Diğerleri > Sis Çanı
08-03-2013
NELER OLDU 19-24 ŞUBAT 2013 (Milliyetçilik, çevre, bölücülük, İslam, BOP, RTE, tarih, yabancıya toprak, kaynaklar, özelleştirme, kriz)

Cihan Dura

8.3.2013


19.2.2013 

MİLLİYETÇİLİK, TÜRK: AKP İKTİDARI, KİMİ AYAKLAR ALTINA ALIYOR?

Tayyip Erdoğan’ın, “Bu süreçte kimse bizim karşımıza Kürtlükle çıkmasın, kimse bizim karşımıza Türklükle de çıkmasın. Biz her türlü milliyetçiliği, ayaklarının altına almış bir iktidarız” sözleri büyük tepkilere yol açtı ama Türkiye’yi Türk devleti olmaktan çıkarmak isteyen güçlerin propagandası için kurulan medyada, bugüne kadar kendisini milliyetçi diye ortaya koyan birisi, sanki Başbakan “birleştirici sözler” söylemiş gibi yorum yaptı. Hatta aynı kişi, Atatürk’ün cumhuriyeti kurarken belirlediği “Türk ulusu” nun yapay olduğunu ama “Türkiye milleti” nin 12-13’üncü yüzyıldan beri var olduğunu iddia edebildi. Yani millet adının yerine ülke adını kullandı! Gazetelerde ise Anadolu’nun Türk vatanı olduğunu ispat eden tarih verileriyle dalga geçenler var..


***

Konu ile ilgili “Ülkeyi yönetenler, tarihi, özellikle yakın tarihi bilmek zorundadır” başlıklı geniş bir makale yazan tarih profesörü Mehmet Saray ise Anayasa Uzlaşma Komisyonu’na gönderdiği mektuptan bahsediyor.
Prof. Dr. Saray, mektupta diyor ki; “Birinci Dünya Harbi’ni bitiren Mondros Mütarekesi imzalandığı günlerde Mustafa Kemal Paşa, Suriye ve Irak Cephesini müdafaa eden Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı yapıyordu.
Yanında kolordu komutanı olarak vazife gören sınıf arkadaşı Ali Fuat Paşa’ya şu sözleri söyler: ’Ali Fuat, bu devletin çöküşünü, Anadolu’da Türk milletine dayalı milli bir devlet kurmak suretiyle önleyebiliriz. Onun için halkımızı buralardan göç ettirip Anadolu’da toplayalım ve mücadelemize öyle devam edelim.’
Milli Mücadeleyi veren, sivil-asker, herkes tarafından benimsenen bu fikirle, yani Türk milletine dayalı bir milli devletin kuruluşu için mücadele verilmiştir. Kuruluş fikri ile birlikte, bu mücadeleyi veren insanların çoğunluğunu Türk milletinin teşkil etmesi dolayısıyla bu devlete Türk Devleti denmiştir.
Balkanlarda, Kafkaslarda ve Orta Doğu’da, düşman saldırısından büyük acılar çeken ve çoğunluğu Türk olan Müslüman kardeşlerimiz, Anadolu’daki Türk kardeşlerine sığınmışlardı. Bu kardeşlerimizin de katkılarıyla verilen mücadelede düşmanlarımız yenilmiş ve zafer kazanılmıştı.Yokluk içinde kazanılan zaferden sonra kurulan bu devlete hiç kimse niçin ’Türk Devleti’deniyor diye itiraz etmemiştir. Çünkü itiraz edecek bir sebep yoktu.”


***

Prof. Dr. Saray, mektubun tam metnini verdikten sonra soruyor:
* “Yeni bir devlet kurulurken yeni bir anayasa yapılır. Dünyanın her tarafında olduğu gibi, Atatürk ve arkadaşları da böyle yapmıştır. Sizler, yeni bir rejim, yeni bir devlet mi kuruyorsunuz? Bunun için mi yeni bir anayasaya ihtiyacınız var?
* Yoksa 2003 yılında Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Arie Oostlander’in raporunda belirttiği ’Atatürk ideolojisinin Türkiye’nin AB üyeliği hedefine uymadığını’belirten sözlerinden dolayı mı Anayasadan Türk ve Atatürk adlarını çıkarmak istiyorsunuz?
* İktidar partisini yönetenlerin bitmeyen başkanlık hırsını tatmin etmek ve terör örgütünün seçtirdiği sözde milletvekillerinin kabul edilemez isteklerini gerçekleştirmek için ortaya koyacağınız anayasayı, ülke nüfusunun yüzde seksenini oluşturan ve ‘ben Türküm’diyen insanların kabul edeceğini mi zannediyorsunuz?
* Türk adını nasıl inkar edebilirsiniz? Siz hiç Fransa’da Fransız yok Fransalı var, Almanya’da Alman yok Almanyalı var, İngiltere’de İngiliz yok İngiltereli var dendiğini duydunuz mu? O ülkelerin insanları ve devlet adamları hiç böyle bir şey düşünebilirler mi? Dünyayı, lütfen kendimize güldürmeyelim.”

***

Prof. Dr. Saray’ın ifadelerinden anlaşıldığı ve MHP Genel Sekreteri İsmet Büyükataman’ın da belirttiği gibi “AKP iktidarının ayaklar altına aldığı, doğrudan Türk milletidir. Türk milli onuru, Türk istikbal ve istiklalidir.” ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, 19.2.2013

ÇEVRE, GERÇEK SORUNLAR: 100 MİLYONDAN 15 MİLYONA DÜŞTÜLER

Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) raporuna göre, 100 yıl önce sperm sayısı mililitrede 100-120 milyonken birçok erkekte bu sayı 15 milyona düştü. Raporu değerlendiren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Bülent Tıraş “Sanayide kullanılan baca gazlarından çıkan dioksin kısırlık oranını önemli ölçüde artırıyor” diye konuştu. Tıraş, vücuttaki 10 kilo fazlalığın da kısırlık riskini artırdığını belirtti. Cumhuriyet, 19.2.2013

BÖLÜCÜLÜK, KAMUOYU: İMRALI SÜRECİNE HALKIN DESTEĞİ YÜZDE 63 ÇIKTI

AKP MYK, toplantısında bir ay önce yaptırılan ve İmralı’da Abdullah Öcalan ile başlatılan görüşme sürecinin nasıl algılandığına ilişkin anket ele alındı. Ankette İmralı sürecine destek yüzde 63 çıktı. Ankete göre CHP oy verenlerin yüzde 40’ının, MHP oy verenleri ise yüzde 25’inin süreci desteklediği belirtildi. Ankette, AKP’nin oy oranının yüzde 52 olacağı sonucunu olduğu belirtildi. ■ Cumhuriyet, 19.2.2013

SİYASAL İSLAM, EĞİTİM: MİLLİ EĞİTİM’DE MEDRESE ÖZLEMİ

Din öğretmenlerinin zümre toplantılarında ‘laik eğitime son darbe’ önerileri… 4+4+4 sisteminin uygulandığı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin zümre toplantılarında laik eğitim sistemine tamamen karşıt pek çok öneri geldi. Alevilik-Bektaşilik konusunun 7. sınıf öğrencileri için ağır olduğunu düşünen din dersi öğretmenleri, cuma namazına uygun ders programı, haramlar ve helaller dersi, okullara ayet panosu ve mescit istiyor.

Ülke genelindeki din kültürü ve ahlak bilgisi dersi öğretmenlerinin, zümre öğretmenler kurulu toplantılarında, “Ahlaki değerlerle ilgili ayet ve hadislerin pano ve duvar gazetelerine yazılmasını, haramlar ve helaller konusunun müfredata girmesini, uygulamaya yönelik mescit oluşturulması, cuma günü ders programının cuma namazının dikkate alınarak hazırlanmasını” önerdiler. Din öğretmenleri ayrıca “Çok ayrıntılı olan Alevilik-Bektaşilik konusunun 7. sınıf öğrencilerinin seviyelerine uygun olmaması nedeniyle yeniden hazırlanması ve ileri sınıflara kaydırılmasını” istediler. Öneriler, il milli eğitim müdürlüklerine sunuldu.
4+4+4 sisteminin uygulandığı din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenlerinin zümre toplantılarında aldıkları kararlar, yeni dönemde tartışılacak konuların ipuçlarını verdi.
Rize’de, din dersi öğretmenleri zümre toplantısında “Belli başlı ibadet yerlerinin ziyaret edilmesi, okullarda evrensel ahlaki değerlerle ilgili ayet ve hadislerin pano ve duvar gazetelerine yazılması, derslerin bir bölümünde örnek İslam büyüklerinin hayatlarının görsel ve işitsel araçlarla sunulmasına” karar verildi.

Namaza göre ders programı

Ankara Pursaklar’daki din dersi toplantısında ise üniversite sınavında din dersinden soru sorulmasının dersin daha etkin işlenmesini sağlayacağı yönünde görüş birliğine varıldıktan sonra “Haramlar ve helaller konusunun müfredata alınması, okullarda ayrı bir din dersi sınıfının oluşturulması, din derslerindeki uygulamaya yönelik ünitelerle ilgili mescit gibi uygulama alanlarının oluşturulması, cuma günleri ders programlarının cuma namazına katılmak isteyen öğrenci, öğretmen ve personelin durumu dikkate alınarak yapılması gerektiği” belirtildi.
Aynı toplantıda din öğretmenleri 12. sınıf müfredatında bulunan “Alevilik ve Nusayrilik konularında çok ayrıntıya girildiğini ve bu ünitelerin yeniden ele alınması gerektiğini” kaydetti. Yine Ankara’da öğretmenler “7. sınıflardaki Alevilik-Bektaşilik konularının 8. sınıf müfredatına yerleştirilmesinin öğrencilerin gelişim düzeylerine daha uygun olacağını” belirtti.
Ankara Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Zümre Öğretmenler Kurulu İl Raporu’nda ise “İbadet yerlerine gezi düzenleyerek konuların pekiştirilmesi, seçmeli derslerin son saatlere bırakılmaması, yaz dönemlerinde açılan Kuran kurslarının daha verimli olabilmesi için din dersi öğretmenlerinin de görevlendirilmesi, olanağı olan okullarda mescit açılması, sınıflarda erdemliler topluluğu tarzı birkaç kişiden oluşacak, ‘iyiliği emredip kötülükten sakındıracak’ basit oluşumların oluşturulması” kararlaştırıldı.

Hayat dini ritüel

Tekirdağ’daki toplantıda ise Tuğlacılar Lisesi’nden gelen “Bizim dersimize diğer derslerle aynı ciddiyetle bakılmalı” önerisine, Zübeyde Hanım Kız Teknik ve Meslek Lisesi’nden “Bunu sağlamak için dersimizin hayatı kucaklayan bir ders olduğu, hayatın dini ritüellerle başlayıp sona erdiği sık sık vurgulanmalı” desteği geldi. ■ SİNAN TARTANOĞLU, Cumhuriyet, 19.2.2013

 

20.2.2013

 

BOP: MISIR’DA SİYASÎ VE EKONOMİK KRİZ, TEHLİKE SİNYALİ VERİYOR

Mısır’da şiddetini artıran gösteriler, ekonominin giderek kötüleşmesi, muhalefet ve iktidar arasındaki derin görüş ayrılıkları, ülkedeki krizin daha da derinleşebileceği endişesine yol açıyor. Ülkenin farklı kentlerinde patlak veren gösterilerde, Mübarek rejimi kalıntılarının büyük bir rol oynadığı belirtiliyor.

Mısır’da Mübarek rejiminin devrilmesinde başrol oynayan kentlerden Port Said üç gündür sert gösteri ve sivil itaatsizlik eylemlerine sahne oluyor. Göstericiler kente giriş çıkışları kapatırken, hükümet görevlilerinin de işbaşı yapmalarını engelliyor. Geçtiğimiz yıl Port Said’deki bir futbol karşılaşmasında çıkan olaylarda 70’ten fazla kişinin ölmesi ile ilgili görülen davanın geçtiğimiz haftalarda 26 idamla sonuçlanması kenti ayağa kaldırmış, günler süren çatışmalarda 40’tan fazla kişi hayatını kaybetmişti. Kent sakinleri başta içişleri bakanının istifası olmak üzere bazı şartlarının yerine getirilmemesi durumunda önümüzdeki günlerde taleplerini daha sert bir şekilde dile getireceklerini belirtiyor.

Dünyada dikkatlerin üzerinde olduğu Tahrir Meydanı’na sakinlik hakimken, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin kullandığı El İttihadiye ve Kubba Sarayları’nın etrafı da zaman zaman sert çatışmalara sahne oluyor. Taraftarlarının sokaklara inmesi durumunda ülkenin daha da büyük bir kaosa sürüklenmesinden endişe eden Müslüman Kardeşler ve Selefiler ise bu kitleleri daha fazla kontrol altında tutamıyor. Uzmanlar Mursi karşıtı göstericiler üzerinde mevcut muhalif partilerden hiçbirinin söz sahibi olmamasının da tehlikenin boyutlarını daha artırdığını ifade ediyor. Ülkenin farklı kentlerinde patlak veren gösteri ve eylemlerde hâlâ etkin olan Mübarek rejimi kalıntılarının büyük bir rol oynadığı ifade ediliyor. Ülkede tansiyonun yükselmesinde yerli ve yabancı medya da önemli bir rol oynuyor. Yabancı medya sürekli olarak ülkede kadınlara yönelik taciz olaylarında büyük bir artış olduğunu manşetlere taşırken, YouTube’un yasaklanacağı yönündeki haberlerle de Mısır yönetiminin Mübarek rejimine benzer bir görüntü sergilediği imajı verilmeye çalışılıyor. Yerel medya ise Mursi’nin oğullarından birinin çok yüksek bir maaşla Mısır Hava Yolları’nda işe başladığını iddia ederek Cumhurbaşkanı’na karşı büyük bir yıpratma savaşı başlattı. Bu haberler üzerine Mursi’nin oğlu düşük bir maaş alacağı görevi bırakmak zorunda kaldı. Medyanın diğer bir yıpratma alanı da içkinin özellikle yeni yerleşim birimlerinde yasaklanacağı yönündeki haberler. Ancak bu ve benzeri haberler yönetim tarafından yalanlanıyor. Medya ayrıca ülkenin en hassas iki topluluğu Selefiler ve Hıristiyanları da gündemde tutmaya çalışıyor. Devam eden gösteriler ve grevler ekonomi çarklarının daha da yavaşlamasına sebebiyet veriyor.

Son günlere kadar liberal gruplara karşı birlikte hareket eden Müslüman Kardeşler ve Selefi gruplar arasındaki balayı da sona erdi. Mursi’nin Selefi danışmanlarından birini görevinden azletmesi üzerine diğer Selefi menşeli danışmanları da görevlerini bıraktı. Nisan veya mayıs aylarında yapılması planlanan Halk Meclisi seçimleri öncesi yönetim ve muhalif partiler arasında bir uzlaşmaya varılamaması durumunda seçimlerin de siyasi krizin çözümüne bir faydası olmamasından korkuluyor. ■ CUMALİ ÖNAL, Zaman, 20.2.2013

RTE: ERDOĞAN'IN BİLİNMEYEN MESLEĞİ!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, 1993-1994 yılları arasında kuyumculuk yaptığı ortaya çıktı. İstanbul Kuyumcular Odasına (İKO) kaydı da bulunan ve ‘’Kuyumcu-Satıcı’’ belgesi alan Erdoğan, bir yıl sonra aktif üyelikten ayrıldı ve ‘’Faaliyeti sona eren üye’’ statüsüne alındı.

Ankara’da düzenlenen bir toplantya katılan, İKO Başkanı Alaattin Kameroğlu, Başbakan Erdoğan'ın 16 Nisan 1993 ile 25 Şubat 1994 tarihleri arasında ‘’Kuyumcu-Satıcı’’ olduğunu açıkladı. 068677 sicil kayıt numarası ile Erdoğan’a verilen ruhsatı da gösterdi. Erdoğan o dönemde iş adresini de ‘’Fatih Sultan Caddesi No: 29/B Hasköy-İstanbul’’ olarak bildirdi. Erdoğan aktif üyelikten ayrıldıktan bir ay sonra 27 Mart 1994’de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçildi. ■ Vatan, 20.2.2013

 

AB, KRİZ: AVRUPA BİRLİĞİ GİDİCİ

Euro Bölgesine ilişkin son veriler resesyonun 2012’nin son çeyreğinde derinleştiğini gösterdi. Avrupa’nın en büyük ekonomileri olan Almanya ve Fransa’da ekonominin küçülmesi AB’nin geleceğiyle ilgili endişeleri güçlendiriyor

Avrupa Birliği üzerindeki kara bulutlar bir türlü dağılmıyor. Gelişmeler Avrupa Birliği’nin geleceğiyle ilgili iyimser konuşanları yalanlarken karamsar konuşanları haklı çıkarıyor. Euro birliğindeki bütün ülkelerin ekonomileri ise küçülüyor. Bölgenin tamamında ekonomiler ortalama olarak yüzde 0,6 oranında küçüldü. Bölge geneline ilişkin bu ortalama küçülme oranının son 4 yılın en büyüğü. Almanya ve Fransa ekonomilerinde küçülme bekleniyordu ancak bu kadar büyük bir küçülmeyi kimse telaffuz etmiyordu.
Fransa ekonomisi 2012 yılının son üç ayında yüzde 0,3 ile, 2009 yılının ilk üç ayından yani mali krizin doruk noktasından bu yana en yüksek küçülmeyi yaşadı.

Zoraki iyimserlik
Almanya ekonomisi konusunda uzmanlar iyimser olmaya kendilerini zorluyorlar. AB’nin lokomoti,fi Almanya’nın yaşadığı küçülme devam etmesi halinde Avrupa Birliği için darmadağın olma kabusu kaçınılmaz olacak. Son dört yıldır eriyen AB üyesi 17 ülkenin GSYH’si Ekim-Aralık 2012 döneminde rekor oranda eridi. Aralıksız üç çeyrektir küçülen Euro Bölgesi resesyona girmiş oldu. Alman ekonomisi yılın son çeyreğinde yüzde 0,6 oranında daraldı. Ekim-Aralık döneminde küçülme Fransa’da yüzde 0,3, İtalya’da yüzde 0,9, İspanya’da yüzde 0,7, Portekiz’de ise yüzde 1,8 oldu. Yunanistan ekonomisi 2011 yılının aynı dönemine kıyasla geçen yılın son çeyreğinde yüzde 6 oranında daraldı. ■ Yeni Mesaj, 20.2.2013

 

21.2.2013 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: ABD, KARADENİZ’DE NEYİ TEST EDİYOR?

Sinop ve Samsun’da toplantılar yapmak isteyen BDP’li milletvekillerine gösterilen tepkiler konusunda rivayet muhtelif.. Kendisi de Sinoplu olan Hak ve Eşitlik Partisi Genel Başkanı Osman Pamukoğlu, Sinop’ta provokasyon varsa bunu yapanın hükümet ve BDP olduğunu söyledi.
Bu arada yazar Nihat Genç, Sinop olaylarından sonra, ekranlarda “Özel Kuvvetler’e bağlı sivil yapıların olduğu ve bunların temizlenmediği” iddialarının gündeme getirildiğini hatırlatarak “Yani, sıradan sokaktaki insanlar da ‘sivil yapılanmalar’ başlığı altında sıra sıra operasyonlarla içeri tıkılabilecek” tespitinde bulundu.
BDP heyetinin Karadeniz gezisinden hemen önce ABD Ankara Büyükelçiliği Heyeti’nin Samsun’da temaslar yapması, limanı gezmesi de ilginç.. Bilindiği gibi 1 Mart tezkeresinde Samsun ve Trabzon limanlarının ABD emrine verilmesi öngörülüyordu. ABD’nin Karadeniz’le ilgili yeni bir projesi var ve BDP’liler üzerinden Karadenizlilerin test edilmesi de bununla ilgili. ABD’nin Karadeniz’e çıkmasını engelleyen bütün deniz subaylarının Balyoz Davası’ndan tutuklu olduğunu da unutmayalım. … ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, 21.2.2013

TARİHE SAYGISIZLIK: ‘AKPYAĞMA İÇİN UĞRAŞIYOR

Haydarpaşa Dayanışması öncülüğünde bir araya gelen çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu üyesi tarihi Haydarpaşa Garı’nın turizm ve ticaret alanı olmasını öngören planı protesto ederek meşaleli yürüyüş düzenledi. Haydarpaşa Garı’nda basın açıklamasını yapan Sanatçılar Girişimi sözcüsü Orhan Kurtuldu, “AKP’nin türlü oyunlarla Haydarpaşa’yı yağmalamaya çalıştığını belirtti. ■ Cumhuriyet, 21.2.2013

GERÇEK SORUN., KAYNAK KULLANIMI: BİNA BETONLARININ ÇOĞU MİDYE KABUKLU

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ‘Riskli Yapı Tespiti Lisans Belgesi’ verdiği lisanslı kuruluşlar tarafından incelenen riskli binaların çoğunun betonunda, midye kabukları çıktı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na lisanslı kuruluşlar tarafından incelenen riskli binalara ilişkin veriler gelmeye başladı. Buna göre, raporlarda binaların betonlarında yıkanmamış deniz kumu kullanıldığı ve beton dayanımının standartların çok altında kaldığı belirlendi. Deniz kumu içerisindeki tuz nedeniyle donatıların büyük çoğunluğunun korozyona uğradığı tespit edildi. Binaların çoğunun beton dayanımının düşük olduğu tespit edildi. ■ Cumhuriyet, 21.2.2013

 

22.2.2013 

YABANCIYA TOPRAK: TARIMDA YENİ SÖMÜRGECİLİK OYUNU

 

Azgelişmiş diye nitelenen ülkelerdeki tarım toprakları, ABD, İngiltere ve İsveç gibi ülkeler tarafından satın alınarak işletiliyor; toprak satan ülkeler yetiştirdikleri ürünleri pahalı alıyor!

Azgelişmiş ülkelerdeki tarım topraklarının neredeyse tamamı yabancılar tarafından satın alınıyor.

Milliyet Gazetesi'nin Der Spiegel dergisinden aktardığına göre Liberya'nın ekilebilir topraklarının yüzde 100'ü yabancılara satılmış durumda. Yaşanan olayın 'yeni tip bir sömürgecilik' olduğunu belirten dergi, tarıma elverişli iklimi bulunmayan ülkelerin toprak satın almak için birbirleriyle adeta yarışa girdiğine dikkati çekti.

Azgelişmiş ülkelerde nüfusun hızla artmasından faydalanan gelişmiş ülkeler, artan yiyecek ihtiyacını karşılama sözüyle topraklara talip oluyor. Yabancı yatırımcıların büyük ilgi gösterdiği bu toprakların bir kısmı da kiralanıyor. Yabancılara en çok satılan toprak listesinde birinci sırayı alan Liberya'yı, Gabon ve Filipinler takip ediyor. Daha sonra ise yüzde 41 ile Sierra Leone, yüzde 36 ile Ukrayna, yüzde 33 ile Papua Yeni Gine, yüzde 28 ile Mozambik, yüzde 18 ile Tanzanya ve Uruguay, son olarak da yüzde 10 ile Madagaskar geliyor.

Türkiye de Kiralamıştı

Satışlar özellikle Afrika, Güney Amerika, Asya ve Doğu Avrupa ülkelerinde yapılıyor. Toprak satın alan ülkelerin başında ise ABD, Güney Afrika, İngiltere ve İsveç geliyor. Bu 'sömürgecilik' sonucunda birçok ülke halkı zarar görüyor. Çünkü, toprakların satıldığı ülke halkı, kendi yetiştirdiği ürünü daha pahalıya almış oluyor.

Şubat ayının başında Türkiye'nin de Sudan'da 5 milyon dönüm araziyi 99 yıl için kiraladığı ortaya çıkmıştı. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'nün benzer bir kiralama işlemini Madagaskar, Etiyopya, Mali, Tanzanya ve Mozambik gibi ülkelerde de uygulayacağı konuşuluyor. ■ Milli Gazete, 22.2.2013

TARIM, İTHALAT: “İTHALAT, SORUNU ERTELİYOR”

 

Saman fiyatlarının artmasından dolayı sıkıntıya düşen besiciler, saman ithalatının çözüm değil, sadece sorunun ertelenmesi olduğunu belirtiyor ve devletten hayvan başına yem desteği bekliyorlar.

Manisa’nın Saruhanlı ilçesine bağlı Develi köyünde büyükbaş hayvan üretimi yapan Turan Şentürk, birkaç yıldır ekonomik sıkıntılar yaşayan üreticilerin saman fiyatlarının da artmasıyla daha da zor duruma düştüklerini belirtti. Saman almakta güçlük çeken birçok üreticinin hayvanlarına kendi imkanlarıyla mısır sapından elde ettikleri mısır samanınıvermeye başladıklarını ifade eden Şentürk, bu durumun süt verimini düşürdüğünü, ancak başka çarelerinin olmadığını kaydetti. Günde ortalama 23 litre süt veren sağlıklı bir ineğin iyi bir şekilde beslenebilmesi için her gün 5 kg saman ve yonca, 20 kg mısır silajı, 10 kg da kesif yem yemesi gerektiğini ifade edenŞentürk, şu bilgileri verdi:

“Bu gıdaların toplam fiyatı 12 lira ediyor. Yani bir inek günde 12 lira ile besleniyor. Bunun yanında günlük 5 lira da diğer giderleri hesaba koyarsak bir ineğin günde 17 lira masrafı oluyor. Aynı inek bir günde 23 litre süt veriyor. Sütün litre fiyatı 80 kuruş. Bu ineğin üreticisine bir günde sütten kazandırdığı para 18 lira. Hesap ortada, bu şartlar altında büyükbaşhayvan üreticisi sütten bir günde hayvan başına sadece 1 lira para kazanıyor. Üretici bu para ile evinin geçimini nasıl sağlayacak? Saman ithal etmekle sorun çözülmüyor. Sadece ertelenmiş oluyor. Devletten daha akılcı ve kalıcı çözüm bekliyoruz.”

“Yem desteği verilsin”

Saruhanlı ilçe merkezinde büyükbaş hayvan üretimi yapan Haydar Sarıgöl ise, hayvancılık sektörünün ekonomik sıkıntıdan kurtulmasının girdi maliyetlerinin düşürülmesi ya da hayvan başına yem desteği verilmesiyle mümkün olacağını söyledi. Şu an üreticilerin ne etten ne de sütten para kazanabildiğini ileri süren Sarıgöl, 3 yıl önce 6 bin lira olan sağlıklı bir ineğin şu an 3 bin liraya zor satıldığını dile getirdi. Sütten para kazanamadığı için ineğini kesime gönderen üretici sayısının artmasıyla Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın dişi hayvan kesimini yasakladığını belirten Sarıgöl, “Yaklaşık 10 gündür dişi hayvan kesimi yasak. Hayvancılık sektörü can çekişiyor. Süt para kazandırmıyor, et de aynı. Yemin çuvalı 45 lira oldu. 20 kilogramlık bir balya samanın fiyatı 12 ile 15 liraya yükseldi. Buna karşın et ve süt fiyatları yerinde sayıyor. Sıkıntımız büyük, birçok üretici bu sektörden kurtulmak için hayvanlarını satacak müşteri aramaya başladı. Devlet desteği olmazsa bu iş yürümez” dedi. ■ Milli Gazete, 22.2.2013

23.2.2013 

KAYNAK KULLANIMI: SIĞINACAK BİR YER BIRAKMADILAR

İstanbul’da deprem sonrası toplanma yerleri olarak belirlenen alanlarda bugün alışveriş merkezleri yükseliyor.

İstanbul’da beklenen yıkıcı deprem sonrası insanların toplanabileceği boş alan kalmadı. İstanbul Valiliği Afet Yönetim Merkezi’nde 2001 yılında belirlenen 480 adet çadır ve toplanma yerinin yarısı artık yok. Kâğıt üzerinde gözüken 240 adet çadır ve toplanma alanının bir kısmı yapılaşmaya açılarak, üzerinde Çağlayan Adalet Sarayı, Forum İstanbul, Capacity, Trump Towers, Anthill, Zaman gazetesinin binaları yükseldi. İstanbullular deprem sonrasında toplanacakları yerleri bilmiyorlar çünkü bu konuda yerel yönetimler tarafından hiçbir şekilde bilgilendirilmediler. Meslek odalarının ve Toplum İçin Şehircilik Hareketi’nden Duygu Ağar, Gökçer Okumuş, Nazım Akkoyunlu ve Sercan Altan tarafından yapılan araştırmalar doğrultusunda İstanbul’da yapılaşmaya açılan birçok çadır ve toplanma yeri tespit edildi. ■ Cumhuriyet, 23.2.2013

ÖZELLEŞTİRME: KÖPRÜ VE OTOYOL İHALESİ İPTAL EDİLDİ

Köprü ve otoyolların 25 yıl süre ile işletme hakkını devreden ihaleye en yüksek teklifi 5 milyar 720 milyon dolarla Koç Holding AŞ-UEM Group Berhad-Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ Ortak Girişim Grubu vermişti.

Özelleştirme Yüksek Kurulu (ÖYK), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük bulduğu köprü ve otoyollar ihalesini iptal etti. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ÖYK toplantısından sonra yaptığı açıklamada, durumun değerlendirildiğini ve alınan karar ile köprü ve otoyolların işletme haklarının verilmesi yöntemi ile yapılan özelleştirme ihalesinin iptal edildiğini bildirdi.
Aralık ayında yapılan köprü ve otoyolların 25 yıl süreyle işletme hakkının devri ile ilgili ihalede en yüksek teklifi 5 milyar 720 milyon dolarla Koç Holding AŞ-UEM Group Berhad-Gözde Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklığı AŞ Ortak Girişim Grubu vermişti.
İhalenin ardından söz konusu rakamın düşük olduğu yönünde tartışmalar başlamış, bu arada Başbakan Erdoğan da Habertürk’te katıldığı “Teke Tek” programında, belki bazı özelliştirmeleri iptal edeceklerini belirterek, “Örneğin otoyol meselesi, köprüler meselesini tekrar masaya yatıracağız. Daha yüksek beklentilerimiz var. O beklentiyi karşılamıyor. Çünkü biz buradan zaten ciddi para kazanıyoruz. Ciddi para kazanırken, buradan yani birilerinin çok daha fazla kazanmasının önünü değil, milletimin kazanmasını ve ülkemin kazanmasını temin etmek durumundayım” demişti.
İhale, Edirne-İstanbul-Ankara, Pozantı-Tarsus-Mersin, Tarsus-Adana-Gaziantep, Toprakkale-İskenderun, Gaziantep-Şanlıurfa, İzmir-Çeşme, İzmir-Aydın, İzmir-Ankara Çevre otoyolları ile Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet Köprüsü ve çevre otoyolu, bunlar üzerindeki hizmet, bakım ve işletme tesisleri, ücret toplama merkezleri ve diğer mal ve hizmet üretim birimlerini tek paket halinde 25 yıl işletme hakkını devrediyordu. ■ Cumhuriyet, 23.2.2013

 

24.2.2013

 

EKONOMİK KONJONKTÜR: TÜRKİYE KRİZİ DERİNDE YAŞIYOR

"Ekonomi iyiye gidiyor" söylemlerine karşın, borçlanma oranlarının büyümesiyle 2014'te Türkiye’nin ekonomik sıkıntıyı daha fazla hissedeceği belirtiliyor. Prof. Boratav ve Prof. Yeldan, işsizlikteki artışın yanı sıra yabancı sermayenin getirdiğinden fazla götürdüğünü belirtiyor.

Türkiye ekonomisi iyiye gidiyor” söylemlerine karşın, borçlanma oranlarının büyümesiyle 2014’te ülkemizin ekonomik sıkıntıyı daha fazla hissedeceği belirtiliyor. İşsizlikteki artışın yanı sıra yabancı sermayenin getirdiğinden fazla götürdüğünü belirten ekonomistler, Türkiye’nin krizi derinden yaşadığını vurguluyor.

Emekli Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilsay Kuruç, Türkiye’de kriz tohumunun yeşerdiğini, büyüme hızı düşmesine karşın cari açığın azalmadığını söyledi. Uygulanan politikalarla Türkiye’nin dış kaynağa bağımlı olduğunu belirten Kuruç, “Dış kaynak girişine bağlı olan zincir kırıldığı zaman kriz ve sıkıntı ortaya çıkacak. İlk olarak iş dünyası bu sıkıntıyı hissedecek. Bu durum 2013 sonu ve 2014’te daha net ortaya çıkacak. Şu anda sıkıntı bankalara yansımadı. Şirketlerin borçluluğu büyüdükçe bu durum bankalara yansıyacak ve sıkıntıya girecekler. ” dedi.

Dolaylı vergilerle halkın cebinden alınanların sınıra geldiğini, tek kaynak olarak özelleştirmelerin görüldüğünü belirten Kuruç, “Birkaç yıldır Türkiye’de kriz tohumu var. Tüketici kredilerinin artması, halkın gelecekteki gelirlerine ait ödeme vaadi kriz tohumunu yeşertiyor. Halkın bütçesindeki deliğin büyümesi ve ödeyememe ihtimali bankaları sıkıntıya sokacaktır” diye konuştu. ■ Cumhuriyet, 24.2.2013

AB: KRİZ, AVRUPA’YI SOKAĞA DÖKTÜ

Ekonomik krizle boğuşan Avrupa’da, toplumsal tepki sokaklara inerken, Almanya, Yunanistan, İspanya ve İngiltere’de son 1 haftada binlerce işçi greve gitti.

Avrupa, ekonomik krizle boğuşurken, mevcut durumun yakın gelecekte de düzelmeyeceği düşüncesi toplumsal tepkileri de arttırıyor. Almanya, Yunanistan, İspanya ve İngiltere’de son 1 haftada binlerce işçi, hükümetlerin kemer sıkma politikaları, toplu sözleşme görüşmelerinin ertelenmesi ile kesinti ve işten çıkarmalar nedeniyle greve gitti.

Yunanistan’da yaşam durdu

Yunanistan’da, hükümetin kemer sıkma politikasınıprotesto etmek üzere kamu ve özel sektör çalışanlarının 20 Şubat’ta düzenlediği 24 saatlik grev, ülkede yaşamı durma noktasına getirdi. Kamu ÇalışanlarıFederasyonu ve İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun çağrısıyla başlayan grev süresince, Atina metrosu ve şehir içi otobüsleri grevcileri taşımak için günün sadece belirli saatlerinde ve belirli istikametlere hizmet verirken, devlet daireleri, kamu kuruluşları, belediye, banka, sağlık sektörü çalışanları ile vergi ve gümrük memurlarının grevde yer almalarıyla hizmetlerde aksamalar meydana geldi.

Kent merkezindeki Areos ve Omonia meydanlarındaki gösterilere yaklaşık 80 bin kişinin katıldığı bildirildi. Grev nedeniyle devlet dairelerindeki hizmetlerde büyük aksamalar görülürken, mahkemelerde duruşmalar yapılamadı.

Almanya’da havaalanları iptal

Ülkede 20 Şubat’ta kamu çalışanları greve gitti. Kuzey-Ren Vestfalya eyaletinde 6 üniversite kliniğinde hemşireler, mutfak ve temizlik çalışanları iş bırakma eylemi yaparken, Aşağı Saksonya eyaletinde 70 okul, 2 yüksek okul ve 6 eyalet dairesinde çalışanlar greve giderek protesto gösterilerinde bulundu.

Düsseldorf ve Hamburg havalimanlarında güvenlik personelinin 14 Şubat’ta başlattığı grevden dolayı Düsseldorf havalimanında her 3 uçuştan biri, Hamburg havalimanında da her 2 uçuştan biri iptal edilmişti. Düsseldorf havalimanında 122 kalkış ve 67 iniş, Hamburg havalimanında da 179 uçuş iptal edilmişti. Kamu sektöründe toplu sözleşme görüşmelerinin ertelenmesinden sonra başkent Berlin’de öğretmenler uyarı grevi yapılacağınıaçıklamıştı.

İspanya’da çöpçü grevi

İspanya’nın en büyük havayolu şirketi Iberia’nın 3 bin 807 işçisini çıkartma ve maaşlarda kesinti yapma kararı üzerine greve giden Iberia çalışanlarının 18 Şubat’ta başlattıkları grevin ilk günkü gösterileri olaylı geçmişti. Madrid’deki Barajas havaalanının T4 terminalinde toplanan yaklaşık 8 bin çalışanın gösterisine polis müdahale etmişti. Ülkenin güneyindeki Endülüs bölgesinin en tanınmış turistik şehirlerinden olan Sevilla’da, maaşlarında kesinti yapılan çöpçülerin grevi sokaklarda 6 bin tondan fazla çöp birikmesine neden oldu. Çalıştıkları firmanın ekonomik krizin etkisiyle maaşlarında yüzde 3.8 kesinti yapma kararına tepki gösteren ve bunu kabul etmeyen Sevilla’daki 1300 işçi grevde.

BBC de greve gitti

İngiliz yayın kurumu BBC’deki en büyük sendika olan Ulusal Gazeteciler Birliği (NUJ), kurumda yapılan kesintiler ve işten çıkarma planları nedeniyle 18 Şubat’ta ülke genelinde 24 saat grev yapmıştı. Grev nedeniyle özellikle haber akışı konusunda aksamalar yaşanmıştı. ■ Milli Gazete, 24.2.2013

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura