Diğerleri > Sis Çanı
03-01-2014
NELER OLDU 25-31 KASIM 2013 (Altın, bölücülük, seçimler, ahlak, özelleştirme, Milli Egemenlik, AKP, cemaat, yabancıya toprak,ahlak)

Cihan Dura

3.1.2014


25.11.2013

ALTIN NEDEN DÜŞÜYOR! İŞTE NEDENİ

Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, Ramazan ve Kurban Bayramı arasında düğün yapılmayacağı inanışının altın sektörünü olumsuz etkilediğini bildirdi.

Başman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl düğün sezonunda istedikleri satış oranlarını gerçekleştiremediklerini söyledi.

Ramazan ayının temmuzda başlaması ve Ramazan Bayramı'nın ağustos ayında olmasının satışlarını olumsuz etkilediğini ifade eden Başman, "Normalde düğün sezonu, okulların kapandığı hazıran ile açılmasına yakın olan eylül ayları arasında olur. Hatta ekim ve kasım aylarına kaydığı bile oluyor. Ancak bu yıl her iki dini bayramımızın tam da bu aylar arasına denk gelmesi, sezonun sönük geçmesine neden oldu" diye konuştu.

"İki bayram arası düğün olmaz"

Halk arasında yaygın olan 'İki bayram arasında düğün olmaz' düşüncesinin bu yıl özellikle altın sektörünü olumsuz etkiledini de dile getiren Başman şunları kaydetti:

"Halkımız arasında 'İki bayram arası düğün olmaz' düşüncesi bu yıl altın sektörünü olumsuz etkiledi. Bu yıl Ramazan Bayramı'nın ağustosa, Kurban Bayramı'nın ise ekim ayına denk gelmesi, düğün sezonunun çok sönük geçmesine neden oldu. Ramazan ayının 1 Temmuz'da başlamasını da eklersek 3,5 aylık sönük bir dönem yaşadık. İki bayram arasında düğün yapılmayacağı inancında olanlar, düğünlerini erteledi ya da önümüzdeki sene yapma kararı aldı. Düğün sezonu, bizlerin en çok iş yaptığı dönemlerden birisi. Bu sene böyle bir tarih handikapına denk gelmemiz, düğün sezonunu ümitle bekleyen esnafımıza negatif olarak geri döndü. Özellikle son 1 aydır çok kötü bir dönem geçiriyoruz. Bunun nedenini de henüz anlamış değiliz."

Altın alanların eskisi gibi gösterişli modeller yerine daha ucuz olanlarına yöneldiğine de işaret eden Başman, "Eskiden düğün yapılacaksa en az 50-60 gramlık setler, Adana burmaları, kolyeler akla gelirdi. Ama şu döneme bakarsak vatandaşımız set alacaksa bile en hafif ve ucuz olanını tercih ediyor. Şu an 20 gramlık 22 ayar bir setin fiyatı, bin 500- 2 bin lira arasında değişiyor. Vatandaşımız bunu bile alırken kırk kez düşünüyor. Çeyrek altın yerine vatandaşlarımız para takmayı tercih ediyor. Altın alacaksa da 100 liralık altına bile kredi kartına taksit yaptırmaya çalışıyor" dedi. ■ Zaman, (25.11.2013)

BÖLÜCÜLÜK: DEVLET GÜNEYDOĞU’YA GİREBİLİYOR MU?

Biliyorsunuz, Şırnak-Van Karayolu yapımı nedeniyle PKK 18 Kasım’da tankerler, dozerler, kamyonlar dahil 9 iş makinasının bir kısmını yakıp uçurumdan yuvarlamış, işçileri toplayarak “Bu yol yapılmayacak, biz sizi daha önce ikaz ettik.. Üstlerimizden talimat aldık yaptırmayacağız” tehdidinde bulunmuştu.

Bu tehdidin sürmesi üzerine TSK’nın harekete geçtiği bildiriliyor. Peki nerede kaldı el ele tutuşmalar, barış söylemleri, kardeş kardeş yaşanacağı vaatleri? Çıkarlar ve bölgede hakimiyet kurma adımları söz konusu olunca hepsi bir anda bitiyor ve başa dönülüyor..

Halk sahipsiz..

Hükümet “Güneydoğu ve Doğu illerinde biz varız ama muhalefet partileri yok” sözünü sık sık tekrarladı, oysa bu öncelikle ülkeyi yöneten partinin üzülmesi gereken bir durumdur. Türkiye’nin her karış toprağı, her vatandaşın rahatça gireceği, her partinin bulunacağı şartlarda olmalıdır ve bunun sorumluluğu “devletin başındakilere” aittir. Biz giriyoruz, onlar giremiyor demek ancak devletin acziyetini ifade eder çünkü..

Bir de şu var; “Biz PKK’lı değiliz, bu bölgede yaşayan herkes PKK’yı destekliyor gibi gösteriyorlar, bundan üzüntü duyuyoruz” diyen Güneydoğu’lularla konuşurken “Burada devlet yok, asker, polis, jandarma kenara çekildi, ortada sadece PKK ve onun destekçileri kaldı. Derdimizi anlatacak kimse olmadığı gibi anlatmaya kalksak da gözetleniyoruz veya bir şekilde haber alıyorlar. Güneydoğu’da halk sahipsiz ve PKK’nın elinde kaldı bunu bilsinler” tepkilerini duyuyorsunuz.

Kısa süre sonra ortaya bir de Suriye sınır kapılarımızdan rahatça giren köktendinci terör örgütleri çıkarsa ona da şaşırmamak lazım. Bakalım Şırnak-Van Karayolu yapımında kimin dediği olacak, devletin mi, PKK’nın mı? ■ Ruhat Mengü, Vatan, (25.11.2013)

26.11.2013 

SEÇİMLER: SEÇMEN SAYISINDA ŞÜPHELİ ARTIŞ

Sığınmacıların vatandaş yapılması ‘güvenlik’ tartışmalarını gündeme taşıdı.

Dershane tartışmasında Gülen cemaatinin Başbakan Tayyip Erdoğan’a “mezardan kalkıp Türkiye’nin demokratikleşmesine katkı sağlandığı” vurgusu yapması, Suriye’den Türkiye’ye kaçanların vatandaşlığa geçirilerek seçmen yapıldığı iddiaları, seçim güvenliğine ilişkin kuşkuları yeniden gündeme taşıdı. CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, son 6 yılda ülke nüfusu yaklaşık 5 milyon artarken seçmen sayısının 12 milyon arttığına dikkat çekerek, “Bu kadar fark mezarlıktan mı kaynaklanıyor” diye sordu. Yerel seçim sürecine girilirken seçim güvenliği ve seçmen sayılarına ilişkin tartışmalar yeniden alevlendi.


CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in, Türkiye’ye kaçan Suriyelilerin seçmen olabilmesi için Türk vatandaşlığına geçirildiği yönündeki iddiası yeni kuşkuları doğurdu. Seçmen sayısındaki kuşkulu artışı sık sık gündeme getiren CHP Antalya Milletvekili Gürkut Acar, AKP’ye mezardan gelen desteklerin yeniden gündemde olduğuna, seçim zamanı mezardakilerin oy kullanmasını isteyenlerin bugün yine mezarlıkları anımsattığına dikkat çekti. Acar, son yıllarda seçmen sayısındaki ani artışa işaret ederek şu görüşleri dile getirdi: “2002 yılında 41.4 milyon olan seçmen sayısı 2007 yılında 42.8 milyon, 2009 yerel seçimlerinde 48 milyon, 2011 yılında ise 52.8 milyona çıkmıştır. 2002- 2007 döneminde seçmen sayısı yaklaşık 1 milyon artarken, 2007-2011 döneminde yaklaşık 10 milyon artmıştır. 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla ise 75 milyon 627 bindir. YSK, 24 Ekim 2013 itibarıyla seçmen sayısını 54 milyon 971 bin olarak açıkladı. Nüfus yaklaşık 5 milyon artarken, seçmen sayısı nasıl 12 milyon artmıştır? Bu kadar fark mezarlıktan mı kaynaklıyor?”

Seçmen olma şartı

Acar, Suriyeli sığınmacılara seçmen olabilmeleri için vatandaşlık verildiğine ilişkin ciddi iddialar olduğunu da belirterek, “Türkiye’nin pek çok bölgesine Suriyelilerin yerleştirildiği söyleniyor. Suriye krizinden sonra Türkiye’ye gelen kaç Suriyeli vatandaşlığa alındı, kaç kişiye seçme hakkı verildi. Bunlara vatandaşlık verilmesi için Türkiye’de 5 yıl ikamet etme koşulu uygulanmakta mıdır? Bu sorulara mutlaka bir yanıt verilmelidir” dedi. MHP Hatay Milletvekili Şefik Çirkin’in yazılı soru önergesini yanıtlayan İçişleri Bakanı Muammer Güler, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 11. maddesine göre, bir yabancının Türk vatandaşlığını kazanabilmesi için ikamet izni ile kesintisiz olarak Türkiye’de en az 5 yıl ikamet etmesi gerektiğini hatırlattı. ■ Cumhuriyet, (26.11.2013)

AHLAK: AKP'Lİ İDRİS BAL: SÜRÜ MÜYÜZ YANİ?

Kesin ihraç istemiyle disipline sevk edilen AKP Kütahya Milletvekili İdris Bal, "Bir partiye girince ceketini, paltonu kapıda asmak gibi o partinin şeklini mi alacaksın? Vekil olmak herşey değil, önemli olan dik durmak" dedi.

AKP Grup Yönetim Kurulu’nun kesin ihraç istemiyle disipline sevk yazısını alan AKP Kütahya Milletvekiliİdris Bal, Müşterek Disiplin Kurulu’na savunma yaptıktan sonra istifayı düşüneceğini söyledi. Grup yönetimi,Bal’a gönderdiği yazıda, ihraç istemine gerekçe olarak, sosyal medyada ve medyada yaptığı açıklamalarda partiyi küçük düşürücü ve hakaret içerici beyanlarda bulunmasını gösterdi. Hürriyet'in haberine göre Bal, Müşterek Disiplin Kurulu’nca savunmasının istendiği 2’nci bir yazı daha gönderileceğini belirterek, şunları söyledi:

VEKİLLİK HER ŞEY DEĞİL
“Muhtemelen bir savunma vereceğim, ondan sonra bakacağım. Kurulun kararını mı bekleyeceğim, istifa mı edeceğim onu düşünüyorum. İhraç talebi ‘tedbirli’ alındığından AKP grup toplantılarına katılamayacağım. Bence en ağırı bu. Hoş bir şey değil. Ama benim için önemli olan halkın ötekileştirmemesi. Özgür, hür düşünen insanlarız. Sürü müyüz yani? Bir partiye girince ceketini, paltonu kapıda asmak gibi o partinin şeklini mi alacaksın? İfade hürriyetin, düşünce hürriyetin olmayacak, her şeyi alkışlayacak mısın? Ben rahatım. Vekil olmak her şey değil. Önemli olan dosdoğru olabilmek, dik durabilmek. Birileri beni vekil yaptı diye doğru bildiğime yanlış demem. 


Ama iddia ediyorum hiçbir zaman hakaret etmedim, küfretmedim. ‘Çözüm süreci iyi gitmiyor’ demek hakaret mi? Bence bunu söylemek medeni insanın, bir vekilin üzerindeki vebaldir. Onu söylemeyene şaşmak lazım söyleyene değil. ‘Mısır’ı kaybetmeyelim’ dedim, çıkan netice meydanda. ‘Kız-erkek meselelerine dikkat edelim, bu başka tartışmaları getirir. Suç olmayan fiil getiremezsiniz’ dedim. Dershane meselesinin de bir sürü hukuksal, sosyolojik boyutu olacak, hatta demokrasi boyutu olacak. O anki duruşunuza göre size bir şey yakıştırıyorlar. 

Çözüm sürecinde dikkatli olalım deyip eleştirdiğimizde ben ülkücü müydüm? Gezi meselesinde ben solcu mu oldum? Dediklerimiz palavraysa saçmaladıysak milletin insafına arz ediyorum. Bir sepet, içindeki kıymetli eşyalar kadar kıymetlidir, bir parti de öyledir. ‘Kuzey Suriye’de bir devletçik kurulabilir, bunlar taban kazanabilir’ demişim, Mart’ta demişim, sonuç ortada, yalan mı demişim? Durduğumuz yer aynı, özür dileyecek bir şey yapmadım. Zaman kimi haklı çıkaracak göreceğiz. Cumhuriyet, (26.11.2013)

 

27.11.2013

ÖZELLEŞTİRME: ŞANS OYUNLARI ÖZELLEŞİYOR

Milli Piyango İdaresine ait şans oyunlarının 10 yıllık lisans verilmesi suretiyle özelleştirilmesi için ihaleye çıkıldı. İhalede son teklif verme tarihi 13 Şubat 2014 olarak belirlendi

Özelleştirme İdaresi Başkanlığının, Resmi Gazete’de yer alan ilanına göre ihale, karşılığı nakit olmak üzere planlama, tertip etme ve çekiliş düzenleme hakkı Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğüne ait olan piyango, hemen kazan ve sayısal oyunlar ile ilgili mevzuat çerçevesinde izin verilebilecek olan benzer şans oyunlarının lisansının, topluca verilmek suretiyle özelleştirilmesini içeriyor. Lisans süresi, 10 yıl olacak.

“Pazarlık usulü” ile gerçekleştirilecek ihale, ihale komisyonu tarafından gerekli görüldüğü takdirde pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık artırma suretiyle sonuçlandırılabilecek.

İhaleye yalnızca tüzel kişiler ile ortak girişim grupları katılabilecek. Gerçek kişiler veya yatırım fonları, ortak girişim grubu ortağı olabilecek. Ayrıca ortak girişim grubuna ortak olacak yatırım fonlarının bağımsız denetçiler tarafından verilen beyannamede belirtilen “yönetimleri altındaki fonlar” tutarının en az 500 milyon dolar ve ortak girişim grubu içindeki paylarının yüzde 70′i geçmemesi gerekecek.

Tanıtım ve ihale dokümanı alan katılımcılara 2 Aralık 2013 – 3 Şubat 2014 arasında başvurmaları kaydıyla, ihaleye teklif verme öncesinde şans oyunlarının son 5 yıllık ve mevcut duruma ilişkin bilgiler, bayilik sistemi, bayilik ağı ve hukuki bilgileri almak üzere 6 Aralık 2013 – 7 Şubat 2014 arasında elektronik ortamda sunulacak Şans Oyunları Bilgi Sitesi ile bilgi sitesine aktarılamayan bilgi ve belgelerin yer alacağı Şans Oyunları Bilgi Odası’na giriş imkanı sağlanacak. … ■ Sözcü, (27.11.2013)

AKP, CEMAAT: KASETİ GÖRDÜM

Tayyip takımı ile Fethullah takımı arasındaki dershane kavgası olanca hızıyla sürüyor.
Taraflar birbirlerine hem olanca güçleriyle saldırıyor, hem de “Ne olur ne olmaz, biz bunları karşımıza almayalım” diyerek bazen alttan alıyor.
Şimdi ortada çok önemli bir konu var, kamuoyunda ve iki tarafın medyasında bu olay tartışılıyor:
Belden aşağı vuruşlar olacak mı?
Olursa kimden gelecek, karşı taraf hangi önlemleri alacak?
Aydınlık gazetesi önceki gün ilginç bir manşet atmıştı:
“Erdoğan’ın kayıtları yayına hazırlanıyor.”
Bu kayıtlar nedir, belden aşağı vuruşlar var mıdır?
Haber şöyle devam ediyordu:
“Kavga büyüdü. Cemaat arşiv ve kayıtları yayına hazırlamak için çalışma başlattı. Buna karşılık Erdoğan da ‘Böcekleri’ (gizli dinleme yapan aygıtları) devreye soktu… Cemaat, elindeki görüntü ve kayıtları taradı. Erdoğan ve yakın çevresini ilgilendiren bölümler ayıklandı. Özel yaşam ve yolsuzluk belgelerine özel önem veriliyor.
Öte yandan, Taraf gazetesi yazarları Mehmet Baransu ve Emre Uslu’nun, bazı belgeleri (Cemaat adına) yayınlamak amacıyla yurtdışından yayın yapacak internet siteleri kuracağı, sitelerin 1 aralık gününden başlayarak yayına geçeceği öğrenildi.”
Bu haberler doğru olabilir veya olmayabilir. Bilmiyoruz!.. Şimdi bekleme aşamasındayız.
Ancak gelişen olaylara baktığımızda, yazılanların doğru olduğu anlaşılıyor.

* * *

Gazeteci Ahmet Şık kulağı delik ve iyi koku alan bir meslektaşımız. Yazdığı kitap yüzünden uzun süre hapis yatırılmıştı. Ahmet şöyle diyor:
“Cemaat, AKP için bir milli güvenlik meselesi haline geldi. İki tarafın da elinde birbirini yok
edecek etkide bilgi ve belgeler var. Bu iki güç odağı da, Ergenekon süreci dediğimiz darbe döneminin suç ortakları.”
Evet, yine belgeler ve bilgiler!.. İki tarafın elindeki kozlar…
Fethullah Bey Hazretleri konuştu, talimat verdi:
“Hiç durmadan yürüyeceksiniz… Çok kötü şeyler duyabilirsiniz. Rica ediyorum ben, aynıyla (aynı biçimde) mukabelede bulunmamak lazım…”
Evet, kafalar karışık ve her yerden aynı doğrultuda sesler çıkıyor.
Ne olacak, kim ne yapacak, piyasaya hangi bilgiler ve belgeler servis edilecek?
Hiç kimse bilmiyor.

* * *

Şeriatçı yandaş Akit gazetesi dershane kavgasında en baştan beri hükümetin yanında yer aldı ve Tayyip’i savundu.
O gazetenin yazarlarından Hasan Karakaya’nın dünkü yazısının başlığı:
“Kavga bel altına inerse benim de söyleyeceklerim olur.”
Yazı özetle şöyle devam ediyor:
“Gazetecilikle hiçbir alakası olmayan tamamen özel konularda ve dört duvar arasında yapılan konuşmaları, ya da telefondaki dertleşme ve serzenişleri gazete köşelerinde mi
okuyacağız?
İş bel altı vurmaya geldiyse, evlere, aileye ve çocuklara geldiyse, ben alasını yazarım ama bu kıbledaşlığa sığmaz.
Ya adam gibi tartışalım, ya bütün kartları açalım… Hiç kimse kusura bakmasın, benim de bir tahammül sınırım var.
Bu tacizler ne hikmetse cemaat mensuplarının bulunduğu yerlerde yapılıyor… Eğer kavga edeceksek bel altı vurmayalım. İğrençlik yapmayalım, çirkefleşmeyelim.
Bir insan kardeş bildiği insanlara güvenmeyerek ve her an bel altı vuruş yaşayacağını düşünerek yaşarsa, buna yaşamak mı denir?”
Bence Hasan Karakaya bir şeyler biliyor da, tam olarak açıklamıyor.

* * *

Demek ki birileri birilerinin telefonlarını dinlemiş, özeline girmiş, aileye vesaireye bel altı vuruşlar yapılmış, ya da bu konuda hazırlıklar varmış.
Kim kime ne yapmış veya yapacak, şu anda bilinmiyor.
Ama ortalıkta bir şeyler döndüğü kesin.
Dershane kavgası fena patladı, birileri hazırlık yapıyor…
Kameralar, kasetler, dinleme aygıtları ve gizlice kurulan böcekler…
Ve işin göbeğinde “Bel altı vuruşlar” var.
“Birileri”, AKP döneminde bu bel altı vuruşları çok iyi kullandı.
Piyasaya Baykal kaseti çıkarıldı, Baykal istifa etti ve CHP yeniden kurgulandı.
Son seçimler öncesinde MHP milletvekillerine ve milletvekili adaylarına kurulan bel altı tuzak da aynı doğrultudaydı. Onlar isimleri kamuoyu tarafından iyi bilinen siyasetçilerdi.
Okkanın altına gittiler, siyaset sahnesine veda ettiler.
Sadece kasetlerle değil telefonları gizlice, tele kulakla dinleyerek de nice insanı mahvettiler.
Şimdi bel altı vuruşların kendilerine yönelmesinden korkar duruma geldiler.
Kaderin cilvesi diye işte buna derler!
(Meraklısına not: Bu dinleme işlerinin geçmişte nasıl yürütüldüğünü ve örgütlendiğini anlatan ilginç bir kitap var. Onu bulup okumanızı öneririm:
İlhami Yangın’ın kitabı Cümbür Cemaat. (Bilgi Yayınevi.)

Ve kaseti seyrettim

Sevgili okuyucularım,
yukarıda ortamı size biraz olsun anlatmaya çalıştım…
Gazeteye birkaç gün önce postayla gelen bir zarfın içinden bir kaset çıktı. Bize her gün bir sürü şey gelir…
Mektuplar, kitaplar ve başka şeyler…
Kasetin üzerinde “Falanca kişiyle ilgilidir, lütfen izleyiniz” diye bir not vardı.
İster istemez izledik.
Gözlerimle görmesem inanmazdım. Çok kısaca anlatıyorum.

* * *

Türkiye’de çok önemli birinin en yakını…
Ve yatak sahneleri.
Kasetin ekinde ayrıca bilgi de veriliyor.
Kadının ve erkeğin isimleri ve telefon numaraları…
Kaseti izledik, yapmamız gerekeni yaptık ve imha ettik.

* * *

Bu kaset sadece bizim gazeteye mi geldi?
Bilmiyorum.
Sanırım başka yerlere de gönderilmiştir.
Acaba bu kaset, dershane kavgası nedeniyle başlaması beklenen bel altı vuruşların ilk aşaması mı? Birileri düğmeye bu yolla mı bastı?
Ya da piyasaya bize ulaşmayan başka kasetler de sürülmüş durumda mı?
Onu da bilmiyorum.
Sevgili okuyucularım, bunların iktidarı döneminde Türkiye işte böyle yönetiliyor.
Bir yanda kız erkek birlikte okursa fuhuş olur, onları ayıralım, okullarda Kur’an
öğretelim, herkese din dersi verelim çığlıkları!..
Öbür yanda ise kasetler, yasadışı telefon dinlemeleri, bel altı vuruşlar… Kendilerinden olmayanları bunlarla rezil ettiler, siyasette saf dışı bıraktılar.
Allah’ın büyüklüğüne bakın ki, şimdi piyasada onların kaseti (belki de kasetleri) dolanıyor.
Bu pilav daha çoook su kaldıracak gibi görünüyor. ■ Emin Çölaşan, Sözcü, (27.11.2013)

 

ME, MECLİS: MİLLETVEKİLİ OLACAKSAN DİLİNİ YUTACAKSIN!

 

AKP’de kesin ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilen Kütahya Milletvekili İdris Bal’ın söylediklerini tersinden okursanız, Türkiye’de milletvekili olmanın ne anlama geldiğini görebilirsiniz.

Bal diyor ki: “İfade hürriyetin, düşünce hürriyetin olmayacak, her şeyi alkışlayacak mısın? Vekil olmak her şey değil. Önemli olan dosdoğru olabilmek, dik durabilmek. Birileri beni vekil yaptı diye doğru bildiğime yanlış demem.”

İşte bunu yapmazsanız, milletvekilliğiniz tehlikeye girer, partiden atmasalar bile ilk seçimdeki listelerde adınızı göremezsiniz.

Çünkü bizim siyasal partiler düzenimizde parti disiplini dedikleri şey budur: Seni seçip listeye koyan lidere biat et, onun sözünden çıkma, sözünün üstüne söz söyleme! İşaretle parmağını kaldır, işaretle parmağını indir, maaşını al, keyfine bak!

Bugün parlamenter sistemimizin düzgün işlemiyor olmasının nedeni de budur.

Yasama organı, yürütme organının başındaki kişinin emrindedir, parlamento kendine düşen vazifeleri yerine getirmek yerine, onun ağzına bakar.

“12 Eylül’ün izlerini sileceğiz” sözünü dilinden düşürmeyenler, iktidarıyla, muhalefetiyle, 12 Eylül mirası Siyasi Partiler Kanunu’nu, Seçim Kanunu’nu ağızlarına bile almazlar.

Oysa bunu yapmak için Anayasa değişikliği de gerekmez, hep yaptıkları gibi parmakları kaldırıp indirip bu kanunları yenileyebilirler.

Milletvekillerini, gerçekten milletin seçebileceği, milletvekillerinin kaderlerinin liderin iki dudağı arasında olmadığı bir kanunu getirebilirler.

Ama işlerine böylesi gelmiyor tabii! Onların demokrasi ve milli iradeden anladıkları, kendi iktidarlarını sessiz bir mecliste sürdürmekten başka bir şey değildir.

 

Cemaatin kaç milletvekili var?

 

İdris Bal’ın ihraç istemiyle disiplin kuruluna verilmesinden sonra AKP’de Hakan Şükür’ü de grup disiplini içinde davranması için uyarmışlar.

Uyarmalarının nedeni dershaneler konusundaki Başbakan–Cemaat iktidar mücadelesinde cemaate yakın görüşler açıklamış olması.

Bu tabloya bakarak Hakan Şükür’ün de gelecek seçimde AKP listelerinde yer bulabilmesinin kolay olmayacağını söyleyebiliriz.

Elbette, Başbakan eğer Cumhurbaşkanlığı hevesini tatmin etmek için partisini bırakır ve Köşk’e çıkabilirse, AKP’nin içinde kimin iktidarı kazanacağına bağlı olarak bu durum değişebilir!

Şimdi şunu merak ediyorum: Acaba AKP grubu içindeki milletvekillerinin kaçı cemaatin temsilcisi olarak oradalar?

Hatırlayacaksınız, Başbakan geçen gün, “Cemaat ileri gelenleri benden ne istedilerse yaptım” dedi.

“İstedikleri şeyler” arasında kamu bürokrasisinde tayinler olduğu kadar, milletvekili aday listelerinde seçilmeye uygun yerlere cemaatin adaylarının da konması mutlaka olmalı, aksini düşünmek saflık olur.

Acaba bu milletvekillerinin sayısı ne kadar ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde AKP içindeki iktidar mücadelesinde nasıl bir rol oynayacaklar?

Dershaneler ile ilgili bir kanun teklifi Meclis’e geldiğinde ne yapacaklar?

Bu işin bir milletvekilini partiden atmak, bir diğerini uyarmakla biteceğini sanmıyorum.

Bu aşamada şunu da söylemek artık mümkün: Başbakan’ın “partili cumhurbaşkanlığı” hevesi de uzunca bir süre rafa kalkacak.

Böyle bir Anayasa değişikliğinin önündeki engellerden biri de AKP grubundaki cemaat mensubu milletvekilleri olacaktır.

Kuşkusuz ki bugün Başbakan’ın iktidar gücü karşısında cemaatin yapabileceği çok fazla şey yok ama oyunun alanı daralıp belirli konulara yoğunlaştığı durumlarda cemaatin de yapabileceği bazı şeyler vardır diye düşünüyorum. ■ Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet, (27.11.2013)

 

Mİ: DAYATMA

Hükümet, dershane meselesinin teknik izahını yapmakta bir hayli zorlanıyor. Yani dershanelerin yasaklanmasının eğitim için gerekli olduğunu, kendisini destekleyen kamuoyuna bile açıklayamıyor.

Bu konuyla ilgili ne zaman bir tartışma açılsa iş ‘e siz de şunu yapmadınız mı?’ya dönüyor. Sanki başkasının yaptığı herhangi bir şey karşıdakine her türlü şeyi yapma hakkı verirmiş gibi. Konu önce kapatma üzerinden, sonra dönüştürme üzerinden, sonra başka şeyler üzerinden tartışılmaya devam ediyor ama değişmeyen tek şey ‘Biz kararımızı verdik’ tavrı!

Bugün AVM yapılması konusunda, dershanelerin kapatılması konusunda, şike cezasının indirilmesi konusunda, eğitimde 4+4+4 sistemine geçilmesi konusunda uygulanan ‘Biz kararımızı verdik’ tavrının, yarın hangi konulara karar verme ile sonuçlanacağını kim tahmin edebilir? Bugün dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kararını veren tavır, bir müddet sonra özel okulların kapatılmasına ya da herhangi bir başka konuya da karar verir mi? Bilemiyoruz...

Eğer önemsiyorsak bilinmelidir ki, demokrasi bir uzlaşma rejimidir. Aslında aşağı yukarı her rejim bir uzlaşma rejimidir. 

Gerçi bugün yaşadıklarımızı görünce ‘iyi ki de sümenaltı edilmiş’ demeden kendini alamıyor insan. Mevcut yaklaşım tarzıyla nasıl bir anayasa yapılırdı, bu konuda kişisel olarak şüpheye düşmemiş değilim. Yeni bir anayasanın resmen askıya alındığının açıklandığı bugünlerde, hükümet tıpkı 28 Şubat sürecinde imam-hatiplere yapıldığı gibi, büyük çoğunluğu milletin parasıyla kurulmuş dershaneleri kapatmaya yelteniyor. Hiçbir bilimsel açıklamada bulunmadan, kamuoyunu ikna edemeden, halktan gelen tepkiye rağmen ‘biz kararımızı verdik’ tavrından vazgeçmiyor.

Unutmamak gerekir ki; zor kullanarak yapılan hiçbir şey bu ülkeye fayda getirmemiştir. Dayatmaların nasıl sonuçlandığını anlamak için yakın tarihe bir kere daha bakmak yeterlidir. ■ Mehmet Kamış, Zaman, (27.11.2013)

 

28.11.2013 

ÖZELLEŞTİRME: LİMAN ÖZELLEŞTİRMESİNE KARŞI İŞÇİLER İLK EYLEMİNİ YAPTI

AKP hükümeti özelleştirme kapsamına aldığı kurumların satışını hızlandırdı. Enerji özelleştirmeleriyle birlikte limanlar için de teklif alma tarihleri belirlendi. Derince Limanı da özelleştirilecek kurumlar arasında. 10 Aralık'a kadar Liman için teklif alınacak. Derince Limanı'nın özelleştirmesine karşı çıkan işçiler, ilk eylemini dün yaptı. Liman-İş Sendikası üyesi işçiler, liman kapısı önünde toplanarak kararı protesto etti.

Liman-İş Sendikası Kocaeli Şube başkanı Bülent Aykurt eylemde yaptığı konuşmada özelleştirme ısrarı devam ederse eylemlerini büyüterek sürdüreceklerini söyledi.

Bakan söz vermişti

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün ve Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu'nun 2009 yılında Derince Limanın özelleştirilmeyeceği yönündeki sözlerini hatırlatan Aykurt, limanın özelleştirilmesi durumunda denizin doldurularak limanın genişletileceğini belirtti. Bakan Ergün'e seslenen Aykurt şunları söyledi: "Sayın Bakan sözlerinizin arkasında mısınız? Bir metre bile dolgu alanı yaptırmayacağız diyorlardı. Buradan Karaosmanoğlu'na da sesleniyorum, buradaki dolguya müsaade edecek misiniz? Biz etmeyeceğiz. Burada satılan denizdir, burada bir doğa katliamı yapılmak isteniyor." Aykut açıklama sırasında, ihale sürecine dahil olan Kocaeli Ticaret Odası'na da seslenerek, "Kocaeli Ticaret Odası'nın derdi sadece ceplerini doldurmak mı? Yandaş arayacaklarına gelsinler bize destek versinler" dedi.

'Peşkeş çekiyorlar'

İşçilere köle olarak bakıldığını söyleyen Aykurt, "Ülkemizin önemli stratejik alanlarının tamamı bugünkü iktidar tarafından eşe dosta peşkeş çekilmekte" dedi. Dünyanın birçok yerinde devletin liman işletmeciliğinde olduğunun altını çizen Aykurt, "Buradaki mantık, devletin işletmesinde olan limanları öncelikle bilinçli olarak zarar eden bir halde göstermek sonrasında özelleştirme yöntemiyle 'zararın neresinden dönersen kardır' dedirmek" diye konuştu. Aykurt, sendika olarak anayasal haklarını sonuna kadar kullanacaklarını ve özelleştirme girişimleri durdurulmazsa eylemlerini büyüterek Türkiye çapına yayacaklarını kaydetti. Eylemde işçiler sık sık, "Liman vatandır satılamaz, Yaşasın onurlu mücadelemiz ve İşçiyiz haklıyız, kazanacağız" sloganlarını attı. ■ Mustafa Kerem Erol, Aydınlık, (28.11.2013)

 

BÖLÜCÜLÜK: ÖZERKLİK İÇİN YASAYA GEREK YOK

PKK hükümetle anlaştığı yasal düzenlemeleri beklemeden bölgede özerk yönetimi kuracağını açıkladı. PKK'nın yeni yapılamasında, örgütün en üst organı olan KCK Yürütme Konseyi'nin Eş Başkanı görevine getirilen Bese Hozat, Hükümeti beklemeden kendi demokratik özerk sistemlerini kuracaklarını bildirdi. Hozat, "AKP çözüme, müzakereye gelmezse Kürtler Türk devletinden ve AKP hükümetinden çözüm dilenmeyecek" dedi.

PKK'nın kuruluş yıldönümü nedeniyle, bir açıklama yapan KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanı Bese Hozat, AKP ile yürüttülen açılım süreci hakkında değerlendirmeler yaptı. Öcalan'ın, hükümete adım attırmak için büyük çaba sarf ettiğini söyleyen Hozat "Türk devleti ne kadar ayak diretirse diretsin en nihayetinde geleceği nokta yine demokratik çözüm noktasıdır" ifadesini kullandı.

Süreç tıkanırsa savaş başlar

Çözüm için, toplumsal direnişi yükselteceklerini de kaydeden Hozat, "Devletten beklemeden kendi demokratik özerk sistemimizi kuracağız. Otuz beş yıllık halk devrimini demokratik özerk sistem inşasına dönüştüreceğiz. Devlet üzerimize geldiğinde de her türlü meşru savunmamızı yapacağız. Bundan sonraki süreç gerçek bir halk savaşı süreci olacaktır. Geçmiş süreçte devrimci halk savaşı tek ayaklı yürüdü, gerilla savaşıyla sınırlı kaldı. Bundan sonra bu böyle olmayacak, olamaz da" diye konuştu.

Hozat sözlerini şöyle sürdürdü: "Bölgenin içinden geçtiği siyasi konjonktür Kürtler için birçok imkan ortaya çıkarmıştır. Kürtlerin siyasi ve askeri kazanımları çok güçlüdür. Kürtler bölgede çok örgütlü ve donanımlı bir halk gerçeğini ifade ediyorlar. Kürtler kendi sistemlerini kurma ve savunmalarını yapma gücüne ulaşmış durumdadırlar. Rojava buna en açık örnektir. Ayrıca Kürtlerin dostları ve ittifak güçleri artmıştır. Bölgede temel bir denge unsurudurlar. Kürtlerle stratejik ittifak kurmak isteyen, bunun için ciddi çaba harcayan güçler vardır. AKP çözüme, müzakereye gelmezse Kürtler Türk devletinden ve AKP hükümetinden çözüm dilenmeyecektir." ■ Aydınlık, (28.11.2013)

 

AKP, CEMAAT: HOCAEFENDİ'YE AÇIK MEKTUP               

 Muhterem Hocam dün yayınlanan konuşmanızda siz de bu meselenin geldiği korkunç vaziyetten rahatsızlığınızı belirttiniz. Çok haklısınız. Şu an her gün daha da büyüyen bu yangını bir hamlesiyle söndürebilecek kudrette tek ama tek kişi var: O da sizsiniz Hocam.

***

Muhterem Hocam siz de çok iyi biliyorsunuz ki bu meselenin özü şu an konuşulan kamuflaj konular değildir. AK Parti hükümeti ile sizin manevi önderliğinizdeki Hizmet Hareketi'nin esas problemi devlet meselesine ilişkindir.

Sizin kesin ve net tek bir konuşmanızla bu mesele çözülebilir.

***

Hizmet Erlerinin devlet kademelerinde görev alması anaların ak sütü gibi haklarıdır. 'Cemaat devlete sızıyor, Cemaat devleti ele geçiriyor' diyen Ergenekonculara karşı cansiperane ve en etkili savaşanlardan biri ben oldum Hocam. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz.

Bana şu ana kadar yapılmış hakaretlerin çoğunluğu Hizmet'in haklarını savunmam sebebiyledir. Yangın yerine dönmüş bu ortamda bile yine söylüyorum: Hizmet mensupları devlete sızmaz, devlete girer ve istediği her pozisyonda çalışır.

***

Ergenekoncuların cemaat istihbaratı, cemaat polisi ve cemaat yargısı dediği şey Hizmet Erlerinin memur bürokrat ve yargı mensubu olabilmesiydi. Onlara göre Hizmet mensuplarının ve dindarların tamamı devletten kovulmalıydı. Sadece Laikçi Kemalist azınlık devlette olmalıydı. Ve bu azınlık da milletin seçtiği hükümetleri iktidar yapmamalıydı.

Seçilmiş hükümetler ya bu atanmış vesayetçilere teslim olacaktı ya da meşru hükümetlerin zarar görmesi, yıpranması ve sonuçta da devrilmesi için her şey yapılacaktı.

Ne tuhaftır ki şimdi bu azgın azınlık şu son olaylarda cemaat yandaşı bir pozisyon alıyor Hocam.

***

2007-12 arası bu millet bu vesayetçi düzene karşı Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi liderliğinde ayaklandı ve bu düzeni yıktı.

Şüphesiz bu haklı isyanda Hizmet Erlerinin çok büyük payı var. Sizin manevi önderliğinizin önemi çok büyük. Hatta eski rejim yandaşları darbe davalarındaki gelişmelerden sizi sorumlu tuttu. Bana da o dönem verdiğim mücadele sebebiyle "Fethullahçı" dediler.

Hizmet Hareketi ile organik bir bağım yoktu ama bu sözden hiçbir zaman rahatsız olmadım. Hizmet Hareketi'ne bağlı olduklarını bugün artık kendileri de açıkça söyleyen polisler ve savcılar kelle koltukta mücadele ettiler. Hataları olsa da özünde çok haklı bir mücadeleydi bu.

***

Bu milletin çoğunluğu da bu Hizmet erleri olan polisleri ve savcıları destekledi. Çünkü millet yapılanları vesayete karşı demokrasi mücadelesi olarak görüyordu. Bir vesayetçi grubun koltuktan indirilip yerine yeni bir vesayetçi grubun geleceği bir mücadele değildi bu. Eğer öyle olsaydı millet bunu desteklemezdi. Demokratik dünya hiç desteklemezdi.

***

Muhterem Hocam 2012'de olan bazı olayları yeniden hatırlatmayacağım ama gerçekten seçilmiş hükümetin otoritesini sarsan bazı tuhaflıklar yaşandı. Vesayetçi Kemalist bürokrasi ve yargının tasfiye edilip onların vesayet koltuğuna Hizmet'in bürokrasi ve yargı gücünün oturması gibi bir projenin varlığı hakkında kuşkuları yalnızca siz bitirirsiniz. Demokrasilerde devlet kademelerinde çalışan herkesin seçilmiş sivil otoriteye tam itaati esastır. Oysa şu an Twitter'da kimi devlet memurları devleti yöneten seçilmişlere ağza alınmayacak küfürler ve tehditler sıralıyor. Tıpkı Kemalist askerler gibi 'Teslim Olmayacağız' diyorlar. Oysa memurların seçilmişlere itaat etmesi noktasında hep beraber savaşmıştık.

***

Hocam şu an yaşanan tablonun sebebi devletin içinden, devletin seçilmiş yöneticilerine karşı olan bu meydan okuma halidir.

Bu demokrasiye aykırı durumu yalnızca siz değiştirebilirsiniz. O zaman devlet kademelerinde çoğu kızakta olan bu arkadaşlar da hak ettikleri yerlere yeniden gelirler.

Dayatmayla ve medya operasyonlarıyla değil demokratik kurallara yeniden dönerek durum 2012 öncesi hale gelebilir. Şu akıl tutulması durumunu tek bir hamleyle bitirecek kişi sizsiniz. Zaten sizin de sözünüz dinlenmezse çok ama çok sancılı bir döneme gireriz. ■ Rasim Ozan Kütahyalı, Sabah, (28.11.2013)

 

29.11.2013 

YABANCIYA TOPRAK: TÜRK TOPRAKLARI İSRAİL’LİLERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR


CHP Muğla milletvekilleri Nuretttin Demir, Ömer Süha Aldan, Tolga Çandar TBMM’de ortak basın toplantısı düzenlediler. Muğla’da yaşanmakta olan özelleştirme latındaki işçi kıyımı hakkında konuştular. Tolga Çandar’ın açıklamaları gündeme bomba gibi düştü. Çandar şunları söyledi;
“Karacahisar Köyünün arazi sınırında Karacahisar Köyünün o termik santralin yapılacağı yerden Bodrum’a kadar olan arazinin birileri tarafından satın alındığını öğrendik.Bu satın alan firmanın kim olduğunun açıklanmasını bekliyoruz. Bu firmanın özellikle hangi ulusa ait olduğunun açıklanmasını istiyoruz. Bu ulusun Iğdır Ovasının tamamını satın alan ulusla aynı olma ihtimali nedir? Iğdır Ovasının tamamını İsrailliler aldı. Harran Ovasının yarıdan fazlasını İsrailliler satın aldı. Türkiye’deki ekili alanlarımızın önemli bir bölümünü İsrailliler satın alıyor. Ya kendileri ya da buradaki ortak firmaları. Muğla TKİ sınırlarından Bodrum’a kadar olan bölümü yani golf arazisi diye daha önce ayrılan bölümü hangi ulusun şirketi ve kimlerle ortaktır? Bu arazileri yok pahasına metrekaresini 2 liradan 3 liradan topladılar. Bu satılan arazilerden önemli bir bölümü birinci derecede doğal SİT alanıdır. Bölge halkının arazilerine yok pahasına el konulmuştur.” ■ http://www.millibirlikhaber.com, (29.11.2013)

SEÇİMLER: YSK ÜYELİĞİNE SEÇİLEN SÜRPRİZ İSİM KİM

Belediye seçimleri öncesinde Yüksek Seçim Kurulu üyeliğine sürpriz bir kişi seçildi.

26 Kasım'da Yargıtay Büyük Genel Kurulunca yapılan seçimde Yüksek Seçim Kurulu üyeliğine Üçüncü Ceza Dairesi Üyesi Hakkı Manav seçildi.

Hakkı Manav'ın kızının düğününde nikah şahitliğini Başbakan Tayyip Erdoğan yapmıştı.

Başbakan Erdoğan’ın kızına nikah şahitliği yaptığı Hakkı Manav ile ilgili daha öncede bir tartışma yaşanmıştı.

Manav'ın iki kızı ve damadının Ordu ve Şırnak'ta ki görev yerlerinde 1 ay çalıştıktan sonra Adalet Bakanlığı tarafından Ankara'ya atanmıştı.

Hatta bu olayla ilgili adalet.org sitesinde yazılan bir şiir haber konusu olmuştu.

“Benim de babam manav olsaydı" başlıklı şiirdeki, “Babam manav olsaydı/ kuradan nereyi çektiğim/ Şırnak, Van, Ardahan ya da Hakkari fark etmezdi/ Gitmezdim oraya /ya da gitsem bile ev tutmazdım, dert etmezdim/ Ama benim babam Manav değil, bir inşaat ustasıydı" ifadeleri dikkat çekmişti.

Manav ise bu tartışmayı, “Müsteşar mıyım ben? Atama yetkisi benim mi?” diyerek eleştirmişti.

Cemil Çiçek de Adalet Bakanlığı döneminde Hakkı Manav'ı müsteşarı olarak istemiş ancak Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından iki kez veto edilmişti.

Öte yandan YSK, yerel seçimlerde aday olacak bakanların görevlerinden istifa etmesine gerek olmadığına oy birliğiyle karar verdi. ■ Can Özçelik, odatv, (29.11.2013)

 

30.11.2013 

ÖZELLEŞTİRME: AT YARIŞLARI ÖZELLEŞTİRİLİYOR

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın at yarışları düzenleme, yurt içi ve dışından düzenlenen at yarışları üzerine müşterek bahis kabul etme hak ve yetkileri özelleştiriliyor.

AKP Adıyaman Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşları tarafından, Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, TBMM Başkanlığı'na sunuldu.

Teklife göre, yurt içinde at yarışları düzenleme, yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen at yarışları üzerine yurt içinden ve yurt dışından müşterek bahis kabul etme hak ve yetkilerine ilişkin lisanslar, birlikte veya ayrı olarak Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirilecek.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'na at yarışları düzenleme amacına yönelik olarak tahsis edilen veya fiilen  bu amaçla  kullanılan taşınmazlar, bunlar üzerindeki yapı ve tesisler, sözleşme  süresince bedelsiz olarak at yarışları düzenleme lisansı sahibinin kullanımına verilecek. 

Özelleştirme sonrasında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, yurt içinde at yarışları düzenleyemeyecek, düzenletemeyecek, yurt içinde ve yurt dışında  düzenlenen at yarışları üzerine yurt içinden ve yurt dışından müşterek bahis kabul edemeyecek.

Bakanlık, lisans konusu  faaliyetlerin ilgili mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yürütülmesini izlemeye, denetlemeye yetkili olacak. ■ Cumhuriyet, (30.11.2013)

 

AKP, CEMAAT, AHLAK: (MGK KARARI VE İKİYÜZLÜLÜK)

MİLLİ Güvenlik Kurulu’nda Cemaat’i bitirmek için plan yapılması gerektiği konusunda karar almışlar. Ve alınan kararın altına da imzayı çakmışlar. Şimdi diyorlar ki: “İmzaladık ama bir sorun niye imzaladık?”

Soruyoruz, “Neden imzaladınız?” diye... Başlıyorlar anlatmaya: “İmzaladık... Çünkü o zaman devir çok kötüydü, askerler her şeye hâkimdi, bir atmosfer vardı, o atmosferde imzalamak durumunda kaldık, imzaladık ama hiçbirini uygulamaya sokmadık, olay sadece imzada, yani teşebbüste kaldı, fiiliyata dökülmedi...”

*

Ben de diyorum ki:

-O zaman Dursun Çiçek’in günahı neydi? Adamın attığı imzanın kuru mu, ıslak mı olduğunu günlerce tartıştınız... Belki o da mecbur kalıp imzalamıştı... Belki o da gönülsüzdü...

-O zaman plan seminerlerine katılan herkes, rütbesi falan dikkate alınmadan neden içeri tıkıldı? Belki onlar da oluşan atmosfer nedeniyle seminere katılmak durumunda kaldılar? Siz gücünüz olduğu halde MGK’da direnemezken Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tüm personelinden nasıl oluyor da “direnç” bekleniyor?

-O zaman neden “Teşebbüs de suçtur” dedik ki? O adamlar da sadece “teşebbüs” etmişlerdi, işi fiiliyata dökmemişlerdi.

-O zaman neden askeri vesayet döneminde sesini çıkarmayanları aşağılıyorsunuz? Siz hükümet olduğunuz halde MGK’da direnemeyip imzayı çakarken başkalarından nasıl bir direnç bekliyorsunuz?

-O zaman neden “Erbakan Hoca imzaları çaktı, direnmedi” diyerek Hoca’dan ayrıldınız? Siz tek başınıza hükümet olabilecek gücü elde ettiğiniz halde direnemeyip imzayı çakıyorsunuz, Erbakan Hoca yüzde 21 ile zar zor tutunabildiği iktidarla mı direnişe geçecekti? ■ Ahmet Hakan, Hürriyet, (30.11.2013)

(İkiyüzlü: özü sözü bir olmayan, mürai, riyakâr… Acaba demokrasi dünyanın her yerinde mi böylelerini toplumların başına bela ediyor? cd )

ENFLASYON ORANI YÜZDE 5’İN ALTINA NEDEN İNMİYOR?

 

Merkez Bankası on yıldır enflasyonu yüzde 5’in altına çekmeye çalışıyor. Hatta 2007 ve 2008’de yüzde 4 gibi iddialı bir hedef belirlenmişti. Ama enflasyon hedefi bir türlü tutmuyor.
Başka
ülkeler düşük enflasyon ortamını sağlarken acaba bizde enflasyonun gerilemesini önleyen etkenler nelerdir?
Garanti Yatırım Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, bu soruyu cevaplayacak bir çalışma yaptı. Altınsaç enflasyonun aşağıya çekilememesinin 3 önemli nedenini sıralıyor:
- Dış açığın büyüdüğü yıllarda TL değer kaybediyor. Dövizin fiyatının artması. (Kur Geçişkenliği-
Döviz kurunun fiyatlar genel düzeyini etkilemesi) enflasyonu yukarıda tutuyor.
- Bütçeyi denkleştirme arayışında belli mal ve hizmetlerin vergilerinin artırılması,
fiyatları yükseltiyor.
-
Türkiye’de gıda ve enerji fiyatlamalarında yaşanan mikro bazda yapısal sıkıntılar fiyatların kalıcı düşüşünü engelliyor.
Planlı dönemin başında 1960-1970 arasında ekonomi yüzde 6.5 büyürken, enflasyon yüzde 5, yüzde 6 oranında idi. 1980’lerde fiyatlar yüzde 40-80 oranında, 1990’larda yüzde 60-70 oranlarında arttı. 2000 yılında
fiyat artışları yüzde 39’a, 2002 yılında yüzde 30’a geriledi. 2003 yılında yüzde 18’e indi. Daha sonraki yıllar yüzde 10’un altında kaldı ama bir türlü yüzde 5’in altına çekilemedi.
Garanti
Araştırma’nın çalışmasında 2013 yılının yüzde 8.0-8.5 bir enflasyon oranı ile tamamlanacağı, 2004 yılında enflasyonun yüzde 6.7’lerde kalacağı tahmin ediliyor.
Çalışmada “
Türk Lirası’nın değer kaybının enflasyona geçişkenliği” konusu işleniyor.
Doğrudan
tüketim için yapılan ithalatta döviz fiyatının artması enflasyonu etkiliyor. Daha da önemlisi tarım ve sanayi üretiminde ithal ürün payı çok büyük. Ve de kısa sürede ithalatı ikame etme imkanı yok. Ürün maliyetlerindeki artışlar enflasyonu artırıyor. Döviz kurundan etkilenen malların TÜFE sepetindeki ağırlığı yüzde 70 dolayında.
2014’te TÜFE yüzde 7.0 - 7.5
Bu tabloda acaba, döviz kurunun enflasyona geçişkenliğinin ölçüsü (büyüklüğü)
nedir? Acaba kur geçişkenliğinin fiyatlara yansıması ne kadar süre alıyor?
-
TCMB araştırmalarına göre birikimli döviz kurundaki değişimin yüzde 80 ağırlığındaki etkisi 6 ay içinde fiyatlara yansıyor. Kalan yüzde 20 etki ile birlikte kur geçişkenliği 1 yılda tamamlanıyor.
- TCMB araştırmalarına göre TL’deki yüzde 10’luk değer kaybı bir yıl içinde enflasyonu yüzde 1.34 puan etkiliyor.
Mayıs ayından bu yana TL’de yüzde 16 oranında değer kaybı görüldü. Bu hesaplamalara göre TL’nin (bugüne kadarki) değer kaybı (değer kaybı sürmez ise-bugünkü çizgide kalır ise) önümüzdeki yılın enflasyonunda 2.2 puan dolayında artışa yol açacak.
İşte bu nedenle 2014 yılında da enflasyon yüzde 7.0-7.5 dolayında
kalacak. Kalıcı olarak aşağıya çekilemeyecek gibi görünüyor.
Bu bilgiler önemli. Çünkü çok kişi şu günlerde gelecek yılın hesaplarını yapıyor. Gelirini, giderini enflasyona göre fiyatlandırıyor. İşte bunun içindir ki
insanlar 2014 yılında enflasyonun ne olacağı konusunda bir fikir sahibi olmak istiyor. ■ Güngör Uras, Milliyet, (30.11.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura