Diğerleri > Sis Çanı
04-06-2014
NELER OLDU 19-24 NİSAN 2014 (Bölücülük, dış açık, kişiye özel yasa, seçimler, döviz kuru, yabancıya toprak, gelişme, RTE, TSK, yabancı sermaye)

Cihan Dura

4.6.2014


19.4.2013 

BÖLÜCÜLÜK: ÖZAL’IN TÜRK’SÜZ “ANADOLU” VİZYONU!

Sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal anılıyor. Siyasilerden Özal’ı hayırla yad edenlerin söylemlerine bakılırsa, Türkiye’nin bugün yaşadığı kimlik krizine kimin yol açtığı da net bir şekilde ortaya çıkıyor. Gerçi biz sağlığında da Özal’ın “Türk dediğin” nedir ki! “sözüne “Özal dediğin nedir ki!” diye cevap vermiş idik. 
“Federasyonu tartışalım “ gibi ” eyalet modeli” gibi tartışmaları da Özal başlattı, AKP devam etti. 
AKP’nin Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Mevlüt Çavuşoğlu “O’nun açtığı ufukla Türkiyemizi daha ileri götürmek için çalışıyoruz. Sadece hoş sedalar bırakmamıştır, Türkiye’ye bir vizyon da bırakmıştır, önemli olan o vizyonu genişletmek” dedi. 
O vizyonu, 23 Nisan 1920’ye sahip çıkıp, 29 Ekim 1923’ü reddederek yerine getiriyorlar zaten. Federasyonun ekonomik ve hukuki alt yapısını da hazırladılar. Öyle ki, hakim ve savcıları, kaymakam ve valileri, eyalet sistemini incelemeleri için düzenli olarak ABD’ye gönderiyorlar. Çözüm paketi diyerek de PKK’yı meşrulaştırıyor ve Oslo’da olduğu gibi Kürtlerin meşru temsilcisi olarak tanıyorlar artık. İşin ilginç tarafı, genel olarak iki tarafı temsil ettiğini iddia edenlerin zihin olarak ne Türklükle bir ilgisi var ne Kürtlükle!

***

Özal’ı “hayırla ve tazimle” yad eden Abdullah Gül, “Turgut Özal, dünyanın gittiği istikamet doğrultusunda, Türkiye’nin önünü açan reformlara imza atmış, gerçekleştirdiği hamlelerle hürriyetlerin gelişmesini, demokrasinin güçlenmesini, ekonominin dışa açılmasını sağlamıştır” dedi. 
Özal’ın gerçekleştirdiği reformlar, IMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’ye dayatmaları idi. Özelleştirme, küresel sermayenin, kendi önündeki engelleri kaldırma projesinin adı idi. Dolayısıyla bunları demokrasiyi güçlendirmek olarak değil, halkın ekonomik boyunduruk altına alınması olarak görmek gerekir. Özal’ın açtığı yol sayesinde bugün Türkiye’de kasaplığı, bakkalllığı, manavlığı bile küresel şirketler veya onlarla evli kuruluşların AVM’leri yapmaktadır. Esnaf, yani “orta direk” yok edilmektedir. 

***

Tayyip Erdoğan da “Turgut Özal, Türkiye’nin kalkınma, demokratikleşme ve modernleşme sürecine yaptığı değerli katkılarla çağdaş Türkiye’nin değişim ve dönüşüm hamlesini başlatmış, yakın tarihimize damgasını vurmuştur” dedi. 
Erdoğan’ın ” değişim dönüşüm “ dediği, ülkenin bütün sanayi kuruluşlarını, sınırlardaki mayınlı arazilerini, sularını, yaylalarını, yabancı şirketlere açmak ve yabancı sermayeyi esas alarak, milli gücün en önemli faktörlerinden biri olan ekoınomik alt yapıyı yabancılaştırmaktır.
Ekonomi yabancılaşınca, bağlı olarak medya ve siyaset de yabancılaşmış, gâvurun ekmeğini yiyenler, gâvurun kılıcı olmuştur! 
Yine değişim ve dönüşümden kasıt, Türkiye’yi Türkiye olmaktan çıkarmaktır. Şöyle ki, 2008 yılı Kasım ayında Ali Kırca’nın Siyaset Meydanı programında, Korkut Özal, ağabeyi Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı iken kendisine Türkiye’nin adının “Anadolu Cumhuriyeti” olarak değiştirilmesinden söz ettiğini açıkladı! 
Korkut Özal, kendi etnik kökenleri ile ilgili bilinçaltını dışa vuran önemli açıklamalarda da bulundu... 
Tayyip Erdoğan’ın, Türk yerine “Türkiyeli” veya “Milleti İbrahim” gibi isimler yerleştirmeye çalışması Turgut Özal’ın başlattığı değişim ve dönüşümün de dayandığı benzer bir bilinçaltının eseridir!

***

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da “Taş üstüne taş koyarak ülkemize hizmet eden her devlet adamımızı ve kuşkusuz Cumhurbaşkanlarımızı vefatından sonra hayırla yad etmek, anmak siyasetin de insanlığın da bir gereğidir” dedi. 
Tarih, devlet adamlarını yaptıklarıyla yargılar. “Türk dediğin nedir ki” diyen ve bırakın taş üstüne taş koymayı; Türkiye’nin temel taşlarnı yerinden oynatan bir kişiyi ben hayırla yad edemem!
Arslan Bulut, Yeniçağ, (19.4.2014)

 

DEİ, DIŞ AÇIK: DEV AÇIK

Merkez Bankası’nın açıkladığı Uluslararası Yatırım Pozisyonu verilerine göre Türkiye’nin yurtdışı varlıkları ile yurtdışına olan yükümlülüklerinin farkı olan net Uluslararası Yatırım Pozisyonu açığı 2014 yılı Şubat sonunda 367.8 milyar dolar oldu 

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Şubat 2014 Uluslararası Yatırım Pozisyonu Gelişmeleri raporunu yayınladı. 2014 Şubat sonu itibarıyla, Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) verilerine göre, Türkiye’nin yurtdışı varlıkları, 2013 yıl sonuna göre yüzde 2.1 oranında azalışla 220.4 milyar dolar, yükümlülükleri ise yüzde 4.5 oranında azalışla 588.2 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yabancıların Türkiye’deki yatırımları ve alınan dış krediler gibi çeşitli uluslararası yükümlülüklerin dış varlıklarla karşılanamayan kısmını ortaya koyan net uluslararası yatırım pozisyonu açığı 2014 yılı Şubat sonunda 367.8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Varlıklar alt kalemleri incelendiğinde, rezerv varlıklar kalemi 2013 yıl sonuna göre 3.3 milyar dolar azalışla 127.7 milyar dolar, diğer yatırımlar kalemi 1.9 milyar dolar azalışla 58.5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Diğer yatırımlar alt kalemlerinden bankaların Yabancı Para ve Türk Lirası cinsinden efektif ve mevduatları, 2013 yıl sonuna göre yüzde 7.3 oranında azalışla 21.5 milyar dolar oldu.

Doğrudan yatırım azaldı

Yükümlülükler alt kalemleri incelendiğinde, Şubat 2014 itibarıyla, yurtdışında yerleşiklerin yurtiçinde doğrudan yatırımları (sermaye ve diğer sermaye) piyasa değeri ile döviz kurlarındaki değişimlerin de etkisiyle 2013 yıl sonuna göre yüzde 8,4 oranında azalışla 133.2 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Şubat 2014 itibarıyla, diğer yatırımlar altında yer alan yurtdışı yerleşiklerin yurtiçi yerleşik bankalardaki Yabancı Para mevduatı, 2013 yıl sonuna göre yüzde 4,0 oranında azalışla 35,4 milyar dolar olurken, TL mevduatı da aynı dönemde yüzde 7,8 oranında azalışla 10,2 milyar dolar oldu. Yurtdışında yerleşik Türk vatandaşlarının Merkez Bankası’ndaki kredi mektuplu döviz tevdiat hesapları ise aynı dönemde 2013 yıl sonuna göre yüzde 5,1 oranında azalışla 5,0 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

UYP ne demek? 

“Uluslararası Yatırım Pozisyonu” (UYP) ülkelerin döviz durumunun Cari İşlemler Dengesi dışında bir başka göstergesi. Ülkenin döviz varlıkları ile döviz yükümlülükleri (borçları) arasındakı fark Uluslararası Yatırım Pozisyonu Açığı olarak ifade ediliyor. Bu veriyle ülkelerin net döviz varlığının veya açığının (borcunun) ne olduğu belirleniyor. ■ Yeni Mesaj, (19.4.2014)

 

20.4.2013

KİŞİYE ÖZEL YASA: KİŞİYE ÖZEL SEÇİM SİSTEMİ!

AKP dar ve daraltılmış seçim sistemi ile ilgili iki ayrı çalışma başlattı. Başbakan Erdoğan’ın başkanlık sistemine yakın olan “dar seçim” sistemi üzerinde durulmasını istediği değişikliklerin 20 Mayıs’ta Meclis’in onayına sunulması planlanıyor 

AKP dar ve daraltılmış seçim sistemi ile ilgili iki ayrı çalışma başlattı. İki ayrı seçim sisteminden hangisinin Meclis gündemine taşınacağına ise henüz karar verilmedi. Ancak, AKP söz konusu değişikliklerden bir tanesini Mayıs’ın ilk haftasında Meclis gündemine taşımayı planlıyor. 20 Mayıs’ta TBMM Genel Kurul’dan geçirmeyi planladığı seçim sistemi değişikliğinin en geç 6 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesi gerekiyor. Çünkü Genel seçimler 7 Haziran 2015’te.

Başkanlık sistemine uygun değişiklik

AKP’nin üzerinde en çok durduğu değişiklik “dar seçim sistemi” değişikliği. Ancak bu seçim sisteminin günün şartlarına ve sisteme uygun olmadığı görüşleri yapılırken, bu değişikliğin “başkanlık sistemine” daha uygun olduğu tespitleri yapılıyor. AKP’nin üzerinde durduğu bir diğer çalışma ise “daraltılmış seçim sistemi” değişikliği. Bu değişikliğin günün şartlarına uygun olduğu, ancak başkanlık sistemine uygun olmadığı tespitlerinin yapıldığı AKP’de, bu değişikliğin üzerinde de duruluyor. Başbakan Erdoğan’ın ise özellikle başkanlık sistemine yakın olan “dar seçim” sistemi değişikliği üzerinde durulması talimatını verdiği kaydedildi.

Değişikliğin 1 yıl önce yasalaşması gerekiyor

AKP bu iki değişiklikten bir tanesine karar vermesi halinde, yasa teklifi olarak ve yaklaşık 5-6 maddelik teklif olarak Meclis Başkanlığı’na sunacak. Seçim Kanunu’na göre yapılacak seçim değişikliğinin genel seçimlerden bir yıl önce yasalaşması gerekiyor. Bu çerçevede AK Parti’de takvimin nasıl işleneceği hesapları da yapıldı. Söz konusu düzenlemenin, en geç Mayıs’ın ilk haftası ya da 12 Mayıs’ta Meclis’e sunulması planlanıyor. Komisyon ve Genel Kurul çalışmalarının 20 Mayıs’a kadar tamamlanması planlanıyor. Her ihtimale karşı 15 günlük Köşk’te inceleme süresini hesap eden AKP, yapılan seçim sistemi ile ilgili düzenlemenin en geç 6 Haziran’da Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesini planlıyor. ■ Yeni Mesaj, (20.4.2014)

BORÇLANMA, HALK: VATANDAŞ DA BORCA BATTI

Borçlu olan, kredisini ödeyemeyen vatandaş sayısı hızla artıyor. 2014’ün ilk iki ayında bankalara borcunu ödeyemeyen kişi sayısı 255 bin oldu. Son beş yıl toplamında 3 milyon 81 bin kişi bankalara olan kredi borcunu ödeyemedi 

Vatandaşın kredi kartı borçlarını ödeyemediğini belirten TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Ülkemizde kredi kartı sayısının 57 milyon 19 bin 319 adete ulaşmış. Bu kadar yaygın olmasına rağmen şubat ayına göre kredi kartı borcunu ödemeyenlerin sayısı yüzde 63, bireysel olarak çeşitli kredi borcunu ödemeyenlerin sayısı yüzde 51 arttı. Bankaların borçlanma faizini düşürerek borç yapılandırması yapması piyasalar açısından çok önemli” dedi.

Beş yılda 3 milyon kişi

Kredi kartı ve kredilerin sınırlandırılması ile 10 ayda 8.9 milyar lira piyasaların daraldığını söyleyen Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, “Kart harcamalarına getirilen sınırlama piyasayı daraltmaktadır. Borçlu olan, kredisini ödeyemeyen vatandaşımızın sayısı da artmaktadır. Şubat ayında 141 bin kişi daha eklenerek, 2014’ün ilk iki ayında 255 bin 395 kişiye çıktı. Son beş yıl toplamında 3 milyon 81 bin kişiye ulaşması da borcunu ödeyemeyenlerde artışın sürdüğünü gösteriyor. Bankalarımız elini taşın altına koymalı. Borç yapılandırması yaparak vatandaşın borçlarını ödemesi teşvik edilerek tekrar ekonomiye katılması sağlanmalı. Borçlarını ödeyinceye kadar bankacılık sistemi dışında kayıtdışı davranan insanlar sistemin içine çekilmeli piyasalar rahatlatılmalıdır” diye konuştu.

Kat kat gecikme faizi alınıyor

Enflasyon hedeflemesinin yüzde 5 olduğunu vurgulayan Palandöken, “Yıllık enflasyonun 6 katı gecikme faizi uygulanmaktadır. Ödemeler geciktikçe üzerine eklenen faiz ve vergilerde artmakta, borç katlanarak ödenemez haline gelmektedir. Bankalarımız borç yapılandırmasına giderek, insanların borçlarından kurtulmasına tekrar ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlamalıdır” dedi. ■ Yeni Mesaj, (20.4.2014)

 

21.4.2013 

SEÇİMLER, DAR BÖLGE: DAR BÖLGEYLE ASIL HEDEF BAŞKANLIK SİSTEMİ

Kültür ve Turizm eski Bakanı Günay, Başbakan Erdoğan’ın ‘dar bölge’ seçim sistemine geçişle ilgili açıklamalarını BUGÜN’e değerlendirdi.

 “Seçim sistemi değişikliğiyle daha fazla milletvekili çıkarıp Anayasa değişikliği planlıyorlar” diyen Günay, bu hesabın tutması durumunda başkanlık sisteminin getirileceğini söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2015 genel seçimlerinde ‘dar bölge’ seçim sistemine geçiş için yasal düzenleme yapacaklarını belirtmesi üzerine ‘seçim tartışması’ başladı. Kültür ve Turizm Eski Bakanı, Bağımsız İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, Erdoğan’ın dar bölgeyle başkanlık sistemini getirebilmek için Anayasa değişikliğini yapacak milletvekili sayısına ulaşmayı hedeflediğini söyledi.

AK PARTİ OYLARI AZALDI

17 Aralık yolsuzluk soruşturması sonrası AK Parti’den istifa eden Günay, dar bölge seçim sistemini BUGÜN’e değerlendirdi. Günay, “Dar bölge sistemi çoğunluk sistemi. birinci parti lehine aşırı sonuçlar doğuran bir sistem. 1987’de daraltılmış bölge olarak uygulandı. Rahmetli Özal, yüzde 40’ın altında oyla çok sayıda milletvekili çıkardı. Dar bölge sisteminde öteki partiler farklı oranlarda toplam yüzde 60 oy da alsa birinci parti yüzde 40 ile bütün milletvekillerini alabilir. Milletin çoğunluğu dışarıda kalabilir” değerlendirmesi yaptı.
Erdoğan’ın seçim sonucunu herkesten iyi okuduğunu kaydeden, artan seçmene rağmen AK Parti’nin oylarının 2,3 milyon azaldığını söyleyen Günay, “Bu trend devam ederse yüzde 40’ın altında olsa bile dar bölgeyle daha fazla milletvekili çıkarabilir” ifadelerini kullandı.

ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ PLANI

AK Parti Genel Merkezi’nin ‘Oyumuz azalsa dahi nasıl daha fazla milletvekili çıkarırız’ düşüncesinde olduğunu savunan Günay, “Sayın Erdoğan, kıran kırana yarışla cumhurbaşkanı olabileceğinin hesabını yapıyor. Köşk seçiminin ardından da milletvekili genel seçimi gelecek. Oylar biraz azalsa bile seçim sistemi değişikliğiyle daha fazla milletvekili çıkarıp Anayasa değişikliğini gerçekleştirmeyi planlıyorlar” dedi.

Otoriter başkanlık kriz demek

Söz konusu hesabın tutması durumunda Başbakan Erdoğan’ın Rusya veya Latin Amerika ülkelerindeki gibi bir başkanlık sistemi hayal ettiğini öne süren Ertuğrul Günay şöyle devam etti: “Bu ülkelerde ABD’deki gibi denge denetim mekanizmaları bulunmuyor. Her şeyi başkanın belirlediği otoriter bir sistem. Bu bir kriz demektir. 1. Parti her seçim bölgesinde hak etmediği sonuçlar elde eder. Azalan oyla çoğalan milletvekili çıkarma hesabı Türkiye’de krizin sürmesi demektir. Doğru bir anlayış değil.” ■ Metin Arslan, Bugün, (21.4.2014)

 

DEİ, DÖVİZ KURU: İTHAL ÜRÜNLERDE YILLIK FİYAT ARTIŞI YÜZDE 22.03

Döviz kurları ve vergilerdeki artışlara bağlı olarak, ithal ürünlerdeki yıllık artış yüzde 22'yi aştı, üç aylık fiyat artışı da yüzde 6.0'ya dayandı.

Türkiye İstatistik Kurumu'nun Yurt Dışı Üretici Fiyat Endeksi (YD-ÜFE) verilerine göre, ithal ürünlerin fiyatları Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 0.18, ilk üç ayda yüzde 5.99 ve son bir yılda yüzde 22.03 artış gösterdi.

Aylık bazda fiyat artışlarını deri, kağıt ve elektronik ürünlerdeki fiyat düşüşleri frenledi. Buna göre, Mart ayında en yüksek fiyat artışı yüzde 2.27 ile diğer mamul eşyalarda görüldü. Bu ürünleri yüzde 1.34 mobilye ve yüzde 1.17 ile tekstil ürünleri izledi. Buna karşılık deri ve ilgili ürünlerin fiyatlarında yüzde 4.64, kağıt ve kağıt ürünleri fiyatlarında yüzde 3.61 ve bilgisayarlar ile elektronik ve optik ürünlerin fiyatlarında da yüzde 2.28 düşüş yaşandı. ■ Cumhuriyet, (21.4.2014)

 

YABANCIYA TOPRAK: SATILAN KONUTLARIN YÜZDE 15’İNİ YABANCILAR ALIYOR

Türkiye’de satılan konutların yüzde 15’ini yabancılar alıyor. Sanılanın aksine alımlarda Araplar değil Avrupa ülkelerinin vatandaşları başı çekiyor. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının alım gücü ise her geçen gün azalıyor 

Türkiye’de 2000’li yılların başından bu yana inşaat sektörü, büyüme rakamlarına büyük ölçüde katkı yapıyor. 2012 yılı hariç büyümede ana eksenin inşaat sektörü olduğu görülüyor. 

Reidin-Gyoder Yeni Konut Fiyat Endeksi’ne göre Türkiye’de konut fiyatları son bir yılda 12.99, ay bazında yüzde 0.41 oranında artış gösterdi. Ülkemizde satılamayan konut stokunda da önemli bir artış var. Artan kredi maliyetleri ve düşen satın alım gücüne rağmen, konut ve proje rakamlarına göz atacak olursak 2013 yılında tamamlanan, 2014 ve 2015 yılları itibariyle tamamlanmış olacak proje ve konut arzı verileri daralmaya işaret ediyor. Örneğin Türkiye genelinde proje sayısı 2013 yılında 750 iken, bu rakamın 2014’te 460’a, 2015 yılında ise 174’e düşmesi bekleniyor.

İç talep yetersiz

Son zamanlarda projelerle birlikte emlak arzı da bir hayli yükseldi. Gazete, dergi sayfalarında yeni proje tanıtımları ve İstanbul’un neredeyse her yolundan geçen, gece gündüz çalışan ve hafriyat taşıyan kamyonları sürekli görüyoruz. Talep tarafı ise çeşitlilikler gösterebiliyor. Yabancıların çok büyük bir kısmı yatırım amaçlı Türkiye’den emlak satın alırken, yerli ise hem yatırımlık hem de barınma amacıyla satın alma gerçekleştirebiliyor. Ancak piyasada talep yaratmak daha zor hale gelmeye başladı. Yerli müşterilerin konut alma gücü ve talebi ekonomik koşullar nedeniyle düşüş yaşarken, yabancılar ise son dönemde Türkiye’deki yeni projelere daha topraktan giriyor. Özellikle son 6 ayın ortalamasına bakıldığında, iç talepteki daralmayı, ortalamaların üstünde yabancı alımları seyrediyor.

Avrupalılar daha çok alıyor

Sanılanın aksine Türkiye’den en çok konut alan Araplar değil Avrupalılar! Yabancıya konut satışında Antalya başı çekiyor, Antalya’yı İstanbul ve Aydın takip ediyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre, 2014 yılının Ocak ayında İstanbul’da 243 adet, Şubat ayında ise 301 adet olmak üzere toplam 544 adet yabancıya konut satışı gerçekleşti. 2013 yılının tamamında ise İstanbul’da 2 bin 447 konut yabancı yatırımcılar tarafından satın alındı. Ayrıca geçen yıl Antalya, İstanbul, Aydın, Muğla, Mersin, Bursa, Yalova, İzmir, Ankara ve Sakarya olmak üzere 10 şehirde 12 bin 181 konutun yabancıya satışı gerçekleşti. Gayrimenkul alımında Almanya, Rusya, İngiltere, Norveç, Suudi Arabistan, İsveç ve Kuveyt gibi ülkelerin vatandaşları öne çıktı. Bolivya, Dominik Cumhuriyeti, Endonezya, İzlanda, Liberya, Lüksemburg, Norfolk Adaları, Singapur, Sudan, Tanzanya ve Tunuslu vatandaşların son on bir aylık dönemde sadece bir taşınmaz satın alması dikkat çekti. Arapların gerçekleşen satışlardaki payı ise yüzde 20 seviyelerinde. YALÇIN ERKOL  Yeni Mesaj, (21.4.2014)

 

22.4.2013 

GELİŞME: BÜYÜME YÜZDE 2’Yİ GEÇMEZ

Dünya Gazetesi’nden iktisatçılar ekonomik görünümü yorumladı. Ekonomik büyüme hızının yüzde 2’ye dek düşeceği konusunda ortaklaşan uzmanlara göre, hükümetin, almayı düşündüğü basit birkaç tedbir yeterli olmayacak

Gevşeme yoluna gidilebilir

PROF. DR. TANER BERKSOY:
Biraz fazla sıkılaştırma olduğuna dair bir izlenim var. Bu da önceki senelerde kredi genişlemesinin istenen boyutları aşması nedeniyle başlatılan ve daha çok BDDK ile yürütülen önlemlerden kaynaklanıyor. Bu sıkıştırmanın büyüme üzerinde kuşkusuz yavaşlatıcı etkisi var ve de olacak. Aslında sıkılaştırmanın tam etkisinin henüz ortaya çıkıyor olması da BDDK’nın devreye gecikmeyle girmesinden (ya da sokulmasından) kaynaklanıyor. Nitekim kredilerde gözle görülür gerileme ancak son birkaç aydır gerçekleşti.

Sıkılaştırma büyümeyi yavaşlatıcı etki yaratacak ama enfl asyon da önceki senelerdeki uysallığını kaybediyor. Yani Türkiye ekonomisi bilinen büyüme (istihdam)- enflasyon kıskacına tutulmuş gibi görünüyor. Bu durumda büyümeyi uyarmak için sıkılaştırma gevşetilse enflasyon daha da hızlanacak. Bu nedenle gevşemenin sınırlı kalması ve dikkatli yapılması zorunlu. Öte yandan, büyümenin çok hızlı yavaşlayıp, yıl sonu negatife dönme olasılığının düşük olduğunu düşünüyorum. Bu yıl büyümenin hedefin altında kalacağı neredeyse mutlak ama yüzde 2 civarı tahminler hala gerçekçi gibi. Dolayısıyla büyümenin yıl sonu negatif olması için ikinci yarıda ciddi bir kasılma olması gerekir ve bundan kaçınılabilir.

***

Kur geçen yılın üstünde olacak

ALAATTİN AKTAŞ:
Türkiye’nin bu yılki büyümesinin öngörülen yüzde 4’ün altında kalacağının anlaşılmasını yalnızca daraltıcı önlemlere bağlamak doğru değil. Önlemler elbette bir etki doğuracak. Ama asıl tetikleyici, döviz kurunda ortaya çıkan artış gibi görünüyor. Her ne kadar 30 Mart sonrası bir geri çekilme söz konusu ise de bu yılki ortalama kur belli ki geçen yılın çok üstünde oluşacak. Bu durum, üretim maliyetlerinde önemli bir artış demek. Kuşkusuz daraltıcı önlemler de düşük büyümeye etkide bulunacak. Ama artık bu önlemlerin dozunu tartışma noktasını geride bıraktık. “Çok sıkmışız, biraz gevşetelim” denildiğinde bunun sonu gelmez. Zaten en azından şu aşamada hükümetin böyle bir niyeti olduğunu da hiç sanmıyorum.

Çünkü ekonomi ne kadar daralırsa daralsın, en azından sandığa yansıma yok. Bu da hükümetin elini güçlendiriyor. “Ne kadar sıkarsak sıkalım, sorun yaşamıyoruz” düşüncesindeki yönetim, attığı adımlarda gevşemeye gitmeyecektir. Ayrıca cari açığın azaltılmasına dönük ciddi bir adım atılmış olduğu kanısında değilim. Cari açık yıldan yıla çok büyük zikzaklar çizmese de hafif dalgalanmalarla gider zaten. Bu yıl da cari açığın görece düşük gerçekleşeceği bir yıl. Bir yandan kur etkisiyle ithalatın az artacak olması, diğer yandan altında normal bir yıl yaşanacağının görülmesi, zaten cari açığın azalmasını sağlayacaktı. Yani önlemlerle cari açığın azaltılmasının amaçlandığını dile getirmek pek gerçekçi görünmüyor.

Hükümet ancak Cumhurbaşkanı seçimine doğru ve Erdoğan’ın adaylığı kesinleşirse ve ekonomik tablo halkta ciddi rahatsızlıklar yaratmaya başlarsa biraz gevşetme politikası izlemeye başlayabilir. Dolayısıyla şu aşamada herhangi bir geri adım olasılığını çok düşük görüyorum.

***

Daha az tüketim, daha az yatırım

FATİH ÖZATAY:
Sorunu şöyle ortaya koymak gerekiyor: Uluslararası finansal piyasalardaki gelişmeler (özellikle Fed’in parasal gevşemeyi azaltması ve gelecek yıl faiz yükseltmeye başlayacak olması), kırılganlıkları ön plana çıkan yükselen piyasa ekonomilerine net dış finansman girişinin azalacağını ima ediyor. Zaten Mayıs 2013’ten beri bu olgu belirgin biçimde yaşanıyor. Türkiye de kırılganlığı öne çıkan ülkelerden. Şu anlama geliyor: Net dış finansman olanaklarının yüksek olduğu döneme kıyasla daha az mal ve hizmet ithalatı yapabileceğiz.

Yani, o döneme kıyasla daha az tüketim ve daha az yatırım. Bu da büyümenin düşeceği anlamına geliyor. İhracat ve kamu harcamalarında büyük artış olmadıkça, yüzde 4 büyümemiz mümkün görünmüyor. İhracat performansımız dış talebe bağlı. Özellikle Avrupa’nın büyümesine. Şimdilik ihracat performansı fena değil ama öyle çok yüksek bir artış da beklenmemeli. Kamu harcamalarında oldukça yüksek bir artış ise bu ortamda bize yönelik risk algılamasını yükseltebilir. Bu durumda yüzde 2-3 arasında bir büyüme daha gerçekleşebilir görünüyor.

Şimdi sorun şu: Büyüme oranımızın bu düzeye düşmesi kaçınılmaz ise bunun bileşimini biz mi belirlemeye çalışacağız yoksa net sermaye girişlerindeki azalma mı? Alınan önlemler, özelikle tüketici kredilerine yönelik olanlar, yatırım yerine tüketimdeki artışın düşürülmesine çalışıyor. Bu önlemleri ortadan kaldırırsak, muhtemelen kaldırmadığımız duruma göre büyümemiz değişmeyecek, fakat yatırım artış oranı daha kötü etkilenecek. Bu analiz bir tarafa, şu eleştiri doğru: Kredi artış oranını sınırlamaya yönelik önlemler, net sermaye girişlerinin iyice azaldığı bir ortamda devreye girdi.

Oysa çok daha önce (Mayıs 2013’te) Fed alacağı kararları açıklamıştı. O zaman bu önlemleri devreye sokabilmemiz gerekiyordu. Burada önemli bir gecikme söz konusu.

***

Birkaç tedbirle büyüme hızlanmaz

TEVFİK GÜNGÖR:
Büyümede yavaşlamanın tek nedeni Ankara’nın frene basması değil. Büyümenin motoru normalde üretimdir. Talep olmazsa üretim olmaz. Dış talep-ihracat dünya şartlarından etkileniyor. Dünya ekonomisinin toparlanmaya başlaması ve döviz fiyatındaki artış ihracatın artmasına imkan verebilir. Fakat yatırım ve üretim tek başına ihracat artışıyla artamaz. Önemli olan iç taleptir. İç talebin büyümesi, Gelir artışına, İçeride kredi imkanlarının artmasına ve dışarıdan döviz girişine, cari açığın büyümesine bağlıdır. Gelir artışı yumurta-tavuk misalidir. Üretim artmazsa gelir artmaz.

Talep olmazsa üretim artmaz. Büyüme yavaşladı bu nedenle tüketici geliri, harcama potansiyeli geriledi. Hükümet kredi büyümesini sınırladı. Kredi kullanma kapasitesi dolmuştu ama gene de kredili satışlar talebi ayakta tutuyordu. İç talepte krediye dayalı kesimdeki yavaşlamanın 3 nedeni olduğunu unutmamak lazım: Borçlanabileceklerde borç sınırına yaklaşılmıştı, tüketici kredisi kullanmak zorlaştı ve faizler yükseldi. Döviz girişinin yavaşlaması da talepte baskı yaratıyor. Sonuç: Büyümenin hızlanması talebin canlanmasına bağlı. Talebi kısa sürede canlandırmak zor.

Batı da talebi canlandmak, büyümeye geçmek için oluk oluk para akıtıyor. Bizde maaş ve ücretlere zam yapmak mümkün değil ve döviz girişişini hızlandırmak zor. Yapılabilecek tek şey tüketici kredilerini gevşetmek. Fakat bu kısa sürede canlılık yaratmaz. Ödeme sorunlarına neden olabilir. Onun için basit birkaç tedbirle büyüme hızlanmaz.

***

Milli Hasıla 1 puan düşebilir

TUĞRUL BELLİ
Taksitli satışa sınırlama getiren yönetmeliğin üzerinden geçen 10 haftada ‘taksitli kredi kartı kredileri’nde keskin düşüş var. Son 10 haftadaki azalış 7.5 milyar TL civarı ve şu an bu kalemdeki taban denge seviyesi de belli değil. (Yani, azalmanın hangi noktada duracağı belirsiz.) Öte yandan, azalmaya paralel kart kullanımı da belirgin şekilde geriledi. Mart verileri yayınlanmasa da sınırlamanın başladığı şubatta önceki aya göre yüzde 16 bir azalma söz konusu (yüzde 6 kadarı mevsimsel nedenlerden; ocak kredi kartı kullanımının yüksek olduğu bir aydır.) Tahmin edileceği gibi kart kullanımındaki en yüksek oranlı azalmalar taksit yasağı getirilen sektörlerde (telekom, cep telefonu) oldu.

Sadece 10 haftalık azalmayı dikkate aldığımızda bile bu durumun nihai iç talepte önemli etkisi olacak. Ayrıca, kredi kartı kredisiyle yapılan harcamaların önemli bir çarpan etkisi de (harcamaların dolaylı yeni harcamalar doğurması) söz konusu. Öte yandan kredi kullanımındaki azalmanın ağırlıklı olarak ithal ürün satışını etkilemesi durumunda, yurt-içi hasıla üzerindeki negatif etkisi daha az olacaktır. Çok kaba tahminle, daralan taksitli kredilerin milli gelir artışını bu sene yüzde 1 azaltması beklenebilir. Ancak bunun bir tercih olduğunu ve özellikle cari açığı azaltmak için hedeflenen bir durum olduğunu da unutmamak gerekiyor. ■Birgün, (22.4.2014)

 

23.4.2013 

SEÇİMLER: DAR BÖLGE SEÇİM SİSTEMİ NE GETİRİR

Halen milletvekili genel seçimleri yüzde 10 baraj şeklinde ve nisbi temsil sistemi ile yapılmaktadır. Nisbi temsil veya oransal temsil sistemi, çoğunluk partisi dışındaki partilerin de kuvvetleri oranında üye seçmelerini sağlayan seçim biçimidir. Bu sistemde partiler oyları oranınca milletvekili çıkarırlar.
Türkiye’de uygulama Milletvekili Seçimi Kanunu’na göre “Seçime katılmış siyasi partilerin ve bağımsız adayların adları alt alta ve aldıkları geçerli oy sayıları da hizalarına yazılır. Siyasi partilerin oy sayıları, önce bire, sonra ikiye, sonra üçe gibi, o çevrenin çıkaracağı milletvekili sayısına ulaşıncaya kadar bölünür. Elde edilen paylar en büyükten en küçüğe doğru sıralanır. Seçim çevresinden çıkacak milletvekili sayısı kadar bu payların sahibi olan partilere ve bağımsız adaylara rakamların büyüklük sırasına göre milletvekili tahsis olunur” şeklindedir.
Başbakanın önerdiği Dar Bölge Sistemi’ne göre Türkiye milletvekili sayısı olan 550 bölgeye ayrılacak. Her bölgeden en çok oyu alan bir vekil seçilecek. Yüzde 10 seçim barajı da kaldırılacaktır .
Dünyada uygulamada seçim çevreleri, milli çevre, geniş bölge ve dar bölge sistemi olarak oluşturuluyor. Dar bölge sisteminde siyasi partiler tarafından tek aday gösteriliyor.
Dar bölgeli seçim sistemi, tek turlu basit çoğunluk sistemi olarak ABD ve İngiltere’de uygulanmaktadır. İki turlu dar bölge sistemi ise Fransa’da uygulanmaktadır.
Bu sistemde, parti doktrinlerinden çok adayın kişisel özellikleri ön plana çıkıyor. Bu anlamda seçenler kendilerini temsil edecek milletvekillerini daha yakın tanımış oluyor… Milletvekillerinin kim olduğunu biliyorlar.
Ayrıca dar bölge sisteminde, siyasi partiler arasında dayanışma ortadan kalkıyor ve sonuçta iktidar ve ana muhalefet partisi güçleniyor. İki partili bir düzene gidiş hızlanıyor.
Bu sistemin Türkiye açısından en önemli sonucu, siyasi partilerin ülke çapında yapmakta oldukları mitinglerin, kavgaların ve kutuplaşmaların azalması olacaktır. Adaylar parti üst yönetiminin güdümünden kurtulacaktır. Siyasi partiler de güvenmedikleri dar bölgelerde seçimi almak için daha güçlü aday göstermek zorunda kalacaklardır.
Bazı durumlarda tersine güçlü aday yerine, o bölgedeki etnik ve mezhepsel anlamda etkili isimlerin, tarikatların, cemaatlerin göstereceği ve destekleyici adayların olması gibi bir olumsuz yanı da olacaktır.
Öte yandan seçmenlerle bire bir muhatap olan milletvekillerinin bu seçmenlerin işini takip etmek ve meclis çalışmalarına daha az katılmak gibi bir handikapları da olacaktır.
Türkiye açısından sistemin bir başka sakıncası, tartışmaların siyaset dışı kişisel sorunlara ve tartışmalara yoğunlaşma olasılığıdır.
Bir başka sıkıntı, Türkiye’de nüfus hareketlerinin çok hızlı olması nedeni ile, seçim çevrelerinin belirlenmesinde ortaya çıkabilir.
Dar bölge sistemini AKP iktidarının, seçimlerin daha demokratik olması amacıyla değil, daha çok milletvekili hesabıyla istediği açıktır. AKP bu sistem ile çıkaracağı milletvekili sayısını artıracağını hesap ediyor.
İlk tepki olarak CHP, Türkiye’de Dar Bölge Sistemi için altyapının yetersiz olduğunu, dar bölge sisteminde siyasi bilincin azalacağını söyleyerek itiraz etmişti. MHP de, hayalet partisinin peşine gitmek olarak tarif edip, karşı çıkmıştı. BDP ise kendilerinin bir bölgeye hapsedileceğini belirtmişti.
Anayasaya göre seçimlerle ilgili yasaların seçimden bir yıl önce çıkarılması gerekiyor. Eğer Dar Bölge Sistemine geçilecekse, yasanın haziran ayına kadar değişmesi gerekiyor. ■Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (23.4.2014)

 

RTE: ERDOĞAN’IN ALTERNATİFİ VAR...

AKP’nin yüzde 43 oy almasıyla birlikte Erdoğan karşıtı çevrede ve AKP ile yollarını ayıran liberallerde umutsuzluk baş gösterdi.

Anti-Erdoğan cephesinde umutsuzluğun nedeni belli; Erdoğan yine kazandı.

Türkiye’de demokrasinin ve özgürlüklerin kötüye gidişinden endişe eden liberaller ve “endişeli demokratların” umutsuzluğunun kaynağı, bizatihi Erdoğan’ın kazanması veya kaybetmesi değil. Umutsuzluğun asıl nedeni, demokratik değerleri savunan, halkta karşılığı olan, gerçek bir alternatifin olmaması...

Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de benzer bir umutsuzluk sözkonusu.

Endişeli demokratların bir kısmı Abdullah Gül’ün bir alternatif olabileceğini düşünüyor. Ancak bir siyasetçiye umut bağlamak için, geçmişte ne yaptığına bakmak gerekiyor. Maalesef Abdullah Gül’ün son üç yıldır aldığı tutum, onun gerçek bir demokrat olmadığını, “konjonktür demokratı” olduğunu gösterdi.

Gül, bir “konjonktür demokratı”ndan beklendiği gibi tutum aldı ve “bu konjonktürde ben aday değilim” diyerek yarıştan çekildi.

Şimdi soru şu: Erdoğan’ın karşısına demokrasiden taraf, halkta karşılığı olan, yani dindar ve milliyetçi, bir alternatif çıkar mı?

Bu soruya cevap vermeden önce bir hatırlatma yapayım: 2000’lerin başında da bugünküne benzer bir dönem yaşadık. İnsanlar mevcut yolsuzluk ve kavgalarından bıkmış, alternatif aramaya başlamıştı. Bu dönemde en çok yakınılan konu “alternatifsizlikti”.

Sonra AKP çıktı ve hiç kimsenin ummadığı bir oy alarak tek başına iktidara geldi. AKP’nin ilk başarısı, alternatif arayan insanların tepki oylarını toplamasıyla mümkün oldu.

Şimdilerde durum 1990’ların sonu 2000’lerin başı gibi. Bir alternatif, bir umut olarak doğan Erdoğan artık toplumun çoğunluğu için bir umut olmaktan çıktı. AKP’ye oy veren yüzde 43’ün içinde önemli bir kesim de iyi bir alternatif bulursa eğilimini değiştirebilir...

Bu zaviyeden bakıldığında, bizatihi Erdoğan artık bir umut olmaktan çıkıp bir “mecburiyete” dönüşmüş durumda. Bu durumun kendisi bile, gidişattan değilse de gelecekten umutlu olmamız için yeterli bir neden.

Şunu kabul edelim, çoğunluk için Erdoğan artık umudun değil, mecburiyetin, baskının, otoriterliğin, antidemokratik uygulamaların bir sembolü.

Bu algı giderek büyüyor. Eğitimli kesim bu algıyı özümseyip kendi gerçekliği olarak kabul etti. Daha eğitimsiz kesimler ise, bekleneceği gibi, daha geç algılıyor ama algılıyor.

Erdoğan’ın bundan sonraki gidişatı hep aşağı doğru olacaktır. AKP de bunu bildiği için seçim sistemleriyle oynamaya başladı. Daha az oyla, daha çok milletvekili çıkaracak formüller üretmeye başladılar. Bu da AKP’nin çaresizliğini gösteriyor.

Ancak sürecin AKP aleyhinde olduğu gerçeği, AKP’nin yüzde 40’ın üstünde oy aldığı gerçeğini de kapatmıyor.

Bu umudu en kısa zamanda realize edecek gerçek bir alternatife ihtiyaç var.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde, Erdoğan’ın karşısına çıkacak iyi bir alternatif, AKP’nin aşağı doğru gidişini hızlandırabilir.

Bu alternatif liberal ve entelektüellerin beğendiği, görüşlerine çok destek verdiği biri olmamalı.

Şu bir gerçek ki, bu ülkede aydınların beğendiğini halk beğenmiyor.

Bu nedenle alternatif, aydınların beğendiği değil, halkın beğendiği biri olmalı. Halkın dilinden konuşan, onun değerleriyle uyumlu, milliyetçi muhafazakâr, temiz kalmış, askere de AKP’ye de direnmiş, hak neyse onu savunmuş, halkın gönlünü okşayacak biri olmalı...

Bu özellikleri taşıyan birkaç alternatif aday var ama Ankara’daki ayak oyunlarına kurban gider mi bilemiyorum.

Umutsuz olmaya gerek yok. AKP’nin yönü aşağı doğru gidiyor. Artık Erdoğan bile yüzde 50’den söz edemez oldu. Artık “Yüzde 50’yi tutamıyorum” diyemiyor örneğin.

Kara göründü. AKP filminin sonu geldi. Artık mesele, bu sonu, yavaş çekimde mi yoksa hızlı çekimde mi izleyeceğiz meselesi... ■Emre Uslu, Taraf, (23.4.2014)

 

24.4.2013

TSK: KASETLE ŞANTAJIN KARŞILIĞINDA NE VERDİNİZ?

BARIŞ TERKOĞLU: … Ülkenin Başbakan'ı çıkıp "Bunların elinde şantaj kasetleri var. Bu devletin en tepesinden en aşağısına kaset. Cumhurbaşkanının da şantaj kaseti vardı. Benimle ilgili de Genelkurmay Başkanın da" diyor, ne düşünürsünüz?

İyi de siz, gencecik askerleri sadece Twitter'da meçhul birileri hakkında dedikodu yaptı diye sorgulatan bir Genelkurmay Başkanı değil misiniz?

Aynı ölçüleri, yani bizzat sizin kurduğunuz ölçüleri, bizzat size uygularsak o koltuktaki durumunuz gayrımeşru olmaz mı?

Başbakan sadece "kaset" de demiyor. "Şantaj" da diyor. Yani Necdet Özel'e bu kaset aracılığıyla şantaj yapıldığını ima ediyor. Aklınıza "Necdet Özel'den bu kaseti yayınlamamaya karşılık ne istendi"sorusu geçmez mi? Hele aynı Başbakan, TSK'da yargılanan kişilerin davalarında kumpas olduğunu, bu kumpası kuranlarla bu kasetleri hazırlayanların aynı isimler olduğunu söylüyorsa...

Aklınıza daha kötü senaryolar gelmez mi?

Başbakan yaptığı açıklamayla Necdet Özel'i adeta görevden aldı.

Zira bir genelkurmay başkanına kasetle şantaj yapıldığını söylerseniz artık onun kararlarını tartışmalı hale getirirsiniz.

KASETLİ ŞANTAJIN KARŞILIĞINDA NE VERDİNİZ

Üstelik biz bu yaşananları bir yerlerden hatırlıyoruz.

Nereden mi?

21 Kasım 2008 tarihinde Türk Polisi Ankara'da ABD Büyükelçiliği'nde ABD'li yetkililere Ergenekon Operasyonu hakkında verdiği brifingden.  Wikileaks belgelerine yansıyan notlardan eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın kızına ait mahrem görüntülerin ABD'lilere polis tarafından gösterildiğini öğrenmiştik. Hemen herkesin aklına Başbakan Erdoğan'la Büyükanıt arasındaki Dolmabahçe Mutabakatı gelmişti.

O gün o semineri vermekle suçlanan malum polislerle bugün Necdet Özel'e kasetle şantaj yapmakla suçlananlar aynı kesim değil mi?

Eğer gerçekten haktan hukuktan bahsedeceksek önümüzde iki yol var:

Ya Necdet Özel, kurduğu şubenin karşısına geçsin ve bu kez kendisi ifade versin. Türkiye, hangi kasetle nasıl bir şantaja uğradığını öğrensin.

Ya da insanları bu yollarla tasfiyeyi geleneksel hale getiren çete, yargı önüne çıkarılsın. Bu alçakça kumpas herkes için son bulsun.

Ama siz ömrünü üniformasına vermiş insanları bir word belgesiyle "fuhuş karşılığı casusluk" yapmakla suçlayıp atarken, "Amiriniz" Başbakan sizin kasetinizi kürsülerden ballandırarak anlatırsa o soruya sonsuza kadar muhatap olursunuz:

Kasetle şantajın karşılığında ne verdiniz? ■ Barış Terkoğlu, Odatv.com, 24.4.2014

 

YABANCI SERMAYE: TÜRKİYE'DE TEKTİ! DÜNYA DEVİ SATIN ALDI

Bitkisel yağ bazlı endüstriyel ürünlerini Türkiye’de üretme kararı alan Cargill, Türkiye’nin ilk ve tek oleo kimya (yağ) üretimi yapan şirketi 95 yıllık Alemdar Kimya'yı satın aldı.

Şirketin yanındaki arsayı da satın alan Cargill Türkiye bu satın alma da dahil toplam 50 milyon dolar yatırım yapacak. Fabrika, Cargill'in ABD ve Rusya'dan sonra bitkisel yağ bazlı endüstriyel ürünler üreten 3. fabrikası olacak. Türkiye’de ayçiçeği, kolza ve aspir gibi ürünlerden üretilecek hammaddeler; tekstilden matbaya, yataktan transformatöre kadar birçok endüstriyel üründe kullanılacak. Basınla sohbet toplantısı düzenleyen Cargill Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Murat Tarakçıoğlu hedeflerinin bu alanda 2.5 yıl içinde 100 milyon dolar ciro olduğunu belirterek yapacakları yatırımın Türkiye'nin cari açığına katkısının da 50 milyon doları bulacağını anlattı.

Tarakçıoğlu "Türkiye, bölgesinin en dinamik ülkesi olarak sürekli büyüyen ve gelişen bir ekonomiye sahip. Bu nedenle 2008 yılında Türkiye’yi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin yatırım ve yönetim üssü haline getirme kararı almıştık. Şimdi bu kararımızı yeni bir yatırımla taçlandırıyoruz. Bugüne kadar Türk sanayisinin ihtiyaç duyduğu endüstriyel ham maddelerimizin bir bölümünü ithal ediyorduk. Bu satın alma ile birlikte, gıda dışı endüstriyel ürünlerde de üretimi Türkiye’de ve yerli ham madde kullanarak gerçekleştireceğiz. Türkiye’yi, bitkisel yağ bazlı ürünlerimizde de bölgenin üretim, teknoloji ve ihracat üssü yapacağız" şeklinde konuştu.

Star gazetesinin haberine göre; Cargill Endüstriyel Yağlar İş Ünitesi Genel Müdürü Akın Özkutan ise "2013’ün mayıs ayında tamamı yüzde 100 bitkisel ürünlerden elde edilen yağ bazlı ürünlerimizin ithalatına başladık. Ancak aklımızda yerli üretim yapma vizyonu vardı. Bu hedefle Türkiye’de üretim tesisi arayışına girdik. Birçok yere baktık, yaptığımız araştırmalarda karşımıza köklü geçmişiyle Alemdar Kimya ile çıktı. Artık odağımızda sadece Türkiye yok. Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika da hedeflediğimiz pazarlar arasında" dedi. Cargill, 65 ülkede 142 bin çalışanı ile faaliyet gösteriyor. Cargill'in Ülker Grubu ile Pendik Nişasta'da da ortaklığı bulunuyor. ■ Cumhuriyet, 24.4.2014

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura