Diğerleri > Sis Çanı
29-12-2015
NELER OLDU 25-31 AĞUSTOS 2015 (yolsuzluk, yabancıya toprak, Çin, yabancı sermaye, gelir dağılımı, dış bağımlılık, bölücülük, UÖŞ, borçlanma, inşaat, birey-kamu)

Cihan Dura

29.12.2015

 


 

25.8.2015

YOLSUZLUK, KAYNAK KULLANIMI: RANT İÇİN KONUTA YATIRIM …

TÜİK, tapu dairelerinden aldığı bilgilerle, temmuz ayında satılan konut sayılarını açıkladı. Geçen temmuza göre, bu temmuz’da satışlar yüzde 13,5 artmış. Böylece 7 ayın toplamında satışlar 732 bini buldu. Bu sayı, geçen yılın aynı 7 ayında 610 bindi. Demek ki, satışlar yüzde 20 artmış. 2014 durgun bir yıldı, 2013’ün ilk 7 ayına göre satışlar yüzde 10’a yakın düşmüştü, 2014 Temmuz’unun sonunda. Ama bu yıl satışlar yüksek seyrediyor. 2013’ün ilk 7 ayına göre de yüzde 8 artış yaşanıyor. Demek ki, bu yıl satışlar, hem 2013’e , hem 2014’e göre yüksek.


HIZLA ARTIYOR...
Bu kadar kargaşanın bilinmezliğin olduğu ortamda konuttaki bu satış furyası nasıl açıklanmalı?
Konut alımında ana saiklerden biri, barınma için, yani kullanmak, başını sokmak için konut almaktır. Kiracılıktan canına tak eden, biriktirdikleriyle, borçlanarak,(ipotekli) konut alır başını sokar. Türkiye’de aileler özellikle öncelik verir başını sokacak bir konutun olmasına ve büyükler, çocuklara ya yardım ederek, ya teşvik ederek öncelikle konut aldırırlar. Konut almada diğer saik, konutun değer artışından , kira getirisinden de yararlanmak için yatırım amaçlı konut almaktır. Yani rant için konut almak…


TÜİK, son 3 yıldır,yani 2013’ten bu yana tüm Türkiye’nin en ücra köşelerine kadar tapu dairelerinden bilgi toplayarak konut satışlarını veriyor. Bunların ipotekli mi olduğu, birinci el satış mı olduğunu da detaylarda bildiriyor. 2008-2012 dönemi verileri de var ama yanlış başlanmış, il merkezi ve merkez ilçeler alındığı için neredeyse yüzde 60 konut satışı kapsam alanı dışında kalmış, o nedenle 2013 ve sonrasını, önceki yıllarla kıyaslamak mümkün olmuyor.


2013 sonrasının satışları ortalama yılda 1 milyona yaklaşıyor. 2014’te 1 milyon 165 bini bulmuştu. Bu yıl ilk 7 ayın satış temposu korunur da yüzde 20 artış yaşanırsa satışlar yıllık 1 milyon 400 bini bulacak gibi. 2013’te de 1 milyon 158 bindi. Hatırı sayılır bir çıkış…

NEDEN ARTIŞ?
Kuşkusuz bu kadar satın almanın ne kadarının barınma amaçlı, ne kadarının rant amaçlı, yani yatırım için yapıldığını anlamak kolay değil. TÜİK satışların 2013’te yüzde 43’ünün, izleyen yıl yüzde 32’sinin, bu yıl da yüzde 37’sinin kredi ile yapıldığını, ipotekli konut sayısından bize bildiriyor. Peki satışların artışında krediler mi cazibe unsuru? Hayır, konut kredileri 2014’ten bu yana pek de cazip değil. Ama yine de konut kredisi stoku, Temmuz itibariyle son 12 ayda yüzde 20 artarak 139 milyar TL’ye çıkmış. Faiz oranı düşük olmasa da satışların artışında konut kredileri, kaldıraç olarak önemli.


Öte yandan, krediyi ille de barınma amaçlılar kullanır diye bir kural yok, rant amaçlı yatırım için de faizi göze alarak kredi kullanabilirsiniz. Diyelim kendi eviniz var ve bankada da 300 bin liranız var . Araştırırken 500 bin liraya iyi yatırım sayılacak bir daire gördünüz, eldeki paranızı değerlendirmek için, 200 binini de bankadan borçlanarak o daireyi alabilirsiniz. Hem prim yapacağına inandınız, hem de kira getirisi umdunuz. Yani rant için yatırım yaptınız. Buradaki banka kredisini, kullanım amaçlı konut için değil, rant getirisi sağlamak için aldınız.
Dolayısıyla ipotekli konut satışının yüzde 35-40 dolayında olması, satın almaların barınma amaçlı olduğunu göstermiyor.

İSTANBUL RANTI...
Başka bazı veriler, konut alımlarında, özellikle 3 büyük metropolde, hele ki İstanbul’da alımların “rant amaçlı” olduğu yönünde güçlü işaretler veriyor. Bunu teyit edecek bir veri Merkez Bankası’ndan geliyor. TCMB, her ay konut fiyatlarındaki artışları bölgelere göre saptıyor. Nasıl yapıyor bunu? Bankalar, konut kredisi açmadan ekspertizlere konutları değerlendirtip rapor istiyorlar. Merkez Bankası, bankalardan bu inceleme raporlarını alarak belli bir yöntemle fiyat artışlarını saptıyor.


Son veri Nisan ayına ait. Konut fiyatlarında Türkiye ortalaması yüzde 18,5. Yani tüketici fiyatlarının 10,5 puan üstünde. Her şeyin fiyatı yüzde 8 artarken konutunki neredeyse yüzde 19 artıyor. Hele İstanbul!...TCMB’ye göre İstanbul’daki konut fiyat artışlarının yıllığı yüzde 29’a yaklaşıyor. Yani, TÜFE yüzde 8 artarken İstanbul’da konut fiyatları yüzde 29 artıyor. 2014’te aldığınız konutu 12 ay sonra yüzde 30 primle satıyorsunuz. Ancak, dolara yatırım 12 ayda bu getiriyi sağladı, o bile riskli…Bu prim, satışların neden beşte birinin İstanbul’da gerçekleştiğini açıklamaya yetiyor…

Ama aynı prim, diğer büyük illerde aynı boyutta değil, Yıllık konut fiyat artışı satışların yüzde 6’sının gerçekleştiği İzmir’de konut fiyatları yüzde 15 artmış, Ankara’nın, satışlardaki payı yüzde 12, yıllık fiyat artışı da yüzde 12… Ama yine TÜFE’den yüksek.

Adana-Mersin, Antalya aksında konut fiyat artışları yüzde 18-19 dolayında saptanmış. Aydın-Muğla-Denizli alt bölgesinde ise yüzde 24’ü buluyor konutta fiyat artışları…

Ayrıca kira gelirleri de konuta yatırımda önemli bir cazibe unsuru. Özellikle büyük kentlerde, hele ki İstanbul’da… Aylık kira gelirleri, mevduat faizinin hep üstünde. Birikimi 2+1 konut almaya yetenler bile, mevduattan konuta dönüş yapıyorlar, tereddütsüz...Ama burada esas olarak milyarlarca liralık birikimin mevduattan vb. den çözüp yüksek rantlı gayrimenkule bağlayan rantiyelerden söz etmeliyiz.

Özetle, konut üretim ve satın almalarında , rant faktörü, yatırım amaçlı konut faktörü önemli bir yer tutuyor. Bu kadar rantın vergisiz bir cennette gerçekleşmesine izin ise , Ak faşizmin birikim modelinin tercihi…■ Mustafa Sönmez, Birgün, (25.8.2015)

YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARA EN FAZLA KONUT SATIŞI ANTALYA'DAN YAPILDI

Antalya'da temmuz ayında 4 bin 914 konut satıldı. Konutların 686'sını yabancılar aldı. Antalya temmuzda yabancılara en fazla konut satılan il oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2015 Yılı Temmuz Ayı Konut Satış İstatistikleri'ni açıkladı. Türkiye genelinde konut satışları Temmuz 2015'te bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 oranında artarak 96 bin 589 oldu. Antalya’da, Temmuz 2014'te 4 bin 318 olan konut satış rakamı yüzde 13,8 oranında artarak geçen ay 4 bin 914 olarak gerçekleşti. Antalya konut satışında İstanbul, Ankara ve İzmir’den sonra en yüksek paya sahip iller arasında dördüncü sırada yer aldı.

Yabancılara konut satışında ise ilk sıra Antalya'nın oldu. Türkiye genelinde yabancılara Temmuz 2015'te 2 bin 20 konut satıldı. Satışların 686'sı Antalya'da gerçekleşti. Yabancılara en fazla konut satılar iller sıralamasında Antalya'yı İstanbul, Yalova, Aydın, Bursa ve Muğla takip etti. Ocak-Temmuz 2015 döneminde ülke genelinde yabancılara toplam 12 bin 380 konut satıldı. 2014'ün aynı döneminde bu rakam 9 bin 980 olmuştu.

Batı Akdeniz Bölgesi illerinden Isparta’da yüzde 4,5 artışla 374, Burdur’da ise yüzde 31,6 artışla 200 konut satıldı.

En çok konut satışı Iraklılara

Irak vatandaşları geçen ay 362 konut satın aldı ve bu alanda ilk sıraya yerleşti. Söz konusu ülke vatandaşlarını 233 konut ile Suudi Arabistan, 195 konut ile Rusya, 147 konut ile Kuveyt, 101 konut ile İngiltere vatandaşları takip etti.

96 BİN KONUT SATILDI

Türkiye genelinde temmuzda 96 bin 589 konut satıldı. Geçen ay satılan konut sayısı bir önceki aya göre yüzde 12,7 azalırken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 13,5 artış gösterdi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), temmuz ayına ilişkin konut satış istatistiklerini açıkladı.

Buna göre, Türkiye genelinde geçen ay 96 bin 589 konut satışı gerçekleştirildi. İstanbul, 17 bin 182 konut satışı ile en yüksek paya (yüzde 17,8) sahip olurken, bu şehri 10 bin 722konut satışı (yüzde 11,1) ile Ankara, 5 bin 769 konut satışı (yüzde 6) ile de İzmir izledi. Konut satış sayısının düşük olduğu iller, 14 konut ile Hakkari, 16 konut ile Ardahan, 33 konut ile Şırnak oldu.

İpotekli satışlar

İpotekli konut satışları temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 0,5 azalış göstererek 30 bin 754'e geriledi. Toplamkonut satışları içinde ipotekli satışın payı yüzde 31,8 oldu. İpotekli satışlarda İstanbul 6 bin 465 konut satışı ve yüzde 21 pay ile ilk sırayı aldı. Toplam konut satışları içerisinde ipoteklisatış payının en yüksek olduğu il ise yüzde 50 ile Hakkari olarak belirlendi.

Diğer satış türleri sonucunda el değiştiren konut sayısı ise temmuzda 2014 yılının aynı ayına göre yüzde 21,5 artarak 65 bin 835'e ulaştı. Bu satış türlerinde İstanbul, 10 bin 717 konut satışı ve yüzde 16,3 pay ile ilk sıraya yerleşti. İstanbul'daki toplam konut satışları içinde diğer türdeki satışların payı yüzde 62,4 olarak gerçekleşti. Ankara, 6 bin 895 ile ikinci sırada yer alırken, bu kenti 3 bin 696konut satışı ile İzmir izledi. Diğer türdeki konut satışlarının en az olduğu il, 7 konut ile Hakkari oldu.

43 bin 623 konut ilk defa satıldı

İlk defa satılan konut sayısı temmuzda, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,8 artarak 43 bin 623'e yükseldi. Toplam konut satışları içinde ilk satışın payı yüzde 45,2 olarak hesaplandı. İlk satışlarda İstanbul 7 bin 591konut satışı ile en yüksek paya (yüzde 17,4) sahip olurken, bu ili 4 bin 294 ile Ankara ve 2 bin 234 ile İzmir takip etti.

İkinci el konut satışları ise temmuzda, 2014'ün aynı ayına göre yüzde 15,8 arttı ve 52 bin 966'ya ulaştı. İstanbul, ikinci el konut satışlarında, 9 bin 591 konut satışı ve yüzde 18,1 pay ile ilk sırada yer aldı. Söz konusu kentte toplam konut satışları içinde ikinci el satışların payı yüzde 55,8 oldu. Ankara, 6 bin 428konut satışı ile ikinci sırada yer alırken, bu kenti 3 bin 535 konut satışı ile İzmir izledi. …■ Bugün, (25.8.2015)

DÜNYA EKONOMİSİ ÇİN'E GÖBEKTEN BAĞLI

Dünyanın, alüminyum, demir ve nikel gibi en büyük emtia ithalatçısı Çin ekonomisinden gelen haberler, bu ülke ile ticaret yapan ülkeler tarafından yakından takip ediliyor.

Çin ekonomisindeki yavaşlama sinyalleri, uluslararası piyasalarda tedirginlik yarattı. Dünyanın, alüminyum, demir ve nikel gibi en büyük emtia ithalatçısı Çin ekonomisinden gelen haberler, bu ülke ile ticaret yapan ülkeler tarafından yakından takip ediliyor.

Dünyanın en büyük emtia ithalatçısı durumundaki Çin'in son 10 yılda yüzde 7'nin altına inmeyen büyüme rakamları 2014'ten sonra hız kesti. Emtia fiyatları, ülkedeki ekonomik yavaşlamanın petrolden metallere her şeyde arz fazlası sorununu şiddetlendireceği endişesi ile 16 yılın en düşük seviyesine indi.

Bu durum, ihracatı emtiaya bağlı ülkelerin ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturmaya başladı. Çin ekonomisindeki gelişmelere bağlı olarak gelirleri azalan ülkelerin para birimleri değer kaybederken, ekonomik büyümelerde yavaşlamaya, enflasyon oranlarında ise yükselmeye tehdidi oluştu.

Özellikle maden şirketlerinin gelirlerin düşmesi, yatırımların askıya alınmasına sebep oluyor. Azalan gelirler, iç tüketimde zayıflamalara yol açıyor.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Dünya Bankası ise emtia üretici ülkelerin zor bir döneme girdiği uyarısında bulundu.

Çin emtia tüketiminde dünya lideri

Çin, dünya çapında üretilen termal kömürün yüzde 50'sini, alüminyumun yüzde 48'sini, nikelin yüzde 47'sini, çinkonun yüzde 45'ini, bakır, demir cevheri ve kurşunun yüzde 44'ünü, platinin yüzde 30'unu, paladyumun yüzde 20'sini, petrolün yüzde 15'ini, doğalgazın yüzde 8'ini ve nükleer enerjinin yüzde 5'ini tüketiyor.

İhracatının en az yüzde 15'ini Çin'e yapan 35 ülke var

AA muhabirinin Birleşmiş Milletler'in ticaret istatistiklerini yayımlayan "UN Comtrade" sitesinden derlediği bilgilere göre, dünyada yaklaşık 35 ülke ihracatının yüzde 15'inden fazlasını Çin'e yapıyor. Özellikle bu ülkelerde, Çin ekonomisinde yaşanan gelişmeler endişe ile takip ediliyor.

Çin'e kara komşusu olan Moğolistan ihracatının yüzde 88'ini, Asya ülkelerinden Türkmenistan ise ihracatının yüzde 65'ini Çin'e gerçekleştiriyor. Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Hong Kong, Mali ve Gambiya ise ihracatlarının yarısından fazlasını Çin'e yapıyor. Solomon Adaları, Moritanya, Sierra Leone Cumhuriyeti, Angola ve Zambiya'nin Çin'e yönelik ihracat oranları ise yüzde 40'ları buluyor.

Kongo Cumhuriyeti, Yemen, Sudan ve Oman ihracatının yüzde 30'unu, Avustralya, Benin, Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Kore, İran ve Kazakistan ise toplam ihracatlarının yüzde 20'sinden fazlasını Çin'e yapıyor.

Çin geçen yıl yaklaşık 2 trilyon dolarlık ithalat yaptı

Sanayi üretimi açısından dünyanın fabrikası olarak kabul edilen ülkedeki yavaşlama küresel ekonomiyi tehdit ediyor. Büyüme sorunu yaşayan küresel ekonominin Çin'deki duruma paralel olarak daha da kötüye gitmesi bekleniyor.

Çin geçen yıl toplamda 1 trilyon 958 milyar dolarlık ithalat yaptı. Sadece Güney Kore'den yapılan ithalat 190 milyar doları buldu. Bunun da 130 milyar dolarını elektronik teçhizat, medikal, makina ve kimyasal ürünler oluşturdu. Çin, kıta sahanlığı sorunu yaşadığı Japonya'dan ise geçen yıl elektronik ürünler başta olmak üzere yaklaşık 163 milyar dolarlık ithalat yaptı.

ABD, geçen yıl Çin'e 160 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bunun yaklaşık 17 milyar doları yağlı tohum ihracatı ile ortaya çıktı. Yine aynı dönemde Çin, Almanya'dan 105 milyar dolara yakın ithalat yaptı. Bunun 27,4 milyar dolarını taşıt ithalatı oluşturdu.

Çin Avustralya maden sektörünü zora soktu

Emtia ihracatına önemli ölçüde bağımlı olan Avustralya, geçen yıl 61 milyar doları bakır cevheri, 12 milyar doları petrol ve 3,2 milyar doları bakır olmak üzere, Çin'e toplamda 98 milyar dolarlık ihracat yaptı. Düşük emtia fiyatları Avustralya'nın gelirini azaltarak, ülkedeki maden yatırımlarını frenledi. Azalan şirket yatırımlarının, ülkede işsizliğe yol açması bekleniyor.

Asya'nın en büyük petrol ve doğalgaz ihracatçılarından Malezya, Çin'e petrol, palm yağı ve kauçuk başta olmak üzere 56 milyar dolarlık mal sattı. Gelirinin yüzde 30'unu petrol satışından elde eden Malezya'nın para birimi, petrol fiyatlarındaki sert gerileme ve güçlü doların emtia piyasalarında talebi azaltması üzerine değer kaybetmeye başladı.

Yine önemli emtia ihracatçısı olan Brezilya, geçen yıl Çin'e 52 milyar dolarlık ürün ihraç etti. Bunun 19 milyar doları demir cevheri, 18.8 milyar doları yağlı tohumlar ve 7.1 milyar doları da petrol ve orman ürünlerinden oluştu.

Suudi Arabistan'dan Çin'e 49 milyarlık petrol ithalatı

Gelirinin büyük bölümü enerji ihracatına dayalı olan Rusya, Çin'e 2014'te toplam 30 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz sattı. Rusya yine ülkeye 3,2 milyar dolarlık orman ürünleri satışı gerçekleştirdi.

Dünyanın önemli petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ise geçen yıl Çin'e yaklaşık 49 milyar dolarlık petrol ürünleri ihracatı yaptı.

Türkiye'nin Çin'e yönelik ihracat rakamları ise 3,7 milyar dolar oldu. Bunun 1,1 milyar doları tuz, mermer ve diğer değerli taşlardan oluştu. Türkiye, ülkeye 1 milyar dolarlık demir cevheri sattı.

ABD tahvillerinin yüzde 20'sini Çin alıyor

Öte yandan, ABD hazine tahvillerinin yüzde 20'sini Çin elinde tutuyor. ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Haziran 2015'de söz konusu tahvillerin maddi karşılığı 1 trilyon 271 milyar doları buluyor. Çin, bu yolla ABD'nin ekonomisine de finans sağlayarak ihracatın önünü açıyor. ABD, ihracatının yaklaşık yüzde 7'sini Çin'e, ithalatının yüzde 17'sini de Çin'den yapıyor.

Çin, ABD'ye yapılan doğrudan yatırımların yüzde 2,5'ini oluşturuyor. ■ Dünya, (25.8.2015)

YABANCI SERMAYE: LİTTLE CAESARS 4 MİLYON DOLAR YATIRIM YAPACAK, ANADOLU’YA PİZZA YEDİRECEK

Little Caesars, bu yıl yeni şube açılışları için 4 milyon dolar yatırım yapacak

Little Caesars, bu yıl yeni şube açılışları için 4 milyon dolar yatırım yapacak. Şirket daha önce pizza hamurunu fabrikada yapıp günlük olarak restoranlara gönderiyordu. Bu senenin başında tüm şubelere kendi kendine hamur yapıp günlük olarak üreten sistem kuruldu. Bu sistem ile birlikte tüm Anadolu’ya gitme becerisine sahip olduklarını aktaran Little Caesars Genel Müdürü Banu Arıduru, “ABD’deki tüm şubeler zaten yapıyordu. Biz de bu sisteme geçtik. Böylece Anadolu’ya açılabilme becerisine sahip olduk” dedi. Arıduru, “Şu anda yüzde 31’i kendimizin yönettiği, geriye kalanları franchise olarak çalışan 81 şubemiz var. Sene sonunda 87 şubeye ulaşmak istiyoruz. Öncelikle Eskişehir, Samsun, Trabzon, Adapazarı, Tekirdağ ve Edirne’de büyümeyi planlıyoruz. Asıl motivasyonumuz 2018-2019’da 300 şubeye ulaşmak” diye konuştu. 2014 yılında 74 milyon TL ciro yarattıklarını belirten Arıduru, “2015’i yaklaşık 82 milyon TL ciro ile kapatıyor olacağız” dedi. Menülerinde yaklaşık 17 pizza çeşidi olduğunu aktaran Banu Arıduru, “Çılgın Ekmek, tavuk ve tatlı gibi yan ürünlerimiz var. Örneğin Sufl e. Sufleyi bizden sonra herkes yaptı. Tatlı olarak başka bir ürün üzerinde çalışıyoruz” dedi. Little Caesars, Çelebi Holding’in gıda sektöründeki markalarından biri. Amerikalı çift Mr. ve Ms. Ilitch tarafından 1959’da ABD’de kurulmuş. 28 ülkede 5 bin 812 restoranı var.

Fast-food pazarı 2018'de 7 milyar TL'ye çıkacak
Türkiye pazarına 1996'da Çelebi Holding ile giren marka ilk şubesini 1997’de Bakırköy’de açmış. Uzun süre franchise vermemiş marka. Tüm dünyada sadece Türkiye ile Master Franchise olarak çalışıyor. Türkiye organizasyonunda bin 200 çalışanı var. Arıduru, bu rakamın Anadolu atılımıyla artacağını ifade ediyor. Little Caesars Genel Müdürü Banu Arıduru, 2013 Temmuz’da şimdiki görevine başlıyor. Gelir gelmez aynı şube bazı satışlarında önceki seneye göre yüzde 20-21, 2014’te yüzde 32’lik satış artışı sağladıklarını aktaran Arıduru, bu satış artışlarıyla en çok satış yapan 5 ülkeden biri olduklarını, ödül kazandıklarını sözlerine ekliyor. Temmuzda açıklanan Euromonitor verilerine göre Türkiye hazır gıda sektörünün 30 milyar TL hacme sahip olduğunu ve bunun 4.5 milyar TL’sinin fast-food pazarından oluştuğunu aktaran Arıduru, “Fast-Food pazarının büyük bir kısmını evlere servis almaya başladı. 2014'te 919 milyon TL olan evlere servis segmenti, 2018’de 1.7 milyar TL’ye, Türkiye Fast-Food pazarının ise 7 milyar TL’ye ulaşması öngörülüyor” dedi. KEZBAN KARABOĞA, Dünya, (25.8.2015)

GELİR DAĞILIMI: ZENGİN DAHA ZENGİN FAKİR DAHA FAKİR OLDU (I)

2016 yılı için memurlara verilen yüzde 6+5 zam oranı, maaşlarda ayda ortalama yüzde 8.56 artışı ifade ediyor. 2016 enflasyon beklentisi de bu düzeylerdedir. Ancak, memura 2016 yılında millî gelirde beklenen yüzde 2.5 veya yüzde 3 artıştan hiç pay verilmedi.

Hükümetler her zaman ''memuru enflasyona ezdirmeyiz'' diyerek memuru ve kamuoyunu kandırıyorlar. Çünkü memurun millî gelirdeki reel artıştan da yani büyümeden de pay alması gerekir. Zira emeğin de millî gelir artışında payı var.

Hükümetlerin enflasyonla göz boyaması nedeniyledir ki bugüne kadar memurun nisbî durumu kötüleşti. Aslında bazı özel sektör firmaları da zam oranlarında, geçmiş yılların enflasyonu veya devletin zam oranını dikkate alıyorlar. Sonuçta yalnızca memur değil, emeğin millî gelirden aldığı pay da düşüyor. Mamafih, maaş ve ücretlerin millî gelirden aldığı pay, 2001 yılında yüzde 7.1 iken, 2014 yılında yüzde 4.8'e geriledi.(Aşağıdaki grafik)

Gelirden düşük pay alanların zaman içinde toplam servet içindeki payları da azalıyor. Aslında Türkiye'de yalnız işçi ve memur değil, tüm halkın toplam servetten aldığı pay azaldı.

2001 yılında, toplam servet içinde nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 60.6 idi. Buna karşılık nüfusun en zengin yüzde birinin toplam servetten aldığı pay yüzde 39.4 idi. Nüfusun yüzde 99'luk kesimin payı her yıl düştü... En zengin yüzde birlik kesimin aldığı pay ise giderek arttı. 2014 yılında nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 54.7'ye geriledi, buna karşılık en zengin yüzde birin payı ise yüzde 54.3'e yükseldi.

Kaynak: RİT (Research Institute on Turkey/Türkiye Araştırmaları Enstitüsü)

Başka bir ifade ile zenginliği servetle ifade ettiğimizde, son 14 yılda, zengin daha zengin oldu. Fakir daha fakir oldu.

Elbette, sorunun temelinde, Hükümetlerin uyguladıkları ekonomik politika tercihleri geliyor. Ne var ki, küreselleşme ile spekülatif sermaye dünyada olduğu gibi Türkiye'de de hem ekonomiye, hem de siyasete hâkim oldu.

Söz gelimi, küresel süreçte ülkenin ekonomik anlamda ulusal çıkarlarını ön planda tutmayı hedefleyen ''Ulusal Politikalar'' AKP ve CHP tarafından dışlandı.

Türkiye'de IMF de küreselleşmenin ayağını oluşturdu. IMF, Türkiye'de 2000 ve 2001 yıllarında peş peşe yaşanan finansal krizlerin, dünya ekonomisine ve özellikle ABD gibi büyük ortaklarına sıçramasını önlemek için, ayrıca vereceği kredinin geri dönmesi için, kredi şartları belirledi. IMF kredi almak isteyen her ülkeye belirli şartlar empoze ediyor. Kendi açısından haklı da olabilir.

Mamafih, haksız olduğu taraflar da var:

1. 2000 yılında sabit kur politikası öneren IMF, 2001 krizinde bunun 180 derece tersini yani dalgalı kur politikasını istedi. Aslında arada kontrollü kur politikası gibi Türkiye şartlarına daha uygun politikalar olabilirdi.

2. Öne sürdüğü politikaların uygulanmasını sağlamak için ayrıca Hükümete bakan gönderdi.

3. Bu politikaları Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alacağını bile bile önerdi. (Yarın devam edecek) ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (25.8.2015)

26.8.2015

GELİR DAĞILIMI: ZENGİN DAHA ZENGİN FAKİR DAHA FAKİR OLDU (II)

Dün bu köşede, halkın gelir ve servetinin son 14 yılda nasıl değiştiğini belirtmiş ve iki örnek vermiştik:

1. Maaş ve ücretlerin millî gelirden aldığı pay, 2001 yılında yüzde 7.1 iken, 2014 yılında yüzde 4.8'e geriledi.

2. 2001 yılında toplam servetin içinde, nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 60.6 ve yüzde birinin payı ise yüzde 39.4 idi. 2014 yılında toplam servet içinde nüfusun yüzde 99'unun payı yüzde 45.7'ye geriledi, nüfusun yüzde birinin payı ise yüzde 54.3'e yükseldi. (Dünkü yazıda grafikten farklı olarak, 45.7, yerine sehven 54.7 yazılmış. Uyarısı için Mustafa Gümüş'e teşekkür ederim.)

3. Ayrıca ilave etmek gerekir ki, henüz detaylı bir araştırması yapılmamış olmakla birlikte, günlük olaylardan ve tepkilerden anlaşıldığı kadarı ile, 2003 yılından beri iktidara yakın zenginler oluştu ve servet kısmen el değiştirdi. Maalesef her dönemde benzer süreçler yaşıyoruz. ANAP iktidarında da servet kısmen el değiştirmişti.

İçte ve dışta, gelir ve servet transferine yol açan gelişmeleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Küreselleşme süreci, dünyada zengin ve fakir devletler arasındaki gelir  farkını daha çok açtı ve aynı ülkede zengin-fakir farkını da aynı şekilde artırdı...

2. 2001 krizinden sonra, IMF kaynaklı ''Güçlü ekonomiye geçiş programının'' temel hedefi, çiftçiye yapılan destekleri azaltmak, işçi ve memurun ücretlerini reel olarak düşürmekti. Zira talep kısıcı politikalarla enflasyon önlenmek isteniyordu. Enflasyonda kısmen başarı geldi ve fakat gelir dağılımı ve servet dağılımı da bozuldu.

AKP iktidarı, IMF politikalarına devam etti. Bu politikalar içinde, bütçe disiplini sağlandı. Ancak 13 yılda 460 milyar dolar cari açık veren Türkiye, küresel sermayenin sömürü alanı oldu.

3. Spekülatif sermaye ve finans sektörü spekülatif kârlar sağladı. O kadar ki birçok sanayici, tasarruflarını fiziki yatırımlarda değil, sermaye ve finans piyasalarında değerlendirdi. Bu sektörlerde servet birikimi oluştu.

2010 yılına kadar sıcak para gelsin diye TL reel faizleri ve ülke tahvilleri faizleri yüksek tutuldu. Bunlar yerli ve yabancıya yüksek getiri sağladı. Parası olan zenginleşti. Aynı dönemde kendi ülkesinde düşük faizden borçlanıp yüksek faiz veren Türkiye ve Brezilya tahvillerini alan (carry-trade yapan) Japon ev kadınları, ekonomi tarihine ilginç bir örnek olarak geçti.

Bankalar, GSYH büyüme oranlarının çok çok üstünde büyüdü. Banka sahipleri zenginleşti. 2009 öncesi tamamı 2.5 milyar dolara satış pazarlığı yapılan bir bankanın geçen sene yüzde 15 hissesi aynı paraya satıldı.

Aşağıdaki tabloda, Gayri Safi Yurt içi Hasıla ve banka ve sigorta sektöründe büyüme oranları yer almaktadır. 2003=100 temel yılına göre, 2014 yılında GSYH 11 yıllık büyüme endeksi 165.50 olmuş, buna karşılık bankacılık sektöründe aynı yıllar itibariyle büyüme endeksi 268.72 olmuştur.

Bankaların zenginleşmesine itiraz etmiyoruz. Bankaların yüzde 10 faizle halktan mevduat toplayıp, aynı halktan kredi kartlarında yüzde 24 ile yüzde 33 arasında fahiş faiz almalarına itiraz ediyoruz. Bu oranda bir faiz, halktan bankaların gizli vergi alması anlamına gelir.

4. Kamu ihale kanunu yüzlerce defa değişti. Belediyelerin çoğu ihalesi ihtiyaç ve çabukluk gerekçesi ile ihale dışı tutuldu.

5. Kuruluş yasasında, toplu konut ve sosyal konut yapmak olan, Toplu Konut İdaresi (TOKİ) kamu arazilerinde, planlamayı da yaparak ve lüks konutlar yaptırarak birçok insanı servet sahibi yaptı.

6. Özelleştirmede birçok kamu işletmesi, blok satış yoluyla satıldı. Bu işletmeleri alanlar, verdiklerinin üç-beş katını yalnızca arsalardan elde ettiler. Hatta birçoğu makineleri kaldırdı, arsalarda konut ve villa yaptı.

Gelir ve servet transferi, servet tekeli, arz-talebi ve dolayısıyla ekonomik istikrarı ve aynı zamanda siyasi tercihleri bozar. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (26.8.2015)

DEİ, DIŞ BAĞIMLILIK: ENERJİDE YABANCI TEHLİKESİ

Türkiye’de lisans alan enerji santral projesinin yüzde 57’sinin henüz yatırıma bile başlamadığı belirlendi

Lisans alan doğal gaz santrallerinin yüzde 64’ü, RES’lerin yüzde 61’i, HES’lerin ise yüzde 40’ında bir çivi bile çakılamadı.

Uluslararası şirketlere verilecek boru hattı tesis ve işletme haklarının ileride ülkenin egemenliğine müdahale nedenlerini doğurabileceğine dikkat çekilen TMMOB’un Enerji Raporu’nda, “Bu nedenle, ülkemizin egemenlik haklarını ve iletimdeki BOTAŞ tekelini zaafa uğratacak olan hiçbir uluslararası projeye izin verilmemeli, TANAP, TURANG gibi projeler yeniden ele alınmalıdır” denildi.

Bilgi vermiyorlar

TMMOB’un Enerji Raporu’na göre Türkiye dünya enerji gir

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura