Diğerleri > Sis Çanı
05-09-2014
NELER OLDU 7-12 AĞUSTOS 2014 (RTE, Dolar, gelir dağılımı, yolsuzluk, enflasyon, istihdam, seçim, partiler, dış açık)

Cihan Dura

5.9.2014


7.8.2013 

RTE: ERDOĞAN’I KORKUTAN SIRLAR

Geçen haziran ayında yazdığım bir yazıda Erdoğan’ın “paralel yapılanmayla mücadele” diye başlattığı cadı avının amacının sır temizliği olduğunu anlatmıştım. Erdoğan’ın hedef aldığı isimlerin ortak noktalarının bir dönem Erdoğan’la yakın mesai içinde bulunmuş bürokratlar olduğunu, Erdoğan’ın legal-illegal birtakım isteklerini yerine getirdiklerini, en azından Erdoğan’ın hayati sırlarını bildiklerini anlatmıştım.

Son tutuklanan polislerin kimlikleri bu konudaki argümanımı daha da güçlendirdi. Gözaltına alınıp tutuklanan polislere bakıldığında neredeyse elleriyle seçilmiş gibi Erdoğan’ın sırlarını bilen ne kadar kişi varsa hepsi hapishaneye gönderildi.

Birkaç örneğe bakalım...

» Serhat Demir: Böcek soruşturmasında baş şüpheli olduğu iddiasıyla aranıyor.

Bildiği sır: Erdoğan’ın görevlendirmesiyle, Yasin El Kadı’yı Suudi Arabistan’dan alıp İstanbul’a getiren, İstanbul’da bulunduğu süre içinde korumalığını yapan, El-Kadı’nın İstanbul’dayken Hakan Fidan dâhil birçok yetkiliyle temasını bilen emniyet görevlisi.

» Ali F. Yılmazer: Casusluk ve usulsüz dinleme iddiasıyla tutuklandı.

Bildiği sır: Ergenekon, Oda Tv gibi operasyonları yönetti. Yaptığı açıklamalarda operasyonlar yapılmadan önce Erdoğan’la defalarca görüştüğünü, her şeyi anlattığını, Erdoğan’dan aldığı perspektifle operasyonları yaptığını açıkladı. Erdoğan birkaç defa görüştüm dese de Ali Fuat Yılmazer ile görüşmeleri kameralara bile yansıdı. Yani Ergenekon operasyonlarında, Asker’in kışlasına çekilmesi çabaları içinde en kritik görevi yapan kişiydi. Operasyonlara ilişkin en derin sırları bilen biri Yılmazer...

» Yurt Atayün: Görevde olmadığı dönemde Erdoğan’ı dinlediği iddiasıyla tutuklandı.

Bildiği sır: KCK operasyonlarını yönetti. KCK yapılanması içindeki MİT’çileri tespit ettiğini, bu konuyla ilgili tüm bildiklerini Erdoğan’a verdiği brifinge anlattığını, KCK içine sızan MİT’çilerin işlediği suçlardan Erdoğan’ın da haberinin olduğunu açıkladı. 7 Şubat krizinden sonra ilk görevden alınanlardan biri Atayün’dü. Garabet o kadar büyük ki Atayün, görevde olmadığı dönemde, Kasım 2013’te Erdoğan’ı dinlettiği iddiasıyla tutuklandı...

Yurt Atayün’ün bildiği sırlar o kadar değerli olmalı ki, Erdoğan’ın danışmanlarının kullandığı twitter hesapları Atayün’ün bir suikast sonucu öldürüleceğini iddia ederek ona konuşmaması yönünden baskılar yapıyor.

Atayün’ün itirafçı olduğunu iddia ediyorlar ama Atayün mahkemedeki savunmasında kameraları açın kameralara konuşacağım dediği hâlde mahkeme hâkimi kameraların arızalı olduğu gerekçesiyle Atayün’ün konuşmasını kamera kayına aldırmadı.

Atayün’ün özellikle İran ile bağlantılı Selam Tevhid Örgütü’nün Türkiye içindeki uzantılarını açıklayacağım demesinden sonra Ankara’da tuhaf bir rahatsızlığın olduğu açıkça görüldü.

Atayün’ün Metris’te bir zamanlar mücadele ettiği terör örgütü sanıkları ile aynı hapishanede tutulması da, acaba Atayün ortadan kaldırılmak için mi o hapishaneye konuldu kuşkularını ortaya çıkarıyor.

Tek başına Atayün’ün başına gelenler bile aslında yapılan operasyonun bir sır temizliği operasyonu olduğunu göstermeye yetiyor ama başka örnekler vermeye devam edelim...

» Serdar Bayraktutan: Van’a görevliyken İstanbul’da yapıldığı belirtilen dinleme faaliyetinden dolayı tutuklandı.

Bildiği sır: Van TEM Müdürü görevindeyken Ocak 2014’te Van merkezli altı ilde El Kaide operasyonu gerçekleştirdi. Üç militan yakalandı. Bayraktutan bu operasyonda yardım kuruluşu İHH içine yuvalanan El Kaide militanlarını deşifre etti. Bayraktutan, tıpkı TIR olayında olduğu gibi yardım adı altında El Kaide’ye yasadışı ürünlerin sevkiyatının yapıldığını ortaya çıkardı. ■ Emre Uslu, Taraf, (7.8.2014)

 

GELİR DAĞILIMI: YOKSULLUK, SUÇ VE BAŞKALDIRININ BAŞLICA NEDENİDİR

OECD’nin 2013 yılı gelir dağılımı çalışmasında yer alan ve Cumhuriyet’te yayınlanan verilere göre, Türkiye OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı en bozuk sondan üçüncü ülkedir. Bizden sonra Meksika ve Şili geliyor. 34 OECD ülkesi içinde gelir dağılımı en düzgün ülke İzlanda, onu da Slovenya ve Norveç takip ediyor.
ABD de gelir dağılımı bozuk ülkeler içinde yer alıyor. Ancak ABD’de gelir dağılımı bozuk olmasına rağmen, fert başına milli gelir yüksek olduğu için, en düşük gelir sahibi bile hayatını idame ettirebiliyor.
Türkiye’de gelir dağılımının giderek bozulmasının iki temel nedeni var... Birisi; işçi ve memura yalnızca enflasyon kadar zam yapılıyor. Büyümeden pay verilmiyor..
Büyümeden pay alan üretim faktörleri sahipleri daha zenginleşiyor. Memur ve işçi yerinde sayıyor. Gerçekte ise milli gelirde reel artış olan büyümeye işçi ve memur da katkı yapıyor.

 

Gelir dağılımının bozulması, zengin-fakir farkının açılması, bizde “Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar” şeklinde atasözü olmuştur.
Gelir dağılımı sorunu insanlık tarihi kadar eski bir sosyal sorundur. Aristo “Yoksulluk suç ve başkaldırının başlıca nedenidir” demiştir.
Hindistan dünyada sosyal kastlaşmanın en yoğun olduğu ülkedir. Sosyal kastlaşmanın olduğu toplumlarda, halk sınıflara ayrılmıştır. Sınıf atlamak çok zordur. Örneğin; hamalın oğlu hamal kalmaktadır. Duvarcının oğlu da duvarcı olarak kalmaktadır.
Etiyopya ve Sri Lanka da dünyada çocuk ölümlerinin en çok yaşandığı iki ülkedir. Örneğin; Etiyopya’da çocuk ölüm oranı binde 120’dir. Fakirlik ve yokluğun çözümü için Birleşmiş Milletler’in de en çok ilgilendiği ülkedir.
Etiyopya ve Sri Lanka’daki yoksullar bizden daha yoksuldur. Yahut bizdeki zenginler Etiyopya’daki zenginlerden daha zengindir. Ancak bu aynı zamanda zengin-fakir farkının daha yüksek olması anlamına gelmektedir.
Zaten asıl sorun da budur.
Yaşamakta olduğumuz yolsuzluk, hırsızlık, kap-kaç ve terör olayları gelir dağılımındaki aşırı bozulmanın ve zengin-fakir arasındaki uçurumun gerçek boyutunu gösteriyor.
Uygulanmakta olan kısa vadeli politikalar, işsizliği ve fakirliği tırmandırıyor... Sağlık gibi alanlarda halen yine kamu hizmetlerinin aksaması, gelir dağılımındaki bozukluktan bunalanları daha da huzursuz yapıyor. Beş dakikalık muayene için sabah beşte kuyruğa girenlerin çektikleri, ameliyat için 6 ay sonrasına gün alanların ızdırapları yalnızca fakirleri değil, tüm toplumu rahatsız ediyor.
Fakirlik sorununu görmezlikten gelmek, çözüm yolunu tıkar... Türkiye’nin gelir dağılımında adalet politikası olması gerekir. Elbette hiçbir toplumda gelir dağılımında mutlak eşitlik gerçekleşmez. Önemli olan gelir dağılımındaki bozukluğun toplum vicdanını rahatsız edecek boyutlara yükselmesini önlemektir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (7.8.2014)

 

 8.8.2013 

DOLAR 2.18 LIRAYI AŞTI

Uluslararası kredi derecelendirme şirketi Moody's'in Türkiye'nin kredi notuna ilişkin kararını açıklaması öncesi, küresel gerginliklerin de artmasıyla dolar 2.18 lirayı aştı.

Rusya ve Ukrayna arasında artan gerilimin de artmasıyla küresel piyasalarda gelen satışların da etkisiyle gelişmekte olan piyasalardan çıkışın da artması doların yükselişini destekledi. ABD Başkanı Barack Obama'nın Irak'ta hava saldırılarına izin vermesinin ardından dolar daha da yükseldi.

Dolar, dün akşam saatlerindeki 2.1590 lira düzeyinden bu sabah 2.1835 liraya yükseldikten sonra 2.1800 - 2.1810 lira düzeyinde hareket etmeye başladı.

Dolardaki yükselişe paralel olarak, euro da 2.90 lira sınırını aştı ve 2.9160 liraya kadar çıktıktan sonra, 2.9130 lira düzeyine çekildi. ■ Akşam, (8.8.2014)

 

YOLSUZLUK, DIŞ TİCARET: İTHALATTA BÜYÜK VURGUN OYUNU

Perakende sektörünü ‘gölge ithalat’ endişesi sardı. Markaların ana distribütörlerini devre dışı bırakıp yurtdışındaki spot piyasadan mal getiren ithalatçılar hem vergi kaçırıyor hem de cari açığı tetikliyor.

Perakende sektörü Türkiye ’de 1 milyar doları aşan taklit pazarının akabinde, şimdi de vurguncu ithalata savaş açtı. Avrupa ve ABD’nin elinde kalan 3- 5 dolarlık binlerce tekstil ürünü ve aksesuarı Türkiye’ye sokarak hem cari açığı artıran hem de vergi kaçıran vurguncu ithalatçıların sayısı hızla artmaya başladı. Mağazalar açıp, fuar düzenleyen bu ithalatçılar, ürünleri markaların Türkiye’deki ana distribütörlerinden değil, yurtdışındaki spot piyasadan alıyor, orijinalinin yarı fiyatına da satıyor. Temel distribütörlerin Türkiye’de yapmış olduğu milyonlarca liralık reklam pastasından tek kuruş vermeden yararlanan ithalatçılar, müşteriye satış ertesi takviye ve tamir gibi hiçbir takviye de sunmuyor. Tüketici ürün hatalı çıktığı veya bozulduğu vakit muhatap bulamıyor, mağdur oluyor. Vurguncu ithalatçılar, gümrükte outlet ürünü düşük faturayla ülkeye sokarak vergi de kaçırıyor. İnternet yolu ile de mal satan bu firmaların ürünlerin arasına sahte karıştırdığı da iddia edildi.

Büyük vurgun var
Bu durumdan en çok fazla şikâyet eden sektörlerin başında saat ve aksesuvar geliyor. Saat&Saat’in patronu Ramazan Kaya, son zamanda hiç bir saatçiden sahte ürün alıp bozulduğu için kendilerine gelen mağdur son kullanıcı sayısının arttığını belirtti . Saat&Saat olarak 75 kişinin çalıştığı bir satış ertesi takviye servislerinin olduğunu ifade eden Kaya, “Bizim distribütörü olduğumuz markaları yurtdışından getiren ithalatçılar var. Şayet hiçbir biçimde tüketiciye satış ertesi hizmet vermiyorlar. Hatta ürünlerin arasında sahteleri de var. Şayet son kullanıcı bunun farkında değil” diye belirtti . Distribütörü oldukları markalar için senelik 15 milyon TL reklam harcaması yaptıklarını açıklayan Kaya, “Vurguncu ithalatçılar reklam da yapmıyor. Bizim markalara yaratmış olduğumuz imajı kullanıyor. Bir kasa, bir masayla iş yürütüyorlar” diye açıkladı . ■ Yeniçağ, (8.8.2014)

 

9.8.2013

 

'ENFLASYON’UN SEBEBİ FAİZ'

 

Bakan Zeybekçi, Türkye'de şu anda enflasyonun sebebinin maliyet enflasyonu olduğunu ve talep enflasyonu olmadığını söyledi

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Türkiye'de bugünkü enflasyonun talep değil maliyet enflasyonu olduğunu belirterek, "Bunun sebebi olarak da şu anda faizi görüyoruz. Faiz, bizim maliyetimizi artıran en önemli unsur" dedi.

Enflasyonla ilgili yöneltilen soru üzenine, Kale ilçesinin biberiyle ünlü olduğunu, biberin fiyat artışıyla enflasyonu etkileyen suçlulardan biri gibi göründüğünü ifade eden Zeybekci, "Enflasyon için kimse bahane bulmasın. Enflasyonun bahanesi bellidir. Yani buradan tarıma veyahut da köylümüzün yetiştirdiği biberlere bahane bulmayalım" dedi.

"Tıpta, ateşi var demek bir tespittir ama ateşin neden kaynaklandığını bulmak lazım" ifadesini kullanan Zeybekci, enflasyonun yapısal sebeplerden kaynaklandığını söyleyerek konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her kim ne derse desin, bununla ilgili her kim aksi ya da karşı savı savunursa savunsun, Türkiye'de şu anda enflasyonun sebebi maliyet enflasyonudur, talep enflasyonu değildir. Türkiye'de maalesef iç piyasada bir durgunluk var. Yani bizim de karşı olduğumuz, iç piyasanın hareketlenmesi gerektiğine inandığımız bir durgunluk var. Dolayısıyla Türkiye'deki enflasyon talep enflasyonu değildir, maliyet enflasyonudur. Maliyetin içindeki unsurlara bakmak lazım, neden kaynaklanıyor. Maliyet de mal fiyatlarından, çoğunluğu hammadde veyahut ürünün kendinden kaynaklanan unsurlar. Bunun sebebi olarak da şu anda faizi görüyoruz. Faiz, bizim maliyetimizi artıran en önemli unsur. Faiz yüzünden insanlar yatırım yapmıyor, üretim yapmıyor, yani fabrikalar üretim yaparak stok yapmıyor. Dağıtım ağlarındaki toptancılar, yeterli ürün alarak stok yapmıyor. Perakendeciye gidiyorsunuz, stok yapmıyor. Sebep finansman maliyetlerinin yüksekliği, sebep faizin yüksekliği. Yani insanlar elinde para varsa tutuyor, para yoksa kredi borçlanması ile bankalara giderek yüksek finansman maliyetiyle üretim veya stok yapmıyor, istihdam yapmıyor, büyüme olmuyor. Sebebi de budur diyoruz."

Türkiye'de son dönemlerde faiz ve enflasyon karşılaştırmasında bilerek hata yapıldığını savunan Zeybekci, yıllık enflasyonun 365 gün öncesinden bu güne kadar gelen ortalamayı yani geçmişi gösterdiğini, faizin ise gelecek 365 günle ilgili maliyetiyle ilgili olduğunu bildirerek, "enflasyondan dolayı faiz düşmez" diyenlere beklenti enflasyonu ile faizi karşılaştırmaları tavsiyesinde bulunduğunu söyledi.

Türkiye'de 365 gün sonrasıyla ilgili beklenti enflasyonu yüzde 6'lar seviyesinde olduğunu bildiren Zeybekci, "Şu anda reel piyasadaki faizi de karşılaştırdığımız zaman, 'aradaki yüzde 6-7'lik reel ödenen maliyet enflasyonu' dediğimiz faiz bizim için ortadan kaldırmamız gereken en önemli unsurdur diye düşünüyoruz. Onun için Türkiye'deki enflasyonun altında yatan maliyet enflasyonunun altını çiziyorum. İnşallah yarınki seçimlerden sonra Türkiye'de sadece ekonomiye daha çok yoğunlaşarak, zaten yoğunuz, daha da yoğunlaşarak önümüzdeki günleri değerlendireceğiz." ■ Dünya, (9.8.2014)

 

10.8.2013 

İSTİHDAM, MİLLÎ EGEMENLİK: İŞÇİ VE MEMURUN BİLİNÇLENMESİ GEREKİR

Bir büyük gazetenin 4-5 ekonomi sayfasının üçte ikisi şirketlere ve işveren kuruluşlarına ayrılıyor.. Kalan sayfaları bankalara ve borsaya ayrılıyor. Nadiren işçi ve memurla ilgili bir haber ve yorum buluyorsunuz. Bu tespit televizyonlar ve tüm medya için üç aşağı beş yukarı doğrudur. Bunun nedeni, gazetelerin tirajdan değil, reklamdan kazanmasıdır.
Hak verilmez, alınır... İşçi ve memur hakkını sendikalar kanalıyla savunuyor. Gel gör ki, sendikalar sendikacılıktan başka her şeyi yapıyor.
İşçinin hakkı ilk defa 24 Temmuz 1963’de ilk kez grev ve toplu sözleşme hakkını içeren ve örgütlülüğü esas alan demokratik bir Sendika Kanunu çıkarıldığında teslim edilmişti. En parlak dönemini de Ecevit’in Çalışma Bakanı olduğu o yıllarda yaşadı.
Sonrası, 1980 darbesi ve sonra gelen siyasi iktidarlar sendikaları zayıflatmak için parçaladı. İdeolojik olarak sendikalar bölündü ve bu nedenle de işçi hakları ikinci plana düştü.
Bugün işçi ve memurun 12 konfederasyonu var.
1. İşçiler: Türk-İş, DİSK, Hak-İş,
2. Memurlar: BASK, Birleşik Kamu İş, Haksen, KESK, Memur-Sen, Türkiye Kamu Sen, Hürriyetçi Kamu Sen, Anadolu Kamu Sen ,
3. Bağımsız Sendikalar
Sendikaların parçalanmışlığı ve iş göremez hale gelmesi kamu oyunda farklı anlaşılıyor. Kamu oyu “Halk ve sendikalar halinden memnun ki, işsizliğe karşı tepki vermiyorlar...” şeklinde düşünüyor.
Genellikle Akdeniz ülkelerinde işçi ve memur sendikaları parçalanmıştır.
Fransa, İspanya ve İtalya’da da aynı şekilde birden fazla konfederasyon mevcuttur.
Sendika sayısının çok olması ve birden fazla konfederasyon olması, güçlü sendikacılığı engelliyor... Güçlü sendikacılığın olduğu ülkelerde örneğin, Almanya’da DGB, İngiltere’de TUC ve ABD’de ise birleşik AFL-CIO gibi tek konfederasyon mevcuttur.
Avrupa’da ve diğer ülkelerde sendikalar işsizliğe karşı daha yoğun mücadele veriyor... Araştırma yapıp, kamu oyuna açıklıyor çözüm ve politika öneriyorlar... AB komisyonuna ve İLO’ya şikayet ediyorlar...
Türk-İş te işsizliği İLO’ya şikayet ediyor... Ve bu yolda İLO da kararlar alıyor... İnceleme yaptırıyor... Ancak bundan kamu oyunun haberi olmuyor...
Türkiye’de işsizlik oranı uygulanan makro ekonomik politikalar, programlar sonucu artıyor. Örneğin, Türkiye’de istihdam üzerindeki yükler ağırdır... Güvensizlik nedeniyle yerli ve yabancı yeni yatırım yapılmıyor...
Sendikaların bu politikalara karşı tepki göstermesi ve alternatif çözümler önermesi gerekir... Bunu da yapmıyorlar... Hatta bırakın işsizliği son üç yıldır büyüme oranının yüzde 3 ve yüzde 4 dolayına düşmesi ve durgunluk, tamamıyla çalışanın sırtında patladı ve fakat ses çıkmıyor...
Son 3 yıldır reel ücretler geriliyor... Hükümet ve özel sektör, işçi ve memura yalnızca enflasyon kadar, o da sonradan gelen bir sistemle zam yapıyor. Ancak yüzde 3 veya yüzde 4 olan büyümeden hiç pay vermiyor.
Yani Sendikalar ücretlerin peşine düşmüyor.. Çözüm için çalışmıyorlar.
Bundan önceki hükümetler gibi bu hükümet te işçi ve memur haklarını gündeme getirmiyor. Geldiği zaman da suni gündemle, gündem değiştiriyorlar.
İşçilere gelince... İşçiler de hangi siyasi partinin kendi sorunlarını daha iyi çözeceğini düşünmeden oy veriyorlar.
Çözümün ön şartı, önce çalışanların kendi çıkarlarını hesap edecek kadar bilinçli olmalarıdır. Ayrıca sendikaların da önce kendi siyasi sahalarını iyi tespit etmeleri gerekir... Reel ücretlerin gerilemesini, işsizlikteki artışı ve bu yolla toplum talebini kontrol eden iktidarlara karşı tepki koymaları gerekiyor. Sendikaların oyun alanları siyasi partilerin oyun alanı değil, işçinin ve memurun oyun alanı olmalıdır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (10.8.2014)

 

11.8.2013

SEÇİM DOLAR’IN TANSİYONUNU DÜŞÜRDÜ

Cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turda sonlanmasının ardından piyasalarda dolar düşüşe geçti. Seçim öncesi 2.1540 TL'den kapanan dolar pazartesi sabah saatlerinde 2.1355 TL seviyesine geriledi.

Cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 51.8 oyla ilk turda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 'ın kazanmasının ardından piyasalarda dolar düşüşe geçti.

Seçim öncesi dolar kredi derecelendirme kuruluşu Moody's'in
Türkiye hakkında bir değerlendirme yapmaması ile 2.18 TL'den 2.1540 TL'ye kadar gerilemişti.

Seçimlerin piyasaların beklediği gibi Erdoğan'ın birinci turda kazanması ile sonuçlanmasının ardından dolarda düşüş yaşandı. Bu
sabah dolar 2.1355 TL'den işlem görüyor.

Seçim sonuçlarının piyasaya etkisini değerlendiren Standard Bank Gelişen Piyasalar Analisti Timothy Ash piyasa notunda Erdoğan'ın seçilmesi ile bir belirsizlik konusunun ortadan kalktığını Erdoğan'ın zaferinin piyasalara etkisinin sınırlı ancak pozitif olacağını söyledi.

PİYASALAR BAŞBAKANIN KİM OLACAĞINA BAKACAK
Hürriyet'in haberine göre, yurt içi piyasalarda ise BIST 100 endeksi cuma günü analistlerin kritik destek seviyesi olarak nitelendirdikleri 77.500 seviyelerine kadar yaklaştıktan sonra gelen tepki alımları ile kayıplarını telafi ederek günü yükselişle tamamladı. Analistler, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçimini ilk turda kazanmasının piyasa beklentileri doğrultusunda olduğunu, bundan sonraki süreçte Başbakan ve bakanların kim olacağı başta olmak üzere
siyasi gelişmelerin piyasa üzerinde etkili olabileceğini tahmin ediyor. BIST 100 endeksinde 77.500 seviyesinin ana destek konumunda olduğunu ifade eden analistler 80.000 seviyesinin ise direnç olarak izleneceğini kaydediyor. ■ Radikal, (11.8.2014)

 

 

12.8.2013

PARTİLER, AKP: AK PARTİ 5-6 AY İÇİNDE PARÇALANABİLİR!

AK Parti kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat, 5-6 ay içerisinde AK Parti'nin parçalanmalara yol açabilecek sıcak bir gündemle karşılaşılacağını söyledi.

AK Parti kurucularından Dengir Mir Mehmet Fırat, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin tamamlanmasıyla Türkiye’nin siyaseten sıcak bir döneme girdiğini belirterek,“Abdullah Gül’ün açıklaması ve bunun karşılığında AK Parti Merkez Karar Yürütme Kurulu’nun cumhurbaşkanlığı süresinin bitiminden bir gün önce büyük kongreyi toplaması, aslında bir restleşme ve bu restin görülmesi şeklinde yorumlanabilir. Bunun ileri günlerde Türk siyasi hayatında bana göre önemli yansımaları olacaktır” dedi. Fırat, 5-6 ay içerisinde AKP’de parçalanmalara yol açabilecek sıcak bir gündemle karşılaşılacağını söyledi.

Başbakan Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilmesi ile yeni başbakanın ve
 AK Parti genel başkanının kim olacağına dair tartışmalar hararet kazandı. Dün, Abdullah Gül’ün AK Parti’ye geri dönebileceğine dair mesajlar vermesinin ardından AK Parti sözcüsü Hüseyin Çelik’in 27 Ağustos’ta partisinin kongre yapacağını duyurması, gözleri AK Parti’ye ve Abdullah Gül’e çevirdi. ■ Internethaber, (12.8.2014)

ENFLASYON, DIŞ AÇIK: EKONOMİ’DE DÖRT TEHLİKE

Radikal kararlar alabilecek hükümet olmadığı için ekonomi 4 büyük sorunla karşı karşıya:Enflasyon... Yüksek Hazine nakit açığı ve yüksek cari açık... Bankacılıkta artan riskler... Düşük büyüme hızı...Peki ne olacak?

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından Türkiye İstatistik Kurumu dün perakende satış hacmi endeksini yayınladı. Buna göre perakende satış hacmi haziranda bir önceki aya göre yüzde 0,3 oranında geriledi. Yine tüketici güven endeksi ve üreticilerinsektörel güven endekslerinin de baş aşağı gittiğini hatırlatalım. Bu arada doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının da bu yılın ilk beş ayında konut alımları hariç 2,7 milyar dolar olduğunu belirtmekte fayda var.

Bu rakamları görünce doğrudan yabancı sermaye girişlerinin yetersiz olduğunu söylemek yanlış olmaz. Bir mukayese için bu yılın aynı döneminde Güney Kore’ye gelen doğrudan yabancı sermaye tutarının 10,3 milyar dolar olduğunu belirtelim.

Gelelim cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından yabancı sermayenin Türkiye’ye bakışına...

Yabancı sermayedarlar dün dünya basınında yer alan değerlendirmelerinde; hükümetin yolsuzlukları örtmek amacıyla Twitter yasağına kadar işi götürdüğünü belirtiyorlar. Değerlendirmeler böyle oluncadaha fazla yabancı sermaye yatırımı beklemek hayal oluyor tabii.

Peki, ekonomide sorun nedir” diyerek sorarsanız, sorun bir değil birçok diyerek hemen sıralayalım; ilk olarakyıllık enflasyonun yüzde 9,32’ye yükseldiğini belirtelim. Ve yüksek enflasyonun nedeni geniş tanımlı para arzının son bir yılda yüzde 17,2 oranında artması oluyor. Para arzının artışı da sıcak para girişinden kaynaklanıyor. Kısaca enflasyon, yüksek faizi görüp gelen sıcak paranın para arzını artırmasından kaynaklanıyor. Diğer bir sorun toplam kredilerin toplam mevduatları aşması olarak karşımıza çıkıyor. Şöyle ki 8 Ağustos 2014 tarihinde toplam mevduat ve fonlar1 trilyon 57 milyar lira tutarındayken toplam krediler 1 trilyon 137 milyar liraya ulaştı. Böyle bir yapı bize bankaların risklerinin arttığını gösteriyor. Bir de 52,6 milyar dolar tutan cari açık yanında Hazine nakit açığının temmuz ayında 24,2 milyar liraya (12 milyar dolar)ulaşması kamu maliyesinde disiplinin bozulduğunu bize gösteriyor.

Kısaca Türkiye ekonomisi cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından, enflasyon, yüksek Hazine nakit açığı ve yüksek cari açık, bankacılık sektöründe mevduattan fazla kredi kullanımı nedeniyle artan riskler ve düşük büyüme hızı sorunlarıyla karşı karşıya kaldı.

Anlayacağınız bir de bu dört soruna öngörülemeyen hukuk sistemi, keyfî vergilendirmeler ve otoriterleşme eğilimleri eklenince ekonomide işlerin iyi gidemeyeceğini hemen belirtelim. O hâldeacil olarak öngörülebilir hukuk sistemine dönülmeli. Artık popülist yatırımlardan vazgeçip dış ticarete konu mal üreten yatırımlara yönelmek şart. Ama böyle bir dönüşüm için ortam müsait değil. Çünkü yedi ay sonra genel seçimler yapılacağından radikal kararlar alabilecek bir hükümet ortada yok. ■ Süleyman Yaşar,Taraf, (12.8.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura