Diğerleri > Sis Çanı
20-04-2015
NELER OLDU 25-31 OCAK 2015 (AB, Dolar,kriz, işsizlik, tasarruflar, kaynak kullanımı, yabancıya toprak, DEİ, faiz, FED, yolsuzluk, enerji, silah sanayi, gelir dağılımı, bölücülük)

Cihan Dura

20.4.2015

 


25.1.2015

AB: YUNANİSTAN: YÜKSELEN DOLAR BORÇLULARI SARSACAK

İsviçre Merkez Bankası’nın faiz ve frank operasyonu sonrası Avrupa Merkez Bankası ECB’nin parasal genişleme kararı tarihi gelişmelerin yaşanmasına vesile oldu.

Serüveni boyunca çok başarılı bir izlenim vermeyen ve zaman zaman dağılma süreci yaşayan Euro, 2015 yılı içinde dolar karşısında son 11 yılın en düşük seviyelerine geriledi. 2008 yılında 1 Euro 1,60 dolara tırmandığında petrol fiyatları da 147 dolara kadar çıktı. Gelişmekte olan para birimleri de dolar karşısında en güçlü seviyelerine yükseldi. Çin ekonomide muazzam büyümesini 1999 yılından sonra başlattı, ekonomik hacmini 15 yılda 900 milyar dolardan 9 trilyon dolara yükselterek dünya dengelerini değiştirdi. ABD ekonomisi büyük krize rağmen iki kat yükselerek dünyanın en büyük ekonomisi olduğunu perçinledi ve 2014 yılı itibarıyla 17 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşmak üzere.

Avrupa belki toplam büyüklük olarak ABD kadar bir hacme sahip olmakla birlikte siyasi birliği tam olarak sağlaması mümkün olmayan bir grup olarak ortada duruyor. İçinde bulunduğumuz süreci analiz etmek ve Türkiye’ye etkilerini ortaya çıkarmak için şu saptamayı yapabiliriz. ABD 2008-2009 yıllarında yaşadığı büyük krizden çıkmak üzere. Çin ise para birimi yuandan aldığı destekle koşar adım büyümeye devam ediyor ve ucuz enerji döneminde bu durumu koruduğu takdirde yüzde 1,5 enflasyon ile zirve noktasını yakalayabilir.

Dünya 2014 yılında enflasyon açısından en düşük oranlara sahip bir dönemden geçerken, Rusya yüzde 11, Türkiye yüzde 8, Brezilya yüzde 6,5, İsviçre -0,30, İspanya yüzde 1 ve İtalya yüzde 0 enflasyona sahip. Petrol fiyatlarının 48 dolar seviyesine gerilemesiyle bu oranlar daha da düşebilir.

Bu noktada çok önemli iki soru var: Birincisi dolar, başta Euro olmak üzere diğer para birimleri karşısında daha ne kadar yükselecek? İkinci soru petrol fiyatları hangi yönde hareket edecek? Eğer parite gerilemeye devam eder dolar güçlenirse, dolar borcu olan ülke ve şirketler bundan olumsuz etkilenecek. Ve Dubai şokları gibi Rusya krizi gibi sonuçları olmaya devam edecek. Türkiye ise Avrupa ticaretinde parite kaynaklı sorunlar yaşayacak. Euro’nun lira karşısında daha da düşmesi petrol fiyatındaki düşüşü dengeleyecek. Bu noktada Türkiye’nin en önemli açığı olan enerji açığı ile ilgili başta Rusya’dan gelecek yeni doğalgaz fiyatları ve petrol anlaşmaları çok önemli. Eğer geçmiş yıllarda yapılan yüksek fiyatlı anlaşmalar geçerli olursa bunun Türkiye’ye yansıması iyi olmaz. Bu konuda mevcut dünya doğalgaz ve petrol fiyatları göz önüne alınarak bir çözüm bulunabilirse Türkiye son durumdan faydalanabilir. Bu konu dikkatle takip edilerek gündemde tutulmalı. Zira söylenenler ve yaşadığımız süreçte enerji fiyatları bu noktalarda kalarak ortalama yıllık geçen yıla göre yarı yarıya ucuzlamış olacak. Bunun halkımıza ve sanayi şirketlerine ciddi maliyet düşüşleri olarak yansıması gerekmez mi? Açıklamalar bana göre çok tatmin edici değil.

Mevcut durum şimdilik borsaya olumlu katkı yapıyor. FED kararları öncesi piyasalara doping etkisi yapan ECB genişleme kararı, borsada endeksi lira bazında rekor seviyelerine çıkaracağına; bunu birkaç günde görebileceğimize işaret ediyor. Çarşamba günü FED 2015’in ilk toplantısını gerçekleştirecek. Bu toplantıdan sonra yapılacak açıklamalar parite ve borsa üzerinde etkili olacak. Uzun zamandır söylediğimiz gibi son 12-13 yılın düzeltmesi yani geriye dönüşü yaşanıyor. Türkiye ekonomisi bu noktada kritik bir aşamada. Gelişmekte olan ülke para birimleri 2001 seviyelerine doğru hızla geriliyor. Brezilya Reali, Rus Rublesi ve son olarak Euro dolar karşısında erimeye devam ediyor. Türk Lirası’nda son iki yıldır devam eden gerileme 2015 yılında da devam edecek gibi görünüyor.


Euro 2 liraya düşer mi dolar 3 liraya çıkar mı?

1999 yılında 1,1743 dolar seviyesi ile dünya paraları içinde yer alan ve 2002 yılından bu yana kullanımda olan Euro; piyasaya sürülmeden önce açılış fiyatı olan 1,17 seviyelerinden 2000 yılı Ekim ayında 0,82 dolar seviyesine kadar geriledi. ABD’nin finansal krize girdiği 2008 yılı içinde 1,60 dolara kadar yükselerek tarihi zirvesine ulaşmıştı. Euro Avrupa Merkez Bankası’nın faiz indirimleri ve son olarak hafta içinde açıklanan 2016 Eylül ayına kadar aylık 60 milyar Euro’luk tahvil alım kararı ile 1,11 dolar seviyesine kadar geriledi. Bu tarihi düşüş devam ederse belki de hayata geçtiği ve 2000 yılında bir kez gördüğü 0,82 seviyesi ikinci kez tekrar edilerek parite deja vusu gerçekleşmiş olacak. Bizim de uzun süredir dile getirdiğimiz 2000’li yılların düzeltmesi yaşanıyor tezimiz gerçekleşecek. Teknik olarak 1,11 seviyesi 11 yıl önce test edilmiş bir nokta. Teknik destek noktası ise 1,07 seviyeleri. Normalde liranın yükselmesi gerekirdi ancak sorun daha derin. Lira, petrolün ve Euro’nun zayıfladığı bir süreçte dolara karşı savunmasız duruyor. Bu nedenle dolar bu yıl içinde tüm para birimlerine karşı rekor kırmaya aday. Euro ise 2 liraya iner mi tartışması yaşanıyor. Bu teknik olarak mümkün olsa da durumun lira veya gelişmekte olan piyasa para birimlerini güçlendirmekten çok zayıflatmaya iteceğinden, dolar 3 lirayı görür mü, sorusu daha mantıklı duruyor.

Selim Işıklar, Zaman, (25.1. 2015)

AB, KRİZ: YUNANİSTAN’DA YOL AYIRIMI

Komşu’da bugün seçim var. Avrupa’nın ağır toplarının Avro’nun büyük hastası ile ilişkileri yeniden gerilebilir.

Çünkü seçimden Syriza adlı sol radikal partinin zaferle çıkması yüksek ihtimal. Syriza iktidara gelirse Troyka ile (Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve IMF) yapılmış olan anlaşmayı esaslı şekilde revize edeceğini, kimi reformları, özellikle işgücü piyasasında yapılanları, iptal edeceğini, asgari ücrete esaslı bir zam yapacağını, yoksul kesimlere 12 milyar Avro sosyal yardım yapacağını ilan etti. Syriza iktidara gelir ve bu dediklerini yapmaya kalkarsa Avrupa Para Birliği’nin karışacağı kesin.

Başta Almanya olmak üzere Avro alanının hükümetlerinin bir bölümü bu nedenle seçim sonucunu büyük endişe ile bekliyor. Bir bölümü ise Yunanistan büyük tavizler koparmayı başarırsa biz de takip ederiz diye pusuda. Şansölye Merkel, “Bu iş Yunanistan’ın Avro’dan çıkmasına kadar gider.” tehdidini savurarak Yunanlı seçmeni etkilemeye çalıştı. Avro’da kalmak ya da çıkmak meselesi bir kez daha gündeme geldi.

Kriz patlak verdiğinde çözümün ne olması gerektiği iktisatçılar arasında hararetle tartışıldı. Avrupa Para Birliği’ne başından itibaren kuşkuyla bakan Amerikalı iktisatçıların çoğunluğu Yunanistan’ın Avro’dan çıkarak ulusal para birimi Drahmi’ye geçmesinin Yunan halkı için daha az maliyetli olacağını, aksi takdirde rekabet gücünü ve makro istikrarı sağlamak için iç devalüasyon (reel ücretlerin düşürülmesi ve kemer sıkma) gerektiğini, bunun da çok sancılı olacağını savundular. Avrupalı iktisatçılar ve hükümetler ise çoğunlukla Avro’dan çıkışa karşı çıktılar. Basit bir nedenle: Bir üyenin Avro’dan çıkmasının başka çıkışların da yolunu açabileceği ve sonunda Avro’nun dağılacağı endişesiyle.

O dönemde tartışmaya ben de dâhil oldum. Yunan krizi üzerine epey yazı yazdım. Benim görüşüm özetle Avro’dan çıkması ama buna karşılık kamu borcunun önemli bir bölümünün silinmesi, bir bölümünün de yeniden yapılandırılması şeklindeydi. Drahmi’ye geçildiğinde beklenen ulusal para biriminin en az yüzde 30 devalüe olması bekleniyordu. Borç ise Avro cinsindendi ve zaten yeterince yüksek düzeydeydi. Aslında bu çözüm her iki taraf için de daha az maliyetliydi. Ancak Yunanlıların büyük çoğunluğu ve iktidardaki PASOK-Yeni Demokrasi koalisyonu Avro’dan çıkışa zaten karşıydılar. Anlaşmalarda çıkış yer almadığından zaten hiçbir güç Yunanistan’ı Avro’dan atamazdı.

Sonuçta iç devalüasyonu esas alan 240 milyar Avroluk bir anlaşma Troyka ile imzalandı. Yunanistan rahata alışmış pek çok kesimde tatsız reformlar yapacak ve bütçe açıklarını kapatabilmek için ciddi ölçüde kemer sıkacak, Troyka da bu politikaya paralel olarak paraları adım adım verecekti. Nitekim böyle oldu. Ama bu arada Yunan ekonomisi yüzde 20 kadar küçüldü, işsizlik yüzde 25’e, genç işsizlik yüzde 50’ye çıktı, reel ücretler düştü, yoksulluk işsiz kesimde fazlasıyla arttı. Devlet borcu milli gelirin yüzde 175’ine çıktı.

Gelinen noktada Avro’dan çıkış çözüm olur mu emin değilim. Yunanlılar zaten ağır bir bedel ödediler. Halen ekonomik küçülme durmuş görünüyor. Avrupa canlanırsa Yunanistan da büyümeye başlar. İşsizliği makul bir düzeye getirmek yıllar alır ama sonuçta Avrupa ile birlikte işin içinden çıkabilir. Buna karşılık eğer Almanya ve destekçileri Yunan sorunundan temelli kurtulmak istiyorlarsa Syriza hükümeti ile Avro’dan çıkışın pazarlığını yapabilirler.

Syriza Avro’dan çıkıştan söz etmiyor. Sanırım Avro’da kalırsa gelecekte de sorunlu üye olmanın rantını yiyeceğini düşünüyor. Almanlar ise Syriza’dan vaat ettiği programı unutmasını, aksi takdirde köşeye sıkıştırılacağı tehdidini savuruyorlar. Avrupa’da Yunan sancısı devam edecek. ■ Seyfettin Gürsel, Zaman, (25.1. 2015)

İŞSİZLİK MAAŞINA BAŞVURAN KİŞİ SAYISI İKİYE KATLANDI

İşsizliğe paralel olarak İşsizlik Fonu’ndan maaş almak için başvurular hızla artıyor. 2011’de 441 bin 328 kişi işsizlik maaşı için başvuru yaparken, bu rakam 2014 sonunda yüzde 101 artarak 889 bin 795 bine ulaştı. 2014’te toplam 1 milyon 657 bin 723 lira işsizlik maaşı ödendi.

İşsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyüyor. İşsiz kalan vatandaşın son yıllardaki umudu ise işsizlik ödeneği. İşsizlik ödeneği için geçen yıl başvuranların sayısı, 2011’e göre yüzde 101,6 artışla, 889 bin 795’e yükseldi. 2014’te toplam 1 milyon 657 bin 723 lira ‘işsizlik ödemesi’ yapıldı.

Türkiye İş Kurumu (İşkur) verilerinden yapılan tespitlere göre, işsiz ordusu her geçen yıl biraz daha büyürken, işsizlik ödeneği başvuruları da hızla artıyor. İşlerini kaybederek hayal kırıklığı yaşayan vatandaşlara işsizlik maaşı umut oldu. 2011 yılında 441 bin 328 kişi İşkur’a işsizlik ödeneği için başvuru yaparken, bu rakam 2014 yılı sonunda yüzde 100’e yakın bir artışla 889 bin 795’e ulaştı. 2012 yılında da toplam 609 bin 242 kişi işsizlik ödeneği için başvuruda bulunmuştu. 2014 yılında işsizlik ödeneği için başvuru yapanların 439 bin 10’u işsizlik ödeneğini hak etti. Bu ödeneği hak eden kişi sayısı geçen yılın aralık ayına göre yüzde 21,18 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 15,51 oranında artış gösterdi. 2014 yılında 889 bin 795 çalışanın ödeneği hak ettiği fondan, toplam 1 milyon 657 bin 723 lira ödeme yapıldı. 2014 yılı Aralık ayında ise 288 bin 992 kişiye 161 bin 14 lira ödeme yapıldı. Gerçekleşen ödemeler geçen yılın aynı ayına göre yüzde 38,55 artarken, geçen ayla kıyaslandığında yüzde 8,28 oranında artış gösterdi.

Sigortalı işsizlerin, hizmet akdinin sona erdiği tarihi izleyen günden itibaren 30 gün içerisinde İşkur birimlerine veya elektronik ortamda başvurulduğunda en az 600 gün çalışmış sigortalılar 180, 900 gün çalışmış sigortalılar 240 ve bin 80 gün çalışmış sigortalılar 300 gün süreyle işsizlik sigortası hizmetlerinden faydalanabiliyor. ■ Zaman, (25.1. 2015)

TÜRKİYE’DE TASARRUFLAR YATIRIMA DÖNÜŞEMİYOR

İş Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Ersin Özince, Türkiye’de tasarruf miktarının yeterli olup olmadığı konusunda Dünya Altın Konseyi’nin açıkladığı rapora gönderme yaparak, “Ülkemizde 3 bin 500 ton altın varmış. Bizde tasarruf yok diyenlere saygılarımla.” dedi.

Raporda, Türkiye’de yastıkaltında bulunduğu söylenen 3 bin 500 ton altının yaklaşık değeri 145 milyar dolar. Özince, var olan tasarrufların sermaye haline gelememesinin asıl sorun olduğunu belirterek, “Mısır’da fukaraların tasarrufu, Mısır’da yapılmış yabancı yatırımları katlar. Ama bu maalesef sermaye haline gelememektedir. Bizim ülkemizde de böyle.” ifadelerini kullandı. Tasarrufların büyük bir bölümünün ise gayrimenkulde olduğunu söyleyen Özince, “Gayrimenkulde tasarruf vardır ama büyük bölümü kayıt dışıdır, devlet gelirden çok vergi talep ettiği için saklanmıştır.” şeklinde konuştu. Feyziye Mektepleri Vakfı’nın düzenlediği ‘Kültür Konferansları’nın konuğu olan Ersin Özince, Türkiye’de yapılan tasarrufları değerlendirmek için vadeli mevduattan başka bir enstrümanın çok bilinmediğini vurguladı. Borsa’da hisse sahibi olmak isteyen küçük yatırımcıların da spekülasyona kurban gidebileceğini ifade eden Özince, “Yine deniliyor ki altın ve gayrimenkulden başka çare yok. İleri ülkelerde bu böyle değil. Bireysel emeklilikler ve vakıf yatırımları var. Kanada Öğretmenler Vakfı Türkiye’ye kadar gelip yatırımlarının binde birini değerlendiriyor. Uluslar kendi kan dolaşımını, mali sektörünü oluşturma durumunda.” dedi. ■ Gökmen Köse, Zaman, (25.1. 2015)

KAYNAK KULLANIMI: YILDA 3 MİLYAR LİRAYI İSRAF EDİYORUZ

TESK Genel Başkanı Palandöken, "Kişi başı günlük 40 gram ekmek israf ediliyor. Ekmek israfını önlemek için çok yönlü çalışmaların yapılması gerekiyor" dedi

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, kişi başı günlük 40 gram ekmeğin israf edildiğini belirterek, ekmek israfını önlemek için çok yönlü çalışmaların yapılması gerektiğini bildirdi.

Ekonomik değeri 3 milyar lira

Palandöken, yazılı açıklamasında, yıllık israf edilen ekmeğin ekonomik değerinin 3 milyar lirayı aştığını ifade etti.

Ekmek israfını önlemek için çok yönlü çalışmaların yapılması gerektiğinin altını çizen Palandöken, kamu spotlarının israfın önlenmesi bakımından önemli katkı sağladığına dikkati çekti.

Palandöken, kişi başı günlük 40 gram ekmeğin israf edildiğini belirterek, şunları kaydetti:

"Toplum olarak israf önlemek için bayat ekmekleri peksimet ve birçok tatlının ana maddesi olarak kullanırsak bu israf yarı yarıya kadar düşer. Bir yılda israf edilen ekmeğin parasal karşılığı ile 5 kişilik 208 bin aile bir yıl boyunca yoksulluk sınırında geçinebilmekte, 324 bin asgari ücretli kişi bir yıl boyunca maaş alabilmekte, 900 bin öğrenciye 10 ay süreyle 300'er lira burs verilebilmekte, 100 yataklı 160 hastane, yıllık 500 bin yolcu kapasiteli 35 havaalanı, 16 derslikli bin okul, 300 öğrenci kapasiteli 500 yurt, bin kilometrelik bölünmüş yol gibi hizmetlerden herhangi biri yapılabilmektedir. İsraf azalırsa yurt dışından geçen yıl yapılan 250 milyon dolarlık buğday ithalatı da düşer. Bir yılda israf edilen ekmek ülkemizin 30 günlük ihtiyacı kadardır." ■ Milliyet, (25.1. 2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARIN YENİ GÖZDESİ İSTANBUL

Yabancılara konut satışında payını artırmayı sürdüren İstanbul, yabancılara konut satışında yaklaşık yüzde 30 paya sahip oldu. Bu alanda Antalya liderliğini devam ettiriyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, yabancılara konut satışı 2014 yılında bir önceki yıla göre yüzde 55.6 arttı ve 18 bin 959 adetle tarihi zirvesine ulaştı. Yabancılara 2013 yılında 12 bin 181 konut satışı gerçekleşmişti. Yabancılara geçen yıl aralık ayında konut satışı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 28.7 artarak bin 855 oldu. Geçen yıl yabancılar aylık ortalama bin 600 konut satın alırken, 2013 yılında bu sayı bin civarındaydı. Yabancıların konut satın aldığı iller arasında Antalya liderliği bırakmazken, İstanbul aradaki farkı kapatıyor. Geçen yıl yabancılar Antalya'da 6 bin 542 konut satın alırken, bu sayı 2013 yılında 5 bin 548 düzeyindeydi. İstanbul yabancıların en çok konut satın aldığı şehirler sıralamasında 5 bin 580 adetle ikinci oldu. İstanbul'da yabancılara konut satışı 2013 yılsonuna göre yüzde 128 arttı. Yabancılara konut satışında Antalya ile İstanbul arasındaki fark 2013 yılında 3 bin 101 iken, geçen yıl 962'ye geriledi. Geçen yıl Antalya'nın toplam yabancıya konut satışından aldığı pay 2013 yılına göre 11 puan azalarak yüzde 34.5'e gerilerken, İstanbul'un aldığı pay 9.3 puan artarak yüzde 29.4'e yükseldi. Yabancıların en çok ilgi gösterdiği diğer il olan Aydın'da konut satışı 2014 yılında bir önceki yıla göre yüzde 7.1'lik artışla bin 112 düzeyinde gerçekleşti. ■ Yeni Mesaj, (25.1. 2015)

26.1.2015

RTE, AKP: 30 MART SİZİ YANILTMASIN

AK Parti ve kurucu lideri Recep Tayyip Erdoğan partisinin kuruluşu sonrası en zor süreci yaşıyor son bir yılda.

30 Mart yerel seçimleri, Cumhurbaşkanlığı yarışında ipi önde göğüslemesine rağmen sıkışmış durumda.

Tayyip Erdoğan, iktidarda bulunduğu 12 yılda birçok sıkıntı atlattı.

İktidarının ilk yılları sancılıydı. Bir yanda asker, öte yanda Ahmet Necdet Sezer harekât alanını kısıtladı.

  1. Ordu’da yapılan Balyoz darbe hazırlığı, sonrasında Sarıkız, Ayışığı, Eldiven gibi planlar, “paralel yapının” desteğiyle atlatıldı. Öyle ki “paralel yapı” Erdoğan’a dönük sekiz suikast planını da önledi.

Bunlardan en meşhuru bir içecek içine atılan zehirli madde.

Detaylara girmeye gerek yok. O gün yaşananlar tarihin sayfalarında bir gün gün ışığına çıkacaktır.

Erdoğan için ikinci zor dönem ise 2007 yılında başladı. Cinayetler, derin yapının harekete geçmesi, 367 kararı, kapatma davası gibi bir dizi siyasi krizle mücadele etti.

Bu mücadeleden de galip çımasının iki önemli faktörü vardı.

Kapalı kapılar ardında ortaklık kurduğu “paralel yapı” ve anti-demokratik eylem ve fiillere dur diyen halk.

Bu iki ana aktör aracın yoldan çıkmamasını sağladı.

Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasıyla birlikte de araç sorunsuz bir şekilde yol almaya başladı.

Ergenekon ve Balyoz eylem planları başta olmak üzere darbe planları yargı önüne çıkarıldı.

Muhalefetin yetersizliği, çaresizliği iyi değerlendirildi. Erdoğan ve partisi gündemi istediği gibi yönlendiriyordu.

Top artık kendilerindeydi ve ayağa paslarla muhalefeti yormaya başladılar. Goller birbiri ardına geldi. Muhalefet oyundan düşmüş, oyunu bırakmıştı.

Erdoğan sıkıştığı anda ise gündemi değiştirdi. Ucube heykel, kürtaj gibi çıkışlarla gündemi farklı konulara çekti.

Anayasa, Kürt açılımı başta olmak üzere yeni vaatlerle arkasındaki kitleyi tutmayı başardı.

17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmasına kadar oyunu kurma görevini başarıyla sürdürdü. Ortalığa saçılan paralar ve tapelerin ardından ise yeni bir algı çalışması yaptı. “Darbe, paralel” söylemiyle kamuoyunu yönlendirdi.

30 Mart yerel seçim sonuçları da tüm tartışmalara rağmen bunun bir göstergesi oldu. Eski ortağa tüm günahlar ve suçlar yıkılmış, partiye, “hâlen daha oyun kurabiliyoruz” güveni tekrar gelmişti.

Ancak bu güven yanıltıcıydı. Zaman geçtikçe Erdoğan ve çevresi ne yaparsa yapsın 17-25 Aralık operasyonunu kamuoyunda unutturamadı.

İki büyük ortaktan “paralel yapıyla” köprüler atılmıştı. Halk ise 30 Mart seçiminin ardından sakince düşünmeye başlamış, yolsuzluk iddialarını sorgular hâle gelmişti.

Soma, Ermenek faciası, Cumhurbaşkanlığı sarayı gibi tartışmalar yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Polislere yapılan operasyon, gazetecilerin tutuklanması, girilen “in’ler” 17-25 Aralık’ı unutturmadı. Erdoğan ve çevresi ne yaparsa yapsın, kamuoyu yolsuzluk iddialarını hep konuştu. Osmanlıca tartışması gibi konularla gündem değiştirilmek istendi ama başarılamadı. AKP artık oyun kuramıyordu. Topu çevirmek bir yana muhalefetin gündeme getirdiği iddialara cevap vermek zorunda kalıyor, topun peşinden koşuyordu.

Halk da 30 Mart’ın aksine yaşananın “darbe” değil, yolsuzluk olduğuna inanmaya başladı.

Bunun en somut örneği de Meclis’teki oylamada ortaya çıktı.

AKP’de tahminlerin ötesinde fire oldu. Tıpkı halk gibi vekiller de yolsuzluk yapıldığına inanmıştı.

Yapılan her hamle, komisyonun her çabası ters tepmişti.

Erdoğan ve çevresi artık oyun kuramıyor. En büyük ortak “paralel” düşman olup, halkın kafasında soru işaretleri artınca, partinin arkası boşalmaya başladı.

Yeni ittifak arayışına girildi. Eski düşman, derin zihniyet “AKP’nin” yeni ortağı oldu.

AKP için sarmal geriye doğru işlemeye başladı. Hukuk, demokrasi ve AB kriterleriyle yol alıp büyüyen parti, yeni Türkiye diye eskiyi bizlere pazarlamak istiyor. Halk da bunun artık farkına varıyor.

30 Mart sonuçları kimseyi yanıltmasın. Kısa zamanda oluşturulan “algılar” uzun zamanda ters teper. ■ Mehmet Baransu, Taraf, (26.1. 2015)

AB, YUNANİSTAN: SYRİZA’NIN SEÇİM ZAFERİ EURO’NUN DEĞERİNİ ETKİLEDİ

Yunanistan erken genel seçimlerini radikal sol Syriza partisinin öngörülenin de üzerinde bir oy oranı ile kazanmasının ardından, euro/dolar paritesi 1.12 düzeyinin de altına inerek 11 yılın en düşük düzeylerine geriledi.

Syriza’nın programına, Avrupa Birliği, Avrupa Merkez Bankası ve Uluslararası Para Fonu’ndan oluşan Troyka ile yapılan program kapsamındaki tasarruf önlemlerini kaldırmayı ve borçların yeniden müzakere edilmesini koyması, piyasalarda “gerginlik endişesi” yarattı.

Avrupa Merkez Bankası’nın geçen hafta, varlık alımlarına başlayarak Mart’tan itibaren piyasaya her ay 60 milyar euro süreceğini açıklamasıyla 1.13’e inen euro/dolar paritesi, seçimlerin ardından ilk işlemlerde 1.1098 düzeyine kadar geriledi.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura