Diğerleri > Sis Çanı
05-08-2015
NELER OLDU 25-31 MAYIS 2015 (kriz, RTE, yolsuzluk, tarım, seçimler, ekonomi, yabancı sermaye, gelir dağılımı, gümrük birliği, yabancıya toprak, yolsuzluk, özelleştirme, BOP)

Cihan Dura

5.8.2015


25.5.2015

KRİZ: AKP EKONOMİYİ KRİZE SOKTU, HÜKÜMETTEN KAÇABİLİR

Türkiye’de geçen yıl kişi başına gelir azaldı. Şöyle ki; 2013’te 10 bin 822 dolar olan kişi başına gelir 10 bin 404 dolara geriledi. Bu arada milli gelir dolar bazında 823 milyar dolardan 800 milyar dolara düştü. Yine tüketici güven endeksi 2014 yılının mayıs ayından bugüne sürekli geriledi. Geçen yılın mayıs ayında 76 olan endeks bu yılın aynı ayında 64.3 oldu. Bu arada belirtelim bu rakam son altı yılın en düşük tüketici güven endeksini bize gösteriyor.

Peki, ne anlama geliyor tüketici güveninin azalması?

Şu anlama geliyor; tüketici önümüzdeki 12 ay içerisinde ekonominin iyi olmayacağını, işsizliğin artacağını, tasarruf yapamayacağını ve hanenin maddi durumunun bozulacağını düşünüyor.

Peki, niye tüketici böyle düşünüyor?

Çünkü, çarşıda pazarda fiyatlar hızla artarken kendi gelirinin azaldığını görüyor. Özellikle gıda fiyatları bir yılda yüzde 14,5 oranında, su fiyatları yüzde 22,7 oranında artarken emeklinin maaşına ancak yüzde 3 oranında zam yapıldı. Bu arada tüketici dolar bazında gelirinin azaldığını hissetti. Cep telefonu, bilgisayar gibi ithal ürün fiyatlarının hızla artması hane reisinin çocuklarına bu ürünleri almasını engelledi.

SON ÜÇ YILDA DIŞ BORÇLAR YILLIK ORTALAMA YÜZDE 10 ORANINDA ARTARKEN EKONOMİ YILDA YÜZDE 3 ORANINDA BÜYÜDÜ

Gelelim şimdi fiyatlar hızla artarken ekonominin niye büyüyemediğine ve krize girdiğine…

İktidarın krize girdik demesinin nedeni şu; son üç yılda Türkiye’nin dış borçları sırasıyla 2012’de yüzde 11,5, 2013’te yüzde 14,8, 2014’te yüzde 3,4 oranında artarken sırasıyla aynı yıllarda büyüme hızı yüzde 2,2, yüzde 4,2 ve yüzde 2,9 oldu.

Yıllar 2012 2013 2014

Dış borçlar (Milyar $) 338,9 389,1 402,4

Dış borç artış hızı (%) 11,5 14,8 3,4

Büyüme hızı (%) 2,2 4,2 2,9

Peki, ne anlama geliyor bu rakamlar?

Şu anlama geliyor; son üç yılda dış borçlar ortalama yılda yüzde 9,9 oranında artarken, büyüme hızı ortalama yüzde 3,1 oranında arttı. İşte bu farklılık bize Türkiye’nin dışarıdan borçlanıp bu borçları dış ticarete konu olmayan lüks AVM, lüks konut, lüks kamu binaları, lüks otomobillere yatırdığını gösteriyor. Yine bu sayısal gelişme bize Türkiye’nin dış borçlarını bu gidişle ödeyemeyeceğini de söylüyor.

Niye böyle bir tespit yapıyoruz?

Çünkü, dış borç artış hızı büyüme hızından daha fazla olduğu için bu borçları ödeyebilecek kaynağı yaratmak mümkün olamayacak. Hemen belirtelim, dış borçların faiz oranları da ortalama yüzde 6 düzeyinde. Dolayısıyla yüzde 3 oranındaki büyüme hızından yüksek. O hâlde, dış borç artış hızıyla ve faizleriyle büyüme hızı arasında matematik tutarlılık olmadığını söyleyebiliriz. Hemen hatırlatalım, dış borçları ödemek için döviz olarak kaynak yaratmak gerekiyor. İç borçta olduğu gibi enflasyon yaratarak dış borcu azaltıp sorun çözülemiyor. Dolayısıyla mevcut büyüme hızıyla dış borçları ödeyebilecek kaynağı döviz olarak yaratmak mümkün değil.

AKP EKONOMİK KRİZİ GÖRDÜ, HÜKÜMET OLMAK İSTEMEYEBİLİR

Anlayacağınız AKP hükümeti bu ülkeyi krize soktu. Bu arada unutmadan söyleyelim, bu düşük büyüme hızıyla krizden çıkamayız. Ve bu krizden çıkabilmek için AKP hükümetinin hiçbir önerisi yok. Seçim meydanlarında diğer partilerin ekonomik önerilerine olmaz demekten başka ses veremiyor AKP. Ekonomiyi soktukları krizden çıkarmak için politika üretemiyorlar. Zaten ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Ali Babacan sanki kendisi 13 yıldır bu ekonomiyi yönetmemiş gibi yaparak sorumluluktan kaçmaya çalışıyor.

İşte bu nedenle AKP belki de hükümetten kaçıp gitmeyi kendisi için kârlı görüyor olabilir. ■ Süleyman Yaşar, Taraf,  (25.5.2015)

(RTE)

... Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeye ve İslam alemine lazım.
Çok büyük hizmetleri oldu.
Ülkeyi en az 5 kat büyüttü. Askeri vesayeti geriletti. Başörtülüler birinci sınıf vatandaş oldu.
Meclis'e sokulmayan başörtülüler, milletvekili oldu.
İmam-Hatiplerin orta kısımları açıldı, okullara Kur'ân-ı Kerim ve Siyer dersleri konuldu. Çözüm süreci başlatıldı.
Hizmetleri saymakla bitmez.
Tek kelime ile Allah ondan razı olsun. Her sabah dualarımın arasında ismen saydığım iki kişiden birincisidir. ... ■ Abdülkadir Selvi, Yeni Şafak, (25.5.2015)

 

26.5.2015 

YOLSUZLUK: YANDAŞ İÇİN HER ŞEY ‘ÇEREZ’

Taraf Gazetesi’nin yönelik yaklaşık üç yılda “dört” vergi incelemesi kararıyla tarihe geçen Maliye Bakanlığı’nın, yandaş medya patronlarına ise “çerez tarifesi” uyguladığı ortaya çıktı. Bakanlığın, Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı Ferit Şahenk’in yaptığı Doğuş Grubu’nun şirketlerine ait 767 milyon liralık vergi cezasını sıfırlarken, Dalaman Yat Limanı arazisinin metrekare kira bedelini 20 liradan 5 liraya düşürdüğü belirlendi. Yine aynı gruba ait Manavgat Tatil Köyü’ne kesilen cezaların da ortadan kaldırıldığı saptandı. Doğuş Grubu’na sağlanan üç “çerez hikayesi” şöyle:

767 MİLYONLUK CEZA SİLİNDİ

Milletin anasına küfreden Cengiz İnşaat’ın sahibi Mehmet Cengiz’in 424.4 milyon liralık vergi cezasını sıfırlayan Maliye Bakanlığı, Doğuş Grubu’na ait 767 milyon liralık vergi cezasını da sildi. Sıfırlama işlemi, Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı, Doğuş Grubu’na ait Tüvtürk’e 390 milyon lira ile 377 milyon lira olmak üzere iki ayrı vergi cezası kesmesi ile başladı. Cezalar, lobi faaliyetlerinin ardından Merkezi Uzlaşma Komisyonu’na getiriliyor. Gelir İdaresi eski Başkanı Mehmet Kilci ve yeni başkanı Adnan Ertürk ile başkan yardımcısı Ömer Ergenç tarafından oluşan komisyon, iki cezayı da sıfırladı. Yani 767 milyon liralık ceza silindi. Böylece, Doğuş Grubu, 767 milyon ile Mehmet Cengiz’i de sollamış oldu.

DALAMAN’IN KİRASI DÜŞÜRÜLDÜ

Maliye Bakanlığı’nın Doğuş Grubu’na yönelik “çerez tarifesi” sadece 767 milyon liralık cezanın sıfırlanması ile de sınırlı kalmadı. Grup, geçtiğimiz yıllarda Dalaman Yat Limanı Projesi’ni de üstlendi. Yap işlet devret modeli ile gerçekleştirilecek olan liman, Hazine arazisine kurulacak. Arazi için de devlete kira bedeli ödeyecek. Kira bedeli geçen yıl metrekaresi 20 lira belirlendi. Belirlemeyi yine Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü yaptı. Doğuş yöneticileri bu rakamı yüksek bulunca yeniden değerlendirme ile kira bedeli 5 liraya çekildi. 643 dönüm olan arazideki, bu çerez operasyonu ile bir anda Doğuş Grubu’na milyonlarca liralık avantaj sağlandı.

MANAVGAT TATİL KÖYÜ’NDE DE RAPOR SIFIRLANDI

Maliye Bakanlığı, üçüncü çerez tarifesini ise Doğuş’a ait Manavgat Tatil Köyü’nde uyguladı. Milli Emlak tatil köyü ile ilgili bir rapor hazırladı. Raporda, tesisin yüzde 27.82’sinin izinsiz bir şekilde üçüncü kişilere devredildiği, kiraya verildiği ve 10 dönüme aşkın ormanlık alanının işgal edildiği belirtildi. Devlet el koyması gerekiyordu. Ancak, Maliye Bakanlığı rapora rağmen hiçbir yaptırım uygulamadı. Bunun yerine, tesisin üçüncü kişilere satışına izin vererek, gruba önemli miktarda kazanç sağladı.

‘ÇEREZ’ DİYEN BÜROKRATI GÖREVDEN ALDILAR

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, 3.3 milyar liralık saltanat harcaması için çerez parası ifadesi kullanması, akıllara Gelir İdaresi eski Başkanı Mehmet Akif Ulusoy’u getirdi. Maliye eski Bakanı Kemal Unakıtan döneminde başkanlık yapan Ulusoy, Doğan Grubu’nun üst düzey yöneticisi ile yaptığı görüşmede, “vergi cezasını çerez parasına düşürürüz” ifadesini kullanmıştı. Bu ifade nedeniyle Ulusoy görevden alındı. AKP Hükümeti’nin, aynı yöntemi Maliye Bakanı Mehmet Şimşek içinde uygulayıp uygulamayacağı merak ediliyor.

“TARAF İNCELEMESİNİN” BAŞKA ÖRNEĞİ VAR MI?

Sayın Mehmet Şimşek, Maliye Bakanlığı bünyesinde faaliyet gösteren “denetim elamanlarını” tek çatı altında toplarken, “incelemelerdeki keyfilik sona erecek, şirketler 3 yılda bir incelenecek” demiştiniz. -Taraf Gazetesi ve yan şirketleri, 2012 Aralık ayından bu yana kesintisiz vergi incelemesine tabi tutuluyor. Yani 30 aydır Taraf vergi incelemesi altında. Bu kadar uzun vergi incelemesine tabi tuttuğunuz başka basın kuruluşu var mı? -Vergi incelemeleri, ihbar ve risk analizi sonucunda gerçekleştiriliyor. Taraf’ın incelemesine risk analizi sonucu başladığını açıkladınız. İncelenen yıllarla ilgili, nasıl bir risk gördünüz ki, aynı yılı tekrar tekrar inceleme kararı alıyorsunuz? -Son bir yıl içinde, dört ayrı vergi incelemesi kararı alındı. Bunun başka bir örneği var mı? -İnceleme için, mesleği 2012 yılında başlamış bir müfettiş yardımcısını görevlendirdiniz? Halen yeterliliğini kazanmamış olan Elif Mutlu’nun, Taraf Gazetesi gibi Türkiye’nin önde gelen bir yayın grubunu incelemek için ne tür mesleki başarıları vardır? -İnceleme için görevlendirilen müfettiş yardımcısı Elif Mutlu’nun temin ettiği bilgi ve belgeler merkezde başka üstatlar tarafından da incelendi mi? -İnceleme kararında yer almayan bilgi ve belgeler, temin edildi mi? -Taraf’a yönelik 30 aydır devam eden “vergi işkencesi” Anayasa’nın eşitlik ilkesine, Vergi Yasaları ve diğer yasalarda yer alan “mükellef” haklarına aykırı değil mi? ■ Taraf, (25.5.2015)

TARIM: İKTİDAR, YABANCI ÇİFTÇİYE KAZANDIRIYOR

Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, çiftçinin maliyetlerinin son 5 yılda tavan yaptığını belirterek üretim olmadığı için Türkiye’nin tarımda ithalata yöneldiğini söyledi

Son 5 yılda çiftçinin beli büküldü. AKP iktidarı döneminde maliyetler yıldan yıla arttı. 5 yıl önce fasulye tohumunun tonunu 3 bin 750 liraya alan çiftçi, bugün aynı tohumu yüzde 150 zamla 9 bin 401 liraya alıyor. Çiftçinin maliyetleri yüzde 100’ün üzerinde arttı. Türkiye’nin günden güne tarımda dışa bağımlılığı artarken, bunun nedenleri arasında çiftçinin yükselen maliyetleri gösteriliyor. Son 5 yılda üreticinin maliyetlerine bakınca, çiftçinin üretimden neden vazgeçtiğini ortaya çıkıyor. Tarım Bakanlığı’nın verilerine göre sadece tohum fiyatlarında yaşanan artış bile korkunç tabloyu gözler önüne seriyor. 2010 yılında bir ton yonca tohumunu 7 bin 800 liraya alan çiftçi aynı miktarda yonca tohumunu bugün yüzde 136 zamla 18 bin 465 liraya alabiliyor. Aynı şekilde 5 yıl önce yemlik pancar tohumunu 8 bin 750 liraya alan çiftçi, şimdi aynı miktardaki pancar tohumunu yüzde 122 zamla 19 bin 497 liraya alıyor.

Gübre yüzde 74 arttı

Tarım Bakanlığı verilerine göre, toplam 4 adet gübre fiyatlarında yaşanan artış son 5 yılda ortalama yüzde 74 oldu. Bakanlığa göre, aynı dönemde amonyum nitrat yüzde 87 zamlanırken, amonyum sülfat ise yüzde 68 zamlandı. Özel sektöre göre bu rakamların daha yüksek olduğunu anlatan Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Özden Güngör, son yıllarda Türkiye’nin ithalatla dışa bağımlı ülke haline geldiğini belirterek çiftçinin maliyetlerin artması nedeniyle üretmediğini söyledi.. Özellikle gübre fiyatlarındaki artışın yüzde 200’e dayandığını belirten Güngör, gübrenin dışında son 5 yılda mazot fiyatlarının, üretim maliyetlerine etkisinin 4 kat arttığını dile getirdi. Güngör, “Mazot rafine çıkış fiyatı 1,27 lira iken, satış fiyatı 4,04. Tarımda mazotun litre fiyatlarına bakılmaz, maliyet etkisine bakılır. Dolayısıyla tüm bunlar göz önüne alınca üreticinin yükü giderek artıyor. Çiftçi üretimden koparılıyor” şeklinde konuştu.

Maliyetler tırmandı

Çiftçinin yem, gübre, tohum ve enerji maliyetlerinin son 5 yıldaki artışı, gıda fiyatlarının yükselmesine de neden oldu. Özellikle et arzına son dönemlerde ithalat da çare olmadı. 5 yıl önce dana karkas etin kilogramı 15,5 lira iken, bugün fiyatı 23,3 liraya çıktı.

Son 4 yılda canlı hayvan ve et ithalatına 3,5 milyar dolar harcandığını açıklayan Özden Güngör, “4 yılda bir milyon 260 bin büyükbaş, 2 bin 200 bin küçükbaş hayvan ithal ettik. Buna rağmen et fiyatları hâlâ yüksek” dedi.

Pamuk ekilmiyor

Türkiye’de 125 bin ton Soya üretilmesine rağmen, 2,5 milyon ton tüketildiğini bildiren Güngör, Soya’nın yüzde 95’nin ithal edildiğini kaydetti. Türkiye’nin tarım ürünlerinde artık, kendine yeten 7 ülkeden biri olmadığını aktaran Güngör konuşmasına şöyle devam etti: “Tarımda dışa bağımlı, ithalatçı bir ülke olduk. Nohut, mercimek, saman, pamuk, buğday, mısır, soya bunların hepsi dışarıdan geliyor. Maliyetler yüzünden artık Adana bölgesinde pamuk ekilmiyor. Yunanistan, Türkmenistan gibi ülkelerden pamuk ithal ediyoruz. Rusya, Almanya ve Ukrayna’dan buğday, Gürcistan’dan saman, Arjantin’den mısır ithal ediyoruz.” ■ Yeniçağ, (26.5.2015)

 

27.5.2015

RTE, SEÇİMLER: ‘ERDOĞAN BÖLÜCÜLÜĞÜ’NDEN KURTULMAK TÜRKİYE’Yİ RAHATLATACAK!

Tayyip Erdoğan kürsüde.
Bölücülük yapıyor.
Hem de daniskasını...
Bir tarafa başörtülüleri koyuyor.
İmam hatiplileri koyuyor.
Erdoğan’ın gözünde kendinden olmayan herkes dinsiz imansız!
Bir zamanlar başbakanlığı döneminde Erbakan Hoca da öyleydi, “Bizden olmayan patates dininden” derdi.
Şimdi Erdoğan aynı havada.
Biz imam hatipliyiz, biz başörtülüyüz!” diye sesini yükselttikçe, topluluk dalgalanıyor:

Ya Allah bismillah Allahüekber!

28 Şubat bir uçsa… 'Erdoğan devleti' de öbür uç değil mi? 28 Şubat nasıl toplumu böldüyse, şimdi aynısını Erdoğan devleti yapmıyor mu?

Kılıçdaroğlu’nu yuhalatıyor:
“Zorunlu din derslerini kaldıracakmış... İmam hatipleri kapatacakmış...”
Topluluk dalgalanıyor:
“Yuuhh!”
“Din iman bunlara bırakılır mı?..”
Kürsünün ön tarafı ses veriyor:

Ya Allah bismillah Allahüekber!

Slogan atarcasına konuşuyor:
“Dinsiz imansız bir millet olur mu?”
“Milli manevi değerlerle mücehhez bir nesil yetiştireceğiz.”
Haykırıyor:
“Bizim tek Kâbemiz var, o da Mekke’dir!”
Kalabalık yine dalgalanıyor:

Ya Allah bismillah Allahüekber!

Arkasından dayılanıyor:
“Ben ne Özal’ım, ne Demirel’im, ne Çiller’im, ben Kasımpaşalı Erdoğan’ım, Erdoğan...”

Son olarak sözü 28 Şubat’a getiriyor.
Biliyor, Sultanbeyli sakinlerinin postmodern darbe dönemine ilişkin kötü anılarını...
Evet, 28 Şubat bir uçtu.
Kötü bir uç...
İmam hatipli olana, başörtülü olana dönük, insan haklarıyla bağdaşmayan uygulamalarla bölücülük yapılmıştı 28 Şubat’ta.
Peki, şimdi Erdoğan ne yapıyor?
28 Şubat bir uçsa...
Erdoğan devleti de tam öbür uç değil mi?
28 Şubat nasıl toplumu böldüyse, kutuplaştırdıysa, şimdi aynısını Erdoğan devleti yapmıyor mu?
Bir tarafta başörtülüler...
Bir tarafta imam hatipliler...
Karşı tarafta dinsiz imansızlar...
Karşı tarafta ‘patates dini’nden olanlar...
Tayyip Erdoğan kafası bu.
Siyasetini din iman üzerine kurmuş durumda...
Siyasetini din bezirgânlığı üzerinden yapıyor.
Toplumu bölerek, toplumu uçlara iterek, cepheleştirerek tek adamlık yolunu açacağını umuyor.
Bu umudu tükendikçe de, daha fazla öfkeleniyor, daha beter bölücülük yapıyor.
Kısacası:
Erdoğan Türkiye’ye çok büyük kötülük ediyor. Memleketin barış ve huzurunu torpilliyor.

Ben oyumu, siyasette uzlaşma ve diyalog kanallarını açmak için de HDP’ye vereceğim

7 Haziran bunun için önemli.
Erdoğan’ın tek adamlığına dur demek için yaşamsal bir dönüm noktası çünkü.
Türkiye’nin cepheleşmeden, kutuplaşmadan kurtulabilmesinin yolu 7 Haziran’dan geçiyor.
Tek adamlık seçim sandığında ölümcül bir darbe yerse, Türkiye’de rahatlayacak.
Siyaset meydanında uzlaşma kapıları açılacak.
Diyalog kapıları açılacak.
Bir başka deyişle:
Türkiye siyaseti normalleşme rayına oturacak.
Siyasetin ‘merkez’e doğru çekilmesi imkân dahiline girecek.
Bunun için de, 7 Haziran’da ‘Erdoğan engeli’nin siyaset sahnesinden çekilmeye, etkisizleştirilmeye başlaması lazım.
Başka çare yok.
Bu gerçeğin ‘AKP dünyası’nda da fark edilmeye, görülmeye başlandığına dair işaretler gittikçe çoğalıyor.

Oyumu HDP'ye vereceğim, çünkü...

Kendi açımdan bir noktayı bir kez daha vurgulamak istiyorum.
Siyasette ‘Erdoğan engeli’nin etkisizleştirilmesinin ve siyasetin normalleşmesinin yolu, HDP’nin yüzde 10 barajını aşmasından geçiyor.
İşte ben oyumu yalnız bu nedenle değil, aynı zamanda ‘değişim’i temsil ettiği için de HDP’ye vereceğim.
Bu bakımdan Ahmet İnsel’in dün Cumhuriyet’teki yazısı ilginçti. Şu satırlarını köşeme alıyorum.

'HDP’ye, AKP’yi destekleyeceği bahanesiyle oy vermemenin anlamı, AKP’nin 50 civarında koltuğa el koyması olacak'

Radar Politik Analiz sitesinde 21 Mayıs’ta yayımlanan seçim sonuçlarının milletvekili sayısına yansıması simülasyonu, durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
AKP’nin yüzde 44, CHP’nin yüzde 25, MHP’nin yüzde 16 aldığı, HDP’nin yüzde 9.5’te kaldığı bir seçim sonucunda, AKP’nin alacağı milletvekili sayısı 333 olabilir.
HDP barajı geçerse, yani yüzde 9.5 değil, yüzde 10 oy alırsa, yüzde 44 oy almış AKP’nin milletvekili sayısı 282’ye düşüyor!
HDP’nin barajı geçmemesi durumunda CHP’nin payına ilaveten 6 milletvekili düşüyor. MHP’ye ise sadece bir.
AKP’nin yüzde 44’ten biraz daha az oy alması ve HDP’nin yüzde10 barajını geçmesi durumunda, AKP’nin parlamentodaki milletvekili sayısı Meclis çoğunluğu için gerekli olan 276 sınırına yaklaşıyor.
Yüzde 40-41 oy oranı ise AKP’nin 275’ten az milletvekiliyle seçimden çıkması anlamına geliyor.
Buna karşılık HDP’nin yüzde 9.8 oy alması ve barajı geçememesi durumunda, yüzde 41 oy almış bir AKP 320 milletvekiline sahip oluyor.
Görüldüğü gibi, 7 Haziran seçimlerinde HDP’ye verilen veya çeşitli nedenlerle eli son anda gitmediği için HDP’ye verilmeyen oyların seçim sonrası Türkiye siyasal manzarasını belirleme gücü son derece yüksek olacak. HDP’ye verilen her oy, AKP’nin üçte iki Meclis çoğunluğuna sahip olması şansını azaltıyor.
Şu açık ki HDP’nin AKP’yi destekleyeceği bahanesiyle HDP’ye oy vermekten son anda caymanın anlamı, AKP’nin Meclis’te 50 civarında koltuğa el koymasını kolaylaştırmak olacak.
2002’de Genç Parti, esas olarak DYP, MHP ve ANAP seçmenlerinden oy almış, bu üç partiyi barajın altına itmiş ama kendi de barajı geçemediği için AKP’nin yüzde 34 oyla Meclis’te üçte iki çoğunluğa sahip olmasına yol açmıştı.
HDP’ye oy verme konusunda ikircikli olanlara hatırlatırız. Hasan Cemal, T24, (27.5.2015)

EKONOMİ: AKP EKONOMİDE NİYE BAŞARISIZ OLDU

Son üç yılda Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 3,1 oldu. Bu büyüme hızı benzeri ülkelere göre oldukça düşük düzeyde kaldı. Çünkü IMF verilerine göre gelişmekte olan ülkelerin son üç yılda ortalama büyüme hızı yüzde 4,9 olarak gerçekleşti. Dolayısıyla Türkiye dünya ortalamasının altında kaldı.

Hemen bu konuya örnek verelim; son üç yılda ortalama yıllık büyüme hızı Hindistan’da yüzde 6,4, Çin’de yüzde 7,6, Endonezya’da yüzde 5,5, Malezya’da yüzde 5,4, Pakistan’da yüzde 3,9, Nijerya’da yüzde 5,3, Gürcistan’da yüzde 4,8 oldu.

Bu arada Türkiye yüksek enflasyon oranında da dünya ortalamasının üzerine çıktı. Son üç yılda gelişmekte olan ülkelerde yıllık ortalama enflasyon oranı yüzde 5,7 olurken Türkiye’de aynı oran yüzde 7,2 oldu. Yine Çin’de son üç yılda ortalama yıllık enflasyon yüzde 2,4, Tunus’ta yüzde 5,2 olarak gerçekleşti. Bu arada Türkiye son dönemde en yüksek işsizi olan ülke oldu. Çünkü işsizlik oranı Malezya’da yüzde 3,2, Hindistan’da 8,6, İsrail’de 5,3, Rusya’da 5,9, Çin’de 4,1 düzeyindeyken Türkiye’de yüzde 11,2’ye yükseldi. Bu verilere bakıldığında, Türkiye kendi kategorindeki ülkeler arasında son üç yılda en kötü ekonomik performans gösteren ülkeler arasında yer alıyor.

İSTİHDAMIN YÜZDE 76’SINI SAĞLAYAN KOBİLER, KREDİLERİN ANCAK YÜZDE 25’İNİ KULLANABİLİYOR

Gelelim bütün bunları niye anlattığımıza…

Anlattık, çünkü Türkiye’nin ekonomide kötü bir performans göstermesinin nedeni hükümetin ekonomi politikasından kaynaklandı.

Nasıl mı?

Hemen cevaplayalım; Türkiye’de istihdamın yüzde 75,8’ini, maaş ve ücretlerin yüzde 54,4’ünü küçük ve orta büyüklükteki işletmeler yani KOBİ’ler sağlıyor. Yine bu ülkede KOBİ’ler faktör maliyetleriyle toplam katma değerin yüzde 54,2’sini ve maddi mallara ilişkin toplam brüt yatırımların yüzde 53,2’sini yapıyorlar. Ama aynı KOBİ’ler bu ülkedeki toplam kredilerin sadece yüzde 25’ini kullanabiliyorlar. İşte iktidarın ekonomi politikasındaki hata bu. Yatırımların yarısından fazlasını yapan, istihdamın üçte ikisini sağlayan KOBİ’lere hükümet sırtını dönünce ekonomide başarısız oldu.

AKP HÜKÜMETİ, AB İLERLEME RAPORLARINI DİKKATE ALSA EKONOMİ KRİZE GİRMEZDİ

Kısaca AKP hükümeti popülist kamu yatırımları için büyük firmalara kredileri dağıttı. Küçük firmaların kullandığı kredileri azaltınca ekonomiyi krize soktu.

Bir konuyu da unutmadan hatırlatalım; Avrupa Birliği 2014 İlerleme Raporu’nda üç bakanlığın yani Maliye, Ekonomi ve Kalkınma bakanlıklarının politika araçlarının KOBİ’ler konusunda entegre edilmediği belirtiliyor. Bu nedenle KOBİ’lerin piyasadaki kredilerin yüzde 25’i gibi düşük bir oranı kullanmalarının Avrupa Küçük İşletmeler Yasası’na aykırı olduğu eleştirisi yapılıyor.

Anlayacağınız AKP hükümeti, Avrupa Birliği mevzuat uyumunu yapmamakta direndi. Şanghay Beşlisi gibi soru işaretleri yaratan konuları tartışmaya başladı. İşte kendi sonunu da böylece hazırladı. Hâlbuki ilerleme raporlarını dikkate alsa KOBİ’ler canlanır, ekonomi krize girmezdi. Süleyman Yaşar, Taraf, (27.5.2015)

 

28.5.2015 

YABANCI SERMAYE, BANKALAR: HALKBANK, CACANSKA BANKA AD'Yİ SATIN ALDI

Halkbank, Cacanska Banka AD'nin satın alınmasına ilişkin işlemlerin sonuçlandırılması için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) izninin onaylandığını ve akabinde hisse devrine ilişkin işlemlerin tamamlandığını bildirdi.

Halkbank tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda (KAP) yapılan açıklamada, "Bankamız Yönetim Kurulu'nun Kararı ile Sırbistan'da hisselerinin yüzde 76,76'sı satışa sunulan Cacanska Banka AD'nin satın alınmasına ilişkin işlemlerin sonuçlandırılması için BDDK izni onaylanmış ve akabinde hisse devrine ilişkin işlemler tamamlanmıştır" denildi. ■ ntv.com.tr, (28.5.2015)

GELİR DAĞILIMI, KÜRESELLEŞME, ÇİN: EŞİTSİZLİĞİ DURDURMAK İÇİN TTIP’Yİ ÖNLEYİN

Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, ABD ve AB arasında müzakereleri yürütülen Türkiye’de sermaye çevrelerinin de dahil olmak istediği kısa adı TTIP olan ticaret anlaşmasını eleştirdi.

Önde gelen batılı ülkelerde artan eşitsizliğe dikkat çeken Stiglitz, bu eşitsizliği durdurmanın ilk adımının, ABD ile Avrupa Birliği arasındaki ticaret anlaşmasını önleme mücadelesi olduğunu söyledi.

BloombergHT’de yer alan habere göre, Londra’da “Büyük Ayrım” adlı kitabının tanıtım etkinliğinde konuşan Stiglitz küreselleşmenin yoksulluğu azalttığına dair tezi de redderek, Çin’de 500 milyon insanın yoksulluktan kurtulmasını küreselleşmeyi kullanarak sanayi tabanını kurması ile açıkladı. Stiglitz, “Bu Dünya Bankası, IMF veya Peter Sutherland’in (Dünya Ticaret Örgütü’nün eski başkanı) öngördüğü şekilde bir küreselleşme değildi. Çin hiçbir zaman sermaye hesabını serbestleştirmedi. Küreselleşmeyi kendi avantajı için kullandı” dedi. ■ Aydınlık, (28.5.2015)

 

29.5.2015 

AB: GÜMRÜK BİRLİĞİ' REVİZE EDİLİRSE ÜRETİM ARTAR

Yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşmasını "Türkiye'nin okumadan imzalamış en büyük kapitülasyon anlaşması" olarak nitelendiren SOCAR Türkiye Başkan'ı Yavuz anlaşmanın revize edilmesinin üretim kabiliyetini artırabileceğini söyledi.

Hazar Strateji Enstitüsü (HASEN), Yeşil Büyüme Derneği ve Uluslararası Rekabet Araştırmaları Kurumu (URAK) iş birliğinde düzenlenen "Türkiye'nin Rekabet Gücü ve TTIP" toplantısına Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş da katıldı. 

"İnsanların doğduğu yerde doyduğu bir yapıya ulaşmalıyız"

Yavuz, burada yaptığı konuşmada, Türkiye'nin 2000'li yıllara krizle başladığını ve sonrasında olağanüstü bir toparlanma yaşadığını ifade etti. Türkiye'nin bu dönemde bir altyapı devrimi başlattığını belirten Yavuz, şunları kaydetti: 

"Bu altyapı devriminin yanında milli gelir üçe katlandı, ihracat arttı, istihdam gelişti. Teknolojide atak yapmaya başladık, yabancı sermayenin akışını cazip hale getirdik. 1923-2002 yılı arası 15 milyar dolar yabancı sermaye girişi olmuş. 2002-2015 yılları arasında tek bir firma bile bu kadar yatırım yapar hale geldi. Enerji ithalatımız 60 milyar dolar seviyesine geldi. Önümüzdeki dönemde yeni bir faza geçmemiz gerekiyor. Bundan sonraki süreçte, yaptığı altyapı devrimini üretim devrimiyle buluşturarak yeni bir hikaye kurmalı. İnsanların doğduğu yerde doyduğu bir yapıya ulaşmamız gerekiyor."  

Yavuz, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında 20 yıldır yürürlükte olan Gümrük Birliği'ni güncelleme konusunda taraflar arasında üzerinde anlaşılan yol haritasının çok önemli bir adım olduğunu vurgulayarak, bu adımın geçmişten gelen problemlerin çözülmesine yönelik süreci başlatacağını dile getirdi. 

"Okumadan imzalamış en büyük kapitülasyon anlaşması"

Yürürlükte olan Gümrük Birliği Anlaşmasını "Türkiye'nin okumadan imzalamış en büyük kapitülasyon anlaşması" olarak nitelendiren Yavuz, "Gümrük ve serbest ticaret anlaşmalarının revize edilmesi Türkiye'nin üretim kabiliyetini artıracaktır. Bu tür anlaşmaların ara malı üretiminde uygulanmaması gerekiyor. Ara malı üretimini yerli üretimle konuşlandıramazsak ekonomi giderek ithalata bağımlı olur. Tüm bu yapıları başarıları avantajlarımızla beraber harmanladığımız bir sürece gireceğimize inanıyorum" ifadelerini kullandı.  

"Büyümede üretim ve imalat sanayi öncelikli olmalı"

HASEN Genel Sekreteri Haldun Yavaş da Türkiye'nin 2002-2013 yılları arasında ortalama yüzde 5 büyüme yakalayarak temel makroekonomik göstergelerde önemli iyileşme kaydettiğine dikkati çekti. Bu dönemde büyüyen ekonomiye paralel olarak, özellikle ara malı üretiminde yeterli yatırımların yapılamayışı ve enerji fiyatlarında görülen artışla birlikte dış ticaret açığının önemli miktarda arttığını kaydeden Yavaş, Türkiye ekonomisinin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi için üretim ve imalat sanayi öncelikli bir büyüme modelinin zorunlu hale geldiğinin daha iyi anlaşıldığını dile getirdi. ■ Dünya, (29.5.2015)

YABANCI SERMAYE: DİGİTURK'ÜN SATIŞINDA FLAŞ GELİŞME!

 

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) Başkanı Şakir Ercan Gül, Digiturk'ün Katar merkezli medya grubuna satışında sona yaklaşıldığını ve hisse devir anlaşmasının 15-20 gün içinde imzalanabileceğini söyledi.

Ziraat Katılım Bankası'nın açılış töreni sırasında Reuters'ın konuyla ilgili sorusunu yanıtlayan Gül, "Hisse devir anlaşması yakında, 15-20 gün içinde imzalanabilir. Ancak işlemin tamamlanması bir iki ayı bulabilir" dedi.

Reuters'ta Mart ayında yer alan bir haberde
 Katar merkezli medya grubu Al-Jazeerabünyesindeki BeIN Media Group'un Digiturk hisselerinin tamamını alma konusunda yürüttüğü görüşmelerde sona geldiği belirtilmişti.

Digiturk, 2016-2017 sezon sonuna kadar Türkiye futbol liginin yayın haklarını elinde bulunduruyor. Şirketin TMSF'nin kontrolünde bulunan yüzde 53 hissesi Çukurova grubuna ait olurken, yüzde 47'si ise ABD'li fon Providence Equity Partners'ın elinde bulunuyor.

TMSF Çukurova'nın elinde bulunan yüzde 53 hisseye grubun borçları nedeniyle 2013 yılında el koymuştu. ■ http://www.internethaber.com/, (29.5.2015)

SEÇİMLER: FUAT AVNİ’DEN 7 HAZİRAN İÇİN ŞOK İDDİALAR!

Fuat Avni: 3 milyon 480 bin oy çalmak istiyorlar. Hedefe göre %7 civarı oy hırsızlığı yapılacak.

İnternet fenomeni Fuat Avni yaklaşan 7 Haziran seçimleri ile ilgili şok iddialarda bulundu. AKP seçimler için kozmik bir ekip kurduğunu yazan Fuat Avni “En az yüzde 7 yer değiştirecek” iddiasında bulundu.

İşte Fuat Avni’nin şok iddiaları

“Güzel insanlar, şahit olduğum gerçekleri yazmak zorundayım. Asla ümidinizi kırmayın, seçim hilesi yapacaklara göz açtırmayın. AKP, seçim hileleri için A Takımı kurdu. A Takımı’nın illerde, ilçelerde, köylerde uzantıları oluşturuldu. Hile yapacak kişiler belirlendi. Yaklaşık 174 bin seçim sandığı ile ilgili hedefler verildi. Her sandık için en az 20 oy hırsızlığı hedefi verildi. Türkiye genelinde 3 milyon 480 bin oy çalmak istiyorlar. Hedefe göre %7 civarı oy hırsızlığı yapıldığında AKP’nin tek başına iktidar hedefi gerçekleşmiş oluyor. AK-Hırsızlar seçim günü sabah namazında en yakın camide dua ederek hırsızlık çalışmalarına başlayacak.”

“CİHAD OLARAK ELE ALIYORLAR”

“Tüm teşkilat bunu bir cihad olarak ele alıyor. Hırsızların Allah’tan duası da yakalanmamak. Ancak sandık bekçileri bu defa AK-Hırsızları tek tek yakalayıp deşifre edecek. Bu seçimde herkes dikkatli olmalı. Milli irade olarak gördükleri sandık, gerçekte milli iradeyi yansıtmıyor. Bunu en iyi AKP’nin AK-Hırsızları biliyor.   AK-Hırsızlar 7 Haziran’da tek tek ortaya çıkartılacak. Bunu herkes görecek! Demokrasinin önündeki en büyük engel AKP’nin sandıklarda oy hırsızlığı için oluşturduğu hırsızlık çetesidir. %38′e düşen oyları, Anar-Genar gibi partiye yakın şirketler bilerek %45-46′larda veriyorlar. Sonra bizim dediğimiz çıktı diyecekler.

CHP ve MHP gibi büyük partiler sandıklara sahip çıkarsa bu iş bu kadar kolay olmaz. Partilerin hepsi sandık açıldıktan kısa bir süre sonra nasıl olsa kaybettik diyerek gidiyorlar. Çoğu zaman ilçe seçim kurullarında AKP’liler dışında kimse kalmadığı için AK-Hırsız timleri her fırsatı değerlendiriyorlar.  Başta CHP-MHP ve HDP olmak üzere toplumun tüm kesimlerine büyük ve tarihi bir görev düşüyor. İstenildiği takdirde hiç bir ‘AK-Hırsız’ oy çalamayacak. Bunun yolu sandıkları korumak ve oylara sahip çıkmak. Seçim sandığına kadar oy hırsızlığı yapan AK-Hırsızları tek tek deşifre edeceğim. ■ Sözcü, (29.5.2015)

 

30.5.2015 

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARA SATIŞ ARTTI

Yabancılara konut satışı Nisan'da yüzde 18,9 artarak yılın en yüksek aylık satış rakamına ulaştı. Yabancıların konut alırken tercih ettiği illerin başında Antalya ve İstanbul geliyor.

 

ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Nisan ayı konut satış istatistiklerini yayımladı. 

TÜİK verilerine göre, yabancılara konut satışı Nisan ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 18,9 artarak, bin 554'ten bin 847'ye yükseldi. Bu, yılın en yüksek aylık satış rakamı oldu. 

 

Nisan sonu itibarıyla yıllık bazda konut satışı ise bir önceki döneme göre yüzde 43,4 artışla 19 bin 880 olarak gerçekleşti.

 

Yabancıların en çok tercih ettikleri illerin başında Antalya ve İstanbul geliyor. Bu illeri Bursa, Yalova ve Aydın takip etti. 2013 Ocak ayından bu yana Antalya'da yabancılara 13 bin 796, İstanbul'da ise 10 bin 2 konut satıldı.

 

Gayrimenkul yatırımcıları seçimden sonra da konut satışlarının devam edeceğini söylüyor. Yabancıların taleplerine karşılık verecek konut inşa edilmesiyle yılın ikinci yarısından itibaren ayda ortalama 2 bin konut satışına ulaşılabileceği tahmin ediliyor. ■ Ulusal Kanal, (30.5.2015)

31.5.2015 


YOLSUZLUK: İŞTE O HARİTA!

Maliye Bakanlığı’na bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü, Türkiye’yi yandaş vakıflara parsel parsel tahsis etmiş... İşte o harita!

 Cumhuriyet gazetesinden Canan Coşkun’un haberine göre, Bakanlık ‘22 ilde toplamda 1 milyon 148 bin 192 metrekarelik 31 araziyi’ iktidara yakınlığıyla dikkat çeken ‘TÜRGEV, Ensar Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, İHH, Birlik Vakfı ile Türkiye Eğitim Sağlık ve Araştırma Vakfı’na tahsisleri için ‘olur’ vermiş. Arazilerin çoğunun tahsisi için Başbakanlık’tan da ‘olumlu’ yanıt alındı. 

 

Maliye Bakanlığı’nın TÜRGEV tarafından Başakşehir’de kurulacak olan İbn-i Haldun Vakıf Üniversitesi’nin arazisinin peşkeş çekilmesini konu alan haberimizle ilgili, ‘kamu yararı bulunan tüm vakıf, dernek ve vakıf üniversitelerine ayırt etmeksizin arazi tahsisi yapıldığı’ açıklamasının aksine AKP’ye yakın vakıflara çalıştığı belgeleriyle ortaya çıktı. Türkiye’nin doğusundan batısına kuzeyinden güneyine birçok ilinde AKP iktidarına yakın vakıflara arazi tahsis edilmesi için olur veren Maliye Bakanlığı’na bağlı Milli Emlak Genel Müdürlüğü’nün arazi tahsisi için adeta onay makamı gibi çalıştığı belgelerle günyüzüne çıktı. İşte il il yandaş vakıflara tahsisi için Maliye Bakanlığı tarafından olur verilen arazilerin listesi:

 

ADI URLA İLE DUYULMUŞTU

 

Ensar Vakfı’nın ismi 25 Aralık rüşvet soruşturmasında sık sık Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ait olduğu iddia edilen villaların bulunduğu Urla Zeytineli koyuna komşu koydaki bir arazinin tahsis edildiği vakıf olarak duyulmuştu. Devlet Hava Meydanları’na (DHMİ) ait tesislerin de bulunduğu koydaki arazinin tahsis edildiği Ensar Vakfı’nın kurucu üyeleri arasında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün damadı Mehmet Sarımermer ve İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş da yer alıyor. ■ http://www.yuzdeyuzhaber.com/, (31.5.2015)

ÖZELLEŞTİRME: KARA ELMAS DA ÖZELLEŞTİRİLİYOR...

Hükümet, Türkiye Taşkömürü Kurumu’nu da özelleştirme kararı aldı. 9 bin 500 işçinin çalıştığı TTK, ruhsatlarını özel sektöre devredecek.

 

Hükümet, Türkiye’nin “kara elmas devi” Zonguldak’ta kurulu bulunan Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) madencilik faliyetlerini zarar ettiği gerekçesiyle özelleştirme kararı aldı. Yaklaşık 9 bin 500 işçinin çalıştığı TTK elindeki ruhsatları özel sektöre devredecek. 

Geçmişi 1800’lü yılların başlarına kadar uzanan TTK’ye bağlı Amasra, Karadon, Kozlu, Üzülmez ve Armutçuk olmak üzere toplam 5 müessese müdürlüğü bulunuyor. Müdürlüklerin her birinde ortalama 2 bin işçi çalışıyor. Sendikanın talebine karşın yıllardır işçi alınmayan ve yatırım yapılmayan TTK doğal olarak zarar ediyor.

 

Cumhuriyet'in haberine göre, Enerji Bakanlığı ile Hazine Müsteşarlığı TTK’nin yeniden yapılandırılması için çalışma başlattı. Hükümetin hedefine göre bağlı 5 müessese kademe kademe özelleştirilecek. Özelleştirilecek müessedeki işçiler diğer müesseye kaydırılacak. Bütün müesseseler özelleştirildiğinde işçilerin ne olacağı ise soru işareti. Enerji Bakanı Taner Yıldız Meclis’teki Sanayi Komisyonu’nda kuruma bağlı sahaların özelleştirileceğini söyledi. İktidarda oldukları 12 yıl içerisinde en çok zarar eden kurumun 6 milyar lira ile TTK olduğunu savundu.

 

İthal kömüre övgü

 

Beş yıl önce 165 dolardan Türkiye’ye gelen ithal kömürün, şu anda 80 dolarlardan geldiğine dikkat çeken Yıldız, “TTK’nın şu anki maliyeti 80 doların çok üzerinde” dedi. TTK’nin yılda 550 milyon lira zarar ettiğine işaret eden Yıldız, kamuda zarar eden bütün kuruluşların faaliyetlerini özel sektör eliyle yapmak istediklerini söyledi. Yıldız, “TKİ’nin elinde, TTK’nin elinde ruhsatlar var, bunları devredecek, bundan sonra da devredecek. Bir kısmında tamamen imtiyaz hakkını verecek” dedi. Yıldız’ın verdiği bilgiye göre özel şirket madeni başkasına devredemeyecek ancak hizmet alımı yapabilecek. Yani taşeron çalıştırabilecek.

 

TTK’nin yıllık üretiminin 1.6 milyon ton civarında olduğunu dile getiren Yıldız, “Bugünün şartlarında, piyasasında 3 milyon ton kömürü sıfır riskle istediğimiz limana teslim alabiliyoruz. Sıfır risk, hem de ayağını uzatıyorsun, telefonun başına geçiyorsun ‘sevdim, sevmedim’ diyorsun gelen malı da, ‘sülfürü şöyle, kükürdü böyle’ diyorsun” değerlendirmesini yaptı.

 

Hazine: Çalışıyoruz

 

CHP Bartın Milletvekili Rıza Yalçınkaya da TTK’nin özelleştirip özelleştirilmeyeceğini Hazine Müşteşarlığı’na sordu. Müsteşarlıktan gelen yanıtta, çalışmaların Enerji Bakanlığı koordinasyonunda devam ettiği bildirildi.

 

‘Zonguldak’ın sonu olur’

 

CHP’li Rıza Yalçınkaya, 100 yıldır kömür denilince akla TTK’nin geldiğine dikkat çekerek, özelleştirmenin Zonguldak ve Bartın’ın sonu olacağını söyledi. Aileler ve esnafla birlikte toplamda 200-300 bin kişinin TTK’den geçimini sağladığını belirten Yalçınkaya, bölgede sahaları alan şirketlerin devletin yaptığının onda birini bile yapmadığını vurguladı. Sahaların özelleştirilmesinin iş güvenliği açısından da tehlike oluşturacağını dile getiren Yalçınkaya, “Kafalarında özelleştirme olduğu için TTK’ye yıllardır işçi almıyorlar. TTK’ye yatırım yapılmıyor” dedi. ■ http://www.yuzdeyuzhaber.com/, (31.5.2015)

BOP: IRAK’TA SIKIŞAN IŞİD LİBYA’DA İLERLİYOR

Irak’ta ilerleyişi durdurulan IŞİD bu sefer de Libya’da etkisini artırdı. Hafta içinde ortaya çıkan belgeler ise çok sayıda silahın ABD’nin bilgisi dahilinde Libya’dan Suriye’ye gönderildiğini kanıtlıyor

IRAK’ın yüzölçümü bakımından en büyük vilayeti Anbar’ın merkezi Ramadi’yi IŞİD’den geri almak için 26 Mayıs’ta operasyonlar kapsamında Irak ordusu ve Haşdi eş Şabi(Halk Topluluğu) güçlerinin 103 teröristi öldürüldüğü ve örgüte büyük zayiat verdirildiği bildirildi. Ramadiye’ye bağlı ElbuŞihab bölgesinde yoğunlaşan operasyonlara koalisyon güçlerinin de destek verdiği açıklandı.

RAMADİ’NİN ÇIKIŞLARI KAPATILDI’

Irak Savunma Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada Samarra Operasyon Komutanlığı ve Haşdi eş Şabi güçlerinin Salahhaddin vilayetinin Elayin bölgesinin tümüyle IŞİD’den temizlendiğine, Beyci ve Telafer’de de ilerleme kaydedildiğine işaret edildi.

Anbar vilayetinin merkezi Ramadi’nin terör örgütü IŞİD’in elinden geri alınması için operasyonlarına devam eden Irak ordusu ile Haşdu’ş Şabi (Halk Topluluğu) güçlerinin, kentin tüm çıkışlarını da kapattığı bildirildi. Irak Savunma Bakanlığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, “Anbar’daki ilerleyişini sürdüren ordu birlikleri ve Haşdu’ş Şabi güçleri, DAEŞ militanlarının Ramadi’den kaçabilecekleri tüm çıkışları kapattı” denildi.

Açıklamada ayrıca, Irak ordusunun bu sabah Salahaddin vilayetinin merkezi Tikrit’in güneyindeki Mekişife bölgesine düzenlediği hava saldırısında 14 IŞİD militanının öldürüldüğü ve örgüte ait 5 aracın da imha edildiği belirtildi.

IŞİD’in ilerleyişi, Irak ordusu ve gönüllü birlikler tarafından durduruldurken terör örgütü Libya’da güç kazanmaya devam ediyor. Al-Manar televizyonun verdiği habere göre IŞİD, Libya’nın başkenti Trablus’un kezeyinde bulunan Sirte kentindeki havaalanını ele geçirdi. Haberde IŞİD militanlarının, Trablus hükümetini destekleyen Libya Şafağı ittifakına bağlı askeri birlikler çekildikten sonra Sirte havalanına girdiği belirtildi.

Irak ve Suriye’den sonra IŞİD’in en güçlü olduğu Libya’da terör örgütü önce Libya’nın doğusundaki Derna kentinde daha sonra da Bingazi kentinde mevzi kazandı. IŞİD, Libya’nın eski Devlet Başkanı Muammer Kaddafi’nin doğup büyüdüğü ve 2011’de linç edilerek öldürüldüğü Sirte kentinin kontrolünü dört aylık çatışmadan sonra geçtiğimiz hafta ele geçirmişti.

ABD BELGELERİNDE LİBYA-SURİYE TERÖR HATTI

212 yılına ait Amerika Savunma Departmanı belgelerininin Judical Watch adlı hukuk kurumu tarafından kamuoyuna açıklanmasıyla birlikte Libya’dan Suriye’ye silah nakliyatının ABD’nin bilgisi dahilinde gerçekleştirldiği kesinleşmiş oldu.

Belgelerde, Libya’nın Bingazi limanından konteynırlarla Suriye’nin Banyas ve Borj İslam limanlarına çok sayıda uçaksavar mermisi, sniper ve tankasavar gönderildiği yer alıyor. ■ Aydınlık, (31.5.2015)

 

YABANCIYA TOPRAK: YABANCI YATIRIMCILAR İSTANBUL'DA HELİKOPTERLE ARSA ARIYOR!

Emlak yatırımında son trend helikopter turu... Büyükçekmece, Çatalca ve İzmit'te arsa arayan yabancı yatırımcı helikopter turlarını patlattı. Özellikle son 6 ayda büyük artış var.

Yabancı yatırımcının İstanbul merakı hız kesmiyor. Başta Rus, Ortadoğu ve Avrupalılar olmak üzere yabancılar İstanbul’dan milyar dolarlık araziler satın almak için havadan arsa arayışına geçti. Şehri kuş bakışı dolaşıp alacakları araziye karar vermek isteyen yabancılar 3 bin 500 euro yani 10 bin liradan başlayan paralar vererek helikopter tutuyor, yatırım yapmak istedikleri bölgenin üzerinde uçuş yapıyor.

Bu şekilde birçok yabancı yatırımcının kendilerine başvurduğunu belirten Sancakair’ın Operasyon Sorumlusu Kaan Kaplan, “Son 6 ayda arazi almak ya da alacağı araziye bakmak amacıyla helikopter tutanların sayısında ciddi artış var. Ağırlıklı olarak Ruslar ve Arap yatırımcıları bu sebeple uçuruyoruz. Avrupalılardan da bunun için helikopter kiralayanlar oluyor” şeklinde konuştu.

Emlak, danışmanlık ve yatırım firmalarından kendilerine keşif amaçlı uçuş talepleri geldiğini belirten Kaan Heliport Kiralama Sorumlusu Recep Karakuş, “Danışmanlık firmaları, müşterilerine arazi ve gayrimenkulleri bu uçuşlarla gösteriyor. Farklı işlerle uğraşan yatırımcılar da helikopter turlarında müşterilerine gayrimenkul satışı yapmak için bizleri tercih ediyor” ifadelerini kullandı.

Çatalca ve Büyükçekmece

En çok 3. köprü ve 3. havaalanı bölgesini görmek istediklerini belirten Kaan Kaplan, “Ancak bölgede uçuş yasağı var. O yüzden sadece yakınından geçiriyoruz. İkinci olarak ise Büyükçekmece ve Çatalca civarını tercih ediyorlar” dedi.

Emlakçıların gözdesi oldu

Bireysel müşterilerin yanı sıra gayrimenkul firmaları da bu yöntemle arsa ve gayrimenkul satmak için helikopter kiralıyor. Zengin yabancılara ev ve arazi satmak isteyen emlakçılar da helıikopter turunu yapıyor. Recep Karakuş, arazi ve gayrimenkul için yapılan turlarında müşterilerinin daha çok gelişmekte olan bölgeleri ve kentsel dönüşüm olan bölgeleri tercih ettiğini belirtti. (Akşam / Burçin Göktan) ■ http://emlakkulisi.com, (31.5.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura