Diğerleri > Sis Çanı
29-05-2015
NELER OLDU 25-28 ŞUBAT 2015 (Dolar, RTE, faiz, BOP, altın, yabancıya toprak, tarım, dincilik, bölücülük, AB)

Cihan Dura

29.5.2015


25.2.2015

ERDOĞAN'IN AÇIKLAMALARINDAN SONRA DOLAR YÜKSELDİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Merkez Bankası'nın faiz indirim kararını eleştirdi. Dolar bu açıklamanın ardından yükseldi. Gün içinde 2.4540'ı gören dolar 2.4910'a kadar çıktı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın merkez bankası’na yönelik, “Merkez Bankası dün lütfetti, çeyrek puanlık bir faiz indirimi yaptı” açıklamasının ardından dolar bu açıklamaya hızlı tepki verdi.

Cumhurbaşkanı'nın konuşmasıyla dolar gün içi zirvesini yaptı

Erdoğan’ın açıklaması öncesi 2.4670’te olan dolar açıklama sonrası 2.4910’a kadar çıktı. ■ Radikal, (25.2.2015)

RTE, AKP: (ERDOĞAN, AKP’Yİ SANA KİM KURDURDU?)

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Sayın Erdoğan eğer sen delikanlıysan, AKP’yi sana kim kurdurdu, seni kim görevlendirdi bahset de merakımızı giderelim” dedi. Bahçeli, “Villada oğlunun eritemediği servetin kaynağını açıkla da görelim” gibi başka çağrılarda da bulundu.
Bahçeli, Erdoğan’a hitaben “Biz seni biliyor ve tanıyoruz. Velâkin milletimiz de gerçek yüzünü görmelidir” dedi.
Mesele de bu zaten...
***
Erdoğan, “AKP’yi sana kim kurdurdu?” sorusuna, daha önceleri, benzer suçlamaları zikretmeden “millet” diye cevap veriyordu. Fakat AKP’nin programının bile ABD’den bir lobi şirketi üzerinden gönderildiğini belgesiyle ispat ettiğim halde 14 yıldır buna bir cevap veremedi. CHP ve MHP sözcüleri, bu bilgi ve belgeye vakıf olduğu halde seçimlerde bu konuyu bir istisna dışında dile getirmedi!
Bahçeli, madem AKP’yi Tayyip Erdoğan’a kimin kurdurduğunu biliyor; bunu dört kelimeyle değil, bütün açıklığıyla bir kampanya halinde ortaya sermelidir ki seçmen de gerçeği görsün ve ona göre bir karar versin. Böyle bir mücadele sonunda CHP ve MHP’nin toplam oy oranı yüzde 51’i neden geçmesin? Veya her iki parti ayrı ayrı neden tek başına iktidar hedefine göre kendisine çeki düzen vermiyor?
Türk Milleti, Anadolu ve Trakya’yı, göstere göstere Türk vatanı olmaktan çıkarmak isteyen, toprak kaybına yol açmış bir siyasi harekete mahkûm mudur? ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (25.2.2015)

DOLAR, FAİZ: SANAYİ’DE GERİLEYEN ÜRETKENLİK

Türkiye’nin iktisat gündemi yaklaşık iki aydır Merkez Bankası’nın faiz politikasına indirgenmiş durumda. Bu satırların yazıldığı sırada TC Merkez Bankası daha henüz Para Politikası Kurulu toplantısını tamamlamamış ve dolayısıyla faiz kararını henüz duyurmamıştı. Ancak, “piyasa beklentisi” TC Merkez Bankası’nın politika faizinde yüzde 0.25 – 0.50 düzeyinde indirime gideceği yönünde idi. Kamuoyunda yaratılan beklentiler öyle ki, sanki Merkez Bankası faizleri düşürmeye başlasa, büyüme hızlanacak, işsizlik düşecek ve Türkiye içinde bulunduğu durgunluk ortamını geride bırakacaktır. Dahası, yüksek faizlerin enflasyonun da ana nedeni olduğu yönünde iktisat biliminin sınırlarını zorlayan kuramsal savlar da geliştirilmektedir.
Merkez Bankası’nca “belirlenen” faizlerin kısa vadeli faizler olduğunu; oysa büyüme, yatırımlar ve istihdam gibi makro büyüklükleri etkileyecek faizlerin çoğunlukla uzun vadeli faizler olduğunu; bunların da ekonominin yapısal dengelerine dayanarak piyasa koşullarınca belirlendiğini bu satırlarda vurgulamış idik. Bir ekonomide büyüme, yatırımlar, istihdam gibi büyüklükleri yönlendirmede para politikasının tek başına yeterli olmadığını ise ABD ve Avrupa ekonomilerinin son dönem verilerinden yakından izlemekteyiz.

***

Bunun ötesinde bir ekonomide söz konusu makroekonomik büyüklükleri etkileyen çok önemli bir diğer değişken daha vardır: Reel döviz kuru. Döviz kuru, bir yandan üretimin yurtiçi ya da ihracat pazarlarında dağılımını yönlendirirken bir yandan da ithalat rekabetine karşı ulusal üretimin desenini etkilemektedir. İthal ara malı ve yatırım mallarının fiyatı; dış borçlanma yükü; dış kredi maliyetleri döviz kurundan yakından etkilenir. Bu yönüyle dövizin enflasyon farklarından arındırılmış reel fiyatı ulusal gelirin düzeyini ve bileşenlerini yönlendirmede son derece önemli bir işlev görmektedir.
Türk Lirası yabancı paralar karşısında, özellikle ABD Doları’na karşı 2003’ten bu yana hızla değerlenme (ucuz döviz kuru) içindedir. Ucuzlayan döviz ithalatı körüklemiş, ulusal sanayinin ithalata bağımlılığını arttırmış ve istihdam yaratma kapasitesini de köreltmiştir. Türkiye’nin TL’de son iki yıldır yaşadığı göreli değer kaybı ise reel olarak çok önemli bir değişiklik yaratmamıştır. Aşağıdaki ilk şekilde bu olgu açık olarak betimlenmektedir.
Şekilde ABD Doları’nın piyasa fiyatı (nominal kur) ile Türkiye ve ABD arasındaki enflasyon farklarından arındırılmış reel düzeyi 2010’dan başlayarak aylık ortalamalar olarak sergilenmektedir. İktisat literatüründe satın alma gücü paritesi reel kuru olarak adlandırılan bu hesaplama bize doların piyasa fiyatında son dönemde gözlenen pahalanmanın, TL’nin dolar karşısındaki reel değerinde anlamlı bir değişiklik yaratmamış olduğunu belirtmektedir. Bunun nedeni Türkiye’nin göreli yüksek enflasyonuna dayanmaktadır.

 

Kaynak: TC Merkez Bankası ve ABD Bureau of Statistics.

Dolayısıyla, pahalılaşan dövize rağmen, döviz kurunun reel düzeyi sadece enflasyon farkını giderebilmiş ve TL hâlâ aşırı değerli konumunu yitirmemiştir.

***

Bu yazımızda vurgulamak istediğimiz ikinci konu ise sanayi sektöründeki üretkenlik kayıplarına ilişkindir. Ulusal ekonomik aktivitenin belirleyici sektörü olan sanayide kabaca 2011’den bu yana üretkenlik kazanımları durgunlaşmış görünümdedir. Kalkınma Bakanlığı’ndan derlediğimiz veriler, 2011 sonrasında sanayide çalışılan saat başına reel işgücü üretkenliğinin, ücret maliyetlerindeki artışın gerisinde kaldığını göstermektedir. Üretkenlik düzeyinin ücret maliyetlerinin gerisinde kalması sonucu kârlar sıkışmakta; bu da sanayi sektöründe enformel ve taşeronlaştırılmış/güvencesizleştirilmiş istihdam biçimlerinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır.
Türkiye ekonomisinde süregelen durgunluğun ve zayıf istihdam/yüksek işsizlik olgularının ardında sanayi sektörlerinden başlayarak ulusal ekonominin bütününe yayılmış bulunan düşük üretkenlik performansıyla birlikte, yüksek cari işlemler açığına ve yüksek dış borçlanmaya yol açan ucuz döviz kuru yatmaktadır. Bu tür yapısal sorunların çözümü ise salt Merkez Bankası faiz politikası ile çözülebilir olmaktan uzaktır.

 

Kaynak: TC Kalkınma Bakanlığı, Temel Ekonomik Göstergeler.

■Erinç Yeldan, Cumhuriyet, (25.2.2015)

 

BOP: IŞİD PROBLEMİ

Başkan Obama, geçen yıl IŞİD’in El Kaide’nin bir kolu olduğunu ve tam bir İslam hareketi olmadığını söylemişti. Yanıldığı anlaşıldı. Şimdi, ABD’nin IŞİD stratejisi yeniden gözden geçiriliyor. Sadece hava akınları ve Kürk-Irak güçlerini IŞİD’in üzerine salarak IŞİD ile başa çıkılamayacağı anlaşıldı.
Bir milyondan fazla kişinin yaşadığı, Irak’ın ikinci en büyük şehri olan Musul, halen IŞİD’in işgali altında. Musul’da 1000-2000 arasında IŞİD militanının olduğu hesaplanıyor. Nisan ayından başlayarak Musul’da IŞİD’e karşı ciddi bir kara harekâtı başlatılacak. Büyük bir olasılıkla, ABD Özel Harekât Güçleri de (Special Operation Forces) operasyona katılacak. Şu anda, Irak’ta bulunan ABD güçleri sadece Kürt-Irak askerlerini eğitiyor. Operasyon sırasında, Musul halkının da IŞİD’e karşı ayaklanması bekleniyor.

IŞİD ne istiyor?
IŞİD halen, Irak’ta
İngiltere’den daha geniş bir bölgeyi kontrolü altında tutuyor. Mayıs 2010’dan beri IŞİD’in lideri, Ebu Bekir el-Bağdadi. Bağdadi, şimdiye kadar televizyonda bir kez görüldü ama çeşitli videolar ve sayısız propaganda broşürleriyle fikrini yaymaya çalışıyor. Bağdadi ve IŞİD militanları, İslam’ın ilk ortaya çıkışı sırasındaki gelenek ve kurallara uyduklarını söylüyorlar. Militanlar, Bağdadi’nin 8. halife olduğuna inanıyor ve Bin Ladin’in yerine geçen El Kaide’nin yeni lideri Zevahiri’nin başarılı olamayacağına inanıyorlar.
El Kaide hücreler halinde çalışan bir İslami terör örgütü iken; IŞİD, bir bölgeyi kontrol altında tutarak, İslami geleneklere çok sıkı bağlı bir İslam devleti kurmak istiyor. Kurulacak İslam devleti,
alkol ve uyuşturucu satışı ve kullanımının yasaklandığı, Batılı kıyafetlerin giyilmediği, sakalın hiçbir zaman tamamen tıraş edilmediği bir devlet olacak. Halen, IŞİD, hâkim olduğu bölgede vergi topluyor; fiyatları kontrol ediyor; yargıya müdahale ediyor ve iletişim, sağlık, eğitim, bürokrasi gibi tüm sistemleri kontrol ediyor. IŞİD militanları, dünyanın kâfirlerden temizlenmesi gerektiğine, bunun için de, kitleler halinde katliamlar yapılabileceğine inanıyor.
IŞİD militanları, ABD,
Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Almanya, Avustralya, Endonezya ve diğer ülkelerden Suriye’ye göç eden fanatik Müslümanlardan oluşuyor. Bunlar, İslam devletinin kurulması amacına yönelik olarak canlarını vermeye hazırlar ve aileleriyle birlikte dönüşü olmayan tek yön biletler alıp, Suriye’ye gelmişler. Birçoğu, geldiklerinde pasaportlarını yırtıyorlar.

12. halife Mehdi mi?
Atatürk’ün halifeliği kaldırıp kaldırmamasının önemli olmadığına, çünkü, Osmanlı Devleti zamanında halifeliğin zaten tüm şartları ile şeriat kurallarını uygulamadığına inanılıyor. Dünyanın sonuna az bir zaman kaldığını, Halep yakınlarındaki Dabig şehrinde, zamanın halifesi (muhtemelen 12. halife) ile İslam karşıtlarının savaşacağına, savaşı kazanan halifenin İstanbul’u fethettikten sonra, Mehdi sıfatı ile tüm dünyayı Müslüman yapacağını düşünüyorlar. İslami kaynaklarda, Roma’nın fethedileceği yazılmış olsa da bahsedilen Roma’nın Doğu Roma ve İstanbul olduğuna inanılıyor. Bazıları ise, Mehdi ile Doğu İran’ın Horasan şehrinden gelen Deccal’in karşılaşacağına ve Deccal’ın tam galip geleceği sırada, İsa’nın yeniden dünyaya dönüp, Deccal’i yok edeceğine ve Müslümanların zaferini tanıyacağına inanıyor.
İslam fikir ve kültürü araştırmacılarından Graeme Wood ve Bernard Haykel, demokratik yollardan halife seçilmesinin veya
Birleşmiş Milletler’e delege gönderilmesinin bile, fanatik Müslümanlar tarafından, Tanrı’ya “şirk koşmak” anlamında düşünüldüğünü söylüyorlar. Bu nedenle de IŞİD taraftarlarıyla hiçbir konu müzakere edilemiyor, pazarlık yapılamıyor. Araştırmacılara göre, esas çatışma Musul’da değil, Halep ve Dabig’de olacak. IŞİD’in terör yaratmak değil, devlet kurmak amacıyla hareket ettiğini söyleyen araştırmacılar, Paris’teki Charlie Hebdo saldırısının IŞİD değil, El Kaide tarafından gerçekleştirildiği fikrindeler. ■Yaman Törüner, Milliyet, (25.2.2015)

 

 

26.2.2015 

DOLAR VE ALTIN FİYATLARI DOLAR 2.51'E DAYANDI

Dolar ve altın fiyatları bir anda alt üst oldu. Dolar/TL fiyatı bugün akşam saatlerinde 2.51 liraya dayandı. Altın fiyatları ise 1 haftanın zirvesinde.

Dolar ve altın fiyatları üst üste gelen haberlerle yükselişe geçti
Dolar/TL, Yunanistan, Rusya/Ukrayna endişeleri ve dolardaki küresel değer kazancı ile ilk kez 2,50'yi aşarak tarihi zirveye çıktı.  

Uluslararası piyasada altının ons fiyatı da 1220 dolara kadar yükselerek yeni rekorunu kırdı.

Dün 2,4994'le rekor kıran dolar/TL bu sabah güne 2.4779 seviyesinden başladı. Kur gün içinde kademeli yükselişle 2,5075'e kadar çıkarak rekor tazeledi. 

ABD PİYASALARI AÇILINCA HIZ KAZANDI 

ABD'de Cuma günü açıklanan istihdam verileri sonrasında başlayan ve sabah saatlerinde yavaşlayan dolardaki değer kazancı ABD piyasasının açılışı ile birlikte yeniden hız kazandı. Aralarında TL'nin de yer aldığı gelişmekte olan ülke para birimleri de sabah saatlerindeki olumlu seyir de tersine döndü. 

UKRAYNA ENDİŞELERİ 

Ukrayna'daki krize çözüm getirilmesi amacıyla yarın Belarus'un başkenti Minsk'te yapılması beklenen toplantı öncesinde gerginlik artarken; Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroshenko ülkenin doğusunda düzenlenen roketli saldırılarda çok sayıda ordu personeli ve sivilin yaralandığını söyledi. Ukrayna, Rusya, Fransa ve Almanya liderlerinin Ukrayna krizine çözüm getirmeye yönelik toplantısı öncesinde Rus birlikleri Ukrayna yakınlarında tatbikata başlamıştı. 

PİYASALARIN BİR KULAĞI DA YUNANİSTAN'DA 

Öte yandan Euro bölgesi maliye bakanlarının, Yunanistan'a finansal destek konusunda nasıl bir yol izleneceğini görüşmek üzere yarın program dışı bir toplantı yapacaklar. MNSI tarafından kaynaklara dayandırılan bir haberde, Avrupa Komisyonu'nun bazı tavizler içeren bir tasarıyı masaya getireceği, bu plana göre kreditörleri ile olan sorunları gidermesi ve mali yardım sonrası planları üzerinde anlaşma sağlaması için Yunanistan'a altı ay süre tanınacağı belirtildi. Avrupa Komisyonu Yunanistan'ın borç sorununu çözecek resmi bir tasarı olmadığını, ancak bu haftaki
 euro bölgesi maliye bakanları ve AB liderleri zirvesi öncesinde yoğun görüşme trafiğinin devam ettiğini açıkladı.

ALTIN FİYATLARI ZİRVE YAPTI

Ocak ayının son haftasından bu yana hızlı bir düşüş seyri izleyen
 altın fiyatları, hafta başında ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Janet Yellen'in yaptığı konuşmasında faiz artırımında acele edilmeyeceği yönünde sinyal vermesinden destek buldu. Bugün güne 1204,65 dolardan başlayan altının ons fiyatı bu seviyeden gelen alımların etkisiyle en yüksek 1220,05 dolara kadar çıkarak 19 Şubat'tan sonra en yüksek seviyeyi gördü. Altının ons fiyatı 19 Şubat'ta 1223,12 doları görmüştü. Çin'de ekonominin canlanması için uygulamaya konulan teşviklerin devam ettirileceği haberlerinin de altın fiyatlarını desteklediğini ifade eden analistler, teknik olarak altının ons fiyatında 1200 doların destek seviyesi olduğunu kaydediyor. Analistler, altının ons fiyatında 1221 doların ise direnç konumunda bulunduğunu, bu seviyenin aşılması durumunda ise 1238 doların gündeme gelebileceğini dile getiriyor. ■http://www.onyediyirmibes.com/, (26.2.2015)

YABANCIYA TOPRAK: BOĞAZ'DA 2. TEPE DE ARAPLARIN

Sultantepe 2 milyara satıldı... Sevda tepesi 400 milyona el değiştirdi

Sarayburnu'ndan Ortaköy'e kadar geniş bir alanı gören Sultantepe koruluğunun içinde, 150 yıllık tarihi Hüseyin Avni Paşa Köşkü de bulunuyor.

Bir zamanların ünlü işadamı ve politikacılarından Nuri Demirağ'a aitken, daha sonra işadamı Demir Karamancı'ya geçen Sultantepe'nin satılan bölümü 71 bin metrekareye varıyor.

Küçüksu Kasrı'nın hemen yanında bulunan ve Boğaz'a hakim olan Sevda Tepesi ise artık, Suudi Arabistan Prensi Abdullah bin Abdülaziz'in.

Anayasa Mahkemesi'nin yabancıların Türkiye'de mülk edinmesine ilişkin yasanın iptaline ait kararı henüz yayınlanmadığı için, İstanbul'da Araplara yer satışı yasal olarak sürüyor.

**

Boğaz'da 2. tepe de ARAPLARIN

ANAYASA Mahkemesi'nin yabancıların Türkiye'de mülk edinmesine ilişkin yasanın iptaline ilişkin gerekçeli kararı henüz yayınlanmadığı için, Araplara satış işlemleri devam ediyor.

Son olarak Küçüksu'daki Sevda Tepesi'nin 400 milyon, Üsküdar'daki Sultantepe'nin de 2 milyar liraya Araplara satıldığı belirlendi.

Hüseyin Avni Paşa Köşkü de içinde

Bir zamanların ünlü işadamı ve siyasetçilerinden Nuri Demirağ'a ait olan, daha sonra işadamlarından Demir Karamancı'ya geçen 71 bin metrekarelik koruluk, Sultantepe'nin yarısını oluşturuyor. Tepenin öteki bölümünün ise 40'lı yılların tanınmış yayıncısı Tahsin Demiray'ın varislerine ait olduğu bildirildi.

Tapu kayıtlarına göre, içinde 150 yıllık Hüseyin Avni Paşa Köşkü'nün de bulunduğu koruluk, 24.5.1985 günü 2 milyar lira karşılığında satıldı.

Sarayburnu'ndan Ortaköy'e kadar karşı yakaya hakim olan koruluğun içinde çeşitli asırlık ağaçlar bulunuyor. Ünü Özbekler tekkesi önünden başlayan koruluk, Üsküdar sahil yoluna kadar iniyor. Dolmabahçe ve çevresinden bakıldığında koruluk, Üsküdar İskelesi'nin Karadeniz yönünde taş binalar arasında büyük bir yeşillik oluşturuyor.

Sevda Tepesi 400 milyon liraya satıldı

Küçüksu Kasrı'nın hemen yanında, Boğaz'a hakim ünlü Sevda Tepesi ise yine sessiz sedasız 400 milyon liraya geçen Kasım aynın son günü Suudi Arabistan Prensi Abdullah bin Abdülaziz'e devredildi.

Arazinin varislerinden emekli Büyükelçi Emin Dirvana, 57 bin 470 metrekare olan arazinin 1.5 dönümlük bitişiğindeki Kandilliköyü Mezarlığı'na katılacağını söyledi. Ünlü Kıbrıslılar Yalısı'nın sahiplerinden olan ve yalının arkasını oluşturan oldukça dik ve koruluk alanla ilgili olarak, Emin Dirvana özetle şunları söyledi:

''Alanın içindeki yoğun ağaçların bulunduğu büyük bölüm, bizim başvurumuz üzerine Yüksek Anıtlar Kurulu tarafından 1972 yılında koruma alanı olarak kararlaştırıldı ve tescil edildi. Ağaçlara dokunulamaz. Esasen bina yapılacak alan daha önce taşocağı olarak işlenen çukurların doldurulmasıyla elde edilmiş düzlük kısımdır. Biz bütün bu hususları Sayın Belediye başkanı Dalan'a anlattık. Sayın Prens'in vekili de bu şartlarımızı kabul ettiler. Fiyat için pazarlığa hiçbir zaman girmedik. Satış fiyatı, bir yıl önceki resmen beyan ettiğimiz fiyat ile o yıl içindeki fiyat artışları dikkate alınarak yetkililer tarafından saptandı. Devlet büyüklerinin arzularını da dikkate alarak araziyi sattık.''

Satışlara devam...

Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından sonra, kamuoyunda özellikle Araplara arsa satışlarının durduğu yolunda bir görüş oluşurken, çeşitli ilçelerdeki tapu yetkilileri, yasaklama ile ilgili bir genelge gelmediğini, başvuruların kabul edildiğini ve satışların yapıldığını söylediler.

Sultan Tepesi ile Sevda Tepesi'nin de satılmasına olanak veren yasanın Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesi, çeşitli tartışmalara yol açmıştı.

Karşılıklılık esası aramaksızın bazı Arap ülkelerinin yurttaşlarının Türkiye'de taşınmaz mal edinmelerine imkan sağlayan yasa, Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesine rağmen, karar Resmi Gazete'de yayımlanmadığı için, Araplara satışın devam ettiği belirlendi.

(1985 yılında Reşat Altın 38.769 liraya satılıyormuş.) Milliyet Gazetesi 26 Haziran 1985

■Abdullah Kutalmış MIZRAK/Emlakkulisi.com (26.2.2015)

TARIM, KAYNAK KULLANIMI: SAKARYA'DA 3 BİN DÖNÜM TARIM ARAZİSİ İMARA AÇILDI

Sakarya'nın Kaynarca ilçesine bağlı Müezzinler Köyü'ndeki verimli tarım arazileri, dibine yapılması planan organize sanayi bölgesi (OSB) nedeniyle tehdit altında. OSB'nin inşa edileceği 3 bin dönüm tarım arazisi için ÇED olumlu raporu verildi. Köylüler, söz konusu tarım arazisinde mısır, arpa, ayçiçeği yanı sıra meyve ve sebze yetiştiriyor.

Rıfat Doğan - İleri Haber

Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı TV kanallarında yayımladığı kamu spotunda tarım arazilerinde yapılaşmaya izin vermeyeceğini açıklayadursun Sakarya'ya bağlı Kaynarca'da bulunan Müezzinler Köyü'nde tarım arazileri tehdit altında. İddiaya göre Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'na ait OSB projesinin 3 bin 160 dönüm tarım arazisi üzerine kurulması planlanıyor. Köylüler, proje için verilen ÇED olumlu raporunun, verimli tarım arazilerini 5. sınıf tarım arazisi saydığını belirterek, raporun hatalı olduğunu raporun aksine yılda dört kez mahsul aldıklarını kaydetti.

NE YETİŞMİYOR Kİ!

OSB'nin makine imalatı nedeniyle kurulacağı iddiaları bulunurken, Müezzinler Köyü Doğal Yaşamı Koruma Derneği üyesi Ferhat Yıldız, Tarım İl Müdürlüğü'nün hazırlanan ÇED raporunda tarım toprakları için "5'inci sınıf tarım arazisi" şeklinde görüş belirttiğini, bu görüşün ise elverişsiz tarım arazisi anlamına geldiğini kaydetti. Yıldız, oysa verimli tarım arazilerine sahip olduklarını, yılda dört kez mahsul aldıklarını dile getirerek “Bu topraklarda lahana, mısır, buğday, arpa, ayçiçeği yanı sıra sebze ve meyve yetiştirdiklerini söyledi. Köylülerin temel geçim kaynağının tarım olduğunu belirten Yıldız, OSB'ye karşı olmadıklarını ancak hem tarım arazilerine hem de yanı başlarına kurulacak sanayinin kendileri için büyük bir tehdit olacağını belirtti.

KAMU YARARIYMIŞ!

Yıldız, ÇED raporunda sadece o tarım arazilerinde mısır yetiştirildiği gibi yanlış bir bilgiye yer verildiğini ve OSB ile mısır geliri karşılaştırması yapılarak OSB'nin kurulmasının kamu yararına olacağı ifadesine yer verildiğini belirtti.

ÇMO: ALINAN NUMUNELER DE SAĞLIKLI DEĞİL

Konuya ilişkin önceki haftalarda köye giden TMMOB Çevre Mühendisleri Odası yöneticileri ise kısa bir inceleme yapma fırsatı buldu. Odanın ilk izlenimlerine göre OSB'nin kurulacağı yede Doğantepe diye adlandırılan bölgede doğan kuşlarının konaklama yaşama alanları var. Oda, kendisine gelen bilgiler arasında ÇED raporu için tarım arazilerinden değil yol kenarındaki topraktan numune alındığına ilişkin iddiaların olduğunu da kaydetti. Köyde hisse sahibi olanların ise para kazanmak için arsalarını şimdiden satışa çıkardığı ve İstanbul emlakçılarında köye ait satılık arsa ilanları gördüklerini belirtenler de var. ■ http://ilerihaber.org,(26.2.2015)

DİNCİLİK, SİYASAL İSLAM: IŞİD, MUSUL'DA BİNLERCE YILLIK HEYKELLERİ PARÇALADI

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanları, Irak'taki Nineveh Arkeoloji Müzesi’ni yerle bir etti.

Yayımladığı katliam görüntüleriyle bütün dünyayı dehşet içinde bırakan kanlı terör örgütü IŞİD, kültürel mirasları yok etmeye devam ediyor. IŞİD militanları, Irak’ta Musul’un da içinde bulunduğu Ninova Eyaleti'nde bulunan bir arkeoloji müzesini yerle bir etti.

IŞİD, daha önce de Musul’da 10 binden fazla kitabın, en az 700 adet nadir el yazması eserin bulunduğu Musul Kütüphanesi’ni yakmıştı.

IŞİD militanlarının, Ninova’daki Nineveh Arkeoloji Müzesi’ndeki heykel yıkma görüntüleri ortaya çıktı. Görüntülerde, IŞİD militanlarınının heykelleri, ellerindeki çekiç, balyoz ve hilti denilen elektrikli matkaplarla heykel, kabartma ve diğer eserleri kırıp, parçaladığı görülüyor. Yaptıklarını kameraya kaydeden IŞİD, bu görüntüleri de yayınladı. Paha biçilmez kültürel değere sahip binlerce yıllık heykelleri, 'put' olduğu gerekçesiyle yıkan IŞİD, Irak'taki antik medeniyetlere ait kalıntıları bir bir yok ediyor. ■ http://ilerihaber.org,(26.2.2015)

 

27.2.2015

BOP, BÖLÜCÜLÜK:HAKAN FİDAN’IN İSTİFA SEBEBİ!

MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Süleyman Şah türbesinin Türkiye tarafından havaya uçurulması gibi uçuk bir projenin sorumluluğuna ortak olmamak için mi istifa etti? Aylardır hazırlandığı söylenen böyle bir operasyonun hemen öncesinde istifa ettiğine göre...
Yoksa Tayyip Erdoğan’ın İslam Dünyası’nda “Müslüman Kardeşler Enternasyonali” oluşturmak fikri, ABD tarafından engellenince, Fidan da artık rolünün bittiğini mi düşündü? Öyle ya “Gölge CIA” diye bilinen istihbarat kuruluşu Stratfor’un yazışmalarında, Tayyip Erdoğan’ın, Henry Kissinger’e “Bir noktada İsrail’le köprüleri atıp, İslâm dünyasına yaklaşacağını” söylediği ve Kissinger’ın da daha sonra “Erdoğan, İslâm dünyasının lideri olma niyetinde” dediği ortaya çıkmıştı. Erdoğan, İsrail ile köprüleri, danışıklı olarak “One minute” tiyatrosu ve Mavi Marmara gemisini İsrail’e göndermekle atmıştı. Gerçekten de bu tiyatro ile İslam dünyasında büyük prestij sağlamıştı ama şu anda Türkiye’nin Hamas’tan ve Özgür Suriye Ordusu’ndan başka müttefiki kalmadı!
***
Daha önemli iddialar da var. Doç. Dr. Sait Yılmaz, Ulusal Kanal’ın İnternet sitesinde çok önemli incelemeler yayınlıyor. Emekli bir askeri istihbaratçı olan Yılmaz, Batılı kaynaklardan elde ettiği açık istihbaratı bakın nasıl yorumluyor:
“ABD Dışişleri Bakanlığı ve NED, 2006 yılından beri Suriye’deki muhalif grupları fonları ile destekliyordu. Suriye’deki ayaklanma çok önceden Tunus ve Mısır’daki hareketlere göre zamanlanmış ve koordine edilmişti. Batı tarafından eğitilmiş ve donatılmış İslamcıların bir kısmı Libya’dan gelip Türkiye üzerinden Suriye’ye geçti. İsyancılara silahlar Türkiye sınırları üzerinden gitti. 2007’de AKP ile ABD arasında yapılan gizli bir anlaşmayı hatırlayalım. Bu anlaşma ile AKP; ABD’ye Türkiye içinde demokratik barış süreci, Irak kuzeyindeki Kürtler ile iyi ilişkiler, o zamana kadar iyi giden Suriye ve İran politikalarını değiştirme sözü veriyor, bunun karşılığında ise Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmak üzere olan partinin kurtarılması, Balyoz ve Ergenekon operasyonları için düğmeye basılması sözü alıyordu. Bundan sonraki gelişmeler bu mihverde yürüdü ve iki taraf sözünü tutmaya çalıştı. Suriye’nin düğmesine basılma kararı verilince, Nisan 2011’de Suriye’ye karşı izlenecek politika ele alındı.”
AKP’nin kapatılma davasında, iddianame, Anayasa Mahkemesi’ne 14 Mart 2008’de sunulmuştu. Yılmaz’ın değerlendirmesi doğruysa, AKP kurmayları kapatma hazırlığını 2007’nin 5 Kasım’ında biliyordu ki Fehmi Koru, Kanal 7 haberlerinde “Ergenekon’un tasfiyesine 5 Kasım 2007’de Tayyip Erdoğan-George W. Bush görüşmesinde karar verildi” demişti...
Sadece TSK’ya operasyona değil, Suriye’ye operasyona da aynı tarihte karar verilerek karşılığında AKP’nin korunması sözü mü alınmıştı? AKP, “Ankara’nın şerri”nden korunmak için “ABD’nin şefaati”ne mi sığınmıştı?
***
Yılmaz’a göre “ABD’nin amacı IŞİD’i yok etmek değil gemlemek, yani sınırlamaktır. ABD uçaklarının hedefi de IŞİD değil, Suriye ve Irak’ın ekonomik alt yapısıdır. Anti-IŞİD koalisyonunun hedefi sanılanın aksine IŞİD’i kullanarak, Kürtlerin önünü açmaktır. AKP hükümeti, 2007 yılından beri ABD ile olan ittifakında Türkiye’nin bölünmesinin ve çevresinde bir Kürt kuşağı oluşmasının ötesinde, Suriye’den başlayarak tüm Orta Doğu’nun terör bataklığına dönüşmesinde önemli bir katalizör oldu. Türkmenleri Kürtlere asimile ettirdi, PKK’ya yaşam alanı verdi. AKP’nin 6-7 Ekim olayları karşısında geri adım atması Suriye’de de Kürtlere yeni bir devlet hayalini oldukça güçlendirdi. Yakın zamanda yapılan Süleyman Şah operasyonu ise IŞİD’e bölgeyi bırakmanın ötesinde, Kürt koridorunun önündeki bir engelin de kalkması yani Büyük Kürdistan için yeni bir kazanım anlamına geliyor.”
Hakan Fidan, işte bu tarihi fiyasko sonunda istifa etmek zorunda kaldı. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ,(27.2.2015)

AB: YUNANISTAN’IN DAHA ÇOK IŞI VAR

Euro Bölgesi Maliye Bakanları Yunanistan’ın borç konusundaki zaman talebini 4 ay için de olsa, kabul ettiler. Böylece Yunanistan’ın euro sisteminden çıkması konusu ortadan şimdilik de olsa kalktı. Ancak bazı konularda şüphe ve sorunlar da ortalığa dökülmeye başladı.

IMF Başkanı C. Lagarde yeni önlemler konusunda Tsipras’ın söylediklerinin yeterince detay içermediğini gündeme getirdi. Benzer şikayetler Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi ve AB Maliye Bakanları tarafından da vurgulandı. Şikayetçiler Yunan tarafına hafta sonuna kadar reformlar konusunda daha detaylı bilgi verilmesi talebiyle müracaat ettiler. Öyle gözüküyor ki 18 Avrupa ülkesi ile IMF ve Yunanistan arasındaki anlaşmanın detaylarına bakılabilmesi için daha uzun zaman görüşme gerekiyor.
Kaldı ki Yunanistan pazartesi günü verdiği reform listesini önce kendi parlamentosundan geçirecek ve kabul sağlayacak. Ama bu oldukça zor.
Bundan sonra da Avusturya, Estonya, Finlandiya , Almanya, Hollanda ve Slovakya da anlaşmayı parlamentolarından geçirecekler.
Lagarde emeklilik sistemi konusunda yapılacak reformlar, bazı sektörlerin liberalize edilmesi için gerekli adımların uygulamaya geçmesi, devlet varlıklarının özelleştirilmesi ve kamu yönetimi ve işgücü yasalarının reforme edilmesi gibi konularda Tsipras’ın yeterince kararlı gözükmediği kanısında. Bu önemli, çünkü Almanya ve Finlandiya gibi kurtarama operasyonuna çekimser yaklaşan ülkeler, Euro Bölgesi Kurtarma Fonundan ödemeler yapılabilmesi için IMF’in kabulünü ön şart olarak kabul ettirmişlerdi.
Ancak finansörlerin endişelerine rağmen Yunanistan’ın hisse senedi piyasası ve bono piyasası uçtu gitti ve Atina Borsası salı günü yüzde 9 daha yüksek kapandı.
Yunanistan’ın kısa vadede Avrupa ve IMF’ten ne kadar nakit ihtiyacı olduğu da konuşulmuyor, yani bilinmiyor. IMF geçmişte yaşanan kaos ortamında 2014 yılının ortasından bu yana ödemesi gereken bazı fonları da ödememiş. Haziran ayına kadar başka ödemeler de mevcut. Özetle IMF Şubat 2016 tarihine kadar yapılması gereken ödemeleri kapsamak için 20 milyar dolar kadar bir fonu kenara ayırmış, tutuyor. Bunlara ek olarak Avrupa tarafından ödenecek, Atina tarafından henüz tahsil edilmemiş 1.8 milyar euro da var. Ayrıca Yunan bonolarından Avrupa Merkez Bankası ve diğer Merkez Bankalarının alacağı 1.9 milyar faizler var. İlaveten Yunan bankalarını yere sağlam bastırmak için ayrılmış 10 milyar euroluk fon da mevcut. Yani parasal durum ve hesaplar karmaşık.
Ancak Yunanistan’ın da bir an evvel fonları kullanabilmesi için, yeni söz verdiği reformların detaylarını bu hafta sonuna kadar kağıda dökmesi gerekiyor. Tekrarlarsak, özelleştirme, emeklilik reformu , fakirlere minimum gelir yardımı, asgari ücret politikası gibi konular açıklık bekliyor.
Tabii sonra da Yunanistan’ın anlaşma çerçevesinde başlangıç adımlarını acilen atması da gerek. Bakalım neler olacak? ■ Deniz Gökçe, Akşam, (27.2.2015)

DOLAR: MERKEZ BANKASI‘NDAN FLAŞ DÖVIZ KARARI!

Merkez Bankası, bugünden itibaren döviz piyasasındaki koşullara göre döviz satım ihalesi tutarını günlük olarak belirleyecek.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), bugünden itibaren döviz piyasasındaki koşullara göre döviz satım ihalesi tutarının günlük olarak belirleneceğini bildirdi.

TCMB'den yapılan yazılı açıklamaya göre, bugünden itibaren döviz piyasasındaki koşullara göre döviz satım ihalesi tutarı günlük olarak belirlenecek. Ertesi günkü ihalenin asgari tutarı saat 17.20'de "Reuters CBTQ", "Bloomberg CBT Foreign Exchange Auctions" ve "Anadolu Ajansı DV007" sayfalarından ilan edilecek.

Aşırı oynaklık nedeniyle gerekli görülen günlerde döviz satım tutarı bir gün önceden ilan edilen asgari tutarın yüzde 50 fazlasına kadar artırılabilecek. Satım tutarı mevcut uygulamada olduğu gibi saat 16.30'da aynı sayfalarda duyurulacak. ■ Akşam, (27.2.2015)

28.2.2015 

ALTIN’DA ÇILGIN HAREKET!

Altın, Çinli alıcıların tatilden sonra geri dönmesi ve ABD faizlerine ilişkin beklentilerle birlikte kazançlarını genişletti

ABD Merkez Bankası'nın (Fed) faiz artırımına 2 ay daha başlamayacağı sinyali vermesinin ardından gaza basan altında yükseliş bugün de sürüyor. ABD enflasyon verisi öncesinde altın, Çinli alıcıların bir hafta süren tatilin ardından piyasalara dönmesi ile uçuşa geçti.

Altının onsu yüzde 0.7 yükselişle 1.214 dolara kadar yükselirken şu saatlerde yüzde 0.80 primle 1.213,76 dolardan işlem görüyor.

ÇEYREK 2 GÜNDE 4 LİRA ARTTI

Yurt içinde ise gram altın dün günü yüzde 1.06 yükselişle 96.32 liradan tamamlarken, çeyrek altının fiyatı Kapalıçarşı'da şu saatlerde yüzde 1.84 yükselişle 158.96 liradan işlem görüyor. Böylece çeyrek altında son iki günde yükseliş 4 liraya ulaştı. ■ Akşam, (28.2.2015)

 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: TANTAN’DAN ŞOK UYARI

 

Rejim ve sınırlar tehlikede Ülkenin kaosa sürüklendiğini vurgulayan YP lideri, “Seçimden sonra iç çatışma çıkabilir” dedi

Kaderine sahip çık!
TÜrk milletinin 7 Haziran’da önüne gelecek sandıkta kaderine sahip çıkması uyarısında bulunan Tantan, Türkiye’nin, içeride ve dışarıda derin krizler yaşadığını söyledi. Tantan, “İktidar partisinin izlediği teslimiyetçi politikalar, Süleyman Şah Türbesi’nin taşınmasıyla bir kez daha perçinlenmiş oldu” dedi.

İç çatışma çıkabilir
Türkİye’nin kaosa sürüklendiğini kaydeden Tantan, şöyle konuştu: Türk milleti sandığa sahip çıkmazsa, üniter yapı ile birlikte rejim ve sınırlar değişecek, kimlik, güç ve itibar kaybedeceğiz. Ülkede kaos artacak, iç çatışma çıkacak, milli birlik ve beraberliğimiz büyük darbe alacaktır.

Haber: Salim Yavaşoğlu

Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan, emperyalist güçlerin politikaları ve AKP yönetimi tarafından Türkiye’nin kaosa sürüklendiğini belirterek Türk milletinin 7 Haziran seçimlerinde önüne konulacak sandıkta kendi kaderine sahip çıkması uyarısında bulundu. Tantan, Türkiye’nin, içeride ve dışarıda derin krizler yaşadığını söyledi, şöyle dedi: “İktidar partisinin izlediği teslimiyetçi politikalar, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun taşınmasıyla bir kez daha perçinlemiş oldu. Bu operasyonun en önemli sonucu, IŞİD ve PKK’nın arkasındaki kullanıcı güçlerin Türkiye’ye tehdidini açığa çıkarmış olmasıdır. Bu bölgedeki gelişmeler, yönetici kadrolar tarafından anlık değerlendirmelere tabi tutulsa da süreç aslında 1980 ve öncesinden beri uygulanan projenin devamıdır. Devletin arşivlerinde konuyla ilgili yeteri kadar bilgi ve belge mevcuttur. Ancak, bu bilgiler halktan bilinçli olarak saklanmaktadır.”

Ateş çemberinde
Tantan, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) adı altında Afganistan ve Irak’la başlayan işgalin, Libya ve Suriye ile devam ettirildiğini öne sürerek şöyle devam etti: “Bugün enerji kaynaklarına el konulan Libya paramparça olmuş. Suriye’nin durumu ise herkesin malumu. Nitekim Condoleezza Rice’ın masaya koyduğu BOP ve bunu yansıtan haritası, zihinlerde tazeliğini koruyor. Emperyal güçlerin, merkezi Orta Doğu olan ve Kuzey Afrika’dan Hazar’a kadar uzanan enerji kaynaklarına sahip olma, enerji yollarının güvenliğini tesis etme mücadelesi, Türkiye’yi de ateş çemberinin tam ortasına atmıştır. Ne yazık ki, bugünkü parlamento milletimizi bu kumpastan kurtaracak kabiliyete ve basirete sahip değildir. Ayrıca, kendilerine iktidar ve muhalefet imkanı sağlayan güçlere de karşı koyamıyorlar.”

Siyasette kirlilik
Bu durum tabii olarak iç politikaya da yansıdığını, siyasetteki kirlilik ve kimliksizlik, çıkarların öne çıkması, halkın siyasetten soğutulmasının, Türkiye’yi kaos ortamına sürüklediğini kaydeden Tantan, şöyle konuştu: “İktidar partisi ve muhalefet, 7 Haziran’a giderken her zaman olduğu gibi yine kendi çıkarlarının peşinde ter döküyor. Terör örgütü PKK ile yürütülen pazarlıkların ortaya saçılan ayrıntılarına bakıldığında, Türkiye’yi sıkıntılı günlerin beklediği aşikardır. Eğer Türk milleti sandığa ve kendi kaderine sahip çıkmazsa, seçimden sonra şunlar yaşanabilecektir: Üniter yapı ile beraberinde rejim ve harita yani sınırlar değişecek, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kimlik, güç ve itibar kaybedecek, ülkede kaos artacak, bireylerin yaşam, eğitim, sağlık ve iş güvenliği ortadan kalkacak, çevre ülkelerde olduğu gibi, iç çatışmalar yoğunlaşacak, toplumda derin yaralar açılacak, milli birlik ve beraberlik darbe alacaktır.” ■Salim Yavaşoğlu, Yeniçağ, (28.2.2015)

 

 

BOP, BÖLÜCÜLÜK: SURİYE TÜRKMENLER’İNDEN KANTON İSYANI

Suriye Türkmen Meclisi İstişare Kurulu Başkanı MHP’li Mehmet Şandır, Ayn el-Arap ile Afrin’i birleştirme kararının ölüm fermanı anlamına geldiğini belirterek “Türkmenler kendi topraklarını savunacak güçte” dedi.

Katliam endişesi

Halep’te bulunan Türkmen grupların komutanı Zekeriya Karslı da, bölgedeki Türkmenlerin tehlike altında olduğunu belirterek, YPG’nin kendilerini tehdit ettiğini ve “katliam endişesi” yaşadıklarını söyledi.

Fatih Erboz
Halep’te bulunan Türkmen gruplardan Mıntıka Şarki (Doğu bölgesi) Komutanı Zekeriya Karslı, terör örgütü YPG’nin üst düzey komutanlarının kendilerini tehdit ettiğini belirterek “katliam endişesi” yaşadıklarını söyledi. El Cezire’ye konuşan Karslı, “Dört yıldır bu bölgede önce Esad’la sonra YPG ve IŞİD’le savaştık. Son gelişmeler bizi YPG’ye karşı yeni bir savaş vermeye zorluyor” dedi. Bölgede yaşayan Türkmenleri büyük bir tehlikenin beklediğini ifade eden Karslı, şöyle konuştu: “IŞİD birçok bölgeyi hava saldırılarında verdiği ağır kayıplardan dolayı terk ediyor. Bu kaçıştan tek faydalanan güç ise YPG milisleri oluyor. Şu an sınır hattında Cerablus ilçesinden Irak sınırındaki Kamışlı’ya kadar 300 kilometre uzunluğundaki alanda YPG varlığı güçleniyor. Şayet Afrin’i de dahil ederlerse bu mesafe 400 kilometre olacak.”

Suriye bölünmemeli
Öte yandan, IŞİD’e karşı ABD ve AB’nin desteğiyle üstünlük sağlayan PYD, Ayn el-Arap ile Afrin’i birleştirme kararı aldı. Gelişme üzerine Suriye Türkmenleri, Ankara’da olağanüstü toplanarak, buna karşı direnme kararı aldı. Suriye Türkmen Meclisi İstişare Kurulu Başkanı ve MHP Mersin Milletvekili Mehmet Şandır, PYD’nin iki kantonu birleştirmesinin Türkmenlerin ölüm fermanı anlamına geldiğini belirterek “Türkmenler kendi topraklarını savunacaklardır. Bunun için mücadele edeceğiz. Kimliğimizle ve onurumuzla savunacağız. Suriye’nin bir bütün olarak kalmasını istiyoruz. Eğer böyle bir bölünme süreci isteniyorsa biz de kendimizi savunacağız” dedi.
Suriye Türkmen Meclisi İstişare Kurulu, geçtiğimiz hafta sonu pazar günü Ankara’da bir araya geldi. Bölgede yaşanan son gelişmeler üzerine olağanüstü toplantı yaptıklarını açıklayan Şandır şunları söyledi: “Suriye’nin federal yapıya dönmesini isteyen bazı çevreler var. Bu federal yapı içinde ya da bölünen Suriye’de Türkmenlerin hakkını ve hukukunu nasıl savunacağız, bunları ele aldık. Ayrı bir Türkmen bölgesi oluşturma kararımız yok. Birileri PYD’nin ayrı bir bölge olarak ilan ettiği ve kanton dediği yere Türkmenleri yamamaya çalışırlarsa buna kesinlikle karşı çıkacağız.”

Mücadele edeceğiz
Suriye Türkmen Meclisi Başkanı Abdurrahman Mustafa da, Süleyman Şah Saygı Karakolu’nun naklinin ardından yaşanan gelişmeler nedeniyle toplantı düzenleme kararı aldıklarını söyledi. Türkmenlerin, PYD’nin kanton ilan etme kararını değerlendirdiklerini anlatan Mustafa, “Türkmenlerin ileriye dönük stratejilerini değerlendirdik. Türkmenler her şeye hazır olmalı. Kendi bölgemizde gereken tedbirleri almalıyız. Mücadelemize devam edeceğiz” diye konuştu. Fatih Erboz, Yeniçağ, (28.2.2015)

BÖLÜCÜLÜK: ESKİ AKP'Lİ İDRİS BAL; SİLAH BIRAKMA ÇAĞRISI HÜKÜMETİN SEÇİM OYUNU

Eski AKP'li İdris Bal, "PKK’ya silah bırakma çağrısını" hükümetin seçim oyunu olarak değerlendirdi.

Partisinin Kayseri İl Başkanlığı binasının açılışına katılan Demokratik Gelişim Partisi (DGP) Genel Başkanı İdris Bal, PKK’ya silah bırakma çağrısını, hükümetin seçim oyunu olarak değerlendirdi.

Bal, PKK’ya silah bırakma çağrısı konusunda şunları söyledi:

“Bu AKP’nin bir manevrasıdır. Bu işi bilenlerin, insanlarımızın anladığı şudur; Bölücülük biter, ırkçılık biter, silahlar iner, bayrak indirilmez, mahkemeler kapatılır, vergi toplanmaz, eş kaymakam atanmaz, eş vali atanmaz, devlete, birliğe, bütünlüğe yönelik her türlü faaliyet sona erdirilir. Bunlar erdirildi mi? Erdirilmedi. Bunlar tam hızla gidiyor. Aslında bütünleşme, entegrasyon değil, çözülme ve bölünme süreci çok hızlı bir şekilde gittiği gibi kurumsallaşıyor ve örgüt Kuzey Suriye’de devlet kurdu. Örgüt, şuan bazı illerde fiili devlet rolünü oynuyor. Bölgeden gelen insanlarla konuştuğumuzda, ‘Bizde iki tür mahkeme var’ diyorlar. Biri devletin, diğeri de örgütün. Dolayısıyla, ben çözümden şunu anlıyorum; Gerçek paralel yapı, mahkemelerini kapattığı gün, vergi toplamaktan vazgeçtiği gün çözüm olacaktır. Eğer öyle olursa, bu çözümü hep beraber destekleyelim. Şuan da, AK Parti ile PKK tarafı beraber hareket ediyorlar. Örgüt, silahla elde edemeyeceği gücü, çözüm süreci adı verilen süreç sayesinde elde etti.” ■Fatih Erboz, Yeniçağ, (28.2.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura