Diğerleri > Sis Çanı
05-08-2015
NELER OLDU 19-24 MAYIS 2015 (altın, tarım, sorumluluk, bölücülük, özelleştirme, seçimler, bankalar, yolsuzluk, yabancı sermaye, gelir dağılımı)

Cihan Dura

5.8.2015


19.5.2015 

ALTIN’A 1 YATIRAN 4 KAZANACAK‘

EURO Pacific Capital CEO’su Peter Schiff, halen 1225 dolar seviyesinde seyreden altının ons fiyatının yakın gelecekte 5000 dolara fırlayacağını ileri sürdü.

Schiff altının sürekli yerinde saymasına FED’in yanıltıcı olarak sürekli gündemde tuttuğu faiz artış kararını gerekçe gösterdi. Faiz artışının beklendiği şekilde gerçekleşmemesiyle birlikte altın üzerindeki baskının da ortadan kalkacağına işaret eden Schiff oluşacak trendin altının ons fiyatını da 5000 dolar ve üzerine çıkaracağını söyledi. ABD’nin ilk çeyrekte yüzde 0.2 büyüyebildiğine işaret eden Schiff, “Hâlâ faiz artışından bahsetmek yanlış beklentilere neden oluyor. FED ‘sanki’ faiz artıracakmış gibi davranıyor ama artıramayacak" diye konuştu. ■ Akşam, (19.5.2015)

TÜRKİYE TARIM’I KENDİ ELİYLE ÖLDÜRDÜ

Tarım arazileri ranta kurban edilince ürün fiyatları arttı

Tarım ülkesi Türkiye’de son 10 yılda 3 milyon hektar tarla, inşaat alanı oldu. Üretim düşünce milyarlarca dolarlık ithalat yapıldı. Üreticiler ve uzmanlar, meyve sebze fiyatlarındaki artışları bu gelişmelere bağlıyor.

Sebze mevye ürünleri üzerinden yürüyen yüksek enflasyon tartışması, tarım sektörünü yakından bilenler tarafından çok farklı değerlendiriliyor.
Çiftçi ekmekten vazgeçti BUGÜN’e konuşan Ziraat Mühendisleri Odası Genel Başkanı Özden Güngör, uygulanan tarım politikaları nedeniyle çiftçilerin son 10 yılda 3 milyon dekar tarım arazisini ekmekten vazgeçtiğine dikkat çekti. Güngör, “Çiftçi, tarlasını ekse daha çok masraf yapıyor. Bunun için de boş bırakıyor” dedi. Tarım alanlarındaki daralmayı tarlaların imara açılmasına bağlayan Güngör, şöyle devam etti:
“Bunun yanında özellikle verimli
tarım arazilerine fabrika yapılması da üretimi düşürüyor. Üretimin düşmesinin ardından da meyve ve sebze ithalatı başlatıldı. Tüm bunlar bir arada düşünüldüğünde fiyatlar tavan yapıyor. Bu da tüketiciye yansıyor."

İhracattan ithalata geçiş Son 10 yılda bakliyat ekim alanlarının da 373 bin hektar azaldığını aktaran Güngör, "1990 yılında 300 milyon doların üzerine çıkan ihracat değeriyle dünyanın en büyük bakliyat ihracatçısı olan Türkiye, artık en fazla ithalat yapan ülkelerden biri haline düştü” yorumunu yaptı.

 


Bakliyat üretimi geriledi 2005 ile 2014 arasında bakliyat üretiminin 397 bin ton düştüğünü kaydeden Güngör, “İthal edilen 1 milyon 500 bin ton kırmızı mercimeğe 1 milyar 100 milyon dolar ödedik” ifadelerini kullandı.

Buğday ithalatına 9,3 milyar dolar verdik Son 10 yılda 1 milyon 300 bin hektar alanda buğday ekiminden vazgeçildiğini açıklayan Özden Güngör, şunları söyledi: "Buğday
üretimi 21 milyon 500 bin tondan, 19 milyon tona düştü. Son 9 yılda 9,3 milyar dolar ödenerek, 30 milyon ton buğday ithal edildi.”

Özkan: Tarım bitiyor Bursa Osmangazi İncir Üreticileri Birliği Başkanı Osman Özkan, “Zamanında tüm Türkiye’yi besleyen Bursa Ovası sanayiye ve inşaata açıldı. Eskiden buralarda tarlalar vardı. Ama artık her yer villa, fabrika, site oldu” ifadelerini kullandı. Tarım alanlarının azalmasına maliyet yükünün de eklenmesinin fiyatlara yansıdığını aktaran Özkan, “Bunu engellemek için de
meyve sebze
ithal ediyorlar. Sonra da tarım bitiyor” dedi. ■ Ömer ÖNDER, Bugün, (19.5.2015)

 

20.5.2015

SORUMLULUK: ISPARTA'NIN GEDİKLİ KÖYÜ'NDE BİR ÖĞRETMEN ÖĞRENCİLERİ İÇİN DİŞİNİ TIRNAĞINA TAKTI

Isparta'nın Gedikli Köyünde çocukların yüzü Mehmet öğretmen sayesinde güldü. Mehmet Garip, Gedikli Mehmet Süral İlköğretim Okulu'na atandığı günden beri öğrenciler için dişini tırnağına taktı. Deniz Yıldızları Geleceğimiz Platformu ile el ele verildi, çocukların bütün eksikleri tamamlandı.

Görüntüler Isparta'nın Gedikli Köyü'nden... Köydeki çocukların yüzü bu yıl Mehmet öğretmenle güldü.

 

Mehmet Garip, Gedikli Mehmet Süral İlköğretim okuluna ücretli öğretmen olarak gönderildi. Mehmet öğretmen, öğrenciler için dişini tırnağına taktı. 

 

Önce köy okullarına yardım yapan "Deniz Yıldızları Geleceğimiz Platformu" ile iletişime geçildi. Elbisesinden, bota, kaynak kitaplarından hikaye kitaplarına bütün eksikleri tamamlandı. 

 

Yeni bot ve kitaplarına kavuşan çocukların gözlerindeki mutluluk görülmeye değerdi.

 

Ve rengarenk uçurtmalar... 

 

Mehmet öğretmen, Isparta Belediyesi'nden de satranç takımları aldı. Çocuklara satranç öğretildi ve köy meydanında turnuva yapıldı. ■ Aydınlık, (20.5.2015)

 

21.5.2015

BÖLÜCÜLÜK: HDP, GERÇEK KİMLİĞİNİ AÇIKLADI!

HDP’nin seçim bildirgesinde “Soykırım ve katliam yapılan halklardan devlet adına özür dilenecek. Devlet tarafından el konulmuş vakıf malları iade edilecek, devletin tasarrufundan doğan maddi zararlar tazmin edilecek” deniliyordu.

HDP Şişli örgütü ise 19 Mayıs’ı kutlamak yerine, Yunanistan’ın yaptığı gibi bu günü “19 Mayıs Pontus Rum Soykırımı Anma Günü” olarak ilan etti. 353 bin Rum öldürüldüğünü, 1 milyon 250 bin Rum’un mübadeleyle sürgün edildiğini ifade ederek, “Bu acı hepimizin” mesajı verdi.

“Hepimiz” derken, Türklerin veya

temsil ettiklerini iddia ettikleri Kürt kökenli vatandaşların değil Yunanistan ve Ermenistan iddia ve taleplerinin sözcülüğünü yapmış oluyorlar! Böyle mi Türkiye partisi olacaklar?

Birinci Dünya Savaşı sürecinde şehit olan beş milyon Türk evladı hiç akıllarına gelmiyor. Oysa o beş milyonun içinde Kürtler de nüfusları oranında vardı değil mi?

Daha önce “HDP, Ermenistan partisi mi?” diye sormuştum! HDP, aynı zamanda Yunanistan partisi midir?

Anlaşılıyor ki asıl hedeflerini ve asıl kimliklerini ortaya koymanın zamanının geldiğine inanıyorlar. Zaten Avrupa Ermeni Federasyonu da “HDP’ye oy verin” çağrısı yaptı!

HDP “Kürt” göstererek Ermenistan ve Yunanistan’ın emellerine hizmet ettiğini artık saklamıyor. ■ Arslan Bulut, Yeniçağ, (21.5.2015)

ÖZELLEŞTİRME: SANAYİDE KAMU YATIRIMI SIFIRLANDI

1985’ten 2015’e özelleştirme geliri 65,5 milyar doları buldu. Bunun yüzde 87,5 gibi ezici çoğunluğu AKP döneminde oldu

Kamu İktisadi Teşekkülleri’nin (KİT) sanayisizleştirilmesini araştıran TMMOB (Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği) Makine Mühendisleri Odası, imalat sanayiinde KİT’lerin payının yüzde 1’in altına düştüğünü belirledi. TMMOB Makina Mühendisleri Odası, her ay iktisatçı-yazar Mustafa Sönmez’in katkısı ile hazırladığı sanayinin sorunları bülteninin altıncısını, “30’ncu özelleştirme yılında sanayi KİT’leri” ne ayırdı. Özelleştirme İdaresi verileri esas alınan araştırmada, KİT’lerin sanayiden 30 yılda nasıl tasfiye edildiği şu başlıklarla ifade edildi:

Milli gelir üretmiyor

“Türkiye’de 1985’te başlatılan özelleştirme, geride 30 yılını bıraktı ve bu sürede başta birçok KİT olmak üzere, çok sayıda kamu arsası, varlığı, lisans hakkı satıldı. Özelleştirmenin düğmesine basmadan önce, 1985’te KİT’lerde 653 bin kişi çalışıyordu, sayı 2014 sonunda 122 bine, yani 6’dan 1’e indi. KİT sisteminin Türkiye milli gelirine katkısı 1985’te yüzde 6,2 iken 2014’te yüzde 1’in altına geriledi. 1996’da KİT sistemindeki kuruluş sayısı 60 iken 2003 sonrası hızlanan özelleştirmelerle 30’ncu yılında 26’ya inmiş durumda. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) verilerine göre, 1985’ten 2015’e, özelleştirme gelirleri 65,5 milyar doları buldu. Özelleştirme uygulamasının yüzde 87,5 gibi ezici çoğunluğu, AKP’nin iktidar olduğu 2002 sonrasında gerçekleşti. 65,5 milyar doları bulan özelleştirmelerin yüzde 39’unun, geniş anlamda sanayi KİT’lerinin satışından elde edildiği görüldü. İmalat sanayiinde faaliyet gösteren KİT’ler, enerji üreticisi KİT’ler ve madencilik sektöründeki kamu işletmelerinin satışından elde edilen gelirler 25 milyar doları geçti. Özelleştirme gelirlerinde en büyük pay sahibi sanayi kuruluşları, EÜAŞ, TÜPRAŞ, ERDEMİR, TEKEL ve PETKİM oldular. Gerçekleşen 25 milyar doları aşkın KİT sanayi kuruluşunun satışının yanı sıra, sayıları 100’ü aşan irili ufaklı ve Anadolu’nun özellikle azgelişmiş illerine dağılmış kamu işletmesi de kapatılarak KİT’lerin tasfiye süreci sürdürüldü.1970’li yıllarda yapılan kamu yatırımlarının yüzde 30’u sanayi sektörüne aitti. 1980 sonrası ise kamunun sanayiye yatırımı neredeyse durduruldu ve payı hızla azaldı.

Büyük tasfiye

Kamu yatırımları ağırlıkla karayolu odaklı ulaştırma sektörüne kaydırılırken sanayiye kamu yatırımlarının payı 2014’te yüzde 1’in altına indi. Kamu kesiminin sanayiden uzaklaştırılmasıyla, toplam imalat sanayi içinde de KİT’lerin yeri hızla daraldı. Yine 1970’li yıllarda imalat sanayi yatırımlarının yüzde 30’una yakını KİT’ler tarafından gerçekleştirilirken, 2014’te bu pay yüzde 1’in altına indi. Bu büyük tasfiyenin ardından, KİT’lere sanayide, enerjide yatırım kapıları kapatıldı.

Gelirle açık daraltıldı

Ancak, onlardan doğan açık, özel sektör yatırımlarıyla kapatılamadığı için Türkiye hem sanayisizleşme sorunu yaşamaya başladı, hem de enerji arzı güvensizliği sorunu ile karşı karşıya kaldı. Özelleştirmeden elde edilen 65 milyar doları aşan gelirin ise, ÖİB verilerine göre yüzde 60’ı Hazine’ye aktarıldı ve kamu açıklarının daraltılmasında kullanıldı. Diğer yüzde 40’lık kısım ise sistemin faiz giderlerine, borç taksitlerine, ÖİB bürokrasisine ağırlıkla harcandı. ■ Yeniçağ, (21.5.2015)

(Özelleştirme uygulamasının yüzde 88’i AKP’nin iktidar iktidarında gerçekleşti. Ne sağladi bu uygulama ekonomiye? Ekonomide yabancı kontrolü artti.  Türkiye sanayisizleşti. Enerji güvensizliği sorunu çıktı. Özelleştirme gelirleri açık kapatmaya, faiz giderlerine, ÖİB bürokrasisinin harcamalarına gitti. CD)

 

22.5.2015 

SEÇİMLER: 10 MİLYON SEÇMENE YARDIM

 

Tür­ki­ye­’yi ya­kın­dan bi­len AB­D’­nin ön­ce­ki bü­yü­kel­çi­le­rin­den Mor­ton Ab­ro­mo­vitz ve Eric Edel­man im­za­sı­nı ta­şı­yan “göl­ge­ler ve kuş­ku­lar” ad­lı ra­po­r­da 30 Mart ye­rel se­çim­le­ri­nin ana­li­zi ya­pı­lı­yor, ya­pı­lan hi­le­ler­den söz edi­li­yor. İki es­ki bü­yü­kel­çi­nin ül­ke­miz­de­ki se­çim­ler­le il­gi­li ra­po­ru­nun so­nuç bö­lü­mü­nü oku­ya­lım:
Ye­rel se­çim­ler sı­ra­sın­da ül­ke ça­pın­da hi­le­ler ya­pıl­dı.
Hi­le­ler hem oy kul­la­nı­lır­ken, hem de oy sa­yı­mın­da ya­pıl­dı.
Oy sa­yı­mı sı­ra­sın­da 21 il­de elek­trik ke­sin­ti­le­ri ya­şan­dı.
Ge­çer­siz oy ora­nı 2011 se­çi­min­de yüz­de 2,22 iken oran 4,19’a yük­sel­di.
CHP’­nin az fark­la kay­bet­ti­ği il­ler­de ge­çer­siz oy oran­la­rı, AK­P’­nin se­çim ka­zan­dı­ğı il­le­re gö­re iki-üç kat faz­la ol­du. An­ka­ra­’da so­nu­cu de­ğiş­ti­re­cek ka­dar çok sa­yı­da mü­hür­süz-im­za­sız sa­yım tu­ta­na­ğı ge­çer­li ka­bul edil­di. Bu tu­ta­nak­lar­la Me­lih Gök­çek se­çi­mi ka­zan­dı.
YSK sa­de­ce AK­P’­nin iti­raz­la­rı­nı ka­bul et­ti.
YSK söz­de özerk an­cak ile­ri dü­zey­de po­li­ti­ze ol­muş.
Ra­po­run var­dı­ğı en önem­li so­nuç ise se­çim hi­le­le­ri­nin bi­rey­sel de­ğil, mer­ke­zi plan­la­may­la ya­pı­lır ol­ma­sı gös­te­ril­di. Es­ki mil­let­ve­ki­li Prof. Dr. Meh­met To­man­bay, Cum­hur­baş­kan­lı­ğı se­çi­mi ön­ce­sin­de “Te­miz ve gü­ve­ni­lir bir se­çim or­ta­mı ya­ra­tıl­ma­dan ya­pı­la­cak se­çim­de, se­çi­le­cek Cum­hur­baş­ka­nı her­ke­sin Cum­hur­baş­ka­nı ol­ma­ya­cak ve hep tar­tı­şı­la­cak­tır” di­yor­du. Bu­gün, o nok­ta­da­yız.

Dev­le­tin Yap­tı­ğı Yar­dım­lar

CHP ve MHP’­nin bel­ki de en bü­yük yan­lış­la­rın­dan bi­ri, va­tan­da­şa ya­pı­lan yar­dım­la­rı eleş­tir­me­le­ri ol­muş­tu. Bu­gün o nok­ta­da ol­ma­dık­la­rı gi­bi ya­pı­lan yar­dım­la­rın ke­sil­me­ye­ce­ği­ni, da­ha­sı yar­dım­la­rın iki ka­tı­na çı­ka­rı­la­ca­ğı­nı açık­lı­yor­lar.
Te­mel ge­rek­si­nim­le­ri­ni kar­şı­la­ya­ma­yan ve ya­şam­la­rı­nı en alt dü­zey­de da­hi sür­dür­mek­te zor­luk çe­ken ki­şi ve ai­le­le­re, kar­şı­lık­sız ay­ni ya da nak­di ola­rak ve­ri­len sos­yal yar­dım­lar için ge­çen yıl 20 mil­yar 393 mil­yon li­ra har­can­dı. Ai­le ve Sos­yal Po­li­ti­ka­lar Ba­kan­lı­ğı (ASPB) 2015 büt­çe­si su­num ki­tap­çı­ğı­na gö­re, nü­fu­sun yüz­de 39’u­nun muh­taç­lar ka­te­go­ri­sin­de yer al­ıyor.
Ay­nı ki­tap­çık­ta top­lam nü­fu­sun yüz­de 40’ı, bir baş­ka de­yiş­le YSK ta­ra­fın­dan açık­la­nan 53,765,231 ka­yıt­lı seç­me­nin yak­la­şık 10 mil­yo­nu çe­şit­li ka­te­go­ri­ler­den dev­let­ten yar­dım alı­yor. Ay­lık ge­li­ri 270 li­ra­nın al­tın­da olan muh­taç­lar, nü­fu­sun her 10 ki­şi­den dör­dü­nü oluş­tu­ru­yor. 2012’de dev­let­ten yar­dım alan 6,7 mil­yon ha­ne ve 23,7 mil­yon ki­şi bu­lu­nur­ken; bu sa­yı­lar 2015 yı­lı ba­şın­da 8 mil­yon ha­ne ve 30,5 mil­yon ki­şi­ye ulaş­tı.

RÜŞ­VE­Tİ KA­BUL ET­ME­YEN­LER DE VAR

AKP mil­let­ve­kil­le­ri, il yö­ne­ti­ci­le­riy­le, muh­tar­lar­la top­lan­tı­lar ya­pı­yor, “İ­li­mi­ze şu ka­dar tah­si­sat gön­de­ril­di. 6 Ha­zi­ran ak­şa­mı­na ka­dar bun­la­rı har­ca­yın” de­ni­li­yor. Ne plan, ne pro­je hiç­bir şey yok or­ta­da. Ör­ne­ğin kö­yün su­la­ma ka­na­lı ha­rap ol­duy­sa onu 15 gün için­de, köy oda­sı ih­ti­ya­cı var­sa 15 gün için­de ta­mam­la­ma­la­rı is­te­ni­yor. Böy­le bir re­za­let ola­bi­lir mi?
Yoz­ga­t’­ta da böy­le olay­lar ya­şan­dı. Ki­mi kö­ye 50 bin li­ra, ki­mi­si­ne 3 bin, 5 bin li­ra yar­dım ya­pı­lı­yor. Ba­zı köy­lü­ler bu­nun bir “se­çim rüş­ve­ti” ol­du­ğu­nu bi­li­yor. Ör­ne­ğin Yoz­ga­t’­ın Çe­ke­rek İl­çe­si­’ne bağ­lı Ka­mış­çık Kö­yü, “Biz böy­le bir yar­dı­mı ka­bul et­mi­yo­ruz” de­di. Ken­di­le­ri için ay­rı­lan 5 bin li­ra­lık har­ca­ma­yı yap­ma­ya­cak­la­rı­nı da kay­ma­kam­lı­ğa bildireceklerini söylediler. Muh­tar Rı­za Taş­kı­n’­a sor­dum, in­san­la­rın inanç­la­rı­na gö­re yar­dım mik­tar­la­rı­nın da fark­lı ol­du­ğu­nu an­lat­tı, “Bi­zim kö­yü­müz rüş­ve­ti ka­bul et­mez. Böy­le bir pa­ra­yı al­sam be­ni kö­yü­me bi­le sok­maz­lar” de­di.
İş­te böy­le­le­ri de var. He­le, AKP mil­let­ve­ki­li­nin gi­dip “Va­li­ye ta­li­mat ver­dim, kö­yü­nü­ze şu ka­dar yar­dım ya­pı­la­cak” di­ye nu­tuk­lar at­ma­sı ar­tık kir­li­li­ğin bo­yut­la­rı­nı gös­ter­me­ye ye­ti­yor

GE­LE­LİM “ÖR­TÜ­LÜ” HAR­CA­MA­LA­RA

Yok­sul va­tan­daş­la­ra bu yar­dım­lar ya­pı­lır­ken, Re­cep Tay­yip Er­do­ğan dö­ne­min­de ör­tü­lü öde­nek har­ca­ma­la­rın­da­ki müt­hiş ar­tış da dik­kat çe­ki­ci bo­yut­lar­da. İş­te yıl yıl har­ca­ma­lar:

Yıl Har­ca­ma mik­ta­rı
2003 103,0 mil­yon li­ra
2004 107,0 mil­yon li­ra
2005 85,0 mil­yon li­ra
2006 327,4 mil­yon li­ra
2007 436,4 mil­yon li­ra
2008 510,7 mil­yon li­ra
2009 634,4 mil­yon li­ra
2010 706,0 mil­yon li­ra
2011 951,0 mil­yon li­ra
2012 1,175,3 mil­yon li­ra
2013 1,243,1 mil­yon li­ra
2014 2,200,0 mil­yon li­ra
İş­te bir ta­raf­tan yar­dım­lar, bir ta­raf­tan “ör­tü­lü” har­ca­ma­lar. Tür­ki­ye “se­çim hi­le­le­ri­nin” öne çık­tı­ğı bir se­çi­me doğ­ru hız­la gi­di­yor. Saygı Öztürk, Sözcü, (22.5.2015)

 

TARIM RAPORU: 4

Türkiye tarım ürünlerinde, 2003 yılına kadar dış ticaret fazlası veriyor iken, 2003 ve sonrası yıllarda dış ticaret açığı vermeye başladı.

Söz gelimi, 2001 yılında tarım ürünlerinde 600 milyon dolar dış ticaret fazlası, 2002 yılında ise daha az, 52 milyon dış ticaret fazlası vardı.

2003 ve sonrası yıllarda bu denge terse döndü ve tarım ürünleri ithalatı, tarım ürünleri ihracatını geçti. Dış ticaret açığı vermeye başladık

Bu sene basında “saman ithal ediyoruz” şeklinde sık haberler çıkmaya başladı.

Sonuç olarak geldiğimiz noktada, 2014 yılında tarım ürünlerinde dış ticaret açığı 3.7 milyar dolar oldu.

2013 öncesinde döviz kurlarının düşük kalması, tarımda da dış rekabet imkânlarını düşürdü. İthal ürünler daha ucuza gelmeye başladı.

O kadar ki, organik tarım ürünleri adı altında Türkiye, geleneksel tarım ürünlerini bile ithal etmeye başladı.

Söz gelimi Tarım Bakanlığı verilerine göre 2014 yılında, kuru üzüm, nohut, kuru incir, kuru kayısı, fındık ve fındık içi ve ayçiçeği yağı ithal ettik.

Aşağıdaki tabloda tarım ürünlerinde ithalat ve ihracat rakamları ile dış ticaret açığı verilmiştir. 2015 yılı Ocak-Mart 3 aylık verilerdir.

 

Sonuç olarak yeni tarım politikaları tespit etmek gerekir. Bunun için bizim önereceklerimiz şunlardır :

1) Bütçeden yapılacak tarımsal destekler yasada olduğu gibi millî gelirin yüzde birine çıkarılmalıdır.

2) Yasal alt yapı hazırlanarak, küçük ve dağınık olan tarımsal işletmeler, devlet destekli kooperatif benzeri ve her ortağın tarım arazisi oranında payının olduğu ortaklık yoluyla birleştirilmeli, bu arazilerde çalışma önceliği ortakların olmalıdır. Ayrıca bu kuruluşlar, ortakların ürünlerini paketleyip koruyabilmeli, soğuk hava tesisleri kurulabilmelidir.

3) Tarımda Ar-Ge harcamaları artırılmalı, bunun için ziraat fakültelerinin olduğu üniversitelerde yasal alt yapı hazırlanarak “ Üniversite-Tarım iş birliği” organizasyonları yapılmalıdır.

4) Tarım ürünleri fiyatlarının oluştuğu piyasalarda devletin, doğrudan ve dolaylı yoldan etkinliği artırılmalı, piyasada stokçuluk ve kartelleşme önlenmelidir.

5) Tohumculuğun gelişmesi, sulamanın etkin ve yaygın hale gelmesi, toprakların iyileştirilmesi ve hayvancılığın geliştirilmesine yönelik önlemler alınmalıdır.

6) Tarım sigorta yasası çiftçilerin yaşayabilecekleri risklere göre daha kapsamlı ve primi daha ucuz olarak yeniden yapılandırılmalıdır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (22.5.2015)

 

23.5.2015 

SORUMLULUK: GAZİ, ATIK KAĞIT TOPLAYARAK 35 BİN FAKİR ÖĞRENCİYE YARDIM ETTİ

Hakkari’de, 1995’de, bölücü terör örgütü PKK ile girilen çatışmada başından vurularak tekerlekli sandalyeye mahkum olan gazi Sebahattin Aslan, atık kağıt toplayarak başta Hakkari’deki öğrenciler olmak üzere 3 yılda 35 bin fakiröğrenciye kırtasiye, giyecek ve ayakkabı yardımında bulundu.
Hakkari Dağ Komando Taburu’nda uzman çavuş olarak görev yaparken, 1995 yılında ihbar üzerine Hakkari’nin Karadağlar mevkisine gittikleri sırada PKK ile girilen çatışmada başına isabet eden mermiyle yaralanan gazi Sebahattin Aslan (47), 20 yılda 13 ameliyat geçirdi. Şimdi tekerlekli sandalyede hayatını sürdüren Aslan, bir gün sabahleyin evinin bahçesinde gezerken atık kağıt toplayan çocukları görünce boş oturmak yerine 
Vatana ve millete hizmet için kolları sıvadı.
Gazi Sebahattin Aslan, anne ve babası olmayan öksüz ve yetim çocukların 
eğitimine katkıda bulunmak için tekerlekli sandalyesi ile sokaklarda atık kağıt toplamaya başladı. Bu etkinliğini sosyal paylaşım sitesinden dostlarla paylaştı. Bu arada, gazi Aslan topladığı atık kağıtları paraya çevirerek muhtaç öğrencilerin ihtiyaçlarını gidermeye başladı. Öğrencilere kırtasiye, giyecek, ayakkabı yardımında bulundu. Aslan daha sonra bu yaptığı örnek davranışı sosyal paylaşım sitesinde paylaştı. Bu durumu gören 10 gazi arkadaşı Aslan’a katıldı. Aslan’ın bu inanılmaz çabasını gören iş adamları da gruba katılarak destek oldu. Bir anda gazinin azmiyle çığ gibi büyüyen yardım işi büyük bir ekonomi olmaya başlayınca gazi Vatanda Eğitim Derneği kurdu.
GAZİ OLDUĞU İLDEKİ ÖĞRENCİLERE DE YARDIM ETTİ
Gazi Aslan’ın başlattığı atık kağıt toplayarak öğrencilere yardım etkinliği Türkiye’ye yayıldı. Hakkari’den bir öğrenci sosyal paylaşım sitesinde kendi okulundaki öğrenciler içinde yardım istedi. Bunun üzerine Gazi Aslan hiç düşünmeden 20 yıl önce PKK ile girilen çatışmada gazi olduğu Hakkari’deki öğrencilere kırtasiye, kıyafet, ayakkabı ve mont yardımında bulundu. Gazi Aslan 
Diyarbakır ve Ağrı illerindeki öğrencilere de yardım etti. Aslan 3 yılda Türkiye genelinde 35 bin öğrenciye ulaşırken 100 bin lira tutarında kıyafet, kırtasiye ve ayakkabı yardımında bulundu.
"ÇOCUKLAR BENİ HAYATA BAĞLIYOR"
Gazi Aslan, üç yıl öncesine kadar eve bağımlı birisi olarak yaşadığını ancak bu etkinlikle artık köy köy gezerek çocuklarla buluştuğunu çocukların kendisini hayata bağladığını belirterek şöyle konuştu: "Üç yıl önce kendim babasız, annesiz, yetim öksüz fakir çocuklarımızın eğitim seviyesini daha fazla yükseltmek için ben ne yaparım diye düşünürken tek başıma bir gazi olarak yola çıktım. Sabahleyin atık kağıt toplayan çocuklardan esinlenerek tekerlekli sandalyemle atık kağıt toplamaya başladım. Arkasından tabi bu örnek teşkil etti." 
Adana’nın 7 ilçesinde 10 bin çocuğa ulaştığını anlatan Aslan, şunları söyledi: "Kırtasiye malzemesi, klima taktırma, kıyafet, ayakkabı malzemeleri dağıtımını sağladım. Bu malzemeleri hem atık kağıtla hem de sosyal paylaşım sitesinde benim bu yaptığımı görenler bana yardımcı oldu. 15 ay önce para girdisi olduğu için Vatanda Eğitim Derneği kurduk. 10 gazi arkadaş, eğitimci iş adamı 35 kişiyle dernek kuruldu. Benim bu çabamı gören insanlar bize katıldı. Şuan tek başıma çıktığım bu yılda 35 kişiyle bu yola devam ediyorum. Ben daha önce eve kapanan bir gaziydim, dışarı çıkamayan bir gaziydim. Şuan ben bu faaliyet nedeniyle dışarı çıkıyorum. O çocukların mutlu olması beni daha çok mutlu ediyor şimdi köy köy ilçe ilçe geziyorum. Bu çocuklar beni hayata bağlıyor."
Aslan, kendisinin Doğu ve 
Güneydoğu Anadolu’da görev yaparken gazi olduğuna dikkat çekerek şunları kaydetti:
"Ağrı, Diyarbakır ve Hakkari’ye bir kaç okula da yardım gönderdim. Ben buralarda gazi oldum ama benim için çocuk çocuktur. Onlara yardım yaptıkça kendimi mutlu hissediyorum. Çünkü çocuğun Kürt’ü, Çerkez’i olmaz. Mesela benim Adana’da gittiğim bir okuldaki öğrenciler Doğu ve
Güneydoğu Anadolu’dan Adana’ya göç etmiş ailelerin çocuklarıydı. Gittim onlara kendi ellerimle hediyelerini verdim. Onlarla sohbet edip gazilik nedir, şehitlik nedir, vatan, bayrak nedir bunları konuştuk. Bu çocukların hepsi bizim. Kin güdecek bir şey yok. Bu çocukları bizim eğer bu çocuklarımıza sahip çıkmazsak terör olayları, hırsızlık, tecavüz bitmez. Biz çocuklarımızla ilgilenip eğitim seviyesine yükselterek bunları bitireceğiz. Okulumuzdaki çocuklara hem çevre bilinci hem de vatan, bayrak gazi, şehit ve Mustafa Kemal Atatürk sevgisi veriyoruz. Cep telefonu ve bilgisayardan çok okumaya teşvik ediyoruz. Bir gazi ağabeyleri olarak daha büyük Türkiye’nin bizlerin ileri de daha rahat etmesi olduğunu söylüyoruz."
"ÜÇ YILDA 100 BİN LİRALIK YARDIM"
Aslan, 3 yılda 35 bin öğrenciye Türkiye genelinde 100 bin liralık yardım yaptıklarının altını çizerek, "Türkiye genelinde 100 bin liraya yakın bir malzeme dağıtıp iki bin öğrenciyi giydirdik. Şu an ben Türkiye genelinde 35 bin öğrenciye ulaştım. Adana’da 7 ilçede, 300 köye gittim. Bundan sonra eğer destek olunursa geri dönüşümlerde güzel gelir var. Neden eski pet şişelerini, eski gazete ve dergileri çöpe atacağına hem çevreye hem ekonomiye hem de eğitime katkı sağlayabilirler bende dernek adına bir okul bile yaptırabilirim. Çünkü kağıt toplayanların ekonomiye büyük katkısı var. Ben de onlardan esinlendim çoğu şeyi" diye konuştu.Milliyet, (23.5.2015)

 

BANKALAR, YOLSUZLUK: 6 DEV BANKAYA 5.6 MILYAR DOLAR SAHTEKÂRLIK CEZASI!

Washington’dan gelen haberler hiç de iç açıcı değil. Global kriz ortamında birçok uluslararası boyuttaki Batı ekonomileri bankasının kanun dışı yaklaşımlara girdiklerini biliyorduk.
Ama bu sefer bankaların peşine düşen FBI oldu ve altı global bankanın döviz kurlarını şikelediklerini, bundan büyük miktarda kar ettiklerini, bunu becerebilmek için de kendi aralarında anlaştıklarını resmen açıkladı. Bankaların dört tanesi suçlarını itiraf ettiler. Durum 21 Mayıs tarihli Financial Times’ın manşetinden medyaya ve tüm Dünyaya aktarılmış oldu .

'Kartel' adını kullanıyorlar

Döviz piyasası günde 5.3 trilyon dolar kadar bir ortalama alış satışın gerçekleştiği bir piyasa . ABD Adalet Bakanlığının açıklamasına göre Aralık 2007 ile Ocak 2013 arasında Citigroup, J.P.Morgan Chase, Barclays , ve Royal Bank of Scotland (kendilerine aralarındaki yazışmalarda “Kartel” adını kullanıyorlarmış ) bu sahtekarlık için özel kurulmuş bir elektronik konuşma mekanı ve özel kodlu konuşmalarla "kârlarını artırmak için döviz kurları ile oynamışlar."
Bu dört bankaya ek olarak UBS ve Bank of America da ABD Merkez Bankası FED ile anlaşarak yapılanları kabul ettiler. Barclays ise başka adli kurumlarla da anlaşmak zorunda kaldı ve suçunu da itiraf etmeye mecbur oldu.
ABD Başsavcısı Loretta Lynch bankalara verilen parasal cezaların yaptıkları manipulasyonun kazancına benzer oranda gerçekleştirildiğini açıkladı. Ayrıca bankaların yaptıklarının finansal açıdan ve de kurumsal itibar açısından büyük bir felaket olduğu da uluslar arası medyada vurgulandı.
İşin acı olan tarafı da bu bankaların personelinin döviz kuru dümenini, Londra’daki, “Libor” kısa adı ile tanınan Bankalararası Londra faiz piyasasındaki faizi şikelediklerinin tesbiti ve bu konuda da yüksek dolar cezalar ile cezalandırıldıktan sonra yaptıkları.
Görülüyor ki cezalandırılmaktan banka yönetimi ve personeli pek ders almamış. Dört bankadan üçü ilaveten Libor manipulasyonu için ve de Isdafix denen günlük ABD faiz swapı belirleyicisi olan kurumun benchmark faizinin manipulasyonu için de ek 400 milyon dolar ceza almışlar ve toplam ceza 6 milyar dolara çıkmış.

İtiraf etti, mahkum olmadı

Böylece global bankalar döviz kuru manipulasyonu skandalı için toplamda 10 milyar dolardan biraz fazla ceza ödemiş bulunuyorlar. UBS suçunu ilk itiraf eden kurum olduğu için mahkum olmamış, Ama ABD Adalet Bakanlığı sonradan libor’un manipulasyonuna da katıldıklarını tesbit ettiğinden bu konu ile ilşkili bir cezayı ödemek zorunda kalacak.Bu arada Barclays beş yıllık bir süred yani 2012 yılına kadar İsdafix benchmarkını manipule ettiğini itiraf ederek dün USA Comodity Trading Comission adlı kuruma 115milyon dolar ek ceza ödemek zorunda kaldı.
Yarın bu konunun detaylarına, sahtekarlığın ve ödenen cezaların nedenlerinin detayına ve boyutuna biraz daha fazla gireceğiz. Biraz ek bilgi edinmemiz gerekiyor! ■Deniz Gökçe, Akşam, (23.5.2015)

YABANCI SERMAYE, BANKALAR: TEKSTILBANK’TA IŞLEM TAMAM!

Tekstilbank`ın dünyanın en büyük bankası olan Çinli ICBC`ye satışında işlem tamamlandı. 22 Mayıs itibariyle işlem kapanışı yapılırken, söz konusu paylar bu tarih itibariyle ICBC`ye devredildi.

Dünyanın en büyük bankası olan Çinli ICBC, Tekstilbank'ın yüzde 75,5 hissesini resmen devraldı.

Konuya ilişkin olarak Tekstilban’tan Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“29 Nisan 2014 tarihinde GSD Holding A.Ş. ile Industrial and Commercial Bank of China Limited (ICBC) arasında imzalanan GSD Holding A.Ş.'nin Tekstil Bankası A.Ş.'nde sahip olduğu %75,50'luk payının ICBC'ye satılmasına ilişkin pay alım satım sözleşmesi kapsamındaki işlem kapanışı GSD Holding A.Ş. ile ICBC arasında 22 Mayıs 2015 tarihinde yapılmış olup, söz konusu payların ICBC'ne devrinin bu tarih itibarıyla gerçekleştiği Bankamıza bildirilmiş ve Industrial and Commercial Bank of China Limited 'in bu devir ile sahip olduğu %75,50'luk payı Bankamızın pay defterine işlenmiştir.”

Dünyanın en büyük bankası Çinli ICBC, Tekstilbank'ın yüzde 75,5'i için geçen yıl nisan ayında anlaşmıştı. 1984 yılında Pekin'de kurulan ICBC, 'Big Four' olarak bilinen Bank of China, Agricultural Bank of China ve China Construction Bank'tan oluşan 4 büyükler arasında lider.

3 trilyon doların üzerinde aktif büyüklüğüyle dünyanın en büyük bankası olan ICBC, piyasa değeri açısından da dünyanın en büyük yedinci kurumu. ICBC'nin 17 bin 125 şubesi bulunuyor ve bunların 383 ise Çin dışında faaliyet gösteriyor. ICBC'nin dünya genelinde 4.38 milyon kurumsal müşterisi ve 393 milyon bireysel müşterisi var. ■ Akşam, (23.5.2015)

 

24.5.2015

ALTIN FİYATLARI NE OLACAK

Bildiğiniz gibi bu yılın başında altının ons fiyatı 1.188 dolar düzeyindeydi. Yine yıl başında Cumhuriyet Altını’nın satış fiyatı 606 liraydı.

Peki, şimdi ne durumda altın fiyatları?

Dün bir ons altın (31,1gram) 1.207 dolardan, Cumhuriyet Altını ise 681 liradan satıldı. O hâlde yıl başından bugüne altının ons fiyatında dolar olarak yüzde 1,5 oranında artış olmasına rağmen Cumhuriyet Altını’nın fiyatı Türk parası olarak yüzde 12 oranında arttı.

Gelelim altın fiyatlarının bundan sonra ne olacağına…

Amerikan Merkez Bankası’nın faiz artırımı beklentisi ve ABD’de düşük enflasyon nedeniyle altın fiyatlarında artış beklenmiyor. Daha doğrusu doların güçlenmesi altın fiyatlarının yükselmesini engelliyor. Bu arada hemen belirtelim Barclays Bank; 2015 yılı için bir ons altının ortalama fiyatını 1.170 dolar, 2016’da bir ons altının ortalama fiyatını 1.150 dolar olarak tahmin ediyor.

Bu arada 2017 yılının ortalarında altının ons fiyatının 1.000 doların altına ineceğini söyleyen tahminciler de var.

Şimdi gelelim başka bir senaryoya…

Bu senaryo Amerikan ulusal borçlarının altın fiyatlarını nasıl etkileyebileceği tasarımına dayanıyor. Buna göre; Amerikan ulusal borçları 1913 yılından beri her yıl yüzde 9 oranında artıyor. Ama Amerikan ekonomisi her yıl bu oranda büyümüyor. Yine ulusal borç miktarının artış nedeni nüfus artışına bağlandığı için yapılan tahminlerde nüfus artışı ulusal borçlara ayarlanıyor. Ve bir endeks oluşturuluyor. İşte bu endekse göre yapılan tahminlerde ulusal borçlar aynı hızla arttığı takdirde diğer ülkelerde de benzeri gelişmeler olacağından dolar, pound, euro ve yen borçlanma nedeniyle devalüe olacağından 2020 yılında altının ons fiyatının 2.000 dolar olacağı tahmin ediliyor.

Yine nüfusa uyarlanmış senaryoda ulusal borçlar yılda yüzde 6,7 oranında arttığı takdirde nükleer savaş olmazsa, finansal çekilme olmazsa, parasal genişleme olduğu takdirde, siyah kuğu konmazsa bu defa 2020 yılında altının ons fiyatı 2.500- 3.000 dolar arasında tahmin ediliyor.

Aynı senaryoda ulusal borçların yıllık yüzde 7,5 oranında artması varsayımıyla Ortadoğu, Ukrayna ve diğer savaş olasılıklarının gerçekleşmesi dikkate alındığında ve doların rezerv para imtiyazının kalkması hâlinde bu defa 2020’de altının ons fiyatı ortalama 5.000 dolarla 7.000 dolar olarak tahmin ediliyor.

Kısaca altın fiyatlarında işte böyle senaryolar üzerine de çalışılıyor. Bilmenizde fayda var. ■ Süleyman Yaşar, Taraf,  (24.5.2015)

GELİR DAĞILIMI: İŞTE AKP’NİN EKONOMİK İSTİKRARI: ZENGİNİ DAHA DA ZENGİN ETTİ!

AKP hükümetleri döneminde en zengin daha daha zengin oldu. Türkiye’nin en zengin yüzde 1’inin toplam servetten aldığı pay yüzde 39.4’ten yüzde 54.3’e yükseldi.

AKP iktidarının sürdüğü 2002 yılından bu yana Türkiye’de en zengin yüzde 1’lik kesim ile geri kalan yüzde 99 arasındaki makas da açıldı. Cumhuriyet’ten Duygu Ünker’in haberine göre; New York merkezli Research Instute of Turkey’in yayımladığı rapor, AKP’nin seçim meydanlarında vurguladığı 12 yıllık ekonomik istikrarın en çok zenginlere yaradığını ortaya koydu.

Türkiye’de 2014’te büyümenin zayıflamasına rağmen en zengin kesimin toplam servetten aldığı pay yükselmeye devam etti. 2013’te yüzde 4 büyüyen Türkiye ekonomisi geçen yıl hükümetin hedefinin altında yüzde 2.9 büyüyebilmişti.

ZENGİNİ ZENGİN ETTİ

Buna rağmen Türkiye’nin en zengin yüzde 1’i, 2013’te toplam servetten yüzde 52.3 pay alırken, 2014’te bu pay yüzde 54.3’e çıktı. Özetle Türkiye’nin toplam servet birikiminin yarısından fazlası en zengin yüzde 1’e gitti.

Research Instute of Turkey raporuna göre, AKP’nin iktidara geldiği 2002’de Türkiye’deki en zengin yüzde 1’lik nüfus toplam servetin yüzde 39.4’üne sahipken ülkenin geri kalan yüzde 99’luk kesimi Türkiye’deki toplam zenginliğin yüzde 60.6’sını elinde bulunduruyordu.

PAY YILLAR BOYU ARTTI

AKP iktidarı altında geçen yıllar içinde, Türkiye’deki en zengin yüzde 1’lik kesimin toplam zenginlikten aldığı payı artırdı. 2012 itibariyle en zengin yüzde 1’lik kesimin geri kalan yüzde 99’un toplam mal varlığından daha fazla birikime sahip oldu.

Geçen yıl ise Türkiye’deki en zengin yüzde 1’lik nüfusun toplam servetten aldığı pay yüzde 54.3’e ulaştı. Geri kalan yüzde 99’luk kesim toplam servetten ancak yüzde 45.7 pay alabildi. Credit Suisse’in “Küresel Servet Raporu” veriler esas alınarak hazırlanan rapora göre, 2014 itibariyle Türkiye’deki yetişkin nüfusun yüzde 75.3’ünün kişi başına düşen tüm mal varlığı 10 bin doların altında kalıyor. Ortalama servet 4 bin dolar kadar.

GELİR EŞİTSİZLİĞİNDE İLK 3TE

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı’nın (OECD) gelir adaletsizliği raporunda üye ülkeler arasında gelirin en adaletsiz dağıtıldığı beş ülkeden birisi Türkiye oldu. Bu göstergeye göre ilk sırada Meksika, ikinci sırada ise Şili yer alıyor. Üçüncü Türkiye’nin hemen ardında ise ABD ve İsrail var. Ancak Türkiye, 1985’ten 2013’e kadarki dönemde gelir adaletsizliğini azaltabilen tek OECD ülkesi konumunda. Adaletsizlikteki düşüşe karşın Türkiye’deki en zengin yüzde 10’luk kesimin, en fakir yüzde 10’dan 15.2 kat daha fazla serveti olduğu ifade ediliyor. Bu alanda OECD ülkelerinin ortalaması 9.6 kat seviyesinde.

ADALETSİZLİKTE TÜRKİYE 6.

Türkiye’deki servet bölüşümüne dair GINI katsayısı: yüzde 84.3. Gelir ve servet bölüşümüne dair bir gösterge olan GINI katsayısında büyük oranlar servet paylaşımındaki adaletsizliği, küçük oranlar ise adil bir bölüşüm olduğunu gösteriyor. Credit Suisse verilerine göre, Kanada, Almanya, Japonya gibi ülkelerde servet bölüşümündeki eşitsizlik son on yıl içinde bir miktar azalmışken, Çin, Hindistan, Endonezya ve Türkiye gibi gelişen ülkelerde servet bölüşümündeki eşitsizlik çok şiddetli bir biçimde arttı. AKP iktidarları döneminde Türkiye servet bölüşümünün en adaletsiz olduğu ülkeler sıralamasında hızla yükselerek dünyada 6. sıraya yerleşti.

YUNANİSTAN’A DENK

Türkiye’nin toplam servet birikimi 1 milyar 61 milyon dolar ile dünya toplamının yalnızca yalnızca 0.4’ü. Buna göre GSYH bazında dünya toplamının yaklaşık yüzde 1.4’üne denk gelen Türkiye, sermaye ve servet birikimi açısından bu oranın çok gerisinde kaldı. Verilere göre 78 milyonluk Türkiye’nin toplam zenginliği ancak 5 milyon nüfuslu Singapur’a denk. Ekonomik krizden bir türlü çıkamayan 11 milyonluk Yunanistan’daki toplam servet de aşağı yukarı Türkiye’ye yakın. AKP’nin iktidara geldiği 2002’den bu yana da Türkiye’nin dünyadaki toplam servetten aldığı pay yüzde 0.4’te kaldı. ■ Duygu Ünker, Taraf,  (24.5.2015)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura