Diğerleri > Sis Çanı
10-06-2016
NELER OLDU 25-30 KASIM 2015 (Dolar, kadın, BOP, bölücülük, yolsuzluk, AB, Suriye, özelleştirme, Mİ, çevre)

Cihan Dura

10.6.2016

 


25.11.2015

DOLAR 8 AYIN ZİVESİNDE

Küresel piyasalarda artan jeopolitik endişelerin dolara olan talebi artırmasıyla dolar endeksi 100 seviyesini aştı ve 8 ayın zirvesini gördü.

Küresel piyasalarda artan jeopolitik endişelerin dolara olan talebi artırmasıyla dolar endeksi 100 seviyesini aşarak son 8 ayın en yüksek seviyesine çıktı.

Dolar endeksi, küresel piyasalarda jeopolitik risk algısının artması ve ABD Merkez Bankası'nın (Fed) aralık ayında faizleri artıracağı beklentisinin yükselmesi ile analistlerin kritik direnç olarak nitelendirdikleri 100 seviyesini aştı.

Doların özellikle Euro ve yen karşısında yükselişe geçmesinin etkisiyle 100,07'ye kadar çıkan dolar endeksi, 16 Mart 2015 tarihinden bu yana gördüğü en yüksek seviyeye çıktı. En son mart ayında 100 seviyesini aşan dolar endeksi, en yüksek 100,39'u gördükten sonra düşüşe geçmişti.

Euro/dolar paritesi, gerek Avro Bölgesinde ekonomideki toparlanmanın istenilen seviyede olmaması, gerekse Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) genişlemeci politikasını devam ettireceği beklentileri ile 1,0579'a kadar gerileyerek son 7 ayın en düşük seviyesine geriledi.

Japon yeni ise, bugün açıklanan verilerin beklentileri karşılamasına rağmen dolar karşısında son bir haftadır etkili olan yükseliş eğilimini sonlandırarak düşüşe geçti. Dolar/yen paritesi 122,26'dan 122,74'e çıktıktan sonra şu dakikalarda 122,66 seviyelerinden işlem görüyor.

DOLAR/TL 2,89'U AŞTI!

Analistler, küresel piyasalarda artan dolar talebinin, dolar endeksini yatırımcı psikolojisi açısından kritik olarak gördükleri 100 direncinin üzerine taşıdığını ifade ediyor. ABD'de öğleden sonra açıklanacak verilerin yön üzerinde belirleyici olacağını dile getiren analistler, Suriye ile ilgili haber ve açıklamaların da piyasalar tarafından takip edileceğini kaydediyor.

Dolar/TL de küresel piyasalarda yükselişe geçen doların etkisiyle 2,89 seviyesini aştı. Güne 2,8760 seviyelerinden başlayan dolar/TL son iki işlem gününde etkili olan yükseliş eğilimini sürdürerek 2,8939'a kadar çıktı. Dolar/TL'nin 2,8820 seviyesinin üzerinde kaldığı sürece 2,92 seviyelerinin gündeme gelebileceğini aktaran analistler, olası düşüşlerde ise 2,87 seviyesinin destek olarak öne çıkacağını tahmin ediyor. Akşam, (25.11.2015)

KADIN: ERKEKLER ÖLDÜRMEYE DEVAM EDİYOR

Kadına yönelik şiddet olaylarına tepkiler ne kadar büyüse de olaylar dinmiyor ve gün geçtikçe artıyor.  2015 yılının 25 Kasım “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü”ne kadar sadece Türkiye’de 255 kadın öldürüldü.

Ortaya çıkan gerçeklerde dünya üzerinde her ülkede dört aileden birinde aile içi şiddet görülüyor. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptırdığı bir araştırma sonucuna göre ülkemizde ailelerin %34’ünde fiziksel şiddet, %53’ünde sözlü şiddet uygulanmakta ve ev içi şiddet yoğun olarak yaşanıyor. Türkiye’de son 5 yılda 1134 kadın, sadece 2015 yılı içerisinde ise 255 kadın öldürüldü. Kadına yönelik şiddet bitmemekle kalmıyor, gün geçtikçe daha da artıyor. Geçtiğimiz günlerde ise ünlü bir oyuncunun sevgilisine şiddet uyguladığı haberleri gündeme düştü.

“Türkiye’de Kadına Karşı Cinsiyetçi Bir Dil Var”

11 Şubat 2015’te canice öldürülen Özgecan Aslan’dan sonra farkındalık artmaya başlasa da şiddet durmadı. Özgecan Aslan cinayetinden sonra konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nilüfer Narlı, Türkiye’de kadın karşıtı ve cinsiyetçi bir dil olduğunu, bu dil ile kadına karşı şiddet arasında bir ilişki olduğunu söylemişti. Kadına karşı şiddeti büyük ölçüde Türkiye’de kadına verilen değerin az olmasına bağlayan Narlı, ”Türkiye’de erkeklerin kadına karşı şiddeti, cinsel saldırıyı rahatlıkla kullanmasının en önemli sebeplerinden biri; kadının değersiz olduğu anlayışının fazla yaygın olması. Erkek çocuğuna aile tarafından doğduğu andan itibaren cinselliğiyle gurur duyması öğretiliyor. Çocuğa erkeklik anlatılırken kadınları kullanmasının doğru olduğu söyleniyor” diyerek şiddetin nedenlerine değinmişti.

“Kadına Yönelik Erkek Şiddeti Münferit Değil Sistematiktir”

Sosyalist Feminist Kolektif üyesi Av. Selin Nakipoğlu ise, ”Eşitlik politikaları Türkiye’de aile birliği politikalarını bozuyor”, “Kreş eken huzurevi biçer” gibi söylemlerle erkek egemen sistemi besleyen, sistemin sırtını sıvazlayan, tecavüzü sıradanlaştıran, suçların cezasını kuşa çevirenler vuku bulmuş ve bulacak tüm kadına katliamlarından, şiddetten sorumludur. Çünkü biz biliyoruz ki kadına yönelik erkek şiddeti münferit değil, sistematiktir” demişti.  Gizem Özlen, Cumhuriyet, (25.11.2015)

26.11.2015

BÖLÜCÜLÜK, BOP: KORİDORUN YOLU ‘ANGAJMAN’LA AÇILDI

Önce Hatay bölgesi, ardından Kilis ve sırasıyla doğuya doğru diğer bölgeler. Mart 2011’de başlatılan Suriye’ye karşı yıkım savaşında tayin edici eylem Türkiye sınırının Şam yönetiminin kontrolünden çıkmasıydı. Çünkü Suriye Ordusu, teröristleri temizledikçe Türkiye üzerinden yenileri geliyordu. Bu arada, eşzamanlı olarak Şam’da ve diğer büyük illerde de sivilleri de hedef alan büyük çaplı eylemler gerçekleştiriliyordu. Birkaç ateş arasında sıkışan Suriye yönetimi ağırlığı, kaçınılmaz olarak kırsal ve sınır bölgelerden iç bölgelerin savunmasına vermek zorunda kalıyordu.

TÜRK UÇAĞININ DÜŞÜRÜLMESİ

Suriye sınırının Şam yönetiminin elinden adım adım terör gruplarının eline geçişinde belirleyici olay, 22 Haziran 2012’de Suriye hava sahasını ihlal etme gerekçesiyle Şam tarafından bir Türk uçağının düşürülmesi oldu. Suriye, hava sahasının ihlal edildiğini açıkladı. AKP Hükümeti ise, Suriye hava sahasının ihlal edilmediğini savundu. Bu konu netleşmedi, fakat Türk uçağının o bölgede üstlendiği görevin ne olduğu sorusu açıkta kalmıştı. Olay, Türkiye’nin Suriye’nin Türkiye sınırındaki operasyonlarını önlemek için bir vesile olarak kullanıldı. Bu olayın ardından AKP Hükümeti Suriye sınırındaki angajman kurallarını değiştirdi. Tayyip Erdoğan, TBMM grubunda “Suriye’den Türkiye sınırına yaklaşan her askeri unsur bir tehdit olarak değerlendirilecek ve askeri hedef olarak görülecektir” sözleriyle yeni angajman kurallarını açıkladı.

Suriye, Türkiye ile olası bir provokasyona neden olmamak için sınıra yakın bölgelerdeki eylemlerini sonlandırdı. Bundan sonra, Türkiye sınırının büyük bölümü adım adım, ÖSO adı altında çeşitli terör gruplarının eline geçti.

VE PYD SAHNEDE

Eşzamanlı gelişme, 2011’den beri dikkate değer bir eylemi olmayan, PKK’nın Suriye kolu PYD’nin çeşitli kent ve kasabalarda harekete geçmesi oldu. PYD üçü de Türkiye sınırında yer alan Halep vilayetine bağlı Ayn el-Arap’ı (Kobani) 19 Temmuz 2012’de, Halep’in 65 km kuzeybatısındaki Afrin’i 20 Temmuz 2012’de, Haseke vilayetine bağlı Malikiye’yi 21 Temmuz 2012’de ele geçirdi.

Üstelik daha önemli gelişme, daha sonra Davutoğlu tarafından itiraf edileceği gibi, PYD’nin Suriye rejimine karşı ayaklandırılması faaliyeti hem Türkiye’de ABD’nin operasyon görevlilerince, hem de Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ve MİT kanalıyla, yani doğrudan Türkiye’nin kurumlarınca yürütülmüştü. PYD’ye şu deniyordu: “Şam’dan uzaklaş, özerkliği al!”

Bu politikanın sonucunda, Ayn el Arab (Kobani) ve Tel Abyad’da PYD ABD’nin kara gücü haline getirildi. Ama daha önemlisi, Hatay ve Cerablus bölgesi hariç, Türkiye-Suriye sınırının büyük bölümünde ABD korumasında PYD koridoru oluşturulmuş oldu.

RUSYA-SURİYE OPERASYONLARI KORİDORU BOZUYOR

Gelelim Rusya’nın hava operasyonlarıyla başlayan sürece. Rusya’nın bir buçuk aydır devam eden hava operasyonlarının ardından “Türkmenler katlediliyor” yaygarasıyla başlayan süreç, Rus uçağının düşürülmesiyle yeni bir evreye girdi. Yürütülen propaganda kampanyasında dikkat çeken vurgulardan birisi de, Rusya ve Suriye’nin yürüttüğü operasyonlarla, PYD koridorunu hayata geçirmek istediği saçmalığı. Bu iddianın altyapısı, iki aydır Rusya-PYD işbirliği uydurmalarıyla oluşturulmaya çalışılıyor.

Rusya’nın Suriye’deki hava operasyonları 30 Eylül’de başladı. Hava operasyonlarıyla hedeflenen bölgelere harita üzerinden bakınca ortaya çıkan gerçek şu: Rusya’nın havadan, Suriye’nin karadan yürütttüğü operasyonlarla ABD’nin Suriye içindeki İkinci İsrail koridoru bozuluyor. Çünkü, Suriye yönetiminin, Hatay etrafından başlayarak, İdlip ve Halep bölgesini kontrol altına alması, bir sonraki aşamada PYD’nin elinde bulunan bölgelerde de otoritesini yeniden sağlamasının yolunu açacak. Suriye, bölgeyi kontrol altına alınca koridor planı bozulmuş olacak. Suriye’nin bunu başarması mümkün. Türkiye’nin Şam’a düşmanlık politikasını terk etmesi, Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamayı hedefleyen Rusya ile ortaklık kurması, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına yönelen ABD tehdidini bertaraf etmek için zorunlu. Fikret Fırat, Aydınlık, (26.11.2015)

27.11.2015

BÖLÜCÜLÜK: DİYARBAKIR BAROSU'NDAN PKK'YA TEPKİ

‘Barikatlar kuruldu hendekler kazıldı... Bazı semtlerde çocuklar kazılan hendekler yüzünden okullarına gidemedi. PKK’nın ‘halk savaşı’ halka karşı. Rojava ve Kobani’de, ABD ile PKK/PYD birbirlerine destek verdi... Kürt halkının yüzde 90’ı ayrılmak istemiyor. Türkler ve Kürtler birlikte yaşayacaklardır bu kaçınılmazdır’

İlyas Gümrükçü / Diyarbakır
Diyarbakır Baro Başkanı Avukat Tahir Elçi, PKK’nın hendek ve barikatlı eylemlerini, okul boykotunu sert bir dille eleştirdi.
Kürtlerin ayrılmak istemediğini belirten Elçi, “Cumhuriyet döneminde sunulan imkanlar Kürtleri Türklerle önemli ölçüde birleştirmiştir ve bütünleştirmiştir” dedi.
Cizre’de sokağa çıkma yasağının ardından ilçeye bir heyet gönderen ve heyetin izlenimlerini bir kitapçık haline getirerek yayınlayan Elçi ile Cizre, PKK ve çözüm önerileri üzerine konuştuk.

| Cizre’deki izlenimlerinizi kısaca anlatır mısınız?
Biz bölgede olan bitenleri elimizden geldiğince objektif ve adil bir şekilde rapor etmeye çalışıyoruz. Örneğin biz Cizre’de barikatlar kurulmasının, hendekler kazılmasının ve o mahalle ya da semtlere giden güvenlik güçlerine karşı silah kullanılmasının doğru olmadığını söyledik ve yine söyleyeceğiz. Ama biz aynı zamanda bu tür durumlara karşı yasal hükümler çerçevesinde güvenlik güçlerinin yaptığı operasyonların da hukuk içerisinde olmasını söylüyoruz. Cizre’de 27 Ağustos’ta, orada bir askeri birliğe taciz ateşinde bulunulmuş. Ama şükür ki hiçbir güvenlik görevlisi zarar görmemiş. Biz bir bütün olarak PKK’nın “halk savaşı” diye ifade ettiği durumun halka zarar verdiğini, halkı mağdur ettiğini ve bir çözüm olmadığını, PKK’nın bu tür eylemlerinin halkların birlikte yaşama arzusuna da zarar verdiğini ve birlikte yaşama zeminini tahrip ettiğini söylüyoruz.

BOYKOTTAN DEĞİL HENDEKTEN OKULA GİDEMEDİLER
| PKK’nın okulları boykot çağrısına bir eleştiriniz oldu, basına da yansıdı. Neydi bu eleştiri?
Anadilde eğitim hakkına dikkat çekmek ve buna karşı demokratik bir tepkiyi ortaya koymak bakımından okulları boykota çağırabilirsiniz ve ben bunu demokratik bulurum. Ama o da makul bir şekilde olmalı. En fazla bir ya da iki gün. Tabii şiddete ve baskıya başvurmadan. Ama basından ve çeşitli kaynaklardan bize gelen bilgilere göre, bazı semtlerde çocuklar kazılan hendekler, oluşturulan barikatlar, çatışmalar ve baskılar yüzünden okullarına gidemiyormuş. Biz de bunun eğitim hakkına bir sorun oluşturduğunu ve olmaması gerektiğini söyledik.

ABD-PYD VE PKK-PYD İLİŞKİSİ SIR DEĞİL
| ABD-PKK ilişkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben ABD’nin PKK’nın arkasında olduğu tezine inanmıyorum. Çünkü ABD Türkiye’nin müttefiki ve her fırsatta PKK’yı terörist bir örgüt olarak görmüş ve ilan da etmiş.
Ben ABD’nin PKK’ya doğrudan bir yardım ettiğine inanmıyorum. Ama Rojova ve Kobani’de, İŞİD’e karşı mücadelede PYD ile birbirlerine destek verdikleri sır değil. Bu da bir gerçek. Ha bu dolaylı bir ilişki midir? Olabilir. Çünkü PYD’nin PKK ile ilişki içinde olduğu da sır değil. Bundan sonra durum nereye gider onu bilemem...

ROJAVA MODELİ TÜRKİYE’YE UYMAZ
| PKK ya da KCK’nın bağımsızlık ya da özerklik taleplerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
PKK’nın “Bağımsız bir Kürdistan istiyorum” diye bir demecini duymadım. HDP projesi bir Türkiyelilik projesidir. Öcalan’ın ortaya koyduğu çerçeve Türkiyelilik çerçevesidir.
Onun için böyle bir söylem doğru bir söylem değildir. Ama “Demokratik özerklik” ya da “öz yönetim” gibi özerklik talepleri var. Ama örneğin Rojova’daki gibi fiilen bağımsız bir yönetim, kantonlar ya da tamamen kendilerinin hükmettiği otoriter talep Türkiye koşullarına uymaz. Bu doğru bir talep değil. Buna ne Türkler rıza gösterir ne de Kürtler. “Nasıl bir özerklik” diye de tartışılabilir. Türkiye gerçeğine göre düşünmemiz gerekiyor. Türkiye Suriyelileşmemeli, Iraklılaşmamalı. Adana, Mersin ya da her hangi bir ilimiz Halepleşmemeli. Türkiye toplumu Türk’ü ile Kürt’ü ile bunu hak etmiyor.

KÜRTLERİN YÜZDE 90’I AYRILIK İSTEMİYOR
| O zaman sorunun çözümü nedir?

Kürt halkının Türklerden ya da Türk toplumundan ayrı bir şekilde yaşama düşüncesi olduğunu düşünmüyorum. Türkiye uluslaşma sürecinde Kürtler mağdur edilmiştir. Dil bakımından, kültür bakımından mağdurdurlar ve baskı da görmüşlerdir. Buna bağlı olarak bir sürü travma da yaşanmıştır. Her ne olursa olsun iki halk birbirinden ayrılma noktasına gelmemiştir. Bugün bile bir yığın olumsuzluklar yaşanıyor ama buna rağmen Kürt halkının yüzde 90’ının üstündeki bir kesimin ayrılmak istemediğini de çok iyi biliyorum. Bütün baskılara rağmen Cumhuriyet döneminde imkanlar da sunulmuştur. Bu imkanlar Kürtleri Türklerle önemli ölçüde birleştirmiştir ve bütünleştirmiştir. Bir de bunların yanında Kürt halkının yaşamında, davranışlarında, düşüncelerinde ayrılmaya yönelik bir iz göremezsiniz. Evet Kürtler’de bir öfke var. Ama bu bir etnik öfke değildir. Ayrılma öfkesi hiç değildir. Ayrıca Türk toplumunun da Kürtlere karşı bir çizgi çektiğini düşünmüyorum ve görmedim de. Türkler ve Kürtler birlikte yaşayacaklardır ve bu kaçınılmazdır. Yapılması gereken şey olumsuzlukları, ayrışma girişimlerini ortadan kaldırmak ve bir an önce silahları devreden çıkarmaktır. 4.10.2015 Aydınlık, (27.11.2015)

DOLAR KURU 2.92’Yİ AŞTI, YABANCIDA KAÇIŞ SÜRDÜ

Rusya ile yaşanan uçak krizine dün itibarıyla Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik tartışmalar da eklenince dolar kuru 2.92 TL’yi aştı.

Rusya ile yaşanan uçak krizine dün itibarıyla Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yönelik tartışmalar da eklenince dolar kuru 2.92 TL’yi aştı.
Haftaya 2.84 TL’den başlayan dolar, uçak krizi sonrası 2.88 TL’ye kadar çıkmıştı. Başbakan Davutoğlu’nun hükümet programını açıklarken yaptığı konuşmada, ‘Başkanlık’ meselesine değinmesi ve programda yer alan bazı maddelerin Merkez Bankası’nın bağımsızlığına ilişkin endişelere neden olması, piyasa açısından uçak krizinin üstüne tuz biber ekti. Tartışmalara ilişkin açıklama ise Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek’ten geldi. Şimşek, kişisel Twitter hesabından yaptığı açıklamada, “Yeni hükümet programında Merkez Bankası’nın bağımsızlığına ilişkin ifadeler üzerinden yapılan spekülasyonlar gerçeği yansıtmamaktadır. Enflasyon hedeflerinin duyurulması sistemi de değişmeyecektir” dedi. Pazartesi günü yüzde 10.34 olan faiz oranı dün itibarıyla 10.65’e kadar yükseldi. Yabancı yatırımcılar ise kaçışı sürdürüyor. Seçimden sonra geçen üç haftada (2-20 Kasım) hisse senedi ve devlet iç borçlanma senetlerinden 989.6 milyon dolar net para çıkışı oldu. Borsa yüzde 2’nin üzerinde değer kaybetti. Aydınlık, (27.11.2015)

28.11.2015

BANKACILIK, YOLSUZLUK: BANKACILIKTA SUİSTİMAL DİZ BOYU

Şirketler her yıl suistimallerden dolayı cirosunun yüzde 5’ini kaybediyor. Uluslararası Sertifikalı Suistimal Uzmanları Birliği’nin 2014 yılı araştırmasına göre suistimallerden kaynaklanan tahmini küresel zarar 3.7 trilyon dolar civarında

Bankaların yanı sıra Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) gibi kamu kurumlarının da destek verdiği Bankacılık Sektöründe Suistimal Farkındalık Zirvesi önceki gün İstanbul’da düzenlendi. ne ilgi ve katılım yoğundu. Uluslararası Sertifikalı Suistimal Uzmanları Birliği (ACFE) Türkiye Genel Sekreteri Gökhan Yılmaz, zirvede ‘Türkiye Bankacılık Sektöründe Suistimalin Boyutu: USİUD 2015 Suistimal Araştırması’nın ilk sonuçlarını paylaştı.

Bankacılık suistimalde lider

“En basit tanımıyla kişinin çalıştığı kurumun kaynaklarını ve varlıklarını kendi çıkarları için uygun olmayan bir biçimde kullanması” olarak ifade edilen suistimal, en fazla bankacılık ve finansal hizmetler sektöründe görülüyor. Yolsuzluk, zimmet, çalıştığı kurumu kasten zarara uğratma da bu başlık altında değerlendiriliyor. Devlet ve kamu yönetimi, üretim, sağlık, eğitim, perakende ve sigorta en fazla suistimal yapılan sektörler olarak öne çıkmasına karşın; en yüksek kayıplar madencilik, gayrimenkul ile petrol ve gaz sektörlerinde yaşanıyor. Küçük işletmelerde daha yaygın olan suistimallerden kaynaklanan kayıplar, oransal olarak büyük işletmelerden daha fazla ve yıkıcı boyutlara ulaşabiliyor.

Olayların yüzde 85’ini ise şirket varlıklarının kötüye kullanılması oluşturuyor. ACFE’nin küresel ölçekte yaptığı araştırmanın 2014 sonuçlarına göre suistimali gerçekleştirenlerin yüzde 67’si erkek, yüzde 33’ü ise kadınlardan oluşuyor.Zirvenin konuşmacıları arasında yer alan PwC Finansal Kurumlar Risk ve Uyum Hizmetleri Şirket Ortağı Defne Ergun, PwC’nin iki yılda bir yaptırdığı ‘Global Ekonomik Suçlar Anketi’nin finansal hizmetler sektörüne ilişkin çıktıları hakkında da bilgiler verdi. Buna göre finansal hizmetler sektöründe halen suistimale yol açan en önemli risk, varlıkların kötüye kullanılması yani zimmet ve dolandırıcılık suçları olarak kendini gösteriyor. Buna karşılık siber suçlar giderek artıyor ve gelecekte de artış göstermesi bekleniyor. Diğer sektörlerde siber suçların oranı yüzde 17 iken, finansal hizmetler sektöründe bu oran yüzde 39’a çıkıyor.

Türkiye’de de fatura yüksek

Uluslararası Suistimal İnceleme Uzmanları Derneği (USİUD) Yönetim Kurulu Başkanı Murat Oltulular da, suistimalin kurumları kısa zamanda yıkıma götürecek kadar ciddi bir sorun olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi: “Yapılan araştırmalar suistimal olaylarında yaşanan kayıpların oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Veriler Türkiye’nin gayri safi milli hasılası dikkate alınarak değerlendirildiğinde ülkemiz için suistimal kaynaklı zararın 40 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Bankacılık ve Finansal Hizmetler sektörü suistimal vakalarının en sık yaşandığı sektörlerin başında geliyor.”  Ahmet Safa Terzi, Yeni Mesaj, (28.11.2015)

29.11.2015

TÜRKİYE- AB ZİRVESİ SONA ERDİ: AB-TÜRKİYE ANLAŞMASI 2016'DA

Avrupa Birliği, Türkiye'nin geri kabul anlaşmasından doğan yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde Ekim 2016'dan itibaren vize serbestisine başlayabileceğini karara bağladı. Avrupa Birliği, Türkiye'ye Suriyeli sığınmacılar için 3 milyar euro verecek. AB, sığınmacıların durumuna yönelik gelişmelere göre yardımları gözden geçirecek. Türkiye ise topraklarında kalan Suriyeli sığınmacıların çalışmalarını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapacak. Taslak metne göre AB ve Türkiye ylıda bir kez zirve gerçekleştirecek.

Türkiye-AB Zirvesi sona erdi. Zirve sonrasında Başbakan Ahmet Davutoğlu, AB Konseyi Başkanı Tusk ve AvrupaKomisyonu Başkanı Juncker ortak basın toplantısı düzenliyor.

İşte öne çıkan başlıklar:

TUSK'UN AÇIKLAMALARI

Görüşme sonrasında açıklama yapan Tusk: AB-TÜRKİYE anlaşması 2016'da uygulanacak.

JUNCKER'İN AÇIKLAMALARI

İlişkilerimizi üstdüzeyde yenilemiş olduk. Sığınmacı kriziyle ilgili ortak bir anlaşmaya vardık. Avrupa ve Türkiye ortak çözecektir bu sorunu.

3 milyar Euro'luk bir desteği Türkiye'ye sağlayacağız.

BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU'NUN AÇIKLAMALARI

Her yıl 2 zirve yapmaya karar verdik.

14 Aralık'ta 17. başlık açılacak.

Türkiye'nin AB'ye katılım süreci canlanacak.

Vize muafiyeti ve geri kabul konularında çalışılacak.

3 Milyar Euro Türkiye'ye değil, mültecilere veriliyor.

Yeniden yerleştirme konusunda istişare sürecek.

Vize muafiyeti konusunda önümüzde açık takvim var, Ekim ayında devreye girecek.

Türkiye mülteciler konusunda ortak eylem planındaki vaadlerini yerine getirecek. ■ Cumhuriyet, (29.11.2015)

Ekonomi: Refah altı yıldır artmıyor

CHP’li Selin Böke’nin parti meclisine sunduğu raporda çarpıcı uyarılar sıralandı. Rapora göre, işsizler 6 milyona yaklaştı. Yabancı yatırım 10 yılın en düşüğünde.

CHP’nin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke, Parti Meclisi’ne sunduğu raporda, ekonomideki çöküş tablosunu 5 çarpıcı başlıkta sıraladı.

3 yıldır büyümenin potansiyel büyüme oranının altında kaldığına işaret eden Böke, rakamın yüzde 3’e ulaşmasının bile zorlaştığını ifade etti.

Böke, PM’ye sunduğu raporunda, 2015 yılına yönelik şu ekonomik değerlendirmeleri yaptı:

-Refah düzeyi düşüyor:

Türkiye ekonomisinde makroekonomik dengeler 2015’te de olumsuz yönde gelişti. Üç yıldır büyüme, potansiyel büyüme oranımızın altında ve yüzde 3 düzeyine ulaşmak dahi artık zorlaştı. Ayrıca refah düzeyimiz de son 6 yıldır artmamakta, hatta son dönemde düşüyor.

-İşsizlik 6 milyona dayandı:

Büyümenin düşüklüğü işsizlik oranlarının yüksek seyrine katkıda bulunuyor. Resmi rakamlara göre işsizlik yüzde 10.1 oranında, ancak ümidini kaybetmiş vatandaşlarımız da dahil edildiğinde işsizlerin 6 milyona yaklaştığı biliniyor.

-Merkez’in özerkliği yok edildi:

Türkiye son yıllarda enflasyonun kontrolünde başarısız oldu. MB’nin yüksek enflasyonu önlemek için kullanabileceği yöntemler başta Cumhurbaşkanı olmak üzere siyasiler tarafında engellenmekte, bankanın özerkliğinin fiilen yok edilmesinde de hükümet seyirci kalmıştır. Bu kötü yönetim sonucunda Türkiye ile ekonomisi karşılaştırılabilir 58 ülke arasında Türkiye en yüksek enflasyonlu ilk 6-7 ülkeden biri konumunda.

-200 milyar dolarlık finansman gerekli:

Ekonomideki yavaşlamaya rağmen cari açık halen GSYH’nin yüzde 5’i üzerinde seyretmeye devam ediyor. Bu da Türkiye’nin orta teknoloji tuzağından kurtulmak için yapısal reform ihtiyacına işaret ediyor. Önümüzdeki bir yıl içerisinde yaklaşık 200 milyar dolar değerinde bir dış finansman ihtiyacı mevcut

-Yabancı yatırım dipte:

İhracatımız peş peşe 9 aydır düştü. Artan güvenlik riski ve jeopolitik risklerle birlikte Rusya ekonomisindeki yavaşlama da turizm gelirlerini olumsuz etkiliyor. 2003- 2007 arasındaki 20 çeyrekte büyümenin neredeyse yarısı özel yatırımlardan geldiği halde son 3 yılda büyümeye özel yatırımlar azaltıcı yönde etki etti.

-Doğrudan yabancı yatırımlar son 10 yılın en düşük düzeyinde.

2005-2009 arasında yıllık net 15 milyar doların üzerinde olan doğrudan yabancı yatırımlar şu anda 4.9 milyar dolar düzeyine düştü. Büyümeyen, gelirini adil dağıtmayan ve güven duyulmayan bir ekonomide doğal olarak tasarruf oranları da artmıyor. ■ Fırat Kozok, Cumhuriyet, (29.11.2015)

30.11.2015

BÖLÜCÜLÜK, SURİYE, BOP:  UÇAK, SURİYE VE TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN DÜŞÜRÜLDÜ

Vatan Partisi Uluslararası İlişkiler Bürosu Başkan Yardımcısı Yunus Soner ise uçağın düşürülmesini, Rusya’nın önemli müttefiklerinden Mısır’ın önde gelen gazetesi El Youm el Seba’ya değerlendirdi.

Gazete röportajı, “uçağın düşürülmesi ABD’ye ve kurmak istediği koridora yarar” başlığıyla verdi.

Soner röportajda, “Suriye’nin birliğine karşı olan gruplara destek vermek Türkiye için stratejik hatadır. Saldırının bir ABD provokasyonu ile geliştiğine dair işaretler mevcut. Putin de haklı olarak, uçuş bilgilerinin ABD ile paylaşıldığını vurguladı.” dedi.

“UÇAK, SURİYE VE TÜRKİYE’Yİ BÖLMEK İÇİN DÜŞÜRÜLDÜ”

Yunus Soner röportaja şöyle devam etti: “Erdoğan, Şam’a karşı yanlış bir politika izlemektedir. Ancak Türkiye’nin sözde Kürt Koridoruna karşı çıkması doğru, çünkü bu Suriye’yi de Türkiye’yi de bölmeyi amaçlayan bir Amerikan projesidir. Projenin ihtiyacı, Türk-Rus ilişkilerinin kopması. Ancak Türkiye’nin çıkarları Rusya ile iyi ilişkiler gerektirir. Ankara’da bunu göze almayan bir hükümet yıkılır.”

TÜRK HALKI, ÜLKEMİZİN YALNIZLAŞTIRILMASINI ve BAŞKANLIK SİSTEMİNİ KABUL ETMEZ
Türkiye’nin bölgede yalnızlaşmasının da, ülkeyi bölmek isteyen ABD’nin girişimi sonucu olduğunu öne süren Soner, Türk halkının hem bölgesel düşmanlıklara, hem de Erdoğan’ın başkanlık sistemine hayır diyeceğini belirtti. ■ Ulusal Kanal, (30.11.2015)

ÖZELLEŞTİRME: KAFA, AYNI KAFA…

Satın, satın. Hepsini satın; geriye hiçbir şey kalmasın. Bu ülkede yıllar içinde yaşananlardan ders alındığını düşünüyorsanız, büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Bu iktidar hangi konuda saftık açıklaması yapıyorsa, doğruyu söylemiyor. Çünkü uygulamalarıyla hiç ders almadığının ve her şeyi bilerek yaptığını gösteriyor.

Bunun en açık örneğini ekonomide görüyoruz. Yıllarca bu ülkeyi kumar ekonomisine mahkûm edip, sonra Davutoğlu başa geçince ‘pardon’ dediler. Üretim ekonomisine geçileceğini, bu yapının destekleneceğini belirttiler. Hatta bununla ilgili kendilerince bir eylem planı bile hazırladılar.

Her ne kadar o zaman bunun ayaklarının yere basmadığını ve değişen hiçbir şeyin olmadığını anlatmaya çalıştıysak da, buna inanma gafletine düşenler oldu. Eğer söylenene değil, onu destekleyen yan açıklamalara bakıp sağlama yapmazsanız, güzel sözlerle uyutulmanız işten bile değildir.

Eğer bir ülkeyi yönetenlerin üretimden anladıkları sadece inşaat, reel sektör kaygıları da emlak – gayrimenkul pazarlamadan ibaretse ve bunun için üreticinin hiçbir sorununu çözmeden borçlanma ekonomisi içinde faiz tartışması yapıyorlarsa, finansmandan sadece borç almayı ya da satıp savmayı anlıyorlarsa kafa aynı kafadır.

Yıllarca dünyadaki fonlara büyük kârlar elde ettirenler, para kesilince faiz lobisi diye ortayı çıkıp caka satmadılar mı? Üç kuruş para için içeride kahramanlık taslayıp, dışarıda el avuç bağlamadılar mı? Bu ülkeyi yıllık 200 milyar dolarlık nakit bulma perişanlığı içine sokup, dünyanın önde gelen ülkelerinin oyunlarına ses çıkaramaz hale getirmediler mi?

Şimdi ders mi aldılar sanıyorsunuz? Para bulamayınca, 12 yıldır yaptıklarını tekrarlamaya başladılar. Elde avuçta kalanları satmak... Üstelik bu sefer nakit para getirenleri ortaya döktüler. Bütçe açığını 4,5 G ile makyajlamayı becerenler, halen gerçekle yüzleşmeyip, ağrı kesici ile tedavi yaptıklarını iddia ediyorlar.

Kafa öyle bir aynı kafa ki, yine elde ne var ne yok ortaya döktüler. 2016 yılı için 22 kuruluşu özelleştirme kapsamına aldılar. İçlerinde Milli Piyango da var; köprüler ve yollar da… Yarısından fazlasının yarı payından fazlası kamuya ait… Taşınmazlar, tesisler, limanlar akıl alır gibi değil; satılıyor.

Bugüne kadarki özelleştirmelerde alan ne yapıyor? Çoğu o işletmeleri kapatıp, insanları kapının önüne koyup, Tekel örneğinde olduğu gibi ithal ürünü piyasaya sokarak, bedava getirdikleri arsaya inşaat yapmaya başlıyor. Yani ülke, yabancı eliyle üretimi terk ediyor.

Peki neden? Para lazım… Ne için? Üretim ekonomisiyle ilgili bir atılım yapmak ya da katma değerli bir üretime imza atıp, kat be kat fazlasını memleketin kasasına koymak için mi? Hayır… Hepsinin satışından bekledikleri sadece 10,8 milyar TL.

İstanbul’un ciğerlerini parçalayarak yaptıkları 3. Köprü için 6 milyar dolar maliyet öngörürken, 66 milyar dolarlık özelleştirmenin 40 milyar doları aşkın kısmını bugüne kadar köprü ve otoyollar için harcanmışken, şimdi onları da paketin içine koyup 10,8 milyar TL’ye satmaya kalkıyorlar.

Bunun adı özelleştirme değil, piyasada bilinen tanımlamasıyla çek kırdırtmaktır. Ödemeniz vardır ve o günü atlatmak için zararına tefeciye çek kırdırtırsınız.

Koca bir devlet gelir kırdırmaya başlamış, birileri halen ayakta uyuyor. Oysa yıllar önce bunun temelini atıp, ülkeyi kumarbaza mahkûm edip, meseleyi buraya getirenler miras yediler hiç değişmediklerini kanıtlıyorlar. Kafa aynı kafa; saflık işin bahanesi…■ Çetin Ünsalan, Ulusal Kanal, (30.11.2015)

Mİ, ÇEVRE: HALK TOROSLAR HES’LERE KARŞI TEK YUMRUK

Antalya’nın doğu ilçelerinde köylüler HES’lere karşı ayaklandı. Bölgede bulunan ormanlar, şelaleler, mağaralar, yeraltı suları, yaban hayatı ve tarım alanlarının yanı sıra arkeolojik kültür mirası, HES projelerinin tehdidi altında. Manavgat, Akseki, Gündoğmuş, İbradı ve Gazipaşa’dan köylüler önceki gün HES projelerinin odağındaki Gençler köyünde bir araya gelerek Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu ile birlikte ortak basın açıklaması yaptı. Yöredeki tüm HES projelerinin iptal edilmesini isteyen köylülerin ortak açıklamasında, “Eğer bir şeye ‘kutsallık’ atfedilecekse o da bu yaşam mücadelesine olmalıdır. Bu mücadele meşrudur, kutsaldır. Karıncanın kardeşi var diyoruz. Yöremizdeki HES mağduru olan köylüler olarak birlikte yan yana olacağız. Toprak, su, orman yaşamdır, satılamaz” ifadelerine yer verildi.

Antalya’nın doğusunda yer alan el değmemiş vadilerde projelendirilen HES’ler birer birer uygulama aşamasına geliyor. Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan orman köylüleri ise su kaynaklarının ellerinden alınacak olmasına karşı birlikte mücadele etme kararı aldı. Önceki gün HES projelerinin odağındaki Manavgat’ın Gençler köyünde bir araya gelen yüzlerce köylü, HES’lere karşı ortak eylem ve basın açıklaması yaptı.

TOROSLARDA KÖYLÜLER SULARINI KORUMAK İÇİN TEK YUMRUK OLDU

Birleşe birleşe kazanacağız”, “HES yapma boşuna, yıkacağız başına” ve “Dereler özgürdür özgür akacak” sloganlarının atıldığı eylemin ardından Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu’ndan Nihat Karadere bir konuşma yaptı. Gençler köyü Muhtarı Hüseyin Kızılkaya, köylülerin topraklarının HES için acele kamulaştırma kapsamında kamulaştırılmasına karşı dava açtıklarını belirterek, sonuna kadar direneceklerini dile getirdi. Ardından sırasıyla İbradı Yardımlaşma Derneği Başkanı Düriye Coşkun, Gümüşdamla Dayanışma Derneği’nden Mehmet Özkan, Üzümdere Sosyal ve Kültürel Dayanışma Derneği’nden Ali İhsan Küçükavcı, Gündoğmuş Köprülü köyü Muhtarı Ayhan Yılmaz, Gazipaşa Çığlık köyünden Salih Gündoğdu, Antalya Birleşik Haziran Hareketi’nden Seda Balmumcu, Güçlüköy’den Ali Arslan, Ahmetler köyünden Hüseyin Koç, HES karşıtı birer konuşma yaparak mücadele için dayanışma mesajı verdiler.

‘TÜRKİYE’NİN TÜM AKARSULARI ÖZEL ŞİRKETLERE TAHSİS EDİLDİ’

Yöre köylülerinin ortak basın açıklamasını okuyan Mimar Birsen Tanyeri ise bölgedeki HES projelerinin yaratacağı etkiler hakkında ayrıntılı bilgiler aktardı. Türkiye’nin her akarsuyunda olduğu gibi Toros dağlarının yamaç vadilerinde de akarsuların kaynağından düzlüğe inene kadar yüzlerce HES projesinin bulunduğunu belirten Tanyeri, ‘yenilenebilir enerji kaynağı’ olarak görülen HES’lerden elektrik üretme işinin, 2002 yılında çıkarılan yasa ile kamudan özel sektöre devredilerek Türkiye’nin tüm akarsularının özel şirketlere tahsis edildiğini dile getirdi. HES’lerle ilgili sorunun bundan sonra başladığını kaydeden Tanyeri; “Çünkü, mikro HES dediğimiz ‘Nehir tipi Santraller’in kurulum gücü 10 megawatt’ın altında olanları için ‘ÇED Gerekli Değildir’ diye bir düzenleme getirdiler. Vadilerde ÇED raporu almadan HES yapmaya başladılar. Hektarlarca kentlerin akciğeri Ormanlar yok oldu. Erozyon, Heyelan, Sel felaketlerinde onlarca can kaybedildi. Derelerin suları kurudu. Doğal yaşam yok olmaya başladı. İnsanlar yurtlarından göç etmeye başladılar” diye konuştu.

ESKİ BAKAN BAYRAKTAR’IN İTİRAFI ŞİRKETLERİ HAREKETE GEÇİRDİ

Kasım 2013’te dönemin Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın HES’lerle ilgili ‘itiraf’ta bulunarak bazı HES’lere kapıyı kapattıklarını açıkladığını anımsatan Birsen Tanyeri, şöyle konuştu: “Bayraktar, ‘Türkiye, yılda 60 milyar dolarlık enerji ithal ediyor. Nükleer santral olmadan bu işin altından kalkamayız. HES’lerle de olmaz. HES’lerle ufak dereleri mahvediyoruz. 10 megavattan az enerji üretecek HES’lere kesinlikle vermeyeceğiz. Bundan sonra bunun hesabını sorarsınız’ dedi. Ancak bu açıklamadan sonra kurulum gücü 10 megawatt’ın altında HES lisansı alan tüm HES şirketleri kapasite artırımı yolunu seçtiler. 3 tane HES için ayrı ayrı ÇED raporu hazırlanması gerekirken tek bir ÇED raporu hazırlattılar. HES yapılacak yöreye gelmeden masa başında hazırlanan Proje Tanıtım Dosyaları ve ÇED raporları, jet hızıyla ilgili mercilerden onay aldı, almaya da devam ediyor.

ANTALYA’NIN DOĞUSUNDAKİ DERELERDE ONLARCA HES PROJESİ

Tıpkı Gündoğmuş Köprülü, Kayabükü, Akyarı, Eskibağ, Yeşlidere, Ortaköy köylerine hayat veren Alara çayında, Akseki Gümüşdamla köyüne hayat veren Değirmendere (Ali hoca kaynağı), Manavgat Ahmetler köyüne hayat veren Karpuzçay, Güçlüköy vadisi, Gençler köyüne ve birçok köye hayat veren Çenger çayı, Gazipaşa Çığlık köyüne hayat veren Çığlık, Çörüş, Gürleyik, Katrançukuru, Arkıçça dereleri, Manavgat çayını oluşturan İbradı Üzümdere, Sinanhoca ve Ürünlü köylerine hayat veren Melas ırmağı üzerinde yapılacak olan HES projelerinde olduğu gibi.

DÜNYANIN EN ZENGİN DOĞAL KAYNAKLARI YOK OLMA TEHDİDİ ALTINDA

Açıklamasında, Toros dağlarının endemik flora ve fauna açısından dünyanın en zengin kaynaklarına sahip olduğunun altını çizen Tanyeri, kardelenler ve yabani dağ keçileri için ‘Yaban Hayatı Koruma ve Geliştirme Alanı’ olarak ‘korunan alanlar listesinde’ yer alan Sinanhoca ve Ürünlü’de, dünyaca ünlü Altınbeşik mağarası, 1. Derece doğal sit alanı olan Alara Vadisinde dünyaca ünlü ‘Uçansu Şelalesi, Güçlüköy, Güneycik ve Gençler köyü sırtlarındaki 1. Derece arkeolojik sit alanında ise Tol ve Kaletepe ören yerleri ile korunması gereken nadir ekosistem alanları bulunduğunun altını çizerek her bir vadinin sulak alan olarak riperian (normalden fazla nem ve suya gereksinim duyan bitkilerin yaşam alanı) dere sistemlerinin tüm özelliklerini taşıdığını kaydetti.

‘BAKANLIK HES VE TAŞ OCAKLARI İÇİN PLANLARI SÜREKLİ DEĞİŞTİRİYOR’

Vadinin, kanyon içleriyle çevresinde yüzlerce endemik türün barındığını söyleyen Tanyeri, Antalya’nın şelaleler ve düdenler şehri olmasının nedeninin bu akarsuların derin ve sarp vadilerden geçerken Jeolojik yapısından dolayı geçtiği vadilerde kireçtaşlarının erimesiyle büyük mağara, düden, şelale oluşumları yaratmasından kaynaklandığını vurgulayarak, “Antalya’nın turizmin başkenti olması, içinde barındırdığı tarihi, arkeolojik, doğal, kültürel varlıklar açısından zengin oluşu nedeniyledir. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yapılan 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın mekânsal planlama kararları, amaçları, ilkeleri, stratejik hedefleri HES projeleri, Mermer ve Taş ocakları izinleri yüzünden sürekli değiştirilmektedir. ÇED raporlarının sürekli 1/100 bin ölçekli plan kararları değiştirilmek suretiyle izin verildiği ve yetkili kurumlarca zaman geçirmeden imzalandıklarına tanık olmaktayız. Sebebi her ne olursa olsun her kurum yetkilisinden görevini ifa ederken, ülkenin geleceği için hazırlanan Çevre Düzeni Planı ilkelerine uygun davranmasını beklerdik. Özel şirketlerin hazırladığı, literatür taranarak elde edilen bilgilerle, yerine gidilmeden, bazen yanıltıcı bilgiler de içeren, binlerce sayfayı bulan (Çenger I-II-III ÇED raporu 1033 syf-Alara ÇED raporu 1055 syf) ÇED Raporlarının, resmi kurumlarca nasıl ‘olumlu’ bulunduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz, manidar buluyoruz” ifadelerini kullandı.

‘YASALAR ŞİRKETLER İÇİN DEĞİŞTİRİLİYOR, KÖYLÜLER YOK SAYILIYOR’

Söz konusu ÇED raporlarında, görevi ülkemizin ormanlarını, binlerce yılda oluşmuş ekosistemi, doğal ve kültürel değerleri korumak adına Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yapılmış olan 1/100 bin ölçekli Çevre düzeni planı karar, ilke ve amaçlarının, yasa ve yönetmeliklerin, özel şirketlerin çıkarları uğruna bir bir değiştirilmesini hukuka aykırı bulduklarını dile getiren Tanyeri, yöre köylüleri adına yaptığı ortak basın açıklamasında ayrıca şunları söyledi: ”Plan kararlarında olmayan HES projeleri, plan bütünlüğünü bozmakta, yörede yaşayan insanları, canlıları yerlerinden yurtlarından göçe zorlamakta, başta turizm olmak üzere tarım ve Hayvancılık sektörü zarar görmektedir. İşsizlik, yoksulluk, hastalıklar artmakta ve toplumsal barış bozulmaktadır. Bu projenin ‘sosyal’ yanı yoktur. Sosyolog tarafından hazırlanmış raporda, yörede yaşayan insanların düşüncelerine yer verilmemiştir. Köylülerin defalarca HES istemediğini yaptıkları protesto görmezden gelinmiştir.

KARTAL, GÖKNAR, SEDİR VE MOR ÜZÜM MÜCADELEDE YALNIZ DEĞİL

HES şirketi ‘sosyal sorumluk projesi’ olarak Güçlüköy’e okul, orman gözetleme kulesi, çeşme, orman yolları yapmış, ancak bilinmelidir ki bu hizmetler zaten devletin yapması gereken hizmetler olup, Çenger 1-2-3 HES projesini yapmak için Gençler köyünde tarım arazilerine Şirketçe el koymanın gerekçesi olamaz. İşte bu nedenlerle bugün buraya Gençler halkı ile dayanışmaya geldik. Onları, yaşam alanlarına, yani ‘acele kamulaştırma’ kararı ile ellerinden alınan toprağına, Çenger 1,2,3 regülatörü ve HES projesinin yaklaşık 30 kilometreyi bulan iletim kanal (Çenger 2 HES su alma yapısı projede değişiklik yapılarak 1.HES binasından 500 metre aşağıya kaydırılmış, 14012 olan kanal uzunluğu 13512 metreye düşürülmüş) ve tünellerine hapsedilmek istenen suyuna, kurutulmak istenen vadisine, çayına, ormanına, deredeki balığına, havadaki Kartalına, Gökkuzgununa‘nadir korunması gereken ormanlar’ sınıfında yer alan Toroslar’ın çam, ardıç, göknar, sedir ormanlarına, bağlardaki mor üzümüne sahip çıkma mücadelesinde yalnız bırakmayacağız.

‘KARINCANIN KARDEŞİ VAR DİYORUZ, YAŞAM MÜCADELEMİZ KUTSALDIR’

Eğer bir şeye ‘kutsallık’ atfedilecekse o da bu yaşam mücadelesine olmalıdır. Bu mücadele meşrudur, kutsaldır. Karıncanın kardeşi var diyoruz. Yöremizdeki HES mağduru olan köylüler olarak birlikte yan yana olacağız. Akseki, Gündoğmuş, Manavgat ilçelerinin sınırları içinde HES inşaatlarının yanı sıra yapılmak istenen ve ‘ÇED Gerekli Değildir’ denilerek jet hızıyla Valilikçe onaylanan ‘Kırma-Eleme-Hazır Beton Santrali’nin de yöremizde çok ciddi tahribat yaratacağını biliyoruz. Çenger1-2-3 Regülatörü ve HES projesinin asıl sahiplerinin Güral Şirketler gurubu olduğunu da biliyoruz. Asıl amacın, enerjiden ziyade yamaçlardaki mermer yataklarını, dere içi ve çevresindeki kil, kireçtaşı, kum, çakıl, çimento hammadde yataklarını değerlendirmek olduğunu da görüyoruz. Suyun 49 yıllığına kullanım hakkını alan şirketin, en temiz su kaynakları ile birlikte proje alanındaki yer altı zenginliklerine de sahip olacaklarının da farkındayız. İşte tam da bu nedenlerle; yöredeki tüm HES projeleri iptal edilmelidir. Toprak, su, orman yaşamdır, satılamaz.” ■ Yusuf Yavuz, odatv, (30.11.2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura