Diğerleri > Sis Çanı
27-04-2014
NELER OLDU 25-31 MART 2014 (Bölücülük, borçlanma, RTE, altın, yolsuzluk, seçimler, büyüme)

Cihan Dura

27.4.2014


25.3.2013 

BÖLÜCÜLÜK: AKP'DEN PKK'YA ÖZERKLİK DESTEĞİ

Suriye uçağının düşürülmesinin PKK ve El Kaide’ye yaradığını kaydeden eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, ‘Türkiye bu şekilde kendi ayağına kurşun sıkıyor’ dedi

Suriye savaş uçağının düşürülmesine en çok PKK ve El Kaide sevindi. Uçağın düşürülmesi ve Esad yönetiminin zayıflatılması çabası PKK’nın özerklik ilanına destek olarak değerlendirildi. AKP, terör örgütlerine yol temizliği yaparken, eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, “Türkiye kendi ayağına kurşun sıkıyor” dedi.

Suriye’de Beşar Esad yönetimini zayıflatma operasyonunda İsrail ve Türkiye ortak hareket ediyor. İsrail, Suriye topraklarını vururken, Türkiye de Suriye’nin çok güçlü olan hava kuvvetlerine saldırıyor. Teröristlerin Lübnan hattı kesilince Türkiye desteği ile Lazkiye’yi hedef alan saldırı başlatıldı. Esad yönetimi Lazkiye üzerinden zayıflatılmaya çalışılırken PKK’nın Suriye kolu PYD faaliyetlerini artırdı. PYD, Şam yönetimiyle birlikte hareket eden Haseki bölgesindeki Kürt aşiretlerini kontrol altına almaya çalışıyor. TSK’nın hükümet emriyle IŞİD’i temizleme operasyonu yapan Suriye Ordusu’nun hava unsurlarını hedef alması, dinci terör gruplarına ve PKK/PYD’nin “Kanton” denilen özerk bölgelerine rahat nefes almasını sağlıyor.

Emekli Korgeneral Pekin: Uçağın düşürülmesi terör gruplarına yardım

Genelkurmay’ın eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Suriye Uçağının düşürülmesiyle ilgili olarak Aydınlık’ın sorularını yanıtladı. Suriye uçağının düşürülmesinin PKK ve El Kaide’ye yaradığını kaydeden Pekin, “Suriye’den düşmanca bir harekât yok. Bu savaş uçakları için 1 km 3-4 saniyelik bir süredir. Düşmanca bir tutum olmadan angajman kuralları bahanesiyle uçağın düşürülmesi doğru değil. Geçmişte bizim uçaklarımız da Kandil’i bombalarken İran sınırını geçiyordu. İran uçaklarımızı düşürmeye kalkmadı. İsrail uçakları da, Yunanistan uçakları da Türkiye hava sahasını ihlal ediyor. İsrail uçakları tankını Türkiye topraklarında düşürdü. Onlara niye aynı muamele yapılmadı? Yanlış bir iş yapıldı. Esad yönetiminin Türkiye hava sahasını ihlal etmekten bir çıkarı yok. Türkiye sınırında kendi topraklarını korumaya çalışıyorlar” diye konuştu.

Esad güçleri terör gruplarının Lübnan hattını kesince terör gruplarının Kesep üzerinden Lazkiye’ye yöneldiğini vurgulayan Pekin, “Bir komşu ülke teröristlerle savaşırken yapılan bu hareket doğru değildir. Suriye uçakları kendi ülkesini teröristlerden korumaya çalışırken onlara yönelik saldırı, onların bölgeden uzaklaşmasına yol açar. Bu da terör gruplarına fiili yardımdır. Karşı tarafın uçaklarının hareketinin engellenmesi teröristleri rahatlatır, yolunu açar. Şu anda Türkiye fiilen teröristlere yardım etmektedir” dedi.

‘Şam’ın zayıflaması PKK ve El Kaide’ye yarar’

Suriye uçağının düşürülmesinin Türkiye’nin yararına olmadığını ifade eden Pekin, “Şam yönetiminin zayıflatılması PKK ve El Kaide’ye yarar. Bu da Türkiye’nin bütünlüğünün tehlikeye girmesidir. Ciddi bir güvenlik sorunuyla karşı karşıya kalmamız anlamına gelir. Türkiye ne yazık ki kendi ayağına kurşun sıkmaktadır” görüşünü savundu.

Düşürülen uçağın pilotu konuştu

Suriye haber ajansı SANA, Türk hava sahasını ihlal ederken Türk savaş uçakları tarafından düşürülen Suriye savaş uçağının paraşütle atlayarak kurtulan pilotunun hastanede çekilen görüntüsünü yayınladı. Sağlık durumunun iyi olduğu belirtilen pilot, vurulduğu sırada uçağının Türkiye sınırının 7 kilometre uzağında Suriye hava sahası içinde bulunduğunu iddia etti.

‘İsrail de Türkiye de Şam’ı zayıflatmaya çalışıyor’

oİsrail’in, bir süre önce Suriye toprakları içinde bazı bölgelere saldırdığını vurgulayan Pekin şunları söyledi: “Bazı hedefleri vurdu. Şam yönetimini zayıflatmaya çalıştı. Biz de ciddi bir neden yokken Suriye uçağını vurarak Şam yönetimini zayıflatmaya çalışıyoruz. İsrail de, Türkiye de aynı şeyi yapıyor. Esad yönetimini zayıflatarak El Kaide, PYD, ÖSO, El Nusra, IŞİD gibi terör örgütlerinin kuvvetlenmesini sağlıyoruz. Amerika’da 11 Eylül saldırısı sonrasında Bush yönetimi ilk vurulacak yer olarak Irak, Suriye ve İran’ı belirlemişti. Olmadı; önce Afganistan vuruldu. Sonra Irak işgal edildi. Şimdi Suriye, İran hedefte. Çok önceden yapılan bir plan uygulanıyor.” ■ aydınlık, (25.3.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: KILIÇDAROĞLU ÖZERKLİĞE AÇIK DESTEK VERİYOR

AKP hükümetinin Abdullah Öcalan’la başlattığı “açılım süreci”yle birlikte özerklik talebi Türkiye’nin gündemine sokuldu. AKP’nin Bütünşehir Yasası’nı, özerklik yolunda önemli ama yetersiz bulan BDP yerel seçimlerle birlikte Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı illerinde fiili özerk bir bölge yaratmak için harekete geçti. BDP’nin “demokratik özerk bir yönetim” diye tarif ettiği bu projeye hem iktidar partisi hem de ana muhalefet partisinin sessiz ve kayıtsız kalması dikkat çekti.

Başbakan Erdoğan, miting konuşmalarında BDP’nin özerklik inşasına ilişkin açıklamalarını adeta görmezlikten geldi.

Kılıçdaroğlu açılıma talip oldu

AKP ile PKK’nın yürüttüğü müzakerelere kredi açan Kılıçdaroğlu, partisinin Tunceli mitinginde ise CHP iktidarında açılımı sürdürme sözü verdi. Kılıçdaroğlu, Tunceli’de “Çoğu yurttaşımız şunu söylüyor, ‘AKP giderse barış süreci ne olacak’ diye. Dersim’den sesleniyorum, barış süreci kimsenin tekelinde değildir. Bu ülkede barış sağlanacaksa bunu yapacak olan parti CHP’dir. Herkes çok iyi bilsin bunu. Bu ülkede barış süreci durmaz” diye konuşmuştu.

‘Öcalan verilen sözlerin gereğinin yapılmasını istiyor’

Kılıçdaroğlu Gaziantep mitingi dönüşünde de Öcalan’ın, Diyarbakır’da Nevruz Meydanı’nda okunan ve çözüm sürecinin artık yasal bir çerçeveye oturtulması talebini içeren mektubunu değerlendirirken “Eğer böyle bir söz verilmiş ve beklenti içine sokulmuşsa onlar da gereğinin yapılmasını istiyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

Eski CHP Milletvekili ve emekli Büyükelçi Onur Öymen, PKK-BDP’nin özerklik talepleriyle ilgili sorularımızı yanıtlarken, CHP’nin “açılım sürecine” verdiği desteği eleştirdi.

‘Zımni değil açık destek’

“Kılıçdaroğlu’ndan özerkliğe zımni destek mi var?” sorumuza Öymen şöyle yanıt verdi: “Zımni destek değil. Kılıçdaroğlu ‘Açıkça destekleyeceğiz’ diyor. Seçim konuşmalarında yanlış anlamadıysam ‘Barış sürecini destekleyeceğiz’ diyor. ‘Teröristlerle müzakere edilmez, sen nasıl masaya oturursunuz?’ dediğini duydun mu? Bunu biz yönetimde olduğumuz zaman söylüyorduk.”

Kılıçdaroğlu’nun daha önce de “Avrupa Özerklik Şartı’ndan çekinceleri kaldıracağız” sözü verdiğini hatırlatmamız üzerine Öymen, “Avrupa Özerklik Şartı dediği metni iyi okumak lazım. Orada ne yazıyor? Ne gibi seçenekler bırakıyor ülkelere. Bizden başka hangi ülke tamamını rezervsiz kabul ederim demiş? Bizim parti bunu söylüyor” diye konuştu. ■ Zihni Erdem, aydınlık, (25.3.2014)

 

İTHAL MAL, BORÇLANMA-HALK: ‘TÜRKİYE YERLİ MALI TERCİH ETMELİ’

Türk iş dünyası ve ekonomi basınının temsilcilerinden, hükümet yetkililerine ve yabancı konuklara kadar geniş bir yelpazede katılımın gerçekleştiği Uludağ Ekonomi Zirvesi'nden ajandamıza yansıyan notları aktarmayı sürdürüyoruz.

Devlet yabancı malı alıyor

Türkiye'nin en önemli sorunlarından olan cari açığın düşürülmesi için kendi kendine yeten bir ülke olması gerektiğini kaydeden Sanko Holding Onursal Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, yerli malı kullanılması çağrısı yaptı. Salonda bulunanların yüzde 65'inin yabancı malı ürün kullandıklarını ileri süren Gaziantepli işadamı Konukoğlu, Türkiye'de bir yabamcı hayranlığı olduğunu ifade etti.

'Mercedes kullanıyorum'

Konuşması sırasında salondan sıkça alkış alan Konukoğlu, "Devlet kurumlarında bile hala yabancı malı tercih ediliyor. Tabii bunun farklı nedenleri var onlara girmek istemiyorum. Yabancı bir ürün olursa çok sağlam. Türkiye'de yapılan ürün sağlam değil yada daha az gelişmiş diye bir düşünce var. Şart mı illa marka giymek'' dedi. Türkiye'nin katma değeri yüksek mal üretmesi ve kendi ürettiği bu malları tercih etmesi gerektiğini kaydeden Konukoğlu'na Alman Cumhurbaşkanı Wulff ise "Siz yerli araba mı kullanıyorsunuz?" diye sordu. Konukoğlu'nun Wulff'a verdiği şu cevap ise, salonu kahkahaya boğdu: "Güneydoğu biraz karışık olduğu için kendim Mercedes kullanıyorum. Ama şirketlerimde hep yerli otomobil var. Çünkü bizim gaza bastığımız zaman fırlamamız lazım. Ancak insanlar Türk malını tercih etmeli."

Kıdem alıp borç ödeyen var

İnsanların kredi kartlarıyla borçlanmlarını da eleştiren Abdülkadir Konukoğlu, "Kartla alınca bedava oluyor sanıyorlar. Bizim çalışanların bile yüzde 90'ının kart borcu var. 15 yılını dolduran bir çalışanımız kıdemini alıp borç ödedi'' örneğini verdi. ■ Recep Erçin, Aydınlık, (25.3.2014)

 

26.3.2013 

BORÇLANMA: GIRTLAĞA KADAR BATTIK

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran, AK Pati'nin kendi istikrarı için halkı borca mahkum ettiğini vurgulayarak, "Gelinen aşamada vatandaş bankalara; bankalar ve şirketler ise yurt dışı kreditörlere borçlu.

Türkiye, 30 Mart yerel seçimlerine tüm kesimleriyle gırtlağa kadar borç içinde giriyor" dedi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Oran yaptığı açıklamada, AK Parti'nin iktidara geldiğinde 2 milyar TL'nin altında bulunan tüketici kredilerinin, 125 katlık artışla 249.5 milyar TL'ye yükseldiğini belirterek, "Bireysel kredi kartları ile birlikte hane halkının toplam borç yükü 52 kat büyüyerek 6.3 milyar TL'den 333.6 milyar TL'ye ulaştı. Kredi kartı sayısı 2002 sonundan bu yana yüzde 261 artışla 57 milyona ulaştı. AKP döneminde vatandaşın cebine net 41 milyon adet yeni kredi kartı konuldu" ifadelerine yer verdi. 3 milyon dolayındaki yurttaş, tüketici kredisi veya kredi kartı borcunu ödeyemediği için "kara liste" de yer aldığını vurgulayan Oran şunları kaydetti:

"AKP, halkı sürekli borçla tüketmeye teşvik etti; bankacılık sektörünün yurt dışından borç olarak sağladığı kaynaklar tüketici kredisi şeklinde başta konut olmak üzere tüketime pompalandı. Tüketici kredisi ve kredi kartlarıyla henüz kazanılmamış gelirler üzerinden borçlanarak tüketen vatandaşlara sanal bir refah süreci yaşatıldı. Borçlar dağ gibi büyürken, vatandaşın sahte zenginleşme algısı oya tahvil edildi. AKP döneminde, Türkiye'nin önceki 80 yıldaki toplam dış borç stoku üçe katlandı. 2002 sonunda 129.6 milyar dolar olan dış borç 400 milyar dolara yaklaştı. Gelecek bir yıl içinde yapılması gereken dış borç ödemesi ise 163 milyar dolar." ■ Yeniçağ, (26.3.2014)

 

EKONOMİ, RTE: DÜNYAYA RAĞMEN OLMAZ

Ekonomide talihsizlik peş peşe geliyor... Küreselleşmenin tökezlemeye başlaması, döviz girişinin azalması, yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının yanlış yönetilmesi ve seçimler nedeniyle toplumun gerilmesi, hep ekonomi için eksi yazıyor.
Aslında siyasi sorunlar, demokrasi ve insan hakları ihlalleri, yargıya müdahale gibi dünya kamuoyunun kabul etmeyeceği sorunlar nedeniyle Türkiye adeta yalnız kaldı.
Maalesef yalnızca iç değil dış politikada da sorunlar tırmandı. Bu sorunların başında Suriye sorunu geliyor. Suriye sorunu çoğu iç ve dış çevrelerde, Türkiye’nin bir mezhep kavgası içine girmesi olarak değerlendiriliyor. Bu anlamda milli bir mesele olarak görülmüyor. Bu şartlarda Türkiye savaşa da sokulursa, Türkiye’nin 50 yıllık ekonomik kazanımları heba olacaktır.
Kaldı ki Türkiye’nin Suriye politikası ABD’ye de zarar verdi. Rusya, Çin, İran’ı, ABD karşısından blok yaptı. Ayrıca ABD Büyükelçisi Ricciardone’nin aslında söylemedim dediği sözler için Başbakan’ın aşırı tepkili davranması da ABD’nin Başbakan’a bakışını etkiledi.
ABD Merkez Bankası FED, hiç adeti değilken, bir raporla Türkiye’yi dünyanın en kırılgan ülkesi ilan etti. FED kararı, daha objektif bakıldığında, Başbakan’ın ABD elçisine çıkışı ve Suriye konusunda ABD’yi zora sokmasının bir rövanşı gibi görünüyor.
Twitter’in tartışmalı olarak kapatılması da işin tuzu biberi oldu. Avrupa Konseyi’nin İletişim Sorumlusu Daniel Holtgen, “Türkiye’deki Twitter yasağı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü tanımına aykırıdır. Avrupa Konseyi, konunun yasal dayanağını incelemektedir” şeklinde bir ifade kullandı.
Yine İngiltere Büyükelçiliği, resmi Twitter adresi üzerinden aşağıdaki açıklamayı yaptı: “Birleşik Krallık, Twitter’a Türkiye’den erişimin engellenmesine yönelik her tür adımı endişe verici bulmaktadır. Sosyal medyanın, canlı kamuoyu tartışmalarının yaygınlaştırılmasına yardımcı olarak ve hükümetlerin hesap verilmesini sağlayarak çağdaş demokrasilerde hayati bir rol oynadığına inanıyoruz. Türk hükümetini, yasaklama kararını tekrar gözden geçirmeye davet ediyoruz. Türkiye’nin AB katılımını çok uzun bir süredir desteklemekteyiz. AB, bir aday ülke olarak Türkiye’den ifade özgürlüğü, demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi değerleri yaygınlaştırmasını beklemektedir.”
Öte yandan, uluslararası derecelendirme kuruluşu Moody’s kredi notunu düşürmek üzere on bankayı incelemeye aldı. Türkiye’nin yatırım derecesini bir basamak aşağı çeken Standard and Poor’s geçen ay, ülke değerlendirmesini artan siyasi riski gerekçe göstererek, durağandan negatife çevirdi.
Goldman Sachs Group INC’den JP Morgan Chase’e kadar birçok banka ekonomisti Türkiye için genişleme tahminlerini düşürdüler.
Bugüne kadar Türkiye’nin ve ekonominin üstüne bu denli gidilmemişti. Bazı yabancıların el altından yaptıkları yorum, hedefin ekonomiyi çökerterek Başbakan’ın gitmesini sağlamak olduğu şeklindedir. Ne var ki ekonomik istikrarın bozulması, durgunluk ve işsizliği artırıyor, dış borç ödemek kapasitesini düşürüyor ve olan millete oluyor.
Avrupa, ABD’den biraz daha temkinli davranıyor, iktidarın hatalarını ve buna karşılık halkın tutumunu farklı değerlendiriyor.
Demirperde tecrübesi ve Hitler tecrübesini yaşayan, Kuzey Kore, Saddam ve Kaddafi gibi dikta yönetimlerini gören dünya, demokrasi ve insan hakları konusunda hassaslaştı. Artık demokrasiyi içeride alınan oy oranı ile değil, dünyanın kabul ettiği demokratik özgürlükler ve insan hakları standartlara göre değerlendiriyor. Bugüne kadar, dünyaya rağmen başarılı olmuş hiç kimse yoktur.
Esfender KORKMAZ, Yeniçağ, (26.3.2014)

 

BORÇLANMA: 12 YILDA BORCU BORÇLA KAPATTIK

2002 yılından bu yana yapılan borçlanma değerlendirmesinde Türkiye'nin dış borç ve kredi borcu rakamları şaşırttı. Vatandaşın da devletin de borcu borçla kapattığı ortaya çıktı.

Türkiye son 12 yılda borçlanma rekoru kırdı.

Hem kamu hem özel sektörün borç yükü katlanarak arttı.

3 milyon kişi kara listeye alındı.

Son 12 yılda kamu dış borcu 41'den 111 milyar dolara, halkın kredi borcu da 2'den 250 milyara çıktı.

2002'den bu yana yaşanan müthiş borçlanmayı rakamlar gözler önüne serdi.

Halk borçla tüketmeye teşvik edildi.

Bankacılık sektörünün yurtdışından aldığı borçlar, tüketici kredisine dönüştü.

Kredi ve kredi kartlarıyla vatandaşın geleceği ipotek altına alındı.

DIŞ BORÇLA GELEN LÜKS HAYAT

Borçla gelen kredilerle iç tüketim canlandı, ithalat, dış ticaret açığı ve buna bağlı cari açık büyüdükçe büyüdü.

Cari açığın milli gelire oranı yüzde 8'e ulaştı. Sonunda vatandaş bankalara, bankalar ve şirketler yurt dışına borçlu hale geldi.

HER AİLENİN BORÇ YÜKÜ 52 KAT ARTTI

2002'de 2 milyar lira olan toplam tüketici kredi miktarı 125 kat artarak 249.5 milyar liraya ulaştı.

Kredi kartı borcuyla hane halkı ve 6.3 milyar liradan 333.6 milyar liraya çıktı.

DIŞ BORÇ 3'E KATLANDI

Son 10 yılda 51 milyar dolarlık özelleştirme yapılmasına rağmen IMF'ye olan borç adeta borçlarla kapatıldı.

2002'de 129.6 milyar dolar olan toplam dış borç, Eylül 2013'te 373 milyar dolara yükseldi.

Bu borcun 111.7 milyar doları kamunun, 5.6 milyar doları Merkez Bankası'nın 255.3 milyar doları ise özel sektörün.

'KARA LİSTE' 7 KAT BÜYÜDÜ

2009'da aldığı krediyi ödeyemediği için kara listeye alınanların sayısı 169 bin iken, 2013'te 1 milyon 215 bine çıktı.

Kart borcunu ödeyemeyenlerin sayısı da 272 binden 1 milyon 738 bine yükseldi.

Böylece kara listeye alınan sayısı 7'ye katlanarak 2 milyon 954 bin kişiye ulaştı. ■ Haber Erk, (26.3.2014)

 

ALTIN FIYATI

Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı Salı günü 1305 dolara kadar gerileyerek 15 Şubat'tan bu yana en düşük seviyesine geriledi. Kırım gerginliğinde tansiyonun azalması altın fiyatlarındaki düşüşte etkili oldu.

Altın Çarşamba günü 1310 dolara kadar yükselerek düne göre hafif yükselişle başladı.

ABD liderliğinde Batı dünyasından şu ana kadar Rusya'ya geniş çaplı yaptırımlar uygulanmaktan kaçınılması, gerilimin yükselmesini önledi. Altın fiyatları da azalan jeopolitik riskle birlikte geriledi.

Şeker FX altın fiyatlarındaki teknik direnç ve destek seviyelerini paylaştı. "Bugüne de alımlarla başlayan altında yükseliş devam ederse 1322 direnç olarak izlenebilir. Bu nokta aşılırsa Fibonacci düzeltme seviyesi olan 1337 ikinci direnç olarak belirlenebilir. Aksi yöndeki hareketlerde ise 1307 önemli destek konumundadır. Bu nokta kırılırsa 1300'ün de aşağısının görünmesi kolay olacaktır. Bu durumda 1278 ikinci destek olarak belirlenebilir."

İngiltere'de enflasyonun düşmesi ve Çin'deki problemler nedeniyle gelecek talebin sınırlı kalma endişesi altındaki düşüşte etkili diğer nedenler oldu.

"1308 ve 1300 seviyesi kuvvetli destek olacaktır" diyen Tera Yatırım "yükselişin devam etmesi 1318 ve 1321.25 dolar" seviyelerinin hedef olacağını söyledi. ■ FERCAN.YALINKILIC, WSJ, (26.3.2014)

 

 

 

27.3.2013

BORÇLANMA, SEÇİMLER:

DİLERİM SEÇMEN AKLINI BAŞINA TOPLAR

Borç Seçmenin Kamçısıdır

AK Parti'ye desteğin en önemli sebebi ekonomi. Verilere göre Anadolu'da bir 'kredili refah' dönemi yaşanıyor. Ev ve araba satışlarının, yükselen yaşam standardının kaynağı gelir artışı değil banka kredileri... Vatandaş istikrarın bozulmasından korkuyor ve seçmen tercihlerini bu endişe belirliyor.

Martın sonundaki yerel seçim, siyasi gerilimler eşliğinde bir genel seçim hüviyetine büründü. Ciddi rüşvet ve yolsuzluk iddiaları sonucunda belki de AK Parti 11 yıldır hiç olmadığı kadar siyaseten yıprandı. Bu nedenle yerel seçimde ‘komplo’ ve ‘paralel yapı’ gibi siyasi söylemler dışında asıl dayandığı nokta ‘ekonomik istikrar.’ Peki bu koz yerel seçimde yine etkili olabilir mi? Bu sorunun yanıtı, vatandaşın son 5 yılda ne elde ettiği ve neyi kaybetmekten korktuğunda gizli.

Radikal’in il il 5 yılın verileri üzerinden yaptığı hesaplamalar, özellikle Anadolu kentlerinde dikkat çekici bir ekonomik farklılaşmanın yaşandığını ortaya koydu. Bu farklılaşmanın ana dinamiğini tüketim oluşturuyor. Anadolu kentlerinde adeta bir ‘kredili refah’ dönemi yaşanıyor. Ve bu yaşam standartının neredeyse tek kaynağı da borçlanma. Zira, ücretler, istihdam gibi reel göstergelerdeki gelişme ne bu standartı koruyacak ne de ileriye taşıyacak düzeyde değil. Özetle, tıpkı ülke ekonomisi gibi 2007’den sonra vatandaşın ekonomisi de finansal istikrara hayati derecede bağlı hale geldi. Dolayısıyla vatandaşın bu ‘kredili refahı’, ileriye dönük alınan ciddi riskler üzerine kurulu.

Böyle durumlarda siyasi sonuçlar iki şekilde tezahür edebilir. Birincisi; istikrarın bozulması korkusu siyasi tercihte keskin kırılmaları engeller. İkincisi; bu riskin mevcut iktidarla taşınamayacağına dair bir kanı oluşursa eğer, alternatif arayışı başlar. AK Parti de ‘istikrar’ vurgusuyla vatandaşın tam da şu anda duymak istediği söylemi bayrak haline getirdi. ■ Bahadır Özgür, Radikal, (27.3.2014)

 

28.3.2013 

YOLSUZLUK EKONOMİSİ

Yarım asır öncesine kadar yolsuzluk, hep siyaset bilimi ve sosyoloji alanı içine giren bir konu oldu. Bu döneme kadar iktisat alanında yapılan araştırmalarda yolsuzluk, adeta tabu olarak görüldü. Ancak bu tabu 1970’lerden bu yana değişti. 1975 yılında Rose-Ackerman bir makalesinde Yolsuzluk Ekonomisi, “Economics of Corruption” isimli bir makale yayınladı. O tarihten beri yolsuzluk ekonomisi alanında çok sayıda makale ve kitap yayınlandı.
Yolsuzluk ekonomisi ile savaşmak için, dünyada birçok organizasyon kuruldu. Nobel Ödüllü İktisatçı Gary Becker ve Amerikalı Yargıç Richard Posner halka açık tartışma yapılan bir blog (Web ağ günlüğü) açtılar.
Bazı üniversiteler yolsuzluk ekonomisini ders olarak koydular. Bunlar arasında Kanada Regina Üniversitesi, ABD Florida State Üniversitesi ve Almanya Passau Üniversitesi gibi üniversiteler de var. Bu derslerde, “Gelişmekte olan ve geçiş ülkelerinde ekonomik, sosyal ve politik bir sorun olarak yolsuzluk, rant arayışları ve rant ekipleri, yolsuzlukla verimlilik arasında ilişki, bazı yolsuzluk kaynakları: Gelir toplama, dış yardım, doğrudan yabancı yatırım, yoksulluk düzeyindeki ülkelerde yolsuzluğun büyüme ve kalkınmaya etkisi” gibi konular okutulmaktadır.
Maalesef Türkiye, gelişmekte olan bir ülke ve bir geçiş toplumu olmasına rağmen, üniversitelerinde yolsuzluk ekonomisi okutulmuyor. Yine yolsuzlukla mücadele eden etkili sivil toplum örgütleri mevcut değil. Tersine yapılan anketlerden, Türkiye’de halk yolsuzluğu, önemli bir sosyal problem olarak görmüyor. Yolsuzluğun kendi huzurunu bozduğunun, kendi cebinden çıktığının farkında değil. Bir ekonomide yolsuzluk, ekonomideki kaynakların yanlış kullanılmasına neden oluyor, verimlilik düşüyor, haksız zenginleşmelere neden oluyor ve haksız rekabet ortaya çıkıyor ve gelir dağılımı bozuluyor.
Bugüne kadar birçok ülke deneyimi göstermiştir ki Başkan veya Başbakan gibi siyasi iktidara ve siyasi güce hakim olanların yaptıkları yolsuzluklar bütün bu gibi ekonomik sorunları daha da tırmandırmış ve sonunda dikta çıkmazına dönüşmüştür.
Yolsuzluğun sonunda dikta çıkmazına dönüşmesi şöyle oluşuyor: Özellikle gelişmekte olan ve demokrasiye geçiş toplumlarında, siyasi güçle ekonomik güç arasında doğrudan bir ilişki oluşuyor. Siyasi gücünü ekonomik güçle desteklemek isteyen ve bu gücün kalıcı olmasını sağlamak isteyen liderler, kaynağı yolsuzlukta buluyor.
Daha çok para, daha çok güç edinmek isteyen liderler bu defa rant kaynaklarını tek elden yönetiyor. Bu çerçevede ülkedeki siyasi güçleri, medya, çıkar grupları, yabancı sermaye aracılarını, elinde tutmak için onlara daha fazla imkan sağlıyorlar. Kendilerini kayıtsız şartsız destekleyecek kendi zenginlerini yaratıyorlar.
Bir yandan da, bütçeden halka doğrudan yardım yapıyorlar. Ayrıca borçlanarak veya kaynakları daha hor kullanarak altyapı yatırımlarını hızlandırıyorlar. Çünkü yine iktisatta “Yolsuzluk ekonomisi içinde yolsuzluk teorisi” (Theory of corruption) diye bir teori de var. Bu teoriye göre, her toplum, hizmet yapan iktidarların yolsuzluklarını hoş görme eğilimindedir. Yolsuzluğun boyutunu artıranlar, bu defa iktidarı bırakmaktan korkuyor. İktidarda kalmak için daha çok güç ve daha fazla manipülasyon yaparak her şeyi tek elde toplamak zorunda kalıyorlar. Sonuçta diktatör oluyorlar. Dünyada yolsuzluğun diktaya dönüşmesi ile ilgili örnekler çoktur. Bunlardan bir örnek Suharto’dur.
Endenozya’da Suharto, gücünü iki kurumdan alıyordu. Birincisi kendi kurduğu devlet partisi Golkar Partisi... İkincisi ise içinden çıktığı ordu. İktidarına ayrıca “yeni düzen” adını takmıştı. Golkar aynı zamanda manipülasyonuyla gerçekleşen demokratik seçimlerle ulusal ve uluslararası arenada meşruiyetini sağlamıştı.
Suharto, önceki iktidarların siyasi kargaşa içinde yapamadığı ülkenin çeşitli yerlerinde keşfedilen doğal kaynakların işletmesini Batılı şirketlere verdi. Ekonomi canlandı. Altyapı çalışmalarına hız verdi. Endenozya’nın GSYH’sı otuz yılda on kat artarken, Suharto 35 milyar dolar servet edindi. Ne var ki 32 yıl sonra bir yumrukla devrildi. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (28.3.2014)

 

29.3.2013 

AKP, SEÇİMLER: NE ONUN ZAFERİ NE BUNUN HEZİMETİ

 

AKP yüzde 45 oy alabilir mi...

Alabilir...

Yani bunca yolsuzluk, bunca ayakkabı kutusu, sıfırlama, baskı, totaliterlik...

Hâlâ alabilir mi...

Alabilir.

Unutmayın Chavez’in ölümünden önce aldığı son oy yüzde 65’ti...

 

* * *

 

Öyleyse pazartesi günü nasıl bir tabloyla karşılaşacağız...

Zafer ilan eden bir AKP...

Ve hezimete uğramış bir muhalefet mi...

Hayır...

Belediye seçimlerinde aşağı yukarı yerini korumuş bir AKP, yine yerini korumuş bir muhalefet...

 

* * *

 

Zafer ve hezimeti konuşmaya gelince...

Orada bir duralım ve şu soruyu soralım:

Türkiye bu haliyle devam edebilir mi?...

Pazartesinden itibaren sormamız gereken asıl soru budur.

Karşımızda çökmüş bir devlet, bitmiş bir yargı, balonu iyice sönmüş, gözünün feri kaçmış bir demokrasi...

Ve birbirine nefretle bakan, yüzde 45’lik bir AKP ile birlikte oy oranı ona yakın bir CHP-MHP muhalefeti...

Bu enkaz üzerinde kim hangi zaferi ilan edebilir...

Zaferse de, bu zaferin, Türkiye’yi kolektif hezimete götürecek bir Pirus zaferi olmaktan başka ne anlamı olabilir ki...

Halkının yarısının taptığı, öteki yarısının ise nefret ettiği bir başbakan olarak yaşamak kolay bir şey mi...

 

* * *

 

Naçizane tavsiyem..

Ortada ne AKP’nin zafer diyebileceği bir şey var...

Ne de muhalefetin hezimet diyeceği bir şey.

Çöplerimizin daha iyi toplanması için yaptığımız bir seçimi referanduma çevirdik.

Bundan da bir nefret referandumu çıkardık.

Eee bu referandumu kim kazanmış olacak yani...

Halkın yarısı ayakta, liderini taparcasına alkışlıyor...

Öteki yarısı da ayakta ve artık korkmuyor, “Ben de varım” diyor ve belli ki artık geri adım da atmayacak...

 

* * *

 

Öyleyse pazartesi gününden itibaren önce bu nefret duvarını yıkacak bir iklime girmemiz gerekecek.

Hem AKP tarafında...

Hem de muhalefet tarafında...

Bunları seçimden önce yazıyorum.

Çünkü AKP yüzde 40’ın altında oy alsa da, yüzde 47 alsa da...

Muhalefet toplam olarak AKP’nin altında da alsa üstünde de alsa...

Bu görüşüm değişmeyecek.

Türkiye’nin bir restorasyona ihtiyacı var.

Yoksa sonumuz ya Kuzey Kore yalnızlığı...

Ya da...

Allah göstermesin birbirimizin gırtlağına sarıldığımız bir nefret iklimi...

Kendimizi bir zafer ve hezimet psikolojisinden çok, bu rasyonel tahlile ayarlasak, hepimiz kârlı çıkarız. ■ Ertuğrul Özkök, Hürriyet, (29.3.2014)

 

30.3.2013 

SEÇİMLER, HİLE: SURİYELİ SEÇMEN HİLESİ TUTANAKLARDA

Seçimlerden önce kamuoyunda tartışılan olası seçim hileleri, yerel seçimin ilk saatlerinde tüm Türkiye’den AKP aleyhine tutulan usulsüzlük tutanaklarıyla gerçeklik kazanmaya başladı

Seçimlerden önce kamuoyunda tartışılan olası seçim hileleri, yerel seçimin ilk saatlerinde tüm Türkiye’den AKP aleyhine tutulan usulsüzlük tutanaklarıyla gerçeklik kazanmaya başladı. Ankara’da Suriyeli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı Mamak ve Altındağ mahallelerinde yurttaşlar seçim sandıklarının kurulduğu okulların etrafında pek çok Suriyeli bulunduğu tespitini yaparken, bazı Suriyeli mültecilerin oy vermek istemesi tartışmalara yol açtı. Ankara’nın Mamak ilçesindeki Ege Lisesi’nde oy kullanmak isteyen bir Suriyeli mültecinin Yabancı Tanıtım Kartı sosyal medyada tartışmalara yol açarken, hukukçular mülteci statüsündeki Suriyelilerin oy kullanamayacağının bir defa daha altını çizdi.Suriyelilere oy kullandırılarak AKP oylarının şişirileceği iddiaları karşısında İçişleri eski Bakanı Muammer Güler açıklama yapmış, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçen Suriye kökenli kişilerin oy kullanabileceğini belirtmişti. Suriye’deki savaşın başladığı tarihten itibaren Bakanlar Kurulu kararıyla istisnai olarak 78 Suriyeli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirilirken, 2008’den beri en az 2543 Suriyeli evlilik yoluyla vatandaşlık hakkı kazandı. Hukukçular mülteci statüsünde olan ve Yabancı Tanıtım Kartı taşıyan bireylerin oy kullanma hakkı olmadığını, yalnızca TC vatandaşlığı bulunan Suriye uyruklu kişilerin oy verebileceği uyarısını yinelediler. Ancak Yabancı Tanıtım Kartlarında geçen "Şahıs No" ibaresinin tıpkı TC Kimlik Numarası gibi 11 haneli oluşu sandık görevlileri ve müşahitlerin kafalarını karıştırmayı sürdürüyor.

Suriyeli seçmen tartışması Ankara dışındak İstanbul ve Konya gibi illerde de yaşandığı belirtilirken, İstanbul’da bazı sandıklarda yaşanan karmaşanın, sandık kurulu başkanlarının inisiyatifiyle Suriyelilere oy kullandırılarak çözüldüğü iddia ediliyor. ■ Doğu Eroğlu, Birgün, (30.3.2014)

 

31.3.2013

BÖLÜCÜLÜK, SEÇİMLER:  BÖLGEDE HALKIN TERCİHİ BDP

Diyarbakır’da seçimin kazananı büyük farkla BDP oldu. Gazetemiz baskıya gittiği saatlerde yüzde 57 oy alan BDP’yi yüzde 34 ile AKP takip ediyor

Diyarbakır’da seçimin kazananı büyük farkla BDP oldu. Gazetemiz baskıya gittiği saatlerde yüzde 57 oy alan BDP’yi yüzde 34 ile AKP takip ediyor. Partilerin geçen yerel seçimdeki oy oranları sırasıyla yüzde 65 ve 31’di. Diyarbakır’ın ilçeleri de BDP (12) ve AKP(5) arasında paylaşılmış durumda. Baskıya gittiğimiz saatlerde BDP’nin önde götürdüğü ilçeler Bağlar, Bismil, Çınar, Eğil, Ergani, Hazro, Kayapınar, Kocaköy, Lice, Silvan, Sur ve Yenişehir olurken AKP Çermik, Çüngüş, Dicle, Hani ve Kulp ilçelerinde öndeydi.

DERSİM
Tunceli de yüzde 48 oy oranıyla BDP’nin oldu. BDP’nin önceki seçimde oyu yüzde 30 olmuştu. BDP’yi yüzde 28 ile CHP takip etti. İlçelere bakıldığında ise 4 ilçede CHP, 1 ilçede ÖDP, 1 ilçede TKP, 1 ilçede ise AKP önde gözüküyor.

BATMAN
Batman’da belediye seçimlerini yüzde 55 oy oranıyla BDP önde tamamladı. Önceki seçimde yüzde 59 oy almış olan BDP’yi yüzde 31 ile AKP, yüzde 8 ile HUDAPAR takip etti. İlçelere bakıldığında ise Beşiri ve Gercüş ilçelerini BDP, Hasankeyf ve Kozluk ilçelerini AKP, Sason’u ise Saadet Partisi kazanmış durumda.

ŞIRNAK
Şırnak’da seçimin kazananı yüzde 60 ile BDP oldu. Oylarını yüzde 7 artıran BDP’yi yüzde 29 ile AKP takip etti.

HAKKARİ
Hakkari’de BDP’nin oy oranı yüzde 20 gerileyerek yüzde 63 oldu. AKP ise oylarını iki katına çıkararak yüzde 26 oy aldı. Hakkari’nin üç belediyesi de (Çukurca, Şemdinli, Yüksekova) BDP’nin oldu.

SİİRT
Siirt’te Belediye Başkanlığı seçimlerini, kesin olmayan sonuçlara göre Barış ve Demokrasi Partisi’nin adayı Tuncer Bakırhan kazandı. Bakırhan oyların yaklaşık yüzde 48’ini alarak seçimden zaferler ayrıldı. Siirt’te AKP adayı Ali İlbaş yaklaşık yüzde 43’le ikinci parti olurken, Büyük Birlik Partisi’nin adayı Hayrettin Çakıcı ise yaklaşık yüzde 4 oy alarak üçüncü sırada yer aldı.

BİTLİS
Bitlis’te seçimlerin ardından Belediye Başkanlığı isim değiştirdi. 2009 seçimlerinin birinci partisi AKP, koltuğu BDP’ye bıraktı. Seçimin kazananı BDP’li aday Hüseyin Olan oldu.

VAN
Van’da Belediye Başkanlığı’nda bir değişiklik olmadı. BDP’li aday ve mevcut başkan Bekir Kaya, oyların yaklaşık yüzde 50’sini alarak Van Belediye Başkanı unvanını korudu. Van’da ikinci parti yaklaşık yüzde 45’le AKP aday Osman Nuri Gülaçar olurken diğer partilerinin oy oranının ise oldukça düşük olduğu görüldü. ■ Birgün, (31.3.2014)

Ekonomi, büyüme: Türkiye, 2013'te yüzde 4 büyüdü

 

TÜİK, 2013 YILINA İLİŞKİN BÜYÜME RAKAMLARINI AÇIKLADI

Türkiye ekonomisi 2013 yılında yüzde 4 büyüme performansı gösterdi. Kişi başına düşen milli gelir 2013 yılında 10 bin 782 dolar oldu. Son çeyrekte ise büyüme yüzde 4 beklentisine karşın yüzde 4.4 oldu. Takvim etkisinden arındırılmış sabit fiyatlarla GSYH 2013 yılı dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 4.7 artış gösterirken, mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH değeri bir önceki çeyreğe göre yüzde 0.5 arttı. Bu arada TÜİK 2012 yılı için daha önce açıkladığı yüzde 2.2'lik büyümeyi yüzde 2.1'e çekti.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2013 yılına ilişkin Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı.

Ekonomi, 2013'ün birinci çeyreğinde yüzde 2,9, ikinci çeyrekte yüzde 4,5, üçüncü çeyrekte yüzde 4,3 ve dördüncü çeyrekte yüzde 4,4 büyüme kaydetti. Yıllık büyüme hızı ise yüzde 4 oldu.

Türkiye'de geçen yıl kişi başına milli gelir, 10 bin 782 dolar (20 bin 531 lira) olarak hesaplandı. 2012 yılında kişi başına düşen milli gelir, 10 bin 459 dolar düzeyindeydi.

Öte yandan, geçen yıl Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, cari fiyatlarla 820 milyar 12 milyon dolara (1 trilyon 561 milyar 510 milyon lira) yükseldi. Söz konusu rakam, 2012 yılında 786,3 milyar dolar düzeyindeydi.

Konaklama ve yiyecek, en hızlı büyüyen sektör

Geçen yıl sektörel bazda cari fiyatlarla en yüksek büyüme hızı, yüzde 18,1 ile "konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetleri" sektöründe kaydedildi.

Bu sektörü, yüzde 15,5 ile "vergi-sübvansiyon", 14,9 ile "dolaylı ölçülen mali aracılık", yüzde 14,5 ile "mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler", yüzde 14 ile "su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri" izledi.

2013'te daralma gösteren sektör bulunmazken, en küçük büyüme yüzde 3,3 ile "madencilik ve taşocakçılığı" faaliyetlerinde gözlendi.

Dördüncü çeyrek

Ekonominin yüzde 4,4 büyüme gösterdiği dördüncü çeyrekteki gelişmelere bakıldığında da "elektrik-gaz" ve "finans ve sigorta" ile "dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetleri" faaliyetleri dışındaki tüm sektörlerde büyüme meydana geldi.

Son çeyrekte en fazla büyüme, yüzde 17,6 ile "toptan ve perakende ticaret" faaliyetlerinde görüldü. Bunu, yüzde 15 ile "su temini, kanalizasyon, atık yönetimi ve iyileştirme faaliyetleri" izledi.

Söz konusu dönemde, "dolaylı ölçülen mali aracılık hizmetleri" yüzde 14,6, "finans ve sigorta faaliyetleri" yüzde 5,1, "elektrik-gaz" ise yüzde 1,4 oranında küçüldü.

GSYH NACE Rev.2 sınıflamasına göre yayımlanmaya başladı

Avrupa Birliği İstatistik Ofisi (Eurostat) tarafından yayımlanan "Avrupa Topluluğunda Ekonomik Faaliyetlerin İstatistiki Sınıflaması, NACE Rev1.1" kullanılarak üretilmekte olan gayri safi yurtiçi hasıla tahminleri, Avrupa Birliği ile uyumlu ve uluslararası alanda karşılaştırılabilir GSYH değerleri elde edebilmek amacı ile NACE Rev.2 sınıflaması kullanılarak üretilmeye başlandı. ■ Dünya, (31.3.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura