Diğerleri > Sis Çanı
05-06-2014
NELER OLDU 25-30 NİSAN 2014 (yabancı sermaye, faiz, iç bedhahlar, yolsuzluk, altın, UÖŞ, emperyalizm, değiştirme hastalığı, tarım, özelleştirme, RTE, ahlak bölücülük)

Cihan Dura

5.6.2014


25.4.2013 

YABANCI SERMAYE, BANKACILIK: TÜRKİYE`YE İKİ BANKA GELİYOR

Batılı ülkelerin yaptırımları gevşettiği İran, rotayı Türkiye'ye çevirdi.

ABD ve BM Güvenlik Konseyi'nin İran'ın nükleer enerji alanındaki anlaşmazlıklarıyla ilgili yaptırımları gevşetmesi Türkiye'ye yarayacak. Batılı ülkelerle uzlaşan İran, finans sektöründeki en önemli açılımını Türkiye'yle yapmak için kolları sıvadı. Daha önce birkaç kez Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun kapısını çalan iki büyük İran bankası olumlu gelişmeler üzerine Türkiye'de faaliyet gösterme talebini yineledi. Bank Pasargad ve Bank Tejarat'ın harekete geçmesinde 1982'den beri Türkiye'de olan ama yaptırımlar nedeniyle 2012'de küçülen Bank Mellat'ın genişleme talebine onay çıkması da etkili oldu. İki bankanın talebini Dışişleri Bakanlığı'na ilettiği öğrenildi.
Sabah'dan Hazal Ateş'in haberine göre, konu Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz'ın İran ziyaretinde de gündeme geldi. İran finans çevreleri, Türkiye'de aktif bankacılık yapmak istediklerini bildirdi. Türk bankalarında hesap açtırmada sıkıntı yaşanmaması konusunda da yardım istedikleri öğrenildi. İran'ın Türkiye'de aktif bankacılık yapmak istediğini belirten Merkez Bankası yetkilileri de Bizden bankacılık işlemleri konusunda yaşanan sıkıntıların aşılmasını talep ediyorlar dedi. Yetkililer, İranlılar'ın petrolden elde ettikleri geliri hem Türkiye'de değerlendirmek hem de sayıları hızla artan şirketlerine finansman sağlamak istediklerine dikkat çekti. ■ http://www.bigpara.com/index.html, (25.4.2014)

 

MERKEZ BANKASI'NDAN FAİZ KARARI

Merkez Bankası politika faizi ve faiz koridorunu değiştirmedi.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını yüzde 10'da, marjinal fonlama oranını yüzde 12'de, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranını yüzde 11,5'te ve borçlanma faiz oranını yüzde 8'de sabit tuttu.

Para Politikası Kurulu (Kurul), Merkez Bankası bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası ve Borsa İstanbul Repo–Ters Repo Pazarlarında uygulanmakta olan faiz oranları ile bir hafta vadeli repo ihale faiz oranlarını belirledi. Açıklamada, "Gecelik faiz oranları: Marjinal fonlama oranı yüzde 12, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı yüzde 11,5, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 8 düzeyinde sabit tutulmuştur.Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 10 düzeyinde sabit tutulmuştur" denildi. ■ Cumhuriyet, (25.4.2014)

İÇ BEDHAHLAR: CIA’NIN ŞANTAJ KASETLERİ İŞE YARADI!

Tayyip Erdoğan’ın Türkiye adına 1915 tehcirinde, yani Ermenilerin Anadolu’dan Suriye’ye göç ettirilmesi sırasında ölenlerin torunlarına taziye mesejı göndermesi, Ahmet Davutoğlu’nun açıkladığı gibi “bir sürecin parçası” dır! Sürecin ne olduğunu ise Ömer Çelik açıklamış ve göç eden Ermeni, Yahudi ve Rumların torunlarını Türkiye’ye yerleşmeye davet etmişti. Nitekim, Dışişleri yetkilileri de vatandaşlığını kaybetmiş ya da vatandaşlıktan çıkarılmış Ermenilerin alt kuşaklarına, istemeleri halinde TC vatandaşlığı hakkı tanınmasına sıcak bakıldığını, konu üzerinde ön çalışmanın yapıldığını bildirdi.
Konu o kadar ciddi ki Azerbaycan Türkleri ve Dostları Dernekler Federasyonu Başkanı İsa Ambarcı, “Türkiye’nin 2015 yılında jest olarak 200 bin Ermeni’yi Türkiye’ye kabul edeceği, Iğdır, Van ve Batman’a yerleştirileceği” yönünde iddialar olduğunu açıkladı.
Bu arada Erzurum, Kars, Ağrı, Bayburt, Gümüşhane, Van, Muş, Bitlis Ermenileri’nin de sırada olduğunu belirtenler var!
Ramazan Bayraktar, “Kürt hazım haplarının, yapılan deneme ve uygulamalar sonucunda, hiçbir yan etkisinin görülmemesi üzerine, Nisan 2014 itibarıyla, siyaset doktorlarınca piyasaya sürülen yeni Ermeni hazım şuruplarının da başta Erzurum ve Bayburt halkı olmak üzere tüm ulusumuza hayırlı uğurlu olmasını dilerim” diye yazıyor.

***

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Jen Psaki, Erdoğan’ın taziyesini tarihi ve olumlu bir adım olarak gördüklerini belirterek “Bunun, gerçeklerin tam, dürüst ve adil şekilde kabul edilebileceğine yönelik olumlu bir işaret olduğuna inanıyoruz” dedi. AB’den de benzer açıklamalar yapıldı!
Erdoğan’ın mesajında kullandığı, “Anadolu insanları ve Halkları” ifadesini değerlendiren Devlet Bahçeli, “Türk milletini, İmralı canisinin çürümüş üslubundan ilham alarak yok saymıştır. Sırf Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, değişik çıkar ve güç lobilerinin desteğini alabilmek için sözde Ermeni soykırım uydurmasını tanıma ve özür dileme sınırına gelmiştir” dedi.
CHP’den Osman Korütürk, “geç kalmış bir açıklama” diyerek Tayyip Erdoğan’a destek verdi. Parti Sözcüsü Haluk Koç ise “Erdoğan, dünyada son iki yıl içinde itibarını gittikçe yitiren konumdadır. Bu arenada iyi niyet mesajlarıyla itibar arama gayretine girmiş olabilir” dedi.

***

Benim tespitim ise şöyle: Bilindiği gibi AKP, meşruiyetini ABD ve AB’den arayıp iktidar olmuştur. Öyle ki partiyi kurduğunda, Tayyip Erdoğan, Genekurmay Başkanı ile görüşebilmek için ABD’yi devreye sokmuştur! AKP programının da ABD’den gönderildiğini belgesiyle ispatlamıştım. Şimdi ise yeni bir durum var! 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile köşeye sıkışan Tayyip Erdoğan, yüzde 45’lik seçim başarısının kendisini kurtaramayacağını biliyor. Bu sebeple bir defa daha, ABD ve AB’nin şefaatine sığınıyor!
ABD ve AB’nin dayatmalarının temelinde Sevr vardır. Sevr’in temeli ise Türkiye’den Ermenistan ve Kürdistan adlı iki devlet çıkarmayı öngören Wilson prensipleridir.
ABD ve AB’nin her vesileyle Kıbrıs, Ermeni soykırımı ve Kürtlere özerklik dayatmalarında bulunmasının sebebi budur!
Açılım sürecinin de KKTC’ye boyun eğdirmenin de taziye mesajının da mimarı CIA’dır.

***

Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde Ermenilerden Türkiye adına özür dilemesinin sebebi, kendisinin var olduğunu söylediği şantaj kasetlerinin açıklanması korkusudur. Kasetler, zannedildiği gibi cemaatin değil CIA’nın elindedir. CIA kasetlerinin ne olduğunu ise kendisi ve tercümanı Egemen Bağış biliyor! Bu kasetler ABD devlet yetkilileri ve CIA mensupları ile yapılan görüşmelerden oluşmaktadır! Anlaşılan CIA’nın kasetleri ABD adına işe yaramış ve Türkiye’yi yöneten kadroların önemli bir bölümü teslim alınmıştır! ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (25.4.2014)

 

26.4.2013 

LİYAKAT, YOLSUZLUK, TORPİL: KPSS TARİH OLUYORMUŞ!

BAŞLIĞA baktığınızda bir müjdeymiş edasında. Çünkü KPSS çok can yaktı. Unutturulmak istense de bas bas bağıracağım. Bu sınav garabeti bugüne kadar 39 öğretmenin canını aldı! Düşünsenize 39 can!
Kolay mı yetişiyor bu evlatlar?
Şimdi Başbakan Erdoğan talimat vermiş. Yapılan çalışma kapsamında, merkezi sınav sistemi yerine bakanlıklara kendi sınavlarını yapma hakkı verilecekmiş.
Gelsin torpil, gitsin torpil yani.
Müjde diye KPSS sınavlarında umut arayanlara sundukları şeyin özeti bu.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, son Bakanlar Kurulu toplantısında bakanlık çalışmaları ve Meclis'e sevk edilmek üzere hazırlanan yasa taslakları hakkında bilgi vermiş.
Sunumdaki en önemli konulardan birini KPSS ile ilgili yapılan hazırlık oluşturmuş.
Yandan basın da almış bunu bir müjde haberi olarak sayfalarına koymuş.
ÖSYM’nin eline yüzüne bulaştırdığı, işin içine torpilin girdiği sınav sisteminin kaldırılıyor olması bir müjde sayılabilir; fakat bakanlıkların kendi sınavlarını yapacak olmasına ne demeli?
Mesela devlette her hangi bir kadroda görev yapacak olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na kendini atıyor ardından da bir şekilde başka bir alana tayin oluyordu.
Bugün okullarda eğitim veren “Öğretmen”lerin büyük bir bölümünü başka bölüm mezunları oluşturuyor.
Tabii sıkıntı yalnızca öğretmenlikte değil.
İİBF, Arkeologlar yıllarca hep KPSS mağduru oldu.
Özetle bu bir müjde değil!
Olsa olsa yeni bir eziyetin başlangıcı…■ Kaan Özbek, Şok, (26.4.2014)

 

ALTIN `UKRAYNA`DAN DESTEK BULUYOR

Altın, Ukrayna'da artan tansiyon ve Çin'deki alımlarla, 10 haftanın en düşük seviyesinden yükseldi

Altın, Ukrayna'da artan tansiyonun güvenli liman alımlarını artırması ve dünyanın en büyük altın kullanıcısı Çin'de artan alımların etkisi ile, 10 haftanın en düşük seviyesinden yükseldi. Palladyum haftalık kazanca yöneldi.

Spot altın, dün ons başına 1,293.36 dolar seviyesinde seyrettikten sonra, Singapur saati ile 14:36'da 1,291.33 dolar seviyesindeydi. Metal bu hafta fazla değişmedi. Altın dün, 1,268.64 dolar ile 10 Şubat'tan bu yana en düşük seviyesini gördükten sonra yüzde 0.7 sıçradı.

Altın bu yıl, kısmen Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlığın talebi artırmasından dolayı, geçen yıl 30 yılı aşkın sürenin en hızlı yıllık kaybını yaşadıktan sonra, yüzde 7.5'lik bir ralli yaptı. Çin'de, Şanghay piyasası gösterge spot altın kontratının işlem hacmi dün iki ayın zirvesine yükseldi.

Çin'de Natixis Commodity Markets Ltd.'yi satın alan Guangzhou merkezli şirketin bir birimi olan GF Futures Co.'nun analisti Zhu Siquan, "Altın, Ukrayna ve Rusya'nın durumundan destek buluyor," dedi ve "Çinli alıcılar, fiyatların düşmesinin ardından piyasaya geri dönüyor görünüyor" şeklinde görüş bildirdi.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Rusya güvenlik kuvvetlerinin Ukrayna sınırında tatbikatlara başlaması ile birlikte, Rusya'nın Ukrayna'daki tansiyonun azaltılmasını amaçlayan anlaşmanın koşullarına uyması için zamanın iyice daraldığı uyarısında bulundu. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna'yı ayrılıkçı harekete karşı saldırgan tutumunu devam ettirmemesi konusunda uyardı.

Altın 2013 yılında, sünyanın en büyük ekonomisi ABD'deki toparlanmayla birlikte, Fed'in varlık alımlarını azaltacağı beklentisi ile yüzde 28 değer kaybetti ve 12 yıl ard arda süren boğa hareketini sonlandırdı. 29-30 Nisan'da toplanacak olan ABD merkez bankası, önceki üç toplantısının her birinde varlık alımlarını azaltma kararı aldı. Altın aylık bazda kayba yöneldi.

İstanbul Kapalıçarşı'da 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı ise 89,15 lira, Cumhuriyet altınının satış fiyatı ise 598,00 lira oldu. ■ Şok, (26.4.2014)

 

YOLSUZLUK, UÖŞ: BU DA 'İNSAN KAYNAKLARI RÜŞVETİ'!

Dev Amerikan banka ve şirketlerinin Çin'de devleti yönetenlerin çocuklarını rüşvetin bir parçası olarak üst pozisyonlarda istihdam etmesi giderek yayılıyor. Amerikan hükümeti bu konuda açtığı soruşturmayı derinleştirdi. Enerji sektöründen teknolojiye onlarca küresel şirketin soruşturma kapsamına girdiği konuşuluyor.

Amerikan hükümeti dev bankalara Çinli üst düzey devlet yetkililerine rüşvet verdikleri gerekçesiyle açtığı soruşturmayı derinleştiriyor.

Reuters'in dört kaynağa dayandırdığı habere göre dev bankalar ve şirketler Çinli devlet görevlilerine rüşvet vermelerinin yanı sıra bu görevlilerin çocuklarını bankalarda üst düzey pozisyona getirmeleri, ABD yetkililerinin harekete geçirdi.

Soruşturma sadece bankalar üzerinde de yoğunlaşmıyor. Enerji, telekomünikasyon ve tüketici ürünleri sektörlerinde küresel şirketlerin Çinli üst düzey resmi yetkililerin çocuklarını aynı şekilde yönetici pozisyonunda istihdam edildiği tespit edildi.

İsmi geçen şirketler arasında çip üreticisi Qualcomm da bulunuyor. Qualcomm Çinli yetkililere rüşvet vermek ve rüşvetin parçası olarak Çin'in kamu şirketlerinin yöneticilerinin çocuklarını "özel yöntemlerle" istihdam ederek avantaj sağlamakla suçlanıyor.

Soruşturmaya kaç şirketin dahil edildiği henüz açıklanmadı. Ancak onlarca küresel şirketin benzer uygulamalar yaptığı tahmin ediliyor.

JP MORGAN İLE ORTAYA ÇIKMIŞTI
Skandal geçen sene sonunda JP Morgan'ın Çin'in hükümet elitinin çocuklarını rüşvet amaçlı istihdam etmesi ile ortaya çıkmıştı. JP Morgan'ın banka içinde insan kaynakları departmanında bununla ilgili birim kurduğu bile ortaya çıkmıştı. Açılan soruşturma daha sonra 5 bankaya yayılmıştı. ■ Hürriyet, (26.4.2014)

BEDHAHLAR, RTE, EMPERYALİZM: ERMENİ TAZİYESİNİN PERDE ARKASI..

 “Tarihi açılım”, “2015’e ön hamle yaptı”, “Tabuları yıkan lider” vs... başlıklarıyla yutturulmaya çalışılan yeni sinsi tezgaha daha ayrıntılı bir şekilde bakalım. Başbakan Recep Erdoğan’ın Ermeni torunlarına sunduğu taziye mesajının ardındaki gerçekleri daha iyi tahlil edelim.

Bu meşhur fotoğrafı hatırladınız değil mi?..
Tarih; 29 Ekim 2004. Yer; Roma.. Türkiye, Cumhuriyet Bayramı’nı ve, Cumhuriyetin 81. yılını kutluyor. Başbakan Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Gül, “Avrupalı dostlarının” kuşatması altında Avrupa Birliği Anayasası’na imza atıyor.. Kimin gölgesi ve himayesinde?.. Fotoğrafa tekrar dikkatlice bakın; Müslümanların katledilmesi emrini veren Haçlı seferlerinin öncüsü Papa X. Innocenzio’nun heykeli altında.
Vee!.. Tarih 23 Nisan 2014; Başbakan Recep Erdoğan yine Milli bir bayramda Türk Devletinin kuruluş temellerinin ve Milli Egemenlik ilanının yapıldığı anlamlı günde, Türk kanı içen Ermenilerin torunlarına taziyelerini sunuyor, hem de devletin resmi internet sitesinden.
Bütün bu olup bitenler basit birer tesadüf mü?
Hayır!..
Sizleri yine biraz geri götüreceğim. AKP’nin ilk iktidar yılı 2002’ye..
Başbakan Abdullah Gül, Recep Erdoğan AKP Genel Başkanı, Ahmet Davutoğlu dış politikadan sorumlu Başbakan Baş Danışmanı.
Erdoğan’ı yasaktan kurtaracak, milletvekili ve Başbakan olma yolunu açacak sihirli formül çantada bekletiliyor. Ama bir şey lazım; Avrupa desteği... Onun da şartları var..
Okyanus ötesi ile yapılan anlaşmalar ile Recep Erdoğan geniş bir Avrupa turuna çıkıyor. Tek tek ziyaret edilen Avrupa liderlerine iki büyük tavizin sözü veriliyor; 1-Kıbrıs, 2-Ermeni meselesi... Her çıktığı kapıdan Erdoğan “okey” alıyor. Sonra bildiğiniz süreç... Rahmetli Rauf Denktaş’a yaşarken yapılan zulümler ve bugün Kıbrıs’ta gelinen nokta.. Bu arada Abdullah Gül Başbakan iken Ahmet Davutoğlu’nun gizli görüşmelerle hazırladığı Ermeni açılımı ve futbol topu bahanesi ile yürütülen ve uç veren faaliyetler.
Kurulan sinsi tezgahın sonucunda Abdullah Gül Başbakan Cumhurbaşkanı oldu. Recep Erdoğan milletvekili Başbakan.. Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı..
Muhteşem üçlü “Avrupalı dostlara” o günlerde Ermenilerden özür dileme sözü vermişti. Büyük İsrail projesinin büyük Ermenistan aşamasında en kritik adımlarından biri daha 23 Nisan’da 2014’te atıldı. Özür dilemeye 5 dakika var!..
Erdoğan’ın taziye metni, Ahmet Davutoğlu’nun Başbakan Baş Danışmanlığı döneminde hazırlanan taslak metin. Ama bugün muhteşem 3’lünün saflarında kayma var. Davutoğlu, Erdoğan’a daha yakın siyaset çizgisini tercih edip Abdullah ağbisinden uzaklaştı, Erdoğan sonrası Başbakanlığı garanti etti gibi.
Bu satırları daha iyi anlayabilmek için bir de 16 Nisan Çarşamba’ya, Gül ile Erdoğan arasındaki iplerin koptuğu geceye gidelim. Hatırlarsanız, 22 Nisan’daki ADSIZ’ta Abdullah Gül’ün Recep Erdoğan’a, “Etraflıca tekrar düşünün. Sizin aday olmanız halinde Türkiye’de çok büyük kaos ortamı yaşanabilir. Ülke sizin Cumhurbaşkanlığınıza şu anki şartlar çerçevesinde hazır değil” dediğini yazmıştım. Biraz daha ayrıntı(!) vereyim. O görüşmede, Gül, Erdoğan’a Cumhurbaşkanı olması için uluslararası desteğe de sahip olmadığını vurguladı. Haklıydı(!) Abdullah Gül. 30 Mart sonrasında Obama ve Avrupalı liderlerden kendisini tebrik eden olmamıştı.
Recep Erdoğan yakın çevresi ile istişare etti.Yurt dışında yaşayan Türklerden oy isteme bahanesi ile çıkacağı Avrupa turundan önce 2002’de verdiği sözlere nasıl sadık kalacağının işaret fişeğini 23 Nisan 2014’te attı.
Bu arada, yakında bir yerlerden “Çin füzelerinden vazgeçtik” haberlerini de duyarsanız sakın ha şaşırmayın!.. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, (26.4.2014)

 

27.4.2013

DEĞİŞTİRME HASTALIĞI: KPSS KALDIRILIYOR: HEDEF KADROLAŞMA

Kamu Personeli Seçme ve Yerleştirme Sınavı (KPSS) Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla kaldırılıyor. Artık her resmi kurum sınavını kendi yapacak. Memur sendikaları kararı ‘iktidarın kadrolaşma çabası’ olarak değerlendirdi

Hükümet kaynaklarından edinilen bilgilere göre, devlete memur alımında uygulanan merkezi sınav KPSS kaldırılıyor. Başbakan Erdoğan’ın talimatı üzerine çalışma başlatıldığını kaydeden hükümet kaynakları, yapılan yeni düzenleme ile her kurumun, her bakanlığın kendi ihtiyacına göre sınav açıp personel alımı yapacaklarını bildirdiler.

Sözlü sınavda yapılabilecek

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in bu konuda yaptığı çalışmada sona gelindiğini vurgulayan kaynaklar, çalışmada son düzeltmelerin yapılmasından sonra TBMM’ye sunulacağını söylediler.

Yapılan çalışmanın yasallaşması durumunda merkezi sınav kaldırılacak. Kamu kurumlarının ÖSYM tarafından yapılan tek bir sınav ile personel alması dönemi sona erecek. İsteyen kurumlar sözlü sınav da yapabilecek.

‘Niyet açık’

Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk AKP iktidarının iyice kontrolden çıktığını belirterek, “Öyle bir sistem getiriyor ki AKP’den onay almadan kimse memur yapılmayacak. Eksiklerine rağmen KPSS torpili belli ölçüde önleyen bir sistemdi. AKP bundan rahatsız oldu. Şimdi her kurum, her bakanlık kendi yapacakmış. Üstelik de sözlü sınav olacakmış. Niyet açık” dedi.

Memur olmak isteyenlerin AKP il-ilçe başkanından kart getirmek zorunda kalacağı bir sistem oluşturulmaya çalışıldığını vurgulayan Koncuk, gençlerin geleceğinin riske atıldığını bildirdi. Koncuk KPSS’nin kaldırılmasının engellenmesini istedi.

‘Hesapları başka’

Eğitim-Sen Genel Başkanı Ünsal Yıldız da yaptığı değerlendirmede, “Siyasal iktidarın birçok konuda kamuoyu tarafından varlığı problem olarak kabul edilen konulara el atışı başka problemleri doğurdu. Siyasal iktidarın niyeti problem çözmek değil. Daha çok kadrolaşma ve siyasallaşma” ifadelerini kullandı.

KPSS’nin de problem olduğunu, ancak iktidarın hesabının başka olduğunu kaydeden Yıldız, şunları söyledi: “Önümüzde 2 tane seçim süreci var. Siyasal iktidarda her zaman olduğu gibi bir adım atıyor ve problemi çözüyormuş izlenimi vermeye çalışıyor. Bu yapılacak olan sınavların kriterlerinin açıklanması gerekir. ÖSYM’nin düzenlediği her sınavda şaibe söz konusuyken her kurumun kendisinin yapacağı sınavların kriterleri ne olacaktır? AKP’nin bunu kendi kadrolaşmasının bir aracı haline getirmesi muhtemeldir.” ■ İlkay Akkaya, Aydınlık, (27.4.2014)

 

ÜLKELERİ GELENEKSEL TARIM KURTARACAK’

Küresel ısınma ve artan dünya nüfusu nedeniyle gıdanın daha önemli hale geldiğini vurgulayan Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk, “Tarım alanlarına sahip çıkan ülkeler geleceklerini de kurtarır” dedi.  

‘50 yılda 300 bin tür yok oldu’

Adana’da Çukurova Üniversitesi’nin ev sahipliğinde bu yıl 4’üncüsü gerçekleştirilen Geleneksel Gıdalar Sempozyumu’na katılan Prof. Dr. Gülçubuk, dünyada tarımın yeniden keşfedildiğini, dengeli ve sağlıklı beslenme arayışının da hızlandığını ifade etti.

Prof. Dr. Gülçubuk, “Dünyada son 50 yılda 300 bin civarında bitki ve hayvan türü yok oldu. Gelecek 15-20 yılda da tüm canlı türlerinde 5’te 1 oranında azalma bekleniyor” dedi.

‘Kırsaldaki nüfusa sahip çıkılmalı’

Gelişen dünyada toprağın her gün daha da değerlendiğini ve ülkeler arasında toprağa hücum başladığını bildiren Prof. Dr. Gülçubuk, israfa karşı kampanyalar yapılırken bir yandan da dünyada 1 milyar insanın açlıkla mücadele ettiğini ve tarım alanlarının kaybedildiğini ifade etti. Prof. Dr. Gülçubuk, “Modern tarım ve mevcut gıda sistemi artık dünya nüfusunu beslemekte yetersiz kalıyor. Çözüm; su, toprak ve enerji kaynaklarını akılcı, sorumlu ve geleceğe taşıyabilecek biçimde kullanmaktan geçiyor. Kırsaldaki nüfusa ve geleneksel tarım değerlerine sahip çıkılması gerekiyor” dedi. ■ Aydınlık, (27.4.2014)

 

"ÖZELLEŞTİRME’DE HEDEF YAKALANACAK"

Maliye Bakanı Şimşek, "Geçen yıl hedefimizin çok üzerine çıkarak, özelleştirmelerden 12,5 milyar dolarlık gelir elde ettik" dedi

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, tüm dünyanın ekonomik sıkıntı içinde olduğu 2013 yılında, hedeflerinin çok üzerine çıkarak, özelleştirmelerden 12,5 milyar dolarlık gelir elde ettiklerini belirterek, "Bu yıl da yaklaşık 7 milyar dolar olan özelleştirme geliri hedefinin yakalanacağına, hatta bu tutarın üzerine çıkılacağına inancımız tam" dedi.  

Bakan Şimşek, Körfez fonlarıyla ve uluslararası yatırımcılarla görüşmeler yapmak üzere Katar'a gitmeden önce, özelleştirme uygulamalarına ilişkin soruları yanıtladı.  

Türkiye'nin en işi şekilde tanıtılması için gerek yurt içinde gerekse de yurt dışında yatırımcılarla her zaman önemli toplantılar yaptıklarını belirten Şimşek, ekonomik ve siyasi istikrarın, güçlü Türkiye'yi her geçen gün biraz daha öne çıkardığını söyledi. Büyük yatırımcıların Türkiye'ye ilgisinin muazzam olduğunu aktaran Şimşek, Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde yapacağı görüşmelerin  özelleştirmeye ilgiyi de artırabileceğini belirtti.  

AK Parti hükümetleri döneminde çok başarılı özelleştirmelere imza atıldığını belirten Şimşek, buradaki amaçlarının her zaman milletin hakkını koruyarak, hem kamunun hem de özel sektörün kazanacağı özelleştirmeler yapmak olduğunu ifade etti.  

Bu kapsamda da yapılacak özelleştirmelerin gerek zamanına gerekse de fiyatına çok dikkat ettiklerini anlatan Şimşek, şunları kaydetti:  

"Gösterilen bu özen sayesinde, tüm dünyanın ekonomik sıkıntı içinde olduğu 2013 yılında, hedefimizin çok üzerine çıkarak, 12,5 milyar dolarlık özelleştirme uygulaması yaptık. Bu yıl da yaklaşık 7 milyar TL olan özelleştirme geliri hedefinin yakalanacağına, hatta bu tutarın üzerine çıkılacağına inancımız tam. Yaptığımız görüşmeler neticesinde gerek yerli gerekse de yabancı ilgisinin çok yüksek düzeyde olduğunu açıkça söyleyebilirim. Sonuç olarak, önümüzdeki dönemde her zamanki gibi rekabetçi ve şeffaf ihalelerle, 2014 yılının da özelleştirme açısından başarılı bir yıl olacağını düşünüyorum."  

"Özelleştirmelerden Hazine'ye aktarılan kaynak 40,7 milyar dolara ulaştı"

Özelleştirmelerden bugüne kadar elde edilen toplam tutarın 58,3 milyar dolara, Hazine'ye ve ilgili kuruluşlara aktarılan kaynaklar toplamının ise 40,7 milyar dolara ulaştığını belirten Şimşek, bu özelleştirmelerin sadece gelir odaklı olmadığının altını çizdi.  

Söz konusu özelleştirmelerin, başta enerji sektörü olmak üzere önümüzdeki dönemde sektörlerin yapısal sorunlarına nasıl çözüm olduğunu herkesin göreceğini belirten Şimşek, şöyle devam etti:

"Örneğin, elektrik dağıtım sektörüne bakarsak, yapılan özelleştirmeler sonucu kamunun sektörde payı kalmadı. Dağıtım şirketleri kamu mülkiyetinde olduğu dönemlerde etkin ve verimli bir şekilde işletilemiyordu. Tahsilat oranlarının düşük, kayıp kaçak oranının çok yüksek olması nedeniyle kamu dağıtım şirketleri, TETAŞ'tan aldıkları enerji bedelinin tamamını ödeyemediklerinden borç yükünün artmasına ve enerji KİT'leri arasında nakit akışı sorununa sebep oluyorlardı. Bu sürdürülemez bir yapıydı.  

Yapılan özelleştirmeler sonucunda ise özel dağıtım şirketlerinin aldıkları enerji bedellerini ödemeleri sayesinde sektörde nakit akışında ciddi bir iyileşme gerçekleşti ve böylece kamuya önemli kaynak sağlandı. Buradan hem millet hem devlet hem de özel sektör kazançlı çıktı. Bunun yanı sıra, özel dağıtım şirketlerinin tahsilat oranlarında da önemli artış meydana geldi. Buna ek olarak, müşterilere sağlanan ödeme kolaylıkları, düzenli faturalama sonucunda ödemelerin düzene girmesi, tahsilat servislerinin sayısının artırılması, faturasını ödemeyen müşterilerin yakından takibi gibi unsurlar sayesinde özel dağıtım şirketlerinin tahsilat oranları yüzde 99 seviyesine yükseldi. Bu sayede kayıp kaçak oranlarının azalmasında da ciddi bir mesafe alındı. Özelleştirmesi yapılan diğer sektörlerde de benzer iyi sonuçları görebiliyoruz."  

"Başarılı özelleştirme uygulamalarına aynı kararlılıkla devam edeceğiz"

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, söz konusu olumlu gelişmeler nedeniyle başarılı özelleştirme uygulamalarına aynı kararlılıkla devam edeceklerini belirterek, yakın zamanda yapılması düşünülen özelleştirme uygulamaları hakkında da şu bilgileri verdi:  

"Özelleştirmelerde gösterilen istikrar, profesyonel yaklaşım, doğru zaman, doğru fiyat, şeffaflık ve açık rekabet ortamı, talebi ve dolayısıyla bedel artışını da beraberinde getirmiştir. Özelleştirme portföyümüzde bulunan şirket, varlık ve imtiyazların yanı sıra özelleştirmeye hazırlık için mevzuat çalışmaları devam eden spor-toto, at yarışları gibi yeni özelleştirme projeleri üzerinde de çalışıyoruz. Kamunun elinde kalan tek gaz dağıtım şirketi İGDAŞ'ın özelleştirilmesi de önümüzdeki dönemde gündeme gelebilecek. Haydarpaşa Gar ve Liman Dönüşüm Projesi de imar çalışmalarının tamamlanmasından sonra özelleştirme programına alınacak ve ilgi çekici özelleştirme projeleri arasına girecektir."  ■ Dünya, (27.4.2014)

 

28.4.2013 

ÖZELLEŞTİRME: “LİMANLARIN SATILMASI TALAN POLİTİKASIDIR”

 

Sendikalar Derince Limanı’nın özelleştirilmesini işçinin sabrının sınanması olarak değerlendirdi ve işçilerin mağdur edilmesine izin veremeyeceklerini açıkladılar

Liman-İş Sendikası Başkanlar Kurulu, Derince Limanı’nın özelleştirilmesine karşı çıktı. Sendikanın bu konuda Ankara’da düzenlediği toplantı sonunda, “Anlaşılan; işçinin gücü ve direnci sınanmak isteniyor. Liman-İş Sendikası olarak bu Özelleştirme saçmalığı adı altında kamu da son örneklerinden birisi olan Derince Limanı’nın talan edilmesine ve işçilerimizin mağdur edilmesine izin vermeyeceğiz” denildi. Liman-İş’in yayınladığı bildiri şöyle:

Özelleştirme karanlığı
“Kamu oyununda yakından bildiği gibi, 22 Ocak 2014 Tarihinde Yapılan ihale iptal edilmişti. İhaleye 6 firma katılmış İhale Komisyonu açık artırma başlangıç fiyatı 516 milyon dolar olarak belirlemişti. Bu aşamadan sonra tüm katılımcı firmalar ihaleden çekilmiş ve Komisyon Başkanı Ahmet Aksu ihalenin iptal edildiğini ilan etmişti. Ne sermayenin Derince Limanını alma talebi, ne de Özelleştirme İdaresi’nin satma arzusu bir türlü bitmiyor.Derince Limanı için ihale tarihi yeniden belirlendi. 17 Nisan 2014 Tarih ve 28975 Sayılı Resmi Gazete’deki ihale ilanına göre, ” 4046 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne ait Derince Limanı, 39 yıl süreyle, ‘İşletme Hakkının Verilmesi’ yöntemiyle özelleştirilecektir.” Kamunun limancılık faaliyetinin önemini ve zorunluluğunu daha önce defalarca dile getirmemize rağmen, İdarenin bunda ısrar etmesini anlamak mümkün değildir. Daha önce 36 yıl olan süre neden 39 yıla çıkarılmıştır? Limanların, madenlerin, enerji kaynaklarının ülkenin güvenliği ile eş değer olduğunu, kötü bir günde ve olayda mı anlamamız gerekli? Anlaşılan; işçinin gücü ve direnci sınanmak isteniyor.” ■ Dünya, (28.4.2014)

 

29.4.2013 

YABANCI SERMAYE: İŞTE TEKSTİLBANK'IN YENİ SAHİBİ

Çin'in en büyük dört bankasından biri olan Industrial and Commercial Bank of China (ICBC) Tekstilbank'ın yüzde 75.5 hissesini satın almak üzere GSD Holding ile anlaştı.

 

Çin'in en büyük dört bankasından biri olan ICBC, Tekstilbank ile Türkiye pazarına adım atmış oldu. Tekstilbank'ın sahibi GSD Holding tarafından Kamuoyunu Aydınlatma Platformu'na yapılan açıklamaya göre, Çinli Industrial and Commercial Bank of China ile Tekstilbank'ın yüzde 75.5 hissesinin 668 milyon 810 bin liraya (bugünkü kur ile yaklaşık 315.5 milyon dolar) satışı konusunda anlaşmaya varıldığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca, bugün imzalanan sözleşmeye göre, satış bedelinin, işlemin kapanış tarihinden kısa bir süre önceki dönemde gerçekleşen TCMB döviz kuruna göre hesaplanarak dolar olarak tahsil edileceği ifade edilirken, sözleşmenin, Çin ile Türkiye'deki yetkili mercilerden gerekli izinlerin alınmasıyla geçerlilik kazanacağı belirtildi.

GSD Holding, bankadaki hisse satışını Haziran ayının ilk yarısından geç olmamak üzere yapılacak genel kurulun onayına sunacağını açıkladı. ICBC tarafından yapılan açıklamada da Tekstilbank'ın BIST'te işlem gören hisseleri için çağrı yapılabileceği belirtildi.

İlk seansta yüzde 0.68 düşüşle kapanan Tekstilbank hisseleri ikinci seansın ilk işlemlerinde yüzde 8.84 primle 1.6 liradan açılırken, ilk seansı yüzde 0.88 düşüşle kapatan GSD Holding hisseleri ise yüzde 8.85 yükselişle 1.23 liraya kadar çıktı. ■ Cumhuriyet, (29.4.2014)

 

30.4.2013 

 

RTE: ERDOĞAN’IN HASTALIĞI

Denizci Albay Dr. Jeffery Kuhlman adını hiç duydunuz mu?
Amerikalılar bu adı iyi bilir!
Beyaz Saray doktorlarının genelde asker kökenli olduğunu biliyor muydunuz?
Denizci Albay Dr. Kuhlman ABD Başkanı Obama’nın check-up’ını yapan heyetin başındaki isim.
Başkanın sağlık raporlarının gizlisi-saklısı yok; tv’lerden, gazetelerden ve Beyaz Saray’ın resmi internet sitesinden yayınlanıyor.
Tepeden tırnağa muayene edilen Başkan Obama’nın sağlık durumunu Amerikalılar biliyor!
Raporda; sigara içip içmediğinden kilosuna; kan ve şeker seviyelerinden kalp ritmine kadar onlarca bilgi var.
Örneğin, son yapılan check-up raporuna göre, Obama’nın kötü huylu kolestrol oranı düşük çıktı.
Meraklı iseniz; Beyaz Saray’ın internet sitesine giriniz ve raporu okuyunuz…
Bir örnek daha verip asıl konumuza geleyim…
Adı, Stanley A. Renshon.
Psikanalist bir profesör.
Uzmanlık alanı politik psikoloji. Yaklaşık 90 makalesi ve 15 kitabı var. Clinton, Bush ve Obama’nın psikolojisine ilişkin kitaplar yazdı. ABD başkan adaylarının ruh sağlığını ele alan bir kitabı var: The Psychological Assessment of Presidential Candidates.
Yazdıklarından birini paylaşayım; 7 Kasım 1972 seçimlerinde Cumhuriyetçi Parti adayı R. Nixon karşısına Demokrat Parti’den G. McGovern çıktı.
McGovern yanına başkan yardımcı olarak Thomas F. Eagleton’u aldı. Fakat Eagleton’un başkan yardımcılığı adaylığı kısa sürdü. Çünkü geçmişte depresyon geçirmişti. McGovern, “hastalık ileride nüksedebilir” diye yardımcısından adaylığını geri almasını istedi. Eagleton çekildi.
Peki…
Çankaya Köşkü seçimlerini konuşuyoruz ama bizler,
Erdoğan’ın sağlığına ilişkin ne biliyoruz?..

Aniden bayılıyor

Tespit 1) Yıl: 1976.
Hacı Hasdemir, Erdoğan’ın futbol macerasını anlattığı “Aman Babam Görmesin” adlı kitabında, Erdoğan’ın ilaçlarını almadığı için Belgrad Ormanı’nda antrenman yaparken aniden bayıldığını yazıyor. Sebebi, oruç tutmasıydı!
Tespit 2) Tarih: 17 Ekim 2006.
TBMM’ye giderken makam aracında ani rahatsızlık geçiren Erdoğan, Özel Güven Hastanesi’ne götürüldü. O telaş içinde zırhlı otomobil kilitlendi. Aracın camları ve kapıları balyozla kırıldı. Erdoğan’a ilk müdahaleyi Nöroloji Uzmanı Dr. Fethiye Sümer Güllap yaptı.
Erdoğan’a o gün hastanede ne teşhis konduğu hâlâ polemik konusu. İddiaya göre, sara hastasıydı.
Resmi açıklamaya göre ise oruca bağlı olarak kan şekeri düşmüştü.
Hep bir dinsel açıklama var!
Tespit 3) Tarih: 12 Nisan 2007.
Washington Brookings Enstitüsü’ndeki panelde konuşan Zaman gazetesi Ankara Büro Şefi Kerim Balcı şöyle dedi:
“Kaynağım AKP içinden bir isim, ayrıca Erdoğan’ın özel doktorundan da aynı bilgiyi aldım. Sayın Erdoğan’ın beyninin sağ lobunda bir tümör var ve bu tümör hızla büyümemekle birlikte, epilepsi/sara sendromlarına neden oluyor.”
Tespit 4) Tarih: 20 Nisan 2008.
Aydınlık dergisi Erdoğan’ın beyninde astrositom adı verilen bir tümör olduğunu yazdı. Bu tümör, insanın duygu ve davranışlarını kontrol eden beynin prefrontal bölgesinde bulunuyordu. Tepkileri kontrol etme, duyguları anlama ve ifade etme, ayrıntılı düşünme, sorunları çözme, hatalardan ders çıkarma, planlama, sabırlı olma, dikkati sürdürme gibi özellikler beynin prefrontal bölgesi tarafından kontrol ediliyordu.
Tespit 5) Prof. Dr. Yalçın Küçük, Erdoğan’ın hastalığını ele alan “Epilepsi ile Orgazm” (2008) ve “Hasta Despot” (2010) adlı kitapları yazdı. Erdoğan dava açtı. Mahkeme ve Yargıtay reddetti.
Tespit 6) Tarih 23 Ağustos 2010.
Ordu AKP İl Başkanlığı’nca düzenlenen iftara katılmak üzere yola çıkan Erdoğan, Ünye ilçesi üzerindeyken rahatsızlanınca, uçağı acil iniş yaptı.
Tespit 7) Tarih: 26 Kasım 2011.
Pendik’teki Marmara Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Erdoğan gizlice ameliyat oldu.
Haber duyulunca Başbakanlık iki gün sonra resmi açıklama yaptı. Sindirim sisteminden başarılı bir ameliyat olmuştu.
Uzatmaya gerek var mı?..
Soru basit: Erdoğan’ın hastalığı nedir?
Çankaya Köşkü’ne aday kişinin sağlık durumunun kamuoyu tarafından bilinmesi
gerekmiyor mu?

Deli lider hastalığı

Prof. Dr. James F. Toole…
ABD’nin önde gelen Nöroloji ve Sara Araştırma Merkezi Direktörü. Amerikan Nöroloji Derneği eski Başkanı.
Anayasal sorun olarak gördüğü “Başkanlık Engelliliği” (Presidential Disability) kitabının yazarı.
Aynı konuda makaleleri var. Örneğin, American Scientist adlı bilim dergisindeki yazısının başlığı; “Deli Lider Hastalığı” (Mad Leader Disease).
Londra’da gerçekleşen Dünya Nöroloji Kongresi’nde benzer konuşmayı yapan Prof. Dr. Toole, dünyanın “Deli Lider Hastalığı” tehdidi altında olduğunu öne sürerek, meslektaşlarına bu konuda bir şeyler yapılması çağrısında bulundu.
Sara uzmanı Prof. Dr. Toole, dünya liderlerinin zihinsel dengelerinin genellikle yerinde olduğu varsayımının kabul gördüğünü ancak gerçeğin bambaşka olabileceği görüşünü savunuyor. Ve Amerikan başkanlarının yıllık sağlık taramasına, akli denge testinin eklenmesini istiyor!
Haklı…
Çünkü biliyoruz ki, bizim tarihimizde örnekleri var:
Sultan I. Mustafa 1617’de tahta çıktı; 1623’te “düşme’ye (sara’ya) bağlı delilik nedeniyle” tahttan indirildi. Ve 1639’da bir sara nöbeti sırasında öldü.
Osmanlı sara hastasını tahtan indiriyor!
Biz ise Çankaya Köşkü’ne aday oyması beklenen Erdoğan’ın sara hastası olup olmadığını hâlâ bilmiyoruz.
Erdoğan’ın hastalığı kamuoyundan neden gizleniyor?
Rahmetli İlhan Selçuk 22 Ekim 2006’da Cumhuriyet Gazetesinde yazmıştı:
Saralı Cumhurbaşkanı ister misiniz?  ■ Soner Yalçın, Sözcü, (30.4.2014)

 

 

(SOSYAL AHLAK, CEHALET, MİKRO-MAKRO)

… Türkiye’de cumhurbaşkanı kim olmalı, acaba nasıl biri olmalı tartışmaları sürerken... İyi ki geldi Almanya cumhurbaşkanı.

Türkiye, asrın devletiyken... Almanya’nın neden hırsızlar tarafından yönetilen, zavallı, fakir bir devlet olduğunu hatırlamamıza vesile oldu.

Çünkü, bu Alman halkının hiç kafası çalışmıyor... Kimin kimi becerdiğiyle ilgileneceğine, Alman halkını becermeye kalkan var mı, onunla ilgileniyor.

Halbuki, bizi örnek almaları lazım.

Memleketi soymuş mesela, soğana çevirmiş, hiç önemli değil, önemli olan, iyi bir aile babası olması... Ne demiş büyüklerimiz? Allah memlekete hırsızın hayırlısını versin demiş... Oğlunun evine Euro istiflemiş, ayakkabı kutusuna dolar doldurmuş, yatak odasını kasa dairesine çevirmiş, koluna 700 bin liralık avanta saat taktırmış, sana ne birader... Umreye ailece gidiyor mu, sen ona bak! ■ Yılmaz Özdil, Hürriyet, (30.4.2014)

BÖLÜCÜLÜK: KAYBETMEZSEK BULDUK TAYYİP BEY!

Tayyip Erdoğan, “korkular” ve “özgüven” temelinde bir konuşma yaptı ve “Asırlardır bizi bölünmekle korkutuyorlar. ’Bölünürüz, dağılırız’ diyerek özgürlüklerin önüne set çektiler. 12 yılda, bizi korkuttukları konularda cesur adımlar attık. Ne oldu, Türkiye bölündü mü? Diyarbakır’a giderseniz ’Kürt meselesi’derseniz bölünürüz diyorlardı. Ben 2005’te ’Kürt meselesi’dedim. Ne oldu? Bölündük mü? 12 yıldır yaptığımız hangi reform Türkiye’yi böldü? Bir başka korku aracı da, hepimiz yaşadık; irtica korkusuydu. 150 yıldır milletin değerlerine sahip çıkmasına, inançlarını yaşamasına ‘irtica gelir’ korkusuyla karşı çıktılar” diye konuştu ve “millete özgüven kazandırmak için çalışıyoruz” dedi!
Yani Türk Milleti, özgüvenini kaybetmiş de Tayyip Erdoğan ile bulacak! Nasıl özgüven kazandıracak? T.C. tabelalarını, “Ne mutlu Türküm diyene” yazılarını kaldırarak mı? Yoksa Türk Milliyetçiliğini ayaklarının altına alarak mı?
Hani bazı yörelerde “kaybetmezsek bulduk” denilir ya, tam da o hesap!

***

Bir defa Tayyip Erdoğan, Türk Milleti diye bir milleti kabul etmiyor. Yerine geçici olarak “Türkiyeli” diye bir kavram getirmeye çalıştı ama tutmadı. Türkleri, 36 etnik gruptan biri olarak görüyor! Millet derken Türk milletini kastetmediği kesin! Dolayısıyla Türk Milleti, böyle bir siyasi dayatmada bulunan kişiye nasıl güvensin?
Korku meselesine gelince... Türk Milleti, Amerikalıdan korkmuyor, İngiliz’den, Fransız’dan, Alman’dan, Rus’tan, Çinli’den korkmuyor! Türk Milleti, kendisini yöneten siyasi kadronun gafletinden, dalaletinden ve hatta ihanetinden korkuyor! Siz icraatlarınızla, asıl bu korkuyu ortadan kaldırabiliyor musunuz? Mesele budur!
Yoksa milletin kendisine özgüveni tamdır! Ancak kendisini yöneten siyasi kadronun Büyük Orta Doğu Projesi Eş Başkanlığı gibi görevlerle, alenen başka devletlerin ve milletlerin siyasi hedeflerine hizmet ettiğini de görmektedir.
Tayyip Erdoğan’ın örnek verdiği Atatürk tam da bu konuda, “Bir insan, belki kendi arzusiyle şahsî hürriyetini yok etmek ister, fakat bu teşebbüs koca bir milletin hayatına ve hürriyetine zarar verecekse, muazzam ve şerefle dolu bir millet hayatı, bu yüzden sönecekse ve o milletin çocukları ve torunları bu yüzden yok olacaksa bu teşebbüsler hiçbir vakit meşru ve kabule değer olamaz. Ve hele böyle bir hareket hiçbir vakit hürriyet namına hoş görülemez” diyor.

***

Türk Milleti, kimseden özür dileyecek bir iş yapmadı, yedi düvele karşı vatanını savundu. Dolayısıyla kendisi adına başkalarına şirin görünmek isteyenleri başında tutmayacaktır.
Kaldı ki Türk vatanı bugün fiilen bölünmüştür. Oslo’daki PKK-MİT görüşmelerinde koordinatör ülke temsilcisi, “Sizi buraya biz topladık, Abdullah Öcalan’ın talepleri TBMM’de görüşülecektir” diyordu. Öcalan’ın talepleri yasa haline getiriliyor, Güneydoğu’da karakol yaptıramıyorsunuz, askerleriniz kaçırılıyor, çocuklarınız kaçırılıyor, Meclis kürsüsünden bir terör mahkûmu konuşuyor ve “Kalekol inşaatlarından vazgeçin, askerlerinizi verelim” diyor! Tayyip Erdoğan da “Ne oldu bölündük mü?” diye soruyor!
Daha nasıl bölünecekti Türkiye? Her yere bayraklarını da asmadılar mı?

***

İrtica ise bugün fiilen iktidarda değil midir? Devletin paralel bir örgütün elinde olduğunu siz söylemiyor musunuz? Buna karşı verdiğiniz uyduruk mücadeleyi, seçim sürecinde “Yeni istiklal savaşı” olarak gösteren siz değil misiniz? İrtica daha nasıl gelecekti?
Yurt dışından emir alan hakim, savcı, subay, polis, akademisyen, gazeteci kadroları olan bir ülkenin Başbakanı değil misiniz? Ve siz de meşruiyetinizi ABD ve AB’den sağlamaya çalışmadınız mı? Partinizin programı bile Amerika’dan gönderilmedi mi? ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (30.4.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura