Diğerleri > Sis Çanı
14-01-2014
NELER OLDU 25-31 ARALIK 2013 (Yabancı sermaye, altın, Dolar, enerji, özelleştirme, borsa, yabancıya toprak, tarım, bölücülük, yolsuzluk)

Cihan Dura

14.1.2014


25.12.2013 

YABANCI SERMAYE: MEDİCAL PARK MALEZYALILARA SATILDI

Türkiye'nin en büyük hastaneler zinciri olan Medical Park el değiştirdi.

2009 yılında yüzde 40 hissesini alarak Medical Park hastaneler grubuna ortak olan ABD'li Carlyle Grup hisselerini Turkven'e sattı. Ayrıca Medical diğer ortakları Usta ve Sancak'ın da hisse satışıyla çoğunluk yüzde 65 Turkven'e geçmiş oldu. Fiyat konusunda henüz bir açıklama yapılmadı.

Carlyle Ortadoğu ve Afrika Eşbaşkanı Can Deldağ yaptığı açıklamada "Carlyle yüzde 40 hissesinin tamamını satıyor. Anlaşma imzalandı" dedi. Medical Park Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Usta Liv Hastaneler inin de satışa dahil olduğunu söyleyerek "4-5 yılda 2 kat büyüme hedefliyoruz" dedi. Medical Park, Carlyle ortaklığını da hedeflediği iki kat büyümeyi yakalayarak sonlandırdı.

Konuya ilişkin Turkven'den ilk etapta bir açıklama yapılmadı.

2009 yılında Medical Park hisselerinin yüzde 40'ı için 110 milyon dolar ödeyen Carlyle'ın çıkmak için olası ortaklarla yaptığı görüşmeler uzun süredir gündeme geliyorduCan Deldağ Wall Street Journal'a yaptığı açıklamada satış sürecinin son 3 ay içinde gerçekleştiğini ifade etti. ■ Sabah, (25.12.2013)

ALTIN FİYATLARINDA BEKLENTİLER NE?                

 Amerikan Merkez Bankası Ağustos 2007'de faiz indirimine gitmeden önce altının ons (31.1gram) fiyatı 650 dolar düzeyindeydi. Hemen belirtelim aynı tarihte Türkiye'de Cumhuriyet altını 198.6 liradan satılıyordu. Tabii faiz indirimleri ve ardından dolar basımının hızla çoğalması altının ons fiyatının Eylül 2011'de 1.900 dolara kadar yükselmesine neden oldu. Bu arada aynı tarihte Cumhuriyet altınının 716 liraya kadar yükseldiğini belirtelim. Fakat altında yaşanan bu fiyat artışları yoğun para basımına rağmen bir anda durdu ve fiyatlar gerilemeye başladı. Çünkü basılan dolarlar enflasyon oranını yükseltmedi. Ve ABD enflasyonu hedeflenen yüzde 2'nin altında kaldı. Daha doğrusu enflasyona karşı koruma aracı olan altın enflasyon olmayınca gözden düşmeye başladı.

Bu arada hisse senetleri cazip bir yatırım aracı olarak kendini gösterdi. Bir de 2013'te zor durumdaki Güney Kıbrıs'ın ödemelerini yapabilmek için altın satacağını ilan etmesi ve ardından Bernanke'nin varlık alımlarının azaltılacağını belirtmesi altın fiyatlarının hızla gerilemesine neden oldu. Bu yılın başında ons fiyatı 1.675 dolar olan altın 1.300 dolar düzeyine geriledi. Ardından geçen hafta ABD Merkez Bankası Başkanı Bernanke'nin varlık alımlarını Ocak 2014'ten itibaren 10 milyar dolar azaltarak 75 milyar dolara indireceklerini açıklamasıyla altının ons fiyatı 1.188 dolara kadar geriledi. Böylece 2013'ün başından bugüne, altının ons fiyatı yüzde 29 azaldı. Hemen belirtelim, yıl başında 646 liradan satılan Cumhuriyet altını yüzde 15.4 değer kaybederek dün 546 liradan alıcı buldu.

Peki bundan sonra ne olacak? Bazı tahmincilere göre altının ons fiyatı 2014'te 1.000 doların altına gerileyebilir. Fakat böyle bir gelişme uzmanlara göre ekonomik durgunluğu işaret edecek. Çünkü altın fiyatlarını gerileten neden, zengin ülkelerde bütün çabalara rağmen artmayan enflasyon olduğundan altın fiyatlarının gerilemesi ekonomide durgunluğun bir göstergesi oluyor. Eğer durgunluk olursa bu defa tekrar yoğun dolar basımına ihtiyaç olacağından fiyatlar yukarı yönlü hareket edebilir. Bu arada altın üretim maliyetlerinin piyasa fiyatlarının üzerinde olmasının altını aşırı değersiz bir metal haline dönüştürdüğü belirtiliyor. Çünkü piyasalarda 1.300 doların altında oluşan altın fiyatları bazı firmaların üretimi durdurmasına neden oluyor. Dolayısıyla altın fiyatlarının üretim maliyetlerini karşılayacak düzeye yükseleceği ve 2014'te bir ons altının 1.375 dolarla 1.400 dolar arasında işlem göreceği ileri sürülüyor. O halde beklemekte fayda var. ■ Süleyman Yaşar, Sabah, (25.12.2013)



26.12.2013 

DOLAR, FAİZ: VE DOLAR 2.10 LİRAYI GÖRDÜ

Dolar/TL paritesi 11.29 itibariyle dolar 2.1041'i gördü.

Hafta başında Merkez Bankası'nın yüklü döviz satışlarıyla 2.09'dan 2.07'ye kadar düşen dolar dün siyasi gerilimin tırmanmasıyla yeniden yükselişe geçti. Güne 2,0940 liradan başalayan dolar 2,1 liranın üzerine çıkarak tarihi bir rekor daha kırdı.

Sepet kur 2,4760'tan 2,4876 seviyesine sıçradı. İki yıllık gösterge tahvilin faizi yüzde 9,62'ye yükseldi. ■ Milliyet, (25.12.2013)

ENERJİ: HES GERÇEĞİ

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütçe görüşmelerinde Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun HES’lerle ilgili birbirinden farklı açıklamaları HES gerçeğine tekrar bakmamızı gerektiriyor.

Bakanların yapmış olduğu açıklamaları kısaca hatırlamakta fayda var; Dün itibariyle istifasını açıklayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, “Türkiye, yılda 60 milyar dolardan daha fazla enerji ithalatına para veren bir ülkedir. Nükleer santral yapmadan biz bu işin altından kalkamayız. HES’lerle bu iş olmaz. HES’lerle haklısınız ufak dereleri mahvediyoruz. Artık 10 megavattan daha aşağı enerji üretecek HES’lere izin vermeyeceğiz” derken; Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu ise, geçtiğimiz günlerde başlayan soğuk havalar sonucu doğalgaz santrallerinden yeterince elektrik üretilememesinden ve birtakım teknik arızalardan kaynaklı elektrik kesintilerinin yaşandığı günlerde, “HES’lere karşı çıkılıyor ama HES’ler olmasaydı bugün Türkiye elektriksiz kalacaktı” demişti.

Sorunumuz belli. Enerji ihtiyacımız var ve her geçen gün artıyor. Üstelik bu ihtiyaç mevsime göre birdenbire büyük artışlar da gösterebiliyor. Bu ihtiyacımızı ya imkânlar el verdiği ölçüde - insana ve çevrenin korunmasına azami özeni göstererek- kendimiz üreteceğiz ya da ithal edeceğiz.

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) verilerine göre Türkiye’nin Kasım 2013 itibariyle kurulu gücü 62.147 MW ve bu güç dçalışan 895 adet santral tarafından sağlanmakta. Hidroelektrik kaynaklı santrallere baktığımız zaman ise bu gücün 72 santralle 16.041,2 MW’lık kısmının hidrolik barajlı santrallerden, 383 adet santralle de 5.833 MW’lık kısmının hidrolik akarsu santrallerinden oluştuğunu görmekteyiz. Hidroelektrik santrallerin toplam kurulu gücü ise Türkiye’nin elektrik enerjisi kurulu gücünün yüzde 35,2’ine tekabül etmekte. Her ne kadar kurulu güç aynı oranda üretim yapıyor anlamına gelmese de bu rakamlar hidroelektrik santrallerinin Türkiye için ne kadar vazgeçilemez olduğunu göstermekte.

Tartışma daha çok hidrolik akarsu santralleri etrafında yapılmakta çünkü 383 adet santralin üretimi 6.000 MW ‘yı bulmamakta. Bütün bunlara bakınca da Sayın Bayraktar’ın yaklaşımının yanlış olduğunu söylemek zor görünüyor.

Ancak konuyla ilgili olarak konuştuğumuz uzmanlar Türkiye’de artık 10 MW’nın altında santral projesine müracaat edilecek alanın varlığı konusunda soru işaretleri olduğunu belirtirlerken, lisans almış ve süreci başlatmış ancak henüz üretim aşamasına geçmemiş santral projelerinde hak kayıplarına ve mağduriyetlere sebebiyet vermeden tüm küçük ölçekli HES projelerinin elden geçirilmesi gerektiğini vurguluyor. Bazı uzmanlar ise konunun henüz gündeme gelmeyen bir başka yönüne dikkat çekiyor. O da barajlardaki ve derelerdeki su seviyelerindeki azalmalar. Uzmanlar, özellikle hidrolik akarsu tipi santrallerin büyük çoğunluğunun kredi ile yapıldığını, kredilerin ödenebilmesi için elektrik üretiminin olması gerektiğini söyleyerek su seviyesindeki azalışlar nedeniyle üretimde ciddi kayıpların olduğunu belirtiyorlar. Su seviyesindeki azalışların, doğaya bırakılması gereken can suyundan vazgeçişlere sebebiyet verebileceğini açıklayan uzmanlar, yeni çevresel sorunların kapıda olduğunu hatta elektrik üretim kayıplarının sektörde el değiştirme ve batmalara neden olabileceğine dikkat çekiyorlar.

Doğal olana yapılan her müdahale gibi santral inşaatlarının da çevreye bir etkisi oluyor. İşin uzmanlarının da belirttiği üzere, ekonomik olarak 10 MW’lık bir santral inşaatının maliyeti ve çevreye etkisi 1 birim iken 20 MW’ lık bir santral inşaatının maliyeti ve etkisi x2 değil. Üstelik bu santrallerde kullanılan malzemelerin büyük oranda ithal edildiğini de unutmadan enerjimizi ve gücümüzü mümkün olduğunca büyük ölçekli hidroelektrik santrallerine yönlendirmekte fayda bulunmakta. Ancak bunu yaparken de planlama aşamasından inşa ve üretim aşaması ve sonrasına kadar her aşamada olabilecek olumsuzluklar hesaba katılmalı ve ona göre süreç titizlikle yürütülebiliyor olmalı... ■ Recep Şenyurt, Dünya, (26.12.2013)

ÖZELLEŞTİRME: ÇUKURAMBAR TAŞINMAZLARI 91 MİLYONA SATILDI

Sümer Holding AŞ Çukurambar’ın taşınmazları 91 milyon 100 bin liraya Nuhoğlu İnşaat, Dalgıçlar Yapı Endüstrisi Turizm Sanayii, Lin Proje Turizm Yapı Danışmanlık grubuna satıldı

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB), Sümer Holding AŞ Çukurambar taşınmazlarını ihale sonucunda 91 milyon 100 bin liraya Nuhoğlu İnşaat Sanayii ve Ticaret AŞ, Dalgıçlar Yapı Endüstrisi Turizm Sanayii Ticaret Limited Şirketi, Lin Proje Turizm Yapı Danışmanlık AŞ ortak girişim grubuna şartname çerçevesinde satılmasına karar verdi.

Resmi Gazete'de yayımlanan tebliğe göre, ÖİB, ilgili kanun çerçevesinde Sümer Holding AŞ'ye ait Ankara ili, Çankaya ilçesi, Çukurambar Mahallesi, 16124 ada, 2, 3 ve 4 parseller ile 16125 ada, 2 ve 3 parsellerde bulunan taşınmazlar ve üzerindeki taşınmazların 91 milyon 100 bin liraya Nuhoğlu İnşaat Sanayii ve Ticaret AŞ - Dalgıçlar Yapı Endüstrisi Turizm Sanayii Ticaret Limited Şirketi - Lin Proje Turizm Yapı Danışmanlık AŞ ortak girişim grubuna şartname çerçevesinde satılması kararı aldı.

Ayrıca, Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK), TCDD Genel Müdürlüğü adına kayıtlı İstanbul ili, Maltepe ilçesi, Cumhuriyet Mahallesi 1305 ada, 1 numaralı parsel, 1306 ada, 23 numaralı parsel, 1277 ada, 1 numaralı parselin bin 209 metrekarelik kısmı olmak üzere toplam 6 bin 156 metrekare yüzölçümlü arsanın 17 milyon 500 bin lira bedelle en yüksek teklifi veren Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ'ye satılmasına karar verdi.

Söz konusu şirketlerin sözleşmeleri imzalamaktan imtina etmesi veya diğer yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde teminatı İdare lehine irat kaydedilecek, söz konusu gayrimenkul, en yakın diğer teklif sahiplerine satılacak. ■ Dünya, (26.12.2013)

 

27.12.2013

ÖZELLEŞTİRME: DANIŞTAY’DAN HÜKÜMETE ŞOK

Danıştay AKP'nin skandal özelleştirme kararının yürütmesini durdurdu

Danıştay 13’üncü Dairesi, Bakanlar Kurulu’nun Eti Alüminyum, Kuşadası ve Çeşme Limanları, SEKA ve TÜPRAŞ’ın hisselerinin satışına yönelik mahkeme kararlarını yok sayan ‘özelleştirme uygulamalarının yargı dışında bırakılması’ kararının yürütmesini durdurdu.

Bakanlar Kurulu, Özelleştirme İdaresi uygulamalarında yargı kararlarının yok sayılmasını içeren 11 Haziran 2012 tarihli kararında, ’Özelleştirme İdaresi’nce devir ve teslim işlemleri tamamlanmış olan özelleştirme işlemleri hakkında verilen yargı kararlarının uygulanmasında çıkan fiili imkânsızlık nedeniyle, Eti Alüminyum A.Ş.nin yüzde 100 hissesinin satış yöntemiyle özelleştirilmesi, Türkiye Denizcilik İşletmesinin Kuşadası ve Çeşme Limanları’nın işletme hakkı verilerek özelleştirilmesi, SEKA Balıkesir İşletmesi’nin varlık satışı yöntemiyle özelleştirilmesi ile Türkiye Petrol Rafineleri A.Ş.nin yüzde 14.76 hissesinin borsada satılmasını iptal eden yargı kararıyla ilgili olarak geriye ve ileriye yönelik her hangi bir işlem tesis edilmemesi’ kararı verdi. Kamuoyunda uzun süre yer alan Bakanlar Kurulu Kararı’nda ayrıca ’Özelleştirme İdaresi’nin bu yönde yapılmış iş ve işlemlerin devam ettirilerek sonuçlandırılması kararlaştırılmıştır’ denilip, mahkeme kararlarının uygulanmasının fiili güçlüğüne dikkat çekildi.

“Hukuk Devleti Ve Anayasaya Aykırı”
Bakanlar Kurulu’nun bu kararının hukuk devleti ilkelerine ve anayasaya aykırı olduğu öne süren avukat Nilgün Öğünçlü, yürütmenin durdurulması amacıyla Danıştay 13’üncü Dairesi’nde dava açtı. Bakanlar Kurulu’nun kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilen bazı özelleştirme işlemlerinin meşrulaştırılması yoluna gidildiğini savunan Öğünçlü, “Fiili imkansızlık gerekçesi ile hukuka aykırı, yolsuz idare işleminin korunması hukuka güveni sarsar” dedi.

Öğünçlü dava dilekçesinde “Fiili imkansızlık doğru olmayan, dayanaksız, eğreti bir gerekçedir. Örneğin TÜPRAŞ’ın hisselerinin özelleştirilmesine dair işlemin geri alınması konusunda hiçbir engel, fiili imkansızlık yoktur. Yine Kuşadası Limanı özelleştirmesinde geri dönüş çok kolaydır. Borçlar Hukuku çerçevesinde sözleşme gereğince yapılanlar iade edilecektir. Somut durumda liman işletmecisi devir tarihinden sonra hukuka aykırı yapılar yapmış, bunlarla ilgili yıkım kararı verilmiştir. Hukuka aykırı imalatları nedeni ile hak iddiasında bulunması mümkün değildir. Aynı şekilde Bakanlar Kurulu’nda belirtilen diğer özelleştirmelerinde iadesi için kurallar devir teslim sözleşmelerinde vardır’ dedi.

“Hukuk Devletinde Sınırsız Yetki Olmaz”
Avukat Nilgün Öğünçlü, Başbakanlık avukatlarının dava dosyasındaki itirazlarına yönelik yaptığı ikinci başvuruda ise, şu ifadelere yer verdi: “Kamu kurumlarının denetimden uzak olmaları, sınırsız yetki kullanmaları anlamına gelir. Bu durumdaki yönetim şeklinin adı ’hukuk devleti’ olamaz. Kamu idarelerinde yürütme görevini yerine getirenlerin denetimi sevmeleri, yürütme yetkisini her türlü denetimden uzak ve özgürce kullanmak istemeleri doğal ve beklenen bir durumdur. Ancak hukuk devletinde böyle denetimsiz bir yetki kullanımından söz edilemez. Uygulamada aksayan ve eleştirilen yönleri olsa da ülkemizde de hukuk devletini sağlamak üzere kurallar kabul edilmiştir. Anayasamızın 125 ve 138’inci maddeleri yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uymak zorunda oldukları kuralı yer almaktadır.”

Öğünçlü’nün başvurusunu inceleyen Danıştay 13’üncü Dairesi, geçen 25 Ekim’de oybirliğiyle aldığı kararda, Bakanlar Kurulu kararında hukuka uygunluk bulunmadığına dikkati çekip, ’2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanununun 27’nci maddesinde öngörülen şartlar gerçekleştiğinden dava konusu Bakanlar Kurulu kararının yürütülmesinin durdurulmasına oy birliği ile karar verildi’ denilerek Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz yolunu açık bıraktı.

İşte O Özelleştirmeler

Danıştay tarafından iptal edilen düzenlemenin kapsadığı özelleştirmelerle ilgili süreçler şöyle:

1) Tüpraş: ÖİB, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kamuya açıklanmayan bir kararını dayanak alarak Tüpraş’ın yüzde 14.76’sını, kurumun tamamının özelleş- tirmeye çıkılmasından 6 ay önce, başka hiçbir aracı kuruluşa haber vermeden Global Menkul Değerler aracılığıyla, yaklaşık 1 yıl önce vefat eden İsrailli işadamı Sami Ofer’e ait 6 fona, o günkü borsa değerinin yüzde 8 altında fiyata sattı. Danıştay 2005’te yapılan işlemi iptal etti ve hisselerin geri alınmasını istedi. 6 ay sonra Tüpraş’ın kalanı özelleştirildiği fiyat üzerinden yapılan hesaplamada kamunun 750 milyon $ zarar ettiği hesaplandı.

2) Seydişehir Eti Alüminyum: Mehmet Cengiz’e Haziran 2005’te peşin 290 milyon dolara verildi. Cengiz’e, Eti Alüminyum ile beraber Oymapınar santralının da verildiği ve bu santral için bir bedel alınmadığı ortaya çıkınca Danıştay, satışı 2007’de iptal etti. Enerji Bakanı Taner Yıldız, iade edilmeyen Eti Alüminyum’da, Oyma- pınar üzerinden kamunun 268 milyon TL zarar ettiğini açıklamıştı.

3) Seka Balıkesir: ÖİB, 51.2 milyon dolarlık değeri olan SEKA Balıkesir Kağıt Fabrikası’nı 1.1 milyon dolara Yeni Şafak gazetesinin sahibi Albayrak ailesine verdi. Bursa 2. İdare Mahkemesi satışı iptal etti, Danıştay da kararı ‘yerindedir’ diyerek onadı.

4) Kuşadası Limanı: 2003’te yapılan ihalede İhale Komisyonu, birinci olan şirket ödeme yapamazsa ihalenin iptal edilmesine karar verdi. Ancak ihale onanmadı ve ÖYK, kararı değiştirerek ikinci sırada olan Sami Ofer-Mehmet Kutman ortaklığını sıralamaya soktu. Limaş ödemeyi yapmayınca, liman Ofer-Kutman’a kaldı. Danıştay ihaleyi iptal etti. ■ Sözcü, (27.12.2013)

BORSA: DOLAR VE EURO REKOR TAZELEDİ

Borsa, Temmuz 2012'den bu yana en düşük seviyeye gerilerken, euro ve dolar rekor kırdı

Haftanın son işlem gününe 2,1180 liradan başlayan dolar, açılıştan sonra 2,1765 lira ile euro ise 3,0155 ile rekor tazeledi.

Dolar ve Euro’da başdöndürücü yükselişle birlikte döviz sepeti de 2.5912 TL ile rekor kırdı.

Bir bankanın döviz masası müdürü, “Likidite çok kötü, tüm işlemler döviz alım tarafında” dedi ve şöyle devam etti: “Siyasi belirsizlik ve Merkez Bankası’nın agresif olmayan tutumu kurdaki yükselişteki ana neden. TCMB’nin kurda kontrolü kaybettiğini kesinlikle düşünmüyorum ama ya kuru gözden çıkarıyorlar ya da daha agresif olmamalılar.”

Merkez Bankasın daha önce 30 Aralık için açıkladığı 450 milyon dolar olan döviz satım ihalesindeki en düşük tutarı 600 milyon dolara revize etti. Bankacılar bu revizyonun endişeleri gidermeye yetmeyeceğini kurdaki yükselişte rol oynadığını da söylediler.

BORSA ÇAKILDI

Geçen hafta başlatılan yolsuzluk operasyonun ardından hafta başından bu yana yüzde 7 gerileyen Borsa İstanbul endeksi, siyasi gelişmelere bağlı olarak düşmeye devam ediyor. BIST 100 endeksi ikinci seansa yüzde 5′e varan düşüşle başladı. İşlemler 61 bin 232 puana kadar geriledi.

Gedik Yatırım Yurtiçi Satış Müdürü Eral Karayazıcı, “Siyasi çalkantının haber akışını öngörmek mümkün değil. Borsa düşüşle birlikte fiyatların iskontolu olduğu bir sürece girdik. Ancak denge bulamıyor” dedi.

Karayazıcı, siyasi gelişmeler nedeniyle endeksin yılın dip seviyesini görebileceğini belirterek, “İkinci dibe uygun bir resim var” dedi.

GÖSTERGE TAHVİL FAİZİ ÇİFT HANEDE
Faiz tarafında ise hem ABD 10 yıl vadeli tahvil faizlerinin 6 Eylül’den beri ilk kez yüzde 3′ün üzerine çıkması hem de yurtiçinde yükselen döviz kurları nedeniyle oluşan enflasyonist endişelerle gösterge tahvilin bileşik faizinin yüzde 10,36′ya kadar yükseldiği görülüyor. ■ Sözcü, (27.12.2013)

YABANCI SERMAYE: ÜLKER’DEN BİR SATIN ALMA DAHA

Yıldız Holding ABD'li şeker devi DeMet's Candy'yi satın alıyor

Ülker bir girişim sermayesi şirketi olan Brynwood Partners şirketine ait DeMet’s Candy için 221 milyon dolar ödeyecek.

Yıldız Holding ABD’li şeker devi DeMet’s Candy’yi satın almak için girişim sermayesi şirketi Brynwood Partners şirketi ile el sıkıştı. Satın alma 221 milyon dolara gerçekleşti.

DeMet’s Candy ABD’de çok popüler olan çikolatalı kraker ürünü Flips ve yine çikolatalı atıştırmalık ürün Turtles’ı üretiyor.

ABD’li Wall Street Journal gazetesinin haberine göre Brynwood şirketi DeMet’s Candy için yaptığı yatırımın 4 katını bu satın alma ile elde etmiş olacak.

Brynwood şirketi Turtles markası için New York’ta tesis açmış, Kanada’daki tesisi kapatıp Flipz markası için Pennsylvania’da fabrika kurmuştu.

Brynwood DeMet’s markalarını Nestle’den ayrı ayrı satın almıştı. Önce Flipz markasını 2004′te satın alan Brynwood, 2007′de de Turtles’ı Kanada’daki tesisi ile birlikte almıştı.

2008′De Godıva’yı Almıştı

Yıldız Holding 2008′de Campbell Soup’tan Godiva’yı 850 milyon dolara bünyesine katmıştı. Yıldız Holding son yıllarda Türkiye’de de satın almalarla dikkat çekmişti. Yıldız Holding Şok, Diasa, Aytaç Et, Adapazarı Şeker gibi şirketleri satın almıştı. ■ Sözcü, (27.12.2013)

28.12.2013 

ÖZELLEŞTİRME: 'YAPILAN BÜTÜN ÖZELLEŞTİRMELER İNCELENMELİ'

Yatağan'da özelleştirmeye karşı mücadele yürüten Tes-İş ve Maden İşçileri, 14 termik santralin satışıyla ilgili yolsuzluk iddialarına dikkat çekti

Tes-İş Sendikası Yatağan Şube Başkanı Fatih Erçelik ve Türkiye Maden İşçileri Sendikası Yatağan ve Havalisi Şube Başkanı Süleyman Girgin ortak basın açıklaması yaptı.
Son dönemde gündeme damga vuran yolsuzluk söylentilerinin kendilerini haklı çıkardığının belirtildiği açıklamada “14 termik santraldeki yolsuzluklarla ilgili iddialar derhal açıklanmalı, soruşturulmalı, gerçekler ortaya serilmelidir. AKP döneminde yapılan tüm özelleştirme ihaleleri incelemeye alınmalıdır" ifadelerine yer verildi.

'İddialarımız Kanıtlanıyor'
Bir savcının dosyadan el çektirilmesine neden olan ve gerçekleşmeyen “2. dalga”daki iddialara da değinilen açıklamada, "Ülkemizin en önemli sanayi ürünlerinden elektrik enerjisi üreten santrallerimizin birilerine peşkeş çekilmeye çalışıldığı yönündeki iddialarımız, gün be gün ortaya çıkan gerçeklerle, kanıtlanıyor" denildi.
Açıklamada, son olarak Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerinin, yanında maden ocakları hediye edilecek biçimde 24 Ocak ve 10 Şubat’ta özelleştirileceği, bunun için hazirandan bu yana mücadele yürütüldüğü hatırlatıldı.
Açıklamada şöyle denildi: "Ülkemizin en kârlı termik santralleri, yine ülkemizin en kârlı maden ocaklarımız, araç-gereçleri, binaları vb. ile birlikte birilerine peşkeş çekiliyor. Bu koşullarda, 24 Ocak ve 10 Şubat 2014 tarihlerinde  yapılacak olan ihaleler, kesinlikle iptal edilmelidir."
İki sendikanın şube başkanları açıklamanın ardından kamuoyuna yarın Milas'ta yapılacak mitinge katılmaya davet etti. ■ Birgün, (28.12.2013)

YABANCIYA TOPRAK: 200 MİLYON HEKTAR ALAN KİRALANMIŞ DURUMDA

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, 200 milyon hektar alanın üzerinde şu anda çok uluslu şirketler veya bazı ülkeler tarafından kiralanmış veya satın alınmış durumda olduğunu söyledi

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, dünyada birçok şirket ve ülkenin, kendi ülkelerinin arazileriyle yetinmediğini, farklı yerlerden arazi kiralayarak veya satın alarak üretim yaptığını belirterek, "200 milyon hektar alanın üzerinde şu anda çok uluslu şirketler veya bazı ülkeler tarafından kiralanmış veya satın alınmış durumda. Ne yazık ki arazilerin kiralandığı ülkelerden önemli bir kısmı dünyada gıda güvenliğinin en yüksek düzeyde tehlikeli olduğu ülkelerdir" dedi. ■ Dünya, (28.12.2013)

TARIM’DA ÇOK CİDDİ SORUNLAR VAR

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı, tarımda çok ciddi sorunlar olduğuna işaret ederek, sorunların önemlilerini ‘nüfus artış hızının gerisinde kalan üretim artışı, fakirleşen ve kente göç eden çiftçiler, artan dışa bağımlılık’ olarak sıraladı

Tariş Zeytin ve Zeytinyağı Birliği Başkanı Cahit Çetin, yaptığı açıklamada, Türkiye’de kooperatifçiliğin hala yeterince gelişemediğini belirterek, “Kooperatifler sürdürülebilir bir tarımsal büyümenin yanı sıra verim artışı için zorunlu olan dönüşüm ve yeniden yapılanmanın da anahtarıdır” dedi. Tarım sektöründe çok ciddi sorunlar olduğunu belirten Çetin şöyle devam etti: “Nüfus artış hızının gerisinde kalan üretim artışı, fakirleşen ve kente göç eden çiftçiler, üretim planlamasının yapılamaması, artan dışa bağımlılık sektördeki sorunların başında geliyor. Sorunların en önemli kaynağı tarım politikalarında istikrarsızlık ve etkin bir kooperatifçilik sisteminin geliştirilememesidir. Dünya geneline bakıldığında gelişmiş tarım yapısına sahip ülkelerin aynı zamanda gelişmiş bir örgütlenme ve kooperatif yapısına sahip oldukları görülüyor.” 

AB tarımında ‘kooperatif mührü’

Bugün AB tarımının ortalama yüzde 70’inin kooperatiflerce yapıldığını, AB tarım politikalarını ve stratejilerini yine bu kooperatiflerle yönlendirdiğini belirten Çetin, “Dünyada tarımda üstünlük savaşları yaşanırken, Türkiye örgütlü kooperatifleriyle mevzii tutmalıdır. Oysa ‘tarım satış kooperatifleri birlikleri misyonunu tamamladı’ diyenler de var, küreselleşmenin hız kazandığı günümüzde ekonomik anlamda etkinliği az, gelir seviyesi düşük bireylerin ekonomik faaliyetlerde daha etkin olmasını, gelirin tabana yayılmasını sağlamak ancak kooperatifçilik sayesinde mümkündür” diye konuştu. 

Tarımın ülkelerin gücünü artırmadaki en etkili alanlardan biri olduğunu, ideolojik ve stratejik bir alan haline gelen tarımda güçlenmenin bir yolunun da kooperatifçilikten geçtiğini açıklayan Çetin, “Amerika ve Almanya’da her 4 kişiden 1’i, Japonya’da ise çiftçilerin yüzde 91’i kooperatif üyesi ve tarımsal üretimin 90 milyar dolarlık kısmını kontrol ediyorlar” diye konuştu. Dünyanın en büyük 300 kooperatifinin 1.6 trilyon dolar gelir sağladığını ve kooperatiflerin istihdamın da önemli bir yapı taşı haline geldiğini anlatan Çetin, “Kooperatifler dünya genelinde 100 milyon kişinin ekmek kapısı. Yoksullukla mücadelede önemli bir güç haline gelen kooperatifler krizlerden korunmanın da çözümüdür” dedi. ■ ERSAN İLTER, Yeni Mesaj, (28.12.2013)

 

 

 

29.12.2013 

DOLAR VE EURO REKOR TAZELEDİ

Borsa, Temmuz 2012'den bu yana en düşük seviyeye gerilerken, euro ve dolar rekor kırdı

Haftanın son işlem gününe 2,1180 liradan başlayan dolar, açılıştan sonra 2,1765 lira ile euro ise 3,0155 ile rekor tazeledi.

Dolar ve Euro’da başdöndürücü yükselişle birlikte döviz sepeti de 2.5912 TL ile rekor kırdı.

Bir bankanın döviz masası müdürü, “Likidite çok kötü, tüm işlemler döviz alım tarafında” dedi ve şöyle devam etti: “Siyasi belirsizlik ve Merkez Bankası’nın agresif olmayan tutumu kurdaki yükselişteki ana neden. TCMB’nin kurda kontrolü kaybettiğini kesinlikle düşünmüyorum ama ya kuru gözden çıkarıyorlar ya da daha agresif olmamalılar.”

Merkez Bankasın daha önce 30 Aralık için açıkladığı 450 milyon dolar olan döviz satım ihalesindeki en düşük tutarı 600 milyon dolara revize etti. Bankacılar bu revizyonun endişeleri gidermeye yetmeyeceğini kurdaki yükselişte rol oynadığını da söylediler.

GÖSTERGE TAHVİL FAİZİ ÇİFT HANEDE

Faiz tarafında ise hem ABD 10 yıl vadeli tahvil faizlerinin 6 Eylül’den beri ilk kez yüzde 3′ün üzerine çıkması hem de yurtiçinde yükselen döviz kurları nedeniyle oluşan enflasyonist endişelerle gösterge tahvilin bileşik faizinin yüzde 10,36′ya kadar yükseldiği görülüyor. ■ Sözcü, (29.12.2013)

BÖLÜCÜLÜK, BOP, PETROL: KÜRDİSTAN’IN PARASI ABD’YE

Türkiye üzerinden dünya pazarına sunulacak Kürdistan petrolünün parası ABD’li JP Morgan’da açılan hesaba yatırılacak

Türkiye üzerinden dünya pazarına sevk edilecek Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) petrol paralarının, Irak Kalkındırma Fonu (Development Fund Of Irak-DFI) adına Birleşmiş Milletler tarafından 2003 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) açılan hesaba yatırılacağı bildirildi. Söz konusu hesap numarası, ABD finans devleri arasında yer alan JP Morgan Bankası’nda bulunuyor.

Hafta içinde IKBY Başbakanı Neçirvan Barzani ile Irak Başbakanı Nuri el-Maliki’nin Bağdat’ta yaptığı görüşmede petrol sevkiyatı konusunda anlaşma sağlandı. Ancak Bağdat hükümetinin üzerinde durduğu en hassas nokta ise petrol gelirlerinin hangi bankaya yatırılacağı oldu. Daha önce Barzani’nin Ankara’da gerçekleştirdiği ziyaretlerde gündeme getirildiği belirtilen petrol gelirlerinin Halk Bankası yerine Amerika’daki bir bankaya yatırılması noktasında uzlaşmaya varıldı. Buna göre, IKBY petrol gelirleri, 2003 yılında Birleşmiş Milletler tarafından ABD’nin New York kentindeki JP Morgan Bankası’nda açılan Irak Kalkındırma Fonu hesabına yatırılacak.

Maliki’nin petrol ve enerjiden sorumlu yardımcısı Hüseyin Şehristani’nin ofisinden yapılan yazılı açıklamada, IKBY ile merkezi hükümetin enerji akışının Ulusal Petrol Pazarlama Şirketi (SOMO) aracılığıyla yapılması konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi. Heyetlerin, petrolden elde edilecek gelirin Irak Kalkındırma Fonu’na aktarılması ve Irak’ın bütçesinden dağıtılması hususunda mutabık kaldığı kaydedildi.

Halkbank yerine Ziraat de olabilirdi

BÖLGESEL Kürt Yönetimi’nin petrol paralarını JP Morgan’a yatırması Türkiye’de son günlerde yaşanan Halk Bankası skandalını akıllara getirildi. Medyanın bir bölümünde, Kürdistan petrolünün parasının Halkbank’a yatırılmaması için bu operasyonların yapıldığına değinilirken, bankacılardan ise farklı görüşler geliyor. Bir bankacı, konunun finansal değil politik bir tercih olduğunu belirtirken, “Halk Bankası’na yapılan operasyonun Kuzey Irak’tan gelen petrol parasının Türkiye’ye yatırılmasını engellediğine ilişkin görüşün teknik açıdan bir geçerliliği yok. Çünkü o paralar Halkbank olmasa da başka bir kamu bankasına da yatırılabilir. Örneğin Ziraat ya da Vakıfbank gibi. Hatta Ziraat Bankası’na yatırılması, banka daha büyük olduğu için daha cazip bir seçenek olarak sunulabilir” diye konuştu. ■ Taraf, (29.12.2013)

 

30.12.2013 

BIR KERE DAHA ALTIN YAZISI!

Altın, 2001 yılından bu yana yani on yıldır her yılın sonunda portföyünde altın bulunduran her kişiyi çok mutlu etti. Çünkü her yıl sonunda altının değeri yükseldi. Altın bu yukarı yolculuğuna 2001 yılında 270 dolar ons başına gibi bir fiyattan başlamıştı. 1950 dolar ons başına gibi bir değere vardıktan sonra trend tersine döndü, 2012 yılı sonunda 1670 dolara indi ve şimdi 2013 yılı sonunda da 1200 dolar civarında dalgalanıyor. Yıl sonuna birkaç gün kaldı ve altın uzun zamandır ilk defa tüm bir yıl içinde değer kaybetmiş olarak yılı kapatacak.
Altın neden değer kaybediyor? Enflasyon her yerde düşük. Global ekonomi krizden çıkacak gibi duruyor. Hisse senedi borsaları birçok yerde yükselmiş durumda. ABD’nin likidite fazlasını başarı ile eritmeye başlayacağını düşünenler de çoğunlukta. Dolar ve euro da değer kazanmakta.

Yukarı gitme olasılığı çok düşük

Piyasada altın fiyatı tahmini yapanlar da 2014 yılında altın fiyatının yukarı gitmesi olasılığını oldukça düşük görüyorlar. Şu anda 1200 dolar civarında dalgalanan altının minimum 950 dolar ons başına değerine inebileceği veya olsa olsa 1400 dolara gitmesi şeklinde görüşler de var. Ama altın iyimseri sayısı fazla değil.
Aslında piyasayı yakından takip edenler altın fiyatının düşüşünün Batı ülkelerindeki borsalarda ETF denen altın fonlarından satışların artması sonucu gerçekleştiğini söylüyorlar. Bloomberg verileri en büyük 14 fonun altın fiyatlarının 2013 yılında üçte bir aşağıya indiğini vurgulamaktalar. SPDR Gold Trust adlı en büyük ETF’in varlıkları da 819 ton kadar azalmış durumda.
Üstelik 2014 yılında doların daha da değerlenmesinin altının yukarıya doğru tırmanmasına pek fırsat vermeyeceği görüşü profesyonellerde hakim.
Altının düşüşünde önemli bir faktör de Doğu’daki ülkelerde önemli payı olan fiziki altın ve mücevher satışlarındaki değişim. Fiziki altın piyasasında en önemli unsur olan Hindistan talebi de Hindistan Hükümeti’nin altın ithalatını sınırlamak için vergi koymuş olması sonucu düşmüş bulunuyor.

Altın talebinin arttığı tek ülke

Dünyada altın talebinin arttığı bir tek ülke var, o da Çin. 2013 yılının ilk dokuz ayında eldeki istatistiklere göre Çin’in altın ve altın mücevher talebi 2012 yılından daha fazla artmış. Çin’in bu yıl 1000 tondan fazla altın ithal etmesi bekleniyor. Ama altının çoğunun vatandaşlar tarafından mı yoksa döviz rezervlerinde kompozisyon değiştirme çabası içindeki hükümet tarafından mı alındığı pek bilinmiyor.
Bu durumda altının değerinin 2014 yılında önemli şekilde yukarı gidebilmesi ancak, ABD ekonomisinin gidişatının önemli boyutta tersine dönmesi veya hisse senedi piyasalarında dramatik boyutta bir düşüş gerçekleşmesi veya enflasyonda aşırı bir yükselme olması gibi dramatik gelişmeler ortamında olabilir. Böyle bir değişimin olasılığı da çok küçük görülüyor. ■ Deniz Gökçe, Akşam (30.12.2013)

 

Ve yılın son günündeyiz

31.12.2013  

YOLSUZLUK:  HEPSİNİ BAŞBAKAN YAPTI!

AKP'ye sert eleştirilerinin ardından istifasını açıklayan eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, İstanbul'daki bütün yüksek yapıların Başbakan Erdoğan'ın onayıyla yapıldığını söyledi.

Hükümete sert eleştiriler yönelterek AKP'den istifa eden eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için, "İstanbul Belediye Başkanlığı'nı hiç bırakmadı, bütün yüksek yapılar onun onayıyla yapıldı" dedi.

Taraf gazetesinden Hayko Bağdat'a konuşan Ertuğrul Günay'ın açıklamaları şöyle:

Başbakan'ın birtakım inşaatların savunuculuğunu yaptığını söylüyorsunuz.

- Sayın Başbakan İstanbul Belediye Başkanlığı'nı hiçbir zaman bırakmadı. Özellikle Türkiye çapında da bütün bu büyük imar projelerini yakından takip ediyor. İstanbul'daki yüksek yapılaşmalar ancak onun onayıyla yapılabiliyor. Ne yazık ki onun onayı bakanlıkların yetkilerini önemli ölçüde kısıtlıyor. Şehircilik Bakanı'nın yaptığı açıklamada Sayın Başbakan'ın bütün bu büyük ve sıkıntılı projeleri yakından yönettiği ifadesi var.

İnşaatlardan haksız kazanç elde edildiği iddiaları var. Bu rant nasıl oluşuyor?

- Siz bir bölgede emsali artırmaya başlayıp silueti, yeşil alanı, tarihî çevreyi gözetmeden imar planı yapmaya başlarsanız ve projelerde bir emsal alması gereken yere iki üç emsal vermeye başlarsanız inanılmaz bir haksız kazanç üretiliyor. Tabii o haksız kazanç üretilirken de birtakım mekanizmalara birtakım çıkarlar dağıtılıyor. Son zamanlarda bir söylem var. "Devletin kesesinden bir kuruş çıkmışsa bunun hesabını sorarız." Başka biçimde çıkıyor devletin kesesinden.

Nasıl çıkıyor?

- Yani siz adama haksız kazanç sağlıyorsunuz o da haksız kazancın içinden bir miktarını size veriyor. Doğrudan kasadan pay çalmıyor ama kamunun olması gereken bir zenginlik başkalarına paylaştırılıyor. Yolsuzluk savunması da çok sofistike bir dille yapılıyor. Rüşvette zaten kasadan para çalınmaz. Rüşvette bir menfaat sağlarsınız ya da bir hakkı elde etmesine yardımcı olursunuz veya önlersiniz, bunun karşılığında bedel verirsiniz. Bu da yasalara göre suçtur.

Uzun süre bakandınız. Siz hiç böyle bir olaya şahit oldunuz mu?

- Ben bir hukukçuyum, elimde belge bilgi olmadan şu şöyle yaptı, bu böyle yaptı demeyi kendime karşı da, başka insanlara karşı da saygısızlık sayarım. Ama özellikle İstanbul'da gerçekten çok yüksek ve çok yoğun yapılaşma olduğu çok açık gözüküyor. İstanbul bir Dubai, bir Manhattan değil ki.

İstanbul bize bir emanet. İstanbul biz yokken de vardı, biz gittiğimizde de var olacak. Böyle bir şehirde bizim bu silueti bozmaya hakkımız yoktur. Dışarıdan bakınca haksız kazançlar olmuş gibi gözüküyor. Ama ben somut olarak bir kişiyi, bir kurumu elimde bilgi belge olmadan suçlayamam. ■ Cumhuriyet, (31.12.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura