Diğerleri > Sis Çanı
18-02-2015
NELER OLDU 25-30 KASIM 2014 (Üniversite, küreselleşme, yabancıya toprak, medya, bölücülük, RTE, yolsuzluk, özelleştırme, Atatürk’e saygısızlık, gelişme, Dolar, Petrol, demokrasi, borçlanma, UÖŞ,…)

Cihan Dura

18.2.2015


25.11.2014

HER ÜNİVERSİTE’YE CAMİ!

 

Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, her üniversiteye cami yapılmasını istedi. Bu onun görevi. Ama Başkan, aynı zamanda bir üniversite hocası. Keşke her üniversiteye camiyle birlikte, yurt, laboratuvar, lojman, teknopark, kütüphane, spor tesisleri ve en önemlisi akademik özgürlük de isteseydi...
İbadet her yerde yapılabilir ama bilim öyle mi?
Laboratuvar ve donanım yoksa nerede bilim üretilecek? Bilim olmadan bir ülkenin kalkınması mümkün mü?..
Kalacak yurdu olmayan öğrenci, barınacak lojmanı bulunmayan öğretim görevlileri, kaldıkları şehirlerdeki camileri bırakıp da üniversite kampüsüne mi gelip namaz kılacaklar?..
Ayrıca bazı üniversitelerin çok farklı yerlerde kampüsleri var ya da kampüslerin hemen yanı başında devasa camiler bulunuyor. Ayrıca ilahiyat fakültesi olan üniversitelerin genelinde zaten cami var. Buna rağmen, yine yeni camiler yapılmaya devam edilecek mi?..
Ve en önemlisi, tıpkı Diyanet İşleri Başkanı gibi, görevi gereği, her üniversiteye teknopark, yurt ve lojman, laboratuvarlar isteyen
YÖK, TÜBİTAK, TÜBA başkanları, Milli Eğitim, Bilim ve Teknoloji, Gençlik bakanları çıkmayacak mı?
Elbette hiçbir şey, hiçbir şeyin karşılığı ve alternatifi değil. O da yapılır, diğeri de. Ama birini yapıp diğerini yapmadığınız zaman bakış açıları farklılaşıyor, öncelikler ve algılar değişiyor...

Camiler de boş kalır
Bu arada, üniversiteleri anlamak da çok zor.
Öğretim üyeleri de, öğrenciler de fazlasıyla dinamikler ve öncelikleri günbegün farklı olabiliyor.
Örneğin ille de spor tesisi isterler ama gidin görün ki, spor tesisleri hep boştur.
Kütüphaneler ve süreli yayınlar bir üniversitenin olmazsa olmazıdır ama sınavlar dışında dolu görmek mümkün değildir.
Ar-Ge için devasa kaynaklar ayrılır, teşvikler sağlanır ama yeterince ilgi görmez...
Doğru örnekler yok mu elbette fazlasıyla var ama pek çoğunda bu manzaralarla karşılaşabilirsiniz.
İşte bu noktada yapılan ya da yapılacak camilerin pek çoğu da cuma namazları dışında boş kalırsa hiç şaşırtıcı olmaz. Çünkü üniversite ziyaretlerinde karşılaştığımız manzara bu!..

Kraldan çok kralcılar
Sadece üniversitelerde değil, hemen her kesimde, iktidarlara yaranmak için benzer örnekler görebilirsiniz. O dönemin koşulları ne ise onu öne çıkarırlar. O dönem bittiğinde, kral öldü yaşasın yeni kral sloganları atarlar. Bu konu da öyle olursa hiç şaşırtıcı olmaz...
Bu konuda tartışılan en önemli konulardan biri de devletin, Diyanet’in bu kadar parası varsa niye yurt, laboratuvar, kütüphane, lojman yapılmıyor şeklinde.
Bunları yapmak elbette Diyanet’in görevi değil ama onlara bu kaynağı sağlayan ve bir dediğini iki etmeyen o cömert devlet diğer konularda niye bu kadar cimri?..
İşte bu noktada bireylerin kişisel mücadeleleri devreye giriyor. Keşke eğitime yön veren kurum ve kişiler de Diyanet İşleri Başkanı gibi görevlerinin gereğini yerine getirme konusunda aynı azme sahip olsa ve aynı mücadeleyi verseler.
Davası konusunda en iyi mücadele örneği Hayrettin
Karaca’dır. Doğaya, toprağa, ağaca öylesine sahip çıktı ki ne zaman onlar konuşulsa akla gelen ilk isim o oldu...
Özetin özeti: Üniversiteler ne zaman camileriyle değil de laboratuvarlarıyla
gündem oluştururlarsa işte o zaman bilim toplumundan söz edebiliriz... ■ Abbas Güçlü, Milliyet, (25.11.2014)

 

KÜRESELLEŞME, LİBERALİZM: KÜRESEL ENTEGRASYON MU KÜRESEL SÖMÜRÜ MÜ?

Türkiye’nin dünyaya entegre olduğunu övünerek anlatan Başbakanın farkında olmadığı, “Dünya ekonomisine entegre olmaktan daha önemlisi, bu entegrasyondan dolayı ülke çıkarlarının ne oranda korunduğu ve halkın refahına ne kadar yansıdığı” meselesidir. Kaldı ki 1980 sonrası zaten ekonomi dışa açılmış ve entegre olmuştu.
Türkiye’nin küresel entegrasyonu tam bir sömürü düzenine dönüştü...
a. AKP iktidarında 586 milyar 315 milyon dolar dış ticaret açığı verdik. 449 milyar 297 milyon dolar cari açık verdik. Yani dış ekonomik ilişkilerden dolayı kaynak kaybımız çok yüksek oldu.
Bizim kaybımıza karşı ekonomik ilişkide olduğumuz Avrupa ve diğer ülkeler kazandı. Bu kayıplar 77 milyon insanın ve tüm ülke yatırımlarının altı aydan fazla bir zaman için yarattığı katma değeri yabancıya aktarması ve ulus olarak yabancıya çalışması demektir.

b. Cari açığın nihai finansmanı dış borçla yapıldı. Bu nedenle 2014 ikinci çeyrekte Türkiye’nin toplam dış borç stoku 401.7 milyar dolara yükseldi.

Türkiye’nin Dış Borç Stoku (Milyar Dolar)

c. Türkiye ara malı ve ham madde ithal ettiği için cari açık verdi. MB, sıcak parayı teşvik etti. Sıcak para ve spekülatif sermaye girişi kur baskısı yarattı. MB, bu yolla düşük kuru 9 sene enflasyonu frenlemek için kullandı. İçeride ara malı ve ham madde üretimi düştü. İthal ham madde ve ara malının üretimdeki payı yüzde 70’e yükseldi. Üretim dışa bağımlı bir yapı kazandı. MB, reel kur endeksine göre halen TL yüzde 5 dolayında değerlidir. Bu bağımlılıktan dolayıdır ki 2013’te kur arttığı halde, ithal ara malı ve ham madde ithalatı aynı oranda düşmedi.
Türkiye yatırım malı ithal etmek için cari açık verseydi, üretim ve istihdam artardı ve bu yatırımlar cari açıktan daha büyük getiri sağlardı.
Kaldı ki Başbakan dış ticarete tek gözlükle bakıyor. Dış ticareti işine geldiği gibi kullanıyor. İhracatın 36 milyar dolardan 158 milyar dolara çıktığını söylüyor, fakat dış ticaret açığına ve ihracatın yapısına bakmıyor.
2003 yılında dış ticaret açığı 13 milyar 489 milyon iken, 2013 yılında 79 milyar 817 milyon dolara yükseldi. 2013 yılında ihracatın yüzde 80’ini ithal ara malı ve ham madde oluşturuyor.
Sonuç olarak; gelişmekte olan birçok ülkede ve Türkiye’de küreselleşme sürecinde dünyada ekonomik işgallerin getirdiği maliyetler, ülkelerin fiili işgallerinden daha yüksek olmuştur. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (25.11.2014)

 

YABANCIYA TOPRAK: KONUTU YABANCILAR ALIYOR

Yabancılara konut satışı bu yılın Ocak-Ekim döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 66 artarak 15 bini geçti ve ortalama aylık konut satışı bin 500’ü aştı

Konut satışlarında yabancıların ilgisi sürüyor. Bu yılın Ocak-Ekim döneminde yabancılara konut satışı geçen yılın aynı döneminde göre yüzde 66 artarak 15 bin 417’ye ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde yabancılara konut satışı 9 bin 284 düzeyindeydi. Böylece yabancılara 6 bin 133 adet daha fazla konut satıldı. Bu yılın on aylık konut satışları dikkate alındığında yabancılar, aylık ortalama bin 500’ün üzerinde konut satın aldı.

Yılın on aylık döneminde geçen yıl sonuna göre yabancılara konut satışı yüzde 27 artarken, geçen yıl yabancılara 12 bin 181 konut satışı yapıldı. Bu yılın 10 ayında yabancılara satılan konutlar, geçen yıl gerçekleşen satışları 3 bin 236 adet geçmiş oldu.

İstanbul ilk sırada

Yabancıların konut

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura