Diğerleri > Sis Çanı
01-01-2014
NELER OLDU 19-24 KASIM 2013 (Atatürk, AB, yabancı sermaye, seçimler, ahlak, altın, bölücülük, UÖŞ, AKP, Cemmat, medya, çevre)

Cihan Dura

1.1.2014


19.11.2013 

 

ATATÜRK’E SAYGISIZLIK: DİN ÖĞRETMENİNDEN ATATÜRK'E AĞIR HAKARET!

 

Edirne'de bir okulda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni olarak görev yapan Ahmet A.'nın yargılanmasına başlandı. Mahkemenin dinlediği bir öğrenci, "Öğretmen ile öğrenciler arasında tartışma çıktı. Tartışma kızışınca öğretmenimiz 'Atatürk faşisttir, kafa taşçıdır. Hitler ile aynı düşüncededir’ diye açıkça söyledi" dedi.

EDİRNE’de görev yaptığı ilköğretim okulunda öğrencilere ders verdiği sırada Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret ettiği iddiasıyla 1-3 yıl hapis istemiyle tutuksuz yargılanan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmeni, 37 yaşındaki Ahmet A., yargılanmaya başlandı. Savunmasında Atatürk’e hakaret etmediğini ve tek hatasının yaş olarak küçük öğrencilere anlayabilecekleri kapasitenin üzerinde bir şeyler ifade etmeye çalışmak olduğunu söyledi.

Öğretmen Ahmet A., hakkında geçen Mayıs ayında görev yaptığı 75’nci Yıl İlköğretim okulundaki dersinde 'Atatürk’ün hatırasına alanen hakaret’ ettiği iddiasıyla Edirne 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’ne 1-3 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Edirne 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmaya tutuksuz yargılanan Ahmet A., avukatı Turhan Tutumlu ile tanık öğrencilerin bir bölümü katıldı. Duruşmada savunma yapan öğretmen Ahmet A., Atatürk’e hakaret etmediğini öne sürerek, kendisini şöyle savundu:

"Irkçığın kötü bir şey olduğundan bahsettim. Öğrencilerin beyanlarında geçen Atatürk Mimar Sinan’ın kafatası ölçtürmüş şeklindeki sözlerin asıl anlamı; yabancıların Mimar Sinan’ın Türk olmadığını, mutlaka Hıristiyan ve Avrupa kökenli olduğu yönündeki iddiaları çürütmek için ‘Atatürk zamanında Mimar Sinan’ın Türk olduğunu kanıtlamak için kafatasının mezardan çıkartılarak ölçüldüğünü söyledim. Eğer ‘Ne Mutlu Türküm’ sözü ırkçılık olarak anlaşılırsa bu sözün sahibinin ırkçı ve faşist olarak değerlendirilmesi gerekirdi. Atatürk, yanlış anlaşılırdı, faşist anlaşılabilirdi. Oysa; ’Böyle bir durum söz konusu değildir’ dedim. Benim hatam; yaş olarak küçük olan öğrencilere anlayabilecekleri kapasitenin üzerinde bir şeyler ifade etmeye çalışmam ve onların bunu yanlış anlamalarıdır."

"Ceza Alırsam Ertelensin"

Atatürk’e hakaret etmediğini ifade ederek mahkemeden beraat edilmesini isteyen sanık Ahmet A., mahkemenin ceza vermesi durumunda ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul edeceğini söyledi.

Mahkeme Öğrencileri Dinledi

Duruşmaya katılan öğrenciler ise, öğretmenleri Ahmet A.’nın Atatürk’e hakaret ettiğini öne sürdü. 75’nci Yıl İlköğretim Okulu 7/A sınıfı öğrencisi 14 yaşındaki O.A., ifadesinde "Öğretmen ile öğrenciler arasında tartışma çıktı. Tartışma kızışınca öğretmenimiz 'Atatürk faşisttir, kafa taşçıdır. Hitler ile aynı düşüncededir’ diye açıkça söyledi" dedi. Tanık olarak dinlenen öğrenci O.D. de ifadesinde öğretmeni Ahmet A.’nın ırkçılıktan bahsederken Atatürk’e 'faşist’ dediğini öne sürerek, "Öğretmenimiz laf arasında birkaç kez 'Atatürk kafa taşçıdır, faşisttir, Hitler gibi düşünmektedir’ dedi. Ben öğretmenimizin Atatürk’e faşist dediğini kesinlikle duydum" dedi.

Tanık kız öğrencilerden A.İ.K., "Öğretmenimiz Atatürk’ün ırkçı olduğunu, faşist olduğunu, kafa taşçı olduğunu, Mimar Sinan’ın kafasını ölçtürdüğünü söyledi. Sonra tartışmalar büyüdü. Bunun üzerine bizde hep birlikte panoya ’Ne Mutlu Türküm Diyene’ diye yazdık ve Atatürk’ün resmini yapıştırdık" diye konuştu.

Diğer Öğrenciler De Dinlenecek

Savunma ve tanıkların dinlenmesi ardından mahkeme heyeti duruşmayı diğer tanık öğrencilerin dinlenmesi için erteledi. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Ahmet A.’ya destek olmak için gelen yaklaşık 20 kişilik grup, duruşma salonu önünde bekleyerek destek olurken, adliyeden de birlikte çıktı. Adliye çıkışı gazetecilere bilgi veren Avukat Turhan Tutumlu, "Dersteki açıklamaları çocukların seviyelerinin üzerinde olduğu için yanlış anlaşılmıştır. Atatürk’e hakaret kastı bulunmamaktadır ama öyle algılanmaktadır. Bu nedenle yargılanmaktadır, biz beraat edeceğini düşünüyoruz. Herhangi bir suç kastı da yoktur" dedi. ■ Cumhuriyet, (19.11.2013)

AB: TÜRKİYE'Yİ İSTEMİYORUZ

CSU, Türkiye'nin tam üyeliğine karşı çıktığını ve koalisyon sözleşmesine, üyeliği destekleyen bir ifadenin yer almasını engelleyeceklerini bildirdi

Alman Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi (CSU), Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin tam üyeliğine karşı olduğunu tekrarladı.Düsseldorf'ta yayımlanan "Rheinische Post" gazetesine konuşan CSU Genel Başkan Yardımcısı Christian Schmidt, Almanya'da Hrıstiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) arasında müzakereleri devam eden koalisyon sözleşmesin Türkye'nin AB'ye tam üyeliğini destekleyen bir ifadenin yer almasını engelleyeceklerini söyledi.

2005'ten bu yana Federal Savunma Bakanlığı'nda müsteşarlık görevinde bulunan Milletvekili Christian Schmidt, demecinde, "Türkiye, AB'ye üye olmak için gereken teorik olgunluktan çok uzaktadır ve öyle de kalacaktır. CSU bundan dolayı Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğine karşı çıkmaktadır" görüşünü savundu. "Eşit olmayan şartları zorla denkleştirmeye çalışmaktan vazgeçilmedir" çağrısında bulunan Christian Schmidt, Türkiye'nin başta temel haklar ve azınlıkların korunması olmak üzere Avrupa değerlerinden uzaklaştığı görüşünü dile getirdi.

Türkiye'nin güneydoğusuna konuşlanan NATO'ya ait Patriot hava savunma sisteminin görev süresinin uzatılması talebine de değinen Schmidt, "Talebi anlayışla karşılıyoruz. Ancak buna karşılık Türkiye'nin Ortadoğu'daki anlaşmazlıkların çözümünde geçmişte olduğundan daha fazla yapıcı bir rol üstlenmesini bekliyoruz" dedi. ■ Dünya, (19.11.2013)

20.11.2013

YABANCI SERMAYE: 1 GÜNDE 3 AVRUPALI ŞİRKET SATIN ALDIK

Türk patronlar, Avrupa'da şirket avına çıktı. Yılbaşından bu yana 26 yabancı firmayı alan Türkler dün listeye 3 şirket daha ekledi. Metyx Macaristan, Alarko İtalya, Kalonebel ise İspanya'da şirket aldı

Ekonomik krizde derin yara alan Avrupa'da şirketler ayakta kalmak için Türk patronların kapısını çalıyor. 2013'ün 10 aylık döneminde farklı coğrafyalarda toplam 26 şirketi bünyesine katan Odak noktası ise Avrupa ülkeleri olan Türk patronlar, dün 3 ayrı ülkeden 3 şirketi daha bünyelerine kattılar. İlk satın alma haberi Macaristan'dan geldi. Geçen yıl İtalya'da LEDA ve ACT adlı iki kompozit şirketini alan Manisalı Metyx, ABD'nin en büyük otobüs firmalarından North American Bus Industries'in (NABI) Macaristan'daki tesislerini satın aldı. 230 bin metrekarelik alana kurulu tesisler için 6 ay önce görüşmelere başladıklarını söyleyen Metyx'in patronu Uğur Üstünel, "Ünlü yatırım fonu Cerberus'a ait NABI, ABD'nin en büyük ikinci otobüs üreticisi. Macaristan'da ürettiği otobüsleri Amerika pazarına satıyor" dedi.

230 KİŞİ ÇALIŞIYOR

Otobüslerin benzerlerine göre 2.5 ton daha hafif olduğunu anlatan Üstünel, "NABI'nin teknolojisini hem Türkiye hem de Avrupa'da farklı sektörlere de uygulayacağız" diye konuştu. Metyx'in aldığı tesiste 230 kişi çalışıyor.

Alarko'ya İtalyan şirket

Alarko Holding, bu yöndeki ilk operasyonuna İtalya'da başladı. Türkiye'nin girişimsel kardiyoloji alanındaki tek dünya markası olan Alarko Holding bünyesindeki Alvimedica, İtalya'nın en önemli tıbbi cihaz şirketlerinden CID'i bünyesine kattı. Alvimedica CEO'su Cem Bozkurt, "CID'in 170 olan çalışanı da bünyemize katılacak" dedi. Alarko Grubu Yönetim Kurulu Başkanı İshak Alaton ise Silikon Vadisi'nde yer alan ABD'nin en büyük üniversitelerinden birinden 'ismimizle hastane kurun' teklifi aldıklarını söyledi. Alaton, "60 milyon dolarlık yatırımla Çatalca'da hastane kurmaya hazırlanıyoruz. 2015'te hayata geçireceğimiz bir proje olacak" diye konuştu.

İspanyol Big Drum'ı aldı

Esnek ambalaj firması Kalenobel, İspanyol Big Drum'ın ambalaj üretim varlıklarını satın aldı. İspanya ve Almanya'da tesisi bulunan Big Drum'ı alan Kalenobel, yıllık kornet kapasitesini 4 milyara çıkararak Avrupa dondurma ambalajı sektöründe ilk sıraya yükseldi. 50 yıllık bir marka olan Kalenobel Ambalaj'ın ortağı ve CEO'su Olcay Hephız, "Aldığımız şirket Unilever, Mondelez, Eti, Ülker, Golf, Pepsi, Danone, Nestle, Perfetti, Kahve Dünyası gibi markalarla çalışıyor" diye konuştu. ■ Kerim Ülker, Sabah, (20.11.2013)

MECLİS'TE "HİLELİ SEÇİM" KAVGASI ÇIKTI

CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç'in, "Bize gelen duyumlara göre -bakın, AKP'liler- geçen seçimde bastırılmış milyonlarca oy pusulası kayıp. Bu oy pusulalarını AKP'liler alıyorlar, getiriyorlar, vatandaşlara dağıtıyorlar, AKP mührünü basıyorlar, sandık başına giden vatandaşlar bunu getirip zarfa atıyorlar, boş oy pusulasını getiriyorlar. Böyle bir suistimal var. Eğer, dürüst seçim yapmak istiyorsanız, namuslu seçim yapmak istiyorsanız; dürüst ve namuslu seçim yapmak, namuslu ve şerefli insanların işi" şeklindeki konuşmasına AK Partili vekiller sert tepki gösterdi. Tutanaklara şu konuşmalar yansıdı:

RECEP ÖZEL (Isparta) - Sen şimdi Yüksek Seçim Kurulu'na şerefsiz mi diyorsun?

KAMER GENÇ (Tunceli) - O zaman, dürüst ve namuslu seçim yapalım, dolayısıyla hileli seçimin önünü keselim. Bunu keselim, böyle bir kanunu getirin. Yarına bu kanunla ne yapacaksınız? Milyonlarca basılı oy pusulasını getireceksiniz, AKP teşkilatlarına dağıtacaksınız, o dağıtımda getirecekler onlar bazı seçmenlere bu boş oy pusulalarını verecekler, AKP mührünün üzerine evet mührünü basacaklar, getirecekler boşu, tekrar verecekler. İşte, yiğitliğiniz varsa, biz dürüst bir seçim yapalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) …■ Ortadoğu, (20.11.2013)

 

21.11.2013 

 

AHLAK: BEN BU KAYPAKLARA GÜVENİRİM...

Bu topraklarda tarihi yazan kaypaklıktır...

*

27 Mayıs...
Milyonlarca seçmeni, bir ordu aydını, bir sürü medyası vardı...
Menderes asılırken kimse başını kaldırıp “Niye asıyorsunuz?” demedi...
Tam yarım asır sonra hesabını sormaya kalktılar...
Utanmadan...

*

12 Eylül...
Herkes “Evrenci” olmuştu...
Kenan Evren’e tam üç bin; plaket, ödül, takdirname, teşekkür, berat, madalya, nişan verildi...Koyacak yer bulamadı, kayığa yükleyip gizlice denize attı...
Caddelere, meydanlara, okullara adını verdiler.
“Kuş resmi” yaptı, görgüsüz 50 milyon bastırıp “Gemi resmi” diye satın aldı, astı...
33 sene sonra...
Hasta ve 90 yaşına dayanmış Evren için “Mahkemeye kafes içinde getirilip hesabı sorulsun” diye bağırıyorlar...

*

Atatürk’e dil uzatmak kimin haddineydi?..
Ama Atatürk ile İnönü için “Ayyaş” deyince...
Alkışladılar...

*

İşte...
Ahmet Kaya hadisesi...
Sanat dünyasının kaypaklığı daha iyi nasıl anlatılır?..
13 yıl sonra başladılar ağlamaya...
Başbakan “Ah Ahmet Kaya ah, burada olsaydı ah” deyince...
13 sene gözyaşını nasıl tuttun yalaka?..

*

Ve resim ortaya çıktı ki...
Ahmet Kaya’yı çatal bıçak kovalayanlar, şimdi imamın “Kürt açılımını” destekleyenler...
Bir de o gece çıkıp Onuncu Yıl Marşı’nı okumuşlar...
İyi mi?..

*

Geninde var koçum...
Döneksin...
Kaypak...

*

Yarın bu iktidar biraz sallansın, göreceksiniz...
Çevrelerindeki binlerce yanaşma aydın, sanatçı, medya, patron...
Eğer “İrtica tehlikesi atlattık” diye fırlamazlarsa namerdim...

*

Bu nedenle işte...
Korkma...
Bir anda her şey değişir...
Ben bu kaypaklara güvenirim... ■ Bekir Coşkun, Cumhuriyet, (21.11.2013)

 

ALTIN’A FED DARBESİ!

Spot altın fiyatları Fed'in varlık alımlarından gelecek aylarda çekilebileceğini açıklamasının ardından 30 dolardan fazla değer kaybetti

Altın fiyatları Fed toplantı tutanaklarından ağır darbe aldı. Fed'in dün açıklanan Ekim ayı toplantı tutanaklarında varlık alımlarından önümüzdeki aylarda çekilmeye başlanabileceği mesajı çıkmasının ardından altın düşüşe geçti.Tutanakların açıklanmasından önce 1276 dolara kadar yükselen altın, açıklamayla birlikte hızla değer kaybederek önce 1259 dolara, sonra da 1242 dolara kadar geriledi.

Dört Haftanın Düşüğüne Yakın

Bugünkü açılıştan sonra yüzde 0,3 primle 1247 dolarda seyreden altın, bu seviyeyle dört haftanın en düşüğü olan 1240 dolara yakın durumda. ■ Cumhuriyet, (21.11.2013)

 

YABANCI SERMAYE, UÖŞ: İNGİLİZ İLAÇ DEVİ TÜRKİYE'YE YATIRIMA GELDİ

İngiliz dev, Türkiye'de ilk aşı yatırımı için düğmeye bastığını açıkladı.

27 milyar sterlin (44 milyar dolar) cirosuyla ilaç pazarının en önemli oyuncularından GlaxoSmithKline (GSK), Türkiye'deki ekonomik büyümeye aşıyla yanıt verdi.Türkiye'de 5 aşıyı birden üretmek için yatırım kararı alan şirket, ilk etapta 80 bilim insanı ve uzmanı istihdam edecek. Türkiye'de de ilk kez üretilecek 5 aşı arasında ise Konjüge Pnömokok, Hepatit A, Mevsimsel Grip, İnsan Papiloma Virüsü ve Rotavirüs aşıları olacak.

Küresel cirosunun yüzde 20'sini bu alanda yapan GSK'nın Global Aşı Başkanı Christophe Weber, yaptığı değerlendirmede Türkiye'de sağlık alanında son 10 yıllık dönemde büyük reformlar yapıldığını, aşıya ulaşmanın bir çok Avrupa ülkesinden daha kolay hale geldiğini belirtti. Ekonomideki büyümenin de bu anlamda büyük destek sağladığını kaydeden Weber, "Türkiye'nin büyümedeki aşısı tuttu. Biz de yatırımla buna yanıt veriyoruz" dedi.

30 Milyon Doz Üretim Yapılacak

Türk şirketi İDOL ile birlikte gerçekleşecek yatırımla ilk etapta 17 milyon doz aşı üretilecek. Önümüzdeki yıl ise bu rakam 30 milyon doza çıkacak. Aşıların GSK için de oldukça önemli bir adım olduğunu anlatan Weber, "Sekonder aşı üretim denilen formulasyon dolum ve paketlemede ilk kez bu kadar geniş çaplı bir yatırım yapıyoruz" diye konuştu. GSK'nın Ülke Genel Müdürü ve Başkan Yardımcısı Emin Fadıllıoğlu ise, "Ayrıca Türkiye'de üretilmeyen aşılar cari açığa da merhem olacak şekilde" dedi. ■ Cumhuriyet, (21.11.2013)

 

BÖLÜCÜLÜK: ATATÜRK NE DEMİŞTİ?

Mustafa Kemal Paşa’nın şu sözleri zamanımızda sık sık gündeme geliyor, Başbakan da birkaç defa kürsüde okudu: “Yüce Meclisinizi teşkil eden zevat yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir, yalnız Laz değildir. Fakat hepsinden mürekkep İslam unsurlarıdır, samimi bir mecmuadır.”

Buradaki ‘mecmua’ kelimesini ‘toplam’ olarak anlayabiliriz.

Bu sözleri 1 Mayıs 1920 Cumartesi günü Meclis’te söyledi. Doğru anlamak için sözlerin başını ve sonunu görmek gerekir.

Açılalı bir hafta olmuş bulunan Meclis’te Sağlık Bakanlığı’nın kurulması görüşülüyor. Kastamonu mebusu (milletvekili) Yusuf Kemal Bey, bakanlığın görevinin Türklere sağlık hizmeti götürmek olduğunu söylüyor, Türk vurgulu bir konuşma yapıyor. Amacı etnik ayırım değildir, konuşmasında “Osmanlılar” kavramını da kullanır.

Şunu de belirtmeliyim, Yusuf Kemal Bey, sonraki yıllarda muhafazakâr Millet Partisi’nde siyaset yapacaktır.

BİRLİK KAYGISI

Sivas mebusu Emir Paşa söz alıyor, “Bu vatanda Çerkez, Çeçen, Kürt, Laz ve daha bir takım İslam kabilelerinin” bulunduğunu, sadece Türk demenin “tefrika”ya yol açabileceğini söylüyor. “Hepimiz hilafet etrafında birleştik” diyor, “tefrika”ya fırsat verilmemesi için “Osmanlılar” denilmesini istiyor. Erzurum ve Sivas kongrelerinin dilidir bu.

Saltanat kaldırılınca artık Osmanlı denilemezdi tabii.

Emir Paşa’nın Anadolu’daki Müslüman kimliklerden “kabileler” diye bahsetmesi, terimlere o zaman bugünkünden farklı anlamlar verildiğinin bir örneğidir. Yusuf Kemal Bey de Türk derken “etnik” anlamda kullanmamıştı.

Demek ki kavramların da bir tarihi vardır; her kavramı kendi bağlamında okumak gerekir.

Her neyse, bir kimlik tartışması çıkabilir, Milli Mücadele büyük zarar görebilirdi.

MUSTAFA KEMAL’İN UYARISI

Mustafa Kemal işte bu noktada söz aldı:

“Efendiler, meselenin bir daha tekerrür etmemesi ricasıyla bir-iki nokta arz etmek isterim...”

Kimlikçi yaklaşımlardan sakınılması uyarısıdır bu. Konuşmasını “yalnız Türk değildir, yalnız Çerkez değildir, yalnız Kürt değildir...” şeklindeki cümleleriyle sürdürdü. Birleşmiş bu unsurlar arasında karşılıklı saygı ve birbirlerinin hukukuna riayet olduğunu söyledi.

Konuşmasının son cümlesi yine uyarıdır:

“Kurtarılmasına azmettiğimiz vahdet (birlik), yalnız Türk, yalnız Çerkez değil, hepsinden kaynaşmış bir İslam unsurudur. Bunun böyle anlaşılmasını ve kötü vehimlere meydan verilmemesini rica ediyorum.”

Ve Meclis Reisi olarak son noktayı koydu:

“Bu mesele hakkında müzakere kapanmıştır!”

Mustafa Kemal’in o sözleri bugün gündeme getirildiğinde, konuşmasının başındaki ve sonundaki uyarıyı, kimliklere saygılı olunması fakat kimlikçi siyasetlerden sakınılması uyarısını mutlaka zikretmek gerekir.

Bunu bilhassa Başbakan’ın dikkatine sunuyorum.

TARİHTEN DERS

Tek parti döneminde “ulus inşası”, Balkan facialarına tepki olarak, “tek kimlik” inşası şeklinde algılandı; bu yüzden sosyoloji yerine antropoloji öne çıkarıldı. Farklı kimlikler olması tehlikeli sayıldı.

Kimlikler toplumumuzda hâlâ ciddi gerginliklerin konusudur.

Kimliklere saygıyı hem hukuki hem kültürel olarak geliştirmemiz gerektiği açık. Fakat sürekli kimlikler vurgusu yaparak gerilimleri körüklemek de çok yanlıştır.

İfratla tefrit arasında savrulup durmayalım artık.

İster Atatürk’ten ister başka tarihi şahsiyetlerden ya da geçmişteki farklı dönemlerden, bugünkü kavgalarımıza lojistik destek devşirmek için değil, yaşanmış tecrübelerden dersler ve sentezler çıkarmak için tarihe başvurmalıyız. Alacağımız ilk ders öfke ve radikalizmden sakınmak olmalı. ■ Taha Akyol, Hürriyet, (21.11.2013)

 

22.11.2013 

AKP, CEMAAT, KARŞIDEVRİM: DERSHANELER NEDEN KAPATILMAK İSTENİYOR?

Dershanelerin kapatılması gündemin ana maddelerinden birisini oluşturuyor. Bu sadece AKP Hükümeti tarafından cemaate verilen bir ceza mı yoksa bunun ötesinde bir şey mi var? Doğrusu bu soruya birkaç gün öncesinde cevap verseydim, “cemaat cezalandırılıyor” der geçerdim. Ancak konuyu çok yakından ve derinden bilen bir arkadaşımın anlattıklarını dinleyince meselenin çok daha kapsamlı olduğunu anladım.

Arkadaşım kökleri 1970’lerin başına dayanan bir Milli Görüş geleneğinden gelen birisi. Aynı zamanda devletin en yüksek düzeydeki memurlarından birisi. Bana “Bak hocam, AKP ile devletin başına İslami duyarlılığı olan insanlar geldi. Ancak devlet henüz İslamileşmedi. Şimdi sıra devleti, kurumları İslamileştirmekte sonra toplumu İslamileştireceğiz” dedi. “Peki dershaneler ile ne ilgisi var bunun?” diye sordum. “Biz Milli Görüş geleneği, önce devletin ele geçirilmesine ve İslamileştirilmesine sonra toplumun İslamileştirileceğine inanırız. Oysa cemaat, toplumu dönüştürmenin esas olduğuna inanırlar. Hatta şimdi sadece Türk toplumunu değil, bir çok toplumu dönüştürmeyi hedefliyorlar. Dershaneler bizim istediğimiz şekilde bir neslin oluşmasını engelleyici bir faktör. Bir başka seçenek oluşturuyor. Türk eğitim sistemini İslamileştirme ve eşitleme girişimi sırasında dershanelerin de tasfiye edilmesi gerekiyor ki, sistemi istediğimiz gibi kurabilelim.

Bu arada öğrenci evleri gibi merkezkaç yapıların da kontrol altına alınması gerek. Öğrenci evlerine de bundan sonra yurtlar gibi standart vereceğiz. Bundan sonra bu evleri belediyeler denetleyecek. Tabii bu da öğrenci evlerini polis kontrolüne açık hale getirecek” diyerek devam etti. Ben “Çok radikal bir proje” deyince, muhatabım devam etti. “Tabii ki, siz Yeni Türkiye projesinin aslında Yeni Türkiye Cumhuriyeti projesi olduğunu bilmiyor musunuz?” diye sordu.

“Peki bunları neden bana bu kadar açık bir şekilde anlatıyorsunuz?” diye sordum. “Çünkü” dedi, “Ben bu projenin sağlıklı bir proje olduğuna inanmıyorum. Türkiye Cumhuriyetini yeni ve eski diye ikiye bölmenin artık bölücülük olduğuna inanıyorum. Erdoğan’ın kendi kökü olarak gösterdiği Menderes’in, CHP milletvekili olduğunu unuttuğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyetinin eski ve yeni olarak ikiye bölünmeyeceğine inanıyorum. Bundan dolayı sizinle bunları paylaştım.”
Ben de benimle paylaşılanları sizinle paylaşıyorum. Meseleye bir de buradan bakılabilir. ■ Ümit Özdağ, Yeniçağ, (22.11.2013)

MEDYA: AKŞAM VE SKYTURK360'I ALDI

İşadamı Ethem Sancak, aralarında Akşam Gazetesi ve Skyturk360 televizyonu da bulunan Turkmedya’yı 62 milyon dolara aldı.

Çukurova Holding’in bünyesindeki Akşam gazetesi ve Skyturk360 televizyonu işadamı Ethem Sancak’a geçti. Turkmedya tarafından yapılan açıklamada, “Skyturk360 televizyonu ve bünyesinde 2 ulusal gazete; 1’i haftalık, 4’ü aylık olmak üzere 5 dergi ve 1’i ulusal, 1’i bölgesel olmak üzere 2 radyo kanalı bulunduran Turkmedya’nın satış süreci 21 Kasım 2013 tarihi itibariyle tamamlanmıştır. Çukurova Holding ile işadamı Ethem Sancak arasında bir süredir devam eden görüşmeler anlaşma ile sonuçlanmıştır.” denildi. ■ Zaman, (22.11.2013)

 

23.11.2013 

ÇEVRE BAKANI: HAKLISINIZ HES'LER DOĞAYI MAHVEDİYOR

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, HES'lerin doğayı mahvettiğini kabul etti. Bundan sonra küçük HES'lere izin vermeyeceklerini açıkladı.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, HES’lerle ilgili ‘itiraf’ta bulunurken, bazı HES’lere kapıyı kapattıklarını açıkladı. Hürriyet ’ten Erdinç Çelikkan’ın haberine göre Bayraktar, “ Türkiye , yılda 60 milyar dolarlık enerji ithal ediyor. Nükleer santral olmadan bu işin altından kalkamayız. HES’lerle de olmaz. HES’lerle ufak dereleri mahvediyoruz. 10 megavattan az enerji üretecek HES’lere kesinlikle vermeyeceğiz. Bundan sonra bunun hesabını sorarsınız” dedi. 

Karadeniz Alarm Verdi 
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın verileri de HES karşıtı mücadelenin yoğunlaştığı Karadeniz’in HES kuşatması altında olduğunu göstermişti. Bakanlık verilerine göre Karadeniz Bölgesi’nde işletmede 95, inşa aşamasında ise 58 Hidroelektirik Santrali (HES) var. 

Proje , fizibilite, ön inceleme ve Su Kullanım Hakkı Anlaşması kapsamında da 253 HES bulunuyor. Toplam 406 projenin maliyeti yaklaşık 16 milyar dolar. Karadeniz’deki bu durum sivil toplum kuruluşlarıyla çevrecileri endişelendiriyor. 

Doğayı Böyle Katlediyorlar 
HES projeleri sayılarının çokluğunun yanı sıra uygulamadaki hatalar nedeniyle de tepki çekiyor. HES denetimlerinde kesilen cezalarda Trabzon öne çıkıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ‘hafriyatın, raporda taahhüt edilen şekilde depolanmaması, balık geçidinin olmaması ya da uygunsuz olması, can suyu taahhüdüne uyulmaması, raporda taahhüt edilen projenin uygunluk görüşü alınmadan değiştirilmesi’ gibi nedenlerle HES’lere ceza kesiyor. ■ Radikal, (23.11.2013)

ÖZELLEŞTİRME: ÖZELLEŞTİRİLECEK TERMİK SANTRALLERİ AÇIKLANDI

OİB'den yapılan duyuruya göre; Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile Kemerköy Liman Sahası, Çatalağzı ve Yatağan termik santralleri özelleştirilecek

ANKARA -Özelleştirme İdaresi Başkanlığının konuya ilişkin duyurusu, Resmi Gazete'nin bugünkü sayısında yayımlandı. Duyuruya göre, Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile Kemerköy Liman Sahası, Çatalağzı ve Yatağan termik santralleri özelleştirilecek.

Buna göre, söz konusu özelleştirme ihaleleri, kapalı zarf içerisinde teklif ve görüşmeler yapmak suretiyle pazarlık usulü ile gerçekleştirilecek. İhale komisyonunca gerekli görüldüğü takdirde ise ihaleler, pazarlık görüşmesine devam edilen teklif sahiplerinin katılımı ile açık artırma suretiyle sonuçlandırılabilecek.

Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile Kemerköy Liman Sahası ihalesi, Çatalağzı ve Yatağan termik santralleri ihaleleri için teklifler ayrı ayrı verilecek.

Katılımcıların, tekliflerini Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile Kemerköy Liman Sahası için en geç 24 Ocak 2014, Çatalağzı Termik Santrali için en geç 5 Şubat 2014, Yatağan Termik Santrali için en geç 10 Şubat 2014'e kadar teslim etmeleri gerekiyor.

Söz konusu ihalelerde geçici teminat tutarları ise Kemerköy ve Yeniköy termik santralleri ile Kemerköy Liman Sahası için 60 milyon dolar, Çatalağzı Termik Santrali için 10 milyon dolar ve Yatağan Termik Santrali için de 30 milyon dolar olarak belirlendi.

İhalelere konu varlıklar, yabancı gerçek ve tüzel kişilere devredilmeyecek. ■ Dünya, (23.11.2013)

 

BOP : LA TURQUIE ET L’ÉGYPTE RAPPELLENT LEURS AMBASSADEURS RESPECTIFS

Après plusieurs jours de joutes verbales, les tensions entre l'Egypte et la Turquie sont montées d'un cran. L'Egypte a en effet expulsé l'ambassadeur de Turquie après les propos du premier ministre turc Recep Tayip Erdogan, a annoncé samedi 23 novembre le ministre des affaires étrangères égyptien. M. Erdogan avait dénoncé les nouvelles autorités égyptiennes de mener une représsion à l'encontre des islamistes. Une "provocation", a expliqué le porte-parole du ministère égyptien, pour qui ces propos "constituent une ingérence inacceptable dans les affaires internes de l'Egypte".

Dans un geste de rétorsion, Ankara a déclaré "persona non grata" l'ambassadeur d'Egypte en Turquie. "Je ne respecterai jamais ceux qui sont arrivés au pouvoir par un coup d'Etat", a réagi Recep Tayip Erdogan. ■ Le Monde, (23.11.2013)

 

24.11.2013

 

ALTIN HANGI YÖNE GIDIYOR?

Piyasa uzmanları, Janet Yellen'ın Fed başkanlığında altının yönünün ne olacağı konusunda farklı görüşlere sahip.

Janet Yellen'ın Fed başkanlığının altındaki hareketi nasıl etkileyeceğine ilişkin soruları cevaplayan piyasa uzmanları Yellen sonrası altının yönünün ne olacağı konusunda farklı görüşlere sahip.

ALB Menkul Değerler Araştırma Müdürü Yeliz Karabulut, "Altında ilerleyen günlerde yükseliş bekliyorum ama 2014 yılında geri çekilme olabilir" dedi.

Karabulut, Yellen'ın Bernanke'nin politikalarını devam ettirdiğini belirterek, "Hatta daha gevşemeci olabilir diye düşünüyoruz" dedi.

"Altında kısmi alışlar olduğunu ancak fiziki tarafta biraz zayıf bir görünüm söz konusu" diyen Karabulut, bu açıdan bakıldığında altında 1.300 seviyelerine yükselirse yukarı yönlü eğilimin artabileceğini söyledi.

Gelecek dönemde 1.400-1.450'lere kadar bir yükseliş olabileceğini vurgulayan Karabulut, şunları kaydetti:

"Altında ilerleyen günlerde yükseliş bekliyorum ama 2014 yılında bir geri çekilme olabilir. Ama 2014 yılında 1180 ve eğer bu seviyeden kırılırsa 900 dolara doğru bir geri çekilme olabilir. Altında sürekli bir yükseliş görmüyorum. Sonsuza kadar genişleme devam etmeyecek. Bir yerlerde ikna olduklarında parasal genişlemeyi kesecekler. Henüz ikna olmadılar. Şu anda işsizlik ve enflasyon verisinden uzaklar. Aynı zamanda borç tavanı sorun var, bu da 2014 Şubat ayına kadar çözümlenmesi gerekiyor. Muhtemelen bu çözümlenmeyi de bekleyeceklerdir. 2014 ortalarında mart veya marttan sonra parasal genişlemenin azaltılması olabilir ama şu an için erken. Altının çok fazla yükselmesini beklemiyorum ama fiziki talebin bir miktar gelmesini bekliyorum."

Karabulut, 2014 ortalarında altının aşağı yönlü eğiliminin kuvvetli olabileceğini ve tepe noktasından satış baskısı altında kalabileceğini dile getirerek, "Ancak parasal genişlemeyi azaltma açıklamaları gelirse yeniden yükseliş olur. Yellen, Bernanke'den daha fazla genişleme yanlısı. Yellen sonrası dönemde parasal genişlemenin hemen azaltılacağını düşünmüyorum, en erken martta veya 2014 ortalarında azaltıma başlanır" değerlendirmesinde bulundu.

"2014'ün İlk Aylarında Altının Düşmesini Bekliyorum"

Garanti Bankası Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Alper Kalyoncu da 2014'ün ilk aylarında altının düşmesini beklediğini belirterek, "ABD'de veriler iyi geldikçe para kısılmaya başlayacak. Bu durumun da ana görüş olarak yönünü koruduğunu ve altında aşağı yönlü baskının artacağını düşünüyorum" diye konuştu.

Gelecek dönemde ABD verileri iyi geldikçe altında düşüş beklediğinin altını çizen Kalyoncu, Yellen'ın senato konuşması sonrası altındaki yükselişin çok sınırlı olduğunu, 1.300 doların dahi üstüne çıkamadığına dikkati çekti.

Kalyoncu, Yellen'ın açıklamalarının kötü gelen verilerde yukarı yönlü duruşu artırdığını ancak veriler iyi gelirse yönünün aşağı doğru olacağını aktararak, ana trendin hala aşağı yönlü olduğunu vurguladı.

Varlik Alımı Konusu Özelliğini Yitirecektir

Saxo Capital Menkul Değerler Ekonomisti Burak Demirpehlivan ise Yellen'ın senatoda yaptığı açıklamaların genel anlamda genişlemeci yaklaşımın sürdüğünü belirterek, " Yellen sonrası varlık alımları konusunun özelliğini yitirebileceğini düşündüğümden,altın fiyatlarında yükselişin devam edebileceğini düşünüyorum" dedi.

Altının şu aşamada yükselen faizlerle paralel gidecek bir hareketi sağlamaya çalışacağını aktaran Demirpehlivan, sözlerini şöyle tamamladı:

" Yellen sonrası varlık alımları konusunun özelliğini yitirebileceğini düşündüğümden faiz vealtın performansının paralel gitme kapasitesi olabileceğinden altın fiyatlarında yükselişin devam edebileceğini düşünüyorum. 2013'ün son ayı ve 2014'ün ilk aylarında altında sınırlı bir yükseliş, yatay bir seyir görürüz. Yatırımcılar tam anlamıyla bir yükseliş algılamamalı diye düşünüyorum. Çünkü burası bir toparlanma sürecinin başladığı bir bölge." ■ Akşam, (24.11.2013)

BÖLÜCÜLÜK: TSK YENİLMESE, AÇILIM OLMAZDI

Kürdistan'ın mimarlarından CIA uzmanı Henri Barkey, Irak Üzerine Düşünceler isimli internet sitesine ropörtaj verdi. Türkiye'nin Kürt açılımının ve Barzani ile yakınlaşmanın ancak TSK'nın yenilgisi ve tasfiyesiyle gerçekleşebildiğini söyleyen Barkey, Kürtler üzerinde etkisini kaybetmemek için Barzani'yi fazla Erdoğan yanlısı bir tablo çizmemesi konusunda uyardı.

'TSK engelliyordu'
Türkiye'nin Kürt sorununa bakışının 2005 yılı civarında, dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün Neçirvan Barzani ile görüşmeye çalışmasıyla başladığını söyleyen Henri Barkey bu çabanın Türk Genelkurmayı tarafından engellendiğini ve Türkiye-Kuzey Irak yakınlaşmasının uzun süre ekonomik kulvardan, AKP'nin Kuzey Irak'ta yatırımları teşvik etmesiyle ilerlediğini belirtti.

'2007 belirleyici'
Türkiye'nin içindeki ve dışındaki Kürtlerle ilişkide en önemli yılın 2007 olduğunu vurgulayan Barkey, "Ordu Gül'ün cumhurbaşkanlığına seçilmesini engellemeye çalıştı ve kaybetti. Ordunun yenilgisi belirleyici oldu; bu tarihten sonra Türkiye'nin Kürt politikasının dönüştüğünü görebilirsiniz" dedi.

'Barzani dikkat etmeli'
Barkey, Başbakan Erdoğan ile Barzani'nin Diyarbakır buluşmasıyla ilgili olarak "Barzani, fazla Erdoğan yanlısı olmamaya dikkat etmeli. Türkiye Kürtleri üzerinde etkisini (ya da etkili olduğu algısını) koruması buna bağlı. İnce bir denge bu, ama başarabilir" dedi. ■ ulusalkanal.com.tr, (24.11.2013)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura