Diğerleri > Sis Çanı
02-09-2013
NELER OLDU 7-12 AĞUSTOS 2013 (İslam, altın, Cemaat, AKP, dincilik, kriz, konjonktür, borçlanma, BOP, bölücülük, bankalar)

Cihan Dura

2.8.2013


 7.8.2013 

İSLAM: HADİSİ ŞERİF

Ubeydullah bin Ebu Rafi’den, o da babasından şöyle dedi:Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), “Sizden biriniz koltuğunda oturmuş, benim emrimden bir emir veya nehyettiğim şeylerden bir nehiy geldiğinde sakın Biz Allah’ın kitabında bulduğumuza uyarız, başkasını bilmeyiz demesin” buyurdu.(Ebu Davud 4605, İbni Mace 13, Tirmizi 2800, Hâkim 1/108, Beyhaki 625, İbni Hibban 13, Ahmed 6/8, Humeydi 551, Begavi Şerhu’s-Sünne 1/200  Yeni Mesaj, (7.8.2013)

(Hadis uyduranlar yaşadı. cd)

ALTIN YIL SONUNDA YÜKSELECEK’

Dünya Altın Konseyi’nden altın fiyatlarına yönelik önemli açıklama geldi.

Konsey, Nisan ayından bu yana özellikle borsa yatırım fonlarının (EFT) satışlarının etkisiyle değer kaybeden altın fiyatlarında spekülatif satışların yakın zamanda sona ereceğini ifade etti.

Konsey, altın fiyatlarının 2013 sonunda yeniden yükselişe geçeceğine işaret etti.

CNBC’ye konuşan WGC Yatırım İdari Direktörü Marcus Grubb, “Altın piyasasındaki spekülatif paranın tamamen artık çıkmak üzere olduğunu düşünüyoruz. Altın yeniden yükselişe geçmeden önceki son diplerini yaşıyor. Yıl sonunda daha güçlü bir piyasa bizi bekliyor. Güçlü seyir gelecek yıl da devam edecek” dedi. ■Sözcü, (7.8.2013)

MERİT: SÖMÜRGECİ TİCARET REJİMİ

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeleri sömürgeleştirme, halklarını köleleştirme son bulmuştur. Ancak sömürü değişik kılıflar altında aynen sürdürüldü. Toplumlar, bunun farkına yeni yeni varmaya başladı. Maalesef, sömürgeciliğin yerini günümüzde ‘sömürgeci ticaret rejimi’ almıştır. Bu rejimin kurulmasında atılan ilk adım, gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeleri, milli ekonomilerini koruyamayacak şekilde borçlandırmaktır. Ardından Dünya Bankası ve IMF’nin, ‘Yapısal Uyum Programları’nı uygulatarak borçluluğu kalıcı hale getirmektir. Bu programlar, öyle bir kıskaç ve tuzak ki, onu uygulayan bir ülke, bir daha iflâh olmaz, borçtan yakasını kurtaramaz.

Sömürgeci ticaret rejiminin ikinci adımı ise ‘serbest ticaret’tir. Serbest ticaretin savunucuları şöyle bir tez ortaya attılar: “Bir ülkenin kalkınabilmesi için ticaretini serbestleştirmesi ve küresel ekonomiye eklemlenmesi kaçınılmazdır. Aksi halde yoksulluktan kurtulmak mümkün değildir.” Bu tezi uygulayan ülkeler, ilkönce ekonomik olarak, sonra da siyaseten esaret altına girdiler. Doğal kaynakları ellerinden çıktığı halde, borçtan kurtulamadılar. Tam tersine borçları sürekli arttı, ödenemez konuma yükseldi. Artık bu ülkelerde borcun ödenmesi değil, sürdürülebilirliği tartışılmaktadır.

Bazı ekonomistler diyor ki: “Serbest ticaret, sadece gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelere dayatılmıyor. Gelişmiş ülkeler de ticaretini serbestleştirmişlerdir.” Doğru, ama onlar, ne zaman, hangi şartlarda bunu yaptılar? Gelişmiş ülkeler, milli sanayisini geliştirmeden ve rekabet üstünlüğü sağlamadan ticaretini serbestleştirmemişlerdir. ‘Bebek sanayilerini’ geliştirdikten sonra, sanayi ürünlerine yeni pazarlar bulmak için ticaretin serbestleştirilmesini savundular. Sanayileşmesini gerçekleştiren ilk ülke olan İngiltere bile ‘bebek sanayilerini’ dış rekabetten korumuştur. Sanayileşmede İngiltere’yi takip eden ülkelerin hepsi ve sanayileşmiş ülkeler sınıfına sonradan katılan Japonya da aynı yolu izlemiştir. Japonya sanayileşmesini gerçekleştirdikten sonra, o da serbest ticareti savunmaya başladı. Çünkü onun da sanayi ürünlerini pazarlama ihtiyacı doğdu.

Bir ülkenin bağımsız ve hür olabilmesi için milli bir ekonomisi, milli ekonomi için de sanayileşmesi şarttır. Sömürgeci ticaret rejimi, sanayileşmenin önünü tamamen kesmiştir. Daha da kötüsü, o rejime yapısal uyum sağlayan ülkeler, mevcut sanayi tesislerini bile kaybettiler. Bu ülkeler için serbest ticaret, hammadde ve tarımsal ürün ihraç etmek, sanayi ürünü ithal etmektir. Böyle bir ticaret ise kalıcı yoksulluk, güçsüzlük, esaret ve sömürü demektir. Sömürgeleştirme ile sömürgeci ticaret rejiminde amaç, sonuçları itibariyle aynıdır. Tek fark, sömürgeci ticaret rejiminde amaç, değişik adlar altında gizlenmekte ve örtülmektedir.

Sanayileşmiş ülkeler, tarım sektörünü tamamen sanayileşmemiş ülkelere bıraksalar ne iyi. Onu da bırakmıyorlar, bu ülkeler, çok geniş ve verimli arazileri ya kiralayarak, ya satın alarak, modern tarım aletleriyle tarım yapıyorlar. Sanayileşmemiş ülkelerin çiftçilerine ise geçimlik tarım için yamaçlardaki verimsiz araziler kalıyor.

Özetle ifade edersek, sanayileşmiş ülkeler, dünya ekonomisini kontrol ve denetim altına aldılar. Bu kontrole boyun eğmeye de “küresel ekonomiye eklemlenmek” diyorlar. Şu gerçeği çok iyi bilmemiz gerekir ki, sömürücülerin kullandıkları kelimelerin gerçekle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Meselâ sömürücüler, siyasette adaletsizliğin, eşitsizliğin, insan hakları ihlâllerinin yaşandığı dünyaya “hür dünya”, ekonomide sömürü sistemine de “serbest ticaret” diyorlar. Sömürücülerden, kurdukları sömürü düzenini değiştirmelerini beklemek abesle iştigaldir. O halde çözüm, sömürülenlerin sömürüyü durduracak, adaleti egemen kılacak bir modeli hayata geçirmeleridir. Artık dost ve düşman, yerli ve yabancı herkes biliyor ki, o model de ‘Milli Ekonomi Modeli’dir. ■ Mustafa Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (7.8.2013)

 

 8.8.2013 

CEMAAT, RTE: AKP’LİLER ZAMAN’A SAVAŞ AÇTI

 Zaman'ın 'Erdoğan nasıl düşer' formülü ortalığı karıştırdı. Twitter'da tepki yağmuru.

İngilizce yayın yapan Today’s Zaman gazetesinde yer alan “Erdoğan nasıl düşer?” yazısı ortalığı karıştırdı. Sosyal medyada cemaate tepki gösteren AKP’liler, Twitter’da “Zaman gazetesi kendine gel” kampanyası başlattı.

Zaman gazetesinin İngilizce yayın yapan gazetesi Today’s Zaman’da Başbakan Erdoğan’ı devirme yolları ile ilgili ilginç bir yazı kaleme alındı.

Gazete yazarlarından Orhan Kemal Cengiz’in 1 Ağustos 2013 tarihinde yayınlanan “Erdoğan iktidardan nasıl düşer? (How will Erdoğan fall from power?)” başlıklı yazısında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘nasıl devrileceğinin’ formülü verildi. Cengiz’e göre, yerel seçimlerde AKP’nin İstanbul ve Ankara gibi önemli büyükşehirleri kaybetmesi Başbakan Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesinin önünü açacak.

Gezi Parkı olaylarına destek veren Koç grubuna ait TÜPRAŞ’a yapılan baskın ve denetimleri de eleştiren Cengiz, “Herkes bu denetimlerin asıl sebebini çok iyi bilmektedir. Denetimle ilgili haberler medyaya yansır yansımaz şirketin borsadaki hisseleri milyonlarca değer kaybetti. Bence bu tarz bir gözdağı hiçbir şartta açık bir toplumda, hiçbir demokraside ve serbest piyasanın teşvik edildiği hiçbir sistemde kabul edilemez” ifadesini kullandı.

Erdoğan iktidardan nasıl düşer?

Bütün bu sayacaklarım için yeni bir konsept geliştirmemiz gerekiyor: Başbakan Erdoğan Gezi Parkı protestolarındaki sözümona rolü dolayısıyla Türkiye ’deki en büyük holdinge öfke duyuyor. Bu öfkesini de halka açık toplantılarda açıkça ifade etti ve şimdi de bu şirketler vergi denetmenleri tarafından soruşturuluyor.

Başbakan Erdoğan Divan Otel sebebiyle bu otelin sahibi olan Koç Holding’e çok kızdı. Zira otel Gezi Parkı olayları sırasında protestoculara kapısını açmış ve onlara tıbbi yardımda bulunmuştu. Denildi ki bir ihbar mektubu üzerine gruba ait şirketlerden bazılarına vergi denetimlerine başlandı. Ancak herkes bu denetimlerin asıl sebebini çok iyi bilmektedir. Denetimle ilgili haberler medyaya yansır yansımaz şirketin borsadaki hisseleri milyonlarca değer kaybetti.

Bence bu tarz bir gözdağı hiçbir şartta açık bir toplumda, hiçbir demokraside ve serbest piyasanın teşvik edildiği hiçbir sistemde kabul edilemez. Hemen her gün medyanın hükümet tarafından nasıl kuşatıldığını bu sütunlarda yazmaktayız. Bu, son güç gösterisinden sonra ise, Erdoğan’ın kendi gücü karşısında sadece medyaya diz çöktürmeyi istemekle kalmayacağı fakat diğer herkesi de kontrol altına almak istediği anlaşılıyor. Koç Holding tek başına Türk ekonomisinin yüzde 10′unu teşkil ediyor. Böylesi büyük bir şirkete yönelik bu gözdağı girişiminin açık bir şekilde kamuoyu önünde yapılması sonrasında, ülke genelindeki iş çevrelerinde yayılacak şok dalgasını tahmin etmek zor değil.

Bütün bu yapılanlara rağmen, Erdoğan’ın partisinde kendisine karşı hiçbir güçlü muhalefet emaresi görünmemekte… Bu çok enteresan zira ben Ak Parti ’deki herkesin veya bu partiyi destekleyen bütün insanların Erdoğan’ın Gezi olayları sonrasındaki bu tavrını tasvip ettiğini düşünmüyorum. Bu tarz davranışlar ve buna benzer yaklaşımlar Türk ekonomisine ciddi zararlar verebilir. Yabancı yatırımlar ülkeyi terk etmeye başlayabilir. Bazı ekonomistler daha şimdiden “ani durgunluk sendromundan” bahsetmeye başladı ki bu AK Parti’yi ve Erdoğan’ı destekleyen iş çevrelerinde ciddi endişelere sebep olabilir. Ancak dediğimiz gibi buna rağmen bu çevrelerden de herhangi bir eleştiri duyamadık.

Bence küçük bir hareket büyük bir fırtınaya sebep olabilir. Sözgelimi AK Parti içinde muhalif kanatta bulunan biri İstanbul Belediye Başkanı olursa o zaman zincirleme bir tepki reaksiyonu başlayacaktır. Yani parti içindeki muhalefet İstanbul’da seçilebilir bir aday arkasında birleşirse, böylece Erdoğan’ın düşürülmesi için hızlı bir yol açılmış olabilir.

Erdoğan bütün bu sert ve keskin politikasıyla birlikte bu ihtimali de görüyordur. Bu arada Ak Parti ’nin yerel ve genel seçimleri bir arada yapması da sürpriz olmayacaktır.

Her ne yapılırsa yapılsın eğer AK Parti Ankara’yı ve İstanbul’u alamazsa ya da oylarından büyük bir kısmını kaybederse Erdoğan bizzat kendi partisi içinde büyük bir muhalefet ile karşılaşacaktır ve biz de hep beraber şu anki birliktelik görüntülerinin gerçekten aldatıcı olduğuna şahit olabiliriz.

Cengiz’in bu yazısının TÜrkçe’ye çevrilmesiyle birlikte cemaate tepki gösteren AKP’liler, Twitter’da “Zaman gazetesi kendine gel” etiketiyle kampanya başlattı. ■ Sözcü, (8.8.2013)

 

9.8.2013

AKP – CEMAAT: KAVGANIN ADI BU KEZ YÜZDE 6

Yazılı medyada köşe yazarları arasındaki polemikle başlayan ve sosyal medyada büyüyen AKP-cemaat kavgasının arka planında önce yerel, ardından da cumhurbaşkanı seçimlerinin yapılacağı kritik 2014 yılı hesapları yatıyor. AKP’deki hesaplamalara göre cemaat, yüzde 6’lık bir oy oranını seçimlerde yönlendirebiliyor. Kulisler, AKP-cemaat arasındaki sürecin sonbahardan itibaren yüzde 6’lık pasta çevresinde şekilleneceğini gösteriyor.
AKP-cemaat kapışmasına ilişkin ilk açık işaretler ulusal medyada köşe yazarları aracılığıyla kendini gösterdi. Sabah gazetesinde Mehmet Barlas, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın büyük tepki gösterdiği Oscarlı oyuncuların The Times’teki ilanının cemaate yakın yayın organları arasında yer alan Today’s Zaman’da neden yayımlanmadığını sordu. Barlas, Today’s Zaman başta olmak üzere cemaate yakın medyayı Gezi eylemlerinde hükümeti hedef alan eleştiri dozu sert yazılar yayınlamakla suçladı. Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, Barlas’a, “Sen parti sözcüsü müsün?” şeklinde yanıt verirken polemikler başka köşe yazarlarının da katılımıyla sürdü. Ardından Today’s Zaman’da Orhan Kemal Cengiz’in “Erdoğan iktidardan nasıl düşer” yazısıyla kavga boyutuna varan karşılıklı suçlamalar sosyal medyaya taşındı. AKP’liler tarafından açılan “#ZAMANgazetesiKendineGel” hastag’ı Türkiye gündeminde üçüncü sıraya oturdu.

7 Şubat’tan beri buzluktaydı

Kulislerde AKP’liler arasında “7 Şubat darbesi” olarak adlandırılan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifadeye çağrılmasıyla doruğa çıkan ancak sonrasında soğumaya bırakılan gerilimin Gezi eylemleriyle yeniden canlandığına dikkat çekiliyor. Erdoğan’ın ABD ziyaretinde kendisine eşlik eden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Fethullah Gülen’i ziyaretinin olumlu geçmediği vurgulanıyor. Poliste yapılan operasyon ve dershanelerin kapatılması kararlarının kavgayı gün yüzüne çıkardığına işaret ediliyor.

Yüzde 6’lık pasta

Siyasi kulisler, kavganın siyasi arka planında ise iki kritik seçimin üst üste yapılacağı 2014 hesaplarını gösteriyor. Edinilen bilgilere göre AKP’de cemaatin yönlendirdiği seçmen oranını yüzde 15-20 arasında gösterdiği, bunun gerçeği yansıtmadığı belirtilerek cemaatin seçmen kapasitesi için “12 Eylül referandumunda açıkça ‘evet’ yönünde çalıştılar. Hocaefendi ‘ölüler bile oy kullanmalı’ açıklamasını yaptı. Daha sonra da 2011 seçimlerinde bize destek verdiler. Bizim belirlediğimiz oy oranlarının yüzde 6’lar düzeyinde olduğunu gösteriyor” ifadeleri kullanılıyor.

Gül boyutu

AKP’ye göre kavgayı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün henüz yeniden adaylık konusunda karar vermemesi de tetikliyor. AKP’deki beklentiye göre, Gül’ün siyasi geleceğinin nasıl şekilleneceği ve Erdoğan’ın Köşk’e aday olması durumunda AKP’yi ve hükümeti hangi isme bırakacağı da kavgayı sürekli besleyecek. Kavga görüntüsünün 2014’teki iki seçimin sonrasına kadar devam edeceğine kesin gözüyle bakılıyor. Özellikle çözüm paketi ve yeni anayasa konusunun Meclis’te gündeme geleceği sonbahardan itibaren bu kavganın yeni boyutlarıyla süreceği beklentileri dile getiriliyor. Ancak özellikle cumhurbaşkanının halk tarafından seçileceği ve yüzde 50+1 oy gerektiği gerçeğinden hareketle Erdoğan için hiçbir oy desteğinin feda edilemeyeceği, “Yüzde yarım bile bizim için hayati” denilerek dile getiriliyor. AKP’de cemaatle iki seçimi kapsayacak bir yıllık sürenin gergin geçeceği, ancak yol ayrımının göze alınmayacağı değerlendirmeleri de yapılıyor. ■ERDEM GÜL, Cumhuriyet, (9.8.2013)

SİYASAL İSLAM, DİNCİLİK: CAMİDEN TABLET KAMPANYASI

Sorgun Salih Paşa Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği tarafından “Beş vakit camide namaz kıl, tablet bilgisayar kazan” kampanyası düzenlendi. Bu çerçevede, ramazan boyunca vakit ile teravih namazlarını camide kılan 30 öğrenci, bayram namazı sonrası törenle tablet bilgisayarlarını aldı. ■ Cumhuriyet, (9.8.2013)

DİNCİLİK, İSLAM: İSLAMCILIĞIN YÜKSELİŞİ

Türkiye’deki iktidarlar Avrupa’daki işçilerin sorunlarının çözümünü dinde gördü. İslamcıların Almanya başta olmak üzere Avrupa’daki yükselişini tam olarak anlamak için öncelikle şu soruların yanıtlarını bilmemiz gerekiyor:

“- Avrupa’da en az 50 yıllık bir geçmişi olması nedeniyle çok geniş alana yayılmış, tüm kurumlarıyla işçiler arasına yerleşmiş, var olan kuruluşlarını daha da etkinleştirmiş ve her yaştan yüz binlerce insanımızı etkilemeyi başarmış Türkiye kökenli İslamcı akımların yükselişindeki etkenler nelerdi?
- İslamcılar Avrupa’yı adım adım arşınlarken Türk devleti ta başından bu yana nasıl bir gaflet gösterdi?
- Federal Almanya’da İslamcı oluşumların başlaması ile birlikte Türkiye’deki gruplaşmaların bu ülkeye de sıçraması sonucu, önce beraber olan dini kuruluşların kendi aralarında baş gösteren bölünmelerde neler rol oynadı?
- Tüm Avrupa’da çocuk, ergen, yaşlı binlerce Türkiye kökenli insan dini yayınlar okur hale getirildi?
- Özel, devlet yardımları yanında öğrenci başına yılda binlerce Avro yatılı okul paraları alan, ayrıca Türk işadamlarından maddi bağış kabul eden cemaatler vurgunu nasıl vurdu? Özellikle işçileri adeta nasıl haraca bağladı?
- Çoğu mağdur tanıklar neler söylüyor?”

*

50 yılı aşkın bir süreyi geride bıraktıkları Avrupa’ya geldikleri ilk yıllarda çoğu gurbetçinin muhafazakâr olduğu bir gerçektir. Bununla kimsenin bir meselesi de yoktur ama din ile bu samimi bağın, taşeronluğa soyunan İslamcı kuruluşlarca sömürülmesinin bilançosu trajiktir. Bu uğurda tüm Avrupa’da işçinin cebi boşaltılmış, nemalanan yeşil sermayenin “dünyalığı” olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. Bu yazı dizisinin kaynağını oluşturan “Avrupa’da İslamcı Örgütler” kitabında gazeteci-yazar Metin Gür bu sömürünün temellerini ve bugüne varan vahim sonuçlarını tüm aşamalarıyla irdeledi. Dizi boyunca okuyacağınız hepsi de samimi birer Müslüman olan ve cemaatlerce adeta birer müşteri addedilerek sömürülen yaşamların sayısını yüz binlerle çarpın; din tacirlerinin gücünü ve söz konusu “piyasada” dönen “rantı” hesap etmeniz zor olmayacak!

■ Cumhuriyet, (9.8.2013)

DİNCİLİK: ‘SOYAN DA MÜSLÜMAN SOYULAN DA MÜSLÜMAN’

Cemil Kurtman… 21 yıl maden işçiliği yapmış. 84’te Milli Görüşçü olmuş. Dişinden tırnağından biriktirdiğini İslamcılara kaptırmış. “Bir holding meselesi çıktı. 500, 1000 artık ne verirsen. 250 Mark’tan aşağı yoktu... Milli Görüş Genel Merkezi’ne üye yaptılar, dayanışma parası ödedim... 1993’te Kombassan’a 64 bin Mark verdim. Kâr olarak hiçbir şey almadım. Kanal 7 için para verdim. Güya bunlar İslamcı, Milli Görüşçü. Soyduranlar Müslüman, soyanlar Müslüman! Şimdi Milli Görüşçü değil de, elhamdülillah Müslümanım.”

Bu arada Tayyip Erdoğan’ı MSP’nin, RP’nin içinde iken 84’ten bu yana tanıdığını söylüyor Cemil Kurtman. Ve açıyor ağzını yumuyor gözünü: “Zamanında gerçek Tayyip’ler bizdik. Onun İstanbul belediye başkanı olabilmesi için bütün Avrupa’dan, Almanya’dan para toplandı. Hiç gitmediyse bizim Yeşil Cami’den 35 bin Mark para gitti; bu inşallah geleceğin de başbakanı olur gibilerden... Ben 800 Mark verdim. Şimdi gerçek Tayyipçiler sahtekâr oldu, sahte Tayyipçiler de hakiki Tayyipçi oldu.Tayyip Hannover’e geldiğinde, holdinglere çarpılan bir grup olarak derdimizi anlatmak için gittik. Toplantı salonuna zorla girdik. Derdimizi anlatmak şöyle dursun, bir süre sonra bizi dışarı attılar.”

Camiler para basıyor!

Camilerin giriş bölümlerinde meyve, sebze, zeytin, ekmekten tutun CD’ye kadar her şey satılıyor. İşini bilen için çoktan köşeyi dönmenin, zengin olmanın bir yolu olmuş. Yöntem ise hemen hiç şaşmıyor! Gözü açık olan zevat, bir bakkal dükkânı açıyor mesela; biraz da camide tanındı mı, cemaat oraya “din kardeşimiz” deyip akın etmeye başlıyor. Bir de cami hocasıyla arayı bulmuşsa cuma günü duyurusunun yapıldığı bile vaki. Bu nedenle Almanya’da camilerin açtığı bakkalların müşterisi bol! Bu bakkallardan bazılarında “helal et” adı altında Arjantin’den, Avustralya’dan gelen dondurulmuş etler satıldığı biliniyor! Hatta 2000 Kasımı’nda, Helal Gıda Sertifikası olan İtikat adındaki İslamcı firmanın sucuk, salam ve sosislerinden domuz eti çıkmasının kopardığı gürültü hâlâ hafızalarda. ■ Cumhuriyet, (9.8.2013)

AB, KRİZ: KOMŞUDA İŞSİZLİK REKOR KIRDI

Son üç buçuk yıldır borç kriziyle boğuşan ve sert kemer sıkma önlemlerinin uygulandığı Yunanistan’da işsizlik oranı mayısta yüzde 27.6’ya çıkarak yeni rekorunu kırdı. Yunanistan istatistik ajansı ELSTAT’ın verilerine göre nisanda işsizlik yüzde 27 idi. Yunanistan böylece Avro bölgesinde ortalama yüzde 12.1 olan işsizlik oranını ikiden fazlaya katlamış oldu. Yeni işsizlik oranı ELSTAT’ın işsizlik rakamlarını kayıt altına aldığı 2006’dan bu yana görülen en yüksek yeni seviye. Yunanistan, İspanya ile birlikte Avrupa’nın en fazla işsize sahip ülkesi. ■ Cumhuriyet, (9.8.2013)

 

10.8.2013

EKONOMİK KONJONKTÜR:  EYLÜL KORKUSU

Piyasalarda herkeste bir eylül korkusu var.Dahası sanki birileri kasıtlı olarak eylül korkusu yaratmaya çalışıyor.
Bu korkunun ilk tohumunu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç attı.
“Eylül’de olaylar olabileceğine dair istihbarat raporu var!”
Hükümet elindeki istihbarat raporunu günler öncesinden açıklıyor?
Oldukça ilginç.
Kimsi şu günlerde açık açık eylül korkusunu yazıp çizmiyor ama herkesin dilinde bir eylül almış başını gidiyor.
Eylül ayında büyük olaylar olacak!
İyi de neden olacak?
Devleti yönetenlerin elinde böyle bir istihbarat var ise bunu önlemek yerine günler öncesinden kamuoyuna açıklayıp para piyasalarının gerilmesine neden oluyor?
Bunun elbette ne devlet ne de piyasa mantığı ile ilişkisi var.
Bunda olsa olsa şark kurnazlığı var.
Biliyorsunuz ekonomide son yaşanan sert dalgalanmalar Gezi Parkı’nda eylem yapan gençlere fatura edildi.
Gezi eylemleri nedeniyle dolar yükseldi, Gezi nedeniyle istikrar bozuldu ve faiz lobisi daha fazla faiz almak için bastırdı.
Geçen yazımda da rakamlarla ve tarihle belirtmiştim. Türk ekonomisinde alarm Gezi olaylarının çok öncesi başladı. Dolardaki yükseliş mayıs ayının ortalarından itibaren dikkat çekmeye başladı. Borsa mayıs ayının ortasından beri düşüyor. Daha Gezi olaylarının başlamasından günler önce.
O halde bütün bunlar ne oluyor?
Bütün bunların tek bir açıklaması olabilir. Hükümetin 10 yıldır sıcak paraya dayalı ekonomi politikası artık iflas etmiştir. Hükümet Gezi olaylarını bahane ederek düşen şapkanın ortaya çıkarttığı keli bu şekilde gizliyor.
Çünkü Türk ekonomisinin kırılganlığı ortaya çıkmıştır. Merkez Bankası’nın milyar dolarlık müdahalelerine rağmen dolar halen 1.930 seviyesinde inatla tutunuyor. Birileri her gün 50-100 milyon dolar alıyor.
Borsadan büyük yabancı fonlar ufak ufak değil, alenen kaçıyor.
Bütün bunları yaparken de eylül ayında olaylar olacak diye yapmıyor.
Gelişmekte olan piyasalarda yer alan Türk piyasasının balonunun patladığı için. Amerika’nın bu piyasalara bol keseden sürdüğü sıcak paranın artık temettüsü (kâr payı)ile eve dönmeye başlamasından kaynaklanıyor.
Bugüne kadar “bir başarı hikayesi” olarak bizlere lanse edilen ekonominin aslında kağıttan bir kule olduğu ortaya çıktı.
Şimdi hükümet bu 10 yılın başarısızlığını birilerine fatura etmek ve beceriksizliğini saklamak için eylül komplosu yazmaya başladı.
Eylül ayında Türkiye’de olaylar olabilir. Nitekim protesto gösterileri hemen hemen her gün devam ediyor. Basında yer almasa da Taksim ve çevresinde hükümeti protesto edenlerin sayısı hiç de küçümsenecek bir şey değil.
Eylül ayında üniversiteler açılıyor. Herkes tatilden dönüyor ve hükümete karşı tepkilerin bu aydan sonra biraz daha fazla ortaya çıkması tahmin ediliyor.
Yani bunun için öyle derin istihbarat çalışmaları ve raporları yazmaya gerek yok. Bu bir bilinen gerçek. Arınç ve hükümet bu gerçeği şimdiden açıklayarak eylül ve ekim aylarından sonra Türkiye’den sıcak paranın biraz daha çıkmasıyla yükselecek olan faiz ile dövize bahaneyi şimdiden yazıyor.
“Biz söylemiştik, bak gördünüz. Bu gösteriler istikrarı bozdu.”
Son 10 yıldır Türkiye’de bir ekonomik istikrar yok. Var olan büyük bir illüzyon.
Amerika’nın kendi ekonomisini kurtarmak için sıcak paraya “eve dön” çağrısı bu illüzyon bozan tek gerçektir. ■ Remzi Özdemir, Yeniçağ, (10.8.2013)

BANKALAR: TASARRUF YERİ DEĞİL, SOYGUN MERKEZİ

Diyarbakır’ın Hani İlçesi’nde görev yapan bir memur, Adana’daki bir banka şubesinden aldığı kredi için kesilen 325 liralık dosya masrafını tüketici hakem heyeti kararıyla geri aldı, ancak diğer hesabını kontrol eden tüketici, bankanın kendisine ödediği paranın bu hesaptan kesildiğini fark etti. Edinilen bilgiye göre, Yargıtay’ın bankaların kredi verirken dosya masrafı adı altında vatandaştan aldığı parayı iadesi yönünde içtihat oluşturması üzerine Diyarbakır’ın Hani ilçesinde görev yapan memur Türehan Serkan Kocaçiftçi de 2010 yılında Adana’daki bir banka şubesinden aldığı 40 bin lira tüketici kredisi için kesilen 325 lira dosya masrafını geri almak amacıyla Tüketici Hakem Heyeti’ne başvurdu. Hani Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyeti, Kocaçiftçi’yi haklı bularak bankadan paranın iadesini istedi. Ancak banka, karara itiraz ederek dosyayı Hani Asliye Hukuk Mahkemesi’ne taşıdı. Mahkemenin icra kararı üzerine parayı ödemek zorunda kalan banka, Kocaçiftçi’ye 325 lirayı ödedi.


Bilinçli tüketici


Kocaçiftçi parayı aldığı için sevinirken, hesaplarını kontrol için bankanın ATM’sine gittiğinde ise şoke oldu. Çünkü kredi kullandığı hesabına 325 lira yatırılmış ancak başka bir kredili mevduat hesabından 380 lira kesilmişti. Bankanın Diyarbakır’daki şubesinden hesabındaki hareketlilik ile ilgili bilgi isteyen vatandaşa icra masrafları için başka bir bankaya yapılan 35 lirası EFT olmak üzere 380 lira çekildiği söylendi. Paranın bilgisi dışında harcandığını belirterek dekont isteyen Kocaçiftçi’den banka personeli 12 lira ekstre ücreti istedi. Paranın iadesi için yeniden Hani Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyetine başvuran Türehan Serkan Kocaçiftçi, Hani Cumhuriyet Başsavcılığı’na usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle banka hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç yerinin Adana olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı veren Hani Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. ■ Yeniçağ, (10.8.2013)

 

11.8.2013

BORÇLANMA, EKONOMİK KONJONKTÜR, KAYNAK KULLANIMI: SIRA ÖZEL BÜYÜK KURULUŞLARA GELDİ

Ekonomik model, üretim, tasarruf, yatırım üzerine değil de rant, borç, talan, tüketim üzerine oturtulduğunda, diğer olanaklar tükendiğinde, sıra büyük özel kuruluşların paylaşımına gelir.
AKP döneminde özelleştirme etiketi altında kamu malları talan edildi, babalar gibi satıldı, kamu mülksüzleşti. 2B arazileri de elden çıkarılıyor. Başlangıçta 25 milyar USD (ABD Doları) satış bedeli tahmin edilen 2B arazilerinin satışından elde edilecek hasılat 9.8 milyar USD’ye çekildi. Fiili satış bedelinin bu tutarın da altında kalacağı anlaşılıyor. 2B arazileri dışında satılabilecek bir otoyollar kaldı. Bu satıştan sonra kamuda satılabilecek fazla bir şey kalmıyor.
AKP iktidara geldiğinde dış borç tutarı 130 milyar USD dolayında idi. Günümüzde 350 milyar USD’yi geçti. Cari işlemler açığı artarak sürdüğüne göre yıl sonunda 400 milyar USD’ye yaklaşacak. Bazı yorumcular dış borcumuzun birçok ülkeyi kıskandıracak kadar düşük olduğunu söylüyor. Kendi bastığı veya kullandığı yerel para cinsinden borçlanan bir ülke ile yabancı para cinsinden borçlanan bir ülkenin borç karşılaştırması yanıltıcı olur. Biz TL basıyor, TL kullanıyor; fakat USD ve Avro alarak borçlanıyoruz. Borç ödeyebilmek için USD ve Avro cinsinden gelire gereksinimimiz var. Sürekli cari işlemler açığı verdiğimize göre, dönemsel olarak ürettiğimiz mal ve hizmetlerden daha fazlasını dış ülkelerden alıyoruz, demektir. Dış ülkelere mal ve hizmet satışımızdan elde ettiğimiz gelir, dış ülkelerden aldığımız mal ve hizmetler için yaptığımız ödemeleri dahi karşılamadığına göre, dış borç ödemek için kaynak nasıl yaratacağız? Bu sorunun yanıtını veren analist yok. Kaldı ki bizim dış borçlarımızın faiz oranı, risk primi nedeniyle çok yüksek. Batılı diye hayıflandığımız İtalya bile yıllık yüzde 1.875 faizle borçlanabiliyor. Tüm bu farklılıkları dikkate almadan bizim dış borç yükümüz hafif demek, en azından ciddiyetten uzak oluyor.

***

 

Büyük şehirlerde, özellikle İstanbul’da ne park, ne yeşil alan bırakıldı. Rant uğruna her yer betonlaştırıldı. Kentsel dönüşüm diye toprak rantına el kondu. Şimdi bazı projelerle yeni rant alanları yaratılmaya çalışılıyor.
Kamu talan edildiğine, dış borçlarda sınıra yaklaşıldığına, rant alanları daraldığına göre, yandaş desteklemek, yandaş sermayeyi güçlendirmek, yandaş yaratmak için, yeni bir kaynağa gereksinim var. Yeni kaynak, özel sektörün büyük kârlı kuruluşları, bunların paylaştırılması olabilir.
Hükümetle, Sayın Başbakan’la iyi geçinelim, fırsat buldukça pohpohlayalım, bize sıra gelmez, dokunulmaz anlayışı yanlış bir davranıştır. Sonucu erteler ama değiştirmez. Türkiye’nin en büyük özel sektörüne ilişkin baskın ve incelemeler, bana göre cezalandırmadan çok, dağıtım, paylaşım güdüsü, niyeti taşıyor.
Özel sektör, bu tür uygulamalara karşı çıkarken, özür dilerim, ihtiyatı, övgüyü elden bırakmıyor. Hangi ekonomik başarı? Nerede yaratılan istihdam olanakları? Nerede artan küresel itibar? Bunların kanıtı var mı? Halkının önemli bir bölümünün yoksulluk hatta açlık sınırının altında yaşadığı bir ülkede vatandaşa nasıl olumlu katkı sağlanmış? Bu soruların da nesnel bir yanı yok.

***

 

Kuşkusuz bir ülkenin, gerçek anlamda girişimciye, özel sektöre gereksinimi var. Ama ne tür girişimciye? J. Schumpeter’in tanımladığı türden girişimciye... Yenilikçi, yaratıcı girişimciye, yeni ürünler geliştiren, yeni teknolojiler uygulayan, yeni pazarlar bulan, doğrudan ve dolaylı biçimde istihdam yaratan girişimciye.
Yağdanlık ve yalakalıkla, temelsiz övgülerle, iktidarla iyi geçinip kamudan teşvik, ihale, özelleştirme, kredi, fon gibi çıkarlar koparmaya çalışan, özür dilerim sözde işadamlarının ülkeye ne katkısı olabilir? İşadamlığı da nitelik gerektirir. Vasıfsızlık işadamlığı özelliği değildir.
Günümüzde kamu işletmeciliği tasfiye edildiğine, 1000 büyük sınai işletmenin en az yüzde 98’ini özel kuruluşlar oluşturduğuna göre, düşük yatırım hacmi, büyüyen cari işlemler açığı, artan dış borç, ithalatın ancak yüzde 60’ını karşılayabilen ihracat, kullanılan kaynaklara göre yeterle katma değer yaratamama gibi sonuçlardan hükümetin yanı sıra özel sektör de sorumludur.
Özel sektör kendine çekidüzen vereceğine, yağdanlık ve yalakalıkla durumunu kurtarmaya çalışıyor; hele hele kurulu özel tesislerin paylaşımını hedefliyorsa daha da yazık. Türkiye’nin ekonomik sorunları giderek ağırlaşacak demektir. ■ Öztin Akgüç, Cumhuriyet, (11.8.2013)

BOP: NATO KÜRT DEVLETİ İSTİYOR

Prof. Dr. Hasan Köni, NATO’nun Kürt Devleti istediğini söyledi. Köni, ‘Bölgede ABD ve İsrail’e karşı olmayan yapılanma peşindeler. Petrolden çok İsrail’in korunması esas alınıyor’ dedi

Uluslararası İlişkiler Uzmanı Prof. Dr. Hasan Köni dünyadaki son gelişmeleri Aydınlık’a değerlendirdi. ABD’nin şu anda Ortadoğu’da Suriye ile değil Mısır’la ilgilendiğini kaydeden Köni, Suriye’de İslami hareketlerle demokrasi olmayacağının anlaşıldığını bildirdi. Bölgenin yeni baştan düzenlenmeye çalışıldığını ama hesabın karıştığını belirten Prof. Dr. Köni, “Bölgede ABD ve İsrail’e karşı olmayan bir yapılanma peşindeler. NATO Kürt devleti istiyor. Kürt Devletinin İslami bir devlet olmayacağı düşünülüyor. Petrolden çok İsrail’in korunması esas alınıyor. Bütün hesap bu” dedi.

Türkiye’ye konfederasyon dayatması yapıldığını vurgulayan Köni, “ABD Asya ve Çin’le daha fazla ilgilenmek istiyor. Türkiye’yi de Asya ve Çin planlarında kullanmak istiyor. Bu arada Türkiye’ye yeni ilişkiler dayatıyor. Federasyon mu yoksa konfederasyon mu olacağına büyük patron ABD karar verecek. Plan bu. Planın tutup tutmayacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Konfederal sistemlerde ekonominin nasıl olacağının, bu sistemlerin artı ve eksilerini çalışmamız gerekiyor” diye konuştu. ■ Aydınlık, (11.8.2013)

SİYASAL İSLAM: CUMHURİYET DÜŞMANI DEVLET HİMAYESİNDE

Vali Saidi Nursi’nin evini açtı

Isparta Valisi Memduh Oğuz görevinin son gününde, Saidi Nursi’nin devlet eliyle restore edilerek kültür evine dönüştürülen evinin açılışını yaptı. Memduh Oğuz, ‘Bu restorasyonla bir milli övünç kaynağı sahiplenilmiştir’ dedi

Saidi Nursi’nin 1953-1960 yılları arasında Barla’da yaşadığı ev, Isparta’da İl Özel İdaresi tarafından restore edildi. Cumhuriyet düşmanı söylemlerle dikkat çeken Saidi Nursi’nin evini Isparta Valisi Memduh Oğuz açtı. Vali Oğuz, yaptığı konuşmada “Bu küçük bir evin açılışı değildir. Bu sistemin barışmasıdır” dedi.

‘Milli haysiyetin onarılmasıdır’

Isparta Valisi Memduh Oğuz, konuşmasına şu sözlerle devam etti, “Bu ev devlete ait olmalıydı ve özel idareye bağışlanmayla devlete ait oldu. Bundan dolayı tarihi bir olaydır. İlk defa üstad Bediüzzaman’ın kaldığı ev devletin oluyor ve bizzat devlet tarafından, devletin parasıyla restore ediliyor. Devletin onarması gereken bir şeyler olmasından dolayı devlet tarafından yapıldı. Bu, milli değerin, milli haysiyetin onarılmasıdır. Bu restorasyonla bir milli mefahir sahiplenilmiştir.” ■ Aydınlık, (11.8.2013)

BÖLÜCÜLÜK: İLK KÜRDİSTAN TABELASI!

Diyarbakır'da ilk kez 'Kürdistan' adı bulunan tabela asıldı

Diyarbakır'da açılışı yapılan ve adında 'Kürdistan' bulunan Gençlik Hareketi Derneğinin tabelası asıldı. Bu tabela ilk kez Kürdistan adı bulunan tabela oldu. Dernek Başkanı Serhad Mardini, 25 Temmuz’da tüzel kişilik kazanan Derneklerinin Kürdistan ismini tabelasında bulunduran ilk tüzel kurum olma özelliğini taşıdığını söyledi. Ancak Dernekler Masası henüz incelemesini tamamlamadı ve dernek ismini henüz onaylamadı.

Yargıtay, Şanlıurfa’da bir vatandaşın yeni doğan çocuğuna ’Kürdistan’ ismini vermesini onaylarken, Diyarbakır’da ilk kez içinde Kürdistan ifadesi geçen bir Dernek kuruldu. Merkez Yenişehir ilçesi Ofis semtindeki bürosuna tabela asan Kürdistan Gençlik Hareketi Derneği’nin (Komeleya Tevgera Cıwan'n Kurdistane) açılışını bugün gerçekleştirdi. Derneğin açılışı sırasında Irak Kürdistan Bölgesel yönetiminin kullandığı Kürdistan bayrağı bulunurken, Dernek Başkanı Serhad Mardini, giydiği yöresel kıyafetlerle Kürtçe olarak basın açıklaması yaptı. Mardini, 2012 yılında yapılan toplantı ile ’Tevgera Civanen Kurdistan’ adını aldıklarını belirterek şöyle dedi:
"25 Temmuz 2013 tarihinde tüzel kişilik kazanan derneğimiz, Kürdistan ismini tabelasında bulunduran ilk tüzel kurum olma özelliğini taşımaktadır. Tevger, Kürtlerin ulusal haklarını tartışma konusu yapmadan savunur. Tevger, hak olanın tartışılamayacağını, hiç kimse tarafından da yok sayılamayacağını ve uygun koşullarda bu hakkın kullanılacağını savunur. Tevger, legal demokratik mücadeleyi esas alırken, koşullara göre farklı mücadele yöntemlerini kullanmayı da meşru bir hak olarak görür."

DERNEKLER MASASI’NDAN CEVAP BEKLİYORLAR

Açıklamanın ardından DHA muhabirinin sorularını yanıtlayan Dernek Başkanı Serhad Mardini, isim konusunda yeni yasal düzenlemelerle Dernekler Masasına başvuru yaptıklarını kaydederek şunları söyledi:

"Kürdistan ismi ile müracaat ettik. Yapılacak inceleme sonucunda bize durumun ne olduğu bildirilecek. Biz bağımsız örgütlenen, herhangi bir partiyle organik bağı olmayan, tamamiyle bağımsız olarak bir araya gelmiş Kürt gençleriyiz. Kürtlerin temel hak ve özgürlüklerine ulaşabilmesi için Dünya ve Türkiye gerçekliğini göz önünde bulundurduğumuzda, yasal ve legal siyaset alanında mücadele yürütmeyi uygun gördük. Bunun bu dernek etrafında şekillenebileceği öngörüsünde kararlaştık ve resmi başvurumuzu yaptık. Biz olumsuz bir şey çıkmamasını umuyoruz. Olumlu cevap gelirse üye kayıtlarına başlayacağız." ■ Vatan, (11.8.2013)

 

12.8.2013

ALTIN FIYATLARI 10 GÜNÜN ZIRVESINE YÜKSELDI

İç piyasada bayram nedeniyle uzun bir tatile çıkan altın, dış piyasada bayram ediyor. Altın fiyatları, ABD'den gelen zayıf ekonomik verilerle son 10 günün zirvesine taşındı. Haftanın ilk işlem gününde altının onsu 1.341 doları geçti...

Altın fiyatlarında asıl bayram şimdi yaşanıyor. Türkiye'de bayram nedeniyle uzun bir tatile çıkan altın piyasası, bugün ilk işlem gününe moralli başladı. Bayram tatilinden karlı dönen altın fiyatları son 10 günün zirvesine yerleşti. Uzmanlar da fiyatlarda buna benzer bir hareketlenme bekliyordu.

ABD'DEN GELEN ZAYIF VERİLER

ABD'den gelen zayıf ekonomik veriler spot altının değer kazanmasına neden oldu. Ülkede toptan eşya envanterleri iki ay üst üste düşerken hisse senedi piyasasının gösterdiği zayıf performans yatırımcıyı altına yöneltti.

1.341 DOLARI GEÇTİ

Altının ons fiyatı yeni haftanın ilk işlem gününde 1.341 doları geçti.

ALTIN FİYATLARINDA SON DURUM

Gram altın 83.3 TL
Çeyrek altın 144.4 TL
Yarım altın 286.2 TL (16.35 itibariyle)  ■ Akşam, (12.8.2013)

 

TRAFİK: EMNİYET AÇIKLADI

Şeker Bayramı tatili boyunca Türkiye genelinde 2 bin 199 trafik kazası meydana geldi. Bu kazalarda 86 kişi hayatını kaybetti, 4 bin 711 kişi de yaralandı.

Emniyet Genel Müdürlüğü verilerine göre; polis ve jandarma sorumluluk bölgelerinde Şeker Bayramı tatili boyunca meydana gelen trafik kazalarında 86 kişi hayatını kaybetti, 4 bin 711 kişi de yaralandı. Toplam 2 bin 199 ölümlü, yaralamalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldi.

Bayramın arefesinde meydana gelen kazalarda 12, bayramın birinci günü 12, ikinci günü meydana gelen kazalarda 25, üçüncü günü meydana gelen kazalarda 28 kişi hayatını kaybederken, dönüş yolunda da 9 kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti.

Kazalarda hayatını kaybedenlerin oranı, en son 5 gün tatil olan 2010 yılının bayram tatiline göre yaklaşık yüzde 10 azaldı. ■ Cumhuriyet, (12.8.2013)

BANKALAR: HESAPLARINIZDA DİKKAT EDİN!

Diyarbakır'da görev yapan bir memur, Adana'daki bir banka şubesinden aldığı kredi için kesilen 325 liralık dosya masrafını tüketici hakem heyeti kararıyla geri aldı ancak diğer hesabını kontrol eden tüketici, bankanın kendisine ödediği paranın bu hesaptan kesildiğini fark etti.

Edinilen bilgiye göre, Yargıtay'ın bankaların kredi verirken dosya masrafı adı altında vatandaştan aldığı parayı iadesi yönünde içtihat oluşturması üzerine Diyarbakır'ın Hani ilçesinde görev yapan memur Türehan Serkan Kocaçiftçi de 2010 yılında Adana'daki bir banka şubesinden aldığı 40 bin lira tüketici kredisi için kesilen 325 lira dosya masrafını geri almak amacıyla Tüketici Hakem Heyeti'ne başvurdu.

Hani Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyeti, Kocaçiftçi'yi haklı bularak bankadan paranın iadesini istedi. Ancak banka, karara itiraz ederek dosyayı Hani Asliye Hukuk Mahkemesi'ne taşıdı.

Mahkemenin icra kararı üzerine parayı ödemek zorunda kalan banka, Kocaçiftçi'ye 325 lirayı ödedi. Kocaçiftçi parayı aldığı için sevinirken, hesaplarını kontrol için bankanın ATM'sine gittiğinde ise şoke oldu. Çünkü kredi kullandığı hesabına 325 lira yatırılmış ancak başka bir kredili mevduat hesabından 380 lira kesilmişti. Bankanın Diyarbakır'daki şubesinden hesabındaki hareketlilik ile ilgili bilgi isteyen vatandaşa icra masrafları için başka bir bankaya yapılan 35 lirası EFT olmak üzere 380 lira çekildiği söylendi.

Paranın bilgisi dışında harcandığını belirterek dekont isteyen Kocaçiftçi'den banka personeli 12 lira ekstre ücreti istedi. Paranın iadesi için yeniden Hani Kaymakamlığı Tüketici Hakem Heyetine başvuran Türehan Serkan Kocaçiftçi, Hani Cumhuriyet Başsavcılığı'na usulsüzlük yaptığı gerekçesiyle banka hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç yerinin Adana olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı veren Hani Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı Adana Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. ■ Cumhuriyet, (12.8.2013)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura