Diğerleri > Sis Çanı
30-07-2016
NELER OLDU 19-24 OCAK 2016 (Eğitim, PKK, kaynak kullanımı, altın, BOP, yabncı sermaye, bölücülük, yabancıya toprak, petrol, özelleştirme, kriz, yabancı sermaye)

Cihan Dura

30.7.2016


19.1.2016

EĞİTİM: İLKÖĞRETİM KİTAPLARI HATALARLA DOLU

Ters çizilmiş, pembe renkli Türk bayrağı, kavga eden çocuklar, sınırları bozulmuş Türkiye haritası, Nazım Hikmet’e ait olduğu belirtilen ancak aslında Burak Türkmen’e ait olan metin... MEB’in ilköğretim kitaplarında hatadan geçilmiyor .
Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) hazırladığı ilköğretim kitapları gerek görsel gerekse anlatım bakımından hatalarla dolu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. F. Dilek Gözütok, Eğitim-İş’in Ekenek adlı dergisi için yazdığı “Türk Eğitim Sisteminde Temel Eğitim Karmaşası” başlıklı yazısında bu ders kitaplarıyla eğitim yapılamayacağını vurguladı.
Gözütok, devletin bütçesiyle basılan ve öğrencilere ücretsiz dağıtılan ilköğretim kitaplarındaki görsel ve yazılı hataların çocuklarda dönüşü zor yanlış öğrenmelere ve algı bozukluğuna neden olabileceğini belirterek, kitaplardaki hataların temel eğitim verilmeye çalışılan çocuklar üzerinde onarılmaz izler bırakacağını vurguladı. 
Gözütok, MEB’in “Dünyada ve Türkiye’de temel eğitim kavramı ne anlama gelmektedir? Zorunlu eğitim ve temel eğitim ilişkisi nedir? Zorunlu eğitimin çağ nüfusuna açık öğretimle verilmesi ülkeyi nereye götürür? Temel Lise ne anlama gelmektedir ve dünyada bir örneği var mıdır? Ve temel eğitimi nasıl yapıyoruz?” sorularını sorması, bilimsel yöntemlerle alacağı yanıtlara göre iyileştirmeler yapması gerektiğini belirtti.

ÖĞRETMENLER ZARAR VERDİĞİNİ HAYKIRMALI
MEB’in 60 aylık çocuklar için hazırladığı “İlkokul 1. Sınıf Uyum ve Hazırlık Çalışmaları Öğretmen Kitabı ve Öğrenci Kitabı”ndan örnekler gösteren Gözütok, bu görsellerin çocukların algılarını alt üst edeceğini kaydetti. 
Gözütok, “Bu çizimler kavgayı, şiddeti, amaçsızlığı, yazı tahtasının yazılmayıp boyanacağını, ayağını, bedenini yönetememeyi öğretiyor. Gözleri gören ve okuma yazma bilen anne babaların, bu kitabı okutması için zorlanan öğretmenlerin, bu kitabın çocuklara zarar verdiğini haykırması gerekirdi” diyor.
Bir özel okulun 7. Sınıf “İletişim Amaçlarına Yönelik Türkçe Metin Kitabı”ndan da örnekler veren Gözütok, kitabın 36. sayfasında Nazım Hikmet’ten alındığı söylenen “Ağaç” başlıklı metnin Nazım Hikmet’e değil, “Ağaç Tasviri” başlığı ile Burak Türkmen’e ait olduğuna dikkat çekti.
Aynı kitapta kullanılan Türkiye haritası görselini de eleştiren Gözütok, “Ters çizilmiş, sopasının ortasından tutulmuş, pembeye yakın renkte ve orantısız çizilmiş bayrak; sınırları bozulmuş Türkiye haritası, yok edilen KKTC, duruşu bozuk insanlar ile çocuklara verilen iletinin ne olduğu anlaşılamamıştır” ifadelerini kullandı.
Görüntünün bireyi, duyduklarından okuduklarından daha çok ve daha uzun süre etkilediğini kaydeden Gözütok, “Bu görüntüler ile çocukların algılarının terörize edildiği anlaşılmaktadır. Bu görüntülerle çocuklarda nasıl bir etki bırakılmak istendiği merak konusudur. Bunlara bakarak ‘Türkiye’de temel eğitim yapılmaktadır’ demek mümkün değildir” değerlendirmesinde bulundu. Sinem Gülcan, Aydınlık, (19.1.2016)

PKK, IŞİD: TÜRKİYE BOP’UN KANLI GİRDABINDA

Türkiye, Büyük Ortadoğu Projesi’nin kanlı girdabına girdi. 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra hızlanan süreç, ülkede oluk oluk kan akmasına neden oldu

AKP hükümetinin basiretsiz Ortadoğu ve açılım politikası Türkiye’ye pahalıya mal oldu. Ülkemiz içerden PKK’nın, dışarıdan IŞİD’in hedefi haline gelirken, tarihte benzeri görülmemiş kitlesel katliamlar, sokak çatışmaları ve haftalar süren sokağa çıkma yasakları Türkiye’nin acı gerçekleri haline geldi. 7 Haziran sonrası başlayan yeni süreçte yüzlerce sivil, asker ve polis terör kurbanı olurken yüz binler evini terk etmek zorunda kaldı, şehirler harabeye döndü. AKP hükümetinin BOP eksenli ve ABD güdümlü Suriye politikası Türkiye’yi dünyada yalnızlaştırmakla kalmadı, aynı zamanda Türkiye’yi büyük bir terör batağının içine çekti. Hiçbir denetime tabi tutulmadan Suriye’den Türkiye’ye giren yaklaşık 3 milyon kişinin içinde on binlerce terörist de bulunuyor. Türkiye’de yüzlerce hücre evin kurduğu ifade edilen IŞİD teröristleri sık sık kitlesel katliamlara imza attı. 20 Temmuz 2015 tarihinde Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde düzenlenen canlı bomba saldırısında 32 vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu tarihten yaklaşık 3 ay sonra ise Türkiye tarihinin en büyük terör saldırısına maruz kaldı. 10 Ekim 2015 tarihinde başkentin göbeğinde Ankara Gar’ı yakınında düzenlenen iki canlı bomba saldırısında tam 102 vatandaşımız hayatını kaybetti, yüzlerce vatandaşımız da yaralandı. Her iki saldırının da IŞİD tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Canlı bomba saldırılarının son örneği ise 12 Ocak 2016 tarihinde İstanbul Sultanahmet Meydanı’nda yaşandı. Alman turist kafilesini hedef alan saldırı da 10 Alman hayatını kaybetti.


Sınır ötesinden saldırılar arttı

Ortadoğu’dan gelme yüzlerce teröristin cirit attığı ülkemiz, sınır ötesinden de sık sık saldırıya uğradı. Saldırılarda çok sayıda sivil ve asker hayatını kaybetti.

Bu saldırıların son örneği de Pazartesi günü Kilis’te yaşandı. Sınırın Suriye tarafından atılan 3 roket Kilis’te bir okula isabet etti. Saldırıda1 kişi öldü, 3 kişi de yaralandı.


Güneydoğu Suriye gibi!

İçerden ve dışarıdan çifte terör kıskacına alınan Türkiye en büyük kan kaybını Güneydoğu’da yaşadı. Açılım sürecinde dağdan şehre inerek il ve ilçeleri silah deposu haline getiren terör örgütü PKK, Mardin, Diyarbakır ve Şırnak’ta hendekler kazarak ve barikatlar kurarak fiili özerk bölgeler oluşturdu. Bu duruma müdahale eden güvenlik güçleri on binlerce asker, polis ve korucudan oluşan tarihin en büyük operasyonunu başlattı. Diyarbakır’ın Sur ilçesi ile Şırnak’ın Cizre ve Silopi ilçelerinde yoğunlaşan operasyonlarda daha önce yaşanmamış bir sokak çatışması başladı. Yaklaşık 2 aydır sokağa çıkma yasağı uygulanan bölgede teröristlerle güvenlik güçleri arasında sokak çatışmaları devam ediyor. Çatışmaların yaşandığı yerler harabe kentlere dönüşürken bu bölgelerde yaşayan yüz binlerce vatandaş evini terk etmek zorunda kaldı. Suriye’yi aratmayan manzaraların yaşandığı Güneydoğu’da 7 Haziran’dan sonra azdırılan terör sürecinde şu ana kadar yaklaşık 230 asker ve polis şehit oldu.

Başkanlık ve özerklik aynı kapıya çıkıyor
Türkiye kanlı bir girdabın içine sokulurken AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeminde başkanlık, HDP- PKK kanadının gündeminde ise özerklik yer alıyor. Bu iki talep Türkiye’nin üniter yapıdan federal yapıya geçirilmesi konusunda birbiriyle örtüşüyor. Kamuoyunda birbirinin zıddıymış gibi gösterilen başkanlık ve özerklik talepleri aslında Türkiye’yi aynı sonuca götürüyor. AKP ve HDP’nin hedefleri gerçekleştiği takdirde Türkiye’de bölünme kaçınılmaz hale gelecek.

İşte acı tablo:

Asker ve polis kaybı: 230

Suruç saldırısı: (20 Temmuz 2015) 34 ölü

Ankara saldırısı: (10 Ekim 2015) 102 ölü

Sultanahmet saldırısı: (12 Ocak 2012) 11 ölü  ■Yeni Mesaj, (19.1.2016)

20.1.2016

DOĞU PERİNÇEK: MUHAFAZAKARLARLA ORTAK BİR VATAN CEPHESİ OLUŞTURDUK

Doğu Perinçek AKP ile olan ittifakı itiraf etti. AKP kanallarına çıkması sonrasında yapılan sert eleştirileri önemsemediğini söyleyen Perinçek, bu kanallara çıkmaktan memnuniyet duyduğunu da söyledi.

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, katıldığı bir konferansta 'Muhafazakarlarla vatan cephesini kurduk' sözleri dikkat çekti.

Partisinin İstanbul Pendik’te düzenlediği konferansta konuşan Perinçek ayrıca Barış için Akademisyenler’i de eleştirdi.

Postmedya’da yer alan habere göre Perinçek, konuşmasının Barış için Akademisyenleri eleştirdiği bölümünde “İlericiler, bilimsel sosyalistler, cumhuriyetçiler, milliyetçiler ve muhafazakarlarla bir vatan cephesi oluşuyor” dedi.

Perinçek, ayrıca AKP yanlısı kanallara çıkmasının eleştirilmesi konusuna da değinerek, bu eleştirileri önemsemediğini ve AKP'li kanallara çıkmaktan memnuniyet duyduğunu da sözlerine ekledi. ■Cumhuriyet, (20.1.2016)

KAYNAK KULLANIMI, İSRAF: SIĞINMACILARA 8 MİLYAR $ HARCADIK

Türkiye'nin Suriyeli sığınmacılara yönelik açık kapı politikasını sürdürdüğünü belirten Başbakan Yardımcısı Şimşek, sığınmacılara 8 milyar dolar harcandığını açıkladı.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, "Türkiye, şimdiye kadar Suriyeli sığınmacılara 8 milyar dolar harcadı" açıklamasında bulundu.

Şimşek, İsviçre’nin Davos kasabasında bu yıl 46'ncısı düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) "İnsani Yükümlülük, Küresel, Bölgesel ve Sektörel Yaklaşımlar" oturumuna katıldı.

Şimşek, "Ülkemle gurur duyuyorum, çünkü 2,5 milyon Suriyeliye ev sahipliği yapıyoruz ve onlara çalışma izni, eğitim sağlıyoruz. 700 bin Suriyeli çocuk okul çağında ve onlara eğitim imkanı sunmak son derece önemli. Aksi takdirde, cahil kalırlarsa terör ve şiddete yönelebilirler. Biz sığınmacılar için çok fazla şey yapıyoruz ve küresel anlamda da yapılması gereken çok şey var. Sığınmacılara ayrıca sağlık hizmeti ve kamu hizmeti veriyoruz" dedi.

Türkiye 8 milyar dolar harcadı

Birleşmiş Milletler'in daha fazla aktif olması gerektiğine dikkati çeken Şimşek, "Suriye rejimi ve rejime destek veren ülkeler hava saldırılarına son verirse, yeni sığınmacı akını engellenebilir" diye konuştu.

Türkiye'nin, Suriyeli sığınmacılara yönelik açık kapı politikasını sürdürdüğünü ve şimdiye kadar 8 milyar dolar harcadığını belirten Şimşek, "Uluslararası toplum sığınmacılar için daha fazlasını yapmalı, yapabilir de" ifadesini kullandı. ■Dünya, (20.1.2016)

EKONOMİDE ALTIN GÜVENCESİ

Bankalar, geleneksel tasarruf aracı olan altına göz dikmiş durumdalar. Başlattıkları yeni kampanya ve uygulama ile vatandaşın elindeki altınları toplamayı hedefliyorlar. Bazı tahminlere göre yastık altında 5 bin ton altın bulunmaktadır. Dünya Altın Konseyi’nin tahmini de bu rakama çok yakındır.

Rakam üç aşağı, beş yukarı farklı olabilir. Sonuç olarak görülen o ki, milletimiz, iştah kabartacak oranda bir altın rezervine sahiptir. Bankalar tüm gayretlerine rağmen, bu altın rezervinin ancak 45 ton kadarını toplayabilmiştir. Demek ki milletimiz, altın bankacılığına gereken ilgiyi göstermemiştir.

Bundan dolayı AKP hükümeti, konuyu şu ifadelerle hükümet programına almıştır: “Altın bankacılığı başta olmak üzere altın şeklinde tutulan tasarrufların sisteme çekilmesi için mekanizmalar geliştireceğiz.” Bankaların, vatandaşların altınlarına yönelmesi, hükümetin de bunu destekleyici politikalar izlemesi, doğru ve faydalı mıdır?

Güvenlik açısından bakılırsa, hiçbir banka vatandaşın kendisi kadar güvenli olamaz. Çünkü ABD dâhil, birçok ülkede bankalar batmaktadır. Meselâ ABD’de en güvenilir kabul edilen bankalardan biri olan Lehman Brothers, hiç beklenmedik bir anda batmıştır.

Bu nedenle ABD yönetimi bankalara değil, altın rezervlerine güvenmektedir. Öyle ki, ABD yönetimi, doların rezerv para olmaktan çıkması ve çökmesi halinde, altını devreye koymak için şimdiden tedbirler alıyor. Peki, ne yapıyor? Bir taraftan altın rezervlerini artırıyor, öte yandan o rezervlerini bankaların kasalarında değil, askeri üslerde saklıyor.

Bilindiği üzere yakın tarihe kadar altın standardı her ülkede yürürlükte idi. Merkez Bankaları, mevcut altın ve gümüş rezervleri kadar tedavüle para sürüyorlardı. Bunu yıkan ABD, aynı şeyin geri geleceğinden korkmasa bile, tedbir olarak altından vazgeçmiyor.

ABD’nin bu tedbiri örnek alınmalı ve en azından AKP hükümetinin ekonomik kurmaylarını düşündürmelidir. Ama ne gezer! AKP hükümeti, tam aksine vatandaşların altınlarını özel bankalara yatırmaları için “mekanizmalar geliştirmekten” söz ediyor. Bir başka deyişle, AKP hükümeti, eller Mersin’e giderken, o tersine gidiyor.

Şu hale bakınız, ABD kendi parasından çok altına, Türkiye’yi yönetenler de ABD’nin parasına güveniyor. Böyle bir şaşkınlık ve çelişki olabilir mi?

Günümüzde tasarruf araçları çok çeşitlendi, fakat hiçbiri altının yerini alamamıştır. O bakımdan tasarruf aracı olarak altını kullanmak çok akıllıca bir iştir. Anadolu insanı kıtlık ve savaşlarla yoğrulmuştur. Devletine güvenir, gerektiğinde gözünü kırpmadan şehit olur. Ama kendi tedbirini de “ak akçe kara gün içindir” anlayışıyla alır. Anadolu’da en fakir insanın dahi çıkınında ihtiyat akçesi olarak az veya çok altını bulunur.

Bu altınları, sisteme çekme gerekçesiyle, özel bankaların kasalarında toplamaya çalışmak, çok yanlıştır. Şu gerçeği unutmamak gerekir: Ekonomide kısa döneme yönelik politikalar, uzun dönemde çok büyük kayıplara neden olmaktadır. Altın uzun dönemin, yani geleceğin hem sosyal, hem de ekonomik güvencesidir. Onun üzerine oyun kurmak, ne hükümete, ne de millete bir yarar getirir.  ■Mustafa Hilmi Yıldırım, Yeni Mesaj, (20.1.2016)

ALTIN UÇUŞA GEÇTİ

Altının gram fiyatı, yatırımcıların riskli varlıklardan kaçmasına bağlı olarak yönünü yeniden yukarı çevirdi. Çeyrek altın 177, Cumhuriyet altını ise 720 liradan satılıyor

Altının gram fiyatı, ABD'den gelecek enflasyon rakamları öncesinde 107 liranın hemen üzerinde seyrediyor.

Dün Çin'den gelen büyüme verisinin risk iştahını artmasıyla sınırlı oranda geri çekilen altının gram fiyatı, yatırımcıların petrol fiyatlarındaki düşüşün etkisiyle riskli varlıklardan kaçmasına bağlı olarak yönünü yeniden yukarı çevirdi.

Bugün güne 106,27 liradan başlayan altının gram fiyatı, şu dakikalarda 107,10 lira seviyelerinden işlem görüyor.

Altının ons fiyatı da dün yüzde 0,2 gerileyerek 1.087,44 dolardan günü tamamladı. Bugün en yüksek 1.095,12 doları gören altının ons fiyatı şu dakikalarda 1.094 dolar seviyelerinde dengelendi.

Analistler, ABD'de bugün açıklanacak aralık ayı enflasyon rakamlarının altın fiyatları üzerinde etkili olabileceğini belirterek, teknik olarak 107,5 lira direncinin takip edildiği altının gram fiyatında 104,75 desteğinden gelen tepki yükselişinin izleneceğini aktarıyor.

Kapalıçarşı'da şu dakikalarda çeyrek altın 177 liradan, Cumhuriyet altını ise 720 liradan satılıyor. ■ Yeni Mesaj, (20.1.2016)

21.1.2016

BÖLÜCÜLÜK, BOP: ŞIRNAK'TA ABD YAPIMI İHA BULUNDU

Kısmen sokağa çıkma yasağının kaldırıldığı Şırnak'ın Silopi ilçesinde PKK'nın sakladığı silah ve mühimmatlar arasında ABD yapımı İnsansız Hava Aracı bulundu. Bir evin bahçesinde bulunan İHA'nın ABD tarafından PYD’ye yapılan askeri yardımlar arasında bulunduğu tahmin ediliyor. Menzili 15 kilometre olan İHA'nın havada kalma süresi 2 saat.

Şırnak'ın Silopi ilçesinde PKK'ya ait İnsansız Hava Aracı bulundu. 

PKK'ya yönelik operasyonların başarıyla tamamlandığı ilçede güvenlik güçlerinin arama tarama faaliyetleri sürüyor.

Güvenlik güçleri, ilçede K-9 dedektör köpekleri eşliğinde yapılan aramaların fotoğraflarını paylaştı.

Bir evin bahçesinde depo olarak kullanılan alanda monte edilmemiş İnsansız Hava Aracı ele geçirildi. 

İnsansız hava aracının ABD yapımı RQ-20 Puma modeli olduğu belirlendi. Bu İHA’nın ABD tarafından PYD’ye yapılan askeri yardımlar arasında bulunduğu tahmin ediliyor.

Teröristlerin mevzi olarak kullandığı yine aynı evin bahçesinde el bombası, C-4 plastik patlayıcı, Kalaşnikof makineli piyade tüfeği, RPG-7 roketatar ve bunlara ait çok sayıda mühimmat ele geçirildi.

Aramalarda el yapımı patlayıcı yapımında kullanılan malzemeler de bulundu.

Tabut içerisine saklanan makineli tüfek ve el bombalar ile okul çantasına gizlenen etrafı çivilerle sarılı El yapımı patlayıcılar da fotoğraf karelerine yansıdı. ■ Ulusal Kanal, (21.1.2016)

YABANCI SERMAYE: SANAYİDE YABANCI HAKİMİYETİ ARTTI

TMMOB Makina Mühendisleri Odası, sanayinin sorunları bülteninin 14.’sünü “sanayide yabancı firma egemenliği” konusuna ayırdı.

TMMOB Makina Mühendisleri Odası, sanayinin sorunları bülteninin 14.’sünü “sanayide yabancı firma egemenliği” konusuna ayırdı. Bültende “Rastgele ve politikasız yabancı sermaye daveti, sanayinin kâr oranı yüksek dallarının iyice yabancı kontrolüne geçmesine, pazar egemenliklerine yol açmıştır. En büyük 500 firmanın 126 yabancı sermayeli şirketinin satışları, brüt katma değerde, ihracatta payları yüzde 40’ları bulmaktadır” denildi. Fiyatların en hızlı arttığı gıda sanayinde yabancıların hızla hakimiyet kurduğuna ve otomotiv, beyaz eşya, elektronik, kimya sektörlerinde de yabancı firma egemenliğinin arttığına dikkat çekildi.
Araştırmada şu noktalar öne çıkarıldı:
- 2002-2015 döneminde yabancı kaynak girişinin 4’te biri doğrudan yatırım, kalan 4’te üçü de borsaya yatırım ve kredi-mevduat biçimlerinde gerçekleşti.
- 2002-2015 döneminde gerçekleşen 130 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermaye girişinin imalat sanayi yüzde 23’ünü, madencilik ve enerji ise yüzde 13’ünü aldı. Böylece geniş anlamda sanayi, yatırımların yüzde 38’ini alırken kalan yüzde 62 hizmetler sektörüne yöneldi.
- Gelen doğrudan yabancı yatırımın “yeni yatırım” olması tercih edilir. Oysa Türkiye pratiğinde yabancıların girişi daha çok özelleştirilen Tekel, Petkim gibi KİT’leri, yerli özel yatırımcının kurulu tesislerini satın almaya, ortak olmaya dönük olmuştur. Bu anlamda yeni yatırımdan çok el değiştirme, ele geçirme daha çok öne çıkmıştır.

KÂRIN YÜZDE 22’Sİ
-
İSO 500’e giren 126 yabancı sermayeli firmanın satışlar, brüt katma değer, ihracattaki payları yüzde 40’ları bulmaktadır. En büyük ilk 100 İSO arasına giren 33 yabancı sermayeli büyük firmanın, İSO 500 satışlarının yüzde 21’ini, brüt katma değerin yüzde 32 sine yakınını, kârların yüzde 22’sini elde ettikleri anlaşılmaktadır. Veriler, daha az sayıda güçlü yabancı sermayeli firmanın sanayideki hakimiyetinin daha yüksek olduğuna işaret etmektedir. ■ Aydınlık, (21.1.2016)

22.1.2016

BÖLÜCÜLÜK, CHP: KURULTAYDAN ÖZERKLİK ÇIKTI

CHP’nin hedeflediği ‘değişim’ kurultaybildirgesine yansıdı. ‘Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki muhalefet şerhininkaldırılacağı’ ve Kürt sorununun ‘eşit vatandaşlık temelinde toplumsal uzlaşma ile çözüleceği’ görüşüne yer verildi.

CHP 7 Haziran ve 1 Kasım seçim bildirgelerinde, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”na konulan şerhlerin de kaldırılacağı ve Kürt sorununun eşit vatandaşlık temelinde toplumsal uzlaşma ile çözüleceği sözünü vermişti. CHP yönetimi, daha sonra toplanacak bir program kurultayında, seçim bildirgelerinde yer alan vaatlerin partinin yeni programına da taşınacağı açıklanmıştı.
CHP yönetimi, bu konuda ilk adımı önceki gün kurultayda attı. PKK’nın Doğu Anadolu’nun bazı il ve ilçelerinde özerk bölgeler ilan ettiği ve bunları savunmak için hendekler kazdığı ve güvenlik güçleri ile günlerce süren çatışmalara girdiği bir dönemde, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı”nı hedefleri arasında alarak bildirgesinde yer vermesi ve “Kürt sorunun çözümünün için eşit vatandaşlık temelinde toplumsal uzlaşma ile çözüleceği” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekti.

‘TÜRK MİLLETİ’ YERİNE ‘EŞİT VATANDAŞLIK’
Kurultayda ilk gün akşam saatlerinde okunan bildiriye delegelerden herhangi bir itiraz gelmedi. Oy birliği ile kabul edilen sonuç bildirgesinde, 35. Kurultay tarafından önümüzdeki süreçte belirlenen hedefler 21 maddede sıralandı. CHP’nin 35. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi’nde özerklik konusu “Merkezi yönetim ve yerel yönetimlerin yetki ve sorumluluk paylaşımı, halkın ihtiyaçlarını gözeterek en üst düzeyde katılım sağlanabilecek şekilde belirlenmelidir. Yerel yönetimler güçlendirilmeli, bu doğrultuda ilk adım olarak Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik şartı üzerindeki şerhler kaldırılmalı” şeklinde yer aldı.
Bildiride “eşit vatandaşlık” konusunda da şöyle denildi: “Kürt sorunu salt güvenlikçi politikalarla çözülemez. Siyaset kıskacına alınmış olan sorun, barışın toplumsallaştırılmasını hedefleyen ‘üçüncü yol’ perspektifiyle aşılmalıdır. Kürt sorunu, eşit yurttaşlık temelinde, milletin temsil edildiği TBMM zemininde toplumsal uzlaşma ve ortak akıl ekseninde çözülmelidir.”

PKK’NIN TALEPLERİ
CHP kurultay bildirgesine giren ve muhaliflerin de itiraz etmediği, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” ve “Eşit vatandaşlık” konusu PKK’nın ve Öcalan’ın talepleri arasında da yer alıyor. Bu konu HDP milletvekilleri ile Öcalan arasında İmralı’da yapılan görüşmelerde de gündeme gelmişti. Basına sızan görüşme tutanaklarında Öcalan, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na konan çekincelerin kaldırılması şimdilik yeter” ifadesini kullanıyordu.

YALÇINKAYA:O VEKİL KİM?
Kurultayda konuşan CHP eski Gençlik Kolları Başkanı Ayhan Yalçınkaya parti yönetimine sert eleştiriler yöneltti. CHP ile hiçbir bağı olmayan kişilerin CHP Genel Başkan Yardımcısı olmasını içine sindiremediğini vurgulayan Yalçınkaya, “Atatürk’le bağımız mı koptu bizim? Bakınız, bir milletvekili parlamentodaki odasında Atatürk resmini indirmiştir. Kim olduğu belli değil. İndirirken ‘Artık yeni şeyler söylemek lazım’ demiş. Artık ben kurucu genel başkanıma hakaret edilmesine tahammül edemiyorum, etmeyeceğim. CHP’de de Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret edilmez, ettirilmez” dedi. 18.1.2016 ■ Zihni Erdem, Aydınlık, (22.1.2016)


YABANCIYA TOPRAK: YABANCILARIN GAYRİMENKUL YATIRIMI İKİYE KATLANDI

Yabancıların Türkiye'de gayrimenkule yaptığı yatırımlar son 3 yılda 2 milyar 621 milyon dolardan 5 milyar dolara çıktı.

Yabancıların Türkiye'de gayrimenkule yaptığı yatırımlar son 3 yılda 2 milyar 621 milyon dolardan 5 milyar dolara çıktı.

Sektör temsilcileri, AA muhabirine yaptıkları açıklamalarda, yabancıların gayrimenkul yatırımlarının artmasının başlıca sebepleri arasında "Mütekabiliyet Yasası'nın çıkması, Türk müteahhitlerin yabancıların isteğine göre konut üretmesi, yurt dışında yapılan tanıtımlar, uluslararası fuarlara daha fazla katılım sağlanması ve yabancı para biriminin TL'ye karşı değerlenmesi" gibi etkenleri gösterdi.

İstanbul İnşaatçılar Derneği (İNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım, 2004 yılında 1 milyar 343 milyon dolar olan yabancı yatırım tutarının, 2015 sonunda 5,5 milyar dolara çıkmasının beklendiğini söyledi.

Durbakayım, yılın 11 ayında yabancıların 5 milyar 20 milyon dolarlık gayrimenkul yatırımı yaptığını belirterek, "Aylık ortalamayı baz alırsak yabancıları 2015'te 5,5 milyar dolarlık gayrimenkul yatırımı yaptığını tahmin edebiliriz. Yıl sonu için sektörün beklentisi de bu şekildedir" dedi.

Durbakayım, son 3 yılda yabancıların gayrimenkul yatırımının 2 kat artmasının sebeplerine ilişkin olarak da şunları söyledi:

"Türk müteahhitleri artık yabancıların nasıl bir konut almak istediğini öğrendi. Müteahhitler, Orta Doğulu veya Avrupalı yabancıların istedikleri özelliklere sahip konutları inşa ederek daha kolay ve fazla satış yapmaya başladı. Diğer taraftan son bir yılda yabancı para birimlerinin Türk lirası karşısında değer kazanması, yabancıların beklemede olan taleplerini harekete geçirerek daha ucuza konut almalarına yol açtı. Bunlara ek olarak siyasi yönetimin mütekabiliyet konusunda daha somut adım atması ve yabancı yatırımcılara önemli teşvikler sağlaması da bu alımları destekledi. Bu gelişmeleri de yurt dışı fuarlara daha yoğun katılım sağlayan devlet ve özel kurumların dile getirmesi, satış hacminin iki katına çıkmasına neden oldu."

Dünya gayrimenkul pazarından binde 5 pay alıyoruz

Dubai Uluslararası Gayrimenkul Fuarı'nın Türkiye temsilcisi LMG Global Yatırım'ın Üst Yöneticisi (CEO) Gökhan İlgar da Türkiye'nin dünya gayrimenkul pazarında yeni bir oyuncu olduğunu, son 3 yılda çok büyük oranda artan yabancı yatırımın henüz yeterli düzeyde olmadığını belirtti.

Dünya gayrimenkul piyasasının yıllık hacminin 1 trilyon dolar olduğu bilgisini veren İlgar, Türkiye'nin bu rakamdan ancak binde 5 pay alabildiğini aktardı.

"Yabancı yatırımın artması için ticari mülklere ağırlık verilmeli"

İlgar, yüksek hedef ve cirolara sahip olmak için ticari mülklere ağırlık verilmesi gerektiğini kaydederek, bunların başında alışveriş merkezi, otel ve ofis yatırımlarının geldiğini söyledi.

Büyük montanlı yatırımların ticari gayrimenkul enstrümanları ile çekilebileceğini anlatan İlgar, sözlerini şöyle tamamladı:

"Dolayısıyla Türkiye'nin bundan sonraki hedefi özellikle Arap sermayesi için ticari projelere ağırlık vermek olmalıdır. Özellikle İstanbul'daki oteller yüzde 90 doluluk oranıyla yılı geçiriyor. Ciddi bir otel açığımız var. Büyük şehirlerde yatak sayımızı artırmak için Arap sermayesini yönlendirebiliriz. Bizim 2016 için çalışmalarımız var. LMG global olarak 2017'nin sonuna kadar 1 milyar dolarlık bir yatırımı Türkiye'ye çekmek için çalışıyoruz. Eğer ülke olarak ticari gayrimenkullere daha fazla ağırlık verir ve bu alanda özel çalışmalar yaparsak 2023 hedeflerine doğrudan döviz girdisi adına çok önemli bir katkı sağlamış oluruz." ■ Akşam, (22.1.2016)

BRENT PETROL YENİDEN 30 DOLARIN ÜZERİNE ÇIKTI

Brent petrolün varil fiyatı, ECB'nin yeni bir parasal genişleme ve BoJ'un teşvik beklentileriyle yükselişe geçerek 31 doların üzerini gördükten sonra 30,6 dolar seviyelerinde dengelendi.

Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, faiz kararının ardından yaptığı açıklamada enflasyonun hedeflenen yüzde 2 seviyesine gelmesi için para politikası duruşunu yeniden ele alabileceklerini belirtti.

Bu açıklamanın ECB'den daha fazla teşvik beklentilerini beraberinde getirmesinin ardından küresel risk iştahı artarken, Brent petrolün varil fiyatı dün güne başladığı 27,9 dolar seviyelerinden yükselişe geçti ve günü 29,57 dolardan tamamladı.

Bugün ise Japonya Merkez Bankası'nın (BoJ) daha fazla genişleyeceği haberleriyle yükselişini sürdüren Brent petrolün varil fiyatı, 31 dolar desteğini aşarak 31,07 doları gördü. Brent petrolün varil fiyatı, şu dakikalarda ise dünkü kapanış seviyesinden yüzde 3,4'lük artışla 30,64 dolardan işlem görüyor.

Analistler, arz fazlasına ilişkin endişelerin bulunduğu bir dönemde, ECB ve BoJ'un daha fazla teşvik sinyalinin talebe yönelik tedirginlikleri yatıştırdığına dikkati çekerek bu durumun petrol fiyatlarının yükselişe geçmesini desteklediğini kaydediyor.

Brent petrolün varil fiyatının, 30 doların üzerinde kalıcı olması durumunda 33,6 dolar seviyesinin test edilebileceğini aktaran analistler, olası geri çekilmelerde ise 29,1'in destek konumunda bulunduğunu ifade ediyor.

Batı Teksas türü ham petrolün (WTI) varil fiyatı ise dün ABD'de açıklanan haftalık ham petrol stoklarının beklentilerin üzerinde artmasına karşın günü yüzde 5,4'lük artışla 29,81 dolardan tamamlamıştı.WTI'nın varil fiyatı bugün ise en yüksek 31,04 dolara kadar yükselmesinin ardından şu dakikalarda 30,69 dolardan alıcı buluyor.

Analistler bugün Avrupa ve ABD'de imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verilerinin takip edileceğini belirterek, WTI'nın varil fiyatında 33,2 doların direnç olarak öne çıktığını ifade ediyor. ■ Akşam, (22.1.2016)

23.1.2016

AZERBAYCAN’DA ÖZELLEŞTİRME BAŞLIYOR

Petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle ekonomik kriz yaşayan Azerbaycan’da, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, bütçeye ek kaynak sağlanması için kapsamlı bir özelleştirme programının hazırlanması talimatını verdi

Aliyev, özelleştirmelerin hem yerli, hem de uluslararası firmalara açık olacağını belirtti. Petrol fiyatlarındaki düşüşün ülkesi için riskleri arttırdığını söyleyen Aliyev, sorunlu bankalara kamu desteği verilmesi yönünde hazırlanan planların da inceleneceğini söyledi. Petrol ve doğal gaz ihracatından elde edilen gelirlerin düşmesi üzerine Bakü yönetimi, bütçe
gelirlerini arttırmak adına gıdadaki vergi yükünü artırma kararı almıştı.

Enflasyon artışı

Azerbaycan’ın para birimi Manat’ın da Merkez Bankası’nın “Para birimi değerini serbest piyasada bulacak” diyerek desteğini çekmesi üzerine Aralık 2015’ten bu yana ABD Doları karşısında yüzde 33 değer kaybetmesi, ülkede hızlı enflasyon artışına yol açtı. z2015’te Azerbaycan Merkez Bankası, Manat’ı destekleyebilmek için döviz rezervlerinin yarısından fazlasını harcamak zorunda kalmıştı. Azerbaycan, Manat’ı; petrol fonu SOFAZ’ın yaptığı döviz satışlarıyla desteklemeye çalışıyor. Reuters haber ajansı, önceki gün, SOFAZ tarafından 194 milyon dolarlık döviz satıldığını aktardı. ■ Yeniçağ, (23.1.2016)


PETROL FİYATLARI NEDEN DÜŞÜYOR?

Dünya piyasalarında 27 dolara kadar inen petrol fiyatlarının yankıları sürüyor. Peki fiyatların bu kadar düşmesinin nedeni ne? Enerji uzmanı Prof. Dr. Necdet Pamir, Amerika ve Suudi Arabistan’ın arzı arttırarak belli ülkeleri cezalandırma yoluna gittiğini söyledi. Pamir “İran’ın Ortadoğu’daki güçlü konumu geriletilmek isteniyor” dedi.

Petrol, piyasada hafta boyunca 30 doların altında fiyatlarla işlem gördü.

Peki, fiyatlar neden bu kadar aşağıda? Enerji uzmanı Prof. Dr. Necdet Pamir’e göre petrol fiyatlarındaki düşüşün bir diğer nedeni de Amerika’nın şeyl kayalarından petrol üretmesi. Pamir, Suudi Arabistan’ın düşük petrol fiyatlarından kısa vadede etkilenmeyeceğini söyledi. ■ Ulusal Kanal, (23.1.2016)

24.1.2016

KRİZ, EKONOMİ, DÜNYA: KÜRESEL EKONOMİ İNİŞTE

Dünya ekonomisi, küresel sürece girerek genişledi. Aşırı balonların oluşması ile 2008 -2009 finansal krizini yaşadı. O günden beridir, iniş yaşıyor. Geçici, suni  iyileşmeler, parasal dopingler nedeniyle oldu. İniş kaçınılmaz olacaktır.

Aslında iktisat tarihinde, ülke ekonomileri ve dünya ekonomisi, inişli çıkışlı bir trent göstermiştir. Bu inişli çıkışlı hareketlere iktisadi konjonktür   dalgaları deniliyor.

Genişleyen ekonomide, iç dinamiklerin yavaşlaması, finansal sektörün şişmesi ve reel sektörü temsil etmekten uzaklaşması (Sektörel denge),  sermaye ve emek faktörleri arasındaki dengenin (Faktörel denge) bozulması ve piyasanın spekülatif yapı kazanması, genişlemeyi engeller ve ekonomi inişe geçer. Dibe vurduktan sonra yeniden canlanma başlar. Bu konjonktür dalgaları, 30 ile 50 yılları alabilir. Küreselleşme süreci de 30 yıldır devam ediyor. Küreselleşmenin getirdiği sorunlar artık sürdürülemez bir konuma düştü ve bu nedenle iniş başladı.

Zengin daha zengin, fakir daha fakir oldu

1. Ülkeler arası gelişmişlik farkı arttı. Çin gibi bazı gelişmekte olan ülkeler küresel sermayeden yatırım yaparak kazandı. Türkiye ve Brezilya gibi birçok gelişmekte olan ülke ise , yabancı sermayeyi fiziki yatırım yapmak için kullanamadı… Sıcak para ve spekülatif  sermaye bu ülkelerde ciddi yatırımları engelledi. Bu ülkelerin ekonomileri dış kaynağa bağımlı bir yapı kazandı. Bu durum aynı zamanda cari açıkların ortaya çıkmasına neden oldu.

2. Zengin - fakir ülkeler arasındaki uçurum arttı. Aynı ülke içinde gelir dağılımı bozuldu. Özetle  yerküremizde gelir adaletsizliğindeki uçurum büyüdü.

İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'ın gelir dağılımı üzerine yaptığı yeni araştırmaya göre :

* Dünyadaki 62 süper zenginin  serveti,  dünya nüfusunun yarısını teşkil eden 3,5 milyar kişinin servetine eşittir.

* Dünyada  en zengin yüzde 1'lik kesim dünyanın nüfusunun yüzde 99'undan daha zengindir.

Küresel durgunluk

The Economist  2016 Dünya raporu "The World in 2016"  yayınladı. Bu rapora göre küresel ekonomi  2016 yılında Dünya ekonomisinde   ortalama büyüme  oranı  yüzde 3 dolayında gerçekleşecek.

Çin ekonomisinde yavaşlama, Çinin ithalat yaptığı ülkeleri de olumsuz etkileyecek.

Gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı, bu ülkelerde büyümeyi düşürecek.

IMF raporunda da "Riskler iyi yönetilmezse büyüme daha da düşer" deniliyor. Ayrıca, Çin ekonomisindeki yavaşlama, ABD Merkez Bankası'nın (FED) sıkılaştırma süreci ve emtia fiyatlarındaki düşüş gelişen ülkelerin büyümesini engelleyecek risklerdir '' deniliyor. Türkiye'de de 2016 yılında dünya ortalaması ile aynı oranda, yüzde 3 bir büyüme bekleniyor.

Ticaret hacmi daralıyor

2015 yılında Dünya ticaret hacmi geriledi. Orta doğuda politik riskler , gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışı, Çin'de önceki yıllara göre daha düşük büyüme , Rusya'nın ekonomik ve siyasi sorunları , 2016 Dünya ticaret hacmini etkileyecek risklerdir.

Petrol fiyatlarındaki düşüşler , enflasyonu ve üretim maliyetlerini düşürdü. Cari açıkların azalmasını sağladı. Ne var  ki petrol ihraç eden tüketim toplumu ülkelerin ithalat talebinin düşmesi, küresel ticaret hacmini olumsuz etkiler.

Dünya yeni bir dış borç sorunu yaşayabilir

ABD dolarının değer kazanması, tersine gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinin değer kaybetmesi, üretimi ithalata bağımlı olan ve dış borcu yüksek olan, bu ülkeleri  Dış borçları çevirme riski ile   karşı karşıya bırakmıştır.

Doların aşırı değer kazanması  gelişmekte olan ülkelerin dış borç yükünü artırmıştır.

Dünyanın en fazla dış borcu olan ülkesi ABD' dir. Ancak ABD kendi parasıyla borçlandığı için , dış borç sorunu yaşamaz. Gelişmekte olan ülkelerin hacim olarak dış borçları daha düşüktür. Ancak bu ülkelerde büyüme ve gelir artışı olmazsa , döviz gelirleri düşük kalırsa , bu ülkeler için dış borç sorunu daha riskli olacaktır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (24.1.2016)

(BÖLÜCÜLÜK, ÜNİVERSİTELER)

… Geçtiğimiz Çarşamba günü Ankara'da İçişleri Bakanı Efkan Ala, YÖK Başkanı  Yekta Saraç'ın başkanlığında "Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri Rektörler Toplantısı" düzenlendi. Taşımalı şehir projesinin tartışıldığı günlerde yapılan toplantının sonucu akademik çevrelerde heyecanla bekleniyordu. Sonunda YÖK'ten, "toplantıda, bölgedeki üniversitelerde eğitim-öğretimlerini sürdüren öğrencilerimizin ve bu üniversitelerde görev yapan idari ve akademik personelin yaşadıkları akademik ve güvenlik boyutundaki sorunlar bütün yönleriyle ele alındı. Artan terör olayları nedeniyle bölgedeki yükseköğretim kurumlarında görev yapan personelin ve eğitim gören öğrencilerin yaşanan bu hadiselerden etkilenmemesi için alınması gereken kararlar ve atılması gereken tüm adımlar istişare edildi" diye suyuna tirit bir açıklama yapıldı. Bölgede canları pahasına görev yapan akademisyenler Rektörlerin gelip kendilerine bilgi vermesini beklediler. Ama ne gezer!.. Rektörler lal olmuştu!.. Bazıları bilgi diye YÖK yazılı açıklamasını paylaştı akademisyenlerle. Bölgede, kendileri ile bizzat görüştüğüm birçok öğretim görevlisi şunları ifade ediyor;

"Bazı Üniversitelerin kapatılacağı bazılarının da yer değiştireceği söyleniyor. Ne olacak?.. Üniversitelerde eğitim-öğretim güvenliği kalmadığı gibi can güvenliğimiz de yok. Derslerde PKK'lı öğrenciler tarafından açıktan tehdit ediliyoruz. Derslerde Türkiye Cumhuriyeti, Türk diyemiyoruz. Dersek faşistlikle suçlanıyoruz tehdit ediliyoruz. Öğrenci yurtları PKK kampları haline geldi. Bazı  Rektörler açıktan Kürtçülük/PKK propagandası yapılıyor. Kadroculuk yapıyorlar. Üniversiteleri terk etmemiz için ağır baskı uygulanıyor. Ara tatilde memleketlerimize gitsek dönüşte neyle karşılaşacağımız belli değil."

Akademik hassasiyeti (!) olanlara bir çift sözüm olacak;

Çok mu samimisiniz? O zaman  koltuklarının derdine düşmüş rektörleri değil de  Doğu ve Güneydoğu'da  görev yapan vatan millet derdinde olan akademisyenler ile toplantı yapın da görelim. Onların  anlattıklarına, sorularına cevap verin de görelim!.. Verebilirseniz; cevaplarınızı da kamuoyuna ilan edin de, görelim akademik samimiyetinizin ölçüsünü!.. ■ Ahmet Takan, Yeniçağ, (24.1.2016)

YABANCI SERMAYE: SERMAYE GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDEN ÇIKIYOR'

Başbakan Yardımcısı Şimşek, sermayenin gelişmekte olan ülkelerden çıktığını, reformların hayata geçmesi ile Türkiye'ye çok ciddi bir güven ve kaynak akışı olabileceğini söyledi.

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin güçlü bir hikayesi bulunduğunu, reformların hayata geçmesi ile Türkiye'ye çok ciddi bir güven ve kaynak akışı olabileceğini vurguladı. Şimşek, "Bunun bir tek basit ön koşulu var, verdiğimiz reform sözlerini şimdi hızlı bir şekilde yerine getirmek. (Yatırımcılar) Uygulamayı bekliyorlar, bir görelim" dedi.

Şimşek, Kanal 7 televizyonunda "Başkent Kulisi" programına katılarak gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Davos Zirvesi ve Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Londra ziyareti başta olmak üzere son dönemdeki yurtdışı ziyaretleri ve buralardaki görüşmelere ilişkin bilgi veren Şimşek, amaçlarının "Türkiye Hikayesi"ni anlatmak olduğunu ve bunu başarı ile gerçekleştirdiklerini, bunun çıktılarını daha sonra göreceklerini söyledi.  Şimşek, Türkiye'nin 2013 yılının ortasından itibaren karşı karşıya kaldığı iç ve dış belirsizlikler nedeniyle birçok yatırımcının kararlarını ötelediğini, geçen sene Türkiye'den yaklaşık 15 milyar dolarlık çıkış yaşandığını bildirdi.

Reel sektörde ise küresel doğrudan yatırımların güçlü kalmaya devam ettiğini, 2007 yıllarındaki rakamlara ulaşılamadığını ancak geçen sene 13-14 milyar dolarlık bir doğrudan yatırımın gerçekleştiğini belirten Şimşek, ekonomik potansiyel düşünüldüğünde bunların küçük rakamlar olduğunu, Türkiye'nin normalde rahat bir şekilde 40-50 milyar doları çekmesi gerektiğini dile getirdi. Şimşek, dünyada artık kaynakların giderek daha kıtlaştığı bir döneme girildiğini, gelişmekte olan ülkelere artık eskisi gibi para akmadığını, geçen sene gelişmekte olan ülkelerden net 540 milyar dolar sermaye çıkışı yaşandığını vurguladı. Bazı tahminlere göre bu yıl çıkışın 350 milyar dolar, bazı tahminler de 480-500 milyar dolar olacağı yönünde olduğunu vurgulayan Şimşek, "Yılın 1-2 haftasını da esas alırsanız çıkış ciddi boyutlarda. Gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışının kıt olduğu, maliyetin yükseldiği bir döneme girdik. Emtia fiyatları çöküyor. Emtia fiyatları düşüşünden doğrudan olumlu, dolaylı olumsuz etkileniyoruz. Çevremiz emtia ihracatçısı ile dolu onların gelirleri düşüyor. Onlara mal satmakta zorlanıyoruz. Oralarda proje almakta, oralardan yatırım çekmekte zorlanıyoruz. Ama petrol fiyatlarını düşmesi bizim cari açığımızı düşürüyor bu olumlu" diye konuştu.

Türkiye hikayesinin sektörel dönüşüm, reformlara ilişkin yol haritası ve AB süreci olmak üzere 3 temel ayağı bulunduğuna işaret eden Şimşek, "Geriye sadece bizim bu reformları yapmamız kalıyor. Yatırımcıların sorusu 'Bunları yapabilecek misiniz bir görelim' şeklindeydi. Bu çok önemli Kredibiliteyi güveni söylemle kazanamayız, iş yaparak kazanırız. Hikayelerin, reformların hayata geçmesi ile birlikte Türkiye'ye çok ciddi bir güven ve kaynak akışı olabilir. Türkiye hikayesi ile diğer gelişmekte olan ülkelerden ayrışabilir ve yüksek gelir grubu ülkeler arasına gelebilir. Bunun bir tek basit ön koşulu var, verdiğimiz reform sözlerini şimdi hızlı bir şekilde yerine getirmek" dedi. ■ Dünya, (24.1.2016)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura