Diğerleri > Sis Çanı
13-12-2014
NELER OLDU 25-30 EYLÜL 2014 (özelleştirme, kurumlaşma, BOP, UÖŞ,Dolar, yabancı sermaye, tasarruf, teknoloji, RTE, AB, borçlanma)

Cihan Dura

13.12.2014


25.9.2014

DAVUTOĞLU’NDAN ‘ÖZELLEŞTİRME’YE DEVAM’ TALİMATI

Başbakan Ahmet Davutoğlu, devlet harcamalarının azaltılması ve özelleştirmelere hız verilmesi talimatı verdi. Davutoğlu, “Devletin belli alanlardan çekilmesi artık bir zarurettir. Devlet, şans oyunları alanından tümüyle çekilmelidir” dedi.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve maliye bürokratlarından brifing alan
Davutoğlu, devletin elindeki sosyal tesis, lojman ve konutlarla ilgili kapsamlı bir envanter çalışması yapılacağını, personel sisteminin gözden geçirileceğini, taşıt ve bina kiralarında da tasarruf etmeye çalışacaklarını dile getirdi. “Kamusal alanda yapılabilecek reformlar için belli bir vergi düzeyini tutturmamız ve bunu adil, eşit bir şekilde uygulamamız lazım” diyen Davutoğlu, vergi gelirlerini arttırmak için yeni adımlar atabileceklerinin de sinyalini verdi. ■ Aydınlık, (25.9.2014)

 KURUMLAŞMA: YAPISAL SORUNUMUZ: KURUMSALLAŞAMAMA

Kurumları kuruyoruz. Görev ve yetkilerini belirliyoruz. Nasıl çalışacaklarını tespit ediyoruz. Ekonomik birimler, kurulan kurumlara itibar ediyor. Herkes beklentilerini kurumların kâğıt üzerinde belirtilen kurallar çerçevesinde çalışacağı inancıyla belirliyor. Daha sonra bu kurumları işimize geldiği gibi çalıştırıp hem kurumların itibarını zedeliyoruz, hem de ekonomik birimlerin beklentilerinin bozulmasına yol açıyoruz.

1930 yılında çıkan Merkez Bankası yasası, zamanının en ileri merkez bankalarından birini oluşturdu. Enflasyon yaratmaktan korkan zamanın hükümeti, Merkez Bankası’nın tam bağımsız olmasını hedefledi. O kadar ki, 1930 yılında çıkan Merkez Bankası yasasında devlete kredi verilmesinden hiç söz edilmez. Hükümeti para politikasının dışına itebilmek için Hazine’nin Merkez Bankası’ndaki ortaklık payının yüzde 15’i geçemeyeceği dahi yasada hükme bağlandı.

Merkez Bankası, herhalde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurduğu ilk bağımsız kurumdu. Zaman içinde Merkez Bankası yasasıyla defalarca oynadık. Yetmedi, 1970 yılında Merkez Bankası yasasını yeniden yazıp Hazine’nin ortaklık payının yüzde 51’den aşağı olamayacağını hükme bağlayarak ilk kurulan bağımsız kurumu yok ettik. Doğal olarak tarihimizin en uzun ve en yüksek enflasyonunu da bu dönemden sonra yaşadık. 2001 yılında duvara çarptıktan sonra, yurtdışından gelen zorlamalarla birlikte yeniden bağımsız bir merkez bankası oluşturmaya çalıştık. Şimdi yaklaşımlarımızla o reformu da yozlaştırma çabasındayız.

BDDK

2000’li yıllarda başka bağımsız kurumlar da kuruldu. Bunlardan en önemlilerinden biri Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) idi. Bu şekilde, bankacılığın gözetim ve denetimi hükümetin egemenliğinden çıkarılıp hükümetten bağımsız teknik bir kuruma verildi. Aynı dönemde bankacılık sektöründe uygulamaya koyulan bir dizi reformlarla birlikte bankacılık sektörü gelişti, itibar kazandı ve yurtdışı yatırımcıların gözbebeği oldu. Yalnızca 2007 takvim yılında finans ve sigortacılık sektörüne gelen doğrudan yabancı sermaye miktarı 11.7 milyar dolar (tüm yılda Türkiye ekonomisine giren doğrudan yabancı sermayenin yarısından fazla) oldu. Geçen yıl Türkiye’ye gelen toplam brüt doğrudan yabancı sermayenin 12.9 milyar dolar olduğu hatırlanırsa, rakamın büyüklüğü daha iyi anlaşılır.

Bu büyüklükleri Türkiye ekonomisi, BDDK gibi bir kurumu kurup ciddi bir biçimde işlettiği için yakalayabilmişti. Şimdi bu kurumu da yıpratıyoruz. Yasasını henüz değiştirmedik, ama yasasını değiştirmeden BDDK’nın itibarını zedeleme aşamasındayız. Cumhurbaşkanı bir bankanın battığını kamuoyuna ilan ediyor. BDDK sessiz kalıyor. Banka gerçekten battıysa, BDDK görevini yapmıyor demektir. BDDK’ya göre bankanın faaliyet göstermesinde bir sakınca yoksa, Cumhurbaşkanı yanlış bilgilendiriliyor demektir. Kim haklıdır, bilemeyiz. Ama son dönemde bir bankanın battı mı, batmadı mı tartışmasının BDDK’yı yıprattığı çok açık.

POTANSİYEL SINIRLANIYOR

Yasasına göre bağımsız, işleyişinde ise siyasi iradeye bağlı kamu kurumları aslında çok tehlikeli. Yasasına göre sorumluluk bu kurumlarda, ama karar mercii siyaset katı olunca, bu kurumlar doğal olarak görevlerini yapamaz duruma düşüp ekonomik birimler gözünde itibarlarını yitiriyorlar. Bağımsız görünmeleri, bağımlı olmalarından daha kötü oluyor. Bunu mu arzuluyoruz?

İstenen ne olursa olsun, kâğıt üzerinde doğru dürüst kurduğumuz kurumları zaman içinde yıpratarak aslında kendimize zarar veriyoruz. Beklentileri bozuyoruz. Ekonominin büyüme potansiyelini sınırlıyoruz. Yapısal sorunlarımızın en önemlilerinden biri olarak kurumsallaşamama öne çıkıyor. ■ Ercan Mumcu, Haberturk, (25.9.2014)

 

BOP: IŞİD’İ PEYDAHLAYAN KİM, HEDEFİ NE?

En sağından en soluna yapılan yorumlarda IŞİD net bir yere oturtulamıyor. Radikal İslamcı bu çete adeta babası belli olmayan bir piç! Beşar Esad’ı yıkma adına peydahlandığı kesin olan bu veledin nesebi belli değil. Amerika ile İsrail benim ürünüm değil modundalar. Rusya ile İran’a ait olması zaten ihtimal dış. Bırakın onları Selefi Suudiler bile benden değil havalarında! Peki Baba onlar değilse kim? Ankara olabilir diyenler var, lakin bu mümkün değil zira 30 yıldır PKK belasını def edemeyen Türkiye bir-iki yılda böyle bir canavarı devşiremez ve buna zaten emperyaller izin vermez. Kuşkusuz Haşimi’ye kucak açan ve IŞİD’e silah-para gönderen Ankara, bu nesebi meçhul ürünü başlangıçta Beşar Esad ve PYD ile mücadele bağlamında sahiplendi ama kendi ürünü değil.
Peki dayandığı merkezin adresi bile meçhul olan IŞİD nasıl oluyor da Dünya’ya meydan okuyup, gırtlak kesebiliyor? Lafı dolandırmadan söyliyeyim, IŞİD Mossad ile CIA’nın ürünüdür. Bölgenin yeniden dizaynı adına sahnededir. Beşar Esad’ın bozduğu Büyük Kürdistan’a Akdeniz’e koridor açma hedefi şimdi IŞİD aracılığı ile açılmak isteniyor hadise budur. ■ Sabahattin Önkibar, Aydınlık, (25.9.2014)

 

26.9.2014 

BOP: IŞİD GERÇEKTEN NEDİR?

IŞİD ile ilgili çok değişik tanımlamaların yapıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bazılarına göre IŞİD, Irak’ta önce Amerikan işgal rejimi daha sonra Maliki hükümetleri tarafından devlet sisteminden dışlanan ve ezilen Sünni Arapların tepkisini dile getiren yeni-Vehhabî/Selefi çizgide bir örgüt. Bir başka izaha göre, IŞİD, Afganistan, Çeçenistan ve Bosna-Hersek savaşlarının oluşturduğu cihatçı Selefi kitlelerin belkemiğini oluşturduğu profesyonel ve hareket halindeki savaşçıların belkemiğini oluşturduğu, amacı gerçekten İslam devleti kurmak olan bir örgüt. Bir diğer açıklamaya göre IŞİD, ABD’nin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmek amacı ile kurduğu bir terör örgütü. ABD, IŞİD’i yönlendirerek ve bahane ederek, Orta Doğu’da Büyük Kürdistan’ı kurmak için çalışıyor. Bu arada IŞİD

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura