Diğerleri > Sis Çanı
07-01-2014
NELER OLDU 7-12 ARALIK 2013 (Yabancı sermaye, dincilik, altın, yolsuzluk, özelleştirme, bölücülük, Dolar, karşı-devrim, eğitim)

Cihan Dura

7.1.2014


 7.12.2013 

 

YABANCI SERMAYE: 5 DEV SATIŞA ONAY

Rekabet Kurulu, bazı devralma ve ortaklık başvurularını karara bağladı. Buna göre 5 büyük Türk firmasının ortaklık ve satışları onaylandı.

Rekabet Kurumunun internet sitesindeki duyurulara göre, Flo Mağazacılık'ın yüzde 27'sinin Mater Footware B.V, yüzde 11,5'inin BİM Birleşik Mağazalar AŞ ve yüzde 11,5'inin Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı tarafından devralınması işlemine izin verildi.

Kurul, Arzum Elektrikli Ev Aletleri Sanayi ve Ticaret AŞ'nin yüzde 49 oranında hissesinin SDA International S.a.r.l. tarafından devralınması işlemini uygun buldu.

Panasonic Corporation tarafından Viko Elektrik ve Elektronik End. Sanayi ve Ticaret AŞ'nin yüzde 90 oranında hissesinin gerçek kişi hissedarlardan devralınması işlemine izin verildi.

Ajinotomo Co. Inc. tarafından yüzde 50 oranında hissesinin devralınması ile Kemal Kükrer markası ile bilinen Kükre Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Nakliyat ve Özel Eğitim Hizmetleri Ticaret ve Sanayi AŞ'nin ortak girişime dönüştürülmesi işlemi uygun bulundu.

Kurul, Investcorp Bank B.S.C. tarafından Gulf Delicatessen Investors S.a.r.l. vasıtası ile Namet Gıda Sanayi ve Ticaret AŞ'nin ortak kontrolünün devralınması işlemine izin verdi.

DİĞER KARARLAR

Rekabet Kurulu'nda onaylanan diğer kararlar da şöyle:

- Migros Ticaret AŞ ile Detay Elektronik ve Güvenlik Teknolojileri Reklam Sanayi ve Ticaret AŞ arasında 1 Ağustos 2013'te imzalanan sözleşmenin, grup muafiyetinden yararlandığına karar verdi.

- Finmeccanica S.p.A ve First Reserve Power Limited'in elinde bulunan Ansaldo Energia S.p.A çoğunluk hisselerinin Fondo Strategico Italiano S.p.A. tarafından devralınması işlemine izin verildi.

- Kurul, Trenkwalder Ebru Medikal ve Temz. Gıda Peyz. Taş. AŞ'nin yüzde 5 oranında hissesinin Trenkwalder Grup Yönetim Hizmetleri AŞ tarafından devralınması işlemine izin verdi. ■ Akşam, (7.12.2013)

 

8.12.2013 

DİNCİLİK, İÇ BEDHAH: HAZRETİ GAZETECİ

 

Hariciye nazırımız açıkladı.

Mısır’da dört aydır tutuklu bulunan ve “bana bir şey olursa, beni Gafir mezarlığında Mustafa Sabri Hazretleri’nin kabrine defnedin” diyen TRT muhabiri, nihayet serbest bırakıldı.

*

Tutukluyken sustuk.

Artık yazabiliriz.

*

Bu arkadaşın yanına defnedilmek istediği Mustafa Sabri hazretleri... Vahdettin’in şeyhülislamıydı. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin kurucularındandı. İslam Teali Cemiyeti’nin kurucularındandı. Kuvayi Milliye’ye “kudurmuş haydutlar” diyordu. “Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat, Ankara’dadır” şeklinde bildiri yayınladı. Mustafa Kemal hakkındaki ölüm fermanını, bizzat kaleme aldı, “öldürülmesi caizdir, hatta dini vazifedir” dedi. İşgalcilere karşı Anadolu’nun yanında saf tutan Denizli, Isparta, Uşak, Antalya, Sinop müftülerini görevden azletti; Ankara müftüsü için idam fermanı çıkardı. Anadolu Cemiyeti adıyla örgüt kurdu, İzmir’deki Yunan Yüksek Komiserliği’ne teklifte bulundu, “Mustafa Kemal’in pençesinden kurtarmak için Batı Anadolu’da özerk hükümet kuralım, yönetimin başında Hıristiyan vali bulunsun, ordusundan Yunan başkomutanı sorumlu olsun” dedi, Atina’ya iletildi, Yunan Başbakanı Gunaris teklifi inceledi, “kendi milletini satan hainlere ihtiyacımız yok” cevabını verdi. Ama, Mustafa Sabri’nin Yunanistan’a ihtiyacı vardı. Milli mücadele kazanılınca, İngiliz gemisiyle kaçtı, Yunanistan’a sığındı, basın patronu oldu, Yarın adıyla gazete çıkardı. O gazeteye 1927 senesinde, “Allah’ın huzurunda Türklükten istifa ediyorum, tövbe yarabbi tövbe Türklüğüme, beni Türk milletinden addetme” diye yazdı. “Elimden gelse bütün Türkleri Arap yaparım, bunların vaktiyle Araplaşmadığına eseflenirim” diye yazdı. Hilafetin yeniden kurulması için, dönemin Papa’sı XI. Pius’a mektup gönderdi, Vatikan’dan yardım istedi. Yunanistan’dan Suudi Arabistan’a geçti, en son Mısır’a yerleşti, El Ezher Üniversitesi’nde ders verdi, Kahire’de öldü, Gafir mezarlığına gömüldü.

*

E haklıymış yani o gazeteci arkadaş...

Bu kadar hayırlı bi basın duayenimiz varken, Ramses’in yanına gömülecek değildi herhalde! ■ Yılmaz Özdil, Hürriyet, (8.12.2013)

ALTIN’DA BÜYÜK TEHLİKE!

Fiyatlar böyle giderse...

Altın çağı sona eriyor. Altın fiyatlarındaki düşüş, altın madenlerini kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Dünyada altın başta olmak üzere bakır, kurşun, çinko ve gümüş arama faaliyetleri son bir yılda yaklaşık yüzde 50 azaldı. Gelecek dönemde altın fiyatlarının artmaması halinde altın madenciliğinin büyük problemler yaşayacağı belirtiliyor.

ÜRETİM NE KADAR OLUR?

Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Akdur, geçen yıl Türkiye'de madenlerden 29,5 ton altın üretildiğini, 2013 yılı altın üretiminin ise 33 ton olmasını beklediklerini belirtti. Son dönemde altın fiyatlarının düşmesi ve maliyetlerin artmasının altın madenciliğine olan ilgiyi azalttığını anlatan Akdur, altın fiyatlarındaki düşüş nedeniyle Avustralya, Kanada, Afrika ve ABD'de bazı altın madenlerinin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti.

YATIRIMCILARIN İLGİSİ AZALIYOR

Dünyada altın başta olmak üzere bakır, kurşun, çinko ve gümüş aramalarında son bir yılda yaklaşık yüzde 50 azalma yaşandığını ifade eden Akdur, buna son dönemde maden fonlarında yüzde 56, maden aramalarında yüzde 55, yeni altın rezervlerinde ise yüzde 45 oranında azalmanın neden olduğunu vurguladı.

Gelecek dönemde
altın fiyatlarının artmaması halinde altın madenciliğinin büyük problemler yaşayacağını ifade eden Akdur, şöyle konuştu: "Türkiye'de de bazı projeler, fiyatların düşmesi nedeniyle ekonomik olmadığı için askıya alındı. Yatırımcıların da ilgisi azaldı. Fiyatlardaki düşüş nedeniyle son 20 aydır altın madeni aramaları için harcanan fonlarda önemli azalmalar yaşandı. Yeni arama bütçelerinde önemli düşüşler yaşanırken daha önce yatırım yapılabilir konumdaki bir çok proje de askıya alındı. Bunun da nedeni, fiyatlar yüksek iken 1 ton kayada bir gram altın olan kaynaklar ekonomik olarak işletilebilirken, fiyatların düşüşe geçmesiyle birlikte artık bunun ekonomik olarak mümkün olmamasından kaynaklanmaktadır. Fiyat düşüşü aynı zamanda dünyada borsaya kayıtlı bazı altın şirketlerinin hisse senetlerinin değerlerinin düşmesine de yol açtı."

1300 DOLAR SINIRI ÇOK ÖNEMLİ

Dünyada bir ons (31,1 gram) altının maliyetinin ortalama 1.250 dolara kadar yükseldiğini ifade eden Akdur, "Bu nedenle bazı madenler spot piyasadaki altın fiyatlarının altında üretimlerini sürdürürken bazılarının maliyeti altın fiyatlarının üstüne çıkmış durumda. Otoritelere göre 1 ons altının maliyeti 1300 dolara çıkarsa bu altın için sürdürülebilir bir fiyat olamaz" diye konuştu.

KAÇ TON ALTIN ÇIKARTILDI?
Türkiye'de 2001 yılında başlayan altın üretimi, her geçen yıl artıyor. 2001 yılında 1,4 ton ile başlayan altın üretimi, 2006'da 8 ton, 2008'de 11 ton, 2009'da 14,5 ton, 2012 yılında ise 29,5 tona yükseldi. Böylece altın madenciliğinin başladığı 2001 yılından 2012 yılı sonuna kadar Türkiye'de üretilen altın miktarı 136 tonu geçti. ■ Haberturk, (8.12.2013)

İŞTE TÜRKİYE'NİN YOLSUZLUK KARNESİ!

Dünyada kaçıncı sırada?

Almanya merkezli bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International) dünya ülkelerinin yolsuzluk endeksini çıkardı.

TÜRKİYE 53. SIRADA

IrishTime'ın haberine göre; raporda Türkiye 177 ülkede yapılan araştırmalar sonucunda 53’üncü sırada yer aldı.

EN AZ YOLSUZLUK DANİMARKA'DA

Rapora göre dünyada en az yolsuzluk yapılan ülke Danimarka. İlk 10’da sırasıyla; Yeni Zelanda, Finlandiya, İsveç, Norveç, Singapur, İsviçre, Hollanda, Avustralya ve Kanada yer alıyor.

Listeye göre dünyada en çok yolsuzluk yapılan 10 ülke ise sırayla; Somali, Kuzey Kore, Afganistan, Sudan, Güney Sudan, Libya, Irak, Özbekistan, Türkmenistan ve Suriye. ■ Haberturk, (8.12.2013)

 

9.12.2013

ÖZELLEŞTİRME: AKP ÖNCESİ HÜKÜMETLERİN SATTIĞI LİMANLAR

Giresun Limanı 1997′de 3,2 milyon dolara Çakıroğlu’na satıldı. Hopa Limanını 1997′de 4 milyon dolara Turgay Ciner’e sattılar. Sinop Limanı 1997′de 800 bin dolara Çakıroğlu’na satıldı. Tekirdağ Limanı 1997′de 104,9 milyon dolara Akkök’e satıldı. Ordu Limanı 1997′de 1,6 milyon dolara Çakıroğlu’na satıldı. Rize Limanı 1997′de 5,6 milyon dolara Asım Çillioğlu’na satıldı. Antalya Limanı 1998′de 29 milyon dolara Global’e satıldı. Marmaris Limanı 2001′de 14,9 milyon dolara Marmaris’e satıldı

AKP hükümetinin sattığı limanlar

Kuşadası Limanı 2003′de 27 milyon dolara Global’e satıldı. Çeşme Limanı 2003′de 12,5 milyon dolara Ulusoy’a satıldı. Dikili Limanı 2003′de 4,2 milyon dolara Kolin İnşaat’a satıldı. Trabzon Limanı 2003′de 22,4 milyon dolara Albayrak’a satıldı. Mersin Limanı 2007′de 755 milyon dolara PSA-Akfen’e satıldı. Bandırma Limanı 2010′da 175,5 milyon dolara Çelebi’ye satıldı. Samsun Limanı 2010′da 125,2 milyon dolara Ceynak’a satıldı. İskenderun Limanı 2010′da 372 milyon dolara Limak’a satıldı.

Derince limanını da satmak istiyorlar. İzmit Körfezi’nde 36 liman var. 34′ü aktif, 2′si inşaat hâlinde. 36 limanın sadece 2′si kamuya ait. Bunlardan biri de Derince Limanı. Hükümet, 36 yıllığına satışa çıkardı. CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’a göre kime verileceği de belli; Turgay Ciner.

Derince Limanı’nda son günlerde neler olmuş bakalım;

Geçtiğimiz günlerde, İtalya’ya uyuşturucu kaçırmak isteyen 4 kişi tutuklandı. Hakkari’den getirilecek eroini gemiyle İtalya’ya göndermeyi planlanıyormuş. Uyuşturucuyu İstanbul’dan alarak Derince Limanı’ndaki bir gemi kaptanına verecekmiş. 11 kilo 225 gram eroin.

Özelleştirmelerle sadece vatan, vatanın gümrükleri, limanları, fabrikaları satılmadı. Bir millet, topyekun dünya uyuşturucu çetelerinin eline de teslim edildi. ■ http://www.ulusalbakis.com/ (9.12.2013)

BÖLÜCÜLÜK: AKP BÖLGEYİ PKK'YA BIRAKTI

Kepenklerin 2 gündür kapalı olduğu Yüksekova'da dün yine gerginlik yaşandı. Yollara barikat kurup ateş yakan göstericilere polis gaz bombası ile müdahale etti.

AKP Abdullah Öcalan ve PKK'lılarla sürdürdüğü "açılım" görüşmelerinde Güneydoğu bölgesini fiilen PKK'ya teslim etti. Yasal düzenlemeler beklenmeden fiili özerklik için düğmeye basıldı. Daha önce uzun süre bölgede görev yapmış olan Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, bölgede silahların şehirlere indirildiğini belirterek, "Milisler için silah sevkiyatı yapıldı. Şu anda her evde silah var" dedi.

Yüksekova'da "PKK mezarlığına saldırı olduğu" gerekçesiyle başlayan ve iki kişinin ölümü ile sonuçlanan olaylar bölgeye yayılmaya çalışılıyor. Yüksekova olaylarını protesto etmek için bölgede gösteriler yapılırken, PKK'nın olayları büyütmesinin asıl nedeninin bölgede fiili durum oluşturarak kontrolü tamamen ele almak olduğu belirtiliyor.

Talimat Öcalan ve Kandil'den

Öcalan, AKP Hükümetinin görevlendirdiği kişilerle yaptığı görüşme sonrasında PKK'ya gönderdiği mesajda, AKP'nin istenilen yasal düzenlemelerin hepsini yapamayacağını işaret etmişti. Sürecin bozulmamasını ve AKP'nin hoş görülmesini ima eden Öcalan, yasalar beklenilmeden gerekenlerin yapılmasını istemişti. Öcalan'ın bu açıklaması BDP çevrelerinde "Siz gerekeni yapın, Hükümet ses çıkarmayacak" şeklinde algılandı.

Daha sonra Kandil'den yapılan açıklamada da aynı vurgular yapıldı. PKK'nın yeni yapılamasında, örgütün en üst organı olan KCK Yürütme Konseyi'nin Eş Başkanı Bese Hozat, devletten yasal düzenleme beklemeden kendi demokratik özerk sistemlerini kuracaklarını bildirdi. Hozat "Bölgenin içinden geçtiği siyasi konjonktür Kürtler için birçok imkan ortaya çıkarmıştır. Kendi demokratik özerk sistemimizi kuracağız. Bundan sonraki süreç gerçek bir halk savaşı süreci olacaktır. Geçmiş süreçte devrimci halk savaşı tek ayaklı yürüdü, gerilla savaşıyla sınırlı kaldı. Bundan sonra bu böyle olmayacak, olamaz da" dedi.

Emekli Jandarma Kurmay Albay Ergen: Nedeni anlaşılıyor

Daha önce bölgede uzun süre görev yapmış emekli Jandarma Kurmay Albay Aziz Ergen, AKP'nin izlediği "açılım" politikası ile PKK'nın kırsaldan şehirlere indiğini belirterek, "PKK uzun süredir hazırlık yapıyordu. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi ateşkes dönemini bölgeye iyice yerleşme, silah sevkiyatı yapma için kullandı. Bu konuda çok uyardık ama dinletemedik. Bölgede görev yapan askerler psikolojik baskı altına alınıp hareketsiz hale getirildi" dedi.

Ergen şunları söyledi: "Bölgeye getirilen ve kırsaldan indirilen silahlar milislere dağıtılmış durumda. Şu anda her evde yeteri kadar silah mevcut. TSK'nın eli kolu bağlandığı için PKK bu işleri elini kolunu sallayarak yaptı. Şu anda bölge sanki PKK'ya terk edilmiş görüntüsü veriyor. Yapılan hatalar telafi edilemez noktalara doğru ilerliyor. Bu durumu görünce Ergenekon, Balyoz gibi operasyonların kimler tarafından, neden yapıldığı da anlaşılıyor." ■ Aydınlık, (9.12.2013)

 

ÖZELLEŞTİRME’YE KARŞI AÇLIK GREVİ

Muğla Yatağan'da özelleştirmeye karşı açlık grevi bugün başlıyor. 29 Aralık'a kadar sürecek olan açlık grevini, 10 kişilik ekipler 2'şer gün dönüşümlü olarak sürdürecek. İşçiler kararlı: Gerekirse ölmeye hazırız

Sodra Dağı'na çıkarak seslerini hükümete duyurmaya çalışan, ardından dört günlük Ankara yürüyüşü ile Meclis'in kapısına dayanan Yatağan işçisi, bugün de açlık grevine başlıyor. 10'ar kişilik ekipler oluşturuldu. Her ekip 2'şer gün dönüşümlü bir şekilde Yatağan Termik Santralı önünde kurulan yeni çadırda açlık grevine başlayacak. Açlık grevi 29 Aralık'ta Milas'ta yapılacak olan mitinge kadar sürecek. Maden ve enerji işçileri, açlık greviyle hükümete "Her şeyi göze aldık, kararlıyız" mesajı verecek. Hem şube başkanları hem de işçiler neden açlık grevine başlayacaklarını anlattı.

'Özelleştirme kararından vazgeçin'

TES-İş Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik, "İşimiz, aşımız, yarınlarımız ve ülkemiz için mücadele neyi gerektiriyorsa yapmaya devam edeceğiz. Açlık grevi de bunlardan birisi. Meşru protesto kurallarının neredeyse tıkandığı ya da şiddetle karşılık bulduğu ülkemizde açlık greviyle siyasi iktidarı özelleştirme kararından vazgeçmeye çağıracağız" dedi.

Maden-İş Yatağan Şube Başkanı Süleyman Girgin de, açlık grevinin ölümü göze alan bir eylem biçimi olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

"Açlık grevi hiçbir zaman amacı ölüm olan bir eylem biçimi değildir. Ölümü göze alan ama ölümü istemeyen bir eylem biçimidir. Bizler maden ve enerji işçileri olarak bu mücadelede her şeyi göze aldık ve kararlıyız. Bu kararlılığımızın bir ifadesi olarak dönüşümlü bir şekilde büyük mitinge kadar sürecek olan açlık grevi yapacağız. Açlık greviyle amacımız, yaşama ve mücadeleye dair taleplerimizi duyurmaktır. Özelleştirme kararından vazgeçilene kadar kararlılıkla eylemlerimizi sürdüreceğiz."

Yatağan işçisi: Gerekirse ölmeye hazırız

İşçilerden Kudret Uçar, dışa bağımlılığın giderek arttığını ve özelleştirilen kurumlardan elde edilen gelirin nelere gittiğinin belli olmadığını belirtti. Uçar, dış borcun çığ gibi büyüdüğüne ve gelir getiren kurumların satıldığına dikkat çekerek, "Bu talana dur diyoruz. Üretmeye, misli misli kâr ettirmeye işçi sınıfı olarak hazırız. Yeter ki önümüzdeki zayıflatıcı engeller kaldırılsın. Bu yanlışlıklardan vazgeçilene kadar ölesiye mücadelemize devam etmekte kararlıyız" diye konuştu. İşçilerden Hikmet Turan da, üreterek istenilen geliri ikiye katlamaya hazır olduklarını söyledi. Her ekonomik krizin Kamu İktisadi Teşekkülleri gelirleriyle atlatıldığını belirten Turan, sözlerini şöyle bitirdi: "Onun için diyoruz ki işçi sınıfı adına özelleştirmeye son verin. Biz üretmeye son sürat devam edeceğiz. Bu temennilerimiz gerçekleşene kadar açlık grevi değil, gerekirse bu uğurda ölmeye hazırız. Nasıl olsa ölümden öte ölüm de yok." ■ Behiye Yaraşçı, Aydınlık, (9.12.2013)

 

10.12.2013 

BÖLÜCÜLÜK: PKK'NIN İSYAN TAKVİMİ!

Güneydoğu yanıyor, Kürdistan adım adım inşa ediliyor.

Yüksekova'da başlayan kalkışma Diyarbakır, Van, Bitlis ve Şırnak'a sıçradı ki bunun adı isyan sürecinin fiili olarak start almasıdır.

PKK'nın Lice'de 4 askeri dağa kaldırıp bırakma olayı sözde barış sürecinde sona gelindiğini gösteriyor.

Ama Öcalan son yaşananlara provokasyon diyor demeyin, o beyan AKP'yi taahhütlerinde zorlama ve ilişkiyi tamamen koparmama adınadır. Öcalan serbest kalmak için yakaladığı tarihi fırsatı harcamak istemiyor.

Hep yazdığımız gibi PKK artık vaat yerine seçim öncesi somut tahsilat talep ediyor. Bunun için yapılan görüşmelerin isimlendirilmesinden yani yeni statüye resmiyet kazandırılmasından Apo'ya af ve Özerk Kürdistan'a kadar MİT aracılığı ile kendilerine vaat edilenlerin seçim öncesi yerine getirilmesi bağlamında isyan dahil bütün argümanların devreye sokulacağının işaretini veriyor.

Diyeceksiniz ki mevsimsel şartlar PKK'nın terör yapmasına engel!

Karakol baskınları için belki öyle ama şehirlerde yapılacak kitlesel kalkışmalar için mevsimin engel olmadığı önceki günkü olaylarla kanıtlandı ki tahminimiz bu tür toplu olaylar AKP'yi zorlama adına seçime kadar sürdürülecektir.

Tablo maalesef vahameti çağrıştırıyor zira başlatılan sözde barış süreci ile PKK hem uluslararasılaştı hem de derlenip toparlandı. İlaveten Büyük Kürdistan'ın iki ayağı olan Irak ile Suriye Kürdistan'ı bizzat AKP iktidarı tarafından ihya edildi. Dolayısı ile bu meselede artık dönüşü olmayan bir yoldayız.

Tesadüf mü, bilinçli tercih mi?

Bizim bölge takıntımız yok...

Öyle ki defalarca yazdım üniversite öğrenciliği yıllarımda evimi Güneydoğulularla paylaştım.

Bugün sadece tespit yapma adına Başbakan'ın çok önemli makamlara atadığı bazı Güneydoğu kökenlilere dikkat çekeceğim.

Birinci isim MİT Müsteşarımız Hakan Fidan'dır.

İkinci isim Genelkurmay Başkanımız Necdet Özel.

Üçüncü isim İçişleri Bakanımız Muammer Güler.

Aynı şekilde Diyanet Teşkilatımız yine bir Güneydoğuluya teslim.

Keza Maliye ve Sanayii Bakanlıkları da öyle!

Listeyi uzatmak mümkün lakin sözde barış süreci ikliminde üç tepe güvenlik kurumunun başında Güneydoğuluların olması eğer tesadüf değilse dikkate şayan bir tercih değil mi? ■ Sabahattin Önkibar, Aydınlık, (10.12.2013)

 

BÖLÜCÜLÜK: ÖCALAN, DIŞARIDAN MÜDAHALE İSTİYOR!

Fehmi Koru, 1993’te yazdığı bir yazıda, “İçerdeki nomenklaturayı değiştirebilmek için dış müdahale şarttır” diyordu.
Nomenklatura, Sovyetler Birliği’ndeki yozlaşmış seçkinler sınıfı için kullanılan bir kelimeydi. Türkiye’de de böyle bir seçkinler sınıfı olduğunu söylemek mümkündü ama bu gruplar da zaten eğitim bursları yoluyla ve dış müdahale ile sivil ve asker bürokrasiye hâkim olmuştu. Dolayısıyla değiştirilmeleri de ancak dış müdahale ile mümkün olabilirdi!
Sonuçta yine dış kaynaklı olarak, “paralel devlet” şeklinde organize edilen yeni nomenklatura ile emniyete ve yargıya hâkim oldular. Bu hâkimiyet sayesinde, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk gibi davalarla, esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkisini kırdılar.


***

Bugün gelinen noktada PKK adına konuşan Zübeyir Aydar, Amberin Zaman’a, “Askerin etkisi kırıldı; vesayetin kırılması önemlidir” diyerek memnuniyetini belirtiyor.
Peki bu “vesayet” in kırılması ile birlikte Türkiye nereye sürüklendi? Türkiye’yi parçalamak için kullanılan Abdullah Öcalan, son mesajında, “Çözüm için üç ayak önemlidir. Bunların başında yasal zemin gelmektedir. İkinci olarak, tarafların ve statülerinin bu yasal çerçeve içerisinde tanımlanması gerekir. Üçüncü olarak da bir izleme kurulunun ya da bir hakem heyetinin sürece dahil olması gerekir” dedi.
Zübeyir Aydar da “Biz üçüncü bir tarafın, bir devletin hakemliğini istiyoruz. Çünkü bunun sıkıntısı yaşanıyor. Oslo’da üçüncü taraf vardı. Aracı kurum kimdi. Yani birileri işte...” diye konuştu.
Aydar, “Devletle PKK arasındaki görüşmelerde aracılığı İngiltere mi yapıyordu?” sorusuna da “Söyleyemem” diye cevap verdi.
Üçüncü taraftan kasıtları, Türkiye’ye müdahale etmek için ABD, İngiltere veya onların öngöreceği şekilde BM heyeti oluşturulmasıdır.


***

Prof. Dr. Halil İnalcık, 2007 yılında “Bugün Türkiye için büyük tehlike şudur: Kürt liderler davayı Birleşmiş Milletler’e götürmeye çalışıyor. Barzani şimdiden BM ile temastadır. PKK, işte bu planın uygulanmasına hizmet etmektedir. PKK’nın asıl hedefi sınırda kalmayıp Türkiye içinde kanlı bir çatışma çıkarmaktır. Türkiye’de bir etnik çatışma çıkması ve Batı kontrolünde Birleşmiş Milletler’in, dünya barışı için bunu bir tehdit sayarak müdahalesi gerçek amaçlarıdır” demişti.
Zaten Türkiye’yi yönetenler, oltanın ucundaki “Avrupa Birliği’ne giriş zokası” nı bilerek yutmuş ve millî birliği temelinden sarsacak adımlar atmıştı. Türkiye’ye “dış müdahale” sağlayabilmek için “iç çatışma” çıkarmak hedefine kilitlenmiş ABD ve Avrupa’nın, tam da buna hizmet eden hemen her talebini yerine getirdiler.


***

AKP iktidarı 2007 yılında, İstanbul’daki Irak zirvesinde, sonuç bildirisine, “BM’nin Irak’taki çözüm sürecine aktif katılımı için çağrı yapılması” diye bir madde yazdırmıştı. Tayyip Erdoğan da daha sonraki konuşmalarında NATO’yu Kuzey Irak’a davet etmişti!
Erdoğan, 2010 yılının Temmuz ayında Toronto’da bir toplantıda, NATO’yu Kandil Bölgesi’nin kontrolü için göreve çağırmıştı!
Erdoğan, NATO’yu davet etmek söylemini kimseye danışmadan kullanmıştı. Oysa bu durum, Türkiye’nin bekâsı ile doğrudan
ilgiliydi.
Şu anda planlanan süreç, rejimi türban üzerinden dini kullanarak değiştirirken Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmaya ve bu coğrafyadaki devleti Büyük İsrail haline getirmeye dönüktür. BM müdahalesi veya hakem heyeti veya üçüncü bir tarafın veya devletin müdahalesini istemek, Türkiye’nin çözülmesini istemektir.
Bütün bu hesaplara rağmen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendisini koruyacak güce hâlâ sahiptir. Bunu, planlar bozulduğu zaman hep birlikte göreceğiz. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (10.12.2013)

 

ALTIN DÖNEMİNİN SONU

Dünyada bir ons (31,1 gram) altının maliyeti, ortalama 1.250 dolara kadar yükselirken, altın fiyatlarındaki düşüş, altın madenlerini kapanma tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Dünyada altın başta olmak üzere bakır, kurşun, çinko ve gümüş arama faaliyetleri son bir yılda yaklaşık yüzde 50 azaldı. Gelecek dönemde altın fiyatlarının artmaması halinde, altın madenciliğinin büyük problemler yaşayacağı belirtiliyor.
Altın Madencileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Akdur, 2013 Kasım sonu itibariyle Türkiye’nin 271 ton altın ithal ettiğini belirterek, yıl sonu altın ithalatı faturasının yaklaşık 12 milyar dolar olacağının tahmin edildiğini söyledi. Geçen yıl Türkiye’de madenlerden 29,5 ton altın üretildiğini hatırlatan Akdur, 2013 yılı altın üretiminin 33 ton olmasını beklediklerini belirtti. Dünyada altın başta olmak üzere bakır, kurşun, çinko ve gümüş aramalarında son bir yılda yaklaşık yüzde 50 azalma yaşandığını ifade eden Akdur, buna son dönemde maden fonlarında yüzde 56, maden aramalarında yüzde 55, yeni altın rezervlerinde ise yüzde 45 oranında azalmanın neden olduğunu vurguladı.


Madenler kapanabilir
Son dönemde altın fiyatlarının düşmesi ve maliyetlerin artmasının altın madenciliğine olan ilgiyi azalttığını anlatan Akdur, altın fiyatlarındaki düşüş nedeniyle Avustralya, Kanada, Afrika ve ABD’de bazı altın madenlerinin kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığını kaydetti. Gelecek dönemde altın fiyatlarının artmaması halinde altın madenciliğinin büyük problemler yaşayacağını ifade eden Akdur, şöyle konuştu: “Türkiye’de de bazı projeler, fiyatların düşmesi nedeniyle ekonomik olmadığı için askıya alındı. Yatırımcıların da ilgisi azaldı. Son 20 aydır altın madeni aramaları için harcanan fonlarda önemli azalmalar yaşandı. Yeni arama bütçeleri düştü, bir çok proje de askıya alındı. Bunun da nedeni, fiyatlar yüksek iken 1 ton kayada bir gram altın olan kaynaklar ekonomik olarak işletilebilirken, fiyatların düşüşe geçmesiyle birlikte artık bunun ekonomik olarak mümkün olmamasından kaynaklanmaktadır.”

İthalat rekor kırdı: 270.7 ton
Türkiye’nin 11 aylık dönemdeki altın ithalatı 270,7 tonla bütün zamanların en yüksek düzeyine ulaştı. Borsa İstanbul Kıymetli Madenler ve Kıymetli Taşlar Piyasası verilerinden derlenen bilgilere göre, 2012 yılında gerçekleştirilen altın ithalatı 120 ton 780 kilogram düzeyindeydi. 2013 yılının Ocak-Kasım döneminde gerçekleştirilen altın ithalatındaki artış, 2012 yılına kıyasla yüzde 124,1 oldu. 1995 yılından beri raporlanan verilere göre, Türkiye’de yıllık bazda en fazla altın ithalatı 269 ton 489 kilogram ile 2005 yılında gerçekleştirilmişti. Son 10 yıllık dönemde altın ithalatının ortalaması ise yıllık 166 ton 110 kilogram düzeyinde oldu. Türkiye en düşük altın ithalatını ise 2009 yılında yaptı. Bu dönemde gerçekleştirilen altın ithalatı 37 ton 592 kilogram düzeyinde idi. ■ Yeniçağ, (10.12.2013)

 

DOLAR’DA 1.92 TL HAYAL OLARAK KALDI

Merkez Bankası Başkanı Başçı’nın 26 Ağustos’ta “yıl sonu dolar kuru 1.92 TL olursa kimse şaşırmasın” sözlerini piyasalar tekzip etti. Aralık ayında dolar 2.03’TL’den işlem görüyor.

Dolar kuru Merkez Bankası Erdem Başçı’nın tahminini boşa çıkardı. Başçı ağustos 2013 tarihinde sıcak para çıkışlarından dolayı dolar 2 TL’yi aşınca, “Kimse yüksek olduğuna kanmasın.TL’nin değerini aslanlar gibi koruyacağız.. Yıl sonunda dolar/TL kuru 1.92 olursa şaşırmayalım” demişti..Yıl sonuna doğru yaklaştığımız şu günlerde dolar 2.03-2.04 TL’den işlem görüyor. Başkan Başçı’nın tahminde bulunduğu 26 Ağustos’ta da dolar kuru 2.03TL idi.İhracatçılar ve piyasa uzmanları ağustos ayında Başçı’nın bu tahmini üzerine “hata yaptı, doların yıl sonunu 1.92 TL’den kapatması imkansız” demişlerdi. Yılbaşına 20 gün kalmasına rağmen dolar 2TL’nin üstünde işlem görüyor.. Uzmanlar, ihracatçıların ve iş dünyasının tahmininin doğru çıktığını, Merkez Bankası’nın ise itibarının zedelendiğine dikkat çekiyorlar..Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan da , Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın yıl sonu dolar tahmini vermesinin büyük hata olduğunu söylemişti..


Faizler yükselmeyecek
Merkez Bankası Erdem Başçı 26 Ağustos 2013 tarihinde Anadolu Ajansı Finans Masası’nda yaptığı açıklamada yıl sonu dolar tahminini açıkladı. Başçı doların yılsonunda 1.92 TL olacağını öne sürdü. Başçı şöyle konuşmuştu:
Başçı aynı zamanda 10 yıllık tahvil faizlerinin de yılsonunda tek haneli olmasını beklediklerini belirtti. Başçı şu anda döviz kurlarıyla ilgili hiçbir endişe duymadıklarını söylerken faiz silahını kullanmayacaklarını belirtti. Başçı’nın bu konuşması sonrasında ise ağustos ayında piyasalar hareketlenmişti.. Dolar arka arkaya rekor kırarken 2.03 TL seviyesini de geçti.


Aslanlar gibi koruma !
Başçı döviz kurunun bugün yanlış yerde olduğunu belirtirken “Bunu herkes biliyor. Merkez Bankası’na Ekim sonuna kadar süre verin. Biz TL’nin değerini aslanlar gibi koruyacağız. Bunu sadece döviz silahıyla yapacağız. Faiz silahını kullanmayacağız. Türk Lirası’nı değer kazandırıcı şokları bizden bekleyin. Çok enteresan manevralar yapacağız. Faiz konusunda bizden şok beklemeyin. Faiz artışı beklemeyin, faiz sabit beklentisini bekleyin” diye konuşmuştu..
Dolar , dün itibariyle adeta serbest piyasada Başkan Başçı’nın üç ay önce söylediklerini tekzip edercesine 2,0370 TL’den işlem gördü. Euro da 2,7830 liradan satıldı. ■ Yeniçağ, (10.12.2013)

 

11.12.2013

BÖLÜCÜLÜK: KÜRTÇE ‘SESSİZ DEVRİM’ AÇILIMI

 “Türkçeden başka dillerin kullanılması”yla ilgili düzenleme sonrası hükümet sessiz sedasız adım attı. KDGM, “Sessiz Devrim”in Kürtçe basımını yaptırdı.


HÜKÜMETİN demokratikleşme vizyonunda tarihi açılım. Başbakanlık, “Kürtçe” sessiz devrim yaptı. Tarihi adımı, Başbakanlık’a bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı (KDGM) attı. Müsteşarlık tarafından hazırlanan “Sessiz Devrim: Türkiye’nin Demokratik Değişim ve Dönüşüm Envanteri (2002-2012)” isimli kitap, “Şoreşa Bêdeng” adıyla “Kürtçe” olarak basıldı. Kürtçe’nin yaygın kullanımı olan Kurmançi lehçesiyle kaleme alınan 264 sayfalık kitap, Türkiye’nin ilkleri arasında yer aldı. Kitapla birlikte Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından 30 Eylül 2013 tarihinde açıklanan “Demokratikleşme Paketi”ndeki, “Türkçeden başka dil ve lehçelerin kullanılması”nın önünü açan yeni düzenleme sonrası sessiz sedasız bir adım daha atılmış oldu. 

VALİLİKLER DE DAĞITACAK 

Ayrıca baskının, valiliklere de gönderildiği ve özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki vatandaşlara ulaştırılacağı kaydedildi. Kürt kökenli vatandaşlar da anadillerinde “Sessiz Devrim” olarak nitelendirilen 11 yıllık dönemde atılan adımları okuyacaklar. Yayının, Başbakan Erdoğan ile Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’a da sunulduğu kaydedildi. Eser, KDGM tarafından bugün Ankara’da düzenlenecek “Terörle Mücadele ve İnsan Hakları Konusunda Kurumsal Perspektifler” konulu panelde de katılımcılara dağıtılacak. 
Daha önce Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak basılan kitabın Fransızcası da yolda. KDGM, “Sessiz Devrim” adlı internet sitesini de yılbaşına kadar devreye sokacak. Sitede, kitabın tüm baskılarının da PDF formatında yer alacak.

BAŞBAKAN'DAN KÜRTÇE ÖNSÖZ

“Şoreşa Bêdeng” adıyla basılan Kürtçe “Sessiz Devrim” kitabının Önsöz’ünde bir de Başbakan Erdoğan’ın sunuşu yer aldı. Demokratikleşme için atılan adımları sıralayan Erdoğan, “Sessiz Devrim”in bundan sonraki reform süreci için yol haritası niteliğinde olduğunu vurguladı. ■ HAKKI KURBAN, Akşam, (11.12.2013)

 

ALTIN’DA KORKUTAN SENARYO

Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Mehmet Ali Yıldırımtürk, "İskontolu tahvil alımları başlarsa bundan böyle altın fiyatları 2014 yılında kademeli olarak aşağı gidebilir. Bu çerçevede ilk etapta altının onsu 1.070-1.050 dolar daha sonra da 1000 dolara kadar gerileyebilir. Ben 2014 yılı için altının onsu 1.250 dolardan 1000 dolarlara kadar gerileyebileceğini düşünüyorum" dedi.

Altının 2014 yılında nasıl bir seyir izleyeceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Yıldırımtürk, Amerikan Merkez Bankası'nın (Fed) hala parasal sıkılaştırma konusunda karar veremediği için 2014 yılının kritik bir yıl olacağını, bugüne kadar yapılan Fed'in aylık toplantılarında dikkat çekilen konulardan biri olan ABD büyümesinin yüzde 3'ler civarında gerçekleştiğini yani bu konuda sıkıntı olmadığını ancak istihdam konusunda aylara göre çelişkili veriler geldiğini söyledi. ■ Akşam, (11.12.2013)

 

KARŞI-DEVRİM: KAPALI ALANDA İSTİKLAL MARŞI YASAĞI!

Vali Yardımcısı Ertuğrul Egemen "Kapalı alanlarda İstiklal Marşı okunmuyor. Bunun genelgesi var" dedi.

Erzurum'da İl Genel Meclis salonuna girişinde ayağa kalkmayanları uyaran Vali Yardımcısı Ertuğrul Egemen, bu kez de İşkur'a ait bir törende banttan İstiklal Marşı okunmasını istemedi. Vali Yardımcısı Egemen, "Kapalı alanlarda İstiklal Marşı okunmuyor. Bunun genelgesi var" dedi.

İş Kurumu (İşkur) Erzurum İl Müdürlüğü tarafından 30 Eylül - 28 Kasım tarihleri arasında düzenlenen girişimcilik kursunu başarıyla tamamlayan kursiyerler için dün Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) salonunda sertifika töreni düzenlendi. ETSO Yönetim Kurulu Başkan vekili Şevket Demir, İŞKUR Müdürü Tacettin Ötügen, ETSO Genel Sekreteri Harun Delibaş, KOSGEB Erzurum Hizmet Birimi yetkilileri, ABİGEM Direktörü Prof. Dr. Osman Demirdöğen ve kursiyerlerin hazır bulunduğu törende, İstiklal Maerşı'nın banttan çalınması için hazırlık yapılırken Vali Yardımcısı Ertuğrul Egemen, törenin İstiklal Marşı çalınmadan başlatılmasını istedi.

KAPALI ALANLARDA İSTİKLAL MARŞI OKUNMUYOR

Gelişmeler üzerine DHA'nın sorusunu yanıtlayan Vali Yardımcısı Egemen, "Kapalı alanlarda İstiklal Marşı okunmuyor. Bunun genelgesi var. Bakın, bu araştırılması gereken bir konu değil mi? Biz kafamıza göre hareket etmiyoruz. Yani genelgesi mevzuatı olmayan işi biz yapmayız" diye konuştu. ■ Cumhuriyet, (11.12.2013)

 

12.12.2013

YABANCI SERMAYE: KOÇ HEM SATTI HEM ORTAK OLDU

KOÇ Grubu, şirketlerinden Tat Gıda, iştiraki Tat Tohumculuk’ta sahip olduğu tüm paylarını Japon Kagome’ye sattı.

Çocuk meyve suyu pazarında faaliyet gösteren Polonyalı Maspex firmasının ise Türkiye’deki iştiraki Tedi İçecek’in yarısına ortak oldu. Tat Gıda’dan KAP’a yapılan açıklamada, iştirakleri olan Tat Tohumculuk A.Ş’deki tüm paylarının 15 milyon lira karşılığında Japonya’da yerleşik Kagome Co. Ltd. unvanlı şirkete satıldığı belirtildi. İşlem sonrasında Tat Gıda’nın ve Koç Topluluğu’nun Tat Tohumculuk’ta herhangi bir payı kalmadı. Yapılan diğer açıklamada ise yeni bir ortaklık bildirildi. Buna göre Tat Gıda, Türkiye’de ilk kez çocuk meyve suyu pazarına öncülük amacıyla, ödenmiş sermayesi toplam 100 bin TL olan ve paylarının tamamı Avrupa’nın en büyük firmalarından biri olan Polonya’da yerleşik Maspex firmasına ait Tedi İçecek Sanayi ve Ticaret A.Ş.’nin 50 bin liralık payının satın alınmasına yönelik olarak Hisse Devir Sözleşmesi imzalandığı kaydedildi. Hisse devir işlemlerinin tamamlanması ise, Rekabet Kurumu’ndan izin alınmasının ardından gerçekleşecek.

DETAYLAR AÇIKLANDI

Şirketin dünka borsa kapanışı sonrasında yaptığı Kap açıklamasında yer alan bazı detaylar ise şöyle: “İştirakimiz Tat Tohumculuk A.Ş.’nin 1 milyon 300 bin TL tutarındaki toplam sermayesinde sahibi olduğumuz 390 bin TL nominal değerli pay, 15 milyon TL bedel karşılığında Japonya’da yerleşik Kagome Co. Ltd. unvanlı şirkete satılmıştır. İşlem sonrasında şirketimizin ve Koç Topluluğu’nun Tat Tohumculuk A.Ş.’nde herhangi bir payı kalmamıştır.” ■ Hürriyet, (12.12.2013)

 

EĞİTİM’DEN GÖZ YAŞI...

Eğitim bir milletin geleceğidir... Hükümetlerin de ilk işi herkese eğitim hizmeti sağlamak, eğitimde fırsat eşitliği yaratmak ve eğitimin kalitesini artırmaktır. Eğitim ve insani gelişme standartlarının artması, bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin hızla kalkınmasına imkan vermektedir.
2000’li yıllardan sonra, uluslararası değerlendirmelere göre Türkiye’nin insani gelişmişlik endeksi ve eğitimin kalitesi düşmüştür.
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) yaptığı “İnsani Gelişmişlik Endeksi” nde Türkiye 185 ülke arasında 92. sırada yer almıştır.
Türkiye’de halen okur-yazar olmayan 10 milyon kişi vardır. Oysa sanayileşmeyi tamamlamış ülkelerde artık okur-yazarlık değil, eğitimin kalitesi tartışılmaktadır.
Birleşmiş Milletlere bağlı Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) dünya ekonomisinin % 80’ine sahip toplam 65 ülkede yaptığı “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA)’var. Bu program kapsamında sondaj yoluyla seçilen 15 yaşındaki öğrenciler üzerinde matematik, metin anlama, fen bilimleri kategorilerinde yapılan sınavlarda, Türkiye bu 68 ülke içinde sondan üçüncü olmuştur.
Çukurova Üniversitesinden, Prof. Dr. İbrahim Ortaş, bu sınav sonuçlarını şöyle değerlendiriyor:
“Dünyanın en kapsamlı ve orta öğretimdeki eğitim kalitesi üzerine yapılan en önemli referans kabul edilen PISA sonuçları eğitim sistemimizin şekillendirdiği çocuklarımız matematik, metin anlama (edebiyat) ve fen bilimleri kategorilerinde nitelikli insan yetiştirmekten uzak görülüyor” ve başarısızlığı da “Eğitim harcamalarının OECD standartlarının altında olmasına, bakanlığın program yapmak yerine İmam Hatip Liseleri, 4+4+4 sistemi ile uğraşmasına, Tükiye’nin ciddi bir eğitim politikasının olmamasına” bağlıyor.
Genel olarak eğitimle ilgili bugünkü sorunlar:
1. Eğitime ayrılan kaynaklar giderek azalmaktadır. Örneğin 1992 yılında konsolide bütçe harcamalarının yüzde 20’si eğitime ayrılmıştı.. Bu pay 1997 yılında yüzde 12’ye geriledi. Bugün de 440 milyar liralık 2014 bütçesi içinde eğitime ayrılan pay 55.7 milyar lira ile bütçenin yüzde 12.6’sıdır.
2. Siyasi görüşler ve eğitimi kullanmak isteyen siyasi guruplar, eğitimde etkinliği de düşürmektedirler. Eğitimi Türkiye’nin ihtiyaçlarına, verimlilik ve etkinlik kriterlerine göre değil, kendi siyasi şartlanmalarına hizmet edecek şekilde yönlendirmeye çalışmaktadırlar. Söz gelimi, İmam Hatip eğitimine daha fazla önem verilmektedir. Buna karşılık günlük olaylardan anlaşıldığı kadarıyla modern eğitime, modern fen bilimlerine ayrılan imkanlar daha dar tutulmaktadır.
3. Siyasi iktidar eğitime yeterli kaynak ayıramayınca, paralı eğitimi teşvik etti. Eğitimin kişiye giden özel faydası yanında topluma giden topluma sağladığı sosyal faydası da vardır. Özel sektör eğitimin sosyal faydasını dikkate almaz. Kârını maksimize etmek için kişiye giden özel fayda kadar kaynak ayırır. Söz gelimi Vakıf Üniversiteleri içinde araştırma görevlisi alıp yetiştiren üniversiteler az sayıdadır. Birçok Vakıf Üniversitesi, kadrolu akademisyen yerine ders ücreti ile çalıştırdığı öğretim görevlisini tercih etmektedir.
Ayrıca, paralı eğitim, eğitimde fırsat eşitliğini ortadan kaldırmıştır. Zira özellikle yüksek öğretimde fırsat eşitliği, parası olan veya olmayana bakılmaksızın toplumda en yetenekli olanlara eğitimin verilmesidir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (12.12.2013)

 

BÖLÜCÜLÜK: PKK BİR SİLAH TETİK İSE AKP’DE

Tetiği Kim Çekiyor…

11 yıl oldu AKP siyaseti iktidara geleli, üstelik tek başına…

İktidara geldiğinde ülkenin en önemli sorunu, belki de, terör idi.

Kendinden önceki hükümetlerden şanslıydı; güçlü bir istihbarat ve güçlü özel polis ve jandarma birlikleri vardı. Bu birlikler masada değil, dağlarda yetişmişti.

Terörün bilinmeyeni kalmamıştı; başı, yöneticileri, finans kaynakları, inleri, dış destekleri, siyasi kol ve kanatları…

AKP Hükümeti iktidara geldiğinde, istemiş olsaydı terör bitmişti.

Yapmadılar…

Terörü siyasi zemine çekip, terör taleplerini Kürt kimliği ile yan yana getirdiler, Kürt kimliği üzerinden siyasi çözüm aradılar.

Oysaki sorun Kürt kimliğinde değil küresel siyasi projelerde yatıyordu, dış politik alanda mücadele etmek yerine işbirliğine gittiler.

Düşününüz 30 yıldır dağlarda mücadele edildi, 33 bin terörist etkisiz hale getirildi, bu uğurda 9.671 şehit verildi, ama dağda hala terörist var.

Bu katil şebekesinin yapısı açık: başı, yöneticileri, para kaynakları, arşivleri, iç ve dış destekleri...

Bu yapı çalıştığı için dağda terörist var, sürekli terörist üretiyor ve bitmiyor.

Etkisiz hale getirildiği söylenen 33 bin terörist arasında bir PKK’lı yönetici dahi yok, çünkü onlar dağda değil yerde, himaye görüyor.

Bu da demektir ki, asker/polis dağda mücadele verirken, ülkemizi yönetenler eliyle terörist yetiştirilmiş ve dağa çıkarılmış anlamına geliyor.

Bu yapıyı kim çökertecek? Hükümet!

Ya paraları? İsviçre’de ama el koyan yok, donduran yok.

Arşivleri? AB-Irak’ta, ele geçirmek için adım atan yok.

Avrupa siyasi cephesi çalışıyor, iç desteği çalışıyor hatta kucaklaşıyor ve dış destekleri de bu yapıyı açık açık himaye ediyor…

Oysaki terörle mücadele etmek demek; sadece dağdakilerle mücadele etmek değildir.

Kaldı ki terörle mücadele bir demokrasi ayıbı da değildir.

Terör küresel bir katil şebekesidir; bir hükümet “mücadele ediyorum” diyorsa eğer, bu şebekenin tüm yapılarıyla mücadele etmesi gerekmektedir.

İşte Türkiye, bu noktada kendi yöneticileri eliyle tuzağa çekilmiştir.

Bizim ülkemizde teröristler artık dağda değil, AKP siyasetindedir.

Şehitlerimizi mezara götüren silah ve cephane PKK terör örgütünün elindedir, ama bu silahların tetiğini çeken doğrudan doğruya ülkemizi yönetenlerdir.

Ve bu suçtur, anayasal suç! ■ Erdal Sarızeybek, Sarızeybek Haber, (12.12.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura