Diğerleri > Sis Çanı
23-05-2016
NELER OLDU 19-24 KASIM 2015 (Seçimler, tarım, bölücülük, FED, yabancı sermaye, silah sanayii, kaynak kullanımı, ekonomi, altın, BOP, Işid, yabancıya toprak, UÖŞ, AKP, bölücülük, Kürtler)

Cihan Dura

23.5.2016

 


19.11.2015

SEÇİMLER: (SEÇİMLERDE TOKİ)

Toki 'Ye Borçlanan Bir İşçi Yazmış

" Ben 15 yıl borçlanarak Tuzla Aydınlı’da bulunan TOKİ konutlarından ev aldım. Daha 13 yıllık borcum var. Ayda aidat dahil 530 lira ödeme yapıyorum. Taksitlerimiz 6 ayda bir enflasyon kadar artıyor. Haziran’dan sonra hükümet kurulamaması sonucu benimle aynı durumda olan binlerce işçiyi istikrar bozulacak kaygısı aldı. Benim oturduğum TOKİ konutlarında yaklaşık ailelerle birlikte 6000 insan yaşamaktadır. TOKİ’den 15 yıl borçlanarak ev alanların büyük çoğunluğu benim gibi fabrikalarda çalışan işçilerdir. TOKİ yönetimi bizlere yaptıkları toplantılarda sürekli olarak “İstikrar bozulursa, AK Parti tek başına hükümet kuramazsa taksitleriniz çok artar. Bakın döviz fırladı gitti, faizler arttı zar zor ev sahibi oldunuz. Yanlış yaparsanız eviniz de gider” dediler.

Ben fabrikaya geldiğimde kendimi güvende hissederken, yaşadığım konutlara gittiğimde kendimi yalnız, çaresiz hissetmeye başladım. Fabrikada başka şeyleri konuşurken, eve gittiğimde başka şeyleri konuşur hale gelmiştim. TOKİ yönetimi neredeyse 3 gün arayla oturanlarla toplantı yapar hale gelmişti.

Ben 1 Kasım seçimlerinde oyumu AKP’ye verirken, bir işçi gibi değil, TOKİ’den 15 yıl borçlanarak ev almış birisi gibi davranmak zorunda kaldım." ■ Facebook’da bir paylaşım, (19.11.2015)

TARIM, SEÇİMLER: MUSTAFA MUTLU: ÜRETEN, KÖY ENSTİTÜSÜ KURAR; TÜKETEN ''AVM'' KURAR...
...
“Bir köylü, İsmail’in içine bıçak gibi saplanan başka bir şey söyledi:
‘Sen okumuş adamsın beyim; biz senin gibi bilmeyiz ama bir şeylerin yanlış gittiğini de kendi aklımızca anlarız. 
Siz tarlayı uzaktan seversiniz ama biz mahsule dadanan haşeratı elimize alırız. 
Tarımı bitirdiler burada... 
Aylığa bağladı birileri köylüyü, oy gelsin diye... 
İki bin falan düzenli para veriyorlar ayda. Üstüne üstlük bir de yiyecek yardımı. 
Ne oldu? Tarlasını sattı rençper adam, parasını bankaya koydu. Fukaralık yardımı diye düzenli para cebinde. Ne ekersen ek, böyle düzenli para geçmez eline. Alan memnun, veren memnun... Ama tarla memnun değil. Bir de torunlarımız hesap soracak bize. Satılan tarlanın parası yetişmez hiçbirinin düğününe...’
Acıydı ama gerçekti. ‘Eli topağı yokmuş gibi üretmek yerine köylümüz, para-yiyecek yardımı alıyordu. Köleliğe giden yolda önemli bir basamak’ diye düşündü İsmail.’Önce doyur, üretmesin, sonra da üretemez olsun.’
İşin ilginci, köylünün çoğunluğu bu işten memnun...
Ölmeden az önce kısa süreliğine kendini çok iyi hissedermiş hasta... ‘Son gürlüğü’ denirmiş buna da galiba.
Necati bir gün, ‘Üretmek isteyen Köy Enstitüsü kurar. Üretmeden tüketmek isteyen ise AVM... Üretmek sonsuza kadardır; tüketmek, cümle sonuna kadar. Bir de nokta koyar birileri akıbetine’ demişti. İsmail o zaman onun dediğini anlamamış, sarhoşluktan saçmalıyor sanmıştı. Ama şimdi bu topraklarda dolaştıkça, onun bölük bulanık hatırladığı sözlerini daha bir anlamlı bulmaya başlamıştı.”
***
Bu alıntıyı, Üstün Dökmen’in “Menderes-Irmağın Gölgesi” adlı son romanından yaptım.
Ne kadar doğru, ne kadar anlamlı değil mi?
Ekonominin de siyasetin de geldiği noktayı anlatıyor...
Kitap elime hafta ortasında geçti ve bir solukta okuyup bitirdim.
Romanın konusunu anlatmayı doğru bulmuyorum.
Ancak ithafı yazarsam, sanırım konuyu da tahmin edebilirsiniz:
“Bu roman, dünyanın dört bir yanında adalet aramışlara, Sokrates’ten Dreyfus’a, Namık Kemal’den Mithat Paşa’ya, Adnan Menderes’ten Deniz Gezmiş’e, Sivrihisar’ın ve Silivri’nin tutsaklarına, Hitler’in, Stalin’in mahkemelerinde hakimlerinin yüzünü görmemiş milyonlara ve bezdiriye (mobinge) uğramışsanız size... Yani bir ırmağın gölgesini çalmakla suçlanmış herkese ithaf edilmiştir.”
***
Eğer kendinizi yalnız ve dışlanmış hissediyorsanız, mutsuzsanız...
Bu roman size iyi gelecek.

MENDERES, Irmağın Gölgesi, Üstün Dökmen, Remzi Kitabevi, 2015 Facebook’da bir paylaşım, (19.11.2015)

BÖLÜCÜLÜK: AKP ÖZERKLİĞE YEŞİL IŞIK YAKTI

Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhleri kaldırıyor mu?

AB üyeliği yolunda hükümetten yeniden reform hamlesi başlatılacağı yönünde açıklamalar gelirken, atılacak ilk adımlardan birisinin AKP ve HDP arasında tartışma konusu olan 'özerklik' olacağı konuşuluyor.

Milliyet gazetesinden Serpil Çevikcan'ın siyasi izlenimlerini aktardığı yazısında, Hükümet AB'yle tıkanan konu başlıklarını ortadan kaldırmak için 'özerklik' konusunu öncelikli gündemleri arasına almış durumda.

Buna göre, 'Kamu Yönetimi Reformu gündeme gelecek. İlk etapta Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’ndaki şerhlerin kaldırılması, yerinden yönetime geçişin önündeki engellerin temizlenmesi sağlanacak.'

Özerklik konusu AKP ve HDP arasındaki en önemli tartışma başlıklarından birisi. HDP kanadından yapılan 'özerklik ilanı ve özerklik iteği' yönündeki açıklamaların ardından yargı yoluna da gidilmişti. Tutuklamayla sonuçlanan en yakın örneklerden birisi de Diyarbakır'da yaşanmıştı.'Özerklik' açıklamalarının ardından gözaltına alınan, Sur Belediye Başkanı Seyid Narin ve Silvan Belediye Başkanı Yüksel Bodakçı tutuklandı.

Genel seçimler öncesi Başbakan Ahmet Davutoğlu ve birçok AKP'li yöneticinin özerklik karşıtı açıklamaları, akıllara 'ne değişti?' sorusunu getiriyor.

Yine AKP'nin reform adımları arasında yer alan 'Siyasi Etik Düzenlemesi' de 17-25 Aralık sürecinde politikaya karşı yaşanan güven kaybının giderilmesine yönelik bir imaj çalışması olarak değerlendiriliyor. AKP'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, ilçe başkanlarına dahi mal varlığıyla ilgili şartlar konulmasının siyasi katılıma engel  oluşturacağına yönelik eleştirileri dikkate alınıyor. Bu durumda küçük yerlerde ticaretle uğraşan kişilerin siyasete girmeyecekleri düşünülüyor. Bu nedenle, siyasetçilere denetime açık bireysel bağış hesabı getirilmesi, bağış sınırları konulması atılacak adımlar arasında. Aktif Haber, (19.11.2015)

FED KARARI SONRASI DOLAR NE DURUMDA?

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) dün yayımlanan tutanaklarının ABD’de faiz artışlarının kademeli bir şekilde devam edeceğine yönelik sinyal içermesi ile dolar, güne düşüşle başladı. Fed tutanakları öncesi dün piyasa kapanışında 2.87 lira civarında işlem gören dolar bu sabah güne 2.8590 seviyesinden başladı.

Dün akşam 2.96 civarında işlem gören sepet bazında TL aynı saatte 2.9564, 3.06 lira civarındaki euro  ise 3.0558 lira seviyesinde bulunuyor.

PİYASALARDA FED İYİMSERLİĞİ

Bir bankanın döviz masası işlemcisi, “Piyasalarda Fed iyimserliği yaşanıyor. Aslında şu anda yaşanan gelişmeyi dolarda kısa vadeli kâr satışı olarak görmek lazım. Tutanaklar Aralık ayında bir artışın sorunsuz bir şekilde ilerleyeceği mesajı da veriyor” dedi ve ekledi: ”İç tarafta ise asıl izlediğimiz konu ekonomi yönetimi. Piyasada isimlere hassasiyet var. Elbette isimler önemli kısa vadede isimlere oluşacak tepki orta uzun vadede ise atılacak adımlar ön planda olacaktır.”

Kurdaki düşüşte 100′e yaklaşan dolar endeksinin Fed tutanakları sonrası yüzde 0.4 gerileyerek yeniden 99 seviyesi civarına işlem görmesi belirleyici oldu.Melbourne’de yer alan IG Stratejisti Chris Weston “Tartışmanın artık Fed’in ne zaman faiz artıracağından 2016′da ne kadar faiz artışı göreceğimize taşınmış olduğunu görüyoruz” dedi. Karşı gazete, (19.11.2015)

Örtülü ödenek’te rekor üstüne rekor kırılıyor

Başbakanlık’tan sonra Cumhurbaşkanlığı’na da harcama yetkisi verilen örtülü ödenek bu yılın ilk 10 aylık döneminde yüzde 58 artarak 1.4 milyar liraya ulaştı

Başbakanlık’tan sonra Cumhurbaşkanlığı’na da harcama yetkisi verilen örtülü ödenek rekordan rekora koşuyor. Maliye Bakanlığı 2015 bütçe gerçekleşme sonuçlarına göre, geçtiğimiz ekim ayında örtülü ödenekten 59.9 milyon lira harcandı. Geçen yıl ekimde bu kalemden yapılan harcama 34.6 milyon liraydı.

TEMMUZ AYINDA PATLADI

Böylece bu yılın ocak-ekim aylarını kapsayan 10 aylık dönemde yapılan ve bütçede ‘gizli hizmet ödeneği’ olarak yer alan örtülü ödenek harcaması 1 milyar 395 milyon liraya ulaştı. Oysa geçen yılın tamamında yapılan harcama 1 milyar 78 milyon lira olmuştu. 2015’in 10 ayında 1.4 milyar liraya dayanan harcama sadece 2014 değil, geride kalan tüm yılların yıllık harcamalarını da aşarak yeni bir rekor kırdı.

Bu yıl örtülü ödenekten yapılan en yüksek harcama 214 milyon lirayla 7 Haziran seçimlerinden hemen sonra, temmuz ayında gerçekleşti. Geçen yıl da temmuz ayı 157 milyon liralık harcamayla örtülünün en yüksek kullanıldığı ay olmuştu. İlk genel seçimlerin yapıldığı haziran ayındaki 168 milyon liralık harcama da şubat ayının ardından bu yıl yapılan en yüksek üçüncü harcama sıralamasına girdi.

Örtülü ödenekten 2010 yılından bu yana yapılan toplam harcama ise 6 milyar 553 milyon liraya ulaştı. Henüz hesaplarda yer almayan kasım ve aralık ayı harcamaları da eklendiğinde 6 yıllık örtülü ödenek kullanımı 7 milyar liraya yaklaşmış olacak. Bu yıl hariç son 5 yılda en yüksek yıllık harcama 1 milyar 248 milyon lirayla 2013 yılında gerçekleşti. Ancak bu rakam bile bu yıl 10 ayda yapılan 1.4 milyar liralık harcamanın gerisinde kaldı.

10 AYLIK BÜTÇE AÇIĞI 6.2 MİLYAR TL

Maliye Bakanlığı, ekim ayı bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Merkezi yönetim bütçesi ekimde 7.2 milyar TL fazla verdi. Ekim ayında faiz dışı fazla 9.9 milyar TL oldu. Ocak-Ekimde bütçe açığı 6.2 milyar liraya ulaşırken, faiz dışı fazla 41.2 milyar TL olarak gerçekleşti. Ekimde bütçe gelirleri, yüzde 28.2 artarak 43.8 milyar lira, bütçe giderleri ise yüzde 1.7 azalarak 36.6 milyar lira oldu.

GİDER YÜZDE 11.5 ARTTI

Ocak-ekim döneminde ise bütçe gelirleri, yüzde 14.5 artışla 398 milyar lira, bütçe giderleri de yüzde 11.5 artışla 404.2 milyar lira olarak gerçekleşti. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, siyasi belirsizlik, küresel ekonomideki zayıf seyir, finansal dalgalanma, jeopolitik gerginliğe rağmen bütçe performansının mali disiplinden taviz verilmediğini gösterdiğini söyledi. Karşı gazete, (19.11.2015)

20.11.2015

FED UYARDI: HAZIRLIKLI OLUN

FED Başkan Yardımcısı Stanley Fischer, gelişen ekonomilerin faiz artırım sürecine hazır olmaları gerektiğini belirterek, "Hükümetlerin harekete geçtiğimizde şaşırmasını önlemek için elimizden geleni yaptık" dedi.

ABD Merkez Bankası (Fed) Başkan Yardımcısı Stanley Fischer, gelişen ekonomilerin faiz artırım sürecine hazır olmaları gerektiğini belirterek, "Gelecek verileri mercek altına almaya devam edeceğiz ve henüz kesin bir karara varılmadı, ancak piyasaların ve hükümetlerin harekete geçtiğimizde şaşırmasını önlemek için elimizden geleni yaptık" dedi. Fischer, bazı ülke merkez bankalarının, bir süredir Fed'e "artık arttır gitsin" çağrısı yaptığına dikkati çekti.

Fischer, Fed'in San Francisco Şubesi'nin düzenlediği "Farklılaşan Küresel Ekonomide Politika Zorlukları" temalı konferansta, yükselen Asya ekonomilerine ve para politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Asya'daki gelişen ülkelerin dünyanın en hızlı ve dinamik ekonomilerine sahip olduğunu ifade eden Fischer, buna karşın Çin'deki yavaşlamanın son dönemde Hindistan haricinde tüm bölgeyi etkisi altına aldığını hatırlattı.

Konuşmasının sonunda, geleceğe ilişkin değerlendirmelere yer veren Fischer, bazı belli başlı merkez bankalarının yakın gelecekte sıfıra yakın faiz oranlarından kademeli olarak uzaklaşmaya başlayacaklarını ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı:

"Asıl önemli soru, Asya ve dünyadaki gelişen ülkelerin bu sürece, potansiyel sermaye çıkışları ve piyasa ayarlamalarının büyük makroekonomik sonuçlara yol açmamasını sağlayacak kadar hazır olup olmadıkları. Gelecek verileri mercek altına almaya devam edeceğiz ve henüz kesin bir karara varılmadı, ancak piyasaların ve hükümetlerin harekete geçtiğimizde şaşırmasını önlemek için elimizden geleni yaptık, öyle ki bazı yükselen piyasa ekonomisi ve diğer ülkelerin merkez bankaları, bir süredir Fed'e 'artık arttır gitsin' diyor."

Fed Başkan Yardımcısı Fischer, para politikalarını belirleyen Federal Açık Piyasa Komite'sinde (FOMC) kalıcı oy hakkına sahip ve faiz artışına yıl bitmeden başlanmasını destekleyen üyeler arasında yer alıyor.

FOMC'nin bu yılki son toplantısı, 15-16 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek ve Fed Başkanı Janet Yellen, bu kritik toplantının ardından basın konferansı düzenleyerek, alınan kararları değerlendirecek.

Analistler, Fed'in faizleri söz konusu toplantıyla artırmaya başlama ihtimalinin oldukça yükseldiğini vurguluyor. Akşam, (20.11.2015)

YABANCI SERMAYE, SICAK PARA: YABANCILARIN TÜRKİYE'DEKİ DÖVİZ HESAPLARI YÜKSELİYOR

Türkiye'deki yüksek faiz, yabancı mevduat yatırımcılarının da ilgisini çekiyor. Bankaların dışarıdan kullandıkları kredilerde azalma yaşanırken, yabancıların Türkiye'deki döviz tevdiat ve TL mevduatı yükseliyor.

Merkez Bankası verilerine göre, bankaların yurtdışından kullandıkları kısa vadeli krediler, 2014 yıl sonuna göre yüzde 38.2 azalışla 29.8 milyar dolara gerilerken, yurtdışı yerleşiklerin Türkiye'deki bankalarda açtıkları döviz tevdiat hesaplarının toplamı yüzde 15.5 artışla 15.2 milyar dolara tırmandı.

Bu dönem içinde, banka mevduatı yüzde 19.1 artışla 25.2 milyar dolara ve yurtdışı yerleşiklerin TL cinsinden mevduatları da yüzde 6.7 artarak 14.3 milyar dolara yükseldi.

Türkiye'nin kısa vadeli dış borç stoku da, Eylül sonu itibariyle 2014 sonuna göre yüzde 8.8 azalışla 121.1 milyar dolara çekilirken, bu dönemde, bankalar kaynaklı kısa vadeli dış borç stoku yüzde 11.9 azalarak 84.4 milyar dolara, diğer sektörlerin kısa vadeli dış borç stoku da yüzde 0.4 azalarak 36.5 milyar dolara geriledi.

Borçlu bazında incelendiğinde, tamamı kamu bankalarından oluşan kamu sektörünün kısa vadeli borcu 2014 yıl sonuna göre yüzde 14.1 azalarak 15.4 milyar dolara gerilerken, özel sektörün kısa vadeli dış borcu yüzde 7.9 azalarak 105.5 milyar dolara indi. 16.11.2015 Cumhuriyet, (20.11.2015)

SİLAH SANAYİİ: ABD'Lİ SİLAH ŞİRKETLERİ KASALARINI DOLDURDU

Ortadoğu'da özellikle Suriye'de yaşanan iç savaş nedeniyle, silah şirketleri karlarını artırdı.

Dünyanın bir numaralı silah üreticisi ABD'nin en büyük beş silah ve savunma şirketinin piyasa değeri, Arap Baharı ve Suriye savaşı süresince büyük artış gösterdi.

Silah ve savunma şirketlerine ait hisselerin, Paris'te yaşanan terör olaylarının ardından ciddi değer kazanması, bu firmaların son yıllardaki borsa performansını gündeme getirdi.

AA muhabirinin derlediği bilgilere göre, ABD savunma sanayisinin önde gelen firmalarından Lockheed Martin ve Northrop Grumman'ın New York Borsası'nda işlem gören hisseleri, Arap Baharı'nın başladığı Aralık 2010'dan bu yana sırasıyla yüzde 222 ve yüzde 230'a yakın değer kazandı.

Verilere göre, Aralık 2010'da yaklaşık 69 dolardan işlem gören Lockheed Martin hisseleri, dün itibarıyla 222 doları aşarak, tüm zamanların rekorunu kırdı. Şirketin piyasa değeri de hisselerin yüzde 200'ü aşkın değer kazanmasına paralel olarak 24 milyar 700 milyon dolardan 68 milyar 180 milyon dolara yükseldi.

Benzer şekilde Northrop Grumman hisseleri, aynı dönemde 57 dolardan 188 dolara kadar yükselirken, şirketin piyasa değer de yüzde 89,5 artışla 34 milyar dolara ulaştı.

- Raytheon, Boeing ve General Dynamics hisseleri de sert yükseldi

Martin Lockheed ve Northrop Grumman'ın güçlü borsa performansını, yüzde 162 değer kazanan Raytheon takip etti.

Dünyanın en büyük güdümlü füze üreticisi Raytheon'un hisseleri, Aralık 2010'da 47 dolardan alıcı bulurken, dün itibarıyla 123'ü doları geride bıraktı. Şirketin piyasa değeri de söz konusu dönemde, 16 milyar 890 milyon dolardan 37 milyar 110 milyon dolara yükselerek yüzde 120 artmış oldu.

Borsada en çok değer kazanan büyük Amerikan savunma şirketleri listesinin dördüncü ve beşinci basamağında ise Boeing ve General Dynamics yer aldı.

Bir diğer savunma şirketi Boeing'in hisseleri, Aralık 2010'da 64,6 dolar seviyesinde seyrederken, dün 148,28 dolardan kapandı. Böylece hisseleri yüzde 130 prim yapan şirketin, piyasa değeri de yüzde 116 artarak 99 milyar 350 milyon dolara çıktı.

General Dynamics hisseleri ise yüzde 114 artışla 66,8 dolardan 143 dolara kadar yükselerek, şirketin piyasa değerini 24 milyar 700 milyondan 45 milyar 430 milyon dolara taşıdı.

- Uluslararası satışları da istikrarla arttı

Son 5 yıldaki borsa performansları dudak uçuklatan bu şirketlerin, aynı döneme ait satış rakamları için ise benzer oranlarda yüksek bir başarıdan söz edilmiyor. Bu durumun, özellikle ABD hükümetinin savunma harcamalarını, 2011'de yürürlüğe giren Bütçe Kontrol Yasası çerçevesinde ciddi şekilde azaltmasından da kaynaklandığı belirtiliyor.

Buna rağmen, dünyanın en büyük savunma şirketi Lockheed Martin'in yıllık finansal raporları 2010, 2011 ve 2012 yıllarına ilişkin satışların, ABD'deki bütçe kesintisine rağmen arttığını ortaya koyuyor. Şirket, 2009'da 43 milyar 995 milyon dolarlık satış yaparken, bu rakamlar sonraki 3 yılda sırasıyla 45 milyar 671 milyon dolara, 46 milyar 500 milyon dolara ve 47 milyar 182 milyon dolara yükseldi.

Şirketin, 2009'da toplam satış gelirinin yüzde 15'ine tekabül eden uluslararası satışların, 2010'da yüzde 17'ye çıkması ve sonraki iki yılda bu seviyede kalması, satışlardaki artışın yurt dışı kaynaklı olduğuna işaret etti.

Diğer 4 şirketin 2010-2014 yıllarına ilişkin bilançoları karışık sonuçlar ortaya koysa da uluslararası satışların genelde artış göstermesi dikkati çekti. Raytheon'un uluslararası satışlardan elde ettiği gelirin toplam satışlara oranı, 2010'da yüzde 23 iken, sonraki yıllarda düzenli şekilde artarak 2014'te yüzde 29'a ulaştı.

Benzer şekilde General Dynamics'in uluslararası satışlardan elde ettiği gelirler, 2010'da 6 milyar dolarla toplam satış gelirlerinin yüzde 18'ini oluştururken, 2014'te 7,6 milyar dolara yükselerek yüzde 25'ine çıktı.

- 2015'te artan gerilimler talebi artırdı

Dünyadaki jeopolitik gerilimlerin bu yıl yeniden artması, satışları son bir iki yılda düşüş eğilimine giren silah şirketlerine yaradı.

Pentagon verilerine göre, ABD'li savunma şirketlerinin bu yılın ekim ayına kadarki uluslararası satışları, 46 milyar 600 milyon dolarla rekor kırdı.

ABD Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, Suudi Arabistan'a yaklaşık 1,3 milyar dolarlık silah satışına onay verildi. ABD yönetimi, mayıs ayında da İsrail'e 1,9 milyar dolarlık silah satışı yapılmasını kabul etmişti.

- Arap Baharı ve Suriye iç savaşı

Aralık 2010'da Tunus'ta başlayan Arap Baharı kısa sürede tüm Orta Doğu'ya yayılmış ve Suriye halkı da demokratik reform, özgürlük ve siyasi tutukluların serbest bırakılması talebiyle sokaklara dökülmüştü.

Başlangıçta halkın taleplerini karşılamakta yetersiz kaldıklarını kabul eden Devlet Başkanı Beşşar Esed, barışçı protesto hakkını tanıyarak, ülkede 48 yıldır süren olağanüstü hali sona erdirmiş ve Suriye Devlet Yüksek Güvenlik Mahkemesi'ni lağvetmişti.

Ancak, güvenlik güçlerinin 18 Mart 2011'de Dera'da göstericilere ateş açması nispeten barış ortamında süren gösteriler için bir dönüm noktası oldu.

Rejim karşıtı protestoların giderek yaygınlaşması üzerine Suriye ordusu Dera, Banyas, Humus ve Şam'da göstericilerin yoğun olarak yaşandığı yerleri bombalamaya başlamasıyla ülke halen süren iç savaşa sürüklendi. trt haber, (20.11.2015)

21.11.2015

KAYNAK KULLANIMI, ÇEVRE: KAŞ'TAKİ RANT KAVGASI MECLİS'TE

Antalya'nın Kaş ilçesinde Çukurbağ Yarımadası'nda bulunan doğal sit alanındaki 120 dönüm zeytinlik arazinin niteliğinin değiştirilerek 'tarla'ya dönüştürülmesi TBMM'ne taşındı. CHP Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a yakınlığıyla tanınan iş adamlarına ait olan arazinin imara açılabilmesi için yapılan cins değişikliğiyle ilgili meclise verdiği soru önergesinde, "Zeytinlik alanbir günde nasıl tarla oldu? Zeytinlik alanın betonlaşmasına izin verilmesi, Bakanlığın hedefleri ile çelişkili bir karar değil midir?" diye sordu.

BAKAN'A 'ZEYTİNLİK BİR GÜNDE NASIL TARLA OLDU?' SORUSU

CHP Antalya Milletvekili Çetin Osman Budak, Kaş Çukurbağ Yarımadası’ndaki doğal sit alanında bulunan zeytinli tarla niteliğindeki arazinin yapılaşmaya açılabilmesi için cins değişikliğine gidilerek 'tarla' vasfına dönüştürülmesine tepki gösterdi. Konuyla ilgili haberimizin ardından gündeme gelen gelişme üzerine Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Kutbeddin Arzu'nun yanıtlaması istemiyle TBMM'ne soru önergesi veren Budak,"Zeytinlik alan bir günde nasıl tarla oldu? Zeytinlik alanın betonlaşmasına izin verilmesi;  Bakanlığın hedefleri ile çelişkili bir karar değil midir?" ifadelerini kullandı.

YANDAŞLARA MİLYONLARCA LİRALIK KAZANÇ YOLU AÇILDI

Bir bölümü zeytinlik geri kalanı ise arkeolojik sit alanı olan 150 dönümlük arazinin yapılaşmaya açılabilmesi için niteliğinin değiştirildiğine dikkat çeken CHP'li Budak, önergesinde şu ifadelere yer verdi:

"Zeytinlik bölgesi ile ilgili bir ay gibi kısa bir süre içinde birbiriyle çelişen iki farklı karar alındığı, ikinci başvurunun ise aynı gün talep doğrultusunda yanıtlandığı, ‘zeytinli tarla’ niteliğinin ‘tarla’ olarak değiştirildiği görülmüştür. Bir yandan kamu spotlarıyla yurttaşlarda tarım alanlarını koruma bilinci oluşturulmaya çalışılırken, bir yandan da bir günde yapılan nitelik değişimi yoluyla, zeytinlik alanların betonlaşmasının önü açılmakta, yandaş arazi sahiplerine milyonlarca liralık kazancın yolunun açılmaktadır."

İLÇE TARIM MÜDÜRLÜĞÜ İLK BAŞVURUYU NEDEN REDDETTİ?

Kaş İlçesi Merkez Mahallesi’nde bulunan 46 ada 48 nolu parseldeki zeytinli tarla niteliğindeki taşınmazın nitelik değişimi ile ilgili ilk başvurunun yapıldığı tarih ve başvuruya verilen yanıt konusunda Bakanlık'tan bilgi isteyen Budak, "Kaş İlçe Tarım Müdürlüğü,  25 Ağustos 2014 tarihinde nitelik değişikliğini hangi gerekçe ile uygun bulmamış ve nitelik değişimi talebini reddetmiştir?" diye sordu.

'BİR GÜNDE NASIL İNCELEME YAPILIP KARAR VERİLDİ?'

Yaklaşık bir ay sonra ikinci başvurunun yapıldığı ve aynı gün nitelik değişiminin yapıldığının altını çizen Budak,"Söz konusu taşınmazın nitelik değişimiyle ilgili 24 Eylül 2015’te ikinci başvuru üzerine ve aynı gün ‘zeytinli tarla’ vasfının, ‘tarla’ olarak değiştirilmesinin gerekçesi nedir? Bu değişim kararından nasıl bir yarar beklenmektedir? Yaklaşık bir aylık sürede hangi koşullar değişmiştir ki, nitelik değişimi talebi kabul edilmiştir? Söz konusu alanın niteliğiyle ilgili bir günde nasıl inceleme yapılmıştır? İnceleme yapılmadan mı karar verilmiştir? Bakanlığınızın, zeytinlik alanların niteliği veya cins değişikliği ilgili başvuruları bir günde yanıtlaması olağan bir durum mudur?" sorularına yanıt istedi.

'BAKANLIĞIN ÖNCELİĞİ ZEYTİNLİKLERİ KORUMAK DEĞİL Mİ?'

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın konuyla ilgili görevliler hakkında bir soruşturma açıp açmadığı sorusunu gündeme getiren Budak, önergesinde ayrıca şu sorulara yanıt verilmesini istedi:

"Böyle bir soruşturma yapılmamış ise bu sürecin incelenmesi ya da soruşturulmasını sağlayacak mısınız? Bakanlığınızın önceliği tarım ve zeytinlik alanlarının korunması değil midir? Nitelik değişimi; Bakanlığın hedefleri ile çelişkili bir karar değil midir? Zeytinlik alanın betonlaşmasına izin verilmesi, Bakanlığın hedefleri ile çelişkili bir karar değil midir?"

MİMARLAR ODASI KAŞ'I YAKIN TAKİBE ALDI

Kaş'taki korunan alanların imara açılması girişimlerine bir tepki de Mimarlar Odası Antalya Şubesi'nden geldi. Konuyla ilgili yapılan açıklamada, Mimarlar Odası Antalya Şubesi'nin, Kaş Çukurbağ Yarımadası ve Limanağzı bölgelerindeki sit alanlarını da içine alan 1/25 binlik çevre düzeni planının yakından izleyeceği kaydedilerek, özetle şu ifadelere yer verildi:

"Bu gelişmeler sırasında yaşanabilecek olumsuzluklar konusunda Kaş sivil toplum örgütleri, Kaş halkı ve esnaflarmca yapılacak eylem ve girişimlere, Göynük, Kındılçeşme ve Phaselis imar planı değişikliklerine karşı, Kemer esnafı ve halkının eylem ve girişimlerine nasıl destek olmuşsak, aynı destek Kaş sivil toplum örgütleri ve halkına da verilecektir." Yusuf Yavuz, odatv, (21.11.2015)

EKONOMİ, TÜRKİYE: EKONOMİDE GÜVEN OLUŞMADI

Ekonomide piyasa tabiri ile, ''yaprak kımıldamıyor.'' Buna rağmen  yeteri kadar tartışılmıyor. Çünkü siyasetin, Suriye ve IŞİD'in, terörün toplumsal maliyeti daha yüksek olmaya başladı. Ekonomik sorunlar ikinci plana kaldı.

Temennimiz hiç bir sorun olmasın. Ancak söylemesek de ekonomik sorunları yaşıyoruz. Özellikle işsizlik ve geçim derdi, yaklaşık her iki aileden birisini vuruyor.

Tek parti iktidarı da bu konjonktürü değiştirmedi. Bu sonucu yaratan temel neden, 13 yıldan beri uygulanmakta olan politikalardır. Bu politikaları uygulayan aynı parti iktidarının güven vermesi için, iktisat politikalarını yeni bir yaklaşım içinde ele alması gerekir.

Bunların başında, bugüne kadar cari açığa neden olan ve bu nedenle 450 milyar dolardan fazla kaynak kaybımıza yol açan dalgalı kur sistemi değişmelidir. Kontrollü kur sistemine geçilmelidir.

Dalgalı kur sisteminin çalışması için, elverişli bir piyasa ve altyapı olması gerekir. Türkiye'de gerekli piyasa şartları oluşmadan, 2001 yılında dalgalı kur sistemine geçilmiştir. IMF ve bu sistemi getirenler 2000 yılı için Türkiye'ye bu sistemin tam tersi ''Sabit kur rejimi''ni önermişlerdi. 2001 krizi olunca dalgalı kuru önerdiler. Daha doğrusu şart koştular.

Dalgalı kur sistemi Türkiye sömürü düzeninin bir aracı oldu.

Teoride dalgalı kur sistemi kurları otomatik dengeye getirir. Yani millî paranın değer kazanması (kurların düşük kalması) sonucu cari açık olursa, döviz ihtiyacı ve döviz talebi artacak ve bu nedenle kurlar artacak dengeye gelecekti. Millî paranın düşük kalması ile ortaya çıkan cari fazla olursa, bu defa tersi çalışacaktı.

Ne var ki Türkiye'de bu sistem çalışmadı... Çünkü:

1) Sıcak para önce kur baskısı yarattı. Ekonomi dışa bağımlı üretim yapısı kazandı. Kur artınca da bu bağımlı yapı, sistemi çalıştırmadı.

Kontrolsüz sıcak para girişi cari açıktan daha fazla olunca döviz fiyatları üzerinde baskı oluşturdu ve kurlar düşük kaldı. Düşük kur ithalatın artmasına ve üretimin içeride üretmekten daha ucuza gelen ithal ara malı ve ham maddeye bağımlı hale gelmesine neden oldu.

Ayrıca 2012 yılına kadar, Merkez Bankası ve ekonomi yönetimi enflasyonla mücadele için düşük kur politikası uyguladı. MB kur artışına sert müdahale etti. Kur düşüşüne etmedi.

Türkiye'ye gelen sıcak para ve yabancı sermaye hız kesince ve aynı zamanda ABD Doları dünyada artmaya başlayınca, kurlar arttı. Ancak bu defa da üretim ithalata bağımlı olduğu için cari açık devam etti.

2) Dolarizasyon dalgalı kur sisteminin çalışmasını engelledi.

Türkiye'de döviz girişi ve çıkışı dışında, halkın döviz tutması döviz arz ve talebini etkiliyor. Türkiye'de döviz yalnızca ihtiyaç için değil, aynı zamanda bir tasarruf aracı olarak tutuluyor. Yine istikrar sorunu nedeniyle ve devalüasyon beklentisi ile de döviz tutuluyor.

3) Vadeli döviz işlemleri piyasası gelişmemiştir.

Türkiye'de finansal piyasalar yeteri kadar gelişmemiştir. Kur riskine karşı koruma sağlayacak enstrümanlar dün hiç yoktu. Bugün ise yetersizdir. Örneğin "Vadeli Döviz İşlemleri" piyasaları gelişmemiştir. Vadeli döviz piyasası kurlarda aşırı dalgalanmayı engeller.

4) Finansal piyasalarda rekabet koşulları oluşmamıştır.

Dalgalı veya serbest kur politikası için, döviz arz ve talebinin dengede oluşmasını sağlayacak piyasa yapısının ve piyasa şartlarının olması gerekir. Kısa vadeli dış borcunun yüksek olduğu, iç tasarrufların yetersiz olduğu ve kamu açıklarının kısmen döviz hamili veya dövize endeksli devlet kağıtlarıyla kapatıldığı ekonomide döviz arz ve talebinin serbestçe oluşması beklenemez.

Bu nedenlerle dalgalı kur sistemi başarısız olmuştur. Üstelik ekonomi de aşırı kırılgan olmuştur.

Türkiye'nin şartlarına "kontrollü kur sistemi" uyar. Öncelikle bu sisteme geçmek zorundayız. Esfender Korkmaz, Yeniçağ, (21.11.2015)

ALTIN: BİN DOLARIN ALTINDAKİ ALTINA HAZIR OLUN

Güvenli liman ‘altın’ FED’in faiz artışı ve doların kıymete binmesi ile değer kaybedecek.

1 Ons altın 6 yıl 1000 doların üzerinde tutunduktan sonra, 3 basamaklı fiyata düşecek.

ABD’de Fitch Group’un bir birimi olan BMI Research’e göre, altın, FED’in faiz artışına gitmesi ve doların değer kazanması ile birlikte, 2016 yılının ilk yarısında 1 Ons altının 1000 doların altına inebileceği tahmininde bulundu. BMI’nın emtia araştırma küresel başkanı John Davies, kademeli sıkılaştırma beklentilerinin, fiyatların 1000 dolar civarına ve üzerine geri dönmesi ile birlikte, düşüşü yavaşlatacağını söyledi. Altın; Singapur saati ile 13:47’de Ons başına 1,077.10 dolar seviyesinde işlem görüyordu.

10.5 aylık kayıp %9

Altın; 2015 yılında, FED politika yapıcılarının 2006’dan bu yana ilk faiz artışı için hazırlanmaları ile birlikte, yaklaşık yüzde 9 değer kaybetti ve beş yılın en düşük seviyesine indi. Yüksek faizler, yatırımcısına faiz ödemeyen altının cazibesini azaltıyor. Yatırımcıların büyük bölümü, FED’in Ekim ayı toplantı tutanaklarının yayınlanmasının ardından, Aralık ayında faiz artışına gidilmesini bekliyor. Goldman Sachs Group Inc., geçen ayki değerlendirmesinde, Aralık ayındaki olası faiz artışının altına zarar vereceğini kaydetti.

Faiz 3 kez inerse

John Davies, Singapur’da Çarşamba günü verdiği mülâkatta, “Açık bir şekilde, 1000 dolar test edilecek, ancak, bu seviyenin çökeceğini, ille de çökeceğini düşünmüyoruz,” dedi ve “Gelecekteki faiz artışlarının çoğu fiyatlara yansıdı, bu yüzden, faiz artışını gördüğümüzde, ani bir reaksiyon olacağını sanmıyorum” şeklinde görüş bildirdi.  Spot altın; Çarşamba günü Ons başına 1,064.55 dolar ile Şubat 2010’dan bu yana en düşük seviyesini gördü. Yatırımcıların ellerindeki altın varlıklarını azaltması ve dolardaki yükselişin etkisiyle üst üste üçüncü yılı da düşüşle geçmeye yönelen altın, bu yıl şimdiye kadar ortalama 1,172 dolar civarında seyretti. FED’in Aralık toplantısında 25 baz puan faiz artıracağı ve bunu 2016 yılında 75 baz puanlık artışın izleyeceği tahmininde bulunan, BMI’nın emtia araştırma küresel başkanı John Davies, “Ortalama fiyatlar 2016 ve 2017’de düşecek ve BMI gelecek yıl için fiyat tahmini olan 1,150 doları düşürebilir” dedi. Davies’in faiz artışı tahmini, Morgan Stanley’in Piyasa İmalı Faiz Artırım Hızı Endeksi ile de uyumu. Bu endekse göre, FED, gelecek yıl 3 kez 25 baz puanlık faiz artışına gidecek.  John Davies, “Eğer faiz artışı bundan daha hızlı ya da daha agresif olursa, altında daha da büyük bir düşüş meydana gelebilir,” dedi ve “Altın fiyatlarına ilişkin bizim görüşümüz, gelecek yıl kademeli faiz arttırılacağı beklentisini baz alıyor” şeklinde görüş bildirdi. Goldman’ın 21 Ekim’deki raporunda yer verdiği tahminlere göre, 1 Ons altın, faiz artışı ile birlikte, altı ayda 1050 dolara ve bir yıl içinde 1000 dolara inebilir.

Düşüş bu hafta başlayabilir

New York merkezli hedge fonu Galtere Ltd.’nin kurucusu Renee Haugerud, Bloomberg’e değerlendirmede bulunurken, “Bu hafta, altın, yükselen dolarla birlikte, 900 dolar ila 1,000 dolar bölgesine düşebilir” dedi. Oversea-Chinese Banking Corp., Perşembe günkü bilgilendirme notunda, “FED’in Ekim toplantısının zabıtları; muhtemelen, gelecek ay faiz artışına gidileceği beklentilerini güçlendirecek ve altın fiyatlarını aşağı çekecek,” dedi. Singapur merkezli bankanın uzmanları arasında, Bloomberg’in sıralamasına göre, üçüncü çeyrekte en doğru altın fiyat tahmininde bulunan Barnabas Gan da yer alıyor. Yeniçağ, (21.11.2015)

22.11.2015

BOP, IŞİD: ABD, IŞİD'LE MÜCADELEDE NE KADAR SAMİMİ?


ABD’nin IŞİD’le mücadelede samimi olmadığını, IŞİD’i bahane olarak kullanarak Suriye için Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) senaryosunu hayata geçirdiğini 30 Eylül’de Rus hava operasyonları başladığında gördük. ABD’nin aylardır yapamadığını Rusya bir iki günde yaptı.

Ama dilerseniz bunun daha ötesini, IŞİD’in bizzat ABD tarafından oluşturulan bir terör örgütü olduğunu ifade eden haberleri yorumsuz bir şekilde vermeye çalışalım.

Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernandez, ABD Başkanı Obama’nın da bulunduğu BM Toplantısı’nda, bizzat Obama’ya seslenerek şunları söyledi:

“Geçen yıl toplandığımızda Esad rejimini terörist olarak değerlendirip ona karşı olanları devrimci görüp desteklediniz; şimdi ise dün "devrimci" dedikleriniz Radikal İslamcılara karşı savaş açmış durumdasınız… IŞİD ve El Kaide'nin elindeki silahların izini kim sürebilir? Büyük güçler çok kolay dost ve düşman kavramını değiştiriyor. Teröristler dost oluyor, dostlar ise terörist…”

“Arap Baharı'nı Tunus, Libya ve Mısır'da başlatarak radikal İslamcıları kendi elinizle orada iktidara getirdiniz. Bölge haklarının özgürlüklerini gasp ettiniz. Bugün burada IŞİD'e karşı bir BM kararı çıkarmak üzere toplandık oysa IŞİD'in bazı BM Güvenlik Konseyi ülkelerinin gözetiminde dostları tarafından kurulup beslendiğini herkes görüyor.”

Takvim Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergün Diler, IŞİD’in çuvalcı paşa olarak bilinen David Petraus tarafından organize edildiğini yazdı (Haziran 2014).

Bu haber Alman basınında da gündeme oturdu. Alman basını, Amerikan Güvenlik Kurumu NSA’nın IŞİD’i yaklaşık 3 yıldır izlediğini ve liderlerinin tüm telefon görüşmelerini dinlediğini, hatta Musul’u işgal etmeden bu bilgiye sahip olduğunu ortaya koydu.

Habere göre, CIA'ya aktarılan bu bilgilerin 'top secret' olarak kaldığı ve kesinlikle başka ülkelerle paylaşılmaması konusunda karar alındığı belirtildi. Bilgilerin büyük bir kısmının yok edilmesine karar verildi. Müttefiklerine bu konuda bilgi vermeyen ABD'nin, 'IŞİD ve David Petraeus' bağlantısı nedeniyle bu seçeneği tercih ettiği belirtildi.

Haberde şu bilgilere de yer verildi: IŞİD'in lideri Ebu Bekir Bağdadi, terör bağlantılarına rağmen 2009 yılında ABD'liler tarafından serbest bırakılmıştı. Irak'taki Bucca Cezaevi'nden çıkarken, kampın başındaki Amerikalı komutana, "Sizinle New York'ta görüşeceğiz" demesi de, Petraeus'la olan bağlantısının bir başka kanıtı olarak gösterildi.

17 Ağustos 2014 yılında gazetelere yansıyan ABD Ulusal Güvenlik Dairesi eski çalışanı Edward Snowden’in IŞİD ile alakalı yaptığı çarpıcı açıklama da kayda değer…

Snowden şu önemli bilgileri vermişti:

“IŞİD’in arkasında ABD, İngiltere ve İsrail istihbarat servisleri var.”

“ABD, İngiltere ve İsrail istihbarat servisleri dünyadaki tüm terörü “eşek arısı yuvası” isimli bir strateji ile bir araya toplamaya çalışıyor.”

“IŞİD lideri Ebubekir El-Bağdadi bir yıl boyunca, Mossad tarafından yoğun bir askeri ve dini eğitimden geçirildi.”

ABD merkezi haber alma teşkilatında (CIA) üst kademe memur olarak çalışan Steven Kelley de, Press TV’ye verdiği röportajda şu açıklamalarda bulundu: “IŞİD tamamen uydurma bir düşmandır. IŞİD, ABD ve ortakları tarafından finanse ediliyor. ABD’nin IŞİD’e saldırı yapması gerektiğini düşünenlere söylüyorum; tamamen gereksiz bir hamle. Çünkü onları biz yarattık, biz kontrol ediyoruz.”

CIA üst kademe memuru Steven Kelley sözlerini şu cümlelerle tamamladı; “Eğer ABD, IŞİD’i yok etmek isteseydi para kaynağını bitirirdi ve örgütün oluşmasında, örgüte katkı sağlanmasında etkili olan kişilerin icabına bakardı.” (Eylül 2014)

2 Eylül 2014 tarihinde Global Research sitesi yayınladığı analizde şu değerlendirmeyi yaptı: “ABD, her ne kadar bu gruba karşı mücadele verdiğini ilan ediyorsa da gerçekte, bu problemin şekillenmesindeki esas faktör kendisidir. IŞİD’in asıl tasarımcısı ABD Eski Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’dir… IŞİD’in bölgede anormal ve barbarca bir imaj yaratması üzerine ABD de, Ortadoğu’da zedelenen imajını yeniden düzeltmeye ve aynı zamanda bölgede bulunmasını gerekli göstermeye çalışıyor.”

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesut Cezairi,  IŞİD’in ABD istihbarat teşkilatı CIA tarafından kurulduğunu ve elinde resmi belgeler olduğunu ilan etti. (19.12.2014)

Jeopolitik uzmanı ve stratejik risk danışmanı Amerikalı William Engdahl, Russia Today gazetesinde yayınlanan makalesinde IŞİD militanlarının Ürdün'de CIA tarafından eğitildiğini ve finansmanı da Körfez ülkelerinin sağladığını ifade etti. (24.06.2014) Engdahl değerlendirmesinde, “Ortaya çıkan detaylar IŞİD'in CIA ve Pentagon tarafından dünyanın en büyük ikinci petrol ülkesi Irak'ı istikrarsızlaştırmak ve Suriye'de düzeni sağlamak için yürütülen politikaları geçersiz kılmak üzere desteklendiği izlenimini uyandırıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapmış Andrew Doran, "National Review" dergisinde bazı IŞİD militanlarının Amerikan pasaportunun olduğunu yazdı.

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura