 YIL ART ARDA DÜŞECEK’
OECD Genel Sekreteri Gurria, yatırım, ticaret ve kredinin eksik olduğu bir dönemden geçildiğini , daha olumlu ve daha tutarlı küresel ticaret ve yatırım rejimleri oluşturma şansının bulunduğunu söyledi. Gurria “OECD’nin Eylül 2015’teki geçici ekonomik görünümüne bakıldığında, büyüme beklentileri yine azaldı. 5 yıl arka arkaya küresel büyüme oranlarında düşüş yaşanacak” dedi. ■ Aydınlık, (9.10.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCI YATIRIMCI KONUT ALIMI İÇİN SEÇİMİ BEKLİYOR!

TL karşısında değerlenen döviz kuru yabancılar için Türkiye’den gayrimenkul alımını cazip hale getirdi. Ancak avantajlı pozisyona rağmen yabancılar alımlarını hızlandırmak için seçim sonucunu bekliyor.

TL’nin diğer uluslararası para birimleri karşısında değer kaybetmesi en fazla yabancılara yaradı. Son bir yılda TL karşısında yüzde 30 değer kazanarak 3 TL seviyelerini aşan dolar yabancılara gayrimenkul satışını patlattı. Haziran ayında 2 bin 256 adet ile tarihi zirveye çıkan yabancılara konut satışı, temmuz ve ağustos aylarında sırası ile 2 bin 27 ve 2 bin 44 olarak gerçekleşti. Yılın ilk 8 ayında ise toplam rakam 14 bin 424 adete yükseldi. Geçtiğimiz yılın tamamında söz konusu rakam 18 bin 959 olarak gerçekleşmişti. Yabancılar arasında ise Irak vatandaşları ilk 8 ayda 2 bin 432 adet konut alımı ile ilk sırada yer aldı. Onu sırasıyla bin 691 adet ile Suudi Arabistan ve bin 444 adet ile Rus vatandaşları izledi. Geçtiğimiz yılın tamamında 1 milyon 165 bin 381 adet konut satılmıştı. Bu yılın ilk 8 ayında ise 843 bin 132 adet konut satıldı.

Sektör temsilcileri, yabancıların talep ettiği konutların üretilmeye başlamasının yanı sıra yabancılara yönelik projelerin sayısında gözlenen artışın satışlardaki artışı da beraberinde getirdiğini belirtiyor. Dolardaki yükselişin yabancılara yönelik konut satışlarının artmasında etkili olduğunu kaydeden sektör temsilcileri, bu durumun yatırım yapmayı cazip hale getirdiğini kaydetti. Ancak, yabancı yatırımcılarında halihazırda seçime odaklanmaya başladığını dile getiriyorlar. ■ Emlak kulisi, (9.10.2015)

10.10.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: SURİYE’NİN KAZANANI KÜRTLER, KAYBEDENİ BELLİ

Altı ayda bitecek dedikleri savaş yıllara yayıldı. 250 binden fazla insan öldü, milyonlarcası yerinden yurdundan oldu. ‘‘Kobani düştü, düşüyor’’ öngörüsüzlükleri Esad’da tekrarlandı. Kobani de düşmüyor, Esad da…

Kendini gerçekten bölgesel güç, Sünni aleminin lideri zanneder, haritaları kendi gönlünce çizebileceğini sanırsan, böyle dımdızlak ortada kalırsın.


Rusya’nın devreye girmesi, bütün dengeleri alt üst etti. Esad, daha küçük bir devletin başında da olsa kalıcı gibi ama Suriye’nin artık sınır komşumuz olması zor. Çünkü orada Ankara’nın kırmızı çizgi ilan ettiği Kürt devleti kuruluyor.


Batı da, Rusya da Suriye’de Kürtlerle işbirliği yapmaya mecbur. Çünkü bölgenin gerçek sahibi onlar ve milyonlarca Suriyeli’nin aksine kaçmıyor, toprakları için savaşıyorlar.


Amerika’nın Afganistan deneyimi, sahici olmayan silahlı güçlerin kofluğunu ortaya koydu. Irak’tan sonra Afganistan’da da milyarlarca dolar harcanarak kurulan ordular, kendilerinden sayıca az, donanım olarak zayıf güçler tarafından sinek gibi eziliverdi.


ANKARA SEYRETTİ


Kürtlerle ne Amerika’nın ne de Rusya’nın böyle bir sorunu var. Üstelik bölgenin tek laik gücünü oluşturuyorlar.


Türkiye, Suriye siyasetini önce mezhep, sonra da Kürt düşmanlığı üzerine kurduğu için bu gelişmeleri öngöremedi. Yanlış kurulan oyun planı ile sadece Suriye Kürtleri değil, Türkiye Kürtleri de düşman görüldü.


IŞİD bölgede kafa keser, Ezidi kadınları seks kölesi olarak satar, tecavüzler gerçekleştirirken Ankara, bu radikal unsurların Türkiye topraklarını rahatça kullanmasına izin ve imkan verdi. MİT TIR'ları, bugün kimi Amerikan gazetelerinin ‘ılımlı’ diye nitelemeye başladığı, radikal dinci gruplara silah taşıdı.


Kobani’de bir insanlık dramı yaşanırken Ankara umarsızca seyretti, "Bana ne Kobani’den" diyebildi.


Şimdi Washington’dan sonra Moskova da devrede ve ikisinin de temel amacı, Türkiye üzerinden radikal dinci gruplara giden lojistik desteği kesmek. Bunun için Ceraplus’a kadar uzanan bölgeyi de Arap unsurlarla desteklenen Kürt güçlerin alması şart.


TÜRKİYE YAPAYALNIZ


Erdoğan ve Ankara istediği kadar ‘YPG terörist’ desin, dinleyip ciddiye alan yok. Amerika da, Rusya da onlarla işbirliği içinde.


Artık o bölgede Rus uçakları cirit attığı, Rusya silahlı güçleri hala Suriye’nin meşru yönetimi olan Esad rejimi tarafından davet edildiği için, rejimin o bölgedeki tasarruflarına karşı Ankara çaresiz kalacaktır.


Bu durumun en kritik sonuçlarından biri, bölgede tutunamayacak olan köktendinci silahlı militanların Türkiye’ye sığınması olacaktır. Bunun ne sonuçlar doğuracağını ise ancak yaşayarak göreceğiz.


Suriye’de ve bölgede attığı her adımın tersi çıkan bir politikaya ‘‘Stratejik Derinlik’’ diyebilen bir anlayış, Türkiye’yi bölgede yapayalnız hale getirdi. Müttefik olarak kala kala Suudi Arabistan ve Katar kaldı.


Suriye’nin bugünkü tablosunda başta Türkiye olmak üzere kaybeden çok ama kazanan belli. Kürtler, bölgenin kilit gücü olarak yükselişte. Bunu görüp hesabını buna göre yapmayanları sıkıntılı bir dönem bekliyor. ■Ergun Babahan, Millet, (10.10.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK: YABANCILAR 132 MİLYON DOLARLIK HİSSE SATTI

Yurt dışında yerleşik kişiler, geçen hafta net 131,9 milyon dolarlık hisse senedi, 69,3 milyon dolarlık DİBS sattı

Yurt dışında yerleşik kişilerin hisse senedi stoku, geçen hafta yaptıkları 131,9 milyon dolarlık net satışla 41 milyar 595,2 milyon dolara geriledi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan haftalık menkul kıymet istatistiklerine göre, yurt dışında yerleşik kişiler, 2 Ekim haftasında net 131,9 milyon dolarlık hisse senedi, 69,3 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS) sattı.

Yurt dışında yerleşik kişilerin bir önceki hafta 41 milyar 874,4 milyon dolar olan hisse senedi stoku, geçen hafta yaptıkları 131,9 milyon dolarlık net satışla 41 milyar 595,2 milyon dolara geriledi.

Yurt dışında yerleşik kişilerin DİBS stoku ise aynı dönemde yaptıkları 69,3 milyon dolar tutarındaki net satışla 31 milyar 856,5 milyon dolardan 31 milyar 381,2 milyon dolara düştü. ■Dünya, (10.10.2015)

11.10.2015

KRİZ: KÜRESEL RESESYON RİSKİ ARTTI

Önlem alınmazsa dünya yeni bir finansal krize girebilir. IMF küresel büyümenin yüzde 2’nin altına düşmesi halinde ‘küresel resesyon’ olacağını vurguluyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde son günlerde yaptığı konuşmalarda “çok hızla değişmekte olan, belirsizliklerle dolu” bir dünyada yaşamakta olduğumuzu vurguluyor.

Gerçekten de, IMF gibi bir kuruluşun bile önünü göremeden tahmin yapmak zorunda kaldığı, her an krize dönüşebilecek sorunların çoğaldığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada IMF’nin de bir yandan büyüyen risklere değinerek uyarı görevini yapması, diğer yandan insanların ve piyasaların telaşa kapılmasına yol açacak şeyler söylememesi gerekiyor.

IMF bu hafta bu anlayışa uygun davranarak, dünya ekonomisinin ciddi sorunlarla hatta bir duraklama tehdidiyle karşı karşıya bulunduğunu itiraf etmek sonunda kaldı. Dünya ekonomisinde büyümenin yüzde 2’nin altına düşmesi halinde bunun “küresel resesyon” diye tanımlanabileceğini IMF de kabul ediyor.

IMF Finansal İstikrar bölümünün başkanı olan Jose Vinals bu hafta Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, “gerekli önlemlerin acilen alınmaması halinde dünyanın yeni bir finansal krize, hatta küresel resesyona sürüklenmesi tehlikesiyle karşı karşıya kalabiliriz” derken dünya ekonomisinde ciddi bir yavaşlama yaşanabileceğini ifade ediyordu.

5 yıldır düşüyor

Şu anda dünya ekonomisinde “risk” ve “sorun” denince akla hemen Yükselen Pazar ülkeleri geliyor. IMF’nin Finansal İstikrar raporunda da, başta Çin olmak üzere Yükselen Pazar ekonomilerinin sorunlarına değiniliyor.

Bu ülkelerin beş yıldır düşmekte olan büyüme hızlarının düşmeye devam etmesi halinde gelişmiş ülkelerin de bundan olumsuz etkilenebileceği belirtiliyor. IMF’nin raporunda, Yükselen Pazar ülkeleri şirketlerinin, 2008 krizi sonrasındaki küresel likidite bolluğundan yararlanarak yaptığı aşırı borçlanmanın 3 trilyon doları bulduğu ve bu aşırı borçlanmanın ciddi sorunlara yol açabileceği vurgulanıyor.

Gelişmiş ülkelerin çıkmazı

IMF tahminleri 2014’te ancak yüzde 1.8 büyüyebilen gelişmiş ülke ekonomilerinin 2015’te yüzde 2.0, 2016’da da yüzde 2.2 büyümesini öngörüyor. ABD’deki büyümenin 2015’te yüzde 2.6’yı, 2016’da yüzde 2.8’i bulması; Avro alanı ekonomilerinin ise 2015’te yüzde 1.5, 2016’da yüzde 1.6 büyümesi bekleniyor. İddialı atılım planları uygulayan Japonya’nın da 2015’te yüzde 0.6, 2016’da yüzde 1.0 büyüyeceği tahmin ediliyor.

Bu verilere bakıp “hiç yoktan iyi” denebilir belki ama 2008 krizini aşmak için yaratılan muazzam likiditeye ve sıfır faizlere karşın gelişmiş ülke ekonomilerinin, özellikle de Avrupa ve Japonya’nın bu kadar yavaş büyümesi, ABD eski Hazine Bakanı Lawrence Summers’ın uzun vadeli durgunluk (secular stagnation) tezini akla getiriyor. Summers, 8 Ekim tarihli Financial Times’da yayımlanan yazısında küresel boyutta genişlemeci maliye politikaları uygulanmaması halinde dünya ekonomisinin çıkmaza gireceğini ileri sürüyor.

Türkiye’nin riski

Dünya ekonomisinde risklerin ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde Türkiye de riski yükselen ülkeler arasında yer alıyor. IMF’ye göre kısa vadeli dış kaynağa aşırı bağımlı oldukları için riskleri büyüyen ülkeler arasında Türkiye, Güney Afrika ve Malezya öne çıkıyor. Aşırı borçlanmada en hızlı davranan ve riskini en çok artıranlar da Çin ve Türk şirketleri. Türkiye, siyasi istikrarın bozulduğu ülkeler arasında da adı en çok anılan ülkelerden biri.

IMF’nin iyimser sayılan tahminlerinde de Türkiye, Yükselen Pazar ülkelerinden olumsuz yönde ayrışıyor. 2015’te yüzde 4 büyümesi beklenen Yükselen Pazar ülkelerinin 2016’da yüzde 4.5 büyüyeceğini tahmin eden IMF’nin Türkiye için büyüme tahmini ise 2015’te yüzde 3 iken 2016’da yüzde 2.9’a düşürüyor.

Tüm bu göstergeler ve dünya ekonomisinin kaygı verici tablosu Türkiye’yi zor günlerin beklediğini düşündürüyor. Kişi başına gelirini 2008’de 10 bin dolara çıkarttıktan sonra patinaj yapmaya başlayan ve şimdi 10 bin doların altını görme noktasına gelen Türkiye’nin, bu kısır döngüyü kırmak için, dünyadaki gelişmeleri doğru değerlendiren farklı bir anlayışla yönetilmesi gerekiyor.

Yükselen Pazar şirketlerinin borç balonu korkutuyor

Yükselen Pazar ülkeleri yıllar sonra şimdi bir kez daha sorunlarıyla dünyanın gündeminde. 20. yüzyılın son çeyreğinde daha çok sorunlarıyla anılan Yükselen Pazar ülkeleri 2002’den itibaren küresel kapitalizmin gözdesi haline geldi, bu ülkelere sermaye akışı hızla arttı ve şaşırtıcı büyüme hızlarına erişen Yükselen Pazar ülkelerinin ortalama büyüme hızı 2007 yılında yüzde 8.6 oldu. Bir yandan bu çarpıcı büyüme tablosu, diğer yandan 2008 krizinin gelişmiş ülkelerde yarattığı panik, Yükselen Pazar ülkelerine dış kaynak akışının 2009’dan sonra da sürmesine yol açtı. ABD Merkez Bankası (Fed) likiditeyi artırıp faizleri sıfıra yaklaştırınca Yükselen Pazar ülkeleri ve şirketleri düşük faizlerle ve büyük miktarlarda borçlanma olanağını elde etti. Bunun da etkisiyle Türkiye gibi Yükselen Pazar ülkeleri 2010 ve 2011’de de yüksek büyüme hızlarına erişti. Bu gelişmeler sonucunda başta Çin olmak üzere Yükselen Pazar ülkelerinin dünya ekonomisindeki payı, satın alma gücü paritesine göre yapılan hesapla, yüzde 50’nin üzerine çıktı ve kriz sonrasında dünya ekonomisindeki büyümenin yüzde 80’ini bu ülkeler sağladı.

Şimdi gelinen noktada ise Çin’de ve diğer Yükselen Pazar ülkelerinde yaşanan olumsuz gelişmeler bütün dünyayı etkiliyor. Finans dünyasını tedirgin etmeye başlayan sorun da Yükselen Pazar şirketlerinin son yıllarda aşırı borçlanmış olmalarından kaynaklanıyor. IMF’nin verilerine göre 2004’te toplam borcu 4 trilyon dolar olan Yükselen Pazar şirketlerinin borcu 2014’te 18 trilyon dolara tırmanmış bulunuyor. Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) ise Yükselen Pazar şirketlerinin borçlanmasının son on yılda beşe katlanarak 2015’te 23.7 trilyon dolara tırmandığını ileri sürüyor.

Öte yandan gene IIF’ye göre, Yükselen Pazar ülkelerine yönelik dış sermaye hareketleri 1988’den beri ilk kez 2015’te eksi bakiye verecek ve bu ülkelerden net sermaye çıkışı olacak. ■Osman Ulagay, Cumhuriyet, (11.10.2015)

BORÇLANMA, DIŞ: TÜRKİYE’DE BÜYÜK KREDİ AÇIĞI VAR

Uluslararası Para Fonu (IMF), şirket borçluluğunun Çin’den sonra en fazla arttığı ikinci ülkenin Türkiye olduğunu belirterek, “Kredi genişlemelerindeki son yavaşlama sonuçta yararlı olsa da, aşırı kredi yaratmanın azaltılması süreci borçlular üzerinde önemli stres oluşturabilir. Doğu Avrupa ekonomileri borç eritmeyi sürdürürken Brezilya, Tayland ve Türkiye büyük kredi açıklarına sahip” dedi.

Rapora göre Çin, 2007-2014 yılları arasında GSYH’nın yüzdeki itibarıyla şirket borçlarının en fazla arttığı ülke. Çin’de şirket borçluluğu yüzde 26 arttı, ikinci Türkiye’de ise artış yüzde 23’ler düzeyinde. IMF’ye göre fazla yükselen piyasa şirket borçluluğu, ülkeleri verimli yatırım yapılmasını kolaylaştırma ve bu nedenle hızlı büyüme gibi önemli yararlar elde etmekten alıkoyuyor. Ancak son yıllardaki yukarı yönlü eğilim doğal olarak endişeleri de artırıyor, çünkü birçok yükselen piyasa finansal krizleri, hızlı borçluluk artışlarından sonra geliyor. Uluslararası Para Fonu’nun “Kırılganlık, Miras ve Politika Değişimleri-Yükselen Piyasalara Yönelen Riskler” başlıklı Küresel Finansal İstikrar Raporu yayınlandı.

Alt uçta bulunuyor

Raporda cari kredilerde artışın uzun vadeli eğilimden farkını ortaya koyan “kredi açığı” na bir başlık ayıran IMF, “Doğu Avrupa ekonomileri borç eritmeyi sürdürürken Brezilya, Tayland ve Türkiye büyük kredi açıklarına sahip. Daha ılımlı olsa da Hindistan’ın kredi genişlemesi yeni yüksek stresli kredi formasyonunu engellemiş değil. Kredi artışındaki son yavaşlamalar birçok yükselen piyasa ekonomilerinin şu anda döngüdeki zirveye yakın oldukları ve aşağı yönlü faza yaklaştıkları sinyali veriyor” dedi.

IMF raporunda, “Birkaç yükselen piyasa -örneğin Brezilya, Güney Afrika ve Türkiye- yatırım yapılabilir kredi derecelendirmesinin alt ucunda bulunuyor” hatırlatması yer aldı.

Yükselen piyasa ekonomilerindeki şirket borcunun geçen onyıl içinde önemli ölçüde büyüdüğünü kaydeden IMF, 2004’te 4 trilyon dolar olan büyük yükselen piyasaların finansal olmayan şirketlerindeki borcun 2014 yılında 18 trilyon dolara yükseldiğini kaydetti. Aynı dönemde yükselen piyasalarda ortalama şirket borcunun GSYH’ya oranının yüzde 26 arttığı, ülkeler arasında farklılık da görüldüğü kaydedildi. Aynı şekilde firma bazındaki borçluluk ölçekleri de, hala tarihsel zirvenin altındaki kimi rakamlarla birlikte, yukarı yönlü eğilim gösterdi. ■Yeniçağ, (11.10.2015)

12.10.2015

ALTIN’DA YENİ ZİRVE

Altın, yatırımcıların dikkatlerini Fed`in faiz artırımının zamanlamasına çevirmeleri ile birlikte 7 haftanın en yüksek seviyesine çıktı. Altının onsu 1.166 doları gördü, 1 günde 5 lira birden artan çeyrek altın ise 180 lirayı zorluyor.

Altın, Barclays Plc'nin, Fed'de politika yapıcıları arasında faiz kararı konusundaki bölünmenin faiz artırımı ihtimalinin düşük olduğu anlamına geldiğini kaydetmesinin ardından, yatırımcıların Fed'in bu yıl faiz artırımı ihtimalini değerlendirmeleri ile birlikte, yedi haftanın en yüksek seviyesine çıktı. ■Akşam, (12.10.2015)

FED'DEN FAİZ AÇIKLAMASI

Atlanta Fed Başkanı Lockhart, "Faiz artırımı için ekim ya da aralık uygun olabilir" dedi.

Atlanta Fed Başkanı Dennis Lockhart'tan faiz artışına dair değerlendirme geldi. Lockhart, "ABD'de faiz artırımı için ekim ya da aralık uygun olabilir. Ancak yine de verilere dayalı olacak" dedi.  Fed bu ayki toplantısını 27-28 Ekim'de yapacak. ■Akşam, (12.10.2015)

YABANCI SERMAYE, KISA, SICAK: TÜRKİYE YABANCI MİLYONER CENNETİ OLDU

Yabancı milyoner yatırımcı sıcak parada Türkiye’yi mesken tuttu. 8 ayda mevduat, hisse ve para piyasalarına 1663 yeni milyoner geldi. 1 milyon liranın üzerindeki hesapların portföyü ise 106 milyar lira arttı.

Avrupa ülkelerinde yatırım araçlarının getirisinin düşük kalması ve komşu ülkelerdeki siyasi belirsizlik Türkiye’deki yabancı milyoner sayısını artırdı.

Yurtdışı yerleşik mudi sayısı 1 milyon ve üzerinde 4 bin 188’den 803 kişi artarak 4 bin 991’e, hesapların toplam büyüklüğü ise 39 milyar 38 milyon liradan 59 milyar 968 milyon liraya ulaştı. BDDK rakamlarına göre yabancı milyonerler paralarının büyük bölümünü döviz mevduatına yatırmayı tercih etti.

Alternatiflerde durum aynı

Bankada mevduatı olan zengin yabancı sayısı artarken benzer artış borsa, özel sektör tahvil, fon, devlet kağıdı ve diğer alternatif yatırım araçlarında da gözlendi. Portföy dilimlerine göre baktığımızda cebinde 1 milyon üzerinde parası olan ve Türk piyasalarında yatırım yapan yabancı yatırımcı sayısı 2014 yılı sonunda 2 bin 744 kişi iken rakam bu yılın ilk 8 ayında 3 bin 604 kişiye çıktı. Milyonerlerin toplam portföy büyüklüğü 85 milyar 125 bin lira artarak 158 milyar 809 milyon liradan 243 milyar 934 milyon liraya ulaştı.

En çok hisse alıyorlar

Milyoner yabancı yatırımcılar en çok hisse senedine yatırım yapmayı tercih etti. 3 bin 604 yabancı milyonerin 2 bin 656’sı 146 milyar 761 milyon lirasını pay senedi yatırımlarında değerlendirdi. Hisse

senedi yatırımını 842 yatırımcı ve 94 milyar 830 milyon lira ile devlet iç borçlanma kağıtları takip etti. 43 yabancı milyoner özel sektör borçlanma kağıdı, 49 yabancı milyoner fon ve 14 yabancı milyoner ise tercihini diğer menkul kıymetlerden yana kullandı.

Fonlar etkinliğini koruyor

Türkiye’de para piyasalarına 1 milyon liranın üzerinde yatırım yapan yabancılar arasında öne fonların çıktığı gözlendi. 2014’te 1.766 fonun 1 milyon liranın üzerinde hesap açtığı dikkat çekti.  Fonların bu para biriminde toplam portföy büyüklüğü 111 milyar 405 milyon lira. Fon yatırımlarını 918 hesap ve 47 milyar 9 milyon lira ile tüzel şirketler, 59 hesap ve 392 milyon lira ile gerçek kişiler ve 1 hesap ve 3 milyon lira portföy ile diğer kalemdeki yatırımcılar oluşturuyor.

Portföy 106 milyar lira arttı

Hesap bakiyesi 1 milyon lira üzerinde olan yatırımcıların Türkiye’deki toplam portföyü ilk 8 ayda hızla arttı. 2014 yıl sonuna göre mevduat 20,9 milyar lira, para ve hisse senedi ise 85,1 milyar lira arttı. Toplam portföy büyüklüğü de 106 milyar lira yükseldi. Artışta yeni milyonerlerin Türkiye’ye sıcak para getirmesinin yanı sıra, Türkiye’de dövizdeki hızlı yükseliş ve portföylerin değer kazanması da etkilin rol oynadı.

ABD başı çekiyor

Milyonerlerin ülke dağılımında en yüksek 5 ülke sıralamasında Amerika Birleşik Devletleri 1377 yatırımcı ve 51 milyar 440 milyon liralık portföyle başı çekiyor. ABD’yi 26 milyar 808 milyon liralık portföyle Birleşik Krallık, 12 milyar 251 milyon liralık portföyle Lüksemburg, 6 milyar 565 milyon lira ile Hollanda ve 5 milyar 269 milyon lira portföyle İrlanda izliyor. Karışıklığın yaşandığı komşu ülke Yunanistan ve Suudi Arabistan’dan da milyonerlerin Türkiye’ye geldiği gözleniyor. Yunanistan uyruklu 37 milyonerin Türkiye’de menkul kıymetler ve para piyasasındaki portföyü 3 milyar 381 milyon lira olurken Suudi Arabistanlı 23 milyonerin toplam portföyü 3 milyar 217 milyon lira olarak dikkat çekiyor. Emine AÇAR, Bugün, (12.10.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura