Diğerleri > Sis Çanı
05-03-2015
NELER OLDU 7-12 ARALIK 2014 (Yolsuzluk, borçlanma, yabancıya toprak, OMT, bankalar, gelir dağılımı, enflasyon, Dolar, gelişme, dış açık, bölücülük, yabancı sermaye, özelleştirme)

Cihan Dura

5.3.2015


 7.12.2014 

YOLSUZLUK, KAYIRMA, NEPOTİZM: ERDOĞAN’IN KUZENLERİ KARİYER BASAMAKLARINI HIZLA TIRMANIYOR

Recep Tayyip Erdoğan’ın kuzenleri AKP iktidarı döneminde mesleki kariyer basamaklarını hızla çıkmakta olmaları dikkat çekti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın iki gün önce hayatını kaybeden teyzesi Meliha Er ile ilgili basında çıkan haberlerde bir ayrıntı dikkat çekti. Haberlerde taziyeleri kabul eden Meliha Er’in beş oğlunun da mesleklerinde yükselişlerinin Erdoğan’ın başbakanlığıyla aynı döneme denk geldiği ortaya çıktı.

Erdoğan’ın kuzenlerinden İbrahim Er 2011’de Danıştay üyeliğine atanırken, Recep Ali Er 2009 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun Ankara Bölge Müdürü olarak atanmıştı. Adnan Er bu yıl Rize Üniversitesi’nde Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı görevine atanırken, gazeteci Cengiz Er ise 2011’de Çalık Holding bünyesinde kurulan A Haber kanalında genel yayın yönetmeni oldu. Tüccar olan Ali Yaşar Er ise Rize Ticaret Odası’nda Yönetim Kurulu Üyesi olarak görev yapmakta.

Danıştay üyesi kuzen
Başbakan Erdoğan’ın kuzenlerinden İbrahim Er, geçtiğimiz yıl Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından Danıştay üyeliğine atanarak dikkatleri çekmişti. 2000 yılına kadar öğretmenlik ve okul müdürlüğü yapan Er, 2000-2003 yılları arasında Bingöl’de ilköğretim müfettişliği yapmış ve sonrasında Erdoğan’ın başbakanlığıyla birlikte kariyer basamaklarını tırmanmaya başlamıştı.

2003 yılında Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne Genel Müdür Yardımcısı olarak atanan Er, 2007 yılında ise MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü koltuğuna oturmuştu.

12 Eylül 2010’daki referandum sonrasında yüksek yargının yapısında yapılan değişiklikler Er’e 2011’de Danıştay’ın kapılarını açmıştı.

Kritik görevde bulunuyor
MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da içinde bulunduğu MİT üyelerinin savcılık tarafından ifadeye çağırılmasıyla ortaya çıkan krizde Danıştay’a atanan kuzen Er’in kritik bir göreve atandığı ortaya çıkmıştı. Er’in üyesi bulunduğu Danıştay 1. Dairesi, Başbakan’ın MİT görevlileri için soruşturma izni vermemesi durumunda buna karşı Danıştay’a başvurabilecek olan Cumhuriyet Savcısının başvurusunu inceleyecek.

MİT krizi döneminde Danıştay 1. Dairesi’nde yer alan savcıların görev yerleri değiştirilirken üye sayısında da azaltmaya gidilmişti. Uzun zaman görevde bulunan üyeler başka dairelere atanırken, İbrahim Er görevinde kalmaya devam etmişti.

Suat Kılıç baltayı taşa vurmuştu
Erdoğan’ın diğer kuzeni Recep Ali Er ise 2009 yılında Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun Ankara Bölge Müdürü olarak atanmıştı. 2006 yılına kadar Bingöl ve Trabzon’da öğretmenlik ve idarecilik yapan Recep Ali Er, 2006 yılında ise Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Samsun Bölge Müdürlüğüne bölge müdürü olarak atanmıştı.

Er, geçtiğimiz yıl Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın Ankara’da öğrenci yurtlarını teftiş ederken bir öğrencinin şikayeti üzerine “sorunu hemen çözün” şeklindeki talimatına “Pazartesi hallederiz” şeklinde cevap vermesi sonucu Kılıç tarafından “Pazartesi olmaz, hemen çözeceksin” sözleriyle gündeme gelmişti. Kılıç tarafından azarlanan Er’in Erdoğan’ın akrabası olduğunu ortaya çıkınca basın “Suat Kılıç baltayı taşa vurdu” yorumunu yapmıştı.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nde kuzen daire başkanı
Erdoğan’ın öğretmen kökenli bir diğer kuzeni Adnan Er ise 2012 yılı başlarında şimdiki adı Recep Tayyip Erdoğan olan Rize Üniversitesi’nde Sağlık Kültür ve Spor Dairesi Başkanlığı görevine atandı.

1996’da öğretmen olarak göreve başlayan Er, üniversitedeki görevine atanmadan önce Rize Sosyal Bilimler Lisesi’nde Müdür olarak görev yapmaktaydı.

Yandaş basında genel yayın yönetmeni kuzen
Erdoğan’ın bir diğer kuzeni Cengiz Er ise yandaş basındaki yükselişini sürdürüyor. Uzun yıllar Kanal 7’de çalışan Er, 2006’da transfer olduğu Kanal 24’te genel yayın yönetmenliği görevine getirildi. Er daha sonra Erdoğan’la yakınlığı ile bilinen Çalık Holding bünyesinde kurulan A Haber kanalında genel yayın yönetmeni oldu. ■ Sol, (7.12.2014)

 

8.12.2014

YOLSUZLUK, MÜSADERE: KİMLERİN MALI MÜSADERE EDİLMELİ?

İslam fakihlerine göre yasa koyucunun (şari’) yasa koyarken gözettiği beş maksat vardır: Canı, dini, malı, aklı ve nesli korumak.

Bütün hükümler bu beş maksada dönüktür. Yasayı eğer kamu otoritesi uygulayacaksa, bireysel ve toplumsal hayatın sükun ve barışı için bunlar yönetimin halka karşı ana görevleri arasında yer almaktadır. “Malı koruma”dan iki şey anlayabileceğimizi düşünüyorum: Biri kişinin meşru yollardan (emek, hibe, miras vs.) kazandığı mal; diğeri toplumun genel serveti olan mal. İkincisinin klasik literatürdeki karşılığı Beytü’l-mal olup bugünkü karşılığı “kamu bütçesi”dir. Toplumun malı da iki şekilde teşekkül eder: Vergi ve tabii zenginliklerin işletilmesi, devri vs. İslam devletlerinde başlangıçta ihdas edilen müsadere toplumun hakkı olan malı ve parayı zimmetine geçirenlerin, görevlerini kötüye kullananların, nüfuz ticareti yapanların, rüşvet ve yolsuzluk, usulsüzlük yaparak haksız iktisaplarda bulunanların mal ve mülklerine el koyma, yani Beytü’l-mal’a iade etme yolu olarak benimsenmişti. Bu tür müsadere hem hukukidir hem zaruridir. Genellikle Osmanlı’da müsadere sistemi padişahın yargı yetkilerinden biridir. Kuvvetlerin tek elde toplandığı klasik sistemde padişahın re’sen birinin haksız kazancına el koyması anlaşılır bir şeydir. Doğru olanı müsaderenin bir fetvaya veya bir mahkeme kararına dayalı olmasıdır. İsyancıların vârislerini mahrum bırakacak şekilde mallarının müsaderesi büyük haksızlıktı.Bence bugün de ortada apaçık bir durum söz konusuysa, hem kamu bütçesini yağmadan kurtarmak hem kamu vicdanının infialinin önüne geçmek için müsadereye başvurulur. Yerel yönetimlerde ve merkezi idarede görev alanlar kamu vicdanını isyan ettirecek ölçeklerde zenginleşiyor, birkaç sene içinde normal bir vatandaşın 50-60 senede biriktiremeyeceği servete sahip olabiliyorlar. Böylesi durumlarda padişah sorgusuz sualsiz vezirin malına mülküne el koyardı, bugün de bu bir anda servet toplama rekoru kıranların mal ve mülklerine el konulabilmelidir.

Önceki yazıda işaret ettiğimiz üzere zaman içinde müsadere iki yoldan suistimale uğramıştır: Biri padişahın veya eyelet yöneticilerinin açık veren kamu bütçesini finanse etmeleri; diğeri muhaliflerin mallarına mülklerine el koymak suretiyle onları cezalandırma, mali yönden çökertme yoluna gitmeleri. Bu haksızlıktı. Ancak mülkiyet hakkı ve mal emniyetinin ihlaline uzanmadığı sürece rüşvet ve yolsuzluk yaparak servet iktisap edenlerin servetlerinin müsadere yoluyla Beytü’l-mal’a aktarılmasına bugün de ihtiyaç vardır.

Müsadereyi hak ve hukuk ihlalinden çıkarmanın yolu, yöneticilere ve siyasilere uygulanmasıyla sınırlı tutulmaktan geçer. Fertlerin tasarruf sonucunda biriktirdikleri meşru servetlerine veya stk’ların, vakıf ve derneklerin bağış veya işletme yoluyla sahip oldukları taşınır ve taşınmaz mal ve mülklerine el koymak gayrimeşru siyasetin zulüm aracıdır. Osmanlı’da gayrimüslimler müsadere dışı tutulmuşken, bugün onların vakıf mallarına el koymak da aynı şekilde büyük haksızlıktır. Eğer muhalif cemaat ve grupların mal ve servetlerine el konulacak olursa, 17. yüzyılda tamamen keyfi hale gelmiş IV. Murad usulü müsadere dönemine geri dönmüş olacağız. IV. Murad, isyanları bastırmak veya muhalifleri susturmak üzere sayısız idama karar vermiş, muhaliflerin servetlerini müsadere etmiş, bunun sonucunda öksüzler sorunu ortaya çıkmıştır. “Öksüz malını korumak için III. Mustafa ve II. Selim zamanlarında miras sahiplerinin hesapları görülerek borçları ödendikten sonra kalan kısmının miras kurallarına göre vârislere taksimi kararlaştırılmıştır.”

Özetle, bugün rüşvet ve yolsuzluk yaparak servet sahibi olanların mal ve mülklerine el konulmalı; müsadere sadece rüşvet ve yolsuzluk sonucu servet toplayanlarla sınırlı tutulmalı; fertleri ve sosyal grupları iktidarların bir cezalandırma aracı olarak kullanmak istedikleri müsadere teşebbüslerine karşı koruyacak tedbirler alınmalıdır. Müsadere hükmünün maksadı toplumu ve muhalifleri değil, yolsuzluk yapan yöneticileri ve siyasileri cezalandırmaktır. ■ Ali Bulaç, Zaman, (8.12.2014)

BORÇLANMA, ÖZEL: DÖVİZ AÇIĞI 179 MİLYAR DOLARA ÇIKTI, ŞİRKETLER DİKEN ÜSTÜNDE

Merkez Bankası’nın derlediği son verilere göre Eylül 2014 itibarıyla firmaların 96,9 milyar dolar dövizi, 275,9 milyar dolar döviz borcu bulunuyor.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura