Diğerleri > Sis Çanı
16-02-2016
NELER OLDU 25-30 EYLÜL 2015 (Devletçilik, faiz, yabancı sermaye, tarım, ABD, altın, kriz, FED, yabancıya toprak, borçlanma, yolsuzluk, Cemaat, UÖŞ, )

Cihan Dura

16.2.2016

 


25.9.2015

EKONOMİ, GELİŞME, DEVLETÇİLİK, BÖLÜCÜLÜK: DOĞU’DA KALKINMANIN ÖNCÜSÜ KAMU OLACAK

‘Özel sektör gelmez. Kürt kökenli vatandaşlardan parası olana yatırım yap demek de hamasetten öte gitmez. TÜSİAD bölgede toplantı yapıyordu, hangi fabrikayı kurdu?’


Terörün kaynağını kurutmanın uzun vadeli önlemlerinden biri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ekonomik önlemler ve işsizliğin çözümü. Kalkınma Ekonomisti ve Yazar Bartu Soral, “Tünelin Sonu Kriz” başlıklı kitabında bu konuyu irdeliyor. Soral, BM Kalkınma Programı Türkiye Müdürü olarak görev yaptığı dönemde de bölge ekonomisini özel olarak mercek altına almıştı. Soral konuya ilişkin sorularımızı yanıtladı.

‘KARARLI VE BÜTÜNCÜL BİÇİMDE’
| Doğu ve Güneydoğu Anadola’da ekonomik önlemler ve işsizliğin çözümü, terörün çözümüne katkı sağlar mı?
Doğu Anadolu bölgesinin üç temel sorunu var. 1) Terör 2) Sosyal ve kültürel haklar. 3) Ekonomik eksiklikler. Tek başına terörü çözmek sonuç vermiyor. Üç çözüm aynı anda çalışacak, bütüncül biçimde. Yıllarca sadece terörle mücadele denendi. PKK bitme noktasına geldi ama vatandaşın sorunu devam etti. Bölgeden kaçabilme imkanı olan göç etti; İstanbul’da daha kötü bir hayata razı oldu. Neden? Çünkü kendi topraklarında üretemedi, iş bulamadı. Daha önemlisi ortaçağa ait feodal aşiret düzeninden, şeyhten, ağadan, beyden, onun baskısından kaçtı. Devlet bu düzeni değiştirecek mekanizmaları devreye sokamadı. 
Doğu Anadolu bölgemizin temel sorunu kapitalizm ile gelişen toplumsal ilişkilere sahip olmayışıdır. Orada yaşayan vatandaşın içinde bulunduğu düzen orta çağdan kalma feodal aşiret düzeni. İşsizlik çok yüksek. Teknolojiye dayalı üretim sıfır. Ancak dikkat edin, yoksulluk aynı oranda yaygın değil. Bunun sebebi kaçakçılık ve uyuşturucu gelirleri. İşte bu durum bile bölgenin nasıl bir karanlığa hapsedildiğini gösteriyor. 
Gelelim kültürel ve kimlik sorunlarına.1990’ların sonuna kadar Kürt kimliği yok sayıldı, vatandaşa kendi dili konuşturulmadı. Bunlar gereksiz korkulardan doğan baskılardı. Sorunu çözemeyen devlet baskıyla işi götürmeye çalıştı. Ancak bugün bu durum ortadan kalktı. Herkes kendi dilini konuşuyor. Radyo, televizyon, gazete serbest. Kürtçe özel okul açıldı. Ama tabi talep olmayınca kapandı. Herkesin İngilizce öğrenmeye çalıştığı bir küresel düzende, ötesi zaten beklenemezdi. 

‘ESAS KONU EKONOMİ’
| Devletin, bölge ekonomisine, terörün kaynağını kurutma perspektifiyle yaklaştığı söylenebilir mi? Devletin böyle bir planı var mı, var mıydı, ne zaman neden terk edildi?
Devlet olaya bütüncül bakmadı. İlk hata kamu atamalarında yapıldı. Bu sorunlu bölgeye en yetenekli, en donanımlı personel atanmalıydı, valisi, kaymakamı, memuru, askeri, polisi. Ama tam tersi oldu. Bölge kimsenin gitmek istemediği, sürgün diye görülen bir yer oldu. Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan, kaliteli bir kamu görevlisiydi, şehrin emniyet personeli ile ilişkisini nasıl değiştirmişti! 
Devlet PKK’nın doğuşu ile beraber kültürel ve kimlik sorunlarına, çözüme dayalı değil baskıya dayalı bir modelle yaklaştı. Öncesinde ise zaten ağayla, şeyhle götürüyordu işini. 
Esas konu yani ekonomi ise ciddi hiç bir plan ve proje ortaya konmadan ele alındı. Sadece yol, alt yapı yaparak iyileştirmenin yeterli olacağı düşünüldü. Bu hataydı. Bu bölge sanayileşmeye sadece üretim ve gelir artışı için değil, esas feodal ve aşiretler tarafından güdülen toplumsal yapının değişmesi için ihtiyaç duyuyordu. Türkiye bu işi başaramadı. 
Ben 2000’li yılların sonunda BM’de yöneticiyken Diyarbakır valisi Efkan Ala’ydı. Görüştük. Biz buraya artık devlet gelmesin, devleti istemiyoruz, özel sektörle kalkınacağız diyordu. Bölgenin gerçeklerinden haberi olmayan vali.
Bu bölgenin öncüsü kamu olacaktır; özel sektör gelmez. Bölgede yaşayan Kürt kökenli vatandaşlardan parası olana yatırım yap demek de hamasetten öte gitmez. Zaten sonuç ortada. TÜSİAD bölgede toplantı yapıyordu, ne oldu? Hangi fabrikayı kurdu?

‘PLAN KAĞIT ÜSTÜNDE KALDI’
| Doğu ve Güneydoğu Anadola’da ekonomik kalkınmanın önünde ne tür engeller var? Cumhuriyet yönetimi nasıl başardı? Neleri yaptı, neleri niçin yapamadı?
İkinci beş yıllık sanayi planının yatırım haritası var. Bölgeye kurulacak fabrikalar, faaliyet alanları saptanmış. Bunların hangi ulaşım yollarını kullanacağı da planlı bir biçimde hazırlanmış. Bazıları kurulmuş, bazıları başarılamamış. Ondan sonra yapılan planlar genelde kağıt üstünde kaldı. Sadece o bölgede değil. 
AKP ise samimi davrandı! Planlamayı toptan kaldırdı! DPT’yi lağvetti. Zaten ben fabrika kurdum demekle bu iş olmuyor. Hangi ürünlerin hammaddesi bölgede üretilebilir, önce ürün deseni çıkacak. Sonra üretilecek hammadde ve fabrikalardan, işlendikten sonra çıkan nihai mal hangi pazarlara satılacak, bunlar planlanacak. Hangi pazara hangi taşıma yoluyla gidecek, maliyet ne olacak? Bu sorulara yanıtlar verildikten sonra iş başlar. Yani bütüncül bir kalkınma planı hazırlanacak, beraber uygulanacak, fabrika yapıyorsun, taşıma yok. O zaman o fabrika da boşa gider. 
Bizde böyle atıl yatırım, harcama, israf çok. Yalnız şunun altını kalınca çizelim, Cumhuriyet’in en büyük başarısı eşit yurttaşlıktır. Bürokraside, özel sektörde, milletvekili, bakan, sanayici pek çok Kürt kökenli vatandaş var.

DEVLET FABRİKA KURARKEN NEDEN PAZARLIK YAPACAKMIŞ?
| “Çözüm Süreci”ne ilişkin eleştirilerinizi içeren bir kitabınız da daha önce yayımlanmıştı. AKP hükümetinin “çözüm” planı neye hizmet etmiştir?
Yaşanan sorunu çözmeye yönelik planlama yapmak, ortaya bir proje koymak şarttı. Ancak açılım süreci hiç bir zaman, bu sorunu çözmeye yönelik bir proje olmadı. Süreç PKK ile AKP yönetimi ve onların kontrolündeki bürokrasinin pazarlığından ibaretti. PKK bu pazarlığa elinde ağır silah ve bombalarla oturdu. 25 yıldır insan öldüren PKK ile, Öcalan’la neyin pazarlığını yapacaksın? PKK, bölge kalkınsın, sanayiler kurulsun, bölgede yaşayan insanlar çalışsın, kazansın, rahat etsin, bilimle, sanatla ilgilenir duruma mı gelsin diyor? PKK uyuşturucu parasından, aşiret liderliğinden vazgeçecek, modern bir toplumun kuruluşuna destek verecek öyle mi? Dağdaki teröristten Rönesans aydını çıkaracaksın yani. Bu ne saflıktır. Komik. 
Bir de şu muhataplık konusu var. Devlet bir sorunu çözerken, fabrika kurarken neden onunla bununla pazarlık yapacakmış? Devlet kalkınma programı hazırlarken, daha modern, daha müreffeh bir ortam hazırlarken kimseyi muhatap almak zorunda değil ki. 
Bölgenin sorunları belli, çözüm belli. Şimdi mecliste bulunan veya bulunmayan bütün muhalefet partilerinin bu sorunun çözümüne yönelik kapsamlı projelerini ortaya koyma zamanıdır. Halk çözümü istiyor ve destekliyor ama PKK’yı, onun destekçilerini, medyadaki şakşakçılarını desteklemiyor. Z. Ruhsar Şenoğlu, Aydınlık, (25.9.2015)

FAİZ: PROF. ALTUĞ’DAN UYARI: FAİZE DOKUNMAYIN!

Politika faizinin %7.5’ta sabit tutulması, yerinde bir karar olarak görülüyor. Prof. Osman Altuğ, “MB, faizi artırırsa bankaların maliyeti artacak, bu da ister istemez dolara yansıyacak” diyor

Merkez Bankası’nın (MB) faizle ilgili son kararı, olumlu bulundu. Marmara Üniversitesi İdari ve İktisadi Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Osman Altuğ, Merkez Bankası’nın beklentiler doğrultusunda politika faizini 7 buçukta sabit tutmasını, yerinde bir karar olarak değerlendirdi. Osman Altuğ, “Faizlerin indirilmesi, bankaların faiz maliyetlerini aşağıya düşüren bir operasyondur. Faizlerin yukarı çekilmesi de onların maliyetlerini arttırıcı bir unsurdur. Merkez Bankası faizleri arttırırsa; bankaların maliyetleri artacak. Bu da ister istemez dolara yansıyacak. Dolara yansıyınca da dolar fiyatları daha da yükselecek. O nedenle Merkez Bankası’nın bana göre faize müdahale etmemesi bugünkü ortamda doğrudur” dedi. 

Etkiler nasıl olur?
Prof. Osman Altuğ, Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi veya indirmesinin etkilerini şöyle anlattı: 
“Zaten faizlerin değişmemesi lazımdı. Merkez Bankası’nın faizleri yükseltmesi veya indirmesi neyi etkiler? Merkez Bankası sadece bankalara kredi açabilir. Dolayısıyla bankalara verdiği borç paranın faizini indirdi veya yükseltti. Bankalara faizi indirirse, Merkez Bankası’nın şu anda yüzde 7 buçuk civarında uygulaması var. Bunu yüzde 5’e indirirse bankaları yüzde 5’ten fonlamış olacak. Bankalar yüzde 5’ten aldıkları bu parayı yüzde 12’yle devlete satacaklar. Bundan daha ala bir şey olabilir mi?”  

Alacak TL, borç dolar
Faizlerin indirilmesinin bankaların faiz maliyetlerini aşağıya düşüren bir operasyon olduğunu anlatan Osman Altuğ, faizlerin yukarı çekilmesinin de onların maliyetlerini arttırıcı bir unsur olduğunu söyledi. Osman Altuğ, “O nedenle Merkez Bankası’nın bana göre faize müdahale etmemesi bugünkü ortamda doğrudur. Merkez Bankası faizleri arttırırsa bankaların maliyetleri artacak, bu da ister istemez dolara yansıyacak. Dolara yansıyınca da dolar fiyatları daha da yükselecek. Çünkü bankaların dolara ihtiyacı var. Bankalar yurtdışına dolar cinsinden borçlandılar. Türk lirası cinsinden devlete ve tüketiciye sattılar. Alacakları Türk lirası, borçları dolar” diye konuştu.

Amerika’dan 22 kat daha fazla faiz veriyoruz
Yanlış ekonomi politikası uyguladığımızı her defasında dile getirdiğini ifade eden Osman Altuğ, Türkiye’nin ithalat cennetine çevrildiğini kaydetti. Prof. Dr. Osman Altuğ, üretmeden tüketmenin ekonomiyi batırdığını ve gelecek nesilleri fakirleştirdiğini belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:
“Düşük kur yüksek faiz nedeniyle Türkiye ithal malı cennetine dönüştü. Kurlar düşük olduğu için ithal mallar Türk tüketicisine daha ucuza gelmeye başladı. Borçlarımız arttı. Aldığımız parayı tüketimde kullandık. Borçlarımızı da ödememiz gerekiyor. Biz değil gelecek nesiller ödesin diye, çocuklarımıza kazık atıyoruz. Sürekli olarak fiyatlarda değişme var. Bu da arz baskısıdır. Üretimimiz az, talep yüksek fiyatlar yükseliyor. Tüketim mallarını ithal ederken dolar kullanıyoruz. Merkez Bankası’nın inmesi veya çıkması doları etkiliyor. Dolar yüksek olursa ithal malların fiyatları yükseliyor. Üreticiye kredi açmadığımız için üretim maliyetlerinin içindeki finansman gücü maalesef zaten banka kaynaklarından değil tefeciden, bankerden temin ediliyor. Amerika’dan 22 kat daha fazla faiz veriyoruz. Bu sebeple Merkez Bankasının şu anda aldığı kararı yerinde görüyorum.”  Hanife Açıkalın, Yeniçağ, (25.9.2015)

26.9.2015

YABANCI SERMAYE: ÜLKER'DEN DEV SATIŞ, KOLA TURKA'NIN YENİ SAHİBİ

Bünyesinde Ülker'i de barındıran Yıldız Holding, Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’nın yüzde 90 hissesini Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’ya satma kararı aldı.

Murat Ülker'in Yönetim Kurulu Başkanlığı'nı yaptığı Yıldız Holding, ana işi olan atıştırmalık kategorisine odaklanma çalışmaları kapsamında, içecek şirketleri Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Meyve Suları’nın yüzde 90 hissesini Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’ya satmaya karar verdiğini açıkladı.

Geçtiğimiz yıl Kasım ayında United Biscuits’i satın alarak dünyanın 3. büyük bisküvi şirketi olan Yıldız Holding, ana işi atıştırmalık kategorisine yönelik odaklanma çalışmalarına devam ediyor. Yeniden yapılanma kapsamında, Yıldız Holding’in içecek şirketleri Della Gıda, Bahar Su ve İlk Mevsim Mevye Suları’nın yüzde 90 hissesinin, 335 milyon TL karşılığında Japon içecek şirketi DyDo DRINCO’a satılmasına karar verildi.

Hisse devri sonrasında şirketler Türkiye operasyonlarını sürdürecek. Cola Turka, Çamlıca, Saka Su, Sunny, Maltana,

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura