Diğerleri > Sis Çanı
13-04-2015
NELER OLDU 19-24 OCAK 2015 (Büyüme, yabancı sermaye, yabancıya toprak, tarım, işsizlik, gelir dağılımı, zenginlik, faiz, altın, petrol, bölücülük, enerji, özelleştirme, Dolar)

Cihan Dura

13.4.2015

 


19.1.2015

EKONOMIK BÜYÜME: 'İNŞALLAH YÜZDE 4'LÜK BÜYÜMEYI GEÇECEĞIZ'

Bakan Işık: "İnanıyoruzki 2015'de iç tüketimin artması, ihracatın artışıyla birleşecek, Türkiye daha büyük bir büyüme rakamına ulaşacak, 2015 yılında orta vadeli hedefte bulunan yüzde 4'lük büyümeyi, inşallah yakalayacağız ve geçeceğiz"

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık, iç tüketim ve ihracatın artmasıyla Türkiye'nin daha büyük bir büyüme rakamına ulaşacağını, orta vadeli hedefte bulunan yüzde 4'lük büyümeyi yakalayıp geçeceklerini belirtti.

Işık, Büyükşehir Belediyesi Goodyear Kavşağı temel atma töreninde yaptığı konuşmada, Türkiye'deki istikrarın büyük projelerin yapılmasına olanak sağladığını söyledi. AK Parti iktidara geldiğinden beri birilerinin kriz olmasını beklediğini ifade eden Işık, bunlara rağmen Türkiye'nin her zaman güçlendiğini kaydetti.

Işık, Türkiye'nin 2008 krizini fırsata çeviren bir ülke olduğunu ifade ederek, 2014 yılında dünyada yaşanan gelişmeleri katılımcılara aktardı.

Türkiye'nin 2014 yılını büyüme ve istikrarla kapattığını vurgulayan Işık, "İnanıyoruz ki, 2015 yılı 2014 yılından çok daha iyi olacak. Türkiye'nin en önemli ithalat kalemi olan petrolde fiyatlar yarıdan daha fazla düştü. Bu, Türkiye'nin cari açığının Türkiye açısından risk olmasını önleyecek en önemli gelişme. Artık biz de cari açık sebebiyle makro ihtiyati tedbirler noktasında daha endişeli davranmayacağız. İnanıyoruz ki 2015'de iç tüketimin artması, ihracatın artışıyla birleşecek, Türkiye daha büyük bir büyüme rakamına ulaşacak, 2015 yılında orta vadeli hedefte bulunan yüzde 4'lük büyümeyi, inşallah yakalayacağız ve geçeceğiz" diye konuştu.

"2015 yılı, Türkiye'de yerli ve teknolojik üretimde sıçrama yaptığımız bir yıl olacak"

Işık, tarihte ilk defa kadın ve erkek istihdamının eşitlenme noktasına geldiğini belirterek, 1 milyon 929 bin kişinin çalışma hayatına yeni girdiği son bir yılda, 1 milyon 356 bin insanın iş bulduğunu söyledi.

Gelecek dönemde istihdamın artacağını, işsizliğin de azalacağını kaydeden Işık, şöyle konuştu:

"Türkiye, güvenle ve istikrarla büyümesine, gelişmesine ve kalkınmasına devam edecek. Bu Türkiye gibi genç nüfusa sahip olan ülkeler açısından son derece önemlidir. Eğer siz, sürdürülebilir bir büyümeyi yakalayamazsanız, sosyal dengeyi de ekonomik dengeyi de sağlayamazsınız. Bu açıdan inanıyoruzki 2015 yılı, 2014 yılından daha iyi olacak. 2015 yılı Türkiye'de yerli ve teknolojik üretimde sıçrama yaptığımız bir yıl olacak. Şu hedefi bir bir hayata geçiriyoruz, ölçek bazında yerli ne üretebiliyorsak Türkiye'de üreteceğiz. İnşaat malzemesinden devre çipine kadar ne üretebiliyorsak Türkiye'de üreteceğiz. Kamu alımlarında bir mal teknolojik ürünse ve yerli üretiliyorsa devlet yüzde 15 pahalı bile olsa onu yerli üreticiden alacak. Yürürlüğe girdi. Şimdi yüksek teknolojiyle ilgili Türkiye'ye sıçrama yaşatacağız. Türkiye artık teknolojide dünya süper liginin önemli bir oyuncusu olacak." ■ Akşam, (19.1. 2015)

YABANCIYA TOPRAK, YABANCI SERMAYE: YABANCIYA 10 YILLLIK İMAR GÜVENCESİ GELİYOR

İmar Kanunu’nu değiştirecek tasarı ile yabancıların yatırımına 10 yıl imar güvencesi getiriliyor

Yeni teknoloji getiren, büyük ölçekli veya katma değeri yüksek yabancı yatırımlara imar güvencesi geliyor. Bu şirketlerin yatırım için aldıkları arazi ve arsaların imar planları 10 yıl süreyle değiştirilemeyecek.

Arazi ve arsa rantlarına vergi yönüyle kamuoyunda tartışılan ‘3194 sayılı İmar Kanunu İle Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’ aynı zamanda yabancı yatırımcılara da imar güvencesi getiriyor. Gerek gayrimenkul yatırımları, gerekse diğer yatırımlarda sık sık değiştirilen imar planları, yabancı firmaların da şikayet konusu oluyor. Özellikle gayrimenkul yatırımcıları ihalesine girdikleri arsaların imarlarının ihalelerden sonra, izleyen yıllarda değiştirilmesinden şikayetçi. Ancak yeni tasarı, gayrimenkul yatırımlarına değil, ‘Yeni teknoloji getiren, büyük ölçekli veya katma değeri yüksek’ yatırımları kapsıyor. Dahası, tasarı ‘Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı tarafından getirilen yatırımlar’ ibaresiyle, bu güvenceyi yabancı yatırımcılarla sınırlıyor.

Ek 7’nci maddede yer alıyor

Toplam 67 maddeden oluşan tasarının Ek 7’nci maddesi şöyle: “Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı tarafından yeni teknoloji getiren, büyük ölçekli veya katma değeri yüksek olarak belirlenen yatırımlara ilişkin imar planları, taşınmazın devir tarihinden itibaren on yıl süreyle değiştirilemez. Ancak, bu süre içinde değişiklik yapılması gerektiği hallerde plan değişikliklerinin Bakanlıkça onaylanması zorunludur.”

Buna göre bir yatırımın imarın 10 yıl değiştirilmemesi kuralından yararlanabilmesi için Başbakanlık Yatırım Destek Ajansı tarafından üç önemli kriterde değerlendirilmesi gerekiyor. Bu kriterler şöyle: 1) Yeni teknoloji getirmesi, 2) Büyük ölçekli olması veya 3) Katma değeri yüksek bir üretim öngörmesi gerekiyor.

Bu şekilde satılmış veya yabancı yatırımcılar tarafından alınmış arsa ve arazilerin, devir tarihindeki imar planlarında, 10 yıl dolmadan gündeme gelen değişiklik talepleri bakanlık onayına bağlanıyor. Bu şekilde, yerel yönetimlerin yasa dışına çıkacak uygulamalarının önüne geçilmesi hedefleniyor.

‘Tapu borsası oluşturur’

‘3194 sayılı İmar Kanunu İle Bazı Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı hazırladı. ‘Riskli alanlarda’ tapuların sertifikalaştırılmasını öngördüğünü ve bunun ileride tapu borsası oluşturacağını savunarak tasarıyı eleştiren Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Genel Başkanı Ertuğrul Candaş, “Bu ocak ayında Meclis’e gelmesini bekliyoruz. Belki itirazlar nedeniyle üzerinde yeniden çalışıyorlar. Bizden de görüş alındı ancak 10 günlük sürede, madde gerekçeleri olmadan nasıl görüş verilebilir? Bu tasarı geniş tartışılmalı” dedi. ■İBRAHİM EKİNCİ, Dünya, (19.1. 2015)

İŞSİZLİK: TÜRKİYE İŞSİZLİKTE DÜNYADA İLK 10’DA

TÜİK verilerine göre işsizlikte dünyada 10’uncu sırada olan Türkiye'de üniversite mezunları arasında işsizlik tavan yaptı. Ekim 2014 itibariyle son bir yılda Türkiye’de işsiz sayısı ise 573 bin kişi arttı. İş arayan her 100 kişiden 30’u bu dönemde işsiz…

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’nun (TİSK) 2015 yılı Ocak İşgücü Piyasası Bülteni yayınlandı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2014 yılı Ekim Dönemi Hanehalkı İşgücü Araştırması’nın değerlendirildiği bültene göre, iş talep edenlerin (işgücü) sayısında çok güçlü bir artış var. İstihdam artış hızı bir yıl önce yüzde 0.7 iken, Ekim 2014’te yüzde 5.5 gibi yüksek bir orana çıktı. Ancak, işgücü daha yüksek bir oranda, yüzde 7.1 oranında artınca, işsizlik de yükseldi. İşsizlik oranı son bir yılda 1.3 puan artarak yüzde 10.4 oldu. 2 yıl önce yüzde 8’lerde seyreden arındırılmış işsizlik oranı, 2014’ün yaz aylarından bu yana yüzde 10’un üzerinde seyrediyor. Ayrıca, TİSK’in altını çizdiği tespitlere göre, istihdamdaki güçlü artış büyümeye yansımıyor, çünkü verimlilik azalıyor.


İşsizlikte dünyada 10. sıradayız

TİSK’in değerlendirmelerine göre, Türkiye, küresel kalkınma yarışında varlık gösterebilen 44 ülke arasında işsizlik oranının yüksekliği açısından 10’uncu sırada bulunuyor. En geniş işsizlik tanımına göre Türkiye’de işsizlik oranı yüzde 19.1 ve 6 milyon 43 bin işsiz var. Çalışma çağındaki nüfusun yarısından azı, yani 26 milyon 138 bin kişi istihdam edilerek çalışma ve kazanç sağlama olanağına sahip; yarısından fazlasına tekabül eden 31 milyon 111 bin kişi ise bu imkandan yoksun.

Diplomalı işsiz tavan yaptı

TİSK’in değerlendirmelerine göre, tarım dışı istihdamda yıllık artış oranı yüzde 5.7 oldu. Bir yıl içerisinde istihdamın en yüksek oranda arttığı sektör yüzde 6.5 ile hizmetler olurken, onu yüzde 5.2 ile sanayi sektörü izledi. En yüksek işsizlik oranı yüzde 12 ile yükseköğretim mezunlarında oldu. Bunu sırasıyla genel lise mezunları (yüzde 11.7), meslek lisesi mezunları (yüzde 11.3) ve lise altı eğitimliler (yüzde 9.7) izledi. En düşük oran ise yüzde 7 ile okur-yazar olmayan kişilere ait oldu.

Güvencesiz çalışma arttı

Şubat 2014’te 8 milyon 453 bin kişi olan herhangibir sosyal güvencesi olmadan çalışanların sayısı 693 bin kişi artarak 9 milyon 146 bine çıktı. Güvencesiz çalışan oranının en yüksek olduğu grup yüzde 93.9 ile tarımdaki ücretsiz aile işçileri oldu. Bu oran, tarım dışı sektörlerdeki ücretliler açısından yüzde 17.6 olarak belirlendi. TİSK’in değerlendirmelerine göre ayrıca, işsizlik sigortasına başvuranların sayısı da Aralık’ta 96 bini aştı. ■Yeni Mesaj, (19.1. 2015)

TARIM: ÇİFTÇİNİN SIRTINA BİNEN BİNENE

Alıcılar, çiftçilerle yaptıkları ön sözleşmelerde kendi şartlarını dayatıyor. Yaşanan bir doğal afet sonrası üretim düşüşü, standart ve kalite yetersizliği nedeniyle çiftçiler sözleşmeden dolayı mağdur ediliyor

Türkiye’de çiftçiler dört bir koldan kuşatılmış durumda... Bir taraftan yüksek akaryakıt, gübre, ilaç ve tohum maliyetleri ile baş etmeye çalışması, öte yandan ürettiği ürünlerini düşük fiyatla satmak zorunda kalması çiftçilerin belini büküyor. Çiftçiler, bir başka büyük mücadeleyi ise ürünlerini düşük fiyata kapatmaya çalışan aracılara karşı veriyor. Öte yandan bazı fabrikalar da çiftçilerle sözleşme yaparak, ürünlerini alıyor. Ancak doğal afet yaşandığında çiftçi yüzüstü bırakılıyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, bu bağlamda yaptığı açıklamada, çiftçinin ürününü kolayca pazarlamasını, sanayicinin yeterince hammadde bulmasını ve tüketicinin de güvenilir gıdaya ulaşmasını sağlayan sözleşmeli üretim modelinin bazı riskleri de beraberinde taşıdığını bildirerek, “Tarımda doğal afetlerden dolayı bir risk her zaman vardır. Böyle bir afet sonrası üretim düşüşü, standart ve kalite yetersizliği nedeniyle, çiftçimiz sözleşmeden dolayı mağdur olmamalıdır” dedi. Bayraktar, tarımda doğal afetlerin üretim miktarlarında büyük düşüşlere sebep olabildiğini, çiftçinin bütün gayretine rağmen taahhüdünü yerine getiremediği durumların meydana gelebildiğini, üretim düşüşleri nedeniyle birim maliyetler artmasına rağmen sözleşmeli tarımda alım fiyatlarının değişmemesi, üründe standart ve kalitenin düşmesi nedeniyle üreticinin sıkıntılar yaşayabildiğini belirtti.

Sözleşmeler çiftçi aleyhine olmamalı

Üretici ile alıcının karşılıklı menfaatleri doğrultusunda yapılan sözleşmeli üretimin çiftçi aleyhine olmaması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, şunları kaydetti: “Üretici de alıcı da sözleşme koşullarını tarımsal üretimin doğasına ve ticaretine uygun tespit etmelidir. Sözleşmenin tek taraflı olarak alıcılarca dikte edilmesi kabul edilemez. Alıcılar da üretici kadar doğal afetlerden kaynaklanan ve kaçınılmaz şekilde ortaya çıkan zarar riskini paylaşmalıdır. Çünkü iki tarafta aynı gemidedir. Birbirlerini kollamak, korumak zorundadırlar. Çünkü sözleşme, üreticiye ürününü satmada garanti sağlaması, alıcıya da zamanında ve istediği miktarda mal temininde önemli kazanç sağlamaktadır. Sözleşmelerde fiyat yanında fiyatlandırma yöntemi de olmalıdır. Üretim düştüğünde, piyasa fiyatının altında kalan sözleşme fiyatı, maliyeti artan üreticiyi zorlamaktadır. Üretim düştüğünde, birim maliyetler artarken, piyasa fiyatından düşük kalan sözleşme fiyatı, maliyet açısından üreticiyi zorlamaktadır. İki fiyat arasında üretici aleyhine doğan bu farkın, bir kısmı da alıcı tarafından karşılanmalı ve bu oran olarak sözleşmeye yazılmalıdır.” Sözleşmeli tarımın önemli avantajları yanında çiftçi açısından dezavantajlara da sahip olduğunu bildiren Bayraktar, “Sözleşmeler alıcının hakkını koruyacak biçimde yapılıyor. Sermaye açısından yetersiz, doğa koşullarına bağlı küçük çiftçimiz, alıcının dikte ettiği sözleşmeye imza atıyor. Bu nedenle çiftçimizin tek olarak değil de, örgütünün sermaye sahibi alıcıların karşısına çıkması gerekiyor. Bunun için de sözleşmeli üretim yapan örgüte bağlı çiftçiye destekleme verilmesi gerekiyor” dedi. ■Yeni Mesaj, (19.1. 2015)

20.1.2015

EMPERYALİZM: ABD’NİN DÜNYA İMPARATORLUĞU

1878’e kadar Avrupa devletleri, kurdukları koloniler sayesinde, dünyadaki kara parçalarının % 67’sini kontrol ediyorlardı. 1890 yılında, Afrika’nın % 90’ı Avrupalıların eline geçmişti. 1914’e gelindiğinde, tüm dünyanın % 84’ü Avrupa imparatorlukları tarafından kontrol edilmekteydi. ABD’nin dünya imparatorluğu olma isteği, 19. yüzyılın son yıllarında başladı; Birinci Dünya Savaşı ile pekişti. Savaş’a kadar Amerikan ekonomisi “400” adıyla anılan aristokrat aileler tarafından kontrol ediliyorlardı. Bunlar arasında J.P. Morgan, John D. Rockefeller ve William Randolph Hearst vardı. Bütün zamanların en iyi filmi kabul edilen “Citizen Kane” filmi, Hearst hakkındadır.

Emperyalizm olmadan...
1929 Wall Street krizinden önce, Wall Street’te 1893’te yine bir kriz yaşanmış (Kara Cuma) ve işsizlik % 20’ye dayanmıştı. Kriz sırasında, George Pullman’s Palace Car Campany, ABD’deki demiryolu ulaşımını tamamen durdurdu. Bu sırada ayaklanan işçilerden düzinelercesi, devlet güçleri tarafından öldürüldü.
Amerika’nın başka bir güç gösterisi de Filipinler’de yaşandı. Filipin Adaları, Çin’e giden gemiler için bir uğrak noktasıydı ve İspanyollar tarafından kontrol ediliyordu. Mayıs 1898’de, Filipin halkını korumak adına, Amerikan Deniz-Kara Kuvvetleri(Marines), Manila Körfezi’ndeki İspanyol filosunu imha etti. 2003’teki Bağdat işgali gibi, bu savaş da başarılı başlamıştı.
Ancak, 1900 yılında Amerikan Başkanı olan Cumhuriyetçi William McKinley, Filipin’in kendi cumhuriyetini kurmasına izin vermedi. Sonuçta, Manila sokaklarında büyük bir gerilla savaşı başladı ve 3.5 yıl sürdü. Bu savaş sırasında 200 bin sivil, 20 bin Filipinli gerilla öldürüldü. Amerikan halkı, Başkan McKinley’nin imparatorluk kurma hayallerini destekliyordu. 1901 yılında, McKinley, Filipinler’in öcünü aldığını söyleyen bir anarşist tarafından öldürüldü.
20. yüzyıl başlarından itibaren “Marines” birçok “muz cumhuriyeti”ni işgal etti. Bu ülkeler arasında Küba, Honduras, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Panama, Guatemala, Meksika vardı. McKinley’in yarım bıraktığı imparatorluk hayallerinin sürdürülmesi ise 1930’lardan itibaren Başkan Roosevelt’e kaldı.

Savaşın gerçek sebebi ne idi?
Amerikalılar, Ortadoğu’nun önemini öğrendiler. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında ve Birinci Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerin tek hedefi Ortadoğu petrolleri idi. İngiltere, Amerikan ve Rus enerji kaynaklarına bağlı olmaktan, ancak, Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetinde bulunan Ortadoğu’yu ele geçirerek kurtulabilirdi.
İngiltere bu nedenle, Almanların inşa edeceği Bağdat-Berlin Demiryolu’na karşı çıkmıştı. Bu yoldan Mısır ve Hindistan’ın da faydalanacak olması, demiryolunun Balkanlar’dan geçecek olması İngilizleri çok tedirgin etmişti. O zamanlar boru hatları yoktu ve petrol demiryoluyla taşınıyordu.
1916 yılında Amerika’ya ikinci dönem Başkan seçilen Woodrow Wilson’ın seçim propagandaları sırasındaki sloganı “Harbe girmeyeceğiz” biçimindeydi. Ama Nisan 1917’de harbe girdi. Amerika’nın savaşa girmesi, İngiltere ve Fransa’ya ciddi biçimde borç vermiş olan Amerikan bankalarının da isteğiydi. İngiltere’ye toplam 4.7 milyar dolar borç verilirken, Almanya’ya verilen borç sadece 27 milyon dolardı. İngiltere’ye verilen 4.7 milyar dolar, bugünkü parayla 61 milyar dolar ediyor. Ayrıca, Morgan Bankası, İngiltere İmparatorluğu’nun Amerika’dan satın alacağı tüm mallara aracılık ediyor ve yıllık 20 milyar doları aşan bu alımlar üzerinden % 2 komisyon alıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek sebebi, Avusturya-Macaristan Arşidükü Franz Ferdinand’ın vurulması değil, bu ekonomik çıkar çatışmaları idi
. ■Yaman Törüner, Milliyet, (20.1. 2015)

21.1.2015

GELİR DAĞILIMI, ZENGİNLİK: DÜNYA NÜFUSUNUN %99’U YÜZDE 1 İÇİN ÇALIŞIYOR

Davos Forum Eş başkanı Byanyima, zengin ve fakir arasındaki farkın hızla arttığını belirterek dünya nüfusunun % 1’inin, % 99’undan daha zengin olduğunu ifade etti

Türkiye’nin Başbakan Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki üst düzey bir heyetle temsil edileceği Davos toplantılarının bu yılki konusu ‘Yeni küresel gündem’. Küresel beyin fırtınasının odağı sayılan geleneksel Davos toplantıları bugün başlıyor. 40’tan fazla devlet ve hükümet başkanı ve 2 bin 500 den fazla küresel davetli, 5 gün boyunca dünya sorunlarını tartışıp, öngörülerde bulunacaklar. Türkiye toplantılara 2009’daki ‘One Minute’krizinden sonra ilk kez Başbakan düzeyinde katılıyor.

Zengin fakir uçurumu
Davos Dünya Ekonomik Forumu öncesi bir açıklama yapan Forum Eşbaşkanı Winnie Byanyima, dünyadaki zengin ve fakir arasındaki farkın hızla arttığını belirterek dünya liderlerinin harekete geçmesi gerektiğini vurguladı. Son yapılan araştırmalara dikkat çeken Byanyima, dünya nüfusunun yüzde 1’inin, yüzde 99’undan daha zengin olduğunu ifade etti. Davos Dünya Ekonomik Forumu Eşbaşkanı Byanyima dünyadaki ekonomik eşitsizlikle ilgili hazırlanan rapor hakkında bilgi verdikten sonra “Bu sorun dünya gündeminin en belirgin konularından birisi olmasına rağmen, zengin ile fakir arasındaki uçurum giderek artan bir hızla büyümeye devam etmektedir” dedi.. Aynı zamanda Oxfam Yardım Kuruluşu Genel Müdürü Byanyima, dünya liderlerini daha adil ve zengin bir dünyanın önünde engel teşkil eden diğer çıkarlar nedeniyle zaman israfı yapmamaya davet etti.

Yüzde 80’e, yüzde 5.5
Byanyima vergilendirme sisteminin yeniden gözden geçirilmesi ve daha adil bir hale getirilmesi gerektiğini belirterek, “Dünya devletleri ve liderleri vergi kaçakçılığını engellemeli, kamu servislerini geliştirmeliler. Ayrıca sermaye karları üzerinden alınan verginin arttırılması gerekiyor, çalışanlardan alınan verginin değil.” ifadelerini kullandı. Öte yandan, Byanyima’nın açıkladığı rapora göre, dünya nüfusunun sadece yüzde 1’i, yüzde 99’unun oluşturduğu nüfusun toplamından daha zengin. 2009 yılında dünya nüfusunun yüzde 1’i, toplam dünya zenginliklerinin yüzde 44’üne sahipken, bu oran 2013 senesinde yüzde 48’e yükseldi. Bu yıldan itibaren ise aynı oran yüzde 50’yi geçti. Bu da dünya zenginlerinin her birine ortalama 2,92 milyon dolarlık bir servet düştüğü anlamına geliyor. Ayrıca, dünya nüfusunun yüzde 80’i, dünya toplam gelirinin sadece yüzde 5,5’i ile yetinmek zorunda. Bu grupta, kişi başına düşen gelir ise 4 bin166 dolar. Forumda dünyada gün geçtikçe artan adaletsizlik, Avrupa’da terör tehdidi, Rusya ile Batı arasındaki soğuk savaş yıllarından sonraki en büyük gerilim ve yeni bir küresel ekonomik kriz sorunları başta olmak üzere birçok konu masaya yatırılacak. ■Yeniçağ, (21.1. 2015)

FAIZ: MERKEZ’IN KARARINI ANLAMAK ISTIYORUM!

Merkez Bankası dün piyasadaki genel kanıya uyarak “faiz indirimi “ yapmış oldu. Durumun biraz analiz edilmesi gerek.
Dünkü International New York Times gazetesinde 16’ncı sayfada Paris’ten geçilmiş bir haber-yorum vardı.
Danimarka’nın para politikasını düzenleyenler zaten negatif durumda olan faizi daha da yani iyice negatif duruma getirmişti. Bunu neden yapmıştı? Danimarka parası Krone üzerinde paranın değerlenmesi yönünde baskı vardı. Hem de Avrupa Merkez Bankası’nın yeni politikasını açıklayacağı 22 Ocak 2014 tarihinden kısa bir zaman önce. Bu karar aynı zamanda İsviçre’nin piyasalarda şok etkisi yaratan, euro ile 1.2 düzeyindeki bağlantısını kopardığı günün birkaç gün sonrasında gerçekleşmişti.
Hem İsviçre hem de Danimarka ihracat düzeylerini korumak ve hem de paralarını dünya çapında rekabetçi tutabilmek için, Frankfurt’ta yerleşik Avrupa Merkez Bankası’nın bu hafta perşembe günkü olası açıklamaları öncesinde harekete geçmeyi ve paralarını zayıflatarak ihracatçılarını peşinen mutlu kılmayı tercih etmişlerdi. Genel kanıya göre Avrupa Merkez Bankası yöneticileri büyük çaplı bir bono satın alma programını başlatacaklar diye düşünülüyordu. Bu da piyasaya likidite enjekte ederek zaten aylardır değer kaybeden euroyu daha da zayıf hale getirecekti. Buna karşı önlem gerekti.

Fiyatları yükseltecekti
Euronun zayıflaması ise İsviçre Frangı ve Danimarka Krone’si gibi paraları göreli olarak daha kuvvetli hale getirecek ve bu da Krone veya Frank cinsinden ürün fiyatlarını oldukça pahalı hale getirecekti.
Bu durumda İsviçre acilen değerlenen parasını zayıflatmak için ülkenin faizini eksi 0.75 düzeyine indirirken, Danimarka da zaten negatif olan faizi daha negatif hale getirmişti. Danimarka mevduat sertifikalarının faizini eksi 0.05 düzeyinden eksi 0.2 düzeyine indirmişti. Bu da bankaların ekstra fonlarını krediye kullanmak yerine Merkez Bankası’na park etmelerini önleyecekti. Yani sermaye akımlarını kısarak Krone yatırımını daha az cazip hale getiriyorlardı.
Faiz indirimi haberi Danimarka parasını Euro karşısında 7.4300 değerinden (2012 yılından bu yana en yüksek değeri idi) 7.4340 değerine düşürmüştü.

Biri anlatsın, aradaki fark ne?
Şimdi gelelim Türkiye’ye! Biliyoruz ki Merkez Bankası ülkede risk arttığı zaman faiz koridorunu yukarıya ittirir. Ülkede risk düştüğü zaman da faiz koridorunu aşağıya ittirir. Dün alınan politika faizini 0.5 aşağıya indirmek ama koridoru yerinden oynatmamak kararı acaba risk konusunda ne anlama geliyordu? Bize “risk değişmedi” mesajını mı veriyordu?
Açıklanması gereken bir nokta daha var! O da ülkemizde de faiz düşürüldüğü halde TL karar açıklandıktan sonra hemen hafifçe değerlendi. Halbuki İsviçre ve Danimarka paraları faiz düşürüldükten sonra değer kaybetmişlerdi.
Bana Merkez Bankası veya “bilge” birisi anlatsa iyi olur! Aradaki fark ne, öğreneyim de çok müteşekkir olayım! ■Deniz Gökçe, Akşam, (21.1. 2015)

ALTIN PSIKOLOJIK SINIRI AŞTI!

Altının ons fiyatı 1,300 doların üzerine çıkarak beş ayın en yüksek seviyesine ulaştı.

Altın dolardaki düşüş, küresel ekonomiye dair endişeler ve Avrupa Merkez Bankası'ndan (ECB) gelecek açıklamalarla ilgili belirsizlikle artan güvenli liman alımlarıyla bugün ons başına 1,300 doların üzerini görerek beş ayın yeni en yüksek seviyesine ulaştı.

Spot altının ons fiyatı hızlı yükselişle 1,302.90 dolar ile son beş ayın yeni en yüksek düzeyine çıktı.

Altındaki yükselişte Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) büyüme tahminini düşürmesinin ardından küresel ekonomiye ilişkin endişelere bağlı olarak artan güvenli liman arayışları etkili oldu.

Piyasada, tahvil alım paketi açıklaması beklenen ECB'nin Perşembe günkü toplantısı ve Yunanistan'da pazar günü yapılacak seçimin sonuçları izleniyor.

Gram altın 100 TL'yi geçti

Küresel piyasalardaki gelişmelere paralel olarak, Kapalıçarşı'da 1 gram altının fiyatı 100 lirayı, çeyrek altın da 172 lirayı aştı.

IMF dün yayımladığı Dünya Ekonomik Görünüm raporu güncellemesinde, 2015 yılı küresel ekonomik büyüme tahminini, petrol fiyatlarındaki düşüşe karşın, 0.3 puan aşağıya çekerek yüzde 3.5 düzeyine, 2016 büyüme tahminini de yine 0.3 puan aşağıya çekerek yüzde 3.7 düzeyine indirdi. ■ Akşam, (21.1. 2015)

22.1.2015

ENERJİ, PETROL: TÜRKİYE BENZİNDE ABD'DEN 10 KAT FAZLA VERGİ ALIYOR

HABERLER EKONOMİ Türkiye'de benzinden alınan vergi, ABD'deki benzin vergisinin 10 katına denk geliyor. Amerikalı tüketciler son 6 yılın en ucuz benzinini kullanıyor. Geçtiğimiz yılın haziran ayından sonra yüzde 70 ucuzlayan benzin, tüketicinin yüzünü güldürdü.

Brent türü petrolün varil fiyatı 115 dolar seviyesinden 50 doların altına düşmesine rağmen Türkiye'de benzin fiyatlarında sınırlı bir indirim oldu. Kuzey Amerika'nın en büyük otomobil ve seyahat kuruluşu (AAA)'nın verilerine göre, ABD'de ortalama bir galon (3,7 litre) benzinin fiyatı 2,054 dolar yani litresi 0,55 dolar. Türkiye'de ise bir litre benzinin fiyatı 4,11 lira, motorin ise 3,57 liraya satılıyor. Bunun en büyük sebebi, akaryakıt vergisinin çok yüksek olması. Türkiye'de bir litre benzine 2,94 TL vergi alınırken, ABD'de bir litre benzinden 0,13 dolar vergi alınıyor. Türkiye'de vergi, benzin satışının yüzde 68'sını oluştururken, Amerika'da ise bu oran yüzde 23.

Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), verilerine göre Türkiye'de litrede yüzde 68 olan benzinde vergi payı İngiltere de yüzde 64, İtalya'da yüzde 62, Almaya ve Fransa'da ise yüzde 60. Bu verilere göre Türkiye, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri sıralamasında birinci durumda.

Amerikan Petrol Enstitüsü'ne (API) göre ABD'de benzine vergi galon başına ortalama 0,48 dolar (48 cent). Bu rakam litre başına 0,13 dolara denk geliyor. Federal vergi oranı tüm ülkede 0,18 dolar Ancak eyaletlerin kendi koyduğu vergilerin miktarı değişebiliyor. California'da toplam vergi galon başına 63,79 cent (litrede 17 cent ). Texas'ta galon başına 38,40 cent, (litrede 10 cent) New York'ta 63,49 cent (litrede 17 cent), New Jersey'de 32,90 (litrede 8,8 cent), Pensilvanya'da 48,70 cent (litrede 13 cent), Alaska'da 30 cent (litrede 8 cent).

Ülke genelinde başkent Washington'un yanı sıra 5 eyalette benzinin galonu 2,50 doların üstünde satılıyor. AAA verilere göre bir galon benzin Alaska'da 2,93 dolar (litrede 79 cent), New York 2,62 dolar (litrede 70 cent), California'da 2,60 dolar (litrede 70 cent) ve başkent Washington'da 2,57 dolar (litrede 69 cent) ile en pahalı fiyatlara sahip. Sadece Hawaii'de fiyatlar 3,42 dolar (litrede 92 cent) ile ortalamanın üstünde.

En ucuz benzin fiyatları ise Missouri'de bir galonu 1,77 dolar (litrede 47 cent), Oklahoma 1.82 dolar (litrede 49 cent) ve Kansas'ta 1,84 dolardan (litrede 49 cent) satılıyor. Benzin fiyatlarının rekor düzeyde düşmesine bağlı olarak tüketiciler geçtiğimiz yıl 14 milyar dolarlık kâr sağladı. Fiyatların bu seviyede devem etmesi halinde 2015'te her tüketicinin 452 dolar kar etmesi bekleniyor. AAA'nın tahminlerine göre 2015'te benzin fiyatı 3 dolara kadar yükselebilir.

Bu arada ucuz benzin otomotiv satışlarını da olumlu etkiledi. AAA Sözcüsü Robert Sinclair, benzin fiyatlarının ucuzlaması sonrası araba satışlarındaki artışa dikkat çekti. 2014 yılında 16,5 milyon araba satıldı. SUV (Jeep) satışları ise yüzde 52 oranında artış gösterdi. 2009'da ise toplamda 9 milyon araç satılmıştı.

BENZİN FİYATLARI DÜŞÜNCE BİNLERCE İNSAN İŞSİZ KALDI

Öte yandan benzin fiyatlarının düşmesi tüketiciyi olumlu etkilerken, iş piyasasını ise olumsuz etkiledi. Birçok petrol şirketi, kar marjının düşmesi nedeniyle binlerce çalışanın işine son vermek zorunda kaldı. Son olarak Baker Hughes isimli petrol şirketi gelirlerinin yüzde 60'ının azalmasından dolayı 7 bin kişinin işine son vereceğini açıkladı.

Geçtiğimiz günlerde Schlumberger şirketi 9 bin, Suncor 1000, Halliburton 1000, Apache 250 kişinin işine son verdiğini duyurmuştu. ■ Zaman, (22.1. 2015)

23.1.2015

YABANCI SERMAYE: YABANCI YATIRIMCIYI NAPOLYON’LA ÇAĞIRDI

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Napolyon’un “Dünya tek ülke olsa başkenti İstanbul olurdu” sözleriyle yatırımcıları Türkiye’ye yatırıma davet etti. Davutoğlu, “Türk ekonomisi yükseliyor. Her türlü yardımı sağlayacağız. Engelle karşılaşırsanız beni arayın” dedi

Başbakan Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin yükselen bir ekonomiye sahip olduğunu vurgulayarak, İstanbul ve Türkiye’ye yatırım çağrısı yaptı. Davos’ta yabancı yatırımcılara ünlü Fransız lider Napolyon Bonapart’ın bir sözüyle seslenen Davutoğlu, “Napolyon’a ‘Tüm dünya tek bir ülke olsa başkenti neresi olur?’ diye sorulduğunda ‘İstanbul’ cevabını verdiğini hatırlatmak isterim” dedi. Davutoğlu, yatırımcılara herhangi bir engel çıkması halinde, “Biz her türlü yardımı sağlayacağız. Engelle karşılaşırsanız beni arayın. Türkiye hükümeti, her zaman yatırım yapmak isteyenlerin hizmetinde olacaktır” diye seslendi.
Davutoğlu, dün Davos’ta “Yatırımcılar için Neden Türkiye? Neden borsa İstanbul” toplantında konuştu. Yabancı şirket temsilcilerinin katıldığı toplantıda Davutoğlu, İstanbul ve Türkiye’nin konumuna dikkat çekerek şunları söyledi:
“İstanbul’da bir merkeziniz olursa 4 saat içerisinde 60 kadar ülkeye ulaşabilirsiniz. Afro-Avrasya’nın uzağında olursanız bu mümkün değil. Coğrafya avantajımız var. Şimdi İstanbul’da dünyanın en büyük havalimanı inşa ediliyor.” ■ Milliyet, (23.1. 2015)

BÖLÜCÜLÜK: İLK KÜRTÇE KARNE VERİLDİ!

Diyarbakır'da Milli Eğitim Bakanlığı'nca özel okul statüsü tanınan ve Kürtçe eğitim veren Ferzat Kemanger Eğitim Destek Evi öğrencileri, ilk kez karne aldı.

Diyarbakır merkez Bağlar İlçesi'nde Kürtçe eğitim verilen ve Milli Eğitim Bakanlığı'nca özel okul statüsü tanınan Ferzat Kemanger Eğitim Destek Evi öğrencileri, ilk kez karne aldı. Kürtçe yazılı karnelerin dağıtıldığı törende konuşan DTK Eş Genel Başkanı ve HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Kürtlerin 90 yıldan beri bugünü beklediğini belirterek, "30 yıl verilen mücadele tam da bunun içindi" dedi.

Bağlar İlçesi'nde 15 Eylül 2014 tarihinde olaylı bir şekilde açılışı gerçekleştirilen Ferzad Kemanger Eğitim Destek Evi, birinci sınıf ve anasınıfı öğrencilerine ilk dönem karnesini bugün verdi. Biri ana sınıfı olmak üzere 6 derslikten oluşan okulda düzenlenen karne dağıtım törenine, DTK Eş Genel Başkanı ve HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak ve ilçe belediye başkanları ile DTK başkanlık divanı üyeleri katıldı.

IRMAK: KÜRTLER 90 YILDAN BERİ BU GÜNÜ BEKLEDİ

Kürtçe şarkıların çalındığı okul önünde ilk kez karne alacak olan öğrenciler de el ele tutuşarak, müzik eşliğinde kısa süreli oyun oynadı. Öğrenci velilerinin de katıldığı törende Kürtçe konuşan HDP Şırnak Milletvekili Selma Irmak, Kürtler'in 90 yıldan beri bu günü beklediğini, 30 yıl süren mücadelenin tam da bunun için verildiğini belirterek, "Çocuklarımızın karnesi, bize halkımıza hayırlı olsun. 90 yıldan beri Kürtler bu günü bekliyordu. 30 yıl süren mücadele, kendi diliyle eğitim, yaşamın devamı için verildi. Bu kirli savaşta çok sayıda çocuk öldü. Gaz bombaları attılar, çocukları bu bahçeden çıkardılar. Bu şekilde baskı halen devam ediyor. Kürt dilinden bahsettiğimiz zaman , yüreğimizde acı hissediyoruz. O şehitlerin sayesinde, inanç ve Kürt halkının desteği, Kürt analarının desteğiyle bugünü de gözlerimizle gördük. Konuşmam çocukların çok hoşuna gitti sanırım, bugün çok mutluyum. Sadece burada değil, Cizre, Yüksekova ve diğer yerlerde de açmak lazım bu okulları. Aileleler de çocuklarının geleceği nasıl olacak diye endişeliydi. Ama artık onlar da bu endişelerinin yersiz olduğu gördü. Çocuklarımıza 4'ncü sınıfa kadar Kürtçe eğitim verilecek. 4'üncü sınıftan itibaren de Türkçe eğitim verilmeye başlanacak" dedi.

Daha sonra DBP İl Başkan Yardımcısı Hafize İpek, Büyükşehir Belediye Başkanı Gültan Kışanak da birer konuşma yaptı. Yapılan konuşmalardan sonra 110 öğrenciye kırmızı, turuncu, sarı, yeşil, mavi, bordo ve eflatun renkleriyle çerçevelenmiş karneleriyle birlikte çeşitli hediyeleri törenle verildi.

HDP'li Irmak, Başkan Kışanak ve beraberindekiler, öğrenci ve velileriyle birlikte sınıfları gezdi. Sınftaki öğrencilere de karnelerini dağıtan protokol üyeleri, küçük öğrencilerle sohbet etti. Öğrenciler daha sonra toplu olarak okul önünde hatıra fotoğrafı çektirdi.  ■ Radikal, 23.1.2015

24.1.2015

ENERJİ*DE TEK HAKİM RUSYA

Batılı ülkelerin Rusya’ya karşı giriştikleri yaptırımlar ve petrol fiyatlarını düşürme adımları ters tepiyor. Petrol fiyatlarındaki düşüşün uzun vadede Rusya’ya yarar sağlayacağını söyleyen uzmanlar, Rusya’nın enerjide tek hakim olacağı görüşünde

Başını ABD’nin çektiği batılı ülkeler Rusya’nın sağladığı geliri azaltmak için son aylarda petrol fiyatlarını düşük tutmak için her türlü yolu deniyorlar. Ama elde ettiği kârı azalmış Rusya bu konuda etkilenmedi. Üstelik yeni pazarlara açılan Rusya bu krizden güçlenecek çıkacak gibi görünüyor. Başta Çin olmak üzere güneydoğu Asya bölgesindeki büyük enerji ithalatçıları ile geliştirilmekte olan ilişkilerin Rusya’yı dünya enerji pazarındaki en büyük ve en bağımsız aktörlerden biri haline getirebileceği tahmin ediliyor. Uzmanlar mevcut süreçte büyük çaplı bir jeopolitik oyunun sahnelendiğinin ve ilgili oyunun temel hedefinin de Rusya olduğunun altını çizerken, Kremlin’e karşı AB ve ABD’nin devam eden ekonomik yaptırımlarının etkili olmadığı görüşündeler.

Rusya asıl hamlesini henüz yapmadı

Rusya’nın petrol fiyatlarındaki düşüş sebebiyle bazı ekonomik kayıplara uğramakta olduğunun ifade eden uzmanlar, Moskova’nın petrol üretimini düşürmek suretiyle pazara doğrudan etki edebilme imkanına sahip olduğunun ancak Kremlin’in şimdilik bu kartı kullanmak istemediğine dikkat çektiler. Rusya’nın elindeki kozları kullanmakta aceleci daranmıyor olması da yatırımlardan ve petrol fiyatlarındaki düşüşten fazla etkilenmediğinin başka bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Rusya’nın mevcut süreçten birçok kazanım sağlamasının mümkün olduğunu düşünen uzmanların sayısı az değil. Başta Çin olmak üzere Güneydoğu Asya bölgesindeki büyük enerji ithalatçıları ile geliştirilmekte olan ilişkilerin sözkonusu dönemde yaşanan kayıpları orta ve uzun vadede telafi edip, çok daha büyük kazançlara kapı açacağını düşünene enerji uzmanları Rusya’nın bu sayede Avrupa’ya satmakta olduğu petrol ve gazda kısıtlamaya da gidebileceğinin altını çiziyor.

Rusya’nın gücü pekişecek

Enerji sektöründeki etkinliğini arttıran Rusya’nın fiyatların normal seviyelere gelmesinin ardından çok daha güçlü bir konuma gelecek. Şu an itibariyle Kuzey Amerika’daki petrol arama ve üretim faaliyetlerinin de önemli ölçüde kısıtlanmış durumda. Bu sayede Moskova’nın söz konusu süreçten nihai anlamda kazançlı çıkacağına kesin gözle bakılıyor. Batılı ülkeler, Rusya kadar geniş imkanlara sahip değiller. Batılı büyük enerji şirketlerinin yaşamakta olduğu krizin Batı’daki sermaye piyasalarda etkisini göstermekte olmasından dolayı, petrol fiyatlarındaki olası yükselişin Batılı ülkeler için mali bir felaketle sonuçlanabileceği ihtimaline de dikkat çekildi. ■ Yeni Mesaj, (24.1. 2015)

ÖZELLEŞTİRME: DEMİRYOLLARI DA SATILACAK

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, demiryollarını serbestleşmeyle rekabete açmak istediklerini ifade etti.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan, demiryollarını serbestleşmeyle rekabete açmak istediklerini belirterek, “Bununla ilgili tüm hazırlıklarımız bitti. 1-2 ay içerisinde bunu açıklayacağız, demiryollarının serbestleşmesine yönelik uygulamaları başlatacağız” dedi. Bu açıklama Türkiye’nin demiryollarının da tıpkı otoyol ve köprüler gibi AKP hükümeti tarafından yakında özelleştirmeyle satılacağını gösteriyor. ■ Yeni Mesaj, (24.1. 2015)

İŞSİZLİK VE YOKSULLUK OY TUZAĞI OLDU

Geçen hafta açıklanan işsizlik oranı dolayısıyla, ikinci defa yazıyorum. Borsanın düşmesi doların artması halinde kıyametler koparan medya, işsizlik oranları arttığında, bunu kısa bir haber olarak veriyor. Gerçekte ise, ekonomi, üretim, istihdam ve bölüşüm demektir. Üretim yapamayan bir ekonomi istihdam da yaratamaz. İşsizlik artarsa, gelir dağılımı bozulur.

Hükümet zaman zaman, acil önlem diyor, paket diyor, günübirlik önlemler açıklıyor. Ancak bunlar, hiçbir zaman üretim ve yatırımların, istihdamın önündeki yapısal sorunları çözecek güçte olmuyor. Bunun içindir ki işsizlik artıyor. En son açıklanan fiili işsiz sayısı 5.4 milyondur.



Aşağıdaki tabloda, filli işsiz sayısı ve fiili işsizlik oranı hesaplanmıştır.

Fiili İşsiz Sayısı ve İşsizlik Oranı

Milyon

İlan Edilen İşgücü

29,3

İş Aramayan İşsizler

2,4

Fiili İşgücü

31,6

İlan Edilen İşsiz Sayısı

3,0

İş Aramayan İşsizler

2,4

Fiili İşsiz Sayısı

5,4

Fiili İşsizlik Oranı

5,4/31,6 Yüzde

Türkiye eğer işsize iş yaratmak istiyorsak, fiilen işsiz sayısının 5 milyon 400 bin kişi olduğunu bilmeliyiz. Eğer bu işsizlerin bir kısmını aramadıkları için işsiz saymazsak, yanlış tespit ve teşhis koymuş oluruz Çözümü de aynı şekilde yanlış yaparız.

Geçmişteki büyüme oranları ile işsizlik oranlarına bakarsak, ikisi arasında çok yakın bir ilişki olmadığını görürüz. Özellikle inşaat sektöründeki hareketlilik daha yüksek işsizliği önlemiştir. Tarım sektörü de bir kısım işsizi absürde etmiştir. Sanayi sektörü tarım sektörünün 5 katı katma değer yaratmasına rağmen Tarımda çalışanlar sayısı 5.4 milyon, sanayide çalışanlar sayısı ise 5.3 milyondur.

Ancak son yıllarda büyümenin iyice düşmesi, doğal olarak işsizliğin artmasına yol açmış ve son olarak fiili işsizlik oranı yüzde 17.2 olmuştur.



2002 yılında yüzde 11 olan filli işsizliğin bu kadar hızlı artmasına, büyümenin düşmesi, kırılganlığın artması nedeniyle yatırımların azalması, imalat sanayiinde kapasite kullanım oranının düşmesi ve son ayda kayıt dışı istihdamın artması neden olmuştur.

Türkiye kendi işsizine iş bulmazken, Suriye’den gelen milyonları beslemeye çalışmaktadır. Bunu vicdan yapanlar önce kendi açlarını

Doyurmalı ve kendi işsizine iş bulmalıdır.

Bu anlamda bir kötü niyet olduğuna inanıyorum. İşsiz sayısının artması, çalışmayan kadın sayısının artması siyasi iktidarın oy tuzağı haline gelmiştir. Bütçeden ve bütçe dışı yardım dağıtarak siyasi iktidar bunları kendisine bağlıyor. Bu yardımlarda dönüp işsizliği artırıyor. İş sahibi daha bağımsız düşünerek, başka partiye kayabilir. İşsiz olanlar ise başka parti aynı yardımları yapar mı, diye tereddüt ediyor ve oy tuzağına düşmüş oluyor.

Yapılması gereken, bu yardımlarla devletin yatırım yapması ve ilk işi de yardım alanlar dağıtmasıdır. Ücretlerinden her ay kesinti yaparak, yerine hisse senedi dağıtırsa, uzun dönemde bu yapılmış olan yatırımlar da halkın ortak malı olur. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (24.1. 2015)

DOLAR, DEİ: İRAN’DAN DENGELERİ ALTÜST EDECEK TÜRK LİRASI KARARI

İran Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Gulamali Kamyab, ülkesinin artık yabancı ülkelerle ticari işlemlerinde dolar kullanmadığını açıkladı. Kamyab, “İran artık yabancı ülkelerle ticari ve mali işlemlerinde Türk Lirası, Çin Yuanı, Rus Rublesi ve euro gibi diğer para birimlerini kullanıyor” dedi.

Tasnim Haber Ajansı’na konuşan Kamyab, ihracat ve ithalatta dolar yerine ticaret yapılan ülkelerin milli para birimlerinin kullanıldığını belirterek, “İran artık yabancı ülkelerle ticari ve mali işlemlerinde Türk Lirası, Çin Yuanı, Rus Rublesi, Güney Kore Wonu ve Avro gibi diğer para birimlerini kullanıyor” dedi. Kemyab, İran’ın bazı ülkelerle “döviz takas anlaşmaları” yapmayı planladığını da dile getirerek, söz konusu anlaşmaların İran ve diğer ülkeler arasındaki ticari ve ekonomik işlemleri kolaylaştıracağını ifade etti. ■ Taraf, (24.1. 2015)

 

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura