Diğerleri > Sis Çanı
01-02-2015
NELER OLDU 25-31 EKİM 2014 (Bölücülük, Milli İrade, Anayasa, özelleştirme, BOP, tasarruflar,enerji, IŞİD, altın, FED, Kaynak kullanımı, Dolar, altın, kriz)

Cihan Dura

1.2.2015


25.10.2014

-

26.10.2014

BÖLÜCÜLÜK, PKK: KARAYILAN'DAN 'MAHALLELERİ ELE GEÇİRİN' TALİMATI

PKK'nin Kandil Dağı'ndaki yöneticilerinden Murat Karayılan, Türkiye içindeki teröristlere telsizle "Mahalleleri ele geçirin" talimatı verdi.

 Murat Karayılan'ın talimatının ardından PKK'nin şehirlerdeki asayiş birimi Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDG-H) tarafından Şırnak'ın Cizre İlçesi'ndeki Nur ve Sur mahallelerinde halkın tüm ihtiyaçlarının kendi örgütlemesince karşılanacağı ilan edildi.

İstihbarat birimleri yaptığı teknik takip çalışmalarında Kandil Dağı'ndaki KCK Yürütme Konseyi üyesi ve Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan'ın Türkiye içinde bulunan PKK'lılara telsizle talimatlar verdiğini tespit etti. Karayılan 12 Ekim 2014 günü telsizden verdiği talimatta şehirlerin değil, mahallelerin ele geçirilmesini istedi. Karayılan, telsizle verdiği talimatta, "Halk kendisi hareket etsin, başkaldırıyı düşürmesin, başkaldırıya devam etsin. Toplumsal güçler ile mahallelerde kontrol sağlanmalı. Şehirleri değil mahalleleri ele geçirsinler" dedi.

CİZRE'DE UYGULAMAYA KONULDU

Murat Karayılan'ın talimatının ardından 21 Ekim günü yüzleri kapalı 150-200 kişilik YDG-H üyesi, Şırnak'ın Cizre İlçesi Nur Mahallesi'ndeki Botaş Parkı civarında toplandı. Burada yüzü kapalı bir kadın 'Yurtsever Botan halkı ve kamuoyuna' başlıklı bir bildiri okudu.

Cizre'nin Nur ve Sur mahallelerinin, halkın tüm ihtiyaçlarını kendi örgütleyeceği ve kendi karşılayacağı mahalleler ilan edildiği belirtilen bildiride, Kobani'deki direnişin örnek alınması istendi. Kürtlerin Suriye'de elde etiği kazanımların 'Kuzey Kürdistan' diye söz ettikleri Güneydoğu'da da örnek alınması istenen bildiride, "Biz bu serhildanlarla (başkaldırı) sokaklarımızı devletin kirli politikalarından temizledik. Bu kazanım korunmalıdır. Bu kazanımlar Kuzey Kürdistan'da yeni süreç başlatmıştır. Toplumun kendine özgü alanlarını oluşturmuştur" denildi.

Bildiride, "Bizim için Nur ve Sur mahalleleri özgürce yaşayabileceğimiz ve kendimiz için yaşayabileceğimiz mahalleler olacaktır. Bu temelde iki mahalleyi halkın tüm ihtiyaçlarını kendi örgütleyeceği ve kendi karşılayacağı mahalleler olarak tüm kamuoyuna ilan ediyoruz. Bu mahalleler kendi kendini yönetecektir. Botan halkına ve yurtsever kamuoyuna duyurulur" ifadeleri yer aldı. ■ Cumhuriyet,  (26.10.2014)

MİLLÎ İRADE, MECLİS: HANİ MECLİS’İN ÜZERİNDE İRADE YOKTU

 “Meclis iradesini yok sayan bir kişi veya parti, en başta kendisini inkâr etmiş demektir” sözü Erdoğan’a ait…
Meclis’in yolsuzluk ve rüşvet skandalı için kurduğu soruşturma komisyonuna ifade vermeye tenezzül etmeyen Rıza Sarraf ve Barış Güler’in kendilerini inkâr ettikleri söylenebilir öyleyse…
Sadece kendilerini değil tabii milletin temsilcilerini de…
Laf üretmeye gelince Meclis, “millet iradesini namusu bilerek kollayan” en yüce çatı…
Hesap vermeye gelince Meclis, “Hiçbir şey söylemeyeceğim” denilip geçilen bir paspas…
Öyle mi?

***

AK Parti seçim öncesi, kamuoyunu oyalamak için 17 Aralık’ın bir Meclis komisyonunda soruşturulmasına razı olmak zorunda kaldı. Ancak türlü yollarla tezkerelerin komisyona gelmesini engelledi. Şimdi de soruşturulanları komisyondan kaçırma taktiğine başvuruyor.
Hesap vermesi gerekenler cevap bile vermiyor.
Ayaklarına kadar gelen Meclis’in iradesini hiçe sayıyor.
Bu tablo karşısında bir daha kim inanır “milli irade” güzellemelerine?

***

Ama “ifade vermeyeceğim”, “söyleyecek bir şeyim yok” cümleleriyle bu devasa dosyanın kapanabileceğini sanan varsa yanılır…
Veli Küçük’ü hatırlasanıza…
1996’da Susurluk kazasından sonra TBMM’de kurulan Susurluk Araştırma Komisyonu, ifade vermesi için Küçük’ü davet ettiğinde o da gitmemişti. Sonradan gitmesine Genelkurmay’ın izin vermediği öğrenilmişti. Böylece özelde Susurluk’taki genelde bölgesindeki faili meçhul cinayetlerdeki rolü öğrenilememişti.
Sonra ne oldu?
2008’de güç dengeleri değişti. Küçük gözaltına alındı. Bu sefer Genelkurmay’a fikrini soran olmadı. Önce Terörle Mücadele’de, sonra mahkemede anlattı Susurluk’u…
Sonunda da müebbet hapse mahkûm oldu.

***

Yaşlıları görenler, hemen “Sizi çok iyi gördüm” demek lüzumu hisseder, yaşlılar da iyi görünmediğini oradan anlar ya…
Meclis’in habire iltifata boğulmasından iyice itibarsızlaştığını anlıyoruz biz de…
Ülkede neredeyse sıkıyönetim ilan ediliyor; Meclis’e bilgi veren yok.
Müzakere süreci alttan alta ilerliyor; ne olup bittiğinden Meclis’in haberi yok.
Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk skandalı yaşandı; Meclis’e ifade vermeye tenezzül eden yok.
Yasama faaliyetinin neredeyse tamamen askıya alındığı bir dönemdeyiz. Bir savcı çıkıp soruşturma komisyonunu hiçe sayarak dosyayı kapatabiliyor.
Meclis, kendi itibarına sahip çıkmayacak mı?
Hesap sormak için yine güç dengelerinin değişmesi mi beklenecek?
Öyleyse Genel Kurul salonuna, “Egemenlik kayıtsız şartsız Sarraf’ındır” yazalım gitsin. ■ Can Dündar, Cumhuriyet,  (26.10.2014)

BÖLÜCÜLÜK: “PKK KARADENİZ BÖLGESİNDE YIĞINAK YAPIYOR”..

6-8 olayları ardından vahim istihbarat raporu…

Çözüm süreci” bülbülleri şakıya dursun...
“Akil adamlarla” cambaza bak tiyatrosu devam etsin..
Ahmet Davutoğlu,Yalçın Akdoğan PKK’nın sivil uzantıları ile kayıkçı kavgası yapsın..
Efkan Ala, “Jandarma siyasallaşsın asker de gıkını çıkarmasın” desin..
Yol geçen hanına çevrilen Türkiye’den PKK’nın her türlü yan unsuruna her türlü yardımlar gitsin..
Koca Türk devleti terör örgütlerine yardım ve yataklık yapmaya zorlansın..
Bebek katili lüks villasına taşınmak için gün saysın..
Aman çözüm sürecine zeval gelmesin yoksa vatan haini ilan ediliriz diye tir tir tireyelim..
Hadi hep beraber tıpta çaresi bulunmayan(!) idrak yolları iltihaplanmasına tutulduk diyelim !..
Yahu!.. Okur yazar da değil miyiz?..
Yalnızca aval aval bakanlar sınıfında mıyız?..
Gerçekten bu iktidarın ve işbirlikçilerinin zeka ve aklımızla alay ettikleri kadar zavallı mıyız?..
Terör örgütü PKK’ya yakın bir gazetede yazan KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, “çözüm süreci” konusunda hükümete tehditler savuruyor. “Hükümet ya aklını başına alacaktır ya da aklı başına getirilecektir.” diyor..
Milleti akil adamlar tiyatrosu ile kandırmaya çalışan AKP iktidarı sözde güvenlik paketleri ile milletle dalga geçiyor.
Sanki “çekilme sözlerini yerine getirmediler” diyerek aklı yeni başına gelmiş gibi yapan Başbakan Ahmet Davutoğlu’na bakın terör örgütü PKK nasıl cevap veriyor. Son istihbarat-güvenlik raporlarından;
“PKK’nın Hedefinde Karadeniz Var”
Çözüm sürecinde yurt içerisindeki silahlı terörist sayısını yeni katılımlarla iki katına çıkaran PKK daha önce terörist bulunmayan bölgelere terörist gruplar göndermeye başladı. Örgütün hedefinde ise Karadeniz var.
Elde edilen bilgilere göre PKK son dönemde Erzincan, Giresun, Gümüşhane, Samsun, Tokat ve Ordu illerinin kırsal bölgelerine yoğun bir şekilde terörist sevkiyatı yaptı. 60 kadar teröristin Karadeniz illerinde silahlı olarak faaliyet yürütmeye başladığı tespit edildi..
Uzmanlar, örgütün daha önceki yıllarda Karadeniz’de hiç bu kadar sayıya ulaşmadığı vurguluyor.
Hatırlanacağı gibi; terör örgütü PKK’nın “Karadeniz Açılım Grubu” adını verdiği Karadeniz yapılanması ilk olarak Kastamonu eylemi ile gündeme gelmişti. 4 Mayıs 2011 tarihinde dönemin Başbakanı Recep Erdoğan’ın konvoyuna Kastamonu’da yapılan saldırıda 1 polis şehit olmuş, 2 polis yaralanmıştı.
PKK’nın diğer bir ses getiren eylemi ise Trabzon’da gerçekleştirilmişti. Düzköy İlçe Jandarma Komutanlığı yakınında 26 Haziran 2012 tarihinde yapılan ve 3 askerin yaralandığı bombalı saldırını PKK’lı teröristler tarafından yapıldığı bildirilmişti.
İstihbarat raporlarına göre; Karadeniz’e sevk edilen terörist grupların daha önce çekildiği açıklanan Tunceli’den gönderildiği, grupların Erzincan Kemah üzerinden Tokat-Rize, Gümüşhane-Giresun ve Samsun bölgelerine aktarıldığı ortaya çıktı.Karadeniz bölgesinin geri çekilme sürecinde tamamen boşaltıldığı yönündeki kamuoyu algısını bozmamak amacıyla PKK’nın faaliyetlerini gizlilik içerisinde yürüttüğünün altı çizildi.
Terörist grupların güvenlik güçlerince deşifre edilmemek amacıyla telsiz görüşmelerine çıkmadıkları kaydedildi.
“Çözüm sürecinde istediğini elde edememesi durumunda Doğu ve Güney Anadolu’da kaos ortamı yaratmak isteyen PKK ülkede iç savaş çıkartmanın planlarını yapıyor” ifadesi kullanıldı.
Uzmanlara göre, Karadeniz bölgesinin hedef seçilmesinin sebebi ise bölge insanının milli duyarlılığı. “PKK Karadeniz bölgesinde yapılacak şiddet eylemleri ile bölge insanının milli hassasiyetini istismar etme peşinde.”
Kobani tiyatrosundan fırsat bulup da gerçekte neler oluyor diye merak buyurursanız;ara sıra doğruları okuyun.. Akil geğirtilere kulak tıkayın..
Belki idrak yolları tıkanıklığınızda iyileşme emareleri hasıl olur!.. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ,  (26.10.2014)

 

ANAYASA, TÜRKLÜK, VATANDAŞLIK: ANLAMAZDAN GELENE DÜZ MEKTUP

Evlerde ve kahvelerde konuşulanlar üç aşağı beş yukarı şöyle: Anayasada vatandaşın adı “Türk Vatandaşı” olsa ne oluuur, olmasa ne olur! Şimdiye kadar öyleydi de ne faydası oldu? Reddeden reddetti, üstüne bir de 30 yıllık kargaşa oldu! Değiştirsinler gitsin, ne istiyorlar, “TC Vatandaşı” demek mi, desinler! “Türkiye Vatandaşı” mı diyecekler, desinler! Ben neysem yine oyum, anayasada değişmiş diye Türklüğüm mü ortadan kalkacakmış, pöh!

*

Siyasetçiler ise üç aşağı beş yukarı değil, tastamam şöyle diyorlar:

Recep Tayyip ERDOĞAN: Kimse bizim karşımıza ... Türklükle çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği ayaklarının altına almış bir iktidarız.

Ahmet DAVUTOĞLU: Ulusçulukla hesaplaşma zamanı gelmiştir.

Çeşitli PKK/HDP/DTK konuşanları: Eşit vatandaşlık ve ortak vatan isteriz.

CHP’den Rıza TÜRMEN: ‘Türk’ sözcüğü etnik anlam taşır... Etnik bir üst kimliğe dayanan vatandaşlık tanımından vazgeçmemiz gerekiyor. Anayasal vatandaşlık olmalı.

CHP’den Atilla KART: Ne mutlu eşitim diyene! Eşit vatandaşlık anlayışı benimsenmelidir.

*

Yıllardır süren ve habire dolambaçlı yollardan dile getirilen şey, Anayasa’da yer alan 66. Maddeyle ilgili: Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür. Dert olan cümle bu. Değiştirelim, ya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır ya da Türkiye vatandaşıdır diye yazılsın isteniyor.

Ne var! Aynı şey sonuçta, yazılıversin, diye düşünenlerin yine böyle hemencecik sormaları beklenir: O kadar basit de, bu 30 yıllık terör neden? Çözümdü-açılımdı, akil adamdı, çeşitli şahsiyetlerin ‘siyasi yaşamıma mal olsa bile yapacağım’ naraları? Bu kadar basit bir şey de, neden içindekini açıkça göstermeyen bunca teknik suratlı söz? Ve neden bunca küfür havaya savrulmakta?

*

Bu iş, oluversin işlerden değil. Anayasal vatandaşlık demek, vatandaşlık anayasada düzenlensin demek değil. Eşit vatandaşlık, her bireyin bir diğerine eşitliği demek değil. Ortak vatan da, “bu topraklar” hepimizin vatanıdır demek değil.

Anayasal vatandaşlık, ulusal vatandaşlığı, yani Türk vatandaşlığını kaldırmak demek. Eşit vatandaşlık etnik topluluklara ayrılmış sistem demek. Ortak vatan da Türkiye ve Kürdistan demek.

*

İstenen değişikliği yapıvermek, farklı anadillerin resmi dil olması demek. Türkçe’nin ulusal-resmi dil olmaktan çıkması; eğitimde, yargıda, hastanede, şirket muhasebesinde, belediye ve bakanlık işlerinde, TBMM’nde çok resmi-dille iş görmek demek. Tek tek bireylerin, etnik kökenlerine yaslanıp zamanla kendi topluluğuna kapanması demek. Her etnik gruba ayrı siyasal kimlik vermek, siyasette - bürokraside - özel sektörde etnik gruplara ayrılmış kotalarla sonu gelmez bir çekişme girdabına düşmek demek. Irak’ta olduğu gibi cumhurbaşkanı x, başbakan y, yardımcıları w, z, h etniğinden ya da mezhebinden olsun pazarlıklarına düşmek demek. Ulusal devlet ve toplum yaşamının yerini milliyetler devletine, mezhepler toplumuna bırakması demek. Türkiye’yi halkı bakımından yamalı bohçaya dönüştürmek, milleti bakımından bölmek...

Ülkemizde böyle bir sisteme teşne olacak etnik topluluk sayısı çok azdır. Uluslaşma sürecinde eriştiğimiz aşama çok ileri bir noktadadır. Ama bu sistemin yaygınlaşmasını sağlayacak bir unsur daha var. Bunun gizli ve sinsi müşterisi mezhepçiliktir. Lozan’da gayrımüslim topluluklarla sınırlı bırakılmış olan “azınlıklar düzeni”, İslami mezhepler ve tarikatlar arasında “inançlara kimlik” haline dönüşecektir. AKP ve çevresinde toplanmış olan çeşitli unsurlar bu rüyanın peşindedir. Etnikçilik ile mezhepçilik arasındaki ortaklık da başka bir yerden değil, buradan gelir.

Anayasa değil mi bu, yazılıversin! sözünün davetiye çıkardığı şey, günlük yaşamımızın bu hale gelmesidir. Ulusun parçalanmasıyla birlikte, etnikçi ve mezhepçi bir dünyanın kapısını açmaktır.

*

Böyle bir dünya mı istiyoruz? İsteklerimizi yoklamanın alemi yok. Böyle bir dünyanın komşularımızda neye yol açtığına bakmak yeter de artar.

Anlamazdan gelmek iş değil. Sözde insan haklarından, sözde din ve vicdan hürriyetinden, sözde eşitlikten dem vuranların karşısında oluversinci teslimiyet çare değil.

Anayasal vatandaşlık - eşit yurttaşlık diyenlere dikkat! Bizim ilkelerimiz Ulusal Vatandaşlık - Yurttaşların Eşitliği, sözümüz bundan ibaret. ■ Birgül Ayman Güler, Aydınlık,  (26.10.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK: PKK CİZRE'DE ÖZERKLİK İLAN ETTİ

"Kars'ta öldürülen 3 PKK'lının intikamını Hakkâri'de 3 askeri şehit ederek aldık" diyen PKK, Şırnak'ın Cizre ilçesinde özerklik ilan etti. Önceki gece tören düzenleyen yüzleri maskeli silahlı PKK'lılar, sözde askerî düzende yürüyüş yaptıkları Cizre sokaklarında özerklik ilanı için tören düzenledi. Polisin müdahale etmemesi dikkat çekti.

AKP hükümeti ile yürüttüğü çözüm sürecinde istediği tavizi elde eden PKK, Güneydoğu'da özerklik için adım attı. Örgütün sözde şehirlerdeki asayiş birimi YDG-H, Şırnak'ın Cizre ilçesinde özerklik ilan etti.

Sur Mahallesi'nde bulunan Nevruz alanına yakın Çarkendal tepelerine büyük bir örgüt bayrağı asmak isteyen PKK'lılar Sur, Nur ve Cudi mahallelerinin çevresine ise hendek kazıp barikat kurmak istedi. Ancak polis, buna izin vermedi.

Yüzleri kapalı örgüt militanları, önceki gece Sur ve Nur mahallelerinde askerî düzende yürüyüş yaptı. Tek tip elbise ve YDG-H tişörtü giyen PKK'lılar "Bu mahalleler kendini yönetecek. Güvenlik güçlerinin buralara girmesine izin verilmeyecek." diyerek özerklik ilan etti.

Yaklaşık 2 saat süren özerlik törenine güvenlik güçleri müdahale etmedi. Törene katılanlar sözde KCK, PKK bayrakları ve havai fişekler eşliğinde Öcalan sloganları attı.

PKK'nın gençlik ve asayiş kolu olan YDG-H, 23 Haziran 2013'de, Şırnak Cizre'de kuruluşunu ilan etmiş, 25 Ağustos 2014'te de özerkliği sürecini başlattığını duyurmuştu. Önceki gece de Cizre'de özerklik ilan etti. ■ Ulusal Kanal,  (26.10.2014)

27.10.2014

BÖLÜCÜLÜK: PEŞMERGE İLE SURİYE KÜRTLERİ ENTEGRE OLUYOR.
-Erdoğan, Obama’nın talebine evet dedi, peşmerge (Irak Kürdistanı) Suriye’ye geçiyor.
-ABD ve AB Suriye Kürtlerine her türlü siyasi ve askeri desteği veriyorlar.
-Ankara’nın da katkısı ile “Kürt koridoru” oluşuyor.
-Karşıdakiler Esad ve IŞİD, Esad ve IŞİD’e karşı Suriye Kürtleri (PYD ve YPG) destekleniyor.
Bunun anlamı, “Batı ve Ankara Kürt koridoru konusunda anlaşmışlar”. Erdoğan ‘U’ dönüşü ile koalisyona dahil oldu.

Suriye hududu
Bir süre sonra Suriye’de de aynen Irak’ta olduğu gibi “Kuzey Suriye” Şam’dan kopacak. Barzani ile Suriye Kürtleri entegre ediliyorlar. Bütün bu çabalar Irak’tan ve Güneydoğu’dan Akdeniz’e kadar bir bütünlük sağlayarak Kürt koridorunu oluşturmak için.
Herkes Kobani’yi, IŞİD’i konuşuyor. Oysa esas hedef Kürt koridorunu tamamlamak, öyle ya da böyle. Son olarak ‘U’ dönüşü ile Erdoğan da takıma katıldı. Şikâyetleri ise kamuoyuna yönelik yumuşatmalar sadece.
“Bıçak Sırtı” köşemde kaç yıldır Kürt koridorunu yazıyorum. Büyük Kürdistan için bu vazgeçilmez bir hedef!
Önce Kuzey Irak halledildi; sonra Güneydoğu’da yaratılan olaylarla çözüşmenin altyapısı hazırlandı. Bütün bunlar Erdoğan ve Davutoğlu ikilisinin yönetimi sırasında gerçekleşti.
Şimdi Kuzey Irak Kürdistanı “Kuzey Suriye’ye uzatılarak” Kürt koridoru tamamlanıyor.

Rusya sert çıktı ama
Lavrov geçen hafta Suriye konusunda sert tepki gösterdi. Ancak bu bir işe yaramayacak. Aynen Kuzey Irak’ta olduğu gibi koridor Suriye’ye taşınacak.
Ayrıca Rusya’nın Kıbrıs Rum kesimi ve İsrail ile birlikte geçen hafta ortak manevralara başladığını da unutmamak gerekir.
Öte yandan Rumlar, Türkiye-AB ilişkilerini bloke etme kararı verdiler. Yarın Brüksel Ankara’ya “sizin Magosa açıklarında ne işiniz var”, oraları Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (ve AB’nin) egemenlik alanı içinde diyecek.
Ankara da yeni ‘U’ dönüşleri yapmak zorunda bırakılacak.

Yalan rüzgârları
-Bir yanda kamuoyuna yapılan açıklamalar, beyanlar, çekilen nutuklar var.
-Öte yanda gerçek dünyada fiilen yürütülen gelişmeler var.
Bir tarafta kamuoyunda yaratılan algı yanılgıları, öte yanda fiilen yürüyen yeniden yapılanmalar söz konusu.
Türkiye bir sarmalın içinde yuvarlanıyor. Nereye kadar mı? Gittiği yere kadar!
Ya da buna “gidemediği yere kadar” tartışmasını katmak gerekir.
Ne zaman demokrasi işlemeye başlar, yalan rüzgârları son bulur o zaman işler, olması gerektiği hale döner.
Tribündek

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura