Diğerleri > Sis Çanı
24-07-2016
NELER OLDU 25-31 ARALIK 2015 (Derin Merkez, bölücülük, borçlanma, ticaret, petrol, Kıbrıs, cemaat)

Cihan Dura

24.7.2016

 


25.12.2015

DERİN MERKEZ: ABD'NİN GİZLİ PLANI ORTAYA ÇIKTI

ABD ordusunun, Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği, Çin ve Doğu Avrupa'da birçok kenti savaş çıkması durumunda yok etmeye yönelik planlar yaptığı ortaya çıktı

ABD'nin Stratejik Hava Komutanlığı tarafından 1956'da hazırlanan "1959 İçin Atomik Silahlar Gereksinimleri Araştırması" adlı çok gizli çalışmanın üzerindeki gizlilik perdesi Ulusal Arşivler ve Kayıtlar İdaresi tarafından kaldırıldı.

Nükleer tarihi belgelendirme projesi yürüten George Washington Üniversitesi Ulusal Güvenlik Arşivi ise 59 yıl aradan sonra gün ışığına çıkan 800 sayfalık araştırmayı yayımladı. Böylece, nükleer hedeflerin bugüne kadarki en kapsamlı ve detaylı listesi üzerindeki gizlilik perdesi kalktı.

Belgelere göre ABD Stratejik Hava Komutanlığı, Sovyetler Birliği içindeki bin 100 havaalanı ya da uçak pistini hedef aldı ve bunları öncelik derecesine göre sınıflandırdı. Sovyetler'in bombardıman kuvvetlerine en yüksek öncelik derecesi verilirken, şimdiki Belarus sınırları içinde bulunan ve Batı Avrupa'daki NATO güçlerini tehdit etme kapasitesine sahip orta menzilli TU-16 bombardıman uçaklarını barındıran iki hava üssüne birinci ve ikinci derecede öncelik verildi.

Hedef Moskova, Berlin, Pekin

Başka bir listede ise "sistematik yok etme" amacıyla kentler ve sanayi alanları yer aldı. Listede bulunan Sovyet Bloku, Doğu Almanya ve Çin, içindeki Doğu Berlin, Moskova, Pekin, Varşova ve o zamanki adı Leningrad olan St. Petersburg gibi bin 200 kente de hava meydanlarında olduğu öncelik dereceleri tanımlandı.

Moskova'ya en yüksek öncelik verilirken Leningrad bir sonraki önem derecesi içinde gösterildi. Moskova'da 179, Leningrad'da 145 "vurulacak nokta hedef" belirlendi.

Araştırmada, Stratejik Hava Komutanlığı'nın caydırıcılık adına ve sürpriz bir Sovyet saldırısı durumunda "ciddi sonuç" sağlayacak 60 megaton gücünde, yani Hiroşima'ya bırakılan bombadan 4 bin kat güçlü, nükleer bomba istediği ortaya çıktı. ■Yeni Mesaj, (25.12.2015)

26.12.2015

--

27.12.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: ERDOĞAN-BARZANİ ORTAKLIĞI

Daha iki hafta önce Irak Kürt Bölgesi Başkanı Mesud Barzani Ankara’ya gelmiş ve Cumhurbaşkanı TayyipErdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile görüşmüştü; 2,5 saat süre boyunca Ankara Gölbaşı’ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı gezmişti.

Daha iki hafta geçmişken, bu kez de Irak Kürt Bölgesi Başbakanı Neçirvan Barzani İstanbul’a geldi. BarzaniCumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Davutoğlu ile görüştü.

Peki bu trafiğin sebebi ne? Hangi bölgesel gelişmeler bir Barzani‘nin gidip diğerinin gelmesini sağlıyor?

Ziyaretlerin sıklaşmasında iki temel nedeni var: Birincisi Ankara-Erbil ortaklığı ile yapılan Musul’a Türk askeri sevkiyatının büyük tepki görmesi ve geri adım atılmak zorunda kalması. İkicisi de enerji alanındaki sıcak gelişmeler.

Açalım:

AÇILIM, ANKARA-ERBİL İTTİFAKI DA DOĞURDU

Bu iki nedeni açacağız ama önce ilişkilerin nasıl bu boyuta geldiğini kısaca anımsayalım. Zira daha 2007 yılındaBarzani-Talabani görüşmesinde alınan karar ile Talabani PKK elebaşlarını isteyen Ankara’ya “bir Kürt kedisi bile vermeyeceğiz” diyebiliyorken, ilişkiler bugün “stratejik ortaklık” diye adlandırılabiliyor.

İlişkileri hızla bu düzeye getiren temel etken, Amerikan Açılımı oldu. AKP’nin 2009 yılında uygulamaya başladığı “Kürt Açılımı”, eş zamanlı Ankara-Erbil ittifakı da başlattı.

Çünkü ABD patentli Açılım sadece Türkiye’yi değil, Irak ve Suriye’yi de kapsıyordu. Nitekim sadece Bağdat’a karşı Ankara-Erbil ittifakı değil, Şam’a karşı da Erdoğan-Öcalan ittifakı başladı. Öcalan‘ın AKP Hükümeti onayıyla PYD’ye “Suriye’de özeklik ilan edin” talimatı vermesi bu süreçte gerçekleşti.

Gelelim pratik sonuçlara…

Erdoğan-Barzani ortaklığı hangi sonuçları doğurdu?

50 YILLIK STRATEJİK ANLAŞMA

1) Erdoğan-Barzani ortaklığının ilk önemli sonucu, petrol anlaşmasıdır. Tabi bu anlaşma Bağdat’a rağmen yapıldığı için, ABD açıklarında mahkeme kararı bekleyen gemi örneğinde olduğu gibi dönemin Irak BaşbakanıNuri El Maliki tarafından yargıya taşındığı için, son tahlilde yasadışı bir anlaşmaydı ve dolayısıyla “kaçak petrol” anlaşmasıydı!

Irak’ın petrolü bu nedele uzun bir süre karadan Türkiye’ye taşındı, Türkiye’den de gemiyle İsrail’e. Yasadışılığın aşılması için de Akdeniz’de gemiden gemiye aktarıldı…

Bu süreçte Erdoğan ve Barzani ikilisi, AllawiNuceyfiHaşimi gibi Maliki karşıtı isimlerle de ittifak yaparak Bağdat’ı sıkıştırdı. Geniş ittifak, IŞİD’in Musul’u işgali ikliminde ve ABD’nin desteğinde en sonunda Maliki‘yi yıktı!

Yani Erdoğan ile Barzani‘nin petrol anlaşması sadece petrol anlaşması değil, siyasi bir anlaşmaydı. NitekimNeçirvan Barzani, anlaşmayı “50 yıllık stratejik anlaşma” olarak niteledi.

2) Erdoğan-Barzani ortaklığı, varlığı daha öncesine dayanan Türkiye’deki Barzani şirketlerinin önünü de açtı. Bu yeni süreçte başta Mersin’dekiler olmak üzere Barzani‘nin Türkiye’deki şirketleri büyüdü, daha çok kazandı ve kazandırdı!

KERKÜK’ÜN İŞGALİ VE REFERANDUM HAZIRLIĞI

3) Anlaşma petrolün çok daha ötesindeydi ve varlığı ABD patentli Açılım olduğu için çok boyutluydu. Öyle ki, Kerkük’ün işgalini bile getirdi…

Irak Kürt Bölgesi, IŞİD’in Musul’u işgalini fırsat bilerek ve Ankara’nın da oluruyla Kerkük’ü ele geçirdi. Böylece Türkiye’nin uzun yıllar kırmızı çizgi gördüğü ve bu nedenle Irak Anayasası’nda özel bir konuma tabi olan Kerkük,Erdoğan-Barzani ortaklığı ikliminde Kürt bögesine dahil edilmiş oldu.

4) Barzanilerin “Kürdistan’ın kalbi” dediği Kerkük, “bağımsızlığa” giden yolun en önemli virajıydı. Bu nedenleBarzani Kerkük’ün işgalinden sonra “bağımsızlık referandumu” kararı aldı.

Mesud Barzani iki hafta önceki Ankara ziyaretinden sonra da, Erbil’e döner dönmez hükümete “bağımsızlık referandumu” için hazırlık talimatı verdi.

Yani pratikte Barzani, Erdoğan ile yaptığı ortaklığa dayanarak Bağdat’tan adım adım kopmaya çalıyor!

5) Öte yandan Barzani, yine Erdoğan ile ortaklığına dayanarak ve arkasına Türkiye’nin desteğini alarak, süresi ikinci defa dolan başkanlığını zorla yeniden uzattı!

Barzani, mecliste güç kaybettiği koşullarda, İran’ın desteklediği KYB’ye ve mecliste ikinci parti konumuna yükselen Goran’a karşı, Ankara’nın desteğiyle Irak Kürt Bölgesi içindeki başat pozisyonunu koruyabildi.

BARZANİ’YE DESTEK KORİDORU ÖNLEMEZ

Kuşkusuz Ankara’nın ve devletin merkezi kurumlarının Erdoğan-Barzani ortaklığında oluru var. Bu olur, daha çok Barzani‘nin PKK’ye karşı kullanılması hedefine dayanmaktadır. Ancak burada büyük bir yanılgı var:

Bölgeye ilişkin ABD’nin temel projesi ne? Basra’dan Doğu Akdeniz’e uzanan bir Kürt koridoru…

ABD bu koridorun ilk parçası olarak önce Barzanistan’ı inşa etti. Suriye’de 5 yıldır süren çatışma da esas olarak bu koridoru Suriye’nin kuzeyinden Doğu Akdeniz’e bağlamak için…

Ankara’nın yanılgısı işte burada: Suriye’nin kuzeyindeki koridoru engelleyebilmenin yolu Irak’ın kuzeyindeki koridorla ittifak yapmaktan geçmiyor!

Tersine, Ankara’nın Irak’ın kuzeyindeki koridorla ittifak yapması, adım adım o koridoru Bağdat’tan koparıyor. Dahası Ankara’nın Beşar Esad‘ı devirme hedefi de Suriye’nin kuzeyinde bir koridor oluşmasına yarıyor.

Ankara’nın koridorlar aktörleri arasındaki çelişmelerden yararlanmaya çalışması, bir aktörü diğerine karşı kullanması ya da desteklemesi koridoru engellemiyor, aktörlerden birini diğerine karşı güçlendirmiş oluyor, o kadar!

ABD projesi içinde yer alarak ve Barzani‘yle işbirliği yaparak gerçekte ne koridor önlenir, ne de PKK terörü bitirilir!

Daha önemlisi Irak’ı ve Suriye’yi bölmek otomatikman koridor doğrurur ve en sonunda Türkiye’yi de bölünmeye götürür! ■M. A. Güller, http://mehmetaliguller.com/, (27.12.2015)

BORÇLANMA: BORÇLA BÜYÜME DÖNEMİ BİTTİ

TİSK Aralık ayı raporunda, likidite bolluğu dönemine özgü borçla büyüme yönteminin artık uygulanamayacağı belirtildi. Raporda ‘Yatırım ve ihracat temelli büyüme dönemine girildi’ denildi

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) yayınladığı Aralık Ayı Ekonomi Bülteninde, ‘FEDin 2006’dan bu yana ilk kez faiz oranını artırdığı hatırlatılarak, böylece ABD kaynaklı likidite bolluğu döneminin sona erdiğine dikkat çekildi. Bültende, “Faiz artışının devam edecek olmasıyla, küresel ölçekte doların fiyatı daha da yükselecek. Türkiye de para çıkışı yaşanacak ülkeler arasında sayılıyor. Likidite bolluğu dönemine özgü borçla büyüme yönteminin artık uygulanamayacağı, yatırım ve ihracat temelli büyüme dönemine girildiği görülüyor” denildi.
Merkez Bankası’nın (MB), dünya emtia fiyatları düşük düzeyde seyrederken ve likidite bolluğu sürerken döviz kurunda istenilen stabiliteyi sağlayamadığına işaret edilen bültende, beklentilerde istikrar olmamasının da bu durumu etkilediği belirtildi.

HEDEFLER TUTTURULMALI
“FED’in faiz artırımına rağmen, MB’nin faiz oranlarını artırmaması, olası döviz kuru hareketlenmelerine karşı bankanın pasif bir politika yürüteceğine işaret ediyor” ifadesi kullanıldı. Bültende, FED’in faiz oranını artırması ile enflasyonun daha kritik bir değişken haline geldiği belirtilerek, “MB’nin enflasyon hedefini tutturması gerekiyor. Aksi halde, döviz kuru artışı kaçınılmaz olacağından, faiz oranlarında artış yapmak zorunda kalacak” tespiti yapıldı.

TÜKETİMLE BÜYÜDÜK
MB’nin, 2016’ya ilişkin enflasyon beklentisinde kötümser bir tablo çizdiğine dikkat çekilen bültende, “2015 yılında fiyat istikrarının sağlanamamış olması bu duruma kaynaklık etti. MB, 2016 yılında asgari ücretin enflasyonu 1.5 puan artıracağını tahmin ediyor” denildi. TİSK’e göre, Rusya’ya sebze ve meyve ihracatının durması kısa vadede gıda fiyatlarında gerileme yaratabilir, ancak orta vadede enflasyonda kalıcı bir gerilemeye neden olması beklenmiyor.
Bültende, Türkiye ekonomisinin ilk 9 ayda yüzde 3.4 oranında büyüdüğüne dikkat çekilerek, “Büyüme tüketim artışından kaynaklandı. Yatırımlar üçüncü çeyrekte azalırken, 9 aydaki artış oranı toplam büyüme oranının gerisinde kaldı. 3. çeyrekte büyüme hızı ekonomi genelinde arttı, buna karşılık sanayinin büyüme hızı tempo kaybetti” denildi. ■Aydınlık, (27.12.2015)

28.12.2015

TİCARET: TÜKETİCİ AVM'LERDE ALDATILIYOR

TESK Genel Başkanı Palandöken, küçük esnaf yok olmaya başlayınca AVM'lerin gerçek yüzünün ortaya çıkmaya başladığına dikkati çekti.

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, "Küçük esnaflar yok olmaya başlayınca AVM'lerin gerçek yüzü ortaya çıkmaya başladı. Ülke nüfusu 78 milyonlar seviyesine çıkmışken, esnaf ve sanatkar sayısının artmaması düşündürücüdür" ifadesini kullandı.

Palandöken, yaptığı yazılı açıklamada, AVM'lerin ürünleri daha ucuza sattıkları mesajı veren reklamların esnaf ve sanatkarı bitirme noktasına getirdiğini ve sermayenin birkaç kişinin elinde tekel konumuna düştüğünü belirtti. Esnaf ve sanatkarın yok olması için orantısız sermaye gücü kullanıldığını savunan Palandöken, "Büyük sermaye karşısında küçük esnafın yoğun emeği ve sermayesi kalmadı. Her şey sermayenin eline bırakılınca fiyatları da artık istedikleri gibi ayarlıyorlar. Yani büyük sermaye grupları tekelleşirken, küçük esnaf ve sanatkar azaldı" değerlendirmesinde bulundu.

Palandöken, küçük esnaf yok olmaya başlayınca AVM'lerin gerçek yüzünün ortaya çıkmaya başladığına dikkati çekerek, "Ülke nüfusu 78 milyonlar seviyesine çıkmışken, esnaf ve sanatkar sayısının artmaması düşündürücüdür. Yüz binlerce yeni iş yeri olması gerekirken esnaf her gün yok oluyor" ifadelerini kullandı.

Yüklü mal alımında büyük marketlere belli oranda promosyon olarak ücretsiz mal verildiğini vurgulayan Palandöken, şunları kaydetti: "Promosyon olarak alınan temel gıda maddeleri, hipermarketlerde 'tuzak ürün' olarak kullanılarak müşteri çekildi. Bazen öyle ucuzluk yapıyorlar ki esnafın toptan aldığı maliyetin altında satıyorlar. Küçük esnafımız toptancı ve büyük marketlerin çifte haksızlığına uğradı. Küçük esnafımızın böyle bir fiyat rekabetiyle mücadele edecek sermayesi olmadığı için zamanla çoğu esnaf iş yerini kapatarak bunların yanında işçi olmaya başladı. Yani patronken işçi oldular. AVM'lerde giysiler 12 ay ucuzluk, yüzde 80 indirim gibi aldatmacalarla satılıyor. Öyle karlar yapılıyor ki böyle bir indirim sistemi yok. Toptan 8-10 liraya alınan bir ürün, süpermarketlerde kilosu 25-30 liraya kadar satılıyor. Üretici, dağıtıcı veya toptancılar aynı maliyetten küçük esnafa da mal tedarik etseler fiyatlar bu kadar yükselmezdi."

Süpermarketlerin, fiyatları istedikleri gibi belirlediklerinin altını çizen Palandöken, haksız rekabetin maliyetini ise tüketicilerin çektiğini ifade etti. ■Akşam, (28.12.2015)

PETROL YENİDEN DÜŞÜŞTE

Geçtiğimiz hafta önemli bir toparlanma gerçekleştiren petrol fiyatları yeni haftaya gevşeyerek başladı.

Brent petrol, geçen haftaki yükselişin ardından bu haftaya sert düşüşle başladı. Haftaya 37.85 dolardan başlayan Brent petrolün varil fiyatı 37 dolar seviyesine indi.

Geçen hafta küresel arz fazlası endişeleriyle 35,96 dolara gerileyip 11 yılın en düşük seviyesini gören Brent petrolün varil fiyatı, ABD'de ham petrol stoklarının azalış kaydetmesinin ardından hafta içerisinde 38,07 dolara yükseldi.

Bu haftaya 37,85 dolardan başlayan Brent petrolün varil fiyatı, geçen haftanın son işlem gününe göre yüzde 1,8 değer kaybederek 37 dolar seviyesine geriledi.

Batı Teksas türü ham petrolünün (WTI) varil fiyatı da haftanın ilk işlem gününde  geçen haftanın son işlem gününe göre yüzde 2 civarında değer kaybederek, 37,17 seviyesine indi.

Analistler, emtia piyasalarında işlem hacminin Noel tatilini yılbaşı tatili ile birleştiren yatırımcılar nedeniyle düşük olduğunu belirterek, yıl sonuna kadar fiyatlarda sert dalgalanmaların görülebileceğini ifade ediyor.

İran'ın, yaptırımların kaldırılmasının ardından günlük petrol ihracatını 500 bin varil artırabileceğine dair beklentilerin fiyatlar üzerinde baskı oluşturduğuna işaret eden analistler, yükseliş isteğinin güçlenmesi için Çin ve ABD'nin büyümesine yönelik beklentilerin pozitif yönde değişmesi gerektiğini vurguluyor. ■Dünya, (28.12.2015)

29.12.2015

BÖLÜCÜLÜK: HDP DERHAL KAPATILMALI

Özerklik ilanının Türkiye’ye savaş ilanı olduğunu kaydeden Vatan Partisi lideri Doğu Perinçek, HDP’nin Meclis’e yerleştirilmiş canlı bomba olduğunu söyledi. HDP'nin kapatılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na çağrıda bulundu

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, Genel Başkan Yardımcıları Hasan Korkmazcan, E. Korg. İsmail Hakkı Pekin, Yaşar Okuyan, Erol Çakır, Erten Acır, Nusret Senem, Bülent Esinoğlu ve Genel Başkan Danışmanı Barlas Doğu ile birlikte düzenlediği basın toplantısında, DTK’nın Diyarbakır’da yaptığı toplantıda açıkladığı 14 maddelik yol haritasını değerlendirdi. Teröre karşı 14 maddelik bir çözüm planı açıklayan Perinçek şu mesajları verdi:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE SAVAŞ İLANI
26-27 Aralık 2015 günlerinde Diyarbakır’da toplandığı belirtilen sözde Demokratik Toplum Kongresi (DTK), 14 Maddelik bir “Deklarasyon” yayınlayarak, “Demokratik Özerk Bölgeler” oluşturacaklarını ilan etti. “Özerk Kürdistan” ilanı, Türkiye’ye savaş ilanıdır. “Özerk Kürdistan” ilanı, Türkiye Cumhuriyeti toprakları üzerinde sözüm ona devletçik kurma girişimidir. Üstelik bu savaş ilanında, açıkça Bölücü Terör Örgütünün silahlı gücüne dayanıldığı ifade edilmektedir. Bu deklarasyon, bir düşünce açıklaması değil, zor kullanmayı içeren eylemli bir kalkışmadır.

SUÇ İŞLEYENLER HDP LİDERLİĞİDİR
Devlet bütünlüğünü ve milletin birliğini cebren ortadan kaldırma suçunun bütün unsurları mevcuttur. Cumhuriyetimize, vatan bütünlüğümüze ve millî birliğimize karşı en ağır suç işlenmiştir. Suç işleyenler, PKK’nın güdümündeki HDP liderleridir. AKP iktidarı, Açılım yaparak Bölücü Terör Örgütünün güç toplamasını sağladı. CHP, PKK’nın terör faaliyetini Meclis çatısı altında sürdürmesine yol açtı. AKP ve CHP, Bölücü Teröre yardımcı olan siyaset ve uygulamalara derhal son vermelidirler.

HDP’NİN KUMANDASI ABD VE İSRAİL’İN ELİNDE
Terör örgütü Meclis’te olamaz. Milletimiz yürüyüşlerde, alanlarda “Meclis’te PKK istemiyoruz” diye bağırıyor. Bu milletin talebidir. Dünyanın hiçbir yerinde terör örgütü parlamentonun göbeğine yerleştirilemez. Parlamentonun altına mayın döşenemez. Parlamentonun içine canlı bomba sokulamaz. HDP canlı bomba olarak Türkiye’nin Meclisi’nin içine yerleştirilmiştir ve uzaktan kumandası Amerika’nın, İsrail’in elindedir. Türkiye’ye karşı açıkça kullanılmaktadır ve şimdi bu canlı bomba patlatılmıştır. 

14 maddelik acil mücadele programı

1- HDP’NİN KAPATILMASI İÇİN DERHAL DAVA AÇILMALIDIR

Anayasanın 68/4. Maddesine göre, siyasal partilerin tüzük, program ve eylemlerinin “Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne” aykırı olması kapatma nedenidir. Silahlı Bölücü Örgütün cebir ve şiddetine açıkça dayanan özerklik ilanı ve bu yöndeki faaliyeti, hem bir program açıklamasıdır, hem de suç eylemidir. Bu faaliyeti doğrudan doğruya HDP genel merkez yöneticileri yürütmektedirler. HDP, bu yöndeki faaliyetin odağı haline gelmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP hakkında Anayasa Mahkemesine kapatma davası açma sorumluluğu ve göreviyle karşı karşıyadır. Hukukun emri de budur, milletin talebi de budur, Türkiye’nin vatan bütünlüğünün gereği de budur.

2- HDP MİLLETVEKİLLERİNİN DOKUNULMAZLIĞI DERHAL KALDIRILMALIDIR

“Kürdistan’a özerklik” eylemine katılan HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı derhal kaldırılmalıdır. TBMM Başkanı, Meclisi bu gündemle toplantıya çağırmalı ve Türkiye’nin devlet, toprak ve millet bütünlüğünü koruma kararlılığı, bütün dünyaya derhal gösterilmelidir.

3- BÖLÜCÜ TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLEYEN BELEDİYE BAŞKANLARI GÖREVLERİNDEN ALINMALIDIR

Güneydoğu illerimizde bazı belediye başkanları, eylemli olarak bölücü terör örgütünün faaliyetine ve Kürdistan’a özerklik suçuna katıldılar. Bu yerel yönetim sorumluları, yasalar gereği İçişleri Bakanlığı tarafından derhal görevden alınmalıdırlar.

4- TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN KULLANILAN İKİZ İHANET YASALARI DERHAL KALDIRILMALIDIR

Birleşmiş Milletler’de “İkiz Sözleşmeler” diye anılan “Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi” ve “Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi” başlıklı uluslararası sözleşmeler, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de yasayla onaylandı ve yasalaştı. Bu yasa, Lozan Antlaşması’nı delik deşik etmiştir ve yabancı devletlere müdahale hakkı tanımaktadır TBMM Başkanı, İkiz Sözleşmelerin kaldırılması gündemiyle Meclis’i derhal toplantıya çağırmalı ve bu İhanet Yasası kaldırılmalıdır.

5.GÜNEYDOĞU BÖLGEMİZDE OLAĞANÜSTÜ HAL İLAN EDİLEREK HALKIN GÜVENLİĞİ SAĞLANMALIDIR

Türk Silahlı Kuvvetleri ve polisimiz, 24 Temmuz’dan bu yana kahramanca mücadele yürüterek, bölücü terörü kendi kazdığı hendeklere gömmektedir. Son “Özerk Kürdistan” ilanından sonra, Bölücü Terörün daha fazla kan dökmesine ve ocak söndürmesine fırsat vermemek ve örgütün bitirilmesi için, Olağanüstü Hal veya Sıkıyönetim ilanı bütün milletin talebidir ve gereklidir. Bu amaçla Anayasal mekanizma işletilmelidir.

6- YEREL YÖNETİM YASALARI DERHAL DEĞİŞTİRİLMELİ

Yerel Yönetim Yasaları, Bölücü Teröre karşı mücadelenin ihtiyaçlarına göre değiştirilmelidir.

7- KAMU GÖREVLİLERİ BÖLÜCÜ TERÖRE KARŞI MÜCADELENİN GEREKLERİNE GÖRE ATANMALIDIR

Bazı kamu görevlilerinin Bölücü Teröre karşı mücadelede görevlerini yerine getirmemektedir.Bazı kamu görevlilerinin kararsızlığı, Güneydoğu bölgesi halkının devlete güvenini sarsmaktadır. Bölücü Teröre son vermek ve halka hizmet ihtiyaçlarına uygun olarak, validen başlayarak yetenekli, kararlı, cesur kamu görevlileri atanmalıdır.

8- AKP VE CHP 'ÖZERKLİK ŞARTI' LAFINI TERKETMELİDİRLER

AKP ve CHP’nin “Avrupa Özerklik Şartı”nı Anayasaya geçirme girişimleri, Bölücü Terörle suç ortaklığından başka bir anlam taşımıyor. AKP ve CHP, şu andan itibaren ağızlarına özerkliğin lafını bile almamak sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. Türk Milleti kavramını Anayasa dışına sürme girişimi de, Terör yangınına benzin dökmekten başka bir sonuç vermeyecektir.

9- TERÖR SUÇLARININ YARGILANMASI VE İNFAZINDA KARARLILIK İÇİN GEREKLİ ÖNLEMLER ALINMALIDIR

Bölücü Teröre karşı mücadelenin bir an önce kesin sonuca ulaşması için, terör suçlarının yargılanması ve infazında hukukun uygulanması ve kararlılık şarttır. Asker ve polisimizin canla ve başla yürüttüğü mücadelenin etkin ve caydırıcı olması için, yargıda hız ve infazlarda kararlılık gerekiyor. Barışa ve kardeşliğe bir an önce kavuşmak buna bağlıdır.

10- BÖLÜCÜ TERÖRÜN MEDYA PROPAGANDASINI ÖNLEMEK İÇİN YASALAR UYGULANMALIDIR

Çeşitli gazete ve televizyonlar, açıkça Bölücü Terör Örgütünün şiddet eylemlerinin propagandasını yapıyorlar. Suç işleyen medya organlarına yasaların uygulanması, basın özgürlüğüne aykırı değildir, en başta Mehmetçiğin yaşam özgürlüğünün gereğidir. Bölücü Terörü kışkırtan propagandaya son verecek önlemler derhal alınmalı ve uygulanmalıdır.

11- SÖZDE STK’LARIN BÖLÜCÜLÜĞÜ DESTEKLEYEN VE SUÇ OLUŞTURAN FAALİYETLERİ ÖNLENMELİDİR

Bugün bazı sözde sivil toplum kuruluşları ve sözde meslek kuruluşları açıkça Bölücü Terör Örgütünün organları olarak faaliyet yürütmektedirler. Onların bu faaliyetlerinin bedeli, Mehmetçiğin ve Polisimizin kanıyla ödeniyor. Bölücü Terörü destekleyen ABD güdümlü örgütlerin yasadışı faaliyetlerine karşı yasaların öngördüğü yaptırımlar kararlı olarak uygulanmalıdır.

12- ÇOCUKLARIMIZ VE GENÇLERİMİZ PKK TERÖR ÖRGÜTÜNDEN KURTARILMALIDIR

Bölücü Terör Örgütü, 18 yaşından küçük çocuklarımızı ve gençlerimizi ateşe sürmekte, ailelerini büyük acıların içine atmaktadır. Kamu kurumları, bu gençlerimizi kurtarmak için ailelerini ve işyerlerini bilgilendirmeli ve işbirliğine gitmelidir. Bölücü Terör örgütü elemanlarının üniversitelerde terör yapmalarına kesinlikle izin verilmemelidir.

13- BÖLÜCÜ TERÖRE DIŞ DESTEĞE SON VERMEK İÇİN KARARLI UYGULAMALARA GEÇİLMELİDİR

ABD emperyalizmi ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkeler, bölücü terör örgütünü silahlandırmakta, donatmakta, eğitmekte, siyasal alanda desteklemektedir. Bölücü Teröre karşı en etkili siyaset, komşularımız Suriye, Lübnan, Irak, İran, Azerbaycan ve Rusya ile işbirliği ve Asya ülkeleriyle dayanışmadır. Rusya ile ilişkiler tamir edilmelidir.

14- BÜTÜN MİLLETİMİZİ, SİYASAL PARTİLERİ, SENDİKALARI, KİTLE ÖRGÜTLERİNİ TÜRKİYE CEPHESİNDE BİRLEŞMEYE ÇAĞIRIYORUZ

Türkiyemiz, Bölücü Teröre karşı mücadelede kesin sonuca ulaşmanın eşiğine gelmiştir. Devlet, vatan ve millet bütünlüğü, her türlü sınıf, topluluk ve kişi çıkarının üstünde, bütün milletimizin meselesidir. Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz. Hiçbir ayrım gözetmeden bütün milletimizi, siyasal partileri, sendikaları, meslek odalarını ve kitle örgütlerini, Türkiye Cephesinde sımsıkı birleştirmek için Vatan Partisi olarak görevimizi yerine getirme kararındayız. PKK, “Kürdistan’a özerklik” deklerasyola intihar ettiğini ilan etmiştir. PKK, Türkiye’de uyuyan herkesi uyandırmış ve kendi tepesine inecek büyük gücü göreve çağırmıştır. ■Aydınlık, (29.12.2015)

30.12.2015

İSMAİL HAKKI PEKİN: HÜKÜMET KIBRIS'I DOĞALGAZA FEDA EDİYOR

Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı E. Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, bugün yaptığı yazılı basın açıklamasıyla Kıbrıs’taki son gelişmeleri değerlendirdi.

Pekin’in açıklaması şöyle:

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Rum kesimi lideri Nikos Anastasiadis arasında 6 ayı aşkın bir süredir yürütülen temasların halkımızın bilgisine sunulması, basını elinde tutan iktidar tarafından engellenmektedir.

GARANTÖRLÜK HAKKIMIZI BM'YE DEVRETMEK İSTİYORLAR
Bahis konusu görüşmeler, diğer konulardan ayrı olmak üzere, ülkemizin adadaki Türk varlığının garantörlüğü üzerinde gerçekleşmektedir. Anlaşılan, 1960 yılında kabul edilen Kıbrıs Anayasası ile ülkemize sağlanan garantörlük hakkının AB ve BM’ne devredilmesi amaçlanmaktadır.

Bu çerçevede, adadaki haklarımız ve orada bulunan Türk ve Kıbrıslı vatandaşlarımızın yaşam güvencesini oluşturan askeri varlığımızın ortadan kaldırılması konusunda esaslı görüşmelerin yaşandığı anlaşılmaktadır.
Kıbrıs’ın, ENOSİS (Yunanistan ile birleşmesi) kavramıyla tanışması 1963 yılında olmuştur. Yunanistan’daki cunta rejiminin kışkırtması sonucu adada yaşanan Türk kıyımı ve ardından 1974 yılında garantörlük hakkımızı kullanmak suretiyle müdahalemiz hepimizin belleklerindedir.

AB'NİN İKİYÜZLÜLÜĞÜ
Yıllarca süren müzakereler sonucunda 2004 yılında adadaki Türk ve Rum toplumlarının bir idare şeması altına getirilmesi amacıyla BM şemsiyesi altında yapılan ve adı ‘Annan Planı’ olarak ortaya konan çözümün Rum tarafınca referandumda reddedilmesine rağmen, adanın Rum tarafının AB tarafından üyeliğe kabul edilmiş bulunması, AB’nin ikiyüzlü politikasını ortaya koymuştur. Zira aynı AB, Rum tarafının bu referandumu kabul etmemesi halinde bu kesimi üye olarak almayacağını belirtmişti.

Bugün gözlenen gerçek ise; Ada’nın Rum kesiminin AB üyesi bulunması nedeniyle, KKTC Yönetimi’nin de neredeyse 11 yıl sonra bu kez BM havucu yerine AB havucunu tercih etmeye yöneldiğidir. İşin daha vahim tarafı; Rum tarafıyla yapılan görüşmelerin içeriğinin KKTC önderleriyle değil; yalnızca Erdoğan hükümetiyle paylaşılmakta oluşudur!

Kıbrıs’ta ‘iki toplumlu, iki kesimli Federasyon’u savunan anlayış nereye kaybolmuştur?

Anastasiadis’in, adada her dört Rum’a karşı bir Türk’ün varlığının esas alınmakta olduğu yönündeki ifadeleri ne anlama gelmektedir? Belli ki, sözde dönüşümlü bir başkanlık sisteminin görüşülmekte olduğu bir ortamda artık Kıbrıslı Türkler bir azınlık durumuna düşürülecektir.

AB ve BM gözetiminde dahi olsa, azınlıkta kalacağı anlaşılan Kıbrıs’taki Türk varlığının hakları nasıl savunulacaktır?

HÜKÜMET, DOĞALGAZ İÇİN KIBRIS'I FEDA EDİYOR
Hükümet, doğal gaz için Kıbrıs Türklerini feda etmektedir! İsin daha kötüsü, bu uğurda Kıbrıs’taki Türk varlığını Rum’a terk etmekte ve onların koruyucusu olan adadaki askeri varlığımızdan vazgeçme cüretini göstermektedir. Ne yazık ki, Kuzey Kıbrıs’taki yöneticiler de oynanmakta olan oyunun ya farkında değiller, ya da yukarıda belirttiğimiz havucu yiyecekler!

Her ne kadar içinde Kıbrıs yer almasa dahi, Misak-ı Milli kavramının ne olduğu hakkında bir fikrinin dahi olmadığı, uygulamalarından anlaşılan bir hükümetten ne beklenecektir?

Atatürk ilkelerinden haberdar olmayan bu hükümet ve onun emrindeki KKTC Yönetimi ne zaman olan biteni doğru bir şekilde anlatmayı yeğleyecektir?

Keza, KKTC mensubu soydaşlarımız, hükümetlerinin bu oyuna alet olmasına daha ne kadar göz yumacaklardır?  ■Aydınlık, (30.12.2015)

BÖLÜCÜLÜK: İLK LAZCA KÖY ADI

Lazca eski adı olan Komilo'yu almak için yaptığı başvuru İçişleri Bakanlığı tarafından onaylandı.

Rize’nin Çamlıhemşin İlçesi Murat Köyü'nün, Lazca eski adı olan Komilo'yu almak için yaptığı başvuru İçişleri Bakanlığı tarafından onaylandı.

Çamlıhemşin İlçesi’ne 3 kilometre uzaklıktaki 600 nüfuslu Murat Köyü'nde, köyün Lazca eski adı olan Komilo adını almak için geçen yıl imza toplandı. Köy adının değişikliğine ilişkin yasa gereği, 200 olan seçmen sayısının yarısından bir fazla sayıda imza toplaması gereken köylüler 140 imza ile Çamlıhemşin Kaymakamlığı’na başvurdu. İlçe Kaymakamlığı aracılığı ile İl İdare Kurulu’na sunulan öneri kabul edildi ve onay için Rize Valiliği aracılığı ile İçişleri Bakanlığı'na gönderildi. İçişleri Bakanlığı da, köy adı değişikliği talebini kabul ederek onayladı. Komilo adını alan Murat Köyü resmi olarak ilk Lazca köy adı oldu.

KOMİLO, TANRIÇA ANLAMINA GELİYOR

Komilo Köyü Muhtarı Lütfü Sezgin, bir yıl önce köy adının değiştirilmesi için yaptıkları başvurunun onaylandığını belirterek, köy adının Komilo olarak değiştiğini söyledi. Sezgin,"Köyümüzün adı Lazca 'Komilo' olarak biliniyordu. Başvurumuzla resmen bu adı almış olduk. Komilo Lazca’da Tanrıça anlamına geliyor" dedi. ■odatv, (30.12.2015)

CEMAAT, CHP: BUNLAR FETHULLAH GÜLEN'İN CHP İÇİNDEKİ ASKERLERİDİRLER

CHP Milletvekili Barış Yarkadaş'ın “Ergenekon tutuklularının Tayyip Erdoğan’la anlaştığı” iddiasına, ismini verdiği Yalçın Küçük'ten yanıt geldi.

Barış Yarkadaş'ın "CHP içindeki Cemaat askeri" olduğunu öne süren Yalçın Küçük,"Bunlar Fethullah Gülen'in CHP içindeki mangasıdır. Onbaşı ise Gürsel Tekin'dir. CHP içinde Fethullah Gülen'in çavuşu, Kemal Kılıçdaroğlu adında birisi" ifadelerini kullandı.

CHP Milletvekili Barış Yarkadaş, Halk TV’de canlı yayınlanan “Zamanın Ruhu” adlı programda, Ergenekon tutuklularının cezaevinden çıkmasının Erdoğan’la yapılan anlaşmanın sonucu gerçekleştiğini ileri sürerek şunları söylemişti: “Tayyip Erdoğan 17-25 Aralık dosyalarının kapatılması, askerin arkasında durması karşısında Kürt politikasında değişikliğe gitmiştir. Burada bir takas yapılmıştır. İlişkinin başı oraya dayanır. Yalçın Küçük’lerin falan cezaevinden serbest bırakılması da, Tayyip Erdoğan’la yapılan anlaşmanın, uzlaşmanın sonucudur. Bir teslimiyet anlaşmasıdır o. Onlar Ergenekon tutuklularını bırakmıştır, bunun karşılığında Fethullah Gülen operasyonuna destek verilmesi için söz alınmıştır. Karşılığında da Kürt meselesinin değiştirilmesi ve 17-25 Aralık dosyalarının üzerinin örtülmesi konusunda uzlaşılmıştır."

ONBAŞI GÜRSEL TEKİN, ÇAVUŞ KILIÇDAROĞLU

Ulusal Kanal'da Halil Nebiler'in sunduğu "Kalemler ve Kılıçlar" programında Yarkadaş'a yanıt veren Yalçın Küçük, Barış Yarkadaş'ın da aralarında bulunduğu bazı CHP'li milletvekillerinin "CHP içindeki Fethullah Gülen'in askerleri" olduğunu öne sürerek şunları söyledi:

"Özellikle son, çok enteresan seçimlerden sonra, sayımlardan sonra CHP içinde bir Fethullah grubu oldu. Eren, Barış Yarkadaş, Enis Berberoğlu, Utku Çakırözer, bunları Fethullah Gülen'in askeri olarak söyledim. Birkaç kişi daha var, isimlerini ağzıma almak istemiyorum. Burada gördüğünüz insanlar, bunlar Fethullah Gülen'in askerleridirler. Bunun için buraya gelmişlerdir. Bunlar bilinmeyen adamlardır. Bir şekilde gelmişlerdir. (...)Bunlar Fethullah Gülen'in CHP içindeki mangasıdır. Onbaşı ise Gürsel Tekin'dir. CHP içinde Fethullah Gülen'in çavuşu, Kemal Kılıçdaroğlu adında birisi."

İzmir ve İstanbul'da yapılan ön seçimlerin "tartışmalı" olduğunu ve o seçimlerin incelenmesi gerektiğini iddia eden Yalçın Küçük, "Yüzde yüz aldı dediler. Yüzde yüz değil, yüzde elli bile almamışlardı. Bu usul yeni, bu oy verenler kim. Şimdiye kadar CHP'de bu yoktu." dedi.

BU ÇOCUK 2007'YE KADAR BENİM YANIMDAN AYRILMAZDI

Yarkadaş'ın bir dönem kendi yanından ayrılmadığını söyleyen Küçük, "Bu çocuk 2007'ye kadar benim yanımdan ayrılmazdı. Evime de geldi, öbür tarafa da geldi. Bana Gürsel Tekin'le beraber Hasan Dağcı'yı anlattılar. Barış Yarkadaş'a Gürsel Tekin'in tahsildarı diyorlar. Gürsel Tekin arsa alır, arsa satar. Veznedar adammış. Hiçbir tahsili de yoktur"ifadelerini kullandı. ■odatv, (30.12.2015)

31.12.2015

SAĞLIK: 50’YE YAKIN YABANCI HEKİM İSTANBUL’DA GÖREV BAŞINDA

Yabancı hekimler çalışma izni bile olmadan Bakanlığın uygulamasıyla göreve başladı. 50’ye yakın yabancı hekim İstanbul’da görev başında. Sağlık örgütleri ise kaygılı...

Hükümetin "yabancı hekimler kamuda çalışabilir" düzenlemesi ile 50'ye yakın Hekim İstanbul'da görevde.

Sağlık örgütlerinin bütün itirazlarına rağmen başlayan uygulamaya hekimler tepkili.

Yabancı hekimlerin özellikle Ortadoğu ülkelerinden geldiğini söyleyen İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Samet Mengüç'ün, "kaliteli sağlık hizmeti" ile ilgili kaygıları var.

Diğer bir kaygı da "yabancı hekimlerin Türk milletinin dilini ve değerlerini ne kadar anlayabileceği" konusunda. ■ulusalkanal, (31.12.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura