Diğerleri > Sis Çanı
13-12-2012
NELER OLDU 19-24 KASIM 2012 (İşsizlik, yabancı sermaye, altın, kaynaklar,kriz, UÖŞ, özelleştirme, bedhahlar, bütçe açığı, tasarruflar, yabancıya toprak)

Cihan Dura

13.12.2012


19.11.2012 

İŞSİZLİK: TARIM DIŞI İŞSİZLİK BİR YILDIR YATAY!

Türkiye 2010 yılında neredeyse yüzde 10 ve 2011 yılında yüzde 8.5 büyürken, kredi balonunun yüzde 35-40 artışa yükselmesinden ve cari açık/GSYİH oranının rekor yüzde 10 düzeyine ulaşmasından sonra tarihimizde ilk defa cari denge açığını krizle değil, kendi çabamızla attığımız politika adımlarıyla, krediyi ve dolayısıyla büyümeyi daraltarak düşürmekte. Büyümeyi yüzde 3 civarına çekmiş bulunuyoruz. Böyle bir yaklaşım sonucu beklenen ne tür değişikliklerdir?
Birincisi krediyi kısınca tüketimi ve ithalatı kıstığınızdan KDV ve ÖTV tahsilatı, yani vergi gelirleri düşer ve bu nedenle bütçe açığı artar. Diğer taraftan bütçe açığını düzeltmek için bazı kalemlere zam yaptığınızda enflasyon biraz yukarı çıkar. Büyümenin yavaşlaması sonucu olarak da işsizlik oranı önce yatay gitmeye başlar, sonra da biraz artış sergiler. Bu değişimlerin tümü şu anda ülkemizde görülmekte. Tabii yukarılardakilere ek olarak da ülkemizde yaygın 'rating artışı sonucu döviz girer, TL değerlenir ve dış denge yeniden bozulur' korkusu var. Bu korku Merkez Bankası'nın kış uykusuna yattığı varsayımına dayanıyor. Merkez Bankası'nın neler yapacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.

Krizde tarıma dönüş var
Bilindiği gibi Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi 'betam' toplam işsizlik rakamı yerine mevsimlik etkilerden arındırılmış 'tarım dışı işsizliğin' istihdamın gidişatını daha iyi aksettirdiğini düşünüyor. Çünkü kriz dönemlerinde aileye, yani tarıma geri dönüş yaşanıyor.
Betam araştırmacıları S.Gürsel, G.Uysal ve A.Acar ağustos verilerinde tarım dışı işsizliğin yatay gittiğini görmekteler.

Tarım dışı adeta yatayda
Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlar, tarım dışı işsizliğin Ağustos 2012'de yüzde 11.4 seviyesinde kaldığını gösteriyor. Ağustos döneminde temmuz dönemine kıyasla tarım dışı işgücü 78 bin, tarım dışı istihdam ise 65 bin artmış, böylece tarım dışı işsizlik adeta yatay seyretmiş. Sanayi istihdamında küçük kayıplar olmasına karşın hizmetlerde ve inşaatta istihdam artışları tarım dışının artmasını engellemiş.
TÜİK'in açıkladığı işgücü verilerine göre Ağustos 2012 döneminde, tarım dışı işgücü 563 bin (yüzde 2,7), tarım dışı istihdam 623 bin kişi (yüzde 3,4) artmış, tarım dışı işsiz sayısı 60 bin azalarak 2 milyon 395 bine düşmüş. Bir süredir genel eğilimine kıyasla yavaşlamış olan tarım dışı işgücündeki artış tekrar hızlanmış. Ağustos döneminde temmuz dönemiyle kıyaslandığında tarım dışı işgücü 78 bin artarak 21 milyon 30 binden 21 milyon 108 bine yükselmiştir. Tarım dışı istihdam ise 65 binlik bir artışla 18 milyon 697 bine ulaşmıştır. Bu gelişmeler sonucunda tarım dışı işsiz sayısı 13 bin artmış, tarım dışı işsizlik oranı yüzde 11,4'te kalmıştır.
Betam daha erken tahmin yapabilmek açısından TÜİK verilerine ilaveten Kariyer.net tarafından açıklanan açık pozisyon başına başvuru sayısı verilerine de bakmaktadır. Mevsim etkilerinden arındırılmış rakamlara göre açık pozisyonlarda bir azalış olmasına rağmen başvuru sayısındaki artışın nispeten zayıflamasıyla açık pozisyon başına başvuru sayısı eski seviyesinde kalmış. ■ Deniz Gökçe, Akşam, 19.11.2012

20.11.2012

 

ÖZELLEŞTİRME, YABANCI SERMAYE: HALKBANK’I YABANCILAR KAPIŞTI

Halkbank’ın hisse senetleri satıldı. İyi de bu “yağlı ballı Halkbank hisse senetleri” acaba kimlere “nasip” oldu? Halka arz edilirken, hisse senedi alacak olanlara kota konuldu. Hisse senetlerinin yüzde 80’inin yabancılara, yüzde 10’unun yerli kurumsal yatırımcılara (bankalara, sigorta şirketlerine, yatırım fonlarına) ve nihayet yüzde 10’unun yerli bireysel yatırımcılara (Ayşe Teyzem ve Ali Rıza Bey Amcam’a) satılması öngörüldü.
Satış sonunda satılan hisse senetlerinin,
* Yüzde 80’ine 159 adet büyük yabancı yatırımcı sahip oldu.
* Yüzde 10’unu içeriden 268 banka, şirket,
yatırım fonu satın aldı.
* Kalan 10‘unu da 29 bin 869 küçük yatırımcı paylaştı.
Milliyet Ekonomi’nin finans yazarı
Zeynep Aktaş’tan öğrendiğime göre, Halkbank’ın halka arz öncesinde borsa da 312,265,992 adet hisse işlem görüyordu.
Hisselerin yüzde 90.76’sı yabancıların elinde idi. Halka arz sonrasında Halkbank’ın 1,25 milyar TL olan çıkarılmış sermayesinin %23,92’sine tekabül eden 299 milyon TL nominal değerli hisse satışı sonrası
yabancıların payı %95.28’e çıktı.
Yabancılara
hayırlı olsun da... Hani benim payım? Hani benim pa
yım?
Bizim
Anadolu’da küçük çocukları eğlendirmek için avuçlarını açarlar... “Bak burada bir kuş varmış“ dedikten sonra, çocuğun parmaklarını teker teker, teker teker bükmeye başlarlar. “Bu parmak kuşu görmüş. Bu parmak taş atarak vurmuş. Bu parmak pişirmiş. Bu parmak da kuşu afiyet ile yemiş...” dedikten sonra açıkta kalan parmağı yakalarlar “Ve hikayeye devam ederek... “Bu zavallı da, hani benim payım, hani benim payım diyerek ağlamış...” derler... İşte o biçim... Hani benim payım? Adı üzerinde “Halka Arz”... Halka arz da... Halkın payı çok az!
Halkbank başarılı, kârlı bir banka. Halka hizmet ediyor. Bu halka hizmetin karşılığı biriken kâr, hisseleri ellerinde tutan yabancılara gidiyor.
Şimdi olup biteni tartışmanın yararı yok. Ama önümüzde de hisse senetleri halka arz edilecek iki kamu bankası daha var. Hiç olmaz ise onlarda, halka öncelik verelim.

Halk birikimini değerlendiremiyor
* Unutuluyor.
İngiltere’de ve daha sonra bazı Avrupa ülkelerinde özelleştirme başladığında, halka arzlarda önce özelleştirilen kurumlarda çalışanlara sonra küçük tasarruf sahiplerine hisse satışına öncelik verildi. Bu şekilde sermayenin halka yayılması sağlandı. Halk hisse senedine yatırıma alıştırıldı. Çalışanlara ve halka yapılan satışlarda taksit ve tenzilat uygulamalarına gidildi.
* İMKB’de işlem gören hisselerin yüzde 64.1’ine yabancılar sahip. Türklerin payı sadece yüzde 35.9 oranında. Getirisi en yüksek, en değerli hisse senetleri yabancıların elinde. Kamu bankasının hisse senetleri satılırken yabancılara yüzde 80 pay ayrılınca, yabancıların İMKB’deki ağırlığı daha da artıyor.
* Mevduat faizi, devlet borçlanma senetleri faizi küçük tasarruf sahipleri için cazibesini kaybetti. Küçük tasarruf sahibi için şimdilerde birikimini değerlendirebileceği tek yer borsa. Ama satın alabileceği hisse senedi yok. Hisse senedini satışa çıkaranlar halka değil, yabancıya satmayı tercih ediyor.
Bu işte bir terslik yok mu? ”Hani benim payım? Hani benim payım?” ■ Güngör Uras, 20.11.2012

(Hani Halkbank halka açılmıştı? cd)

 

21.11.2012 

YABANCI SERMAYE: YABANCI HAZIRA GELİYOR, ÜRETMİYOR…

Türkiye, 74 milyon nüfusuna iş-aş sağlamak zorunda olan bir ülke. Ama sağlayamıyor. Çalışabilecek nüfusunun yarısı çalış(a)mıyor. Evlerde 12 milyon nüfus “ev kadını” olarak tutuluyor. İşsizi en az 4 milyon. Kaynakları yetmeyince dış kaynak kullanmak zorunda. Herkes dış kaynak kullanır. Bunda garipsenecek bir durum yok. Ama Türkiye’nin kullandığı dış kaynak, onu geliştiren, önünü açan, çalışabilecek nüfusuna iş alanları yaratan türden değil. Yani yabancı kaynak, üretmeye gelmiyor, eldeki avuçtaki “hazır” olanı kapmaya gelir cinsten. Üretmeye gelen yabancı sermayeye “Doğrudan yabancı sermaye” denir ve kabul göreni de budur. AKP hükümeti, “Fitch, yatırım ülke notu verdi bize” diye zil çalıp oynuyor. Ama yetmiyor; diğer derecelendirme kuruluşlarından böyle bir not gelmedi henüz. Türkiye, doğrudan sermaye çekmede başarılı olamazken, kısa vadeli sermaye, borç vererek, borsasında oynayarak kazanmayı tercih ediyor. Nitekim, Halk Bankası hisselerinin satışı son örnektir. 2.5 milyar dolarlık hisse satışından yabancılar yüzde 80 pay aldı.

***

Türkiye, üretemediğini ya da kolayına geleni ithal ediyor ama onu karşılayacak ihracatı olmadığı için döviz açığı (cari açık) veriyor ve bu, AKP rejiminde, yani 2003’ten 2012’nin ilk 9 ayına kadar 333 milyar dolara yaklaştı.

AKP rejiminde, verilen cari açığın yüzde 37 üstünde, 122 milyar dolar fazladan bir kaynak girişi gerçekleşti ve toplam, 455 milyar doları buldu. İhtiyacın üstünde giren dış kaynak, daha çok döviz kurunu düşük tutmaya hizmet etti ve ithalata dayalı yapıyı pekiştirdi. Türkiye’nin ihtiyacı olan üretmeye gelen yabancı kaynak ise yüzde 26 pay ile 120 milyar dolarda kaldı. Aslan payı, yüzde 43 ile banka kredilerinin oldu. Yabancı bankalardan kullanılan ve Türkiye’nin dış borç stokunu 320 milyar dolara tırmandıran dış kredi kullanımı, dış kaynak girişinde ilk sırada. Yabancılar, kısa vadeli yatırım olarak devlet tahvillerini daha çok tercih ediyorlar ve son 10 yılda gelen her 100 dolarlık dış kaynağın 17.5 doları ile devlet kâğıdı almış yabancılar. Borsaya, hisse senedine yapılan yabancı yatırım ise 24 milyar dolara ya da dış kaynağın yüzde 5’ine yakın.

***

Görüldüğü gibi, AKP iktidarına denk gelen son 10 yılda, yabancılar, ancak yüzde 26 oranında doğrudan yabancı yatırıma yönelmişler, 120 milyar dolar ile... Ama acele etmemek gerek. Bunun 20 milyar doları ile hazır gayrimenkul almışlar. Yani Alanya’dan Kalkan’a, Kuşadası, Bodrum’dan İstanbul’un Ağaoğlu binalarına kadar satın alınan arazi ve binalar için AKP rejiminde 20 milyar dolar ödemiş yabancılar.

Kalan 100 milyar dolarlık doğrudan yabancı sermayeye gelince… Yabancı sermaye, 1980 öncesi daha çok imalat sanayiine gelirdi. Otomotivden kimyaya, gıdadan lastiğe kadar birçok sanayi alt dalında yabancı sermaye yatırımı olurdu. Fabrika kurar, sanayi işçisi istihdam ederlerdi. Bu zamanlarda yabancılar imalat sanayiini çok tercih etmiyorlar. Nitekim son 10 yılda, üçte ikisi AB’den olmak üzere, gelmiş görünen 120 milyar doların 20 milyar doları gayrimenkul alımına giderken kalan 100 milyar dolardan sadece yüzde 18’inin imalat sanayiine aktığı görülüyor. Peki geri kalan? Elbette finansa. Türkiye’deki birçok yabancı bankayı alan AB’li finansçılar, yatırımın yüzde 30’u ile hazır bankaları aldılar. Enerjiye gelenler ise yüzde 7’den ibaret. İmalata gelenin çoğu da “hazıra konma”, yani satın alma.

Sermayenin yerlisi, yabancısı için de aslolan, kârdır, sermaye birikimidir. Yabancı da yerli de yüksek kâr, avanta nerede ise oraya yatırım yapar. Sizin ihtiyacınız yeni yatırım, üretim, istihdam ise yabancıyı o alana çekmenin iklimini yaratmalısınız. Siz, faizi, avantayı, rantı cazip kılmışsanız, kabahati niye yerlisi, yabancısıyla sermayede arayacaksınız, kendinizde aramalısınız… ■ Mustafa Sönmez, Cumhuriyet,  21.11.2012

ALTIN, KÂR SATIŞLARI İLE DÜŞÜŞÜNÜ SÜRDÜRÜYOR

Yatırımcıların ETF’deki altın varlıklarını artırmalarının ardından kâr satışlarına gitmeleri ve Avrupa’nbın borç krizine dair gelişmeler ile euronun dolar karşısında zayıflamasının ardından altın düşüşünü ikinci güne taşıyor. Gümüş ise 1 ayın yükseğinden geriliyor.

Spot altının onsu dün 12 kasım tarihinden beri en yüksek seviye olan 1,735.71 dolara çıkmasının ardından yüzde 0.4 gerileyerek 1,720.85 dolar oldu ve Singapur2da yerel saatle 15.08′de 1,723.25 dolardan alıcı buldu. Bloomberg veri tabanına göre ETF’deki altın varlıkları dün 2,604.933 tona yükseldi. Gümüş ise dün 18 ekim tarihinden beri en yüksek seviye olan 33.255 dolara değmesinin ardından yüzde 0.6 gerileyerek 32.955 dolardan işlem gördü.

Avrupalı maliye bakanları Yunanistan ile ilgili Brüksel’de 11 saat süren görüşmelerin ardından bir sonuç alamazken görüşmeye 26 kasım tarihinde devam etme kararı aldılar. Bu gelişmenin ardından euro, dolar karşısında yüzde 0.5 değer kaybederken bakır ve çinkonun da içinde olduğu metallerde de düşüş görüldü.

Varlıklarını korumak adına külçe altına yönelen yatırımcıya merkez bankalarının da katılması ile altın bu yıl yüzde 10 artıda seyrediyor. ABD darphanesinin resmi web sitesine göre darphane kasım ayının başından bu yana 63,000 onsluk altın satarak ekim ayındaki 59,000 rakamını aştı. ■ Sözcü,  21.11.2012

KAYNAK KULLANIMI: ABUK SABUK

ESKİDEN İstanbul’u seyretmek için Çamlıca Tepesi’ne çıkılırdı ama Çamlıca Tepesi’ni seyretmek için İstanbul’un hiçbir yerine gitmek gerekmezdi çünkü tepe her yerden görünürdü. Bugün de öyle.

Ama artık her iki heves de sönmek üzere: Üstüne kocaman bir cami konunca tepe kaybolacak, silueti çoktan bozulmuş olan İstanbul’un seyredeğer bir yanı kalmayacak çünkü daha etkileyici gökdelen kalabalığı görmek isteyenler de çoktandır New York’un Manhattan karşısındaki semtlerine gitmekteler.

Zaten elimizdekini güzelleştirmek yerine akıl almaz heveslerle çirkinleştirmekte üstümüze yoktur. Başımızdakilerin başını döndürüp eski kompleksleriyle olur olmaz işlere el atmalarına yol açmakta da.

Saçmalıklar saymakla bitmiyor. Onlarla uğraşmak çok vaktimizi alıp birbirimize düşmemizi kaçınılmazlaştırmakta. Hep birlikte şöyle biraz durup düşünerek kendimize çekidüzen vermemiz ve doğru dürüst bir topluma dönüşmenin çarelerini bulmamız gerekiyor.

Elbet hiç tereddütsüz, yine “eğitim gerek, olabildiğince daha çok kişiye olabildiğince daha iyi eğitim” denecektir. Ama bu denli âşikâr ve beylik sözlerle konuşmak ve “iki kere iki dört eder” dercesine böylesine derin hikmetler savurmak da gülünç olmuyor mu?

Bunları söyleye söyleye hep birlikte akıl sağlığımızı kolayca bozabiliriz. Bir de o var tabii.

Galiba doğru olan, düşünceleri iyi sıralayarak kendimizden başlayıp yakın çevremizi kapsamak ve sonra topluma varmak.

Kendine hayrı olmayanın başkalarına ve hele bütün bir topluma hayrı olabilir mi? Elbet “buna bencillik denir” diyenler çıkacaktır. Onlara bakmayın siz. “Kendimden başlayarak sırayla her şeyi düzeltmeye çalışıyorum” diyebilirsiniz böyle söyleyenlere.

Ama allahaşkına, koskoca ve yemyeşil alan olarak hazır Taksim Gezisi varken oranın yürüyüş yollarındaki ağaçları keserek Topçu Kışlası’nı yeniden yapmanın ve yoğun nüfuslu bir semtte alışveriş merkezleri kurmaya kalkmanın ne âlemi var? Yoksa siyasal yandaşlarınız ihale müteahhitleri mi sabırsızlanmakta?

Her ne kadar onlar toplumu düzeltmek için önce kendilerini düzeltiyor olsalar da... ■ Mümtaz Soysal, Cumhuriyet,  21.11.2012

KRİZ: 30 BİN MEMUR İŞTEN ÇIKARILACAK

Yunanistan, 30 bin memuru işten çıkaracak. İşten çıkarılacak memurlar listesinde isimlerini gören binlerce kişi sokaklara döküldü, çok sayıda kamu binası işgal edildi. Listede ilk aşamada yıl başına kadar işten çıkarılacak 2 bin kişinin ismi bulunuyor. Kalan 28 bin memurun ismi ise gelecek yıl açıklanacak.

Listedekiler 1 yıl boyunca havuza alınacaklar, maaşlarının dörtte birini alacaklar, 1 yıl dolunca da işten tamamen uzaklaştırılacaklar.

Dün bir araya gelen Avro bölgesi maliye bakanları, Yunanistan ekonomisinin ayakta tutulabilmesi için gereken mali desteğin 31.5 milyar Avro’luk gelecek diliminin aktarılıp aktarılmamasını görüştü. Brüksel’de bir araya gelen maliye bakanlarının, Yunanistan için kredi diliminin serbest bırakılmasına yönelik geçici onay verecekleri belirtiliyor. Alman Merkez Bankası Bundesbank’ın alt meclisinin önümüzdeki hafta Yunanistan’a verilecek olan kredi dilimini onaylaması bekleniyor. ■ Cumhuriyet,  21.11.2012

UÖŞ, YABANCI SERMAYE: LAFAYETTE GELİYOR CARREFOUR KÜÇÜLÜYOR

Demsa Group, bünyesine kattığı dünyaca ünlü lüks mağazacılık devi Harvey Nichols’tan sonra, yine moda mağazacılığının sembol isimlerinden biri olan, 120 yıllık Fransız Galeries Lafayette’i Türkiye’ye getiriyor. İlk mağaza, Emaar Türkiye’nin Çamlıca’daki projesi Boulevardi ile 2015’in ilk çeyreğinde moda tutkunlarıyla buluşacak.

Galeries Lafayette’nin toplam 62 mağazası bulunuyor. Demsa Group Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Çetindoğan, gruba ait markaların tüm mağazalarında günlük toplam 1 milyon ziyaretçisi olduğunu belirtti.

Fransız perakende devi Carrefour, Endonezya’dan da çıktı. Şirket, Endonezya’da yüzde 60 hissesini, yerel ortağı CT’ye 671 milyon dolara sattı. Carrefour Endonezya, 2011 itibarıyla 84 süpermarketinden toplam 1 milyar Avro gelir elde etmişti. Anlaşma uyarınca CT, Carrefour’un Endonezya’daki münhasır imtiyaz sahibi olacak.

Carrefour, bu ay içinde Malezya ve Şili operasyonlarını da sırasıyla 250 milyon ve 2 milyar Avro’ya satmıştı. Şirket Türkiye’deki durumu da değerlendiriyor. ■ Cumhuriyet,  21.11.2012

 

ÖZELLEŞTİRME: ENERJİDE ÖZELLEŞTİRME TAM GAZ

Kömür sahaları da, jeotermal alanları da, santrallar da özelleştiriliyor. Hükümet, 2.76 milyar ton linyit rezervini özel sektöre açıyor.

AKP’nin özelleştirme politikaları sonucu, elektrik enerjisi üretiminde özel sektörün payı yüzde 61’e ulaştı. Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nün sorumluluk alanında bulunan 2.76 milyar ton linyit rezervi de özel sektöre açılıyor. Toplam 629 bin abonenin kaçak elektrik kullandığı belirlenirken, hükümet kaçağı azaltma görevini de özel sektörden bekliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın tahminlerine göre, enerji sektörünün 2023’e kadarki toplam yatırım gereksinimi 120-130 milyar doları aşacak. Bu çerçevede bakanlık, gereksinim duyulan yatırımların özel sektör tarafından yapılmasını sağlayacak düzenlemeler için çalışma yapıyor. Elektrik kurulu gücünde özel sektörün payı AKP’nin iktidara geldiği 2002’de yüzde 32 iken, özelleştirmeler sonucunda bugün yüzde 56’ya çıktı. Elektrik Üretim AŞ bünyesindeki santralların özelleştirme işlemleri de devam ediyor. ÖİB tarafından Habitabat Elektrik Üretim ve Ticaret’in özelleştirilmesi için ilana çıkıldı. Seyitömer ve Kangal termik santralları için de çalışmalara başlandı. AKP döneminde çıkarılan yasa ile yenilenebilir enerji kaynakları da özel sektöre açılıyor.

Özelleştirme kapsamında devredilen Denizli-Kızıldere jeotermal sahası ile birlikte devredilen jeotermal sahaların ihale bedeli toplam 546.9 milyon dolara ulaştı. ■ MUSTAFA ÇAKIR, Cumhuriyet,  21.11.2012

ÖZELLEŞTİRME: KANGAL’DA ACELE NEDEN?

Elektrik Üretim’e ait Kangal Termik Santralı ile santral tarafından kullanılan taşınmazlar özelleştirme kapsamına alındı. Özelleştirme işlemleri yıl sonuna kadar tamamlanan santralın satışı 17 Ocak 2013’te yapılacak. Birkaç yıldır istikrarsızlaştırma politikaları uygulanan Kangal’da iki ay önce elektrik üretimi tamamen durmuş, 1400 işçi süresiz izne ayrılmıştı.

CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir “Burnuma pis kokular geliyor. Bu acele niye, kimi kurtarmaya çalışıyorlar?” diye tepki gösterdi. CHP Sivas İl Başkanı Ulaş Karasu “Sivas en çok göç veren, işsizliğin en yoğun yaşandığı il olmasına rağmen bütün özelleştirmelerin buradan başlaması düşündürücüdür. Sanki yangından mal kaçırıyorlar. AKP hükümeti iktidar olduğundan beri sürekli Sivas’tan bir şeyler kaçırıp, satarak adeta Sivas cezalandırılıyor. 1400 kişinin ekmek yediği santral da satılınca Sivas’a son darbe vurulmuş olacak” diye tepki gösterdi. ■ MEHMET MENEKŞE, Cumhuriyet,  21.11.2012

 

22.11.2012 

BEDHAHLAR, RTE, AKP: 2000'Lİ YILLARIN BAŞBAKANINI NASIL HAZIRLADILAR?

Türk-Amerikan dostluk derneklerinden birinde görev yapmış bir Türk ile tanıştım. Bir anısını anlattı:
“ADL (Anti Defamation League), İstanbul’dan Tayyip Erdoğan adlı bir siyasetçiyi davet etti. Amerikan Türk Dernekleri, karşılamada bulunmak için çeşitli eyalet ve şehirlerdeki dernek başkanlarına bildiri geçerek karşılamada bulunmak isteyenleri çağırdı.
Biz hafta içi olduğundan gelemeyeceğimizi bildirdik. Geliş tarihini hafta sonuna aldılar ve biz de katıldık. O zamanki başkan, ’Bir misafir gelecek, ADL’de dokuz günlük bir beyin fırtınası yapılacak ve geleceğe yönelik kararlar alınacak. Bu yüzden, misafiri çok düzenli bir biçimde havaalanından alıp ADL’ye teslim edeceğiz sonra da yurda dönerken havaalanına götüreceğiz’dedi. Başkana misafirin adını sordum.. ’Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanı’dedi. ’Peki, Yahudi örgütüyle işi ne?’diye sorunca, ’2000’li yılların başbakanını hazırlıyorlar’cevabını verdi.. Kanım dondu..
O toplantıya Egemen Bağış’ın da katıldığını hatırlıyorum..”


***


1994 yılında daha yeni belediye başkanı seçilmiş bir kişi, Yahudilerin örgütü tarafından ABD’ye davet ediliyor ve Türk-Amerikan derneklerinin başkanı, “2000’li yılların başbakanını hazırlıyorlar” diyor.. İşte Türkiye’nin nasıl yönetilmekte olduğunun fotoğrafı budur..
Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, sanki ABD’nin adaylarıymış gibi, hep Amerikan merkezlerine gittiler. Görüştükleri kişilerin geçmişinde mutlaka CIA damgası vardı. Dünyayı küreselleştirdiklerini iddia edenler, bütün ulus devletleri, etnik ve dini farklılıklarına göre parçalayarak eski Yunan siteleri gibi şehir devletlerine bölmeyi ve tek merkezden yönetmeyi plana programa bağlamış durumdaydı. Erdoğan, kendisine bir memorandumla bildirilen bu küresel planı kabul ettiğini, parti programında ortaya koyuyordu. Dünyayı yönetmeye soyunmuş İslam düşmanı Neocon tarikatı, Kuzey Irak ve Güneydoğu Türkiye’de bir kukla devlet kurmak için önce Türkiye’de kukla hükümet oluşturmak planını uygulamaya çabalıyordu. Kurmak istedikleri kukla hükümetin birinci vazifesi, AB dayatmalarının hepsini kabul etmekti!
Tansu Çiller’in, “ABD, Irak’a girdiğinde benim başbakan olmam lazım” demesi durumun vahametini gösteriyordu. AB ve ABD, Türkiye’de kukla hükümet istiyor, Türkiye’deki siyasiler de sıraya girmiş, “Ben olayım, ben olayım” diyordu. Türkiye bir yol ayrımına gelmişti.


***


Erdoğan, Başbakan olduktan sonra da her ABD gezisinde Yahudi lobisinin misafiri oldu.
Tayyip Erdoğan, 2009 yılındaki bir ziyaretinde ABD’ye iner inmez New York’ta kaldığı The Plaza Oteli’nde, aralarında Abraham Foxman’ın başkanlığını yaptığı ADL kuruluşunun da bulunduğu New York ve Washington merkezli önemli Yahudi kuruluşlarının temsilcileriyle görüşmüştü.
Foxman, yaptığı açıklamada “Bizim açımızdan en önemlisi, Başbakan Erdoğan’ın New York’a gelir gelmez ilk önce bizi kabul etmesidir. Bizim için en önemli olan nokta bu, çünkü Başbakan Erdoğan bize verdiği önemi göstermiştir. Erdoğan’ın, Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkilere ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir” demişti.
Tabii Erdoğan için de asıl önemli olan nokta “New York’a gelir gelmez Yahudi lobisi temsilcileriyle görüşmek” tir. Şimdi aynı Tayyip Erdoğan’ın İsrail’i terörist devlet ilan etmesi, bana bu sebeplerle pek inandırıcı gelmiyor..


***


5 Kasım 2001 tarihinde, The New York Times gazetesinde, Yahudi asıllı gazeteci William Safire önemli bir yazı yazmıştı
Safire, “Nasıl ki Sovyetlere karşı Çin kozunu kullanarak Komünist Bloku böldük, onları da aynı şekilde böleceğiz. Kozumuz, güçlü ordusuyla laik Müslüman ülke olan Türkiye! Türkiye, kendi Kürt problemini, kendi payına düşen dilimde Kürdistan diye adlandırılan bir özerk bölge oluşturarak çözecektir” diyordu.
İşte Arap Baharı adı altında Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun karıştırılması Türkiye üzerinden gerçekleştirildi. Bu politikayı uygulayan ve İsrail’i korumak için, Malatya’ya füze kalkanı yerleştiren Tayyip Erdoğan’ın İsrail’i lafzen eleştirmesi sizi ikna ediyor mu? ■ Arslan Bulut, Yeniçağ,  22.11.2012

 

BORÇLANMA: BORÇ YİĞİDİN KELEPÇESİDİR

Ekonomide riskler ve kırılganlık, kendi kendini besleyen bir kriz süreci oluşturur. Sıcak para ve kârlı yatırımları satın alan sermaye gelir. Sıcak para kırılganlığı daha çok artırır. Ayrıca sıcak para kur baskısı yaratır. Cari açık artar. Cari açığı finanse etmek için sıcak paraya ihtiyaç artar. Ayrıca cari açığın finansmanı için dış borç ve varlık satışları artar. Rating şirketleri de boş durmaz ülke notunu düşürür. Dış borç olarak alacaklı olanlar telaşlanır. Yüksek sesle çözüm tartışmaya başlarlar. Krizden başka yol kalmaz.
AB borç krizi de aynı şekilde oldu. Yunanistan işi tetikledi... Arkası çorap söküğü gibi geldi. Fransa bankalarının alacağı daha yüksek olduğu için Fransa konuşulmaya başlandı. Ocak ayında Standart and Poor’s Fransa’nın AAA olan notunu AA- seviyesine düşürdü. Şimdi de Moody’s Fransa’nın mali görünümü bozuk diye Aaa olan notunu Aa 1 negatif seviyesine düşürdü.
1980’li yıllarda dünyada bir borç krizi yaşanmıştı. O zaman 17 gelişmekte olan ülkenin dış borçları ödeme sorunu vardı. Bu ülkelerin çoğu Latin Amerika ülkeleriydi ve Türkiye bu 17 ülke içinde yoktu. Bu nedenle alacaklı olanlar Paris Kulübü’nü kurdular.
Bugün Avrupa’daki borç krizinin farklı yanı, borçlu ve alacaklı olanların bu borç ve alacakların çoğunlukla aynı para, euro cinsinden olmasıdır. Ayrıca ikisi de euro cinsinden olduğu için, iç borçla dış borç arasında da fark olmuyor.
Borçlar euro cinsinden olduğu için dış borçlarda devalüasyon yoluyla, iç borçlarda ise enflasyon yoluyla borç yükünün düşürülmesi olanağı da kalmıyor.
Avrupa’nın tüm ekonomik sorunları bizi ve dünyayı ilgilendirir... Bizi dış ticaret ve dış borçlarımız açısından daha çok ilgilendirir.
Bizim toplam 235 milyar dolar olan dış borçlarımızın 213 milyar doları özel sektöre, 102 milyar doları da kamuya aittir. Bu borçları ve özellikle sendikasyon kredilerini veren finansal kurumlar çok ulusludur. Ancak dış borçlarımızın çoğu Avrupa’yadır.
Türkiye’nin dış borçlarının Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı, birçok Avrupa ülkesinden düşüktür. Ancak dış borç ödeme kapasitesi de düşüktür.
Uluslararası karşılaştırmalarda, bir ülkenin dış borç yükü dış borç stokunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’ya oranı olarak hesaplanmaktadır. Bu oran borç yükü hakkında, borç ödeme kapasitesi için bir gösterge olmaktadır ve fakat tam anlamıyla gerçek dış borç yükünü göstermekte yetersiz kalmaktadır.
Dünyada toplam dış borcun GSYH’ye oranına bakıldığında en kötü durumdaki ülke İrlanda’dır. İrlanda’nın dış borç stokunun milli gelirine oranı yüzde 1.102 dir. Başka bir ifade ile dış borçları milli gelirinin 11 katıdır.
Toplam dış borcun GSYH’ye oranına göre en iyi durumdaki ülke yüzde 14,4 ile Brezilya’dır. Brezilya’yı yüzde 18,2 ile Hindistan, yüzde 20,4 ile Meksika izliyor. Oysa ki Meksika 1984 borç krizinde en çok zorda olan ülke idi.
Aslında borç ödeme kapasitesinin en iyi göstergesi, fert başına gelirde büyümedir. Avrupa ülkelerinde düşük büyüme veya eksi büyüme, borçlu ülkelerin ödeme kapasitesini düşürmüştür. Türkiye’nin 2012 yılı global büyüme oranı yüzde 3 ve fert başına gelirde büyüme oranı ise, yüzde 1.7 olacaktır. Bu düşük büyüme Türkiye’nin de dış borç ödeme kapasitesini düşürmüştür.
Türkiye’nin borç ödeme kapasitesini olumsuz etkileyen bir diğer faktör de dış borç faizlerinin göreceli olarak daha yüksek olmasıdır. Bir diğer ve temel olan olumsuz faktör ise cari açığın yüksek olmasıdır.
Son olarak, Türkiye dış krediyi, özellikle özel sektör ara malı , hammadde ve tüketim malı ithalatı yapmak için alıyor. Eğer fiziki yatırım yapmak için almış olsaydı, dış borç ödeme kapasitesi artardı.
En iyisi cari açık vermeden, dış borç almadan içeride tasarruf yaratarak kalkınmaktır. İktisat politikalarını bu yönde planlamaktır. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ,  22.11.2012

 

BÜTÇE AÇIĞI: 9 AYLIK AÇIK 18,8 MİLYAR LİRA

Merkezi Yönetim Bütçesi, Ekim'de 4,4 milyar lira, Ocak-Ekim döneminde ise 18,8 milyar lira açık verdi.

ANKARA - Merkezi Yönetim Bütçesinden yılın 10 aylık döneminde 289 milyar 791 milyon lira harcama yapılırken, bütçe gelirleri 271 milyar 37 milyon lira olarak gerçekleşti.

Maliye Bakanlığı, 2012 yılı Ekim ve Ocak-Ekim dönemi Merkezi Yönetim Bütçe uygulama sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, geçen yılın Ekim ayında 1 milyar 941 milyon lira açık veren Merkezi Yönetim Bütçesi, 2012 yılı Ekim ayında 4 milyar 404 milyon lira açık verdi. Geçen yılın Ekim ayında 769 milyon lira faiz dışı fazla verilirken, bu yılın aynı ayında 681 milyon lira faiz dışı açık verildi.

Bütçe giderleri Ekim'de geçen yılın aynı ayına göre yüzde 29,2 oranında artarak 31 milyar 749 milyon lira düzeyine ulaştı. Ekim ayında faiz hariç bütçe giderleri ise geçen yılın aynı ayına göre yüzde 28,2 oranında artarak 28 milyar 26 milyon lira oldu. Faiz giderleri de geçen yılın aynı ayına göre yüzde 37,4 oranında artarak 3 milyar 723 milyon lira olarak gerçekleşti.

Geçen yılın Ekim ayında 22 milyar 633 milyon lira olan bütçe gelirleri, 2012 yılı Ekim ayında yüzde 20,8 oranında artarak 27 milyar 345 milyon lira düzeyine ulaştı. Vergi gelirleri ise yüzde 22,7 oranında artarak 24 milyar 238 milyon lira olarak gerçekleşti. ■ Dünya,  22.11.2012

ÖZELLEŞTİRME: (DOĞUSAN'A VE KEMERKÖY’E TEKLİF GELDİ)

Doğusan Boru Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi'ndeki yüzde 56,09 oranındaki Özelleştirme İdaresi Başkanlığı (ÖİB) hissesinin özelleştirilmesi için açılan ihaleye 3 teklif geldi.

ÖİB'den yapılan açıklamaya göre, Doğusan Boru'daki yüzde 56,09 oranındaki İdare hissesinin özelleştirilmesi için açılan ihaleye, Mayıs Gayrimenkul Taahhüt İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., Selim Bekiroğlu ve ERN Holding AŞ teklif verdi.

Kemerköy Liman Sahası'nın özelleştirilmesine ilişkin açılan ihaleye 8 yatırımcı teklif verdi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamaya göre, Kemerköy Liman Sahası'nın 36 yıl süreyle "işletme hakkının verilmesi" yöntemiyle özelleştirilmesine ilişkin açılan ihaleye 8 yatırımcıdan teklif geldi.

Yatırımcıların listesi şöyle:

"Global-Adonia Ortak Girişim Grubu, Har Enerji Yatırımları AŞ, Cey Grubu Ortak Girişimi, Binbirgıda Tarım Ürünleri Sanayi ve Ticaret AŞ, Nurol Enerji Üretim ve Pazarlama AŞ, Kerme Liman İşletmeciliği Sanayi ve Ticaret AŞ, Türkerler İnşaat Turizm Madencilik Enerji Üretim Ticaret ve Sanayi AŞ, Mehmet Güneş İnşaat Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi." ■ Dünya,  22.11.2012

 

23.11.2012 

TASARRUFLAR: SAADET ZİNCİRİNİN SONU YOKTUR

Türkiye bir tüketim çılgınlığı yaşıyor. Bu çılgınlığın kaynağı üretim ve büyüme değil, dış borç ve yabancıya varlık satışlarından gelen paralardır. Üretimden değil çünkü sanayide birçok sektör girdi olarak yüzde 40 ile yüzde 70 oranında ithal ara malı ve hammadde kullanıyor. Bu ithalatı kazandığımız dövizlerle değil, borç olarak aldığımız, kamu altyapı yatırımlarını, varlıklarımızı kârlı işletmeleri ve bankaları satarak aldığımız dövizlerle karşılıyoruz. Satacak varlığımız kalmayınca, dış borçlanma sınırına geldiğimizde bu saadet zinciri de bitecek ve sıkıntıya gireceğiz. İspanya ve Yunanistan’da aynı saadet zinciri bitti. Onlar şimdi dünyaya gayri menkullerini pazarlamaya çalışıyor.
İnsanlar uzun vadeli düşünmez ve görmez. Bunun içindir ki kimse madalyonun arka yüzüne bakmıyor. Gerçekte ise kader, gelecek için ağlarını örüyor.
Kurbağayı, içi sıcak su dolu bir kaba atarsanız, canı yandığı için dışarı sıçrar. Oysa aynı kurbağayı soğuk su dolu bir kaba koyarsanız ve sonra da suyun ısısını yavaş yavaş artırırsanız, fark etmez ve ölür. Sıcak para, dış borç ve varlık satışlarından gelen dövizlerin sonuçları da işte böyledir.
Yapmamız gereken, ulusal üretimi ve tasarrufu artırıp, cari açık vermeden kendi imkanlarımızla kalkınmaktır. Zira on yıl önce toplam tasarrufların Gayri Safi Milli Hasıla’ya oranı yüzde 20’nin üstünde iken şimdi yüzde 12 ile 14 arasında değişiyor. Ortalama tasarruf oranı Brezilya’da yüzde 18, Endonezya’da yüzde 33, Çin’de ise yüzde 45’tir.. 2011 yılı Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’ndaki (World Economic Outlook) sıralamaya göre Türkiye ortalama tasarruf oranı olarak 168 ülke arasında 129. sıradadır.
Tasarruflar, devletin yarattığı cebri tasarruflar ile gönüllü tasarrufların toplamıdır. Kamu tasarrufları siyasi iktidarların tercihleri ile belirleniyor.
Özel tasarrufların ve yatırımların artması uzun vadeli planlama ile gerçekleşir. Ancak kısa dönemde de alınacak bazı önlemler vardır.
1) Tasarruf faizleri ile kredi faizleri arasında, makul bir kâr marjını içerecek denge kurulmalıdır. Mevduat faiz oranı gibi kredi faiz oranları da yıllık tespit edilmelidir. Aylık faiz, istikrarsız ve değişebilirliği, oynaklığı yüksek ve spekülatif bir finans piyasası icadıdır. Bu icat tasarrufları ürkütmüştür. Özel yatırımların finansmanını zorlaştırmıştır.
2) Türkiye de halen kayıt dışı ekonomi yüksektir. Yoldan yurt dışına kaynak çıkışı oluyor. Bu da iç tasarruf oranını düşürüyor. Kayıt dışı kaynak çıkışını önlemek için, yer altı ekonomisini önlemek gerekir. Ayrıca iç siyasi güveni oluşturmak gerekir.
3) Yabancı sermaye politikasını değiştirmeliyiz. Sıcak para tuzağından kurtulmalıyız. Zira sıcak paranın girdiği ülkeye, sıfırdan yatırım yapan yabancı sermaye gelmiyor. Ya kârlı işletmeleri satın alan sermaye giriyor... Ki bu durumda da kâr ve faiz gibi faktör gelirleri olarak dışarıya kaynak transferi artıyor. Ya da kısa vadeli sermaye giriyor. Uzun vadeli sıfırdan yatırım yapacak, ilave istihdam yaratacak sermayenin girmesi için, sıcak paranın kontrol edilmesi gerekir.
4) Daha da önemlisi, yatırımları ve özellikle emek yoğun yatırımları artırmak için istihdam yükünü düşürmeliyiz. Türkiye’de istihdam üzerindeki vergi ve prim yükü, yüzde 37’den başlamaktadır. Yüksek istihdam yükü hem içeride, kayıt dışı istihdama neden oluyor... Bu sorun da haksız rekabet yaratıyor. Hem de Türkiye’nin dış rekabet gücünü düşürüyor. İstihdam yükünün daha düşük olduğu ülkelere karşı da, Türkiye’nin üretim maliyeti daha yüksek olmakta ve rekabet şansını azaltmaktadır. Yapılması gereken, istihdam yükünü yüzde 25’e indirmektir. Bu durumda kayıt dışı istihdam da azalacaktır. 8.5 milyona yükselen kayıt dışı istihdam önemli ölçüde düşecektir. ■ Esfender Korkmaz, Yeniçağ,  23.11.2012

 

EĞİTİM: ÖĞRETMENLER, GÜNLERİNİ KUTLAMAYACAK

Eğitim-Sen üyesi öğretmenler Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) resmi 24 Kasım Öğretmen Günü programına katılmayarak tüm yurtta alanlara çıkacak, “meslek itibarlarının Başbakan Tayyip Erdoğan ve Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer tarafından ayaklar altına alınmasını” protesto edecek, “öğretmenliğin artık kutsal ve onurlu bir meslek olmadığını” açıklayarak öğretmen kimlik kartlarını yerlere atarak Dinçer’e iade edecek.

Eğitim-Sen Örgütlenme Sekreteri Mustafa Ecevit resmi Öğretmenler Günü programlarına katılmayacaklarını ve bakanlığı tüm yurtta protesto edeceklerini açıkladı. Eğitim-Sen üyesi öğretmenler bugün sınıflara yakalarında “İtibarsızlaştırılan mesleğine karşı mücadeleye”, “Sahte kutlamalar değil, haklarımızı istiyoruz”, “Yalan, hamaset değil haklarımızı istiyoruz”, “Haklarımız için alanlardayız” yazılı olan kokartlarla girecekler.

Bugün ayrıca öğretmenler, her okulun öğretmenler odasında “Her 24 Kasım’da öğretmenliğin kutsallığından ‘onurlu bir meslek’ olduğundan söz ediliyor. Öğretmenlerin artık kutsal ve onurlu bir meslekleri yok. AKP mesleğin itibarını ayaklar altına aldı” ifadelerinin kullanıldığı bir bildiri okudu. Ankara’da yarın saat 12.00’de YKM önünde toplanacak öğretmenler MEB önüne giderek, kimlik kartlarını yere atarak Dinçer’e iade edecekler.

İSTANBUL İstanbul’daki protesto gösterisi yarın saat 14.00’te Galatasaray Lisesi önünde yapılacak. Eyleme ilişkin bilgi veren Barış Uluocak, özellikle AKP ve Ömer Dinçer döneminde öğretmenlere yönelik hakaretlere varan açıklamalar yapıldığını belirterek göstermelik kutlamalara katılmama kararı aldıklarını söyledi. 4+4+4 eğitim sistemi ile birlikte öğretmenlerin mağduriyetinin daha da arttığını ifade eden Uluocak, “4+4+4 eğitim sistemi ile birlikte birçok arkadaşımız norm kadro fazlalığı nedeniyle açığa düştü ve zorunlu tayin istemek zorunda kaldı. Ayrıca özür durumu nedeniyle mağduriyet yaşayan arkadaşlarımız var. Bütün bu sorunlar ortada iken 1 günlük göstermelik kutlamanın anlamsız olduğunu düşünüyoruz ve resmi törenlere katılmıyoruz. Ayrıca Taksim’de yapacağımız yürüyüş ve basın açıklamasının ardından Milli Eğitim Bakanlığı’nın bizlere göndermiş olduğu öğretmen kartlarını yere atarak yakacağız” dedi.

İZMİR Yarın saat 12.30’da Konak Alanı’nda YKM önünde toplanacak kitle, İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne dek yürüyecek. Burada öğretmenler, temsili personel kimlik kartlarını müdürlük kapısına bırakacak. Eğitim-Sen İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Abdullah Tunalı, 24 Kasım’ın iki anlamı olduğunu belirterek “24 Kasım, Atatürk’e başöğretmenlik unvanı verilen gündür ve bizim için önemlidir. Ancak bu özel gün, Kenan Evren’in binlerce öğretmeni öğretmenlikten atmasını, işkenceye tabi tutulmalarını, örgütlerinin kapatılmasını gölgelemek için kullanılmıştır. Öğretmenler, 24 Kasım günlerinde hatırlanıyor. Yaşadığımız sorunlarsa halının altına süpürülmek isteniyor” dedi.

Öğrencisinin bıçaklaması sonucu yaşamını yitiren Rabia Sevilay Durukan’ın da anılacağını kaydeden Tunalı, Rabia öğretmenin adının Karabağlar ilçesinde bir anaokuluna verilmesi için imza kampanyası başlattıklarını da bildirdi. ■ SİNAN TARTANOĞLU/ALİ AÇAR/HİCRAN ÖZDAMAR, Cumhuriyet,  23.11.2012

RTE: ‘İLAHİ - BİR - KOMEDİ’

Yalakaları, yandaşları, partisi dışında; içeride, dışarıda tek dostu yok.

CHP ile kavgalı. Arada sırada destek veren MHP’yi övüyor. Ama bu partiye de iyi gözle bakmıyor.

Medya ile barışık olduğunu, olacağını söyleyecek yerli yabancı tek bir gazete, gazeteci ara ki bulasın!

Hatasız kul olmaz diye seslenen oldu mu RTE’ye; aman Allah! Söyleyene ya kırk katır ya kırk satır...

Askerden kimilerinin suratını beğenmedi mi, herhangi birinden karşı duruşlar rivayeten kulağına geldi mi, yallah Silivre’ye...

Dün elini sıkıyor, bugün sarılıp yanaklarından öpüyorsa aman dikkat!

***

Yaşamı, bu uyarıya hak veren, kanıtlayan örneklerle dolu.

Bakmayın, sakın aldanmayın; insanlık uğruna, insan hakları adına soykırım karşıtı konuşmalarına, açıklamalarına...

Böyle konuşur, bu yönlü açıklamalar yapar ama; Sudan’da 300 bin kişinin katledilmesinin baş sorumlusu, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak soykırım yapmak ve insanlığa karşı suç işlemekten hakkında tutuklama kararı çıkan, Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir’i Ankara’da kırmızı halılarla karşılar, kucaklar, dost ilan eder.

Aralarında su sızmayan, karşılıklı aile ziyaretleri yaptığı, ne ki bir yıldır hakkında söylemediğini bırakmadığı, halkını bombalıyor diye cehennemlik dediği, git deyince gideceğini, bir kaşık suda boğacağını sandığı Beşşar Esad şimdi can düşmanı.

Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi… Cami bombalatmaktan ve Şii halka terör uygulamaktan ülkesinde üç kez idama mahkûm.

RTE’nin himayesinde ülkemizin konuğu!

Ya Kaddafi? Libya’ya resmi ziyarette bulunan hocası Erbakan’ı karşısına alıp, terbiye sınırlarını aşan hakaretlerini sindiren RTE’nin; Kaddafi ile yıllarca süren, can ciğer kuzu sarması günlerini bir anda unutarak, Libya diktatörüne birden düşman kesilmesine, Kaddafi’nin “Sırtımdan bıçakladı” diye yorumladığı dostluk ve vefa anlayışına ne demeli?

***

Dışarıdan örneklere RTE’nin dost ve dostluk anlayışını sergileyen bir başka olayı eklemek gerekiyor.

Partiyi beraber kurduğu, uzun süre Dışişleri Bakanlığı’nı yaptığı, “Kardeşim” dediği, zorlama bir kararla Cumhurbaşkanı adaylığını ilan ettiği A. Gül’ün; ikinci kez Cumhurbaşkanı olmasını engellemek için üstelik Gül’le anlaşmış görünerek Çankaya’ya nasıl çıkarım diye kıvranıyor.

Bu olay; kardeşini harcamaya hazırlanan, hatta Çankaya’ya çıkma uğruna partisinin geleceğini tehlikeye atmaya kararlı olan bir insanın dost ve dostluk anlayışını içeren, ibret verici bir öykü...

2014!.. Çankaya’daki ile dostluğun ve kardeşliğin sona ereceği tarih! RTE’nin dostluk ve dost ilişkileri ne kadar inandırıcı olabilir?

İki ülke arasındaki ilişkilerin hiçbir dönemde bu denli sıcak olmadığı ve kişisel dostu olmakla övündüğü Başkan Obama’ya, Avrupa Birliği’ne, BM Güvenlik Konseyi beş devlete güvenmediğini vurgulayan söylemlerle, hakaretlerden ülkeler, kurumlar ve kişiler acaba etkileniyor mu?

Ola ki eser gürler. Söyledikleri söylediği günlerde kalır, derler. Âlem o âlem, devran o devran... Yürür gider!

***

Bir de “Öleceksek adam gibi ölelim” diyerek Katar’a, S.Arabistan’a, Mısır’a; İsrail’e haydin savaşa çağrısı yok mu?

“İlahi - bir - komedi!” ■ Cüneyt Arcayürek, Cumhuriyet,  23.11.2012

YABANCIYA TOPRAK: LOPEZ İSTANBUL’DA ‘EV’LENDİ

Çeşitli ülkelerde gayrimenkul yatırımları yapan Jennifer Lopez, konser için geldiği İstanbul’dan da konut satın aldı. Dünyanın en büyük karma projelerinden biri unvanına sahip Metropol İstanbul’dan Adalar ve Boğaz manzaralı daire satın alan Lopez, Ataşehir’de bulunan Metropol İstanbul satış ofisine gelerek, dairesinin temsili anahtarını aldı. Varyap - Gap İnşaat Ortak Girişimi ve Emlak Konut ile hasılat paylaşımı modeli ile hayata geçirilen Metropol İstanbul 250 metre uzunluğuyla Avrupa’nın en yüksek binalarından biri olacak. Projenin 2015 yılı başında tamamlanması planlanıyor. ■ Cumhuriyet,  23.11.2012

 

24.11.2012

 

CARİ AÇIK, TASARRUFLAR, İHRACAT: TÜRKİYE’NİN 3 BÜYÜK RİSKİ

Dünya Bankası Başekonomisti Marina Wes, Türkiye ekonomisinin önündeki 3 temel sorunu “yüksek cari açık, düşük iç tasarrufu, ihracatın yetersizliği” olarak sıraladı

Dünya Bankası Başekonomisti Marina Wes, İstanbul’da Türk ekonomisini ilişkin uyarılarda bulundu. Hükümet kurmaylarının çizdiği ‘olumlu, pembe tablo’nun aksine Türkiye ekonomisini kuşatan risklerin üzerinde duran Wes, özellikle ‘cari açığın’ Türkiye’nin başlıca zaafı olduğunu vurguladı.
İstanbul’da Active Academy tarafından düzenlenen 10. Uluslararası Finans Zirvesi’nde konuşan Marina Wes, Türkiye ekonomisinin önümüzdeki süreçte karşılaşabileceği sorunlara dikkat çekti. Türkiye’nin Asya ile Afrika arasında çok özel bir konuma sahip olduğuna dikkatleri çeken Wes, ülkemizin önündeki muhtemel sorunları ise şu şekilde sıraladı:
1. Yüksek cari açık: Türkiye’nin cari açığı hâlâ yüksek düzeyde ve ülkenizin ‘kilit zaaf’ı bu! Cari açığın kapatılması konusunda iyileşme görülse de, ekonominin yapısından kaynaklanan sorunlar yerinde duruyor.
2. İç tasarruf oranı düşük: Türkiye 2010 ve 2011 yıllarındaki büyüme dışarıdan gelen sermaye girişleriyle (capital inflows) sağladı. Sermaye akışı tersine döndüğünde ekonomide sorunlar görülecektir.
Burada bir parantez açarak, biz de şu noktaları hatırlatalım: Nitekim Türkiye’de tasarruf oranı milli gelirin yüzde 14’ü seviyesine kadar geriledi. Oysa bu rakam maaşların çok daha düşük olduğu Çin’de yüzde 40’ları aşıyor. Türk halkının önemli bir bölümü eline geçen para ile ay sonunu getiremediğinden, tasarruf edebilme imkânı bulunmuyor. Bu nedenle AKP Hükümeti tasarruf miktarını arttırmak için kısa vadeli mevduata uygulanan stopaj vergisini yüzde 20’ye, 1 yıl ve daha uzun vadeli mevduata uygulanan stopaj vergisini ise yüzde 10’a düşürmeyi planlıyor.
3. İhracatın Gayri Safi Milli Hâsıla’ya (GSMH) oranının düşük olması: Türkiye yenilenebilir enerjiye yönelerek, enerji bağımlılığını azaltması gerekiyor. İhracatı arttırmak içinse pazar çeşitliliği önemli. Türkiye, son yıllarda Ortadoğu ve Afrika’da bu açıdan etkili. Türkiye, yeni pazarlar bulabilmek için Doğu Asya’ya yani Uzakdoğu’ya açılabilir. Avrupa kriz nedeniyle zor bir pazar ancak hala daha önemli bir pazar olarak öne çıkıyor.

Türk ekonomisi kapalı!
Türkiye ekonomisinin nispeten kapalı bir yapıya sahip olduğunu savunan Marina Wes, buna gerekçe olarak Türkiye’nin yaptığı ihracatın Gayri Safi Milli Hâsıla’ya (GSMH) oranının düşük olmasını gösterdi. Türkiye’nin GSMH’si 800 milyar dolara yaklaşırken, ihracatı 145 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Oysa Çin’in GSMH’si 5.5 trilyon iken ihracatı 2 milyar dolara yaklaşıyor. Yani Çin ürettiğinin 3’te birinden fazlasını ihraç ediyor.
Türkiye ise 5.5’te birini ancak dış pazarlara satabiliyor. Almanya ise ürettiğinin neredeyse yarısını dış pazarlara satıyor. Dünya ekonomisine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Wes, küresel ekonominin Doğuya doğru kaydığına işaret ederek, 2013 yılında gelişmekte olan ülkelerin ihracatta gelişmiş ülkeleri geçeceğini ifade etti. …  ■ RECEP BAHAR, Yeni Mesaj,  24.11.2012

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura