Diğerleri > Sis Çanı
14-08-2014
NELER OLDU 19-24 HAZİRAN 2014 (Bölücülük, BOP, UÖŞ, altın, gelişme, gelir dağılımı, yabancı sermaye, sanayi, petrol, FED)

Cihan Dura

14.8.2014


19.6.2014 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: IRAK'I PARÇALADILAR, NEDENİ...

Türkmen Danışma Meclisi Başkanı Profesör Doktor Ümit Akkoyunlu Irak'ta yaşanan son durumu değerlendirdi. Akkoyunlu, Irak’ın ekonomik kaynakları yüzünden parçalandığını belirtti.

 Türkmen Danışma Meclisi Başkanı Profesör Doktor Ümit Akkoyunlu Irak'ta yaşanan IŞİD saldırısını değerlendirdi. Akkoyunlu, Irak'ın ekonomik kaynakları yüzünden parçalandığını vurguladı.

Akkoyunlu, bölge insanının birbirlerine bilerek kırdırıldığını ve IŞİD'in de bunun bir alet olduğunu kaydetti.


Irak’ta güçlü bir otoritenin olmadığına dikkat çeken Akkoyunlu, bölgedeki çözüm konusunda umutusuz olduğunu belirtti.
Akkoyunlu aynı güçlerin Türkiye’de de Kürt projesini ürettiğini belirtti.
Türk halkına seslenen Akkoyunlu, sıranın bir gün Türkiyeye de geleceğine de dikkat çekti.  ■ ulusalkanal.com.tr, (19.6.2014)

 

BÖLÜCÜLÜK, BOP: AKP GENEL BAŞKAN YARDIMCISI ÇELİK'TEN SKANDAL SÖZLER

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Türkiye, Irak, İran ve Suriye'yi bölme planı olan "Kürdistan" projesine tam destek verdi. Barzani'nin yayın organı Rudaw'a konuşan Çelik, Irak'ın üçe bölündüğünü ve Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkına sahip olduğunu söyledi, "Türkiye Irak Kürdistanı'nı her zaman destekleyecektir" dedi.

Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir alt planı olan Kürdistan projesine AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, skandal sözlerle destek verdi. 

AKP Genel Başkan Yardımcısı Çelik, Barzani'nin yayın organı Rudaw’a verdiği mülakatta Irak’ın pratikte üç bölgeye bölündüğünü belirtti. Kürt federal bölgesinin yanında sünni bir federal bölgenin de kurulabileceğini söyledi. 

"Irak Kürdistanı federal bir bölge ve bir Sünni federal bölge daha oluşabilir. Ancak Irak'ın toprak bütünlüğünü koruyabilecek bir hükümet Irak-Türkiye ilişkileri açısından önemli."

Çelik, Irak'taki bölgesel yönetimin mevcut koşullar altında bağımsızlık ilan etmesi durumunda AKP'nin buna destek olacağını beyan etti. Türkiye, Irak, İran ve Suriye'yi bölme planlarına açıktan destek oldu. 

"Iraklı Kürtler nerede yaşayacaklarına ve ne sıfat altında yaşamak istediklerine kendileri karar verebilirler. Türkler onlar adına karar vermez. Irak Kürdistanı halkı dostlarımızdır ve onlara her yönden yardımcı olduk. Yardımcı olmaya da devam edeceğiz ve asla rakipleri olmayacağız. Irak iç sorunlarını çözemez ve Irak'ın pratikteki bölünmesi resmi bir ayrılığa dönüşürse burada yaşayan insanların da diğer milletler gibi kendi kaderlerini tayin hakkı vardır. Türkiye Irak Kürdistanı'nı her zaman destekleyecektir."

Çelik ayrıca yakın gelecekte Türkiye ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasında beş sınır kapısının daha açılacağını söyledi. Irak merkezi hükümetinin bu gelişmeden hoşlanmadığına inandığını belirtti. ■ ulusalkanal.com.tr, (19.6.2014)

 

20.6.2014

UÖŞ: DEVLER BU ŞİRKET İÇİN YARIŞIYOR

 Alman Siemens ve Japon Mitsubishi, Fransız Alstom’un hisselerini satın almak için yeni öneri sundu.

ABD’li General Electric'in (GE) dün sunduğu teklifin ardından harekete geçen Alman ve Japon şirketleri, 1,2 milyar avro artış yaparak tekliflerini 14.6 milyar avroya yükseltti.

GE, dün yaptığı yeni teklifte, daha önce sunduğu 12,3 milyar avro tutarındaki teklifin mali açıdan üzerine çıkmamış ancak, yeni önerinin yaklaşık bin kişiye yeni istihdam sağlayacağı sözünü vermişti. Fransız hükümeti, ihaleye katılan şirketlerle yaptığı görüşmede istihdamın düşürülmemesi ve fabrikaların başka yere götürülmemesi konusunda güvence istiyor. Alstom grubu, pazartesi gününden önce son kararını kamuoyuna duyuracağını bildirdi. Cumhurbaşkanı François Hollande’ın gün içinde ihaleye katılan şirket yöneticileriyle son bir görüşme daha yapması bekleniyor.

TÜRKİYE’DEKİ HIZLI TRENLE İLGİLENMİŞTİ

Fransız Alstom, Türkiye'de hızlı tren ve nükleer projesi kapsamındaki türbinlerle ilgilenmişti. Enerji ve taşımacılık sektöründe faaliyet gösteren Fransız Alstom'un CEO'su Patrick Kron, hızlı tren ihalesinin yanı sıra, Türkiye'nin nükleer santral projesinin enerji üretimi ayağında türbinlerin tedariki ile ilgilendiklerini söylemişti. ■ Akşam, (20.6.2014)

 

ALTIN’DA BİR GECEDE ŞOK YÜKSELİŞ

Obama'nın Irak'a müdahale seçeneğini masaya getirmesi altında sıçrama yaşanmasına neden oldu.

Dün akşam ABD Başkanı Barack Obama'nın Irak'a hedefe odaklı olmak kaydıyla askeri müdahale seçeneğinin düşünülebileceğini söylemesi ile altın ve petrol fiyatlarının yükselişi hızlandı.

Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı 1322,12 dolara kadar tırmandı. 

Saat 10:00 itibariyle altının onsu 1311,18 dolardan işlem görüyor. 

Kapalıçarşı'da altının gramı 89,82 lira seviyesinden el değiştiriyor.

SEKTÖRÜ BİLE ŞAŞIRTTI

Geçtiğimiz haftalarda 83 lira seviyelerine kadar düşen gram altının fiyatının birkaç gün içinde 90 liraya çıkması, altın sektörü temsilcilerini de şaşırttı.

Adana Kuyumcular Odası Başkanı Oğuz Başman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, altındaki ani yükselişte Irak'ta yaşananların büyük katkısı olduğunu söyledi.

Uluslararası piyasalarda özellikle Amerika'nın Irak ile ilgili açıklamalarının ardından ani bir dalgalanma olduğunu dile getiren Başman, "Amerika'nın Irak'ta hava harekatı yapabileceği haberleri üzerine altın ve petrol fiyatlarında ani bir yükseliş yaşandı. Şu an petrol bölgelerinde büyük güvenlik zaafiyeti var. Bu da petrolün prim yapmasını sağlıyor. Petrol fiyatlarının yükselişi de altın fiyatlarına direkt yansıyor" diye konuştu.

Altın fiyatlarında yükselme beklediklerini ancak bu kadar kısa sürede böyle ani bir artışın kendilerini bile şaşırttığını ifade eden Başman, şunları kaydetti:

"Sadece Irak'ta yaşananlar değil iç piyasada da doların yükselmesi de altın fiyatlarının yükselmesini sağladı diyebiliriz. Şu an bütün piyasalarda Amerika'nın Irak'a müdahale korkusu var. Bu da altında tepki yükselmelerine neden oluyor. Biz de bu olaylardan sonra altının yükselmesini bekliyorduk. Ancak 1 günde altının gramının 3 lira birden yükselmesi bizi bile çok şaşırttı. Ancak bu ani yükselişin böyle devam etmeyeceğini tahmin ediyoruz. Birkaç gün içinde fiyatların normal seyrine döneceğine inanıyorum. Ama önümüzdeki günlerde başka gelişmeler olursa bunun altın fiyatlarına yansıyacağı kesin."

Tarih        Alış    Satış
2 Haziran 2014    84,01    84,55
6 Haziran 2014    83,35    84,01
9 Haziran 2014    83,84    84,39
12 Haziran 2014    85,54    86,30
16 Haziran 2014    87,17    87,83
18 Haziran 2014    87,12    87,88
20 Haziran 2014    89,42    90,08

ALTIN KAZANDIRDI

Uluslararası piyasalarda altının ons fiyatı Irak'ta yaşanan kaosun etkisi ile 1.322 dolara yükselirken, böylece son iki haftada yatırımcısına yaklaşık yüzde 5,5 kazandırdı. 

Irak'ta yaşanan kaosun jeopolitik riskleri artırması ve ABD başkanı Barack Obama'nın Irak'a, sayıları 300'e kadar olmak üzere ilave Amerikalı askeri danışman göndermeye ve Bağdat ile Kuzey Irak'ta ortak operasyon merkezleri oluşturmaya hazır olduklarını söylemesinin ardından petrol fiyatlarındaki yükselişe paralel altın fiyatlarında da ciddi bir yükseliş görüldü.

Altının ons fiyatı bugün 15 Nisan'dan beri gördüğü en yüksek seviye olan 1.322 doları görerek, Irak'ta gerilimin başladığı geçen hafta başından beri yatırımcısına yaklaşık yüzde 5,5 kazandırdı.

Analistler, altının ons fiyatında jeopolitik risklerin fiyatlandığını petrol fiyatlarındaki yükselişin devam etmesi durumunda altın fiyatında 1.325 ve 1.350 dolar seviyelerinin gündeme gelebileceğini, jeopolitik risklerin azalması veya petrol fiyatlarında bir gerileme görülmesi durumunda ise kazançların geri verilebileceğini kaydediyor. 

- "Altında uzun vadeli kalıcı bir alım yapıldığı söylenemez"

Garanti Bankası Altın ve Para Piyasaları Uzmanı Alper Kalyoncu konuya ilişkin değerlendirmesinde, altın fiyatlarındaki yükselişte petrol fiyatlarının hızlı yükselmesi ve Irak olayları etkili olduğunu belirterek, Irak'taki karışıklık sonucunda petrol fiyatlarında çok ciddi bir artış görüldüğünü söyledi. 

Altının ilk başta buna hızlı bir tepki vermediğine dikkati çeken Kalyoncu, "Ancak petrol fiyatlarındaki yükselişin kalıcı olacağı beklentisi oluşmaya başladıkça özellikle dünden sonra Irak'taki rafineri de tehdit altına girince olayların biraz daha karışık bir hal alması ve bu bölgede hemen hızlı bir çözüm olmayacak beklentisi altında bir miktar alım getirdi" dedi. 

Altında uzun vadeli kalıcı bir alım yapıldığının söylenemeyeceğini aktaran Kalyoncu, uzun vadeli kalıcı pozisyona giren yatırımcı profilinin şimdilik pek görülmediğini kaydetti. 

Bunun da hemen hızlı bir geri çekilmenin olabileceğini gösterdiğini belirten Kalyoncu, Irak'ta tansiyon biraz düşerse veya petrol fiyatında geri çekilme görülürse altında da hızlı bir gerilemenin mümkün olabileceğini, petrol fiyatlarındaki yükselişin devam etmesi durumunda ise altına olan talebin de artabileceğini söyledi. 

"Altında ciddi bir fiziki talep yok. Fiziki yatırımcılarında bu yükselen fiyatları satış fırsatı olarak değerlendirdiklerini görüyoruz. Petrol fiyatları yatay kalırsa ya da aşağı yönlü hareket görülürse altında da 1.300 doların altına hızlı bir geri çekilme görebiliriz."

- "Altın 1.300 - 1.320 dolar bandında tutunarak gelişmeleri fiyatlamaya çalışacaktır"

Noor Capital Market Uluslararası Piyasalar Uzmanı Ahmet Uluhan ise Fed'in varlık alımlarını sonlandırmasının ardından uzunca bir süre faiz artırımına gitmeme yönünde tavır ortaya koymasının piyasalar üzerindeki erken faiz artırım endişesini sonlandırırken, altında da tekrar yukarı yönlü atakların etkisini artırmasına neden olduğunu söyledi. 

Irak merkezli gelişmelerinde endişeleri artırması ile altının öncelikle kritik 1.280 dolar kademelerini aştığını ve yukarı yönlü atakların 1.300 dolar üzeri kademelere doğru genişlediğini kaydeden Uluhan, Irak krizinin belirsizliğini koruması, krizin boyutlarının özellikle enerji piyasaları üzerinde olumsuz etkilerini sürdürmesi ve gelişmelere yönelik ABD yönetiminin "light yaklaşımı"nın piyasalarda endişelerin ve buna paralel güvenilir liman olarak altında talebin artmasına neden olduğunu belirtti.

Altının ons fiyatında 1.320 dolar seviyelerinin görülmesinin ardından bir miktar düzeltme geldiğinin görüldüğünü ifade eden Uluhan, "Altın 1.300-1.320 dolar bandında tutunarak gelişmeleri fiyatlamaya çalışacaktır. Şimdilik çözüm sürecine dair ABD yönetiminin tutumu merakla takip edilmeye devam edilecektir. Krizin boyutlarının büyümesi durumunda altının 1.330 - 1.350 seviyelerine doğru yeni bir atağa kalkması muhtemel görünüyor" dedi. ■ Akşam, (20.6.2014)

 

GELİŞME: TÜRKİYE’DE YOKSULLUK ARTTI

OECD’nin üye ülkelerde 2011 yılının gelir dağılım durumunu ortaya koyan Gelir Dağılımı Veri Tabanı güncellemesi yayınlandı.

 Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) teşkilata üye ülkelerde göreli yoksulluğun 2007-2011 arasında genel olarak değişmediğini ancak özellikle Türkiye ve Macaristan’da yüzde 2 ve yüzde 4 arttığını bildirdi. Nüfusun yüzde 19.2’sinin göreli gelir yoksulluğu içinde bulunduğu Türkiye bu sonuca göre OECD’de üçüncü konumda yer alıyor. Türkiye’den daha kötü durumdaki İsrail’de nüfusun yüzde 20.9’u, Meksika’da nüfusun yüzde 21.4’ü göreli gelir yoksulluğuna sahip.
“Artan Eşitsizlik: Genç ve Yoksullar Geriye Düştü” başlıklı raporda Mayıs 2013’te yayınlanan 2010 rakamları güncellendi.

-YOKSULLUK ÜLKELER ARASINDA FARKLI- 

Göreli gelir yoksulluğu, geliri ülkedeki medyan ücretin, yani nüfus sıralandığında en ortadaki kişinin gelirinin yüzde 50’sinden azına sahip bireylerin oranı anlamına geliyor. Rapordaki bulgular şöyle:
“OECD ülkeleri arasında göreli gelir yoksulluğunda büyük fark var olmaya devam ediyor. İzlanda, Çek Cumhuriyeti ve Danimarka’da nüfusun yaklaşık yüzde 6’sı göreli gelir yoksulluğu içinde. İsrail’de nüfusun yüzde 20.9, Meksika’da yüzde 21.4’ü aynı durumda. OECD ortalaması ise yüzde 11.5.
-Hanehalkı reel harcanabilir gelir arka arkaya dördüncü yılda durgun vaziyette. OECD genelinde en yoksul yüzde 10’un geliri 2007-2011 arası yüzde 1.6 azaldı.
-Gelir eşitsizliği 2010’dan 2011’e özellikle İspanya’da yüzde 1.5 ve Yunanistan’da yüzde 3 olmak üzere önemli ölçüde arttı. Gelir eşitsizliği 2011’de Almanya, Lüksemburg ve Portekiz’de 2010’a göre yüzde 1’den fazla çoğaldı, Avustralya, Kanada, İrlanda, İsrail ve İsveç’te ise düştü.
-Vergi ve işsizlik yardımı gibi transferler harcanabilir gelir üzerinde olumsuz etkileri azaltmaya yardımcı oldu. Ancak zengin-yoksul uçurumu hala geniş. 2011’de OECD ülkelerindeki toplumların en zengin yüzde 10’u, en yoksul yüzde 10’unun gelirinin 9.6 katı fazla gelire sahip. 2007’de ise en zenginler en yoksullardan 9.3 kat fazla gelire sahip idi.
-Zengin-yoksul arasındaki en büyük uçurum, Meksika, Şili, Türkiye ve ABD’de. Zengin-yoksul ayrımının en az olduğu ülkeler Danimarka, Slovenya, Finlandiya ve Çek Cumhuriyeti.
-Kriz-öncesi yoksulluk eşiği reel rakamlarla sabit alındığında yoksulluk, 2007’den bu yana, düşük gelirli hanelerin krizden önceki 20 yıl boyunca elde ettikleri kazanımın büyük bölümünü silerek birçok ülkede arttı. 2005’te yaygın reel medyan gelirin yarısından daha az gelire sahip kişilerin payı ise örneğin Yunanistan’da yüzde 15, İrlanda ve İspanya’da yüzde 8 arttı.
-Veriler, daha önce saptanan gençler ve çocukların en fazla yoksulluk riskine maruz kesimler olarak yaşlılarla yer değiştirmekte olduğu eğilimini de doğruladı. 2011’de OECD bu verileri toplamaya başladığından bu yana ilk kez 66-75 yaşlarındakiler ortalama nüfustan yüzde 25 daha az yoksulluk riskiyle karşı karşıya bulunuyor ve bu tüm yaş grupları arasında en düşüğü.
- Göreli gelir yoksulluğu bir bütün olarak OECD bölgesinde krizin başlangıcı ve 2011 arasında büyük ölçüde değişmeden kaldı. Ancak 1 puandan fazla yükseldiği Yunanistan, Hollanda, Polonya, Slovak Cumhuriyeti, İspanya ve İsveç’in yanı sıra özellikle Türkiye ve Macaristan’da yüzde 2 ve 4 olmak üzere artarken, Şili, Finlandiya, Yeni Zelanda, Portekiz, İngiltere ve Estonya’da düştü. Diğer ülkelerde değişim yüzde 1’in altında kaldı.”

-OECD’DE GELİR DAĞILIMININ GENEL GÖRÜNÜMÜ- 

Raporda küresel krizden çıkılırken vergi ve transferler öncesi gelir ele alındığında OECD’de eşitsizliğin öncekinden daha fazla olduğu belirtildi. Vergi ve transferlerin, hanehalklarının harcanabilir gelir eşitsizliğinde göreli küçük değişiklikler yaparak büyük bölümünü tamponladığı bildirildi. Ancak birçok ülkede toparlanmadaki zayıflık karşısında en yoksul yüzde 10’un geliri azalmaya devam etti ya da en yüksek yüzde 10’un gelir artışından daha az arttı.
Ülkedeki medyan gelirin yarısından azına sahip olan nüfusun payı olan “göreli gelir yoksulluğu” 2007-2011 arası büyük ölçüde değişmeden kaldı. Ancak 2005 reel rakamlarıyla sabit tutulan yoksulluk eşiği söz konusu olduğunda yani “çıpalı yoksulluk” bu süre içinde OECD bölgesinde yüzde 2 arttı, en fazla Yunanistan ve İspanya’da etkili oldu. Önceki OECD raporlarında belgelenen uzun vadeli bir şablon kriz yıllarında yoğunlaştı: Daha büyük bir gelir yoksulluğu deneyimi yaşayan gençler bu konuda yaşlılarla yer değiştirmiş oldu. ■ Sözcü (20.6.2014)

 

21.6.2014 

GELIR DAĞILIMI, DÜNYA EKONOMISI: 1.2 MILYAR INSAN AÇ YATARKEN, DÜNYANIN ZENGINLERI %15 ARTTI

Dünya ekonomisi 2013'te yüzde 2,2 daralırken kriz dinlemeyen zenginlerin servetleri katlandı.

Dünya ekonomisi geçen yıl krizin etkisiyle küçülürken, bunu fırsata çeviren zenginlerin sayısı ise rekor oranda arttı. İsviçre’de Royal Bank Canada'nın raporuna göre, küresel ekonomi geçen yıl yüzde 2,2 oranında geriledi.

UÇURUM DERİNLEŞİYOR

Buna karşın dünya genelinde süper zenginlerin sayısı ise yüzde 15 oranında arttı ve 13 milyon 700’e ulaştı. Ekonomik krizle mücadele eden Avrupa’nın bazı ülkelerinde bile artış oranı yüzde 10’ları geçti. Amerika’da serveti 1 milyon doların üzerinde olanların sayısı yüzde 16.6’lık artışla 4 milyon sınırını geçti. Japonya’daki zenginlerin sayısı 2.3 milyonu bulurken Almanya’da ise sayı 1.1 milyon olarak kayıtlara geçti. Çin’deki zengin sayısı da 700 bin arttı. Artış oranı da yüzde 17.8’i buldu. Rapora göre, yoksulların sayısı da arttı. Nüfusu 7 milyarı aşan dünyada, 1.2 milyar kişi ise günlük 1 dolar 25 sentin altında bir gelire sahip... ■ Akşam, (21.6.2014)

YABANCI SERMAYE: TÜRK TELEKOM'UN TAHVİLİNİN YARISI ABD'YE GİTTİ

Türk Telekom'un 1 milyar dolarlık iki dilimli eurobond ihracında en yüksek payı yüzde 48 ile ABD'li yatırımcılar aldı

İSTANBUL - Türk Telekom'un geçen hafta ihraç ettiği 5 ve 10 yıl vadeli 500'er milyon dolar büyüklüğündeki iki eurobonda en yüksek payı ABD'li yatırımcılar aldı.

Türk Telekom tarafından yayımlanan bültende, şirketin borçlarını daha düşük maliyetle çevirmek için ihraç ettiği belirtilen tahvillerin yüzde 48'i ABD'li, yüzde 25'i Avrupalı,
yüzde 20'si ise İngiltereli yatırımcılar tarafından alındı. Ortadoğu ve Asyalı yatırımcılar ise tahvillerden yüzde 7 pay aldı.

Türk Telekom'un geçen hafta ihraç ettiği yüzde 3.75 kuponlu 5 yıl vadeli ve yüzde 4.875 kuponlu 10 yıl vadeli tahvile toplam 5.5 milyar dolar talep gelirken, tahviller Türkiye'nin benzer vadeli eurobondlarının 30 baz puan üzerinde fiyatlandı. (18.06.2014) ■ Dünya, (21.6.2014)

 

22.6.2014 

SANAYİ: TÜRKİYE’NİN YERLİ SANAYİSİNİ GELİŞTİRMEKTEN BAŞKA ROTASI YOK'

ATO Yönetim Kurulu Başkanı Bezci, "Türkiye’nin yerli sanayisini geliştirmek ve ileri teknoloji üretmekten başka rotası yok. Yola kamu alımlarında yerli katkı payını artırarak çıkmak zorundayız” dedi

Ankara Ticaret Odası (ATO), tarafından düzenlenen 1. Kamu Alımlarında Yerli Katkı ve Offset Paneli’nin sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgeye göre; “Telafi edici mukabil ticaret” anlamına gelen ve İngilizce bir terim olan “OFFSET” yerine, kamu alımlarında yerli katkı payı şartı “Sanayi İşbirliği Modeli” olarak adlandırılacak.

Paneli ve bildirgeyi değerlendiren ATO Yönetim Kurulu Başkanı Salih Bezci, ATO Kamu Alımlarında Yerli Katkı ve Offset Uygulamaları Özel İhtisas Komisyonu’nun Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek OFFSET’I uygulayan yerli sanayici kesimi adına konuyu masaya yatırdığını söyledi. Sanayi İşbirliği Modeli’nin Türkiye’nin istihdam kapasitesini artırma, cari açığını azaltma ve teknolojisini geliştirme açılarından büyük yararı olacağına dikkat çeken Bezci, “Türkiye’nin yerli sanayisini geliştirmek ve ileri teknoloji üretmekten başka rotası yok. Yola kamu alımlarında yerli katkı payını artırarak çıkmak zorundayız” diye konuştu. Bezci, sonuç bildirgesinin Türkiye’nin 2023 yılına ışık tutacağını belirterek, Paneli düzenleyen ATO Kamu Alımlarında Yerli Katkı ve Offset Uygulamaları Özel İhtisas Komisyonu Başkanı Musa Pireci’ye ve komisyon üyelerine teşekkür etti.

ATO Kamu Alımlarında Yerli Katkı ve Offset Uygulamaları Özel İhtisas Komisyonu tarafından 26 Mayıs’ta düzenlenen ve Savunma Sanayi Müsteşarı Prof. Dr. İsmail Demir başta olmak üzere kamu kurum ve kuruluşlarından, üniversitelerden ve sivil toplum örgütlerinden 350 katılımcının bulunduğu panel sonrasında bir sonuç bildirgesi yayınlandı. Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın başarıyla uyguladığı modelin, mili sanayinin gelişmesi için uygun bulunduğu belirtilen bildirgede, benzer uygulamanın sağlık, ulaştırma, enerji, bilgi teknolojileri ve haberleşme sektörlerinde de uygulanması ve yaygınlaştırılmasının sağlanması gerekliliğine vurgu yapıldı.

Sanayi işbirliği modeli uygulama müsteşarlığı kurulacak

Sanayi İşbirliği Modeli Uygulamasının başarılı olarak yürütülmesi için koordinasyonun tek elden sağlanması amacıyla Başbakanlığa bağlı bir müsteşarlığın kurulması istenen bildirgede, “Kurulacak olan müsteşarlığın önümüzdeki 10 yıllık sürede yapılacak ana kamu tedarik programlarının planlamasının yapılarak bu tedarikler için bir Sanayi İşbirliği Modeli master planının hazırlanarak sektörler arası koordinasyonun sağlanması. Sanayi İşbirliği Modeli ve yerli katkı için değerlendirilecek yerli imkanların envanterinin çıkarılarak yerli ve yabancı firmalara duyurulması uygun görülmüştür” denildi.

'Yerli katkı payı oranı yüzde 100 olarak hedeflenmeli'

Tüm sektörler için yerli katkı payı oranının yüzde 100 olarak hedeflenmesi ve en az yüzde 51 oranından başlaması gerektiği belirtilen bildirgede, yüzde 100 katkı payı hedefine ulaşmak için kümelenme başta olmak üzere yapılması gereken bir dizi eylem sıralandı.

'Hedef Türk markaları çıkarmak'

İstihdamın sağlanması ve dış ticaret açığının kapanması ile teknoloji transferi açısından önemli olan Sanayi İşbirliği Modeli’nin asıl hedefinin marka çıkarmak olması gerektiği ve bunun için de AR-GE ve ÜR-GE desteklerinin artırılması gerektiğine dikkat çekilen bildirgede, üniversitelerle işbirliği yapılması gerektiği de vurgulandı.

Türkiye’nin “Orta Gelir Tuzağı”na düşmemesi için yüksek katma değerli ürünlere geçmesi gerektiğine yer verilen bildirgede, kamu tedarik proramı Sanayi İşbirliği Modeli’nin bu amaç kapsamında değerlendirilmesi istendi. Bildirgede, “2023 yılına kadar enerji, bilgi teknolojileri, haberleşme, sağlık ve ulaştırma sektörlerinde yapılacak kamu alımlarında Sanayi İşbirliği Modeli uygulamalarının gerçekleştirilmesi uygun görülmüştür” denildi. ■ Dünya, (22.6.2014)

 

23.6.2014 

 

PETROL, YABANCI SERMAYE: EXXONMOBİL, TPAO İLE ORTAK OLMAK ÜZERE GELİYOR

ABD'li enerji şirketi ExxonMobil, Güneydoğu Anadolu ve Trakya Bölgeleri'nde arama yapmak için TPAO ile görüşüyor

Petrol İşleri Genel Müdürü Selami İncedalcı, kaya gazı ve petrolü aramaları için ABD, Avrupa ve Kanada'dan yatırımcı ilgisi bulunduğunu, ABD'li enerji şirketi ExxonMobil'in Güneydoğu Anadolu ve Trakya Bölgeleri'nde arama için TPAO ile görüştüğünü söyledi.

Reuters'ın sorularını yanıtlayan İncedalcı, Shell'in Türkiye'de kaya gazı çalışmalarına başladığını ve Türkiye ile ortaklığının bulunduğunu belirterek, "ExxonMobil, TPAO ile ortak olmak üzere geliyor. Biz yatırımcılarla görüşüyoruz; yatırım ortamını eskisine göre daha cazip görüyorlar" dedi.

"Avrupa'dan, ABD ve Kanada'dan da yatırımcı ilgisi var"

ExxonMobil'in önceden deniz aramalarıyla ilgilendiğini söyleyen İncedalcı, "Şimdi karada, Güneydoğu Anadolu ile Trakya Bölgeleri ile ilgili olduklarını söylüyorlar. TPAO ile görüşmeleri devam ediyor. Avrupa'dan, ABD ve Kanada'dan da yatırımcı ilgisi var. Önümüzdeki zaman içinde bizden randevu talep eden yatırımcılar oldu, onlarla da ekim ayında görüşeceğiz. Hem shale gaz hem shale petrolü, hidrokarbonlar için arama ve üretim hakkına sahip olacaklar" dedi.

Shell, halen Diyarbakır'da kaya gazı için çalışmalarını sürdürüyor.

Yeni petrol kanunu

Petrol Kanunu'nun çıkmasıyla birlikte yeni yatırımcıların gündeme geldiğinin altını çizen İncedalcı, "Yatırımcılar buna ilgi gösterdiler. Türkiye'de ne yapabilirler onlarla bu konuları görüştük" dedi.

Mevcut yatırımcıların kanuna uymayan ruhsatlarıyla ilgili olarak projesi olmayan ruhsatlarını hemen terk ettiklerini ve bu kapsamda 80 civarında ruhsatın feshedildiğini vurgulayan İncedalcı, şöyle devam etti:

"11 Haziran itibariyle mevcut yatırımcılarımızdan 100 başvuru aldık"

"Mevcut kanunda yeni yatırımcılara imkan vermek üzere bir düzenleme yaptık. Eğer yatırımcılar daha önce bizden aldıkları ruhsatlarla ilgili yükümlülük ve faaliyetlerini az çok yerine getirmişlerse bunlara yeniden ruhsat vererek Türkiye'de bizim yatırımcımız olarak yeniden yola devam etmelerini öngördük ama her bir ruhsata yeni bir proje gözüyle baktık. Orada ne yapılmış yerine getirilmeyen yatırımlar varsa çalışmalar varsa bunları ruhsatları üzerine koyup yola öyle devam edeceğimizi söyledik. 11 Haziran itibariyle mevcut yatırımcılarımızdan 100 başvuru aldık."

İncedalcı, yeni düzenleme kapsamında yatırımların yakın vadede en az iki-üç kat artacağını kaydederek, ruhsatlar kapsamında daha fazla arama yapılmasının yolunun açıldığını bildirdi.

Kaya gazı aramalarıyla ilgili süreç hakkında da bilgi veren İncedalcı, "Şu anda shale gaz potansiyeli olan yerlerin içinde sadece shale gaz değil shale petrolü potansiyelinin de yüksek olduğunu gördük. Testler esnasında bu petrolü de aldık gazı da aldık, şu anda onun uzun süreli bir testi var" dedi. ■ Dünya, (23.6.2014)

 

 

24.6.2014

YABANCI SERMAYE: KOÇ’TAN ABD’Lİ SALÇA DEVİNE BÜYÜK SATIŞ

GIDA alanından hızla çıkan Koç Holding, Cuma günü açıkladığı Maret'ten sonra şimdi de Tat Gıda'nın Harranova Besi ve Tarım Ürünleri’nde sahip olduğu yüzde 58.15 hissenin tamamını ABD’li salça devi Morningstar'a sattı.

Morningstar, ilk olarak 2008 yılında yüzde 10 pay ile Harranova Besi’ye ortak olmuştu. Son satış kararının ardından şirket çoğunluk hisseyi almış oldu.

Öte ytandan Tat Gıda ile birlikte diğer hissedarlar Koç Holding ve Koç Topluluğu şirketlerinin de Harranova’daki hisselerini Morningstar’a devredeceği duyuruldu. 
6.28 MİLYON LİRA FİYAT KAP’ta yer alan açıklamaya göre, Tat Gıda Harranova’da sahip olduğu yüzde 58.15 hissesinin tamamını devrederken, sözleşmeye taraf olan hissedarlardan Koç Holding yüzde 16.47, Koç Topluluğu şirketleri de yüzde 15.38 paylarını aynı koşullarda devredecek. Açıklamaya göre, satışa konu olan yüzde 90 hissenin baz fiyatı 6.28 milyon TL olarak belirlendi.

 ÇIKACAĞINI AÇIKLAMIŞTI Koç Holding, 2000 yılında Şanlıurfa'da kurduğu Harranova çiftliğinden çıkmaya yönelik kararını geçtiğimiz yıl almıştı Şirket önce çiftlikteki sığır besiciliğine yönelik birimlerini 2013 yılı başında Namet Gıda'ya satmış, ardından da 12 bin dekarlık alandaki domates ve salça üretim faaliyetlerini durdurduğunu açıklamıştı. Açıklamada hisselerle ilgili  stratejik opsiyonların değerlendirilmesi çalışmalarına başlanmasına karar verildiği kaydedilmişti.

Bu açıklamadan 8 ay sonra da şirketin Harranova'daki tüm hisselerini Harranova'ya devrettiği haberi geldi.

Öte yandan Koç Grubu geçtiğimiz hafta da, Maret markasını ve taşınmazları 75 milyon dolar artı KDV ile Namet Gıda’ya satma kararını açıklamıştı. ■ Hürriyet, (24.6.2014)

 

FED BOYUNDURUĞU

Küresel krizden bu yana dünya ekonomisinin bir likidite ve faiz boyunduruğu altında olduğunu düşünüyorum. Boyunduruğu vuran ABD Merkez Bankası (FED). Finansal piyasalarda karar ufk u FED’in uygulamalarına göre biçimleniyor. FED likidite musluğunu açınca herkesin keyfi yerine geliyor. Tersine yeltenince kıyamet kopuyor. 

Geldiğimiz aşamada FED boyunduruğunun bu iki yüzünü de net olarak ayırt edecek veri var elimizde. Küresel krizi takip eden ilk aşamada FED boyunduruğu bol para-düşük faiz çerçevesinde biçimlendi. FED, krizde kaybolan büyüme dinamiğini restore etmek amacıyla, bol para-yüksek likidite- ucuz para uygulamasına yöneldi. Bu aşamadaki parasal genişlemenin beklenen etkisi biraz gecikerek geldi. Belki biraz sınırlı da kaldı. Ama sonuçta işe yaradı. Ulusal ekonomilerde büyüme kıpırdadı. 

Bu süreçte FED’in ortalığa saçtığı ucuz para ABD sınırlarını aştı, şu ya da bu ölçüde, tüm ülkelere yayıldı. Bu imkanı kullanan ekonomilerde ek bir büyüme ivmesi gelişti. Ama özellikle bizim türümüzde ekonomilerde FED boyunduruğu sorunlar da yarattı. Bu ekonomilere akan bol ve ucuz para ulusal paraların aşırı değerlenmesine yol açtı, dış ticaret dengelerini bozdu. Ciddi boyutlu cari işlem açıkları oluştu. 

Öte yandan, bol ve ucuz para ulusal ekonomilerde kredi genişlemesini besledi, mali varlık fiyatlarını baskıladı, balonlaşma eğilimleri doğurdu. Hızla artan dış kaynak kullanımı borçlanmayı besledi, borç boyutunu kriz öncesi düzeylere yükseltti. 

Bu sorunlara rağmen bol ve ucuz para kullanımı devam etti. FED boyunduruğu daha da güçlendi. Ancak bu konjonktür sürdürülebilir bir süreç değildi. Genişleyen likiditenin ilk adımda kaynak ülkede (ABD) sorun yaratma olasılığı vardı. FED, ekonominin düşük dozlu da olsa bir büyüme rayına oturttuğunu tespit ettikten sonra, haklı olarak, direksiyonu ters yöne çevirme kararı aldı. FED boyunduruğunun ikinci aşamasının başlama noktası oldu bu. 

Dikkat ettiyseniz bu ikinci aşama birincisi kadar kararlı ve ısrarlı bir yol izlemiyor. Temelde, birinci aşmada izlenen yolun ters yöne çevrilmesi amaçlanıyor. FED’in devreye soktuğu ikinci aşamanın yönü bol para- düşük faiz kulvarının tersi olacak. FED likiditeyi daraltıp, faizi yükseltecek. Ama FED’in temkinli davrandığı, parasal sıkılaştırmayı kısa süreye sıkıştırılmış sert hamlelerle yürütmekten kaçındığı gözleniyor. 

Bu temkinli gidişin arkasında iki korku olduğunu düşünüyorum. Birincisi krizden yeni çıkmaya başlayan gelişmiş ülkelerde bu ivmenin kaybedilip, yeniden kriz koşullarına savrulma korkusu. Bu geçersiz bir korku değil. Gelişmiş ülkelerde son aylarda ortaya çıkan büyüme dinamikleri hala cılız ve kırılgan. Ani ve sert bir likidite sıkıştırmasının gelişmiş ülkelerde gözlenen bu cılız büyüme dinamiğini durdurup tersine çevirmesi olasılığı yüksek. Bu korku veriyor. 

Likidite daraltılmasının ve faiz oralarını yükselmesinin gelişmiş ülkelerde daha sert bir frene yol açma olasılığı da ikinci korku kanalını oluşturuyor. Krizin hemen arkasından gelişmekte olan ülkelerin hem büyüme rayına daha çabuk döndükleri hem de görece daha yüksek büyüme hızlarına çıktıkları biliniyor. Bu performansın söz konusu ülkeleri ayağa kaldırdığı gibi büyümekte zorlanan gelişmiş ülkelerde de ciddi bir talep çekişi etkisi yarattı. Ancak, bu dinamik gelişmekte olan ülkelerin kendi kaynaklarıyla sağladıkları bir performans değil. Bu ülkelerin birinci aşamada bol bulamaç kullandıkları ucuz ve bol dış kaynağın bu performansın arkasında yatan en önemli etkenlerden birisi olduğu biliniyor. Üstelik bu tür kaynak kullanma eğiliminin gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda bir tür yapısal bağımlılık haline geldiği de biliniyor. Bu koşullarda küresel likiditede gerçekleştirilecek sert bir daralmanın bu ülkeleri yeniden krize itmesi, gelişmiş ülkelerin de hala cılız ve kırılgan olan büyüme performansları üzerinde etkili olan pozitif çekiş etkisini kaybetmeleri olasılığı oldukça yüksek. Bu da korku veriyor. 

Bu iki korku nedeniyle FED’in işi yumuşak götürmesi küresel sistem açısından olumlu sayılabilir. Ancak sürecin yumuşatılması gelişmekte olan ülkelerin FED boyunduruğundan kurtulduğu anlamına gelmiyor. Dikkat ederseniz, şimdi de FED’in ne zaman ne yapacağı meselesi gelişmekte olan ülkeler açısından fevkalade önemli ve etkili hale gelmiş durumda. ABD Merkez Bankası Başkanının her konuşması gelişmekte olan ülkelerde beklentileri ve riskleri yeniden belirliyor. Bu da az buz bir boyunduruk değil diye düşünüyorum. ■ Taner  Berksoy, Dünya, (24.6.2014)

 

YABANCI SERMAYE: 16 MİLYAR DOLAR DOĞRUDAN YATIRIM BEKLENİYOR

YASED Başkan Vekili Akın Kozanoğlu'nun verdiği bilgilere göre; Türkiye'ye uluslararası doğrudan yatırım girişi bu yıl 16 milyar dolara ulaşabilir. Enerji, finans, sağlık, gayrimenkul ise öne çıkan sektörler...

 Uluslararası Yatırımcılar Derneği (YASED) Başkan Vekili Akın Kozanoğlu, Türkiye'ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım (FDI) girişinin 2014'te 16 milyar dolara ulaşabileceğini; sektörel bazda ise enerji, finans, sağlık ve gayrimenkulün öne çıkmasını beklediklerini söyledi.

Kozanoğlu, YASED'in Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü'nün (UNCTAD) "2014 Dünya Yatırım Raporunu" açıkladığı, ancak raporun içeriğinin saat 2000'ye kadar ambargolu olduğu tanıtım toplantısında Türkiye'ye yönelik yaptığı değerlendirmede şöyle konuştu: "İlk dört ayda Türkiye'ye uluslararası doğrudan yatırım girişi bir önceki yıl aynı döneme göre yüzde 46 artışla 5.1 milyar dolar olarak gerçekleşti. İlk dört aydaki girişler ve Türkiye'nin küresel doğrudan yatırım girişlerinden aldığı yüzde 1'lik payı koruyacağı varsayımı altında 2014'te Türkiye'ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım girişi 16 milyar dolara ulaşabilir."

Kozanoğlu, Irak başta olmak üzere, jeopolitik risklerin yatırım girişlerinde olumsuz etki yaratıp yaratmayacağı ile ilgili soru üzerine ise, "Bölgede hareketlilik sürüyor. Ama bu bölgede bugüne kadar da hep riskler vardı. Bu riskler olmasa zaten Türkiye yıllık 40 milyar dolar uluslararası doğrudan yatırım çekebilirdi. Dolayısıyla önemli ölçüde etkileyeceğini düşünmüyorum" diye konuştu.

Kozanoğlu, mevcut trend doğrultusunda 2014'te FDI girişinde sıfırdan yatırımların birleşme ve satın almalara göre daha fazla olmasını beklediklerini söyledi.

Kozanoğlu Türkiye'ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım girişlerinde enerji, finans, sağlık ve gayrimenkul sektörlerinin öne çıkmasını beklediklerini belirtti. ■ Dünya, (24.6.2014)

Copyright © Prof. Dr. Cihan Dura